“İSTE” DEDİN, BENDE İSTEYECEĞİM

 

Allah Teâlâ bir işi, vakti gelmeden, rehni kalkmadan, yapmak için acele etmez. İşlerine muayyen bir zaman koymuştur. Onları koyduğu kanunlara/sünnetine göre, zamanı gelince irade ve icra eder. Muradını, zamanında, geciktirmediği gibi, vakti gelmeden yapmağa da kalkmaz. Ne takdir buyurmuş ise, o zaman yapar. Hakikatte “zaman” Allah Teâlâ’nın kendisidir. Onun için zaman da “an” dır. O, “An”da, “zaman”ı tecelli ettirir. Geçmişi de, geleceği de yoktur.

Ehl-i Hakikat, Allah Teâlâ´nın Sabur isminin tecellisi olan kişilerdir. Onlar olmuş veya olacak olayı hakikatiyle bilirler. Allah Teâlâ´nın kullarına sabrı tavsiye etmesi ise, kulların cehaletinden ve hataya düşmemeleri içindir. İşin sonunu görmeyene sabır en güzel şeydir.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin “ilmin başı sabırdır” buyurması, iyi şekilde neticeye ulaşmanın tek formülü olduğundandır.

Bu konuda dikkatli olunması gereken en önemeli husus, ayık ve uyanık olmaktır. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Sabır (hadisenin) sarsıntı tesiri yaptığı ilk anda, gösterilen tahammüldür. ”

(Buhârî. Cenaiz. 32. 43. Ahkâm. 11; Müslim. Cenaiz. 14-15; Tirmizi, Cenaiz, 13; Nesai. Cenaiz. 22; İbn. Mâce. Cenaiz. 55 Ebu Davud. Cenaiz. 27)

Unutmayalım ki; acele ettiğimiz bazı hususlar kendi içinde binlerce sırrrı barındırır.

Allah Teâlâ kulun hakkında ceza vermek murat etse bile cedlerine ve nesillerine nazar ederek çok zaman bağışlamıştır.

“Bir gün Davut aleyhisselâm kendisine zulmeden birine beddua etmiş icabet geç olmuştu. Davut aleyhisselâm bu duruma çok üzüldü. Allah Teâlâ, peygamberinin gönlünü hoş etmek için buyurdu ki:

“Ey Davut!

Sende bir kimseye zulmedersen, o da sana beddua ederse; Ben sana geç icabet ettiğim gibi ona da geç icabet edeyim diye, isteğine geç cevap verdim”

Bu nedenle kul Allah Teâlâ´dan bir şeyi ister. Allah Teâlâ;

“Evet, fakat ben bunu sana, gerektiği bir vakitte vereceğim” buyurur. Bu verme ya dünyada veya ahirette olur.

“Allah, âhiret niyetine dünyayı verir de, dünya niyetine âhireti vermeyebilir”. (698)

“Allah, kendisine ellerini açan kulunun iki elini boş çevirmeyi, şânına lâyık görmez”.  (699)

“Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim. Ve ben, beni zikrettiği müddetçe, kulumla birlikteyim”. (871) Şihâbu’l Ahbar

Kulunu yalnız bırakmadığını bildiğimiz Rabbimizden, bir şeyi istemekten haya ederiz. Ancak O’nun bize “Benden isteyin” emri olduğu için dua ederiz.

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor:

“Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

“Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” [Tirmizî, Daavât 149, (3607, 3608).]

“Ademoğlunun canı boğazından çıkmayıncaya kadar dualarını kabul edeceğim.”

Rabbimizin bize vaadi vardır.

****************

Ey Hüdâ!

Yârin lütfeden bakışlarından uzak kaldım. Fakat hâlâ lutfundan ümitvârım Acizliğimi sevgine, âr ve namusumu Sana ve Seni sevenlerin yoluna sarf eden bir kulun değil miyim?

Elbette bir gün olur, lütfunla şereflenmiş ve mükâfatına kavuşmuş olurum. Lütfet, kerem et, beni o nurlu kıldığın gönül cemaatinden ayırma.”

İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak kuddise sırruhu’l-âlî

“Ey Allah Teâlâ’m!

Senin sebep olduğun kutsal rızana bende bir neden olabilir mi?

Sen zâtınla zenginken, sana ulaşacak ve senin menfaatine benden bir zenginlik ve menfaat olabilir mi?

“Ey Allah Teâlâ’m! Kaza ve kaderin bana galip geldi.

Nefsanî özlem ve şehvet, elimi kolumu bağladı.

Bana Sen yardımcı ol.

Eğer bana yardımcım olursan düşmanları yenip zafer kazanabilirim.

Beni fazl ve kereminle zenginleştir ki, Senin sayende artık ih­tiyaç talebinde bulunmaya ihtiyaç duymayayım.

Sen ki, veli kulla­rının kalplerinde marifetullah nurlarını yaktın da, Seni tanıyıp bir­lediler.

Sen ki, dostlarının kalplerinden Kendinden başkasını çı­kardın da Senden başkasını sevmez ve senden başkasına sığınmaz oldular.

Bütün varlıklar onları ürküttüğünde dostları ancak Sen oldun.

Sen ki, onları doğru yoluna erdirdin de yol işaretleri kendi­lerine belli oldu.

“Ey Allah Teâlâ’m!

Seni kaybeden neyi bulmuştur?

Seni bulan neyi kaybetmiştir?

Seni bırakıp Senden başkasına razı olan kimse, mahrum kalmıştır. Senden yüz çevirerek başkasına yönelen hüsrana uğramıştır.”

“Ey Allah Teâlâ’m!

Sen lütuf ve iyiliklerini sürdürüp dururken, Senden başkasına nasıl ümit bağlanır?

Sen ihsanda bulunma âdetini hiçbir zaman değiştirmemişken Senden başkasından nasıl istenir?”

**

Kaynak: İBN-İ ATÂULLÂH EL -İSKENDERÎ -EL-HİKEMÜ’L ATÂİYYE (Hikmetli Nasihatler)الحكم العطائية ابن عطاء الله السكندري , İhramcızâde İsmail Hakkı

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s