YÜCE ZÂT

 

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki en alttaki dünyaya, iple bir adam sarkıtmış olsanız, mutlaka Allah Teâlâ’nın üzerine düşer..”

(Tirmizi Hadisin garib olduğunu söyler. Tirmizi. Tefsir, 57; İbn. Hanbel. 2/370; bkz. Sehavi. 543: Aclûnî. 11/153)

“Ey izzetinin gölgeliklerinde gözlerin ihatasından münezzeh olan zat!

Ey mükemmel güzelliğiyle tecelli eden zat! Bütün eşyada zahirken nasıl gizli olabilirsin? Her an gözetleyici ve şahitken nasıl hazır olmayabilirsin?”

“Varlıklarda zuhur etmeseydi, gözler onları gör­mezdi. Şayet sıfatları doğrudan görülseydi, varlıklar si­linirdi (hiç görülmezdi).

“Batın” olunca her şeyi ortaya çıktı. “Zahir” olunca her şeyi ölümlü kıldı.”

“Varlıklar O’nun sabit kılmasıyla “var”, O’nun zatının birliği karşısında “yok” olur.

“Herhangi bir varlığın Allah Teâlâ ile beraber olması gibi seni O’ndan perdelememiştir. Çünkü O’nunla beraber herhangi bir varlık mevcut değildir. Seni asıl perdeleyen O’ndan başka bir varlığı zannetmendir.”

“Varlıklar cismâniyette seni kuşatır. Ruhâni hususiyetler yönünden seni kuşatamaz.”

“Ne zaman uzak oldun ki, varlıklar Sana ulaşmak için (gayretleri) olsun.”

Hz. Şeyh Muhyiddin İbn-ül Arâbî kuddise sırruhu’l-âlînin Fütuhat el-Mekkiye adlı eserine atfen Nihat Keklik Arabî’nin

“…varlıkta ancak Allah Teâlâ vardır…” dediğini belirtmektedir.

“…Muhakkak vücutta Allah Teâlâ vardır. Ondan başkası ise hayalî, vücuttur. Hak bu hayalî vücutta zahir olduğu zaman orada ancak kendi hakikati hasebiyle zahir olur, hakiki Vücûdu olan zatıyla değil…” (KEKLİK, 1980), s.405.

Zatın biri rüyasında kendisini Hazreti İbrahim ile Hazreti Âdem aleyhisselâmın kabirleri arasında görür. Bir nidâ gelir:

“Allah Teâlâ’nın güzel isimlerini oku.” Bu zat da başlar Allah Teâlâ’nın bilinen doksandokuz güzel ismini okumaya ve tamamlayınca, yine aynı ses:

“Allah Teâlâ’nın güzel isimlerini oku.” Zat düşünmeğe başlar ve

“İşte okudum” der. Bu defa aynı ses:

“Hayır, tamamını okumadın, hani Hüve’t-tâcirü, ve’z-zâiru, ve’l-hârisu(o tüccar, çiftçi, sanatkâr’ dır).

Bunları duyan zât korkmaya ve vücûdu titremeye başlar, derhal kalkıp camiye gelir. Mısır’da Abdülganî Nablusî kaddese’llâhü sırrahu’l-aziz hazretlerini bulur ve ona rüyasını anlatır. Rüyâyı dinleyen Abdülganî Hazretleri:

“Senin tevhid görme zamanın gelmiş olduğu anlaşılıyor.” Diyerek ona tevhid telkin eder.

İşte hazreti Âdem aleyhisselâm gerek “Esmâ-i Hakkîyye” olan alîm, semiî, basîr, kâdir, kayyûm gibi isimler olsun, gerekse “Esmâ-i halkîyye” yi meselâ, tâcir (ticaret eden), zâri (ziraat ve çiftçilikle meşgul), hâris (sanat işiyle meşgul) gibi isimleri câmidir. Amma Hakk ticaret yapar mı? Allah Teâlâ çiftçilik yapar mı? Diye sorular akla gelebilir. Ya Hakk’ın kudreti olmasa bir şey olur mu, olmaz. Bütün her şey ancak Hakk’ın vücûdu ve Hakk’ın kudretiyle olur.” Ne sırdır âlem’el-esmâ” beytinde “Sırr-ı allem’el esmâ” ya işaret olunmaktadır. Hazreti Âdem aleyhisselâma bütün isimler öğretildi, isimler onda zâhir oldu. Yani ruh nefh olunca bütün isimler andan zâhir olur, demektir.

**

Abdulganî Nablusî kuddise sırruhu’l-âlînin inzi­vasının ilk yılında yazmış olduğu birinci münâcâtı Vahdet-i Vücûd ile ilgili olarak kulun Allah Teâlâ’ya münacatını anlatıyor.

Rabbim bana dedi:

“Sen, sen bana uygunsun” Dedim ki;

“Fâni olan ben, nasıl Sana uygun olurum?” O bana dedi ki;

Fâniden başka hiçbir şey Bana uygun de­ğildir?” Dedim ki;

“Ahlâkım kötüdür, ben Sana nasıl layık olu­rum?” O dedi ki;

“Onu, Benim iyi ahlâkımla tamamlayacağım.” Daha sonra bana şöyle dedi:

Ey kulum, Ben senim, fakat sen Ben değilsin. Ey kulum, Mevcûd (Var olan) benim, sen değilsin. Ey kulum, bütün beşer Benim keremimin kulları­dır; sen, Benim Zâtımın kulusun.” Dedim ki;

“Ey Rabbim, ben nasıl Senin Zâtının kulu olu­rum?” O dedi ki;

Sen ‘Abdül’-Vücûd’sun (Varlığın kulusun); Abdü’l-Mevcûd (Var olanın kulu) değilsin. Vücûd Ben’im, mevcûd diğeridir, zira o Benim ile varlık bulur. Hâlbuki Ben, Kendi kendimle varım.” Bu sebeple ben şöyle dedim:

“Ben Varlık’ım.” Ve yine O bana dedi:

Ey kulum, başkalarından korkma; zira başkaları Ben’im. Ben, senin sendeki Varlığımdan dolayı sende tecelli eden Rabbinim. Ben’den başka ilâh yoktur ve ancak bana tapılabilir.

Her halükârda seni Ben (Kendim) ile zenginleştirirsem, seni zengin kılacağım ve eğer seni başkalarıyla zenginleşti­rirsem, seni fakir kılacağım. Benden başka ilâh yoktur.” Ben O’na dedim ki;

“Ey Rabbim, ben Senin nezdinde nası­lım?” O bana dedi ki;

Sen Benim indimde, en yakınlar arasında ve aynı zamanda bütün seni sevenler ile birliktesin. Ben, se­ni ve seni sevenleri severim.” Ben O’na dedim ki;

Ey Rabbim, bana olan aşkının alameti nedir?” O bana dedi ki;

Benim sevdiğim ve Benim hoşlandığım şeyleri yapabilmen için sana yardım ve lütfumu ihsan etmemdir.” Ben O’na dedim ki;

“Ey Rabbim, insanlar bana haksızlık ediyorlar.” O bana dedi ki;

Bütün bunlar senin hayrınadır. Onların sana ettikleri haksızlıkların sonucuna bakman yeter: Bu, se­nin Benim ile yakınlaşmandır. Muhakkak ki, sen onlardan önde geleceksin.”

Kaynak: Bekri Alâeddin, Abdulgânî Nablusî Hayatı ve Fikirleri, trc. Dr. Veysel UYSAL, İst, 1995, s.112–114

İBN-İ ATÂULLÂH EL -İSKENDERÎ -EL-HİKEMÜ’L ATÂİYYE (Hikmetli Nasihatler)الحكم العطائية ابن عطاء الله السكندري , İhramcızâde İsmail Hakkı

aaa

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s