KURT YAVRUSU, ASLINA DÖNER KURT OLUR

 

Arap haramilerinden bir topluluk bir dağ başına yerleşmiş, kervan yolunu ele geçirmişlerdi. O bölgede yaşayan cümle halk onların hilelerinden, azgınlıklarından ve talanlarından haylice ürkmüşlerdi. Üzerlerine varmak isteyen sultan orduları da üstelik bir bir mağlup olmuştu. Çünkü sığındıkları yer varılması çetin kuytu bir mekandı. Orada kerpiçten kaleleri vardı. Bu musibet durum üzerine bölge halkının ileri gelenleri toplanıp, yol kesicilerin sürülmesi için karşılıklı fikir alışverişlerinde bulundular. ‘Bu topluluğun önü alınmazsa bir zaman sonra onlarla başa çıkılamaz’ düşüncesinde birleştiler.

 

Yeni kök salmış bir ağacı

Bir adam bile yerinden söküp alır.

Hayli zaman geçerse üstünden

Pehlivanlar bile çaresiz kalır.

Pınar başım bir kürekle kapatırsın ama,

Su çoğalınca fille dahi geçemezsin.

 

Uzun görüşmeler neticesinde bir gözcü gönderip uygun ânı kollamaya karar verdiler. O günden sonra gözcü gündüz ve gece ara vermeden bunları gözetlemeye başladı. Sonunda bir gün bu haramiler bir kavmin üzerine savaşmaya gittiler. Gözcü gelip olanları haber verdi. Derhal bir öncü grup eşliğinde, daha önce savaşlarda kahramanlık gösteren yiğitler o sarp dağa çıkıp, hendeklerinde gizlendiler. Gece oldu sonra. Hırsızlar geri döndüler. Döndükleri yol çok uzun, ganimetleri pek ağırdı. Hepsi yorgun düşmüş bir halde uykuya daldılar.

 

Güneş batmış, karanlık çoktan çökmüş idi.

Yunus peygamber’i sanki bir balık yutmuş idi.

 

Gecenin ilk çeyreğinde yiğitler, saklandıkları hendeklerden bir bir çıktılar. Gaflet uykusuna yatan haramilerin ellerini, kollarını bağladılar. Tan yeri ağardığında getirip sultanın huzuruna çıkardılar. Sultan bunları görür görmez hepsinin katlini emretti.

Tesadüf bu ya, aralarında gençliğin ilk meyvesi henüz olgunlaşmış, yanak bahçesi yeşilliğe yeni vurmuş bir delikanlı vardı. Vezirlerinden biri sultanın huzuruna gelip eteğini öperek “Bu çocuk, hayat bahçesinde henüz meyve vermemiş, taze baharında bir fayda elde etmemiş.” diye yalvarıp yakarmaya başladı. “Onun kanını bağışlarsanız sultanım beni mutlu edersiniz.”

Bu yakarışları duyan sultan yüzünü ekşitti. Duyduğu sözlerin hoşuna gitmediğini sesiyle belli ederek şöyle dedi:

Soysuz kişi iyilerden terbiye almaz

Yeteneksiz adamı terbiye etmeye çalışmak,

Kubbe üzerinde cevizi tutmaya benzer.

Bunların bozuk neslini ve kabilesini kesmek daha makul, köklerini kazımak daha iyidir. Ateşi söndürüp közü bırakmak, yılanı öldürüp yavrusunu korumak akıl kârı değildir.

 

Bulutlar bengisu yağdırsa da

Söğüt dalından asla meyve yiyemezsin.

Vaktini soysuzla boşa harcama,

Hasır kamışından şeker yiyemezsin.

 

Vezir bu sözleri dinledi. İster istemez kabullendi. Sultanın güzel düşüncesini takdir edip “Gerçekten sultanım” dedi, “Allah saltanatını uzun etsin. Dediğiniz hakikatin ta kendisidir. Ancak bu henüz çocuk. Ruh terbiyesi sanırım henüz kirlenmemiştir. Ümit ederim ki; iyilerle birlik olur da akıllıların ahlakıyla süslenir.”

Sultan vezirinin bilgece sözlerini dinlerken, veziri bir hadisle konuşmasına devam etti: “Her doğan kişinin fıtratı İslam üzerinedir. Anne ve babası onu sonradan Yahudî, Hıristiyan ve Mecusi yapar.”

 

 

Lût (a.s)’un eşi[1] kötülerle arkadaş olduğu için

Sülalesi peygamber ailesinden olmak şerefini yitirdi.

Halbuki Ashab-ı Kehf’in[2] köpeği birkaç gün,

İyilerin peşine takıldı da insan olma şerefini kazandı.

 

Vezir bunları söyledi, yanındaki nedimleri de ona eşlik etti. Sultan onların ricasını kırmayıp “Doğru bulmadım ama hadi affettim” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

 

Bilir misin Zâl, Rüstem’e[3] ne dedi?

Düşmanı küçümsemek doğru değildir.

Küçük bir pınar zira suyunu aldıkça,

Deveyi yüküyle birlikte alıp götürmektedir.

 

Kısaca vezir çocuğu alıp evine götürdü. Onu naz ve nimetle yetiştirdi. Eğitimi için hocalar tayin etti. Hocalar çocuğa kısa zamanda güzel konuşmayı, etkili cevap vermeyi, sultanın huzurunda gereken ne varsa her şeyi tek tek öğrettiler. Çevresindekilerce çocuğun bu güzel hasletleri çokça beğenildi.

Bir gün vezir, sultanın huzurunda çocuğun ahlakından, üstün yeteneklerinden kısmen bahsederek; “Artık akıllı insanların terbiyesi onu etkilemiş, eski kusurları tümüyle yok olup gitmiştir sultanım.” dedi. Sultan bu sözü duyunca gülümseyerek şöyle cevap verdi:

 

Kurt yavrusu, insanlar arasında büyüse de,

Sonunda aslına döner ve kurt olur.

 

Aradan bir iki yıl geçti. Oğlan büyüdü. Mahallenin çapkınlarından bir grup, oğlana yanaşıp onunla arkadaşlık kurdular. Oğlan bir fırsatını bulur bulmaz veziriyle iki oğlunu öldürdü. Sonra da dağa çıkıp bitmez tükenmez hâzinesine geçip oturdu, asi oldu. Bunu duyan sultan hayretinden ellerini dişleriyle ısrıp şöyle dedi:

 

İnsan kötü demirden nasıl iyi kılıç yapsın?

Ey akıllı kişi bil ki, alçak insan terbiyeyle adam olmaz.

Misal mi istersin yağmura bak!

Doğasında güzellik ve temizlik olduğu halde,

Bahçede lale, çorak yerde diken bitirir.

Çorak arazi sümbül vermez.

Ümit tohumunu boşuna zayi etme.

Zira kötülere iyilik etmek,

İyilere kötülük etmek demektir.

 

Kaynak: Sadî Şirâzî, Bostan ve Gülistan

 

 

 

 


[1] Bazı nüshalarda ‘Lût’un eşi’ yerine ‘Nûh’un oğlu’ ibaresi geçer.

[2] Kuranı- Kerim’de öyküsü anlatılan ve Tarsus çevresindeki bir mağarada 309 yıl uyuduklarına inanılan mağara arkadaşları.

[3] Zâl ve oğlu Rüstem, İran destan kahramanlarındandır.

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s