TEVHİD MERTEBELERİ

Nefis ve İsmet

Nefis, ölmeyen bir yılandır. “Ef’â” denilen zehirli yılan buna güzel bir misâldir. Bu yılan kesilse, başı ezilse, yumuşak bir şekilde dövülse, sonra derisi bedeninden soyulsa, eti pişirilse, yense ve bu derisinin üzerinde birkaç yıl geçtikten sonra güneşin altına konsa hemen hareket etmeye başlar. Nefis de tıpkı bunun gibidir.

Bu nedenle ölmüş görünen nefse hevâ, şehvet ve şeytanlık ateşi vurduğunda hemen canlanıp, harekete geçer. Sonra nefis vücudun organlarına zulm etmeye devam eder, organlardaki gücünü ve gıdasını geri alır ve Sonuçta ayağa kalkar.

Bu takdirde bu işin kökünden tedavisi ancak sureti ve şekli değiştirmekle olur. Bu da şu sözümüzün sırrıdır: “Gücünün yetmemesi ismettendir”.

İsmet, [1] nebilerin ve meleklerin ismeti gibi bazen vasıtasız olur.

Bazen silsilede olduğu gibi biri kişinin vasıtasıyla olur.

Uyanık ve dikkatli Seyyar, bu silsileyi (ön olayların sebebini) görür. Cahil, gafil ve şaşkın kişi bu silsileyi unutur.

Birincisi sadece Rabb’ını, ikincisi ise sadece nefsini görür.

Seyyâr önceleri sebebi, daha sonra ise müsebbibi müşahede eder. Zamanla sebep ile müsebbibi aynı anda müşahede edecek biçimde onlarla ilişki ve ülfet kurar. Daha sonra ise fani olanı bırakır bakî olanı tercih eder ve artık sadece müsebbibi görür. Bazı şeyhlerin şu sözlerinin anlamı da budur.

Her şeyden sonra Allah Teâlâ’yı gördüm,

Sonra Allah Teâlâ’yı her şeyle beraber gördüm.

Daha sonra ise her şeyden önce Allah Teâlâ’yı gördüm. [2]

Bu, Allah Teâlâ’nın tevhidinde fâni ve zikrinde istiğrak hâlinde bulunduğu için böyle olmuştur.

Bu şuna benzer:

Bir kimse güzel bir şahsı görür. Ona ilk bakışta yüzünü, boynunu ve yüzde bulunan göz, burun, yanak ve ağız gibi yerleri birer birer görür, Onu zamanla beğenir ve hoşlanır. Bu beğenme, güzel vasıflara sahip olan zata karşı kalbin içinde bir sevgi meydana getirir. Bu suretle bütün vasıflar dolaşılır. Tüm vasıflar dolaşılıp beğenme işi tamamlandıktan sonra, ona karşı olan aşkını kemâle erdirir. Seyredilen zat seyredenin kalbinde yerleşir, bir müddet onu bu şekilde müşahede ederek bu hal üzere kalır, bu vasıfların sahibini huzur ve tezekkür ile seyreder.

Sonuçta vasıfların tezekkür ve mütalaa edilmesi fânî olur ve mezkûrun zikri bakî kalır. Seyyâr da böyledir, âyetlerin tezekkürü ondan fânî olur, âyetlerin yaratıcısının tezekkürü bakî kalır.

Kaynak: NECMEDDÎN-İ KÜBRÂ, Fevâihu’l Cemal Ve Fevâtihu’l Celâl, hzl: ihramcızade

 


[1] İsmet: Günah işlememe, masum ve mahfuz olmak

[2] Sofilerde bu sözler şu tertip üzeredir.

(Bahsedilen makamların lisanlarda söylenişi şu şekildedir.)

Cem lisanında;

مارئيت شيأ الا  ورئيت الله قبله

“Bir şey görmedim, ancak önce Allah Teâlâ’yı gördüm”. (Her zaman önce Allah Teâlâ’yı gördüm, kesreti görmedim)

Hazertü’l cem lisanında;

مارئيت شيأ الا  ورئيت الله بعده

“Bir şey görmedim, ancak sonra Allah Teâlâ’yı gördüm”. (Allah Teâlâ’dan önce kesreti gördüm.)

 Cem’ül cem lisanında;

مارئيت شيأ الا  ورئيت الله معه

“Bir şey görmedim ancak her şeyi Allah Teâlâ’yı beraber gördüm”. (Allah Teâlâ ile kesreti beraber gördüm.)

Ehâdiyetü’l cem lisanı;

 مارئيت شيأ الا  ورئيته ان الله

“Bir şey görmedim ancak ne gördümse muhakkak Allah Teâlâ (olarak) gördüm”. (Burhânus’sâlikîn- Seyyid Muhammed Nûr’ül-Arabî , hzl. İhramcızâde İsmail Hakkı)

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s