BEDENİ SOĞUK İNSANLARIN ARKA PLANI

Cumûd

Nefs ateşi, şeytanlık ateşi, açlık ve susuzluk köpeği ateşi, şehvet ateşi ve bütün bunların kapsamına giren çirkin huylar türünden olan kötü ateşleri söndürdükten sonra meydana gelir.

Durum böyle olunca, biri semâya çıkan, diğeri oradan inen iki soğukla, dâhil ve bâtın serinler, harareti gider. O zaman Seyyâr, soğukta donuk bir hale gelir. Bu af soğukluğu ve serinliğidir. Neşe, sevinç, hafiflik ve rahatlık içinde ve kötü olmayan, iyi olan bir şekilde Seyyâr donar. Bu donukluğa elbiselerin çokluğu veya evin sıcaklığı fayda vermez. Hatta ateşe de girse durum değişmez. O zaman, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin şu duasının hakikati ortaya çıkar:

“Rabbim beni soğuk ve kar suyu ile yıka”.[1]

 

Humûd

Bahsedilen bu ateşin sönmesidir.

Humûd ve cumûd birbirini izleyen iki hâldir.

Ateş söndükçe yerleri, üzeri küllenir. Bir yer, bir şeyle onun zıddından hali olmaz. Bu iki hâl edebî olarak soğuk ve sıcağın zarar vermediği bir hâle ulaşıncaya kadar Seyyârla beraber bulunurlar. Seyyâr, cumûd ve humûddan, cumûd ve humûdun bulunmadığı yani ne sıcak ne de soğuk olan bir hale yükselir. Bu ise bir takım erkân ve unsurlardan sıyrılıp katıksız safâ ya ulaşıldığı zaman meydana gelir.

Bu ateşler bütünlerin parçalarıdır, tamamen yok olmazlar, tersine bütünlerle birleşirler. Bu bütünler, kendileriyle mücrim ve günahkârlara azab edilecek olan ateşlerdir. O mücrimler suç işlemiş ve böylece ateşin gövdesini büyütmüşlerdi. Burada “büyük ve küçüğün sırrı” ortaya çıkıyor. Çünkü büyük ateş küçük ateş gibi değildir. Bunun için namaz aydınlığı ve neşesi bu ateşin tamamını değilse bile bir kısmını söndürür öbürlerine kâfi gelmez. Onların sönmesi için kısas, had, keffaret ve hepsine tevbe etme soğutucularına ihtiyaç vardır.  

Tevbe pişmanlıktır. Tevbe bir zabıttır.

Yakıtı, taş kesilen kalpler ve insanlardan meydana gelen ateş tutuşturulunca, kalbin sahibi Rabbını unutur ve böylece ateş yiyeceğini ve yakıtını temin eder. [2]

Ateş doyunca heyecanı sükûnet bulur, o zaman günahkâr olan durumunu hatırlar, bâtıldan yüz çevirip Hakk’a yönelmeye gayret eder. Pişmandır artık. Rabb’ına pişmanlığını şu şekilde arz eder:

“Seninle çok yaptığım iş ne fenâ, hâlbuki eskiden ve yeniden seninle ne güzel anlaşma yapmıştım. (Elest bezini) [3]

Beni affet, benim için merhametli ve şefkatli ol Rabbim.. Arzum ve ümidim budur”.

Bu soğukluk da bir cüzdür, onun da yok olmayan bir tümü vardır. Ancak bu da tüme katılır. O tüm Cehennemdeki Zemherîr (soğuk yer) dir.

Seyyâr maddî erkân ve unsurların yük ve ağırlığından kurtulunca dört melek onu Kudret ve Rubûbiyetin huzuruna çıkarırlar. Bu unsurların terbiyesi de bu rubûbiyetle ilgilidir. Yükseltmede tutulan bu yol dar bir daire şeklindedir. Vücudun burçları ve tabiatın kuyuları bunlardır, nasıl ifade edersen edebilirsin.

Seyyâr bundan sonra Arşın veya kalbin saf oluşunu temaşa ederek sürekli olarak huzur ve gaybet hâlinde bulunur. Bu saflıktan dolayı âlem-i şehâdette (dünyada) nereye bakarsa baksın, o şey kalb meydanına nakşolunur ve o şekli göz kapakları ister açık olsun ister kapalı bir müddet, önünde müşahede eder. Sonra yok olur. Böylece halvetin faydası da gerçekleşmiş oldu. Çünkü halvet ile Seyyâr’ın akla baliğ olduğu, dünya ve dünyada bulunan şeylerle ülfet ettiği zamandan beri kalp aynasına nakşedilmiş olan şeyler, halvet vasıtasıyla cilalanmış olmaktadır. Bu şekiller üstüste olan ve bir terkib meydana getiren karanlıklardır ki kalbin pası da bunlardan hâsıl olan “gaflet” dediğimiz şey de budur.

Halvet, zikir, oruç, temizlik, susma, hatırları kovma ve yok etme, rabıta ve arzulan tevhid etmekle kalbin aynası bu pastan temizlenip parlatılır.

Zikir ateştir, törpüdür ve çekiçtir.

Halvet, demirci ocağıdır.

Oruç ise iç ve dış temizlik, cilalama âletidir.

Susma ve hatırları kovma ve yok etme ise Seyyâra gelen karanlık vâridleri yok etmektir.

Rabıta talebedir, istekleri tevhîd etmek de öğretmendir.

Kaynak: NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ, Fevâihu’l Cemal Ve Fevâtihu’l Celâl, hzl: ihramcızade

 

 

İsmail Hakkı Bursevî, hzl: Ali Namlı- İmdat Yavaş, Kitab-ı Netice, cilt:II, sh: 436

İsmail Hakkı Bursevî, hzl: Ali Namlı- İmdat Yavaş, Kitab-ı Netice, cilt:II, sh: 436

 


[1] Buhârı, Ezan, B. 89; Daavat, 39, 44, 46; Müslim, Salat, 204; Mesacid, 147; Zikir, 48.

[2] Tahrim, 6

[3] Araf, 172

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s