AFFETMESEN EĞER, KİM AFFEDER BİZİ

 

از ملا جامي

یا رسول الله چه باشد چون سگ اصحاب کهف

داخل جنت شوم در زمرۀ اصحاب تو

او رود در جنت من در جهنم کی رواست

او سگ اصحاب کهف من سگ اصحاب تو

Yâ Rasûlu’llâh! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf?

Dahil-i cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû,

O reved der cennet, men der cehennem key revast?

O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-ı tû…

*******

Ya Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem!

Ne olur Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi ben de Senin ashabının arasında Cennette gireyim.

O Cennete gitsin ben Cehenneme, reva mıdır?

O Ashab-ı Kehf’in köpeği ben Senin ashabın köpeğiyim.

Molla Câmi kuddise sırruhu’l-âlî

Erişim: http://lisanifarisi.net/2007/09/26/از-ملا-جامي-2 /

http://www.sadakatforum.com/ya-resulallah-ci-based-cun-segi-ashabi-kehf-t56530.0.html

76. Tevbe

Fakih anlatıyor:

-Rahmetlik babam (senedi saydıktan sonra) Hz. Ali b. Ebî Talib kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh şöyle dediğini anlattı:

-Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem müslümanlar arasında kardeşlik bağı kurdu. Bu çeşitten olmak üzere, Said b. Abdullah ile Sa’lebe Ensarî arasında bir kardeşlik bağı kurdu.

Bu sırada , Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem , Tebük gazasına çıkmıştı.

Said b. Abdullah gaza niyeti ile yola çıktı. Yerine kardeşi Sa’lebe’yi çoluk çocuğunun işi için vekîl bıraktı. Sa’lebe odun taşıyor; su getiriyor. Bütün bunları yaparken, sevabını Allah Teâlâ dan diliyordu. Bir gün dönüşünde eve girdi. İçeri girince ona iblis geldi:

– Şu perdenin arkasına bak, deyince , Sa’lebe, perdeyi kaldırdı ve kardeşinin güzel hanımını gördü. Dayanamadı; yanına girdi onu okşadı.

Kadın şöyle dedi:

– Ey Sa’lebe! Allah yolundaki kardeşinin bizim için sana bıraktığı hakkı koruyamadın.

Bunun üzerine Sa’lebe :

– Eyvah, mahvoldum! Diye bağırıp yola düştü. Bir dağa çıktı.

Yüksek sesle şöyle yalvarıyordu:

– İlahi Sen Sen’sin: ben de benim. Sen mağfiretle karşılayansın. Ben ise, günahlarla, hatalarla huzuruna geldim…

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem gazadan döndükleri zaman, herkes kardeşini karşılamaya geldi. Ama, Said’in kardeşliği gelmedi.

Said evine gitti; hanımına sordu:

– Allah yolunda kardeş olduğumuz Sa’lebe nerede?

Kadın şöyle anlattı:

-O kendini hatalar denizine attı; dağa doğru çıkıp gitti. Said kardeşini aramak üzere yola çıktı; gidip buldu.

Sa’lebe yüzüstü düşmüştü. Başını iki eli arasına almıştı. Yüksek sesle şöyle diyordu:

– Zillet makamım ne kadar düşük! Rabbine âsi olan kimsenin makamı nasılsa öyle…

Said ona şöyle dedi:

– Kalk ey kardeşim, bu gördüğüm hâl nedir?

Sa’lebe şöyle dedi:

– Seninle gelemem. Ancak, şu şekilde gelebilirim: Elimi boynuma bağlamalısın. Zelil bir kul, efendisinin kapısına nasıl götürülürse öyle götürmelisin.

Said onun dediğini yaptı. Sa’lebe’nin Hamsane adında bir kızı vardı. Gelip babasını aldı; Hz. Ömer (radıya’llâhu anh)’in kapısına götürdü. Evden içeri girdiler. Sa’lebe , Hz. Ömer(radıya’llâhu anh)’e şöyle dedi:

– Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu var mı?

Hz. Ömer (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:

– Git yanımdan, saçlarından tutup seni ezmek istiyorum. Buradan çık, git; benim yanımda sana yer yok.

Buradan çıkınca , Hz. Ebû Bekir (radıya’llâhu anh)’in yanına gitti; şöyle dedi:

– Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?

Hz. Ebû Bekir (radıya’llâhu anh) şöyle dedi:

-Git buradan ; benide kendi ateşini yakma; Bana göre , senin için hiçbir tevbe yoktur.

Oradan çıktı; Hz. Ali (kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh)’nin kapısına gitti.

Şöyle dedi:

– Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu var mı?

Hz. Ali (kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh) şöyle dedi:

– Çık git buradan. Bence, senin için bir tevbe yoktur.

Buradan çıkınca, şöyle dedi:

– Ey kardeşim! Ey kızım! bu üç kişi beni ümitsiz bıraktı. Ümidim o ki, Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem beni ümitsiz bırakmaz.

Bunun üzerine kızı, onu Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin yanına götürdü.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem onu görür görmez şöyle dedi:

– ” Cehennemin zicirlerini ve bukağılarını, bana hatırlattın.”

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve selleme şöyle dedi:

– Yâ Nebiyyallah! Allah yolunda gazi kardeşimin karısına dokundum. Benim için tevbe yolu var mı?

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– “Çık buradan ; bana göre hiçbir şekilde senin tevben yoktur.”

Oradan böyle çıktıktan sonra kızı ona şöyle dedi:

– Ey baba, Muhammed (salla’llâhu aleyhi ve sellem) ve ashabı senden razı oluncaya kadar; sen benim babam değilsin; ben de senin kızın değilim.

Bunun üzerine Sa’lebe yüksek sesle:

– Yâ Rabbi! Ömer’in kapısına gittim; beni dövmek istedi. Hz. Ebû Bekir’e gittim; beni azarladı, tahkir etti. Hz. Ali’nin yanına gittim; beni kovdu. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem gittim; beni ümitsiz bıraktı.

Ey Mevlam! Benim için sen ne yapmayı istiyorsun. Bu duâma “evet” diyecekmisin? yoksa cevabın “hayır” şeklinde mi olacaktır?

Bunun üzerine semadan bir melek geldi; Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve selleme şöyle dedi:

-Allah Teâlâ soruyor: Halkı sen mi yarattın, yoksa ben mi?

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ’yı murad edip, şu cevabı verdi:

-“Sen, ey efendim!”

Bunun üzerine melek şöyle dedi:

-Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

-Kuluma müjdele; onu bağışladım.

Bunun üzerine Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ashabına sordu:

– “Sa’lebe’yi kim bana getirecek?”

Hz. Ebû Bekir (radıya’llâhu anh) ve Ömer (radıya’llâhu anh) kalktılar:

– Biz getiririz, Yâ Rasûlu’llâh! Dediler.

Hz. Ali (radıya’llâhu anh) ve Selman (radıya’llâhu anh) da kalktılar:

– Ya Rasûlu’llâh! Biz getiririz, dediler.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem Hz. Ali (radıya’llâhu anh) ve Selman (radıya’llâhu anh)’a izin verdi.

Sa’lebe’nin yolunu tutup gittiler. Yolda Medine çobanlarından birine rastladılar.

Hz. Ali (kerrema’llâhu vechehû ve radıya’llâhu anh) ona sordu:

– Resûlullah’ın ashabından birini gördün mü?

Çoban şöyle dedi:

– Galiba siz cehennemden kaçan birini arıyorsunuz?

– Evet, onu arıyoruz. Bizi onun yanına götür, deyince çoban şöyle dedi:

– Gece basınca, şu dereye gelir gider, şu ağacın altına oturur. Sonra Yüksek sesle şöyle der:

– Rabbine âsi olanın makamı ne kadar düşüktür!

Orada beklediler. Gece olunca Sa’lebe geldi; o ağacın altına gidip oturdu. Sonra ağlayarak secdeye kapandı.

Selman onun ağlamasını duyunca, ona doğru yürüdü ve şöyle dedi:

– Yâ Sa’lebe kalk. Âlemlerin Rabbi seni bağışladı.

Bu sesi duyunca sordu:

-Habîbim Muhammed salla’llâhu aleyhi ve sellem nasıldır?

Allah’ı ve seni seviyor, dediler. Bilâl namaza kalktığı zaman, Sa’lebe’yi mescide getirdiler. Safın son kısmında durdular.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem namazda :

– “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” (Tekâsür sûresi, âyet:1) âyetini okuduğu zaman, bir bağırırş bağırdı.

– “O kadar ki; kabirleri ziyaret ettiniz” (Tekâsür sûresi, âyet:2) âyetini okuyunca bir daha bağırdı; dünyadan ayrıldı.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem namazı bitirince Sa’lebe’nin yanına geldi.

-” Ey Selman, onun üzerine su serp.”

Selman:

– Yâ Resûllallah, o dünyadan ayrıldı.

Sonra kızı geldi; Resûlüllah’a şöyle dedi:

– Yâ Rasûlu’llâh, babam nerede? Ona hasret kaldım.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ona:

– ” Mescide gir ” dedi. Mescide girince, babasını ölmüş buldu. Elini başına götürdü.

– Ah perişan halim, ah babacığım, senden sonra bana kim bakacak?

Demeye başladı.

Onun bu haini gören Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-” Ey Hamsane! İster misin: Ben, senin baban olayım; Fatıma da kardeşin?”

Buna karşılık şöyle dedi:

– Olur Yâ Rasûlu’llâh!

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem Sa’lebe’nin cenazesine gitti. Kabrin kenarına geldiği zaman, parmak uçlarına basarak yürüdüğü görüldü.

Döndükleri zaman, Hz. Ömer (radıya’llâhu anh) şöyle sordu:

– Yâ Rasûlu’llâh! Kabrin başında parmak uçlarına basarak yürüyordun; nedendir?

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– “Yâ Ömer! Meleklerin çokluğundan, ayağımın tabanını basacak yer bulamadım .”

FAKİH der ki:

– Yukarıdaki hikâye çeşitli lafızlarla anlatılmıştır.

Söylendiğine göre şu âyet-i kerime o sahabe hakkında nâzil olmuştur.

– ” O kimselerki: Bir kötülük işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarlar; günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir?

Bir de onlar, günâh üzerinde bile bile ısrar etmezler. Bunlara rablerinden mağfiret vardır; altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalırlar. Böyle yapanların mükâfatı, ne kadar güzeldir. ” (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 135-136)

http://kitap.mollacami.com/kissalar/konu-3392.htm

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s