ÇIKIŞ VE BİTİŞ BİR TAŞLA BAŞLAR MI?

İman, altmış küsur şubedir. Bu şubelerden birisi insanlara sıkıntı verecek şeyleri gidermektir. Bu manada yol ortasında bulunan bir taşı kaldırmak imanın gereğidir.” [Buharî, İman, 3; Müslim, İman, 58]

Bir şey; önemsiz görünen o şey; herşeyin bir başı olduğuna göre; sorularımız o şey için olur? Neden basit denilenler bu kadar büyüyebilir ki?

İnsanlar hep şunu sorar, her şeyi düşündük bunu neden unuttuk?

Gemiyi batıran farenin açtığı küçük deliktir. Yıllarca emek verilmiş devasa yapı/sistem küçücük bir hata ile geriye doğru dönüş yapıp neden yok olur?

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin “önemsemediğiniz küçük günahlar büyük günahları doğurur” buyurması buna işaret etmez mi?

Masa başında bir el düşünün satranç oynuyor. Oyunda kral ile asker biz oynuyoruz, özgürüz demelerinin bir manası var mıdır? Yapılan bir yanlış hamle, yenilemelerine sebep oluyor. Ancak “Kral ben yaptım” diyor, ama yaptıran eli hep unutuyor.

Kötü olmak, kötülük içinde bulunmak ilk önceleri kolay görünür. Fakat şeytanın “ben senden beriyim” dediği zaman muhakkak gelir. Bu bitişin başladığını en önce gören şeytanın ferasetidir. Takdir edilmesi gerekir. Kaçar, bu işte ben yokum diyerek seyre geçer.

Günümüzün sorunlarından örnek verelim.

Yollar, birleştiğimiz ayrıldığımız yollar. İçinde binlerce mananın saklandığı yollar. Buna göre soralım “Yolları bozmak nedir?”

Zahirde düzgün yolları bozmanın manası hepimizce bilinir. İlm-i hakikatte ise zahir batının görüntüsüdür. Birileri yollarını hendekle, barikatla bozuyorsa, batını da hendek ve barikatla bozuluyor demektir.

Yolları bozmak, yapılan bütün işleri/emekleri/her şeyi bozmak demektir.

Hendekler açın fikrini verenler ve destekleyenler aslında yıllarca aldatan senaryonun bitişinin işaret fişeğini ateşlemiştir. Her şey bitirilecektir, fakat kim için?

Birileri düzeni hayatı değiştirmek için yıllar önce kurgulanmış komplonun neticesini elde etmiş olduklarını bilmişler ve bitirilmesine yönelmişlerdir. İnsanlarda “değişim” şok etkisi yaptığı bilen bir teoridir. Bir kültürün asimile edemeyeceği anlaşılırsa onu baskı ile yok etmekte mümkün olmazsa, yapılan çalışmalar ile önce özgürlüğün açılması sağlanır azgınlığın önü açılır. Sefahat gelir.  Bu işlerin genelinde gençler kullanılır. Gençlik çağları heyecana müsaittir ve kaybedeceği fazla bir şeyleri yoktur. Çekilen her tarafa hızlı meyledebilirler. Sonuçta planın bitme kararı verilince özgürlük ters yönde ivme kazanır. Bütün hayaller birer birer söner. O zaman korku veren terör ortaya çıkar. Kullanılanlar dayandıkları yerden itilmeye başlayınca sorun kat kat artar. Korku verenlerin yaşadığı korku çok fazladır. Onlar korku eğitimi almışlardır. Fakat korkutmadan aldığı zevk tersine dönmüştür. Kendi vurmaya başlamıştır.  Depresyon şekline dönen ruh hallerini düşünceleri ile sonlandırması mümkün değildir. O hale gelir ki, yaptığı hareketleri kontrol altına bile alamaz. Bu kişilere masa başından satrancı oynatan güç çeşitli hilelere başvurur. İlaçlar bunlardan bir tanesidir. Korkuyu yok eden ilaçların olumsuz yan etkisi cinselliğin tatmin olunmaz yüksek seviyelere çıkarmasıdır. Deyim gerekirse düz duvara tırmandırır. Öyleki sokak ortasında mastürbasyon yapacak kadar kendini kaybettirir. [Habere bak:]

Sonuçta zirveye çıkan olaylar birden durur. Zincirbozan filminde bir replik vardır. İhtilal olmuştur. “Ne oldu da bir gecede terör durdu” denilmektedir. [Tavsiye ederim tekrar seyredebilirsiniz.]

Herşey bir farenin açtığı küçük fikirle/delikle başladı. Ancak umutlarını farenin peşine bağlayanlar sonunda helak olur.

Hz. Mevlâna Kuddise sırruhu’l-âlî Efendimiz mesnevisindeki izahatlarında nefsi bir fare olarak kabul etmiştir. Eşeğin aklı çayırda olduğu gibi fare de hep lokma peşindedir. Yolları hep toprak altındadır. Toprak ise süflî dünyadır. Fare nefis, lokma bulmaya yarayan akl-ı meâşa [dünya] kulak verir, yarınları düşünen akl-ı meâda [ahiret] değildir.

Nefsin fareye benzetilme vecihlerinden biri de onun hırsızlığıdır. [Kul hakkına girmek yakmak yıkmak, ödemesi gereken borcunu ödememek] Kırk yıldır toplanan buğday ambarda yoksa bunca yıllık gayretten hâsıl olması beklenen iç huzur kayıpsa onu nefis çalmıştır:

“Ey Hak talibi can, önce ambara giren fareden kurtulma çaresini ara, ondan sonra buğday toplamaya çalış.”

Hz. Mevlânâ hırsız fareye karşı aklı dikkatli bir kedi olarak tasvir eder. [Bakınız: Mesnevî’de Nefis Temsilleri]

Biliyoruz ki; Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem güzel ahlakı ile dünyayı fethedereken kuvvete erişmiş zalimlerin yerlerinde yeller esmektedir.

Bitiş nereden başladı sorumuza dönersek:

Yolları  bozmak terör stratejisidir. Fakat bu zannedildiği kadar zafere götüren ve olumlu sonuçları olan bir eylem olmadığını anlamak zor değildir. Sonuçları ancak iş işten geçtikten sonra çıkar. Kötüye boğun eğmek zayıf halkın refleksidir. Halk boyun eğer. İyi ve kötü aramaz. Ancak canı yandığı zaman, boyun eğmeyi bırakır göçer gider. İsyan eder. Kime? zorla onu tutmaya çalışana.

Yollara hendek kazılmaya başlaması ile bir işin sonuna gelindiğine işaret edildi. Boğulmak mı kurtulmak mı? Bu kumarı oynamak dehşetli bir durumdur.  

Sıkıntı şiddetlendiği zaman açılmaya yüz tutacağını Allah Teâlâ ve peygamberimiz haber vermiştir. “Ey sıkıntı şiddetlen açılırsın” hadisi şerifi gelecek iyiliğin ön habercisidir.

Unutmadığımız bir ilke daha vardır. Kötülük ile bir şeyler elde edilecek olsaydı, Allah Teâlâ, Hz. Musa aleyhisselâma “Firavuna yumuşak konuş” emrini vermezdi. Tanrılığını iddia eden saltanat sahibi firavuna dahi yumuşak sözle mücadele et emri bize, gerçeğin iyilik tarafında olduğunu gösteriyor.

Her şey bir şeyle başladı bir şeyle bitti. Bunlar uygarlığın can damarları yollar idi.

Önce yollar yapıldı insanlar köylerinden çıkmaya başladı. Dünyayı gördüler. Sonra ise yollar kapatılmaya, kenarlarına tuzaklar konulmaya başlandı. Bu da yetmeyince hendekler açıldı. İnsanlar gitmek ve gelmekten bıktılar, huzursuzluğa mahkum oldular.

Allah Teâlâ dini için “benim yolum” “yolu bozmayın” der. Demek ki “Yolu bozan kendini/düzeni/töreyi bozar.”

İş işten geçti.

Küçük günahlar [düşüncesiz kısır akılllılar], büyük sıkıntıları getirdi. Ayın karanlık yüzünde kalanlar için nereye gideceğini bilememek gerçekten zor bir haldir.

Her şey bir şeyle başladı, bir şey bitti.

Onlarda insanlığa hizmet için yere yatmış sessiz sedasız taşları sökmek. Her sökülen taş, bir daha yerini bulmadığı gibi, hiç istemediği halde zararlı duruma geldi. Bu taşların ahireti yoktur, davası bu dünyada görülecektir. Taşın davacı olduğu insanın iflah olamayacağı kesin gözüküyor. Çünkü taşın binlerce, milyonlarca yıl ömrü vardır. İnsan ise yetmiş sene yaşayabiliyor.

“İçinizden her kim, çirkin bir davranış veya nahoş bir şey gördüğünde, onu eliyle değiştirsin. Bunu eliyle değiştirmeye gücü yoksa diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa, gönlünde o şeye veya harekete buğzetsin (tepkisini canlı tutsun). Bu sonuncu tavır, imanın en zayıf şeklidir.” [Müslim, İman, 78; Ebû Davud, Salat, 232]

Allah Teâlâ’nın iyi olup yolundan gidenlere yardım edeceğine inancımız vardır. Onun yolunu ve taşları düzenleyenler ancak imanlı kişilerdir. Her şeyin bir taşla başlayıp yine taşla bitiyor olması, garip değil mi?

İhramcızâde İsmail Hakkı

 

BAŞA DÖN

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s