TÜRK ORTODOKSLARI

 

Papa Eftim hazretlerinin manevi huzurunda saygı ile eğilip şu düşüncemi zikrederim ki;
Türkiye Cumhuriyeti askerine, polisine kurşun sıkan, milletimizi parçalamak ve huzursuz edenler örnek alsınlar ki,
kim insan, kim değil bir daha ortaya çıksın.

İhramcızâde İsmail Hakkı

Mustafa Kemal Paşa ile devamlı bir irtibatı ve onunla teşrik-i mesaisi bulunan Papa Eftim’in, başından sonuna kadar Millî Mücadelenin içinde’ aktif olarak bulunduğunu, yardımlarını hiçbir zaman sakınmadığını söylemek herhalde bir hakkın teslimi olsa gerektir. Bu faaliyetlerinin en önemlisini, Millî Mücadele aleyhinde yaratılmak istenen kamuoyunun bertaraf edilmesinde göstermiştir. İstiklâl mücadelesinin kızıştığı bir sırada Fener Patrikhanesi, bütün Dünya milletlerine hitaben yayınladığı bir beyannâmede: ”Canavar zalim Kemalistlerin zulmünden biz Hıristiyanları kurtarmaya geliniz! Ankara’daki zehirli yuvalarını yıkmak için acele ediniz!” diyerek son derece olumsuz bir hava estirmeye çalışmıştı.

Bu beyannâmeye Türk Ortodoksları adına cevap veren Papa Eftim, Ankara Hükümeti’nin Hıristiyanlara iyi muamelede bulunduğunu, Fener Patrikhanesi’nin dinî siyâsete âlet ettiğini belirterek, Avrupalı gazetecileri Anadolu’ya davet etmiştir.

Papa Eftim’in Milli Mücadelede Kemal çağrısı üzerine birçok yabancı gazeteci Ankara’ya geldi. Yabancı gazetecilerin Eftim’e ilk sualleri şu oldu:

“Anadolu’da Türklerin Hıristiyanları öldürdükleri iddia edilmektedir, siz ne diyorsunuz?”

Papa Eftim bu suali şöyle cevaplandırdı:

“Evet… Bu iddianın yalanı yok, yanlışı vardır; Millî Hiikümet’e ve Türk millî davasına ihanet edenlerden istiklâl mahkemelerinde, ihanetleri tahakkuk eden Rum ve Ermenilerden fazla Müslüman Türkler idam edilmişlerdir.

Yozgat isyanında beş Rumun ihaneti sabit olmuş, asılmışsa ihaneti ortaya çıkan elli ileri gelen Müslüman Türk de idam edilmiştir. Akdağmadeni, Konya ve sair yerlerde de durum böyledir”.

Bu cevap üzerine yabancı gazeteciler, Millî Mücadele liderleri ile de görüşmüşler, gezip görerek Anadolu’daki ayaklanmanın Müslümanlık-Hıristiyanlık meselesi olmayıp, İstiklâl ve Hürriyet davası olduğunu görmüşler ve hadiseyi bu şekilde ele alarak dünya efkârını aydınlatmışlardı.

Sh: 184

TÜRK ORTODOKSLARI
Hzl: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ekincikli

 

Türklerin Anadolu’ya girdikleri tarihten Millî Mücadelenin sonuna kadar, Türklerin yanında ayrı mahalleler halinde yaşıya gelen Ermeni ve Rum, unsurlar, atalarımızın müsamahalı hukuk ve din anlayışlarının neticesi olarak dinî ve millî yapılarını muhafaza etmişlerdir

Askere alınmayan, yalnızca vergi bakımından farklı muameleye tâbi olan Rumlar ve Ermeniler umûmiyetle ticaret yaparak rahat ve refah içinde yaşamışlardır. Din, soy, kültür ve tarih bakımından Türklerden farklı oldukları için 900 yıllık beraberlik devresinde Türklerle karışmışlar ve müsamahalı bir idare altında millî-dinî bünyelerini muhafaza etmişlerdir.

Tarihlerde de Türklerin Ermeni ve Rumlarla karışmalarına dair herhangi bir kayıt yoktur. Nadiren «ihtida» hadiseleri olsa bile bunlar ferdî misaller olmaktan ileri gitmemiştir. Anadolu’nun eski ahalisinin Türklerle karışması, yani, yeni bir millet haline gelmesi veya bu eski kavimlerin milliyetlerini değiştirerek toplu halde Türkleşmeleri asla vârid olmamıştır ( ).

Bu gerçeği belirttikten sonra ancak, «Türk Ortodoksları bu hususta bir istisna mıdır?», sorusuna cevap bulmaya çalışabiliriz. Bu soruya cevap bulabilmek için meseleyi, Türklerin anayurdu Orta Asya’dan başlayarak incelemenin daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

Türk Ortodoksları konusunda bugüne kadar yapılan çalışmaların yeterli olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Yaptığımız çalışmanın da bu konuda kâfi olduğu iddiasında değiliz. Biz ancak meseleyi Türk tarihinin bütünlüğü içerisinde ele alarak bundan sonra yapılacak daha geniş araştırmalara yardımcı olmaya çalıştık.

«Başlangıçtan Millî Mücadele Sonuna Kadar Türk Ortodoksları» konusunu incelerken; bilhassa «Dinler Tarihi ve Türk Kültür Tarihi» hakkında yayınlanmış yerli ve yabancı tetkikler ile müstakil çalışmaların mahsulü olan makaleleri gözden geçirerek bizi ilgilendiren hususları aldık. İlk devirler için arşiv vesikaları veya birinci elden kaynaklara inmemiz mümkün olmadı. Ama mümkün olduğu kadar matbu hale getirilmiş kaynak eserlere öncelik vermeye çalıştık. Son dönemlere yaklaştıkça Karamanlıca yazılmış eserler ile Karamanlıca eserlerden bahseden yabancı tetkikler, Misailidis, Sotiriyuve Papa Eftim gibi Ortodoksların hatırat kitapları faydalandığımız kaynaklar arasında sayılabilir. Arşiv vesikaları, ancak Millî Mücadele döneminde karşımıza çıkmaktadır. Yine Millî Mücadele dönemi için başvurduğumuz önemli kaynaklar arasında günlük veya haftalık olarak yalınlanmış gazeteleri belirtebiliriz.

Türk Ortodokslarını giriş ve dört bölümde anlatmaya gayret ettik. Girişte; Türklerin İslâm dinini kabul etmeden önce, tevhid esasına dayanan «Gök-Tanrı» dinine millet olarak inandıklarını, bunun yanında görülen diğer dinlerin zevzî veya münferid olarak, veyahut da belli dönemlerle şiirli kaldığını belirttikten sonra kitle halinde İslâmiyet’e geişten bahsettik.

Birinci bölümde; Türkleri Hıristiyanlaştırmak için istenilen gayretleri, bilhassa Orta Asya’dan Karadeniz’in kuzeyini takip ederek Tuna boyuna inen Türk boylarının Biniş tarafından nasıl kullanılmak istendiğini, bu kitlelerin az da olsa nasıl Hıristiyanlaştırıldıklarını belirtmeye çalıştık. İkinci bölümde; Selçuklular, Üçüncü bölümde de; Osmanlılar zamanında görülen Türk Ortodokslarından bahsettik. Dördüncü bölümde ise; Millî Mücadele’ye destek veren Türk Ortodokslarını anlatmaya çalıştık.

Bu çalışmamızda, çok değerli fikirleri ile bize yol gösteren, teşvik ve yardımlarını esirgemeyen Hocam Prof. Dr. Mustafa Kafalı ile gerek kaynakların temini gerekse bu kaynakların kullanılmasında yardımcı olan Hocam Prof. Dr. Harun Güngör’e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, maddî ve manevî desteğini gördüğüm arkadaşlarıma da müteşekkirim.

Mustafa EKİNCİKLİ

Sh: 7-9

PAPA EFTİM VE TÜRK ORTODOKSLARININ RUMLARA KARŞI TAVIR ALMALARI

Millî Mücadele’de Türk Ortodokslannın faaliyetlerini Papa Eftim etrafında incelemeye çalışacağız. Çünkü Eftim Efendi, tek başına Fener Rum Patrikhanesine karşı mücadeleye atılarak, Anadolu’daki Ortodoksları, gücünün yettiği kadarıyla Fener’in dolayısıyla Yunanistan’ın propagandalarına karşı şuurlandırmaya, onları Türklerle birlikte hareket ettirmeye çalışmıştır.

Papa Eftim’in fikirlerini ve mücadelelerini müştear bir isimle neşrettiği hatıratından takip edebiliyoruz:

“İstanbul patrikhanesi bize Türklüğümüzü unutturmak ve lisanımızı değiştirmek için aldığı bunca tedbirler hiç kâr etti mi? İşte Türk tabiiyetimiz ve lisanımız olduğu gibi bakidir. Halis Türk ve Türk evlâtları olduğumuz âdet, töre, kültür ve her ahvalimizle bunu ispat etmekteyiz

(Teoman Ergene, İstiklâl Harbinde Türk Ortodoksları, İstanbul 1951, s. 8 (Bize göre Teoman Ergene, Papa Eftim’in kullandığı miistear isimdir. Başından geçenleri bir başkasının ağzından anlatmaktadır).)”.

Türk Ortodoksları, Anadolu’nun işgal edilmeye başlaması üzerine Rum Ortodokslarının başlattıkları kesif Türk düşmanlığı faaliyetine karşı sessiz kalmayarak hemen tepki göstermeye başlamışlardır. Daha önce yukarıda belirttiğimiz. Dorotes ile Zaven Efendi’nin İstansbul’daki İtilâf Devletleri temsilcileri nezdindeki müracaatları karşısında ileri sürülen iddiaların doğru olmadığına dair tepkiler de hemen alınmaya başlanmıştır. O günlere ait bir gazetede bu tepki şu satırlarla yer almıştır:

“Anadolu Hıristiyan ahalinin katliama uğratılmak üzere bulunduğuna dair patriklerin iddialarını tekzip eden aşağıdaki telgraf Sivas vilayetine bağlı Vezirköprü Rum ve Ermenileri tarafından İçişleri Bakanlığı ‘na gönderilmiştir:

“Memlekette ikamet ve tehcirden avdet eden Ermenilerle Rumların ileride tehlikeye maruz kalacağından bahisle tekrar hicret için tehdit ve icbar edilmekte oldukları vatandaşlarımız tarafından hürmet ve muavenet görmekte olduğumuz bir cihetle şayi olan bu haberleri katiyen tekzip ve vatandaşlarımız hakkındaki mütekabil hürmetimizi arzederiz

Ermeni milleti adına Agop Deriyan ve Rum Metropolit Vekili Marat (İstiklâl Harbi Gazetesi, 18 Ekim 1919, s. 7.)”

Şüphesiz ki, Yunanistan’ın lehinde, Türkler aleyhinde faaliyet gösteren Rum Ortodoksları ile en iyi mücadeleyi yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Papa Eftim vermiştir. O bakımdan bu Türk Ortodoksunu yakından tanımak gerekiyor.

Bizans’ın Hıristiyanlaştırdığı Türk boylarına mensup olan Papa Eftim, 1884 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni kazasının İstansulluoğlu mahallesinde doğdu. Babasının adı Karahisarlıoğuliarından Baraş’tır. İlk ve orta tahsilini Akdağmadeni’nde yaptı. 1908’de Ankara’ya gelerek babasının mesleği olan manifaturacılığa başladı. 21 yaşında iken ruhban mesleğine girdi. 1912’de Diyagoz, 1915’îe seçimle papaz oldu ve Akdağmadeni’ne döndü. 1918’de Keskin Metropoliti olarak görev yapmaya başladı. Daha sonra Fener Rum Patrikhanesi’nin tutumunu protesto ederek “Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi” kurdu ve ölümüne kadar başında kaldı.

Papa Eftim, Fener Patıikhanesi’nin dini siyasete alet etmesi dolayısıyla ömrü boyunca bu müessese ile mücadele etti. Bu mücadeleli ömrü Mart 1968’de sona erdi. Daima dilinden düşürmediği şu sözler onun milliyetini açıkça ortaya koymaktadır: “Ben Türk dostu Eftim değil, Türk oğlu Türk’üm (Nureddin Peker, “Türk Dostu Değil, Türk Oğlu Türk Papa Eftim’in Ar¬kasından”, Tarih Konuşuyor (Aylık Dergi), C. 8, S. 52, Mayıs 1968, s. 3690.)”.

Millî Mücadele başlarken Rum Patrikhanesi’nin bütün kilise teşkilâtına yayınladıkları: “Biz Türk değiliz, Türklerle alâkayı kestik, millî hareketleriyle alâkamız yok, hükümet tarafından vaki olacak seçim davetlerine de iştirak etmeyin (Mustafa Emil Elöve, “Türkiye’de Din İmtiyazları”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1953, X, S. 1-4, s. 363.)” şeklindeki bildirilere Türk Ortodoksları pek iltifat etmediler. Sivas Kongresi sonunda Hey’et-i Temsiliye üyeliğine seçilen Kara Vasıf Bey’in, 30 Ekim 1919 tarihinde verdiği demeçte bu husus açıkça ifade edilmiştir. Kara Vasıf Bey; “Anadolu Hıristiyanları millî harekâtın lehindedir (Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (Mondras’tan Mudanya’ya kadar 30 Ekim 1918-11 Ekim 1922), Ankaras. 74)” diyerek Türk Fener Rum Patrikhanesi nin Millî Mücadele aleyhindeki emirlerine rağmen Papa Eftim, Millî Mücadele’nin yanında yer almıştır. O günlerdeki faaliyetlerini şu satırlarla anlatmaktadır:

“Ben o zaman Ankara’da Keskin’de metropolit vekili bulunuyordum. Bu tamimi (Rum Patrikhanesinin yayınladığı) biz ne dine, ne mantığa, ne insanlığa uygun bulduk. Esasen biz Anadolu’da kendimizi halis muhlis Türk biliyorduk. Türelerimiz (törelerimiz) de Türk’tü. İbadetimiz, ana lisanımız Türkçedir. Bunu cemaatimizin muvaffakiyetiyle protesto ettik. Patrikhanenin bu emri hilâfında da İstanbul’da toplanan ve bilâhare İngilizler tarafından dağıtılan Meclis-i Mebusan seçimlerine, hattâ Müslüman Türk cemaati tarafından seçilmiş bir müntehib-i sâni sıfatıyla bilfiil iştirak ettik. Bu hatt-ı hareket patrikhaneyi o zaman idare eden Yunan zabitleri tarafından hoş karşılanmadı, aramızda büyük ihtilaflar zuhur etti. Bizi oradan kaldırarak hileyle İstanbul’a getirtip teslime zorladılar. Muvaffak olamayınca sadarete bir tezkere yazılarak İstanbul’a ihzarımız talep edilmiş. O sırada Ankara’da Vali Muhiddin Paşa vardı. Bu emir bana tebliğ edilmekle beraber, o sırada doğan Millî Mücadele hareketine yardım ettiğimizden dolayı infazı nazara alınmadı. 1919 Mayısında Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçip Erzurum ve Sivas kongreleri yapılıp millî harekete bir mevcudiyet verildikten sonra, Keskin’de yapılan bir miting sırasında İstanbul Hükümeti’ni tanımayıp Gazi Mustafa Kemal Paşa ‘yı tanıdığımı ve ancak ondan emir alabileceğimi bildirdim (412)”.

Papa Eftim, Rum Patrikhanesi’nin hazırladığı ve birçok Batılı devletlerin de desteklediği devleti içten yıkma siyasetine katılmadığını ilân etti. Anadolu’ya dışarıdan gelen haksız taarruzların Müslümanları olduğu kadar Hıristiyanları da müteessir ettiğini açıklayan bir beyannâme yayınladı. Bu beyannâmenin bazı kısımları aynen şöyle-. dir:

 

“Avrupa müdahalesi ve bilhassa son zamanlardaki Yunan taarruzları neticesinde Anadolu’nun Müslümanları gibi biz Hıristiyanlan da müteessir ve mutazarrır etmektedir. Anadolulu hiçbir Hıristiyan yoktur ki şu umumî felâketin kendilerine ait kısmının yegâne müsebbibi İstanbul Patrikhanesi olduğuna kanaat getirmemiş olsun.

Zira kabili inkâr bir keyfiyet değildir ki, Türk hükümetinizin bidayetten şimdiye kadar kiliselerimize bir müdahalesi olmamış iken İstanbul patrikhanesi mübarek İsâ mesihimizin emri hilâfına ruhani- yet ve mezhebimizi şerre alet ederek, Türk olduğumuz halde Helle- . nizm propagandası ile iğfal edilerek güya aslen Yunanlı imiş ve aslına rücu edermiş gibi ekalliyet hukuku iddiasıyla mezhebi millete ka- * rıştırarak bir taraftan bizi Yunan âmâline alıştırmak desiselerini istimal ve diğer taraftan da umumî vekilimiz imışçesine hakkımızı istiyoruz der gibi vaziyetler alarak Avrupa’ya karşı hükümetimizden müşteki sıfat ve vaziyetiyle göstermeğe kalkıştılar”.

Türk Milleti’ni, “Misak-ı Millî” ile ortaya konan haklarından mahrum etmeye azmetmiş olan İtilâf Devletleri, Rum Ortodokslarının bu aleyhte propagandalarını da fırsat bilerek Anadolu’yu doğrudan veya dolaylı olarak işgal etmeye başladılar. Onların bu işgal ve istilâ hareketlerine yüzyıllarca birlikte yaşadığımız azınlıklar da öncülük yapmaktan çekinmemişlerdir. Aynı devletin insanları olmasına rağmen devleti için kanını akıtan sadece Türk Milleti olmuştur. Türk Milleti’nin geleceği konusunda pek olumlu bir düşünceye sahip olmayan Avrupa devletlerinin içimizdeki müttefikleri durumundaki azınlıkların bu yıkıcı faaliyetleri Millî Mücadele için büyük bir tehlike teşkil etmiştir.

İşte bu tehlikenin bertaraf edilmesinde, Hıristiyan cemaate mensup olduğu için başta Papa Eftim olmak üzere Anadolu’daki Türk Ortodokslarının büyük yardımları görülecektir. Bu yardımların önemine dikkat çeken Millî Mücadele’nin lideri Mustafa Kemal Paşa,

Millî Mücadele’den sonra Papa Eftim için şunları söylemiştir: “Millî Mücadele’de bize bir ordu kadar yardım etti”. Papa Eftim;

“Ben Türk Ortodoksuyum. Yozgat sancağının Akdağmadeni kasabasında doğdum, Rüştiye’de Hoca Şevki Efendi’nin rahle-i tedrisinde yetiştim ve Millî Mücadele’ye herkesten evvel iştirak ettim “ diyerek bu konudaki samimiyetini dile getirmektedir.

 

SONUÇ

Devletini ve milletini seven, onun üzerine titreyen şuurlu bir Müslüman Türk’ün düşünebileceği ve savunabileceği görüşlere sahip olan Türk Ortodokslarının, menşe’i ve tarihi incelenecek olursa oldukça ilgi çekici sonuçlar çıkacaktır.

Yakın tarihlerinden başlayarak incelendiğinde hemen Millî Mücadele’deki faaliyetleri dikkat çeker. Türk’ün bu ölüm kalım mücadelesinde Türk Milleti’nin yanında yerini alarak Rum taarruzlarına maruz kalmışlardır.

Liderliğini Papa Eftim’in yaptığı Türk Ortodoksları, Millî Mücadele sırasında yürütülen menfi propagandaların izalesinde oldukça faydalı hizmetler görmüşlerdir.

Yunanistan’ın Fener Rum Patrikhanesi vasıtası ile yürüttüğü Türk düşmanlığı faaliyetlerine karşı Papa Eftim, Anadolu’daki bütün kiliselere tamim göndererek ihanet içinde bulunmamaları, kendilerine iyilikten, adaletten başka bir idare tarzı göstermemiş olan Türk Milleti’ne düşmanlık yapmamaları konusunda ikazlarda bulunmuştur.

Ayrıca Orta Anadolu’daki bazı şehir ve kasabaları dolaşarak Hıristiyanlarla Müslüman Türkler arasında başgösteren gerginliklerin bertaraf edilmesinde de faydalı hizmetler görmüştür. Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin müsaadesiyle 1922’de Kayseri’de kurulan Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi, Yunanistan’ın Hıristiyanlık adına yürüttüğü Türk düşmanlığı propagandasına indirilen en büyük darbe olmuştur.

Millî Mücadele’de faydalı hizmetler gören Türk Ortodokslarının bu takdire şayan davranışları üzerinedir ki dikkatler bu insanların menşe’i üzerine çevrilmiştir.

Papa Eftim başta olmak üzere birçoğu kendilerinin öz be öz Türk olduklarına inanmaktadırlar. Papa Eftim, çeşitli beyanlarında; dillerinin Türkçe olduğunu, örf, âdet ve an’anelerinin Türk millî kültüründen farklı olmadığını açıklayarak bir bakıma Rumlarla din bağından başka bir ilgilerinin bulunmadığını ortaya koymakta ve Türklüğünü isbat etmeğe çalışmaktadır.

Din meselesinde de; kiliselerinde Türkçe âyin yaptıkları, diğer Hıristiyanların aksine kilisede kadınların ayrı erkeklerin ayrı oturduğu, kadınların gerek kilisede gerekse kilise dışında başlarını açmadığı, yabancı erkeklerle konuşmalarının hoş karşılanmadığı bilinen hususlardır. Bütün bu hususlar, Hıristiyan Rumlarla Türk Ortodokslarını birbirlerinden ayırmaktadır. Bu farklılıkları ortadan kaldırmak için Yunanistan yıllarca uğraşmıştır.

“Hellenizm” propagandasının en, faal aleti olan Fener Patrikhanesi’nin, “Millî Mücadele” yıllarına gelinceye kadar senelerce sarfettiği mesaiye rağmen Rumca, Türk Ortodoksları arasında Türkçe’nin yerini tutamamıştır.

“Mübadele”ye kadar Anadolu’da sair Türklerden tamamen farksız olarak yaşayan bu “Rumca bilmeyen Ortodokslar”, acaba ana lisanlarını unutmuş ve Türkleşmiş Hıristiyanlar mıydı?

Yoksa irken Türk olup da sonradan Hıristiyanlığı kabul etmiş ve lisanen değilse bile “Hissen” Rumlaşmış kimseler midir?

Bu hususta kesin bir şey söylemek mümkün olmadığı ifade edilmekle birlikte, bu insanlar hakkında ayrı ayrı etnoğrafik ve tarihî araştırmalar henüz yapılmadığı gibi yapılan araştırmalar da genellikle bir siyasî fikre bağlı olarak yapıldığından tarafsız değildir.

Türkçe’den başka dil bilmeyen Türk Ortodokslarının “ana dillerini unutmuş eski Anadolu Rumları” olduğu görüşü savunulacak bir fikir olarak görünmemektedir. Sebepleri de şöyle sıralanabilir:

1)        Rumca basit bir konuşma dili değildir ki kolayca unutulabilsin.

2)        Türk Ortodoksları Anadolu’daki Müslüman Türklere nisbetle küçük bir “ekalliyet” teşkil ediyorlarsa da herhalde kendi ana lisanlarını unutmayacak derecede bir yoğunluğa sahiptirler.

3)        Türk hakimiyeti, hiç bir zaman kendi idaresi altındaki kavimlerin ana dillerini unutturmağa çalışmamıştır.

4)        Anadolu’da yüzyıllardan beri Türk hâkimiyeti altında yaşayan birtakım “Ortodokslar” vardır ki onların ana lisanları “Rumça”dır. Eğer Türk hâkimiyeti Türk Ortodokslarına cebren, zor kullanarak ana lisanlarını unuttursaydı, bunların da Rumca bilmemeleri gerekirdi. Halbuki böyle bir uygulama yoktur.

İşte bütün bu sebeplerden dolayı Türk Ortodokslarının, ana lisanlarını unutmuş eski Rumlar olmadığı açıkça görülmektedir.

Bilindiği gibi XI. yüzyıla kadar, Orta Asya’dan batıya doğru gelişen Türk fütühat an’anesinin istikameti, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlardan Tuna boylarıdır. IV. yüzyıldan itibaren bu istikameti takip eden Türk boyları, ilk numune Batı Hunları olmak üzere Avrupa’da “kavimler göçüne” sebep olmuşlardır. Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Uzlar, Kıpçaklar (Kuman) hep bu yolu takip ederek Balkanlara, Bizans ülkesine girmişlerdir. Birbirini takip ederek dalgalar halinde gelen bu Türk toplulukları, ilk göründükleri zamanlarda Bizans’ı meşgul etmişler, fakat zamanla eski güçlerini kaybederek bu imparatorluğun nüfuzu altına girmişlerdir. Bizans’ın bu Türk boylarına karşı uyguladığı siyaseti, “önce gelenleri daha sonra gelenlerle savaştırmak” şeklinde özetlemek mümkündür. Siyasî bir güç olmaktan çıkınca da Bizans imparatorları, bu Türkleri sistemli bir şekilde Hıristiyanlık tesirinde bırakarak eritme yolunu takip etmişlerdir. Bizans’ın nüfuzuna giren bu Türk boyları Anadolu’da sınır muhafızı olmak üzere yerleştirilmişlerdir. Birçoğu da paralı asker olarak istihdam edilmiştir.

Bizans’ın bu Türk topluluklarını Anadolu’nun hangi bölgelerine yerleştirdiğini “yer adları”ndan takip etmek mümkündür. Bu Türklere karşı takip edilen Hıristiyanlaştırma faaliyetinin ne dereceye kadar başarılı olduğunu tesbit etmek oldukça zordur. Bizans politikasının başarısızlığına dair birkaç misal bulunabilir: I048’de Bizans’a esir düşen Turak idaresindeki Peçeneklerin 1049’da Selçuklulara karşı savaşmak üzere sevkedildikleri Üsküdar’dan geriye dönmeleri, hattâ Boğaz’ı atlarıyla geçmeleri, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nde Bizans ordusundaki Uz ve Peçeneklerin Selçukluların safına geçmeleri zikredilmeye değer misallerdir.

Bizans’ın Hıristiyanlaştırma politikasının büyük çapta başarılı olduğunu söylemek mümkün değilse de, nisbî bir başarıdan bahsedilebilir. Osmanlılar zamanında ortaya çıkan “Karamanlı Edebiyatı” bu politikanın bir sonucu olsa gerektir.

Netice itibariyle “mübadele”ye kadar Anadolu’da bulunan, Türkçe konuşan Ortodoksların, “Türk Ortodokslarının, daha Bizans İmparatorluğu zamanında gelip yerleşmiş Avar, Bulgar, Peçenek, Uz ve Kıpçak (Kuman)’ların bakiyeleri olduğu söylenebilir. Rumluk propagandası ile zehirlenen bu Ortodoksların Türk ırkından oldukları gelecekte yapılacak daha geniş araştırmalar ile destekleneceği ve durumun daha da aydınlığa kavuşacağı kanaatindeyiz.

Tarihî olarak, Türk ırkından olduklarını ispat ve kabul ettiğimiz Türk Ortodokslarının “hissen” ne derece Türk oldukları tartışılabilir.

Sh: 195-198

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ekincikli, TÜRK ORTODOKSLARI, Siyasal Kitabevi, 1998, Ankara

(1) Mustafa Kafalı, “Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi”, Töre, S. 40, Eylül 1974, s. 28-37.

 

PAPA EFTİM

Papa Eftim

Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis daha sonra Zeki Erenerol (YunancaΠαύλος Καραχισαρίδης) 1884 yılında, Yozgat‘ınAkdağmadeni kazasının İstanbulluoğlu Mahallesi’nde doğdu. Babasının adı Karahisarlı Baraş’tır. İlk ve orta öğrenimini Akdağmadeni’nde yaptı. Zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde hocası Şevki Efendi’nin dikkatini çekti. Arkadaşlarının Kur’an ezberlemelerine imrenerek İncil‘i ezberledi. 21 yaşında iken Ruhbanlık mesleğine girdi. 1908′de Ankara’ya gelerek babasının mesleği olan, manifaturacılığa başladı. 1912’de diyakos 1915’te seçimle papaz olarak ‘Eftim’ adını aldı ve Akdağmadeni’ne döndü. 1918′de Keskin Metropolit Vekili iken Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurdu ve ölümüne kadar başında kaldı. “Ben Türk dostu değil, Türkoğlu Türk Eftim’im” diyen Papa Eftim, Mart 1968′de, 84 yaşında iken vefat etti.

Atatürk’le tanışması

Keskin ilçesinin metropolit vekîli olan Akdağmadenli Papa Eftim, derhal kendisine bağlı cemaati toplayarak Fener Patrikhanesi’ni protesto etmiş ve milli mücadeleye katılma kararı almıştır. Bu karar, hemen Ankara Hükümeti’ne bildirilmiştir. 72 kilisenin vekili olan Eftim’in bu davranışı, İstanbul Hükümeti’nce zararlı görüldüğünden derhal tutuklanması emredilmiş, fakat bu emir, o sırada Keskin Kaymakamı bulunan Avni Bey tarafından yerine getirilmemişti. Bu sırada Fener Patrikhanesi‘nin bütün dünya milletlerine hitaben neşrettiği bir beyanname, derin yankılar uyandırmıştı. Bu beyannamede şöyle deniliyordu: “Canavar, zalim Kemalistlerin zulmünden, biz Hristiyanları kurtarmaya geliniz! Ankara’daki zehirli yuvalarını yıkmak için acele ediniz!”

Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin kuruluşu

Türk Bağımsızlık Mücadelesi’ni destekleyen Pavlos Karahisarithis tarafından 1921 yılında Kayseri’de kurulmuştur. Yozgat’ta kapı komşusu olan Çerkez Ethemsayesinde Mustafa Kemal‘le tanıştı. 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin açılış duasını okuyan din adamları arasında Papa Eftim de vardı. Kurtuluş Savaşı’nda “Umum Anadolu Türk Ortodoksları Cemaatleri” olarak yer aldılar. Fener Rum Patrikhanesi’nin 1. Dünya Savasi sonucu Yunanistan tarafini tutmasina karşılik Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulmuş ve Papa Eftim’in cemaatini bu kilise çatisi altinda toplanması kararlastirilmistir. 1924 yılında Karahisaridis ayinleri yönetmeye başlamış ve adını daha sonra Zeki Erenerol olarak değiştirmiştir. Cemaat mübadeleyi tabi tutulmus, fakat Karahisaridis ile aile fertleri Türk hükümeti tarafından nüfus mübadelelerinden muaf tutulmuştur.

Yaşamının devamı ve ölümü

Savaş bittikten sonra Galata’daki Panagia Kilisesi’ne çekilerek dinî görevle meşgul olan Papa Eftim, 1968 yılında yumduktan sonra yerine oğlu Dr. Turgut Erenerol (2. Papa Eftim), ondan sonra da Selçuk Erenerol geçti (3. Papa Eftim).

Selçuk Erenerol’un ölümünden sonraysa hala görevde bulunan Paşa Ümit Erenerol (4. Papa Eftim), Türk Ortodoks Patrikhanesi‘nin başında bulunmaktadır.

1991 yılında Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın sözcülüğüne getirilen ve hâlen bu görevi yürüten torunu Sevgi ErenerolErgenekon davasında yargılanmıştır.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s