ANİSH KAPOOR

 

by Şenol Şengül

Bize şöyle bir soru sorulsa “Tarihte ki dünyanın en önemli heykeltraşı kimdir ?” şeklinde, bildiğimiz birkaç ismi söyleyip geçebiliriz. Peki “Dünyanın yaşayan en önemli heykeltraşı kimdir ?” şeklinde sorulmuş olsaydı…

Dünyanın önde gelen sanat eleştirmenleri, dünyanın en önemli ve üretken heykeltraşı olarak Anish Kapoor‘u gösteriyor. Bende Anish Kapoor ismini Şikago’da bulunan Cloud Gate (Bulut Kapısı) isimli sanat eseri hakkında araştırma yaparken öğrendim.

Anis Kapoor hakkında biraz araştırma yaptığımda ve yapmış olduğu sanat eserlerini incelediğimde,bu adam gerçekten işinin ehli demekten kendimi alamadım…

Anish Kapoor Kimdir ?

Hindistan’ın Bombay eyaletinde 1957 yılında doğmuş olan Anis Kapoor’un babası bir Hindu annesi ise Yahudi’dir. Yapmış olduğu sanat eserlerinde Hinduizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam düşünce tarzlarını yansıtmaktadır.

1970’den bu yana sanat eserleri üreten Anis Kapoor,1990 yılından sonra daha yetkin işler üretmeye başlar,bu sayede Kapoor dünyadaki en parlak heykeltraş olarak anılmaya başlamıştır.

Yaklaşık olarak 30 yıldır Londra da yaşayan Anish Kapoor, çalışmalarını Güney Londra da bulunan atölyesinde sürdürmektedir. Kapoor yapmış olduğu çalışmalarında her türlü malzemeyi en iyi şekilde kullanmayı başarmıştır, bunun yanısıra yapmış olduğu yapıtlarında Kırmızı ve Mavi renkleri kullanmayı tercih eder.

Anish Kapoor ‘un yapmış olduğu en büyük iş,1999 yılında Gateshead’da BALTIC Centre for Contemporary Art’ta sergilenen “Taratantara” işi, 35 metre yüksekliğindeki iş parlak kırmızı renkte bir zafer takı şeklinde ele alınmıştır.

2001 yılında Anish Kapoor’un “Sky Mirror” (Gök Ayna) işi de yapmış olduğu büyük yapıtlar arasında yer alır yüksekliği 6 metre civarındadır.

Dünya gündemine oturan bir diğer eseri ise “Marsyas” isimli eseridir. Kapoor heykel yapmaya başladığında bu işi kafasında tasarlamıştır ancak 30 yıl sonra bu eseri gerçekleştirebilmiştir. 2001 yılında yapmış olduğu bu eser Tate Modern Gallery’de sergilenmekte olup bir jumbo jetten daha büyüktür. Yapıtın uzunluğu 158 metre, yüksekliği 36 metredir.

Anish Kapoor’un açık alan da sergilenen ilk işi ise Şikago’daki Cloud Gate (Bulut Kapısı)isimli eseridir. Civa damlasından esinlenerek yaptığı bu eser de yaklaşık olarak 110 ton çelik kullanılmıştır.

Anish Kapoor’un Almış Olduğu Bazı Ödüller

. 1990 yılında 44’ncü Venedik Bienali’nde “Premio Duemila” ödülünü almıştır.

. 1991 yılında “Turner Prize” ödülünü kazanmıştır.

. 1992 yılında Expo Seville Komisyonu tarafından “Building for Void” ödülüne hak kazanmıştır.

. 1997 yılında “Honarary Fellowship” ödülünü almıştır.

. 2000 yılında “Premio” ödülünü kazanmıştır.

. 2003 yılında 11 Eylül saldırısından esinlenerek yapmış olduğu “Anıt” ile birincilik kazanmıştır.

. 2004 yılında dünyanın en üretken ve en saygı duyulan heykeltraşı olarak seçilmiştir.

**

Heykelciliği

Anish Kapoor’un kullandığı formlar, pigmentler, yüzeyler ve mekanlar   21.yüzyıl sanatının ve özelde 21.yüzyıl heykelinin nasıl bir yapılanma içinde olduğunun  ,heykelin zaten doğasında olan “kamusallığın”, orada duruveren metafizik “ŞEY” e nasıl evrildiğinin  – hatta metafizik formun kamuyu nasıl yuttuğunun- postseküler örnekleridir.

Kapoor’un  kararı izleyiciye bırakıp geri çekildiği “Varlık-Heykelleri’,  Avrupa’da yaşayan bir hintlinin mis-tik kökenlerine postkoloniyel tarzda atıfta bulunması ve yaşadığımız siber çağa uygun –sibernetik bir Hinduizm arayışıdır. Heidegger’in Yunan Tapınağı örneklemesinde sözünü ettiği dış doğaya karşı orada olan “şey-tapınak” Kapoor’da mekanda duran ve mekanı sonsuz döngüye sokan “şey” e evrilmiştir. 

 Kapoor’ da önemli olan kullanılan malzeme ne olursa olsun ondan bir “şey” çıkartmaktır. 1979-80’deki “1000 Names” ve 1985’deki “Mother as a Mountain  isimli hey-kellerinde  pigment kullanmasının nedenini  Euroart’a verdiği bir ropörtaj’da ” heykelin sadece uzayda bir nesne olmadığını ve bir heykeli görünür kılabilmek için sadece geleneksel malzemelerin değil her malzemenin kullanılabileceği”şeklinde açıklar. Önemli olan varlığın illüzyonunu yakalamak ve dura geldiği dış doğaya karşı kendi doğasını yeniden ve yeniden tasarlamasını sağlamaktır.  1987 tarihli “Here and There” işinde görülen iç ve dış uzaya yansıyan zıt kavramlar, Kapoor’un daha geç dönem işlerinin referansı olacaktır. 

Wound (1988),  Kapoor’un topraklarını işgal etmek istediği bölgeye önem vermesinin yanı sıra o bölgeye yansıyacak olan düşüncenin de en az bölge kadar işgalci olduğunu anlatır. Wound’da taş ve pigment’in birlikte kullanılması, Kapoor’un heykel geleneğine atıfta bulunması ve iç’er de olan ile dış’ arda olanın doğasını işgal altına almasıdır. 1988 tarihli Adam “da  ise bir metre derinlik –genişlik ve iki metre yükseklikte kullandığı kum taşı ilksel insana gönderme yapar. Adam’da (Heidegger’in Dasein’i olarak da açıklanabilir) varlığın henüz kendini tasarımlamamış  ham halini görürüz. İçeride kullanılan koyu kahverengi bu ta-sarıma geçiş anının metafizik doğasını anlatır. İç’erideki – başlangıçtan gelen –’şey’ dış doğaya uyum sağlamaya çalışmaktadır

İç’te olan büyüleyici  ve bilinemez doğaya karşı  dış’ta olanın kaba sabalığı  ve görünürlüğü Kapoor’un “Indian Man in England ‘ lığının deşifresi gibidir. 2002 tarihli Marsyas’a gelindiğinde  Kaporism denilebilecek zıtlık kavramı  kendini mekanda devleştirmeye başlar. Formun mekanı işgali o kadar güçlüdür ki , durduğu yerde her şeyi yutma ve yutarken kendi başına var  olma etkisi kaçınılmazdır. Oradadır ve görünür olmasının dışında adeta dev bir tapınaktır. 

2010 Eylül ayında  Kensington Garden “a yaptığı yerleştirme ile doğa—dünya algısına, doğadışı ve bir başka dünya sorusuna yöneltir. Başka bir bakış ve  mistisizm ile görülebilen bu manipule nesneler,   ‘olan evrenin  bir olasılık olabilecek olan’ evrene  dönüşmesinin anlatımıdır. Orada kendini temsil eden şey orada olmayan ‘ama yine de kendini temsil edebilen başka bir şey’e bağlanır. Boyutlar arttıkça boyutluluk ve çokluk’unda sınırları kaçınılmaz olarak değişir.  Mutlak olan muğlak olandır artık.  Gerçek, gerçeküstünün dayanılmaz hafifliği ile yer değiştirmiştir.

2007 tarihli Swayambh’da varoluşun bitmez tasarımının  (Kapoor’un pigment ile başlattığı süreç ) ve sınırlana-mayan iç evrenin iyiden iyiye kendini varlıklaştırdığı görülür. Mekanı ya-tayda kesen formun engellenemezliği  kontrolü elinde tuttuğu gibi  oluş’ umunu etrafa yaymaktadır.  Kapoor, Past, Present, Future (2008) sergisinden sonra iyiden iyiye başka bir evrenle uğraşmaya başlar. Bilinen zamanın ve mekanın ötesinde alternatif mekan ve zaman anlayışına doğru evrilir. Hakikat denilen şey hem yansıyan hem yansıtılan hem de bulduğu her şeyi absorve eden formlara döner. 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s