BİLGİYİ KORUYAN ve UNUTTURMAYAN DUA

İmam Senûsî kuddise sırruhu’l-âlî Efendimizin terkip kıldığı bu duayı derse çalışmaya başlamadan veya okuma bittikten sonra okunursa Allah Teâlâ’nın izniyle bilgi unutulmaktan emin olur.

dersi unutmamak için dua

“Bismillahirrahmanirrahimi ve sübhânellâhi vel hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illellâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azzîmi,

Adede külli harfin kütibe ve yüktübü ebedel âbidiyne ve dehred dâhiriyn.”

(Mecmuat’ul Ahzâb, Şazeli Cildi, 183)

Not: Dualar terkibini düzenleyen kişinin ruhaniyeti ile tesir eder. Eğer o kişiyi tanırsanız ve sağlam itikatle bağlanırsanız, manevi kilidi açılır. Yoksa yüz kere bin kere okuyun faide vermez.

*************

Ayrıca bir başka dua da şudur:

Bismillahirrahmanirrahim.

“Allâhümme aleynâ bi hıkmetik. Venşür aleynâ rahmetek. Yâ Zelcelâli vel ikrâm.”

ŞEYH SENÛSÎ KUDDİSE SIRRUHU’L-ÂLÎ

Senûsî hazretlerinin pekçok kerâmetleri görülmüştür. Talebelerine, kendisine muhabbeti olanlara; “Bir yerde daralıp, zor durumda kaldığınızda, bizden yardım isteyin. Allah Teâlâ nın izni ile sizin o isteğiniz bize ulaşır ve bi-iznillâh yardım ederiz.” buyurdu.

Bir defâsında, Senûsî’yi sevenlerden bir zât, evini kilitleyip bir yere gitmişti. Anahtarını kaybetti. Her ne kadar aradı ise de bulamadı. Evine gelip, elini kapalı kilidin üzerine koyarak; “Yâ Muhammed bin Yûsuf Senûsî bana yardım et. Seni vesîle ederek Allahü teâlâdan yardım istiyorum.” dedi. Daha sözünü bitirmeden, kapalı kilit açılıverdi.

Senûsî hazretlerinin âdeti şöyle idi ki, mescidinde sabah namazını kıldırdıktan sonra bir mikdâr zikir ile meşgûl olur, sonra talebelere ilim öğretirdi. Sonra evinden çıkıp, sohbet için toplanmış olanlarla bir müddet sohbet eder, daha sonra da içeri girip duhâ namazını kılardı. Sâdece duhâ namazında Kur’ân-ı kerîmden on hizb, elli sayfa okurdu. Öğle namazı vaktine kadar kitap mütâlaa eder (okur), sonra namazı kıldırırdı. Bâzan duhâ namazından sonra odasına girer, akşama kadar hiç çıkmazdı. Yatsı namazından sonra bir müddet uyur, sonra kalkıp abdest alır, fecr (Sabah) vaktine kadar namaz kılmakla veya Allah Teâlâ’yı zikretmekle meşgûl olurdu.

Âlimlerden birinin bir yakını vefât etmişti. O âlim zât, vefât eden bu yakınını rüyâsında görüp hâlini sordu. O da şöyle cevap verdi:

“Elhamdülillah, Cennet’e girdim. Cennet’te, İbrâhim aleyhisselâmın, küçük çocuklara Senûsî’nin Akîde isimli kitabını okuttuğunu, o kitabı levhalara yazdıklarını ve sesli olarak (açıktan) okuduklarını gördüm.” Bu yakınının söylediklerini hayretle dinleyen o âlim zâtın, Senûsî hazretlerine ve kitaplarına olan muhabbet ve îtimâdı daha da arttı.

KORKULU HÂLLER

Talebelerinden birisi Senûsî hazretlerine; “Efendim! Niçin bu kadar çok korkulu hâlde bulunuyorsunuz? Devamlı Cehennem azâbından bahsediyorsunuz? Devamlı yüzünüz sararmış bir hâlde?” diye sordu. Senûsî bu talebesine, bu suâle verdiği cevâbı kimseye anlatmaması şartıyla cevap verebileceğini söyledi. Talebe de kabûl edip, hocasının sağlığında kimseye anlatmamak üzere söz verdi. Bunun üzerine Senûsî hazretleri buyurdu ki:

“Allah Teâlâ, beni Cehennem’e muttalî kıldı. Cehennem’i ve içinde ne varsa hepsini gösterdi. Cehennem’den Allah Teâlâ ya sığınırız. İşte o zaman yüzümün rengi değişti. Cehennem’in dehşetiyle bana mahzunluk çöktü. O zamandan bu âna kadar yüzümün rengi değişmiş olarak duruyor. Cehennem’i gören, ona muttalî olan kimsenin hâli nasıl olur? Onu görmüş olan kimse gülebilir mi? Doyuncaya kadar yemek yiyebilir mi? İşte bende bulunan ve senin suâl ettiğin hâlin sebebi budur.” O talebe bundan sonra hocasına daha çok bağlandı ve yaşadığı müddetçe bunu kimseye anlatmadı.

ET NAMAZ KILARSA YANAR MI

Rivâyet edilir ki, sıcak bir yaz günü, bir kimse çarşıdan bir mikdâr et alıp evine götürürken, Senûsî hazretlerinin mescidinin yanından geçiyordu. Bu sırada cemâat namaza durmak üzere idi. İkâmet okunuyordu. O kimse, burada namazı kılıp, ondan sonra gitmek istedi. Sonra, etin kaybolma veya bozulma ihtimâli bulunduğunu düşünüp, tereddüt etti. O kimse bu tereddüt içinde iken, namazın bir rekati kılındı. Nihâyet o kimse cemâate uydu ve namazdan sonra eti alıp gitti. Etin üzerindeki kanlar duruyordu ve hiçbir bozulma işâreti görülmemişti. Eve gelince pişirmek istediler. Tencereye koyup yatsı namazına kadar kaynattıkları hâlde, ette bir değişiklik görülmüyordu. Hattâ üzerindeki kanlar bile aynen duruyordu. Et, aynen Senûsî’nin mescidine girerken bıraktığı hâlde duruyor, hiç bir değişme olmuyordu. O kimse bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, Senûsî’nin yanına geldi ve durumu anlattı. O da buyurdu ki: “Yavrucuğum, ben Allah Teâlâ’dan ümîd ediyorum ki, bana tâbî olup arkamda namaz kılanın etini ateşte yakmaz. Bu et bu sebeble yanmıyor (pişmiyor) olabilir. Lâkin sen bu hâli gizle. Hiç kimseye anlatma.”

O da Senûsî hayatta iken bu hâdiseyi hiç kimseye anlatmadı.

“SAĞ ELİMİ ANKARA’DA MUSTAFA KEMAL’E UZATTIM!”

Hzl: Taha AKYOL
Ama Hangi Atatürk

Şeyh Ahmed Sunusi [Senûsî] kaddesellâhü sırrahu’l azîz

Libyalı Ahmed Sunusi’” Sunusiye adlı tarikatın şeyhidir. Sunusiye tarikatını 1837 yılında Libyalı “Büyük Sunusi” Muhammed bin Ali Sunusi kurdu. Batılı güçlerin istilasına karşı çıkıyor, aktivizmi ve sufisizmi vaaz ediyordu. Cezayir’den Mısır’a kadar etkili oldu, esasen Libya ve Sudan’da kökleşti. 1911’de İtalya’nın Libya’yı işgali üzerine Osmanlı bayrağı altında savaştılar. Cezayir ve Sahra’da Fransızlara karşı direnişin örgütlenmesinde etkili oldular. Mısır’da İngilizlerle savaştılar. İtalyanlarla savaşırken Ankara’dan silah yardımı istediler. Sunusiler Libya’da tanıştıkları Enver Paşa vasıtasıyla Teşkilat-ı Mahsusa’da görev aldılar.

Libyalı meşhur milli kahraman Ömer Muhtar da Sunusi tarikatına mensuptu ve Libya savaşında Mustafa Kemal’le tanışmıştı. Mustafa Kemal, Şeyh Ahmed Sunusi’yi de Trablusgarp savaşından itibaren yakından tanıyor.

Sunusiler Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın ilan ettiği “cihad”a canla başla katıldılar. Şeyh Ahmed Sunusi İslam dünyasında büyük bir itibar kazandı. Celal Bayar 1966’da yazdığı hatıralarında ondan “Ahmed ibni Seyyid Muhammed Şerif Sunusi Hazretleri” diyerek saygı ve takdirle, bahseder, O kadar itibarlıdır ki, Bayar m yazdığı gibi, Vahideddin tahta geçtiğinde yeni padişaha kılıç kuşatması için Teşkilat-ı Mahsusa tarafından denizaltı ile İstanbul’a getirildi. Ülkesine dönmeden Mondros Mütarekesi imzalandı. İngilizlerin eline geçmemesi için Bursa’da kendisine ikametgâh tahsis edildi.

Zaten Vahideddin de İttihatçılara ve onların İngiltere’ye karşı yürüttüğü Panislamizm siyasetine yakın gördüğü Şeyh Sunusi’den hoşlanmıyor, İttihatçılar’ın kendisinin yerine onu halife yapacaklarından kuşkulanıyordu. Ayrıca Şeyh, İngiliz karşıtıydı.[1]

Şeyh Ahmed Sunusi Bursa’da bulunduğu sırada, Ege’de Yunan işgaline karşı milliyetçilerin düzenlediği toplantılara ve protesto mitinglere katılarak destek veriyor. [2]

Bursa’daki ikametinin beşinci ayında. Mart 1920 de oradaki 56, Tümen Kumandanı Albay Bekir Sami Bey’e başvurarak Milli Hareket’in kendisine vereceği her hizmeti kabule hazır olduğunu bildirdi. Albay Bekir Sami (Günsav) Bey Milli Mücadele’nin örgütlenmesindeki ilk isimlerden biridir Mustafa Kemalin emrindedir.

Bekir Sami Bey Ankara’daki Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği 21 Mart 1920 günlü şifreli telgrafta şöyle yazıyor:

“Halen Bursa’da oturmakta olan Şeyh Sunusi Hazretlerinin yaveri Binbaşı Salih Bey bana gelerek İslam ordusunun göstereceği faaliyetten fayda umuluyorsa, Şeyh Hazretleri’nin her türlü hizmeti kabule hazır olduklarını bildirmiştir… Keyfiyeti zât-ı âlilerine arz edeceğimi bildirdim…”

Tabii İstanbul’dan kopacak olan Şeyh’in ve maiyetinin masraflarının da karşılanması gerekecektir, Bekir Sami Bey bunu da bildiriyor.[3] Mustafa Kemal hemen ertesi gün cevap yazıyor:

Şeyh Sunusi Hazretlerinin milli mücahedelere yardım hususunda gösterdikleri hissiyata şükran arz eyleriz. Hilafet makamının fiilen işgali faciası karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin İslam âlemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icap eden görüşümüzü ayrıca arz edeceğiz.

Şeyh Hazretlerinin Ankara’da bulunmalarını arz ederiz…

Mustafa Kemal Paşa, Şeyh ve maiyetinin ikamet, iaşe ve yol masraflarının karşılanması konusunda, kaç kişi olduklarını ve kaç lira gerekeceğini soruyor. Paşa’nın telgrafı “Şeyh Hazretlerine hepimizin özel ihtiramlarımı (hürmetlerini) tebliğ ediniz, efendim,” cümlesiyle sona eriyor.[4]

Mustafa Kemal 14 Nisan’da Albay Bekir Sami’ye bir telgraf daha çekerek, Şeyh’in Ankara’ya yerleşmesi için gereken hazırlıklara başladıklarım bildiriyor ve bir talimat veriyor:

Nakli tebliğ edilinceye kadar özel olarak iyi muamele edilmesi ve refahının temin olunması ve bir surette İstanbul’a gitmesine mahal bırakılmamasını rica ederiz,[5]

8 Temmuz’da Bursa’nın Yunanlılar tarafından işgali üzerine oradan ayrılan Sunusi 17 Temmuz’da Konya’ya yerleşiyor.

Mustafa Kemal’in daveti üzerine 15 Kasım 1920’de Ankara’ya geliyor.

25 Kasım’da TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa, Şeyh onuruna Meclisle bir yemek veriyor. Şeyh burada Arapça bir konuşma yapıyor:

İslamiyet’in yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa Hazretleri arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız, Cihad ettiniz. Bu hizmet bütün İslam âleminin devamına, İslam âleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir…

Sunusi sözlerinin devamında cihadın İslami önemini anlatıyor, kendisini davetinden dolayı Reis Paşa Hazretlerine teşekkür ediyor, “daima ve her surette hizmete hazırım” diyor.[6]

Mustafa Kemal Paşa cevabî konuşmasında Sunusilerin 1911’de Libya’da İtalyanlara karşı direnişini anlatıyor, onları “Vatansever bir İslam kitlesi” olarak niteliyor, Sunusi tarikatından da övgüyle bahsediyor:

Sunusi teşkilatı, diğer tarikler gibi sadece bir tarikat değildi. Bu tarikat insanlığı, İslamiyet’in saadeti yolunda yürümeye yönelik esaslı bir teşkilattır.,. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğumuz zat, İslam âleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır… Benim ve arkadaşlarımızın gözlerimizle gördüğümüz gibi, Sunusiler Afrika’da insaniyet ve medeniyet ve hayatta inzibat hususunda öncü olmuşlardır…

Ahmed Sunusi’nin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki mücadele ve hizmetlerinden övgüyle bahseden Mustafa Kemal, Bursa*dan itibaren Şeyh’in Milli Mücadele’de yer alarak “memleketin, dinin şerefini temin için bizimle beraber” çalıştığını anlatıyor. Bugün dünyada uyanış ve teyakkuz halinde bulanan İslam kitlelerinin “ulviyet ve faziletleriyle sivrilmiş insanların yol göstermelerine muhtaç” olduğunu belirtiyor, “Şeyh Sunusi Hazretleri o yüksek ve kudsi simaların birincilerinden” diyor ve konuşmasını şöyle tamamlıyor:

Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam âlemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin, bütün İslam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyyid Ahmed Şerif Sunusi Hazretlerinin gelecekteki hikmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür arz Eylerim.[7]

Mustafa Kemal’in bu konuşması Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanıyor.[8]

ŞEYH SUNUSİ’YE GÖREV

Mustafa Kemal’in Şeyh Sunusi’ye vereceği görevleri üç başlık altında incelemek mümkün: Evvela, Türkiye içinde, padişaha karşı Milli Mücadele’yi manen güçlendirmek ve özellikle Güneydoğu’da Milli Mücadele’ye katılımı daha aktif hale getirmek için Şeyh Sunusi’den istifade ediyor.

İkincisi, İslam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankara’nın etkisi altına almak için Şeyh’ten yararlanıyor…

Üçüncüsü, Arap dünyasında, öncelikle de Irak ve Suriye’de Hilafet propagandası ile Milli Mücadele lehine, İngiltere ve Fransa aleyhine hareketleri Şeyh Sunusi vasıtasıyla teşvik ediyor.

Türkiye içinde Şeyh Sunusi: İstanbul’daki Amerikan temsilcisi tarafından kaleme alınan 26 Ocak 1922 tarihli raporda, muhtemel bir Kürt ayaklanmasını önlemek için Şeyh Sunusi’nin Kürtlerin yoğun olarak oturduğu bölgeye gönderildiği belirtiliyor. Amerikan raporunda bunun etkili olmadığı ve Kürtlerin Sunusi’yi tutukladığı yanılıyorsa da buna dair hiçbir belge yoktur. Mustafa Oral, bu “tutuklama” lafının Şeyh’i etkisizleştirmek için İngiliz istihbarat servisinin yaptığı bir “karşı propaganda” olduğunu, yazıyor. Çünkü Şeyh öyle bir kutsal kişilik olarak görülüyordu ki, bölgede, mesela Antep’te “Şeyh Sunusi Hazretleri’nin geçtiği toprağı düşman istila etmezmiş” gibi söylentiler bile dolaşıyordu. [9]

Bu noktada bir “rüya” olayından bahsetmek gerekir. O zaman Antep’te ilkokul öğrencisi olan Cahit Tanyol, Din Dersi Muallimi Hafız Halil Efendinin çocuklarını okul bahçesinde toplayarak yaptığı konuşmayı anlatıyor.

Şeyh Sunusi rüyasında Peygamberimizi görüyor, elini öpmek istiyor, sol elini uzatıyor. “Neden Ya Resulullah diye sorunca Peygamberimiz şu cevabı veriyor:

“Sağ elimi Ankara’da Mustafa Kemal’e uzattım!”

Bunu anlatırken Hafız Halil Efendi’nin gözlerinden yaşlar boşanıyor. Rüyayı camide de anlatıyor, cemaatten heyecanlanan bir ses haykırıyor:

“Ey ahali! Mustafa Kemal muzaffer olacak. Peygamber Efendimizin sağ eli onun elindedir. Buna iman edin.”

Tanyol, bu olayın “o günün toplum psikolojisi bakımından paha biçilmez bir kıymeti olduğunu” yazıyor. [10]

Şeyh Sunusi’nin ilginç rüyaları vardır. Zaferin kazanılacağını rüyasında görmüş ve Mustafa Kemal’e bunun “müjdesini” vermiştir. Mustafa Kemal tarafından Diyarbakır’a gönderilen Sunusi, İnönü’de zafer kazanıldığı haberi üzerine 14 Nisan 1921 günü Paşa’ya kutlama telgrafı çekiyor, “hususi ubudiyet ve hürmetlerini” sunuyor, “biz bir tek kişi gibiyiz” diyor, bir rüyasını hatırlatıyor:

Düşmanın mağlup olup hezimete uğradığını evvelce rüyamda görmüş, bunun müjdesini zat-ı devletlerine arz etmiştim. Cenâb-ı Hakk’a hamd ve şükür olsun ki bu rüya aynen gerçekleşti… Sevincimden secde-i şükrana kapandım…

Şeyh, zafer için gece gündüz dua ettiğini, “iki gün sonra ashab-ı kiram ve evliya- izam[11] hazretlerinin türbelerini ziyaret ederek” dua edeceğini de belirtiyor[12]

Ankara’da Mustafa Kemal’in en yakınındaki isimlerden biri olan Halide Edip şunları yazıyor:

(Odasında) Mustafa Kemal meşgul görünüyordu. Önünde İslam tarihinin ilk sayfaları, yani demokrasiye en yakın olan yirmi dört yılı kaplayan bölümü okuyordu. Emevi hükümetinin kudretli nüfuzunu tetkik ederken, belki Ankara’daki din unsurlarını nasıl elde edeceğini düşünüyordu,

O günler 1920 yazının ortalarına rastlar. Karargâhta adeta bir manastır hayatının kenara çekilmişliğini yaşıyorduk…

Mustafa Kemal Paşa bu ilk aylarda, hatta daha sonraları, kritik anlarda, kendisiyle çalıştığım zaman, hep dürüst, hep içkiye karşı nefsine hâkimdi. içkiye düşkünlüğü söylendiği halde ağzına bir damla alkol almamıştı. Aynı zamanda hiçbir şeye körü körüne inanmazdı. Herhangi bir ülküye tamamen bağlanmış olanları kullanmayı bilirdi.

Bundan başka da samimi olmayan gösterişler veya inançlarla alay etmesini bilirdi…

Kehanete, bilhassa rüyaya çok inanırdı. Yazıhanesinin (masasının) arkasında, bilmem hangi bir hoca veya kâhin tarafından yazılmış, yeşil zemin üzerinde, Arapça acayip yazılar vardı. Her sabah çevresindekilere o gece rüya görüp görmediklerini sorardı. Kurnazlar da tabii onun baş arısını belirten rüyalar anlatırlardı.[13]

Şeyh Sunusi’nin rüyalarında ve davranışlarında samimi olduğu şüphesizdir. Mustafa Kemal’in o sırada böyle rüyalara inandığını bildiği için rüyalarını ona anlattığını düşünebiliriz.(!)

Mustafa Kemal, Sunusi’yi “‘genel vaiz” olarak görevlendiriyor, özellikle Güneydoğu’da çeşitli illerde camilerde vaazlar vererek, hutbeler okuyarak halkı Milli Mücadele7ye teşvik ediyor. Her gittiği yerde beyazlara sarınmış olarak Libyalı kıyafeti içinde, ruhani havasıyla verdiği vaaz ve hutbeler çok etkili oluyor. Güçlü aşiret reislerini mücadeleye katılmaya ikna eden Sunusi onların da katılımıyla Urfa’da bir kongre düzenliyor.[14]

Sunusi Diyarbakır’a gittiğinde büyük ilgiyle karşılanıyor, Hâkimiyet-i Milliye ve Anadolu’da Yeni Gün gazeteleri bu büyük karşılamayı haber olarak yayınlıyor, Diyarbakırlıların büyük ilgisinden son derece memnun olan Şeyh, Mustafa Kemal’e telgrafla teşekkür ediyor.[15]

Diyarbakır’da bir süre kalan Şeyh, Mustafa Kemal’in ramazan bayramım kutlamak için tebrik gönderiyor. Mustafa Kemal de 12 Haziran 1921’de Diyarbakır’daki Sunusi’nin bayramını telgrafla kutluyor, “İslam’ın kurtuluşu gayesine yönelik olan mevcut mücahedenin muvaffakiyeti için dualarınızı niyaz ederim” diyor. Şeyh’in gönderdiği tebrikin Meclis’te okunacağını da belirtiyor. Mustafa Kemal’in bu telgrafı Hâkimiye t-i Milliye’de yayınlanıyor[16]

Konya, Sivas ve Diyarbakır’dan başka Mardin’e ve Elcezire (Musul) cephesine kadar uzanan geziler yapan Şeyh her gittiği yerden Mustafa Kemal’e telgraf çekerek “halka gerekli dinî öğütleri verdiğini” bildiriyor Şeyh’in halka verdiği dinî öğüt, Milli Hareketin bir cihad olduğu, “İslamiyet’in kurtarıcısı olan ordumuzu” desteklemenin herkese “farz” ‘ olduğudur.[17]

İngiliz istihbaratı, Sunusi’yi Mardin’e Mustafa Kemal’in gönderdiğini, amacının “düzensizlik ve rahatsızlık yaratmak” olduğunu, yani Mardin havalisinde işgale karşı direnişi teşvik etmek için gönderildiğini yazıyor.[18] Gerçekten, başka bir İngiliz istihbarat raporuna göre. Şeyh Sunusi Mardin’de camide vaaz vermiş ve Sultan’ın Mustafa Kemal’le aynı çizgide olduğunu, ama farklı görünmek zorunda kaldığını söylemiştir. Şeyh’e göre Sultan, Yunan işgaline karşı cihad yapılması için özel haber de göndermişti![19]

Sunusi, Konya isyanının bastırılmasında da yapıcı rol oynuyor, bu isyanın “İslam düşmanlarının işi olduğunu” belirten açıklamalar yapıyor, isyancıların Alaattin Tepesi’ni savunan askerleri bırakmalarını sağlıyor.[20]

İslam dünyasında Ankara etkisi: Mustafa Kemal’in Türkiye’yi İslam uyanışının merkezi olarak dünyaya göstermek için Sunusiryi görevlendirdiği iki proje vardır: Sivas’ta. 18 Şubat 1921 günü Cami-i Kebir’de toplanan Panislamik nitelikte” Büyük İslam Kongresi’ne Şeyh Sunusi’nin başkanlık etmesi.., İkincisi, Ankara’da yine Sunusi başkanlığında büyük bir İslam Kongresi toplanması.[21]

Sivas’ta toplanan îttihad-ı İslam Konferansı” ya da kongresine sadece Sünniler değil, aynı zamanda Kerbela’nın Şii emîri ile Zeydiye mezhebine mensup Yemen hükümdarı İmam Yahya gibi liderler de katılıyor. Konferans başkanlığını yapan Sunusi bir de Ulu Cami’de hutbe okuyor. Hutbe metni Ankara’da Eşref Edip tarafından çıkarılan Sebilürreşad dergisinin 31 Mart 1921 tarihli sayısında yayınlanıyor [22] Sunusi hutbesinde Milli Mücadele’yi, cihad olarak niteliyor, “Müslüman, ecnebi tahakkümü altında yaşayamaz, esaret altına giremez, ecnebi hilelerine kapılmayınız, yaldızlı sözlerine inanmayınız” diye konuşuyor

Ey Anadolu’nun kahraman İslam mücahidleri! Siz olmasaydınız bina-ı İslam yıkılırdı. Siz bugün Kuran’ı yaşatıyorsunuz, her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor, İslam’ı müdafaa ediyorsunuz. Bu ne büyük şereftir!

Siz yalnız değilsiniz. Yüzlerce milyon Müslüman gözlerini size dikmiştir. Sizin düşmana göğüs gererek metanet göstermeniz bütün İslam âleminde bir uyanış yaratmıştır. Her tarafta Müslüman milletler kımıldıyor, istiklâllerini müdafaa ediyor, üzerlerindeki zulüm ve küfür kâbusunu atmaya çalışıyorlar…

Siz İslam’ın gözbebeğisiniz, siz Allah’ın tevfikine mazhar bir milletsiniz. Muhakkak galibiyet İslam’ındır, fetih ve zafer yakındır…

Aman kardeşlerim! Sabır ve sebatta devam ediniz, sakın aranıza ihtilaf düşmesin,..[23]

Sunusi hutbesinde Kuran’dan ayetler okuyarak sözlerini destekliyor. Sivas’ta Sunusi başkanlığında toplanan İslam Kongresi iç politikada fazla yankılanmıyor, ama İngiliz istihbaratının dikkatini çekiyor. İstihbarat, Sunusi’nin “adım adım Anadolu’yu dolaştığını” Londra’ya rapor ediyor. İngilizleri en çok kaygılandıran Sunusi’nin etkisinin Irak, Suriye ve Hicaz’a kadar uzanması ihtimalidir. Fakat Şerif Hüseyin’in buna engel olacağını düşünerek teselli buluyorlar.[24]

Ankara’da yapılması düşünülen İslam Kongresi daha siyasi niteliktedir. O dönemde İslam “Şark Devletleri İttifakı, Doğu Milletleri Birliği, Cemaatü’l İslam” ve “İslam Milletleri Federasyonu” gibi fikirler yaygındır. Ankara’da bir İslam Kongresi’nin toplanmasını 11 Mart 1921’de Eşref Edip’in çıkardığı, Mehmed Âkif in yazı ve şiirler yazdığı Sebüürreşad dergisi ortaya atıyor, Mustafa Kemal’in Hâkimiyet-i Milliye gazetesi aynı makaleyi tekrar basarak destek veriyor. Mustafa Kemal’in talimatıyla Şer’iye Vekili Mustafa Fehmi (Gerçeker), Meclis Başkâtibi Recep (Peker), yaaar Eşref Edip ve şair Mehmed Âkif ten oluşan bir heyet İslam dünyasının ileri gelenlerine gönderilmek üzere beyanname ve davetiyeleri hazırlıyor.

Ankara’da İslam Kongresini düzenleyen yetkili heyet Mustafa Kemal’in başkanlığında şu isimlerden kuruluyor:

Din İşleri Vekili Abdullah Azmi, Şeyh Sunusi, Acemi (Uceymi) Sadun Paşa, Diyarbakır Bölgesi Komutanı Cevad Paşa, Müdafaa Vekili Fevzi Paşa, Afgan Büyükelçisi Sultan Ahmed Han, İran Büyükelçisi Mümtazüddevle, Bolşevik Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov Sunusi ile Acemi (Uceymi) ve Cevad Paşa Ankara’da olmadığı için hazırlıklara yazışmayla ve temsilcileriyle katılıyorlar,

Birazdan göreceğimiz Acemi Sadun Paşa Birinci Dünya Savaşı’nda beri Osmanlı için, şimdi Milli Mücadele için savaşan Iraklı bir Arap şeyhidir,

İslam Kongresi, evet ama nerede? Mustafa Kemal mutlaka Ankara’da, olmazsa, Anadolu’da bir yerde yapılmasını şart koşuyor. Iran ve Afganistan büyükelçileri kendi ülkelerinde yapılmasını istiyor. Bundan başka ordumuzun Eskişehir muharebesinde mağlup olarak Sakarya’nın doğusuna çekilmesi çok sıkıntılı bir askerî vaziyet ortaya çıkarıyor ve Fas’tan Mısır’a, Arabistan’a, Hindistan’a kadar Müslüman temsilcilerin katılacağı Dünya İslam Kongresi yapılamıyor.[25]

Ankara’da İslam Kongresi fikri İngiltere’nin ve Bolşevik Rusya’nın büyük ilgisini çekiyor. İngiliz İstihbarat Servisi Londra’ya “Ankara’da İslam Kongresi müzakere ediliyor” diye rapor gönderiyor. Raporda Mustafa Kemal’in başkanlığında bir komite kurulduğu ve bu komitede yer alan Şeyh Sunusi, Abdullah Azmi gibi isimler eksiksiz olarak bildiriliyor, kongrenin nerede yapılacağı konusunda görüş birliği olmadığı da belirtiliyor ve “Ankara’nın muhtemelen Avrupa’daki şüphe ve rahatsızlığı tırmandırmamak için kongreyi ertelediği” yazılıyor.[26]

Ankara’daki. Bolşevik Rus Temsilcisi Upmal Angarski de 1 Ocak 1921fde Mustafa Kemal’le görüşmesinde İslam Kongresi söylentilerini soruyor. Mustafa Kemal “Panislamizm’i benimsemediklerini” anlatıyor. Panislamizm! gerçekten benimsemediği gibi, Bolşeviklerle yapmak istediği ittifaka zarar vermemek için de bunu söylemesi lazımdı. Mustafa Kemal, Upmal’a Arap ülkelerinde İngiliz karşıtı milliyetçi hareketleri desteklediğini anlatıyor ve diyor ki:

Fas’tan, Cezayir’den ve diğer Müslüman bölgelerden de mektuplar alıyorum. Bu mektuplardâ bana ilkbaharda Ankara’da genel bir Müslümanlar kongresi yapmayı öneriyorlar. Enver bütün İslam ülkeleri örgütü amacıyla çalışıyor. Batı emperyalizmiyle savaş için böyle bir kongrenin toplanması fikri bana olumlu geliyor

Bolşevik Temsilcisi Upmal da bunu desteklediklerini söylüyor[27] Mustafa Kemal’in izlediği Hilafet ve İslam siyasetiyle Bolşevizm siyasetini nasıl ustaca bağdaştırdığını göreceğiz.

O şurada Mustafa Kemal’in Panislamik tahrikler yapmasından” endişeye kapılan İngilizler bu çalışmaları titizlikle takip ediyor. 16 Kasım 1920 tarihli istihbarat raporunda Panislamik konular” geniş yer tutuyor, Şeyh Sunusi şerefine Mustafa Kemal’in Meclis’te verdiği yemek anlatılıyor, Şeyh’in Panislamcı bir lider olduğu vurgulanıyor. İngiliz istihbaratının en çok dikkatim çeken husus, Mustafa Kemal’in konuşmasında “bugün dünyada uyanış ve teyakkuz halinde bulanan İslam kitlelerinin ulviyet ve faziletleriyle sivrilmiş insanların yol göstermelerine muhtaç” olduğunu söylemesi ve Sunusiyi bunu yapacak “birinci isimlerden biri” olarak zikretmesidir, istihbarat Raporu, Şeyh’in yaptığı kısa cevabî konuşmada “Türklerin harekete geçirdiği cihad”dan bahsetmesini ve kendisini İslam birliğine adadığını söylemesini de dikkate değer buluyor. Rapor, Şeyh Sunusi’nin müstakbel Halife adayı olarak da Ankara’da adının geçtiğini belirtiyor.[28]

İngilizlerin büyüyen kaygısı, başta Hindistan ve Ortadoğu olmak üzere Müslüman sömürgelerde İslam ve Hilafet propagandasının isyanlara yol açmasıdır Mustafa Kemal’in amacı da Irak ve Suriye ile Hicaz’a kadar Arap dünyasında İngilizlere ve Fransızlara karşı direnişleri harekete geçirmek, bunun için Şeyh Sunusi’den de faydalanmaktır.

Araplarda antiemperyalist İslam: Mustafa Kemal’in Şeyh’i kullandığı üçüncü alan, Arap âleminde özellikle Irak ve Suriye’de İngiliz karşıtı Islami ve milliyetçi hareketleri ateşlemektir. Mustafa Kemal, Şeyh Sunusi’ye İslam ve bilhassa Arap ülkelerindeki dinî duygulan itilaf Devletlerine karşı ayaklandırmakla görevlendirmiştir.[29]

Mustafa Kemal’in 29 Kasım 1920’de Irak’tan “Necef Arap Hükümeti Heyetine” yazdığı mektup bu konuda tipik bir örnektir. “Din ve Millet Mücahidi Alelazm Efendiler Hazretleri” hitabıyla başlayan mektubunda Kemal Paşa, “uzak memleketlerindeki mümin kardeşlerimizin” Kanber Efendi vasıtasıyla gönderdikleri mektupla gösterdikleri muhabbetten memnun olduğunu belirtiyor, “tam bir iman ve sevgi bağı’7 olduğunu söylüyor İngiliz destekli Ermeni saldırılarını Hakkın yardımıyla mağlup ettiklerini, Yunan hainlerini de inşallah yakında mağlup edeceklerini anlatıyor. Necef hükümetinin esirgemediği gayret ve cesaret için teşekkür ediyor, Şeyh Sunusrye verdiği görevi belirtiyor:

Afrika mühim kıtasında milyonlarca manevi evladı olan kadri büyük Şeyh Ahmed Şerif Sunusi Hazretleri de Elcezire’nin (Musul) güneyine doğru hareket etmişlerdir. Muhterem mücahit Acemi (Uceymi) Paşa mücahede harekâtını başlatmak üzere (Kuzey Irak’ta) Deyrezor (Kerkük) taraflarına gidiyor. Iraklı din kardeşlerimizin ulvi maksatlarına nail olmaları için elden geleni hiçbir vakit sakınmayacağımızdan katiyen emin olunuz.

Mustafa Kemal’in mektubu direniş ruhu telkiniyle, Allah’tan yardım dileğiyle ve “aziz ve muhterem din kardeşim” hitabıyla sona eriyor.[30]

Şeyh Sunusi, Milli Mücadele’ye ve Mustafa Kemal’e samimiyetle inanmış bir Panislamist’tir. Yunus Nadi’nin gazetesinde yayınlanan şu sözlerinin hem içeride hem dışarıda Kemalist harekete büyük bir manevi destek olduğu şüphesizdir:

Anadolu’nun düşmanlara karşı aldığı tavır, İslamiyet’in ruhuna tamamen uygun şer’i bir harekettir. Buna yardım ve onu koruma her Müslüman için farz-ı ayndır. İslamiyet’in kahraman evladı olan Türklerin özellikle şu son zamanda yaptıkları görev, Türkiye’nin bağımsızlığından çok, bütün İslam dünyasının kurtuluşuna yönelik olduğundan, Peygamberimizin ruhunu şad ettiğinden eminim…. Allah, İslam’ın büyük kahramanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini, kendisine yardımcı olan mücahitleri, milleti ve memleketi uğruna can ve mallarım feda eden bu kahraman milleti sonsuza kadar sürekli kılsın…[31]

Savaş sırasında Araplara Osmanlı’ya karşı bağımsızlık vaat etmiş olan İngilizlerin sömürgeci niyeti artık daha iyi anlaşılmıştır… İngiliz desteğiyle Osmanlıya isyan eden Şerif Hüseyin büyük itibar kaybediyor, Mustafa Kemal’e sempati giderek yayılıyor Gelişen Islami ve milliyetçi hareketleri Mustafa Kemal destekliyor. onlardan destek alıyor. Stratejik olarak Türkiye açısından Fransızların elindeki Suriye ile İngilizlerin elindeki Irak ve Musul’daki gelişmeler özellikle önemlidir. Yunus Nadi’nin Anadolu’da Yeni Gün gazetesi 31 Mayıs 1921 günlü sayısında “Türk-Arap ittifakı meydana gelebileceği korkusu İngiltere’yi sarmış ve bunu İngiliz casusu Mustafa Sagir de yargılanması sırasında itiraf etmiştir” diye yazıydı. Gazete Şeyh Sunusi’nin bu yöndeki faaliyetlerini engellemek için İngiltere’nin ajanlar kullandığını yazıyor.[32]

Sh: 191-201

Kaynak:Taha AKYOL, Ama Hangi Atatürk, 3. baskı / Mart, 2008, İSTANBUL

ATATÜRK, ŞEYH AHMED SENÛSİ”Yİ “HALİFE” SEÇTİREBİLİR MİYDİ?

Abdullah Muradoğlu- Ocak 16, 2011

ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine göre, Atatürk, Halife Abdülmecit azledilmeden bir süre önce Şeyh Senûsî”ye halife olmasını destekleyeceğini söyledi. Ancak Senûsî halifetin Osmanlı ailesinin uhdesinde kalması gerektiğini söyleyerek teklifi reddetti.

Doç. Hakan Özoğlu”nun ABD Dışişleri Bakanlığı”na ait belgeler arasından bulup çıkardığı evraka göre Atatürk, son Osmanlı halifesi Abdülmecit Efendi”yi azlederek, yerine Libyalı Şeyh Ahmed el Senûsî”yi getirmek istemiş.

İddianın yer aldığı evrak, 17 Haziran 1924”te Amerikan Yüksek Komiseri Amiral L. Bristol tarafından ABD Dışişleri Bakanlığına gönderilmiş.

Amiral Bristol iddiayı, Şeyh Senûsî”nin sekreteri Osman Fahreddin Efendi ile yaptığı özel görüşmede aldığı bilgilere dayandırıyor.

Belgeye göre Halife Abdülmecit azledilmeden bir süre önce Atatürk Şeyh Senûsî”ye eğer Türkiye dışında yaşamayı kabul ederse halife olmasını destekleyeceğini söylemiş.

Şeyh Senûsî ise Halifelik makamının Osmanlı ailesinden Halife Abdülmecit”in uhdesinde kalması ve İstanbul”da ikamet etmesi gerektiğini belirterek bu teklifi reddetmiş.

ABD Dışişlerine ait bir başka belgede de, Atatürk”ün Şeyh Senûsî”nin 1926”da Kahire”de yapılacağı ilan edilen Hilafet Kongresi”nde halife seçilmesine destek vereceğini, seçilmesi halinde de İstanbul”da ikamet etmesine rıza göstereceğini söylediği ifade ediliyor.

Belgeye göre Atatürk, Şeyh Senûsî”den Türkiye”deki dindar çevrelerle yeni rejim arasında yatıştırıcı ve uslaştırıcı bir rol oynaması halinde Kahire”deki kongreye bir heyet göndermek suretiyle halife seçilmesine yardım edeceklerini söylemiş.

23 Ocak 1925 tarihli bir başka belgede de Atatürk”ün Hilafet Kongresi”nde Şeyh Senûsî”ye destek vermesi karşılığında Şeyhin bütün konuşmalarında Türkiye hakkında iyi konuşmasını ve Türkiye”nin İslam dünyasındaki eski yerine yükselmesi için yardım etmesini istemiş.

Atatürk”ün teklifini kabul etmeyen Şeyh Ahmed el-Senûsî, Halife Abdülmecit”in azledilmesi ve hilafet makamının Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin manevi şahsiyetine ithal edilmesinin ardından bir süre Mersin”de ikamet ettikten sonra Türkiye”den ayrıldı.

Osmanlı saltanat ailesinin Türkiye dışına çıkarılmasıyla birlikte Artık Türkiye”de yapabileceği bir şey kalmamıştı.

HİLAFET KONGRESİ FİYASKO OLDU

1926”da Kahire”de toplanan Hilafet Kongresi”nde Suudi Kralı”nı veya Mısır Kralı Fuad”ı Müslümanların halifesi olarak seçtirme girişimleri fiyaskoyla sonuçlandı.

Kongre Hilafet konusunda bir karar alamadan dağıldı.

Kongre”ye yolunu ayrı bir rotaya çeviren Türkiye”den de katılan olmamıştı.

Bütün Arapların Kralı ve halifesi olmak isterken Filistin, Irak, Suriye ve Lübnan”ın İngiliz ve Fransızlar”ın eline geçmesini sağlayan, Osmanlı”nın tasfiyesinde rol oynayan Mekke Şerifi Hüseyin”in bu kongrede esamesi bile okunmuyordu.

Reşit Rıza gibi meşhur alimler bile daha önce hararetle destekledikleri Şerif Hüseyin”den uzaklaşmışlar, hatta ondan “Hicaz tağutu” olarak söz etmişlerdi.

Uzun lafın kısası, Arap-İslam dünyası Şerif Hüseyin”e beklediği itibarı vermedi.

ŞEYH AHMED SENUSİ KİMDİ?

Peki Şeyh Senûsî kimdi ve halife seçilecek nitelikte bir şahsiyet miydi?

Dr. Özoğlu”nun verdiği bilgileri “Star” gazetesinde okuduğumda Şeyh Ahmed Senûsî”nin hayat hikayesini kısaca anlatmak gereği duydum.

Seyyid Ahmed eş-Şerif es-Senûsî, Libyalı”ydı ve Mustafa Kemal Paşa”yla Trablusgarp”tan tanışıyorlardı.

İtalyanlar 1911”de Trablusgarp”ı işgal ettiklerinde, Enver Paşa, Mustafa Kemal ve arkadaşları ile birlikte İtalyanlara karşı omuz omuza savaşmıştı.

Karizmatik bir şahsiyet olan Şeyh Ahmed Senûsî, gücü ve etkisi Kuzey Afrika”dan Arap yarımadasına kadar yayılmış bulunan “Senûsî Tarikati”nin başındaydı.

Senûsîler Birinci Cihan Harbi”nde Osmanlı”nın safında yer alarak Kuzey Afrika”da İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlara karşı açılan cephelerde önemli rol oynadılar.

Sultan Reşad vefat edip yerine Sultan Vahideddin geçtiğinde, bir Alman denizaltısı ile Libya”dan Avrupa”ya, oradan da İstanbul”a geçti.

İlk defa yurdundan ayrılan Şeyh Senûsî, İstanbul”da büyük bir törenle karşılandıktan sonra Sultan Vahideddin”e kılıç kuşandırdı.

Bu da Şeyh Senûsî”nin Osmanlı nezdindeki itibarın ziyadesiyle yüksek olduğunu gösteriyor.

ATATÜRK, ŞEYH SENÛSΔYİ ANLATIYOR

Şeyh Ahmed es-Senûsî başından sonuna kadar Milli Mücadele”yi destekledi.

Anadolu”da Milli Mücadele”ye destek verilmesi için seyahatler gerçekleştirdi, vaazlar verdi, sohbetler yaptı.

1920”de Ankara”ya geldiğinde de coşkuyla karşılanan Şeyh Ahmed Senûsî”yi Mustafa Kemal Paşa şu sözlerle anlatıyordu:

“Benim ve arkadaşlarımın kendi gözlerimizle gördüğümüz gibi, Afrika”da insaniyet ve uygarlık ve hayatta önder olmuşlardır. Bu nedenle bütün Afrika Müslümanlarının kalplerinde ve vicdanlarında kendilerine karşı büyük bir saygı vardır. Dolayısıyla huzurlarıyla şeref duyduğumuz yüce kişi, gerçekte Afrika”nın en tabii reisi ve en yetkili hükümdarıdır”

Mustafa Kemal Paşa, Şeyh Senûsî”ye şükranlarını şöyle sunmuştu.

Hepimizce bilinir ki, arkadaşlar! İslam dünyasını oluşturan değişik topluluklar zaman zaman gafil bir halde kalmışlardır. Bu nedenle yapılan bir çok hizmetler, fedakarlıklar gaflet içinde bulunanlara yeterince etkisini yapamamıştır. Fakat bugün İslam dünyasında, kuşkusuz düşmanların tutumları sonucu beliren sonuç ve kötü kaderimizdir ki, bakışlarımızı dünyanın üzerinde dolaştıracak olursak görürüz ki, uyanık durumda ve belki de intikam durumunda bir çok İslam toplulukları vardır. Fakat bütün bu dikkat ve uyanma halinde bulunan insanlar başlarında bulunacak ulviyet ve faziletleriyle tanınmış kimselerin uyarmalarına muhtaçtır. İşte Ahmed Şerif o yüksek simaların birincilerindendir. Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam dünyasına yapacakları hizmet şimdiye kadar ki hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede bütün İslam dünyasının merkez dayanağı olan Türkiye Devletinin de güçlenmesine yardım etmiş olacaklardır. Seyyid Ahmed el Şerif Hazretlerinin gelecek hizmetlerine şimdiden gerek şahsım adına ve gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi namıma teşekkürlerimi sunarım.”

Şeyh Senûsî ise yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

“İslamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin belirmesi üzerine Müslümanların umutlarının kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları birlikte savaşa kalktılar. Birlikte çalıştığımız , cihat ettiğimiz bu hizmet, bütün İslam aleminin kurtuluşuna ait bir kutsal hizmettir. Ben bunu bütün içtenliğimle takdir eder ve bu kutsal hizmetin gerçek mutluluk ile sonuçlanmasını umut ve dua ederim. (..)Reis Paşa hazretleri hakkımızda saygı gösterdiler. Teşekkür ederim. Kötülükle iyiliği değerlendirebildiğim günden beri düşüncelerimi ve dualarımı daima İslamiyetin yücelmesine ayırdım. Sizin bu meşru topluluğunuz içinde bulunmakla da aynı amaca yürüdüğüme eminim. Sizinle beraber mücahid ve duacıyım ve İslamın birleşmesi olan amacımız için her yolda hizmete hazırım”

ANADOLU”DA BİRLİĞİ SAĞLAMAK İÇİN ÇALIŞTI

Şeyh Senûsî”nin Anadolu”da ve Suriye tarafında yaptığı faaliyetler İngilizler ve İtalyanlar tarafından günü gününe takip edilir.

Onun çabalarının Anadolu ve Hicaz Arapları nezdinde Milli Mücadele”ye karşı heyecan yaratacağından endişe etmektedirler.

Gerçekten de Şeyh Senûsî gittiği her yerde, Sivas”ta, Elazığ”da, Urfa”da, Diyarbakır”da, Adana”da, Milli Mücadele”nin desteklenmesi çağrılarında bulunuyor ve İslam dünyasını çeşitli bölgelerinden gelen kişilerle toplantılar düzenliyordu.

Şerif Hüseyin ihanetin, Şeyh Ahmed Senûsî ise sadakatin timsalidir.

Hiçbir karşılık beklemeden, safiyane ve halisane duygularla Osmanlı”ya bağlı kalarak, sömürgexi güçlerin altınlarına ve aldatmalarına kanmayarak kendini riske atan, Milli Mücadele”yi büyük bir şevkle destekleyen Şeyh Ahmed Senûsî”yi hep şükranla anacağız.

1933”te Medine”de vefat eden bu büyük mücahidi ve kahramanı unutmayacağız.

Enver Paşa”nın da Şeyh Senûsî projesi vardı!

Atatürk”ün Şeyh Ahmed eş-Şerif es-Senûsî”ye halifelik teklif etmesi aslında yeni bir durum değildi.

Enver Paşa”nın yakın adamlarından Hüsamettin Ertük, “İki Devrim Perde Arkası” başlıklı anılarında Şeyh Senûsî hakkında önemli bilgiler verir.

Şeyh Senûsî”nin Libya”dan getirtilerek Suriye Araplarını İngiliz cephesinden ayırması için faaliyet göstermesini istiyordu Enver Paşa.

Ertürk”ün aktardığına göre Enver Paşa şöyle demişti:

“Eğer Şeyh Senûsî Şerif Hüseyin”i yola getiremezse o zaman Hicaz Krallığı”nı da, ilerde Trablusgarp”ta kurulacak devletin riyasetini de kendisine vermeye ve onu bu yerlerin meşru hükümdarı tanımaya hazırız.”

Hatta Ertürk”e göre, Enver Paşa, Şeyh Senûsî”ye bir İslam Konfederasyonu”ndan bahsetmiş, hatta Şeyh”in halife seçilebileceğini de söylemiştir.

Orhan Koloğlu”nun “Mustafa Kemal”in yanında iki Libyalı lider” başlıklı kitabında dile getirdiği gibi, Enver Paşa elden çıkan ve bir daha geri alınamayacağı anlaşılan İslam ülkelerini Osmanlı hilafetine, başında Arapların seçecekleri fakat Osmanlı devletine bağlı ve saygılı bir lider bulunan bir konfederasyon çerçevesinde bağlayarak, birliği devam ettirmeyi tasarlamış olabilir.

Dolayısıyla Atatürk”ün 1925”teki (daha sonra 1926”ya tehir edilen) Hilafet Kongresi”nde Şeyh Senûsî”yi seçtirmek için heyet gönderebileceği pek de akla uzak gelmiyor.

Sadece Trablusgarp”ta değil, bütün Kuzey Afrika”da sömürgeci güçlere karşı direnişin sembolü haline gelen Şeyh Ahmed Senûsî, 1920”lerin ortalarında önce Şam”a geçmiş, burada kalmasına Fransızlar izin vermediği için, Şerif Hüseyin”in Suudiler tarafından tasfiye edilmesinden sonra Hicaz”a giderek inzivaya çekilmiştir.

Şeyh Ahmed es-Senûsî”nin amcazadesi İdris es-Senûsî 1951”de Libya Kralı olarak tahta geçti.

Kral İdris, 1969”da Albay Muammer Kaddafi tarafından düzenlenen bir askeri darbeyle devrildi.

Kazım Karabekir Paşa, Atatürk”ün halife olacağından kuşkulanmıştı!

Şeyh Ahmed es-Senûsî”ye halife olması için teklifte bulunan Atatürk”ün kendisinin de Cumhuriyet ilan edilmeden önce halife ünvanını almak istediği iddia edilmiştir.

Bu iddiayı dile getiren Atatürk”ün silah arkadaşı ve Milli Mücadele”nin en önemli komutanlarından Kazım Karabekir Paşa”dır.

Uğur Mumcu”nun “Kazım Karabekir Anlatıyor” başlıklı kitabında bu iddia detaylı olarak dile getirilir.

Milli Mücadele”nin önderleri arasında saltanat ve hilafet konusunda bir takım tartışmalar yaşanmıştı.

Karabekir Paşa”ya göre halife olmak isteyen Mustafa Kemal bu niyetini Meclis bahçesinde çektirdiği bir fotoğrafla açığa vurmuştu.

1921”de çekilen bu fotoğrafta Mustafa Kemal Paşa, İtalyanlara karşı Libya”da savaşırken kendisine hediye edilen mahalli kıyafeti giymiş olarak yer almıştı.

Mustafa Kemal Paşa”nın “mefkure hatırası” adını verdiği fotoğrafta, yanında sarık ve cübbeleriyle çok sayıda hocaefendi de vardı.

Karabekir Paşa”nın beklentisi saltanatın kaldırılması, ama hilafetin Al-i Osman”dan bir şahsiyetin üzerinde kalmasıydı.

Bakın ne diyor Karabekir Paşa:

«Mefkure Hatırası el yazısıyla imzasını taşıyan sarıklılar arasındaki sarıklı resmi Mustafa Kemal Paşa”nın hilâfet ve saltanatı kendisine almak mefkuresinde olduğu neticesinde karar kılıyordu. 12 Mayıs 1922 tarihli el yazılarını ve imzalarını taşıyan bir fotoğraf ilişiktir. Cumhuriyet fikrinden kendi uhdesine hilâfet ve saltanata dönüş bütün cihana karşı çok garip bir şey olacaktı. Ben, bizim için hilâfeti ayırmak ve saltanatı lâğv etmek, bu suretle Cumhuriyet”e gitmeyi iç ve dış siyasetimize daha uygun buluyordum. Fakat bunu da, en son zaferden sonra ortaya atabilirdik. Hükümet merkezinin de artık İstanbul”da iç ve dış baskısı altında tutulmaması fikrinde idim. 9 Ekim 1922”de Erkân-ı Harbiye Umumiye Riyasetinin (Genelkurmay Başkanlığının) İstanbul ve Boğazların muahede-i vaziyeti hakkındaki mütalâamı sormalarına karşı verdiğim cevapta (İstanbul”a makam-ı hilâfet) denilmesini teklif etmiş ve hükümet merkezinin de Ankara – Kayseri – Yozgat sahasında münasip bir yer olarak tesbitinin muvaffak olacağını ayrıca bildirmiştim. Hilâfet ve saltanatın bekası taraftarı değilken bu sefer bunu bir kumandana vermeye hiç taraftar olamazdım! M. Kemal Paşa”nın ”Türkiye”nin başında hilâfet-i İslâm olacak bir hükümdar bulunacaktır” ifadesinin delâlet ettiği mânâ bu ”Mefkure hatıralı” fotoğraftan daha iyi anlaşılıyordu.”

Karabekir Paşa, Sakarya zaferinde “Müşir” ve “Gazilik” gibi ünvanları kazanan Mustafa Kemal Paşa”nın son zaferde mefkuresine ulaşmak için muhafazakarları Millet Meclisine dolduracağından kuşkulanmıştı.

Böyle bir durumda, özlenen ve muhtaç olunan yenilenmeye imkan kalmayacaktı.

Tabii ki Karabekir Paşa”nın korktuğu başına gelmedi ama istemediği şeyler de oldu.

Hilafet ve Saltanat biribirinden ayrıldı. Sonra Saltanat kaldırıldı, hilafet Abdülmecit Efendi”ye tevcih edildi. Bilahare de Hilafet makamının Abdülmecit Efendi”den alınarak Meclis”in manevi şahsiyetine aktarılması suretiyle kaldırıldı.

http://www.yenisafak.com/yazarlar/abdullahmuradoglu/ataturk-seyh-ahmet-Senûsîyi-halife-sectirebilir-miydi-25716


[1] Mustafa Oral, ‘‘Şeyh Sunusi’nin Kemalist Misyonu”, Toplumsal Tarih, Ağustos,n2005, sayı 140, Tarih Vakfı, sf. 69.

[2] Celal Bayar, Ben de Yazdım, cilt 2, sf. 490.

[3] Muhittin Ünal, Miralay Sami Günsav’ın Kurtuluş Savaşı Anıları, Cem Yayınevi, İstanbul, 1994, sf. 320

[4] Atatürk’ün Bütün Eseri, cilt 7, sf. 171. {Bekir Sami Günsav’ın Anılarını yayınlayan Muhittin Ünal, metni sadeleştirme uğruna, Mustafa Kemal’in cevabî yazısındaki vurguları silmiş ve onun ikinci cümlesini şu hale getirmiştir: “Hilafet’in işgaline duyduğu tepkinin İslam âlemine duyurulmasında fayda vardır.” Hâlbuki Mustafa Kemal Paşa bunun “pek ziyade lazım ve faydalı” olduğunu yazıyordu. Asıl metindeki “Şeyh hazretlerine hepimizin özel ihtiramlarını tebliğ ediniz’ cümlesini de. ‘Şeyh hazretlerine saygılarımızı İletin” diye sadeleştirmiş! (sf.321)

[5] Atatürk’ün Bütün Eserleri, dit 7, sf. 292.

[6] Celal Bayar, a.g.e», sf. 490-491.

[7] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 10, sf. 117-119; Celal Bayar, a.g.e., cilt 2, sf. 491- 494

[8] Hâkimiyet-i Milliye, 27 Kasım 1920; Atatürk’ün Bütün Eserleri, dit F0, sf. 117. Mustafa Kemal’in Şeyh Sunusi’ye hitaben yaptığı bu konuşma ilginç bir şekilde resmî yayınlarda, mesela İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün derlediği “Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde yer almamıştır. İlk defa Sadi Borak tarafrndan Atatürk’ün Resmî Yayınlara Girmemiş Söylev , Demeç, Yazışma ve Söyleşileri adlı kitapta Halkevleri Atatürk Enstitüsü tarafından 1980 yılında yayınlanmıştır. Hâkimiyet-i Milliye ya da diğer gazeteler gibi açık kaynaklarda yer aldığı halde “resmî yayınlarda ilginç bir şekilde “görülmeyen’’ Atatürk’e ait konuşma ve yazışmalar yeri geldiğinde kitabımızda belirtilecektir.

[9] Mustafa Oral, aynı makale, sf. 72.

[10] Prof. Cahit Tanyol, Atatürk ve Halkçılık, İş Bankası Yayınları,1984, sf. 136-137; Mustafa Oral, ay.y.

[11] AshabKiram:Hz. Peygamber’in yakın arkadaşları; Evliya-yi izam: Büyük evliyalar.

[12] Mustafa Oral, aynı makale» sf. 74:

[13] Halide Edip Adıvar, a.g.e.,sf , I 3 I- I 32.

[14] A. Necip Günaydın, “Milli Mücadele’de Şeyh Senûsî’nin Sivas’taki Ittihad-i islam Kongresi ve Ulucami’deki Hutbesi”, Tarih Ye Düşünce, Aralik 2003, Ocak 2004, sayi 45

[15] Zeki Sarıhan, a-g.e., III, sf. 245-521.

[16] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 11» sf. 202.

[17] Doç. Dr. Nurettin Gülmez, a.g.e., sf. 642-643.

[18] Bilal Şimşir/İngiliz Belgelerinde Atatürk, c.2 , sf479.

[19] Bilal Şimşir, a.g.e., cilt 3, sf. 615.

[20] Bilal Şimşir, a.g.e., sf. 643, Zeki Sarıhan,, a.g.e., III, sf. 233.

[21] Mustafa Oral, aynı makale, sf. 70.

[22] A. Necip Günaydın, aynı makale.

[23] Sunusi’nin hutbesinin tam metni için bkz. A, Necip Günaydın, aynr makale.

[24] Bilal Şimşir, a.g.e., cilt 3, sf. 279.

[25] Prof. Metin Hülagü, “Milli Mücadele Dönemi Türkiye İslam Ülkeleri Münasebetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt XV, Kasım 1999, sf. 901-930.

[26] Bibi Şimşir, a-g.e., cilt 4» sf. 354-365.

[27] Mehmet Perinçek, a.g.e., sf. 259-260.

[28] Bilal Şimşir, a.g.e., cilt 2, sf. 514. (Mustafa Kemal o aşamada Şeyh Sunusi’yi ileride hâlife yapmayı düşünmüş olabilir. Henüz Hilafet’i kaldırabileceğinden o sırada emin olamazdı. Köklü Osmanlı ailesinden Hilafet’i alıp, kendisine ve Milli Hareketle muhakkak sadık olan ve Türkiye’de kökleri ve gelenekleri bulunmayan Sunusi’yi ‘‘müstakbel halife” olarak düşünmüş olması mümkündür. Bazı İttihatçılar da bunu düşünmüştü zaten. T. A.)

[29] Salahi Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşr ve Drş Politika, cilt I, sf. 188169.

[30] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 10, sf. 122-123.

[31] Nurettin Gülmez, a.g.e., sf. 644.

[32] Nurettin Gülmez, a.g.e., sf. 645,

ARABACILAR KAHYASI İSMAİL AĞA
(GÜL) (d:?- v: 26.5.1938) kaddesellâhü sırrahu’l âlî

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s