BİR ZAMANLAR

 

 

“İnsan yaşlandıkça, iki şeyi gençleşir: Uzun yaşama arzusu ve mal sevgisi..”
(Hadis-i Şerif, Buhari).

Hayal değil gerçek. Bir site vardı. Niyeti temizdi. Gayreti çok idi. Tasavvufun terbiyenin temel kaynaklığı yapan eserleri toplayıp servis ederdi. Derler;  yükselirken çok eleme yapamazsın. Kifayetsizlik  veya keyfiyetsizlik. Kavuştuğunu, bulduğunu alırsın. Sonra zaman, bu huyu eskitir, bırakmaya mecbur kalırsın. Çünkü söyleyenler sesini çıkaranlar çıkmıştır. Bunu neden koydun ki, olur mu, bizim şeyh bunları kabul etmez ….Birde bağımlıysan, güdülmeye itilmeye mecbur olur kalırsın. İşte bu site de bizden de birşeyler alıp, meydan çorbalarına sorgusuz alır katardı. Şimdilerde durum değişmiş görünüyor. Artık karınları doymuş halleri ile keyiflerine kahve bulmaları artık zor gelmiyor ki, bizden aldıklarından silebildiklerini silmişler, yapamadıklarını da olabildiğince sansürlemişler. Bizimse yılların eskitemediği huyumuz [batsın] aynı toprağı korkmadan gerektiği yerde kazdık, gerektiği yerde kokan lağımı mecrasına gidebilsin diye üzerinden akıttık. “La”ğım bizden çıkar ama lağımdır. Onu “il”lasına ulaştırmak için buhar olsun gayretinden uzak kalamadık. Ancak bizim yol çukuru çok olan yerdir, yürümesi de kolay değildir.

Geçmişinden geleceğine değişmeyen çizgide olmak zor bir iştir.

Hazirelerde çok makber vardır. Olanı vardır olmayanı vardır. Hepsini sırlamıştır. Buralarda yatanı bilen bilir, bilmeyenide bir zaman sonra iyi bilinir olan yerdir. Sonuçta hepsi derviştir. Ancak insanda olan varlık lekesini silmek için hazirede yatmak kâfi gelmez.

Tasavvuf felsefe midir, hayat mıdır?

Dünyayı tekkeye sığdırarak yaşamayı bitiren devr-i zaman tekrar bir daha çıktığı yere girer mi?

Kalemi yazan olmak başka varlığa baş koymak başkadır.

Tasavvufu  süslü püslü kelimelere/kitaplara  hapsetmek ile menfaat mi vardır?

Nefs arkadaşımız değildir. Ancak kardeş gibi yaşamaya mecburuz. Kutu gibi kapalı ol, dışarda ağlayan sızlayanlar olsun sen tekkende mektep aç dur, gelen olursa bizim, giden olursa vur patlasın çal oynasın.

Bu mu emredilen?

Olmaz…

Bana bir harf öğretenin kölesi olurum demek isteyen, ne için demiştir, sormak gerekir. İlim minnetsiz mi yükseliyor? “Lenâ” nın nunu dersin ama fetvalarını duyuracak talebe bulamazsın.

Akan yağmurlar ile yarıklar kayboldu diye yarık kapanmaz ki.

Geldi geçti. Her zaman tiksindiğim varlık kokusunu tekrar tekrar görüp duruyoruz. Kapıda yetişen tosunun değeri olmaz derler. Biz bu şekilde demiyoruz. Diyoruz ki, yolunu yoldan ayırma, önceden yaptığını sonradan unutma.. Allah Teâlâ bile peygamberlerini tekrar tekrar gönderirken tevhidine her devir başka ad taktı. Tevhid, bir  vakit Yahudi oldu, bir zaman Hristiyan, en sonunda İslâm ile son noktayı koydu.

Evet, değişiyorsan, değişmeğe mecbursun. Bu bir zaman tengri, bir zaman il, bir zaman Allah olur gibi. Ad değişince  Allah Teâlâ mı değişiyor, anlayış mı, bunu anlamak lazım.

Bu tür işleri zaman kendi içinde tedavi eder. Sefine limana uğrar fakat varacağı hakikat liman değil vilâyettir. Bizim üzüldüğümüz terbiyede en önce bilinmesi gereken  yokluk halini en sona bırakıp unutmaktır.

İhramcızâde İsmail Hakkı

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s