BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK-HARPER LEE

BBC -19 Şubat 2016

Türkçe’ye Bülbülü Öldürmek olarak çevrilen To Kill A Mockingbird kitabının yazarı Harper Lee 89 yaşında hayatını kaybetti.

Lee’nin ölüm haberini memleketi Alabama’nın Monroeville kentinin belediye başkanı açıkladı.

Lee’nin 1960’ta yayınlanan Bülbülü Öldürmek kitabı, hem büyük övgü almış hem de büyük bir ticari başarı kazanarak çok sayıda dile çevrilmişti.

ABD’nin önde gelen gazetecilik ödüllerinden Pulitzer’e de değer görülen kitabın 1962’de çekilen film uyarlaması üç dalda Oscar ödülüne değer görülmüştü.

Amerikalı yazarın 55 yıl sonra, geçen yıl yayınlanan Go Set A Watchman adlı son kitabı Türkçe’ye Tespih Ağacının Gölgesi’nde olarak çevrildi.

 

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/02/160219_harper_lee

               

KİTABIN ADI

  BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

KİTABIN YAZARI

  HARPER LEE

YAYINEVİ VE ADRESİ

  ALTIN KİTAPLAR

BASIM TARİHİ

  1984

KİTABIN YAYIM MAKSADI

  ROMAN

  KİTABIN ÖZETİ :

          1800’lü yıllarda İngiltere’den Güney Amerika’ya göç eden ve Alabama Eyaletine bağlı Maycomb adında bir kasabaya yerleşen Atticon kendinden 15 yaş küçük bir bayanla evlenir. Jem ve Jem’den 4 yaş küçük Scoud adında 2 çocukları olur .Scoud doğduktan 2 yıl sonra annesi ölür. Bu yüzden annesinin varlığı ya da yokluğu kendisini pek etkilemez. Buna karşılık Jem’i çok etkiler. Arada bir oyun sırasında Jem’in iç çekip kenara ayrılması annesine duyduğu özlemdendir.

           Jem 13 yaşlarında Scoud ise 9 yaşlarındadır. Roman otobiyografik bir tarzda ve kahramanı olan Scoud’un ağzından yazıldığı için romanın genelinde çocukca bir bakış açısı hakimdir.

            Yazar 1 nci bölümde; kendi ailesini nereden geldiklerini ve genel özelliklerini fazla teferruata inmeden tanıtır. Kasabayı, kasabadaki ilginç olan Radley ailesini tanıtır. Boo adında Radley’lerin bir çocuklarının kayboluşu, Radley’lerin evden dışarı çıkmayışı ve evlerinin kapısının sürekli kapalı oluşu Radley’leri kasabalıların, özellikle de çocukların gözünde bir hayalete çevirir. Evlerini de bir kabushaneye çevirir.

           2 nci bölümden itibaren kasabanın sosyal yaşayışı siyasal durumu işler.

           4 ncü bölümde yazar kasabada yaşayan halkın gelenek görenekleriyle çeşitli ata sözlerini de katarak anlatır.(Asıl sahibi çıkmayınca mal bulanındır. gibi) Kızılderililer ile ilgili büyüler anlatır.

“Sıcak  Nefes  cennete  giremeyen  biridir.  Öylece  ortalarda  dolaşır.  Birinin  içinden  geçersen  ölünce  sen  de  Sıcak Nefes  olursun.  Geceleri  dolaşır,  insanların  nefeslerini  içine çekince…”

“lçinden  geçmemek  için  ne  yapılır?”

 “Hiçbir  şey.  Kimi  zaman  bütün  yolu  kaplarlar.  Geçmek  zorunda  kalırsan,

PARLAK  MELEK

YAŞAYAN  ÖLÜ

YOLUMDAN  ÇEKİL

NEFESİMİ  BIRAK

tekerlemesini  söyleyeceksin.            

 

Yazar yani kahraman olayda tek kahraman değildir. Olayda ön plana çıkanlar yazarın kendisi, kendisinden 4 yaş büyük olan kardeşi Jem, felsefi görüşlerini söylettiği babası Atticon ve çocukluk aşkı Dill’dir.

            Amerika iç savaşından sonra (kuzey – güney) kasabada olan değişiklikler toplumsal yaşam, olup bitenler çıplak bir gözle işlenir. Kahraman, olayları çocukluğunda yaşadığı için her şeyi çocukça bir dünyada anlatır. Çocukların oyun dünyasını, zevklerini, merakını, çocuk psikolojisini, buluğ çağına giren çocukların göstermiş olduğu ruhsal değişiklikleri, yalnız kalma isteklerini olaya yayarak ve de derin tasvirlerle destekleyerek açıklamaktadır.

            Yazar Maycomb kasabasındaki gelenek görenek, siyasal yapı, sosyal yapı, dinsel yapı ve benzeri bütün davranışları olaylarla anlatır. Örneğin kasabadaki dayanışma duygusunu şu şekilde bir cümleyle açıklar: Yangın Bayan Maundlie’nin evini sessizce yiyip bitirirken sokak insan ve arabalarla dolmaktadır.” Yazar kasabadaki yaşantıyı özellikle zencilere karşı yapılan ayrımcılığı ve horlanmayı, babasının zencilerin avukatlığını yaparken kasabalı beyazlar tarafından pis zenci dostu biri olarak sıfatlandırılmasını aktarır. Kasabadaki zencilerin yaşadıkları mahalle ve kiliseleri ayrıdır. Çocuk gözüyle olaya yaklaşan kahraman bunu pek yadırgamakta,ve neden böyle olduğunu babasına ve amcasına sorarak,bu sorularla cevabını bulmaya çalışmaktadır. Yine malik hanelerde çalışan kölelerin oluşu o yıllardaki güney Amerika’daki siyasal yapıyı göstermek için bariz bir örnektir.

            Yazar kendi fikirlerini, felsefi görüşünü romanın genelinde Attikon’a söyletmektedir. Örnek olarak:Attikon bir gün Jem’e şöyle der;

Arka bahçedeki tenekeleri vurmanızı yeğlerim, ama kuşların peşine de düşeceğinizi biliyorum. İstediğiniz kadar karga vurun ama unutmayın ki bülbülü öldürmek günahtır. Bülbüller yalnızca müzik üretirler. Bizi eğlendirmek için bahçeleri yağmalamazlar, yalnızca şarkı söylerler hem de yüreklerini paralayana dek.

Yazar romanda özgürlüğü çeşitli sembollerle ifade eder. Kimi zaman yaşlı bir bayanın ölümünü özgürlüğe giden yol, kimi zaman zencilerin esaretten kurtuluşunu, kimi zamanda morfinman bir bayanın bu alışkanlıktan kurtulmak pahasına çektiği acıları anlatarak sembolleştirir.

             Yazar cesareti:” Cesaretin eli tabancalı bir adam olduğunu sanmanı istemem. Mertlik baştan bitik olduğunu bilip de çabalamak, olacakları göğüsleyebilmektir. Binde bir kazanırsın ama kazandığında olur. Bayan Dobuse’de kazandı”. felsefi ve veciz sözlerle ifade etmektedir.

              Dil’e olan yakınlığını ve çocukluk aşkını anlatmaktadır. Bu aşk alışkanlık ve özlemden ibarettir. Aynı bölümde kasabada çalışan işçilerin yaptıkları grevleri, taşralıların yoksulluğunu olaylarla göstererek anlatır. Kasabadaki insanların çoğunun birbirine benzemesi dışardan evlenmenin olmayışına ya da çok nadir oluşuna bağlar.

Romanın sonunda Radley’lerin kaybolan çocuğu ortaya çıkar. Fakat olayın akışına göre hiç ummadık bir yerden yeni bir kahraman romana müdahil olur.

             Romanın sonlarında ilginç bir olayda Amerika’yla Almanya’nın mukayesesidir. Romana göre Amerika daha özgürlüklerle yaşayan baskıdan uzak bir ülkedir. Hukuk sistemi herkese eşittir ama fiili olarak zencilere ayrım yapılmaktadır. Almanya’da ise baskılar ve Yahudi’lere yapılan zulümler vardır.

Cecil Jacobs güncel haberin ne olduğunu biliyordu. Sırası gelince odanın önüne çıkıp başladı: «Şu bizim Hitler…»

«Adolf Hitler, Cecil,» dedi Bayan Gates. «Kimseye şu bizim denilmez.»

«Peki efendim. Şu bizim Adolf Hitler Yahudilere zülüm yapıyormuş.»

«Zulüm Cecil, elem değil.»

«Ama Bayan Gates, burada… pekâlâ. Yani bu Adolf Hitler Yahudilerin peşine düşüp onları hapishanelere koyuyormuş. Eşyalarını ellerinden alıyormuş. Kimseyi ülke dışına salmıyormuş. Geri zekâlıları da temizliyormuş.»

«Geri zekâlıları temizliyor muymuş?»

«Evet efendim, Bayan Gates. Kendilerini temizleyecek kadar akılları yok sanırım. Ancak aptalın biri kendini temiz tutamaz. İşte Hitler de bir program başlatmış. Yahudilerin yarısını toplattırıp ilerde başına bela olmasınlar diye kayıtlara geçiriyormuş. Bence bu pek kötü bir şey değil.»

«Peki Cecil. Aferin.» Bayan Gates kabara kabara yerine geçti.

Sınıfın arka tarafından bir el kalktı: «Nasıl yapabilir?»

«Neyi?»

«Hitler nasıl insanları kümese kapar gibi kapayabilir? Hükümet onu durdurmaz mı?»

«Hitler hükümettir.» Eğitime dinamizm katma fırsatını kaçırmak istemeyen Bayan Gates tahtaya geçip büyük harflerle DEMOKRASİ yazdı. «Tanımlayacak olan var mı?»

«Biz,» dedi biri.

Atticus’un bana öğrettiği bir seçim kampanyası sloganını anımsamıştım. Elimi kaldırdım.

«Sence ne anlama geliyor Jean Louise?»

«Herkese eşit hak, kimseye ayrıcalık yok.»

«Çok güzel Jean Louise, çok iyi.» Bayan Gates gülümsedi. Tahtadaki sözcüğü tamamladı: «Biz bir Demokrasiyiz.» Bir ağızdan söyledik. «İşte Amerika ile Almanya arasındaki fark bu. Biz demokrasiyiz. Onlar ise bir diktatörlük. Burada kimseye zulüm yapmayız. Bu önyargılı insanların ürünüdür.

Yahudilerden daha iyi ya da daha kötü insan yoktur. Hitler bunu neden anlamıyor bilmem.»

«Neden hoşlanmıyorlar Bayan Gates?»

«Bilmiyorum Henry. Bulundukları her topluma katkıda bulunmuşlardır. Çok da dindar insanlardır. Ama Hitler dini yok etmek istiyor. Nedeni bu da olabilir.»

Cecil konuştu: «Pek kesin bilmiyorum ama para alıp veriyorlarmış. Pek geçerli nedene benzemiyor. Üstelik beyazlar, değil mi?»

«Liseye geçince Cecil, Yahudilerin çağlar boyunca hep zulüm gördüğünü öğreneceksin. Şimdi aritmetik zamanı çocuklar.» *

Aritmetikten hiç hoşlanmadığım için zamanı pencereden dışarı bakmakla geçirdim. Atticus’un homurdandığını bir kez görmüştüm. Radyoda Hitler konulu yorumu dinledikten sonra kapatıp, «Pöh!» demişti. Niçin ona bu denli bozulduğunu sorunca da «O bir manyak!» demişti, pencereden dışarıya bakarken, bu iş yürümez dedim. Bir manyak ve milyonlarca Alman, isteseler onu içeri tıkabilirlerdi. İşin içinde başka şeyler de olmalıydı. Babama işin aslını sormalıydım.

Sordum. Yanıtlayamadı çünkü sorunun yanıtı yoktu.

Hitler’den nefret etmek doğru mu?»

«Hayır. Kimseden nefret etmek doğru değildir.»

«Atticus,» dedim. «Anlamadığım bir şey var. Bayan Gates yaptıklarına korkunç dedi. Anlatırken yüzü kıpkırmızıydı.»

«Ama…»

«Ama ne?»

«Yok bir şey.» Kafamdakini aktardığımdan kuşkuluydum. Belki Jem yanıtlayabilirdi. O okul işlerini daha iyi anlıyordu.

Jem bütün gün su taşımaktan bitmişti. Yatağının yanında en azından on iki muz kabuğu, bir de boş süt şişesi vardı. «Neden tıkınıyorsun?»

«Koç seneye kadar on kilo alırsan takıma girersin dedi. En kestirme yöntem de bu.»

«Hepsini kusmazsan tabii. Sana bir şey soracağım…»

«Sor.» Kitabını indirip ayaklarını uzattı.

«Bayan Gates iyi bir kadın, değil mi?»

«Öyle. Ben öğrencisiyken onu çok severdim.»

«Hitler’den nefret ediyor.»

«Bunun nesi ters?»

«Bugün Yahudilere yaptıklarını anlattı. Kimseye zulüm yapılmaması gerek değil mi? Kimse için kötülük düşünmemek gerek, değil mi?»

«Evet Scout. Çıkarsana bu baklayı ağzından!»

«O gece duruşma salonundan çıkarken bayan Gates Bayan Stephanie ile konuşuyordu. Binlerinin onlara ders vermesi gerektiğini, burunlarının çok büyüdüğünü, bir de bakacağız ki bizimle evlenmek isteyeceklerini anlatıyordu. İnsan hem Hitler’den nefret eder, hem komşuları için böyle çirkin konuşabilir mi?»

Jem birden kudurdu. Yataktan fırlayıp, yakama yapıştı. «Duruşma ile ilgili söz duymak istemiyorum. Hiçbir zaman, hiçbir zaman. Duydun mu? Bana ondan söz etme, duyuyor musun? Şimdi çekil git!»

Sh: 237-239

Hülasa şöyle diyebiliriz: Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasındaki hayatı, gelenek görenekleri, ekonomik durumu, siyasal yapıyı, dinsel yapıyı,1900’lü yılların başlarındaki durumu çocuk gözüyle ve çocukluk dünyasını da katarak anlatmaktadır.

**

             ROMANDA KAHRAMANLAR: Romanın baş kahramanları Scoud, Jem, Atticon ve Dill’dir. Fakat olayın akışına göre her an yeni kahramanlar ortaya çıkmaktadır. Fazla aktif olmamakla beraber romanda geçen kişi sayısı 100’e yakındır.

             ROMANDA ZAMAN: İki senelik bir zaman dilimidir. Olaylar bir yazın başlangıcından itibaren anlatılır, bir sonraki sonbahara kadar devam eder. Zamanda kronolojik sıra kullanılmakla beraber geriye dönüşlerde mevcuttur. Buda yazarın bazı durumlara açıklık getirme ihtiyacı hissetmesinden ve olayların geçmiş tarihlerde yaşanmasına bağlıdır.

             ROMANDA MEKAN: Yazar olayların geçtiği kasabayı romana yayarak geniş bir şekilde tanıtır. İç mekanlar yoğunlukla kullanılmış, dış mekanlara da büyük ölçüde yer verilmiştir. İç ve dış mekanlar arasında bir denge söz konusudur. Bahsedilen mekanlar yukarıda da anlatıldığı gibi Güney Amerika’daki Alabama Eyaletine bağlı Maycomb kasabasıdır. Mekan tanıtımında tasvirlere büyük ölçüde yer verilmiştir.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s