ÂŞK’IN BİLİNMEYENLERİ

Muhabbetten Aşka

Cüneyd Bağdadî kaddese’llâhü ruhâhû ye (hyt. 297/909)

“Aşk nedir”, diye sorulduğunda şöyle dedi:

“Aşkın ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bir çocuğa âşık olan kör bir adam görmüştüm. Kendisine bağlanmayan çocuğa şöyle seslenmişti:

“Sevgilim benden ne istiyorsun?” Çocuk,

“ruhunu”, diye karşılık verince, derhal ruhdan ayrıldı, canını fedâ etti” [1]

 

Aşk

İnsanın içini ve ciğerini yakan bir ateştir. Aklı şaşkın kılar, yandırır, gözü kör eder. İşitme duygusunu giderir. Büyük korkuları insana küçük gösterir. İnsanın boğazını sıkar, nefesten başka bir şey oradan geçmez, ölecek gibi olur. Bütün himmeti maşuk ve sevgili üzerine toplar, sevgilisini kıskandığı için onun hakkında kötü zan besler, bu hal daha da artar, düzeni bozar, şaşkınlığı getirir, sonuçta unutkan olur ye ölümü hoş görür.

Vuslat

Aşk ateşini söndürür, sevgilinin sövme, dövme ve azarlaması bunları azaltır. Başkaları ona ulaşmasın, diye âşık, keşke sevgilim olmasa, diye arzu eder.

انْتَ  رَبِّى  لاَ رَبَّ  لِى سِوَاكَ

“Sen benim Rabbimsin. Senden başka Rabbim yok” diyebilecek bir noktaya ulaştırır. Bir mahlûk hakkında bile bu ifade küfürdür.[2] Fakat hâl ve zaruretin neticesinde istek dışında söylenmiştir, ihtiyarî ve iradî değildir. Bunu söyleyen âşık değil, aşk ateşidir.

Aşk ateşinin terbiyesi ve gelişmesi sevgiliden gelir. Âşık sadece lisan-ı hâl ile şunu der:

“Sen benim din ve dünyamın helakisin. Benim küfrüm, imanım arzum ve rağbetimin gayesisin. Ve sen bensin”.

Hallaç diyor ki:

عجبتُ منك و منـّـي        يا مُنـْيـَةَ المُتـَمَنّـِي

 أدنيتـَني منك حتـّـى      ظننتُ أنـّك أنـّــي

 “Sana şaşıyorum beni benden (alıp) sende fanî kıldın.

Beni kendine o derece yaklaştırdın ki seni ben zannettim” [3]

Bazen âşık aşkta fâni olur. O zaman âşık aşk hâline gelir. Sonra aşk maşukta fanî olur.

 

Hatıra

Mısır’da, Nil nehrinin sahil köylerinden olan bir cariyeye âşık olmuştum. Günlerce yemek ve içmekten kesildim. Aşk ateşim o derece yükselmişti ki nefesim bile ateş kesilmişti. Bu ateşi teneffüs ettikçe sanki gökyüzünden de üzerime bir ateş daha üflüyorlardı. Bu iki ateş önümde karşılaşıyordu, önüme gökyüzünden geleni tanıyamadım. Fakat semâdaki şahidim olduğunu zannediyorum. Orada olan kimdir, nerede karşılaşıyorlar, bilmiyordum. Sonuçta anladım ki, o benim semâdaki şâhidimdir.

Aşk ve Muhabbettin Sonu

Muhabbetin sonu aşkın başlangıcıdır. Muhabbet kalp için, aşk ise ruh içindir. Sır, sevgilileri bir yere toplar. Himmet ise cem’ (birleşmenin) eseridir. Şu şekilde bir soru sorulur:

Bu işin sonu nedir?

Bu işin sonu baş tarafa dönmektir. Ve bu işin başlangıcı cinsin kendi cinsini istek ve arzu etmesidir. Bu ise o cinsten (O’ndan) bir nur ve lutufdur. Bu da şehvetle temenni, yürekle (fuad) irâde, kalble (gönüle) sevgi, ruhla aşk, sırla vuslat, himmetle tasarruf, sıfatla saflık, zatla fenâ ve onunla bekâ, hâlini meydana getirmesidir.

Hikâye

Bir defasında Mağrib’de iken birine âşık olmuştum. Himmetimi (ve manevî gücümü) onun üzerine musallat kıldım. Himmetim onu aldı, bağladı ve benim dışımdaki her şeyden menetti. Fakat başka râkibleri bulunduğu için sustu, açık açık konuşamadı. Bununla beraber lisan-ı hâl ile benimle konuşmaya başladı. Konuştuğumu anlıyordu. Aynı şekilde ben de onunla konuşuyor ve o bunu anlıyordu. Bu iş, ben o, o ise ben oluncaya kadar devam etti. Bu durumda aşk ruhun mutlak saflığına düşmüş oldu.

Onun ruhu, bir seher vakti bana geldi, yüzü toprağa sürmekte idi

“Ey şeyh el-amân, el-amân! Beni öldürdün, yetiş!” diyordu. Ne istiyorsun, dedim.

“Gelip ayağını öpmek için beni çağırmanı istiyorum” dedi. İzin verdim. İstediğini yaptı. Sonra yüzünü kaldırdı gönlümden tatmin olup rahatlayıncaya kadar kendisini öptüm!

 

Kaynak: NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ, Fevâihu’l Cemal Ve Fevâtihu’l Celâl, hzl: ihramcızade

 

[1] Sülemî, Kitabu’l-fütüvve, Ayasofya, nu. 2049, 83b (Bu risale Süleyman Ateş tarafından tercüme edilerek metniyle beraber basılmıştır. Sönmez Yayınları, Ank. 1977)

 

[2] Allah Teâlâ’yı kendine has kılması

[3] Süleymaniye Ktp. Şehit Ali Paşa Kit. nu. 1395, 117a; Divanu’l-Hallaç, Nşr. L. Massignon, Journal asiatigue, 1931.

وغبتُ في الوجد حتـّى                  أفنيتنـَي بك عنـّــي

 يا نعمتي في حياتــي                    و راحتي بعد دفنـــي

 ما لي بغيرك أُنــسٌ                     من حيث خوفي وأمنـي

 يا من رياض معانيـهْ                   قد حّويْـت كل فنـّـي

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s