İSM-İ ÂZAM BİLGİLERİ

İyi bil ki! Seyyârlardan herbirine ism-i âzamlardan bir tane verilmiştir.

İsm-i âzam kalplerden fışkırır.

İsm-i âzam, âyetlerin bütününün bir araya gelmesiyle hâsıl olur.

Âlem-i gayb ve âlem-i şahadetteki bütün âyetler ism-i âzamın harflerinden biridir. Bu alâmet, âyet ve delillerin ortaya çıkış nispetine göre ism-i âzam da artar ve çoğalır. Marifetin ve ism-i âzamın azalması eşit ve dengelidir. İşin sonu ise marifet ve muhabbettir.

Muhabbet marifetin meyvesidir. Çünkü bilmeyen sevemez. O’nun (Allah Teâlâ’nın) bize olan muhabbeti bizim O’na olan muhabbetimizden daha öncedir. Kişi sevdiği şeyi sık sık zikreder ve anar. Allah Sübhanehü ve Teâlâ buyurdu ki;

Beni sevdiğini iddia ettiği halde hava karardığında yatıp uyuyan yalan demiş, demektir. Çünkü sevenin alâmeti ilim olarak değil de hâl olarak O’ndan başka bir şey görmemesidir”[1]

 

Kerametler

Rivâyet edilir ki Semnun Muhib (?)[2], muhabbetten bahsettiği zaman Şunuziyye Camimin kandilleri sağa sola gidip gelmeye başlarlardı.[3]  O’na,

“Muhabbetten söz et”, dendiğinde şunu demişti:

“Yeryüzünde bu konuda (dinlemeye) yetkili bir şahıs olabileceğini düşünemiyorum”. O anda önüne bir kuş geldi. Semnun:

“Şimdi oldu, muhabbet buna anlatılabilir”, dedi. Muhabbetten bahsetmeye başladı. Kuş gagasını yere vurmaya başladı. Sonuçta gagasından kan aktı ve öldü.

Cezbeli gibi bağıranların sırrı

Kalplerin ism-i âzamla bitişmesinden çıkan bu sayha ve figânlar, istek ve irâde şaibesinden saf ve uzak olursa saf ve halis olur. Eğer istek ve irâde ile çıkarsa, bu sayhalar ihlâs sarayına asla giremez.

İkisi arasındaki farka gelince, irâde ve isteğimizin dışında meydana gelen ses ve sayha, haberin yokken çarpışan ve ne zaman başladığım da bilmediğin iki taşın birbirine çarpmasından meydana gelen ses gibidir. Seyyâr tesbih ettiği zaman başladığını bilmediğin ve tatmadığın, kulaklara korku salacak derecede veya tesbih ettiği zaman, şiddetli ses çıkaran gök gürlemesine benzer, öyle ki, kulaklara zarar vermesinden korkulur. Hâlbuki sen başlangıçta bunu bulmuş ve tatmış olmazsın, başlamasını bilmezsin.

Fakat insanın kendi istek ve irâdesi ile çıkardığı sese gelince, bunun için başlangıçta bir ülfet ve ilk zamanda bir niyeti vardır. Bunlar irâdesi ile hareket edenle zarurî hareket edene benzer. Aradaki farkı kesin bir biçimde idrâk edersin.

Bu iki sayhadan birincisi temizdir, oluşun ve yaratılan âlemin dışındadır. İkincisi ise riyâ ve şöhret pisliği ile kirlenmiştir.

Şüphesiz kalpler ve ruhlar birincisini kabul eder, nefis ona boyun eğer. İstekle olan ikincisini ise kalp ve ruhlar benimsemez. Bunu irâdenin galibiyeti sebebiyle nefisler onu kabul eder.

Birinci tabiî seslerin üstünde hayret verici bir sayha neticesini meydana getirir.

İkincisi tabiatta benzeri bulunan seslerdir. Fakat bu sesler harikulade ve olağanüstü bir şekilde çıkmazlar.

Temiz dediğimiz birinci şekil sayha, şeyhin irâdesinde kendi irâdesini yok ettiği zaman Seyyâra ikram edilir.

Cüneyd Bağdadî kaddese’llâhü ruhâhû ye dervişlerin sayhalarından soruldu. Şu şekilde cevap verdi:

“O İsm-i âzam’dır. Onu kim inkâr eder veya kötü görürse kıyamet günündeki sayhanın lezzetini bulamaz”.

Bir başka alâmeti kendisine İsm-i âzam’ın verilmiş olmasıdır.

Velilerden her birine Allah Teâlâ’nın isimlerinden bir İsm-i azîm (büyük isim) verilir. Veli de onunla O’na dua eder. Allah Teâlâ da kulunun duasına icabet eder. [4]

 

İsm-i Â’zam Örnekleri

Bağdat Şunuziyye mescidinde halvette iken üzerinde   افتحبحنين“iftehbihanîn” kelimesinin yazılı olduğu bir kâğıt gördüm. Hemen bu kelimeyi bir kâğıda yazarak tekkenin hizmetçisine götürdüm ve “Bu Allah’ın en büyük ismi”, dedim. Başını önüne eğdi ve içinden bir şeyler fısıldamaya başladı.

Bir müddet sonra evinin kapısını bir adam çaldı, izin verdik, girdi. Adamın nereden geldiğini anlayamadık. Yanımıza bir kâğıt bıraktı ve gitti. Elimizle yokladığımızda bir de ne görelim, on dinar. Hizmetçi düştü bayıldı. Bir saat sonra hayrette ve şaşkın bir şekilde ayıldı

“Ne oldu sana”, dedim.

“Az önce bu Allah’ın en büyük ismidir dediğin zaman şüphe etmiştim. Ve kendi kendime şunu demiştim: Ya Rabbi gerçekten bu İsm-i âzam’sa şu anda bana on dinar gönder, dervişlere dağıtayım”.

Tekke hizmetçisi bir müddet sonra bana şu şekilde bir şey daha anlatmıştı:

Uykudaki olan kişinin gördüğü gibi şahıslar görmüşüm. Onların melekler olduklarını zannetmişim.

“Biz filan kimseye İsm-i âzam’ı verdik”, demişler ve benim ismimi vermişler. Hizmetçi daha sonra şunu dedi:

“Seni kıskanarak onlara şöyle dedim: İyi ama onu bana değil ona verdiniz”. Şu şekilde karşılık verdiler:

“O pek çok müşahede ve riyazet yapmaktadır. Sen ise böyle bir şey yapmadın. Sen de Allah Teâlâ için mücâhede yoluna girersen ona verdiğimizi sana da veririz”.

Veliye İsm-i âzam verildiği gibi gayb âlemindeki isim ve künyesi ile melek, cin gibi ruhani varlıkların isimleri de tarif edilir.

**

“İftehbihanîn”, “Yunak”, “Kantarûn”, “İsteftîyn” kelimelerinin anlaşılan bir takım manalar vardır. Ancak bunu zevk hâl ile işiten kimse bilir. Meselâ;

“îftahbihanîn” “Yunak” hilede lutf ve latife yapan,

“Kantarûn”, vâridlerin kabulüne düşkünlük gösteren,

“İsteftîyn” Zamanın Aişe’si anlamına gelmektedir.

Şu şekilde bir soru sorulsa:

“Diyorsun ki, افتحبحنين îftehbihanîn îsm-i âzam’dır. Peki, o zaman iftahbihanîn’in anlamına nasıl gelebiliyor? İsm-i âzam’ın manası olması nasıl sahih olur?

Biz deriz ki:

“Bunu biz zevk ve tatma yoluyla öğrendik. “Allah”ı zikir, kalbe vâki olana kadar Allah Teâlâ’yı zikrettik ve sustuğumuz zaman kalbten hıçkırık sesine benzer bir ses duyduk. Sonra azamet ve kibriya vâridleri, kalbin celâli ve cemali tecellilere mazhar olması, zahir ve bâtın âyetlerin ona zuhur etmesi, sebebiyle kalp kuvvetlenince bu hal arttı.

Hakikat denizinden şarap içince sarhoş hâline girilir. Bu sarhoşluk büyüklük ve yücelikler için duyduğu susuzluğu ifade eder.

Uçuş kudretinin ve himmetinin yüce olması, sebebi, o azamet ve celâli hatırladıkça, ona ulaşmak için, ondan bir حنين “hanîn”, (özlem ifadesi, inilti) sudur eder. Bu, dişi deve ve kısrağın (yavrusuna karşı duyduğu özlemin ifadesi olan iniltiye ve) hanine benzer. افتح بحنين “İftah bi-hanîn” (inilti ve özlem ile aç) ifadesinin manası budur.

Bundan açıkça şu anlaşılır:

Her şeyin İsm-i âzam’ı onun yakîni celâl sıfatlarının menzillerini ve cemâl sıfatlarının mazharlarını tanıması miktarınca olacak demektir.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme

“İsa aleyhisselâm su üzerinde yürüyordu”, denilince şu şekilde buyurdu:

“Yakîni çok olsaydı (su üzerinde değil) havada yürürdü”.

 

Meşhed

[5]

Seyyâr’a kuyuda iken ilk gelen nurlar, başının üstünden gelen tecelli makamındaki “izzet nurları”dır. Kendisine vârid olan bu nurların verdiği dehşet ve korku sebebiyle, sarsılır, izdırap duyar ve kabz haline geçer. İster istemez secdeye kapanır. Sonra kuyudan yukarı doğru çıkarılır. Zira karanlık olan şeyler, temizlenip nurlanmadıkça ve nur cinsinden bir şey olmadıkça, nuranî olana ulaşamazlar. Ancak bundan sonra ona vâsıl olurlar.

Genellikle meleklerin gelişi insanın arkasından, bazen da üstündendir. Melekler topluluğundan ibaret olan “sekînet”te böyledir.[6] Sekînet kalbe iner. O zaman kalpte bir rahatlık ve tatmin olma halini bulursun. O anda varlığından alınır söz ve hareket serbestliği sona erer, düşüncelerin Hakk’tan başka herhangi bir cihete yönelebilmesi artık mümkün değildir.

Bunda Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin seninle beraber olduğunun alâmeti ise gayr-ı ihtiyarî olarak dilinle O’na olan salât ve selâmın devam etmendir.

 

 

 

Kaynak: NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ, Fevâihu’l Cemal Ve Fevâtihu’l Celâl, hzl: ihramcızade

 

 


[1] Kuşeyrî, Risale, s. 176 (Mısır 1346)

[2] Kuşeyrî, a.g.e, s. 146;  Hucvirî,   Keşfu’l-mahcub, s. 173  (Leningrat 1926); Attor, a.g.e. II, 83.

[3]Kelâbâzî, et-Ta’arruf, s. 125 (Mısır 1933); Kuşeyrî, a.g.e. s. 146; Attar, a.g.e. II, 83

 

[4] Bir şahıs Bayezid Bistamî’ye gelerek O’na İsm-i âzam’ın ne olduğunu sordu. Bistamî:

“Bana bir ism-i âsğar (en küçük isim) göster ben de sana İsm-i âzam’ı göstereyim” dedi. Adam bu söz karşısında şaşakaldı. Ve

Evet, O’nun bütün isimleri büyüktür”, dedi.

 

[5] Meşhed: Sahne; görünüm, görünüş, görüntü, görüş, bakış

[6] Bakara, 248; Tevbe, 26

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s