GÜL İŞLERİ

Madem ki güneş battı ve bizim gönlümüzü dağladı, onun yerine çırağı yakmaktan başka çaremiz yok.

Sevgili, göz önünden kayboldu mu, onun visâlinden mahrum kaldık mı, yerine birisinin vekil olması, birisinin bize yadigâr kalması gerekir.

Gül mevsimi geçip gülşen harap olunca gül kokusunu nereden alalım?

-Gül suyundan!

Ulu Tanrı açıkça meydan da olmadığından, bu peygamberler Hakk’ın vekilleridir.

Hayır yanlış söyledim. Vekil ile vekil edeni iki sanırsan (bu) hatadır, iyi bir şey değil.

Sen sûrete taptıkça ikidir. Sûretten kurtulana göre ise birdir.

Sûrete bakarsan gözün ikidir. Sen onun nuruna bak ki o birdir.

Bir adam, gözün nuruna bakarsa iki gözün nuru, birbirinden ayırd edilemez.

Mesnevî-i Şerîf, c.I, b. 670-675

Akl-ı Külden gelen bu sözler de, o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur.

Gül olmayan yerden gül kokusu geldiğini, şarap olmayan yerde şarabın kaynayıp çoştuğunu hiç gördün mü ki?

Mesnevî-i Şerîf, c.I, b. 1899-1900.

Gül dikenden meydana meydana gelmiştir, diken de gülden… böyle olduğu halde niçin savaşa, maceralara düşmüşlerdi?.. gibi bir sual hatıra gelirse (bil ki bu)

Ya hakikatta savaş değildir, bir hikmet içindir, eşek satanların kavgaları gibi bir hiledir. Bir sanattır;

Yahut ne savaş ne hikmet…Hayretten ibarettir. Bu, viraneliktir, içinde define aramak gerek.

Mesnevî-i Şerîf, c.I, b.2471-73

Medlulü olmayan bir delalet edici hiç gördün mü?  Yol olmadıkça katiyen gül de olmaz…

Hakikatı olmayan bir adı hiç gördün mü; yahut Kâf ve Lâm harflerinden gül topladın mı?

Mademki ismi okudun; var, müsemmayı da ara. Ayı gökte bil derede değil!

Addan ve harften geçmek istersen hemencecik kendini tamamı ile kendinden arıt (yok ol!)

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel. Riyazatta tozsuz passız bir ayna ol!

Mesnevî-i Şerîf, c.I, b. 3455-3559

Tanrı’nın gül bahçesinde her an bülbül gibi yüzlerce nağme çıkarır.

Mesnevî-i Şerîf, c.II, b. 3288

Kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir ve susarlar.

Çünkü gül bahçesi olmayınca, bülbül sükût eder. Güneşin kayboluşu, uyanıklığı öldürür.

Ey güneş !

Sen yeraltını aydınlatmak üzere bu gül bahçesini terk ediyorsun.

Fakat marifet güneşi, bir yerden bir yere gitmez, o güneş dolunmaz. Onun tanyeri akıl ve candan başka bir yer değildir.

Mesnevî-i Şerîf, c.II, b. 40-73

Gül dalı, nerede biterse bitsin güldür. Şarap, nerede kaynayıp köpürürse köpürsün şaraptır.

Güneş, isterse batıdan baş göstersin, yine güneştir, başka bir şey değil.

Mesnevî-i Şerîf, c. VI, b.178-179

Bir mahrem gördün mü can sırrını söyle. Gül gördün mü bülbüller gibi nâra at.

Mesnevî-i Şerîf, c.VI, b.  2037

Bilmez ki sen, zâlimler gibi görünüşte gül bahçesindesin, fakat ruhun, feryat edip duruyor!

Mesnevî-i Şerîf, c. III, b. 3551

Neden böyle eşeğin kuyruğuna yapıştık, ardına düştük? Gül bahçesinden, güllerden bahset.

Mesnevî-i Şerîf, c. V, b. 2551

Onlar, ölü olan cihanda oturmaz, dinlemezler. Çünkü ot, ancak hayvanlara lâyıktır.

Kim, gül bahçesinde meclis kurar, yurt tutarsa külhanda şarap içer mi hiç?

Pak ruhun makamı, illiyyin’dir. Pislikte yurt edinense kurttur.

 

Mesnevî-i Şerîf, c. V, b.3592-93

Gönül, dilberi gördü mü nasıl olur da suratı ekşi bir halde kalır? Bülbül, gül görür de nasıl susar?

Mesnevî-i Şerîf, c.VI, b.  2639

Ben çirkinim, huylarım da tamamı ile çirkin. Beni diken olarak dikti, artık ben nasıl gül olabilirim?

Dikene güldeki güzelliğin ilk baharını ver. Bu yılana tavus güzelliğini sen ihsan et.

Çirkinliğin son derecesine varmışım ben. Fakat senin lûtfun da ihsan etmede son derecededir.

Bu kötülüğün çirkinliğin son derecesine varmış olan kulun hacetini, son derecede olan lûtfunla reva et ey usul boylu selvilerin bile haset ettikleri güzel!

Ben ölürsem yine senin lûtfun, bana gözyaşı döker, kerem sahibisin, buna ihtiyacın yoktur ama yine sen ağlarsın bana.

Mesnevî-i Şerîf, c.VI, b. 2705-2709

Yarasaların nefretinden de anlaşılıyor ki ben ulu Tanrı’nın parlak bir güneşiyim.

Bir gül suyuna bokböcekleri rağbet etseler bu, onun gül olmadığına delâlet eder.

Mesnevî-i Şerîf, c.II, b. 2085-86

Ama her güzel gül bahçesi gizli bir yağmura delâlet eder.

Mesnevî-i Şerîf, c. VI, b. 2725

Topraktan biten güller, mahvolur gider.

Gönülde biten güller daimîdir ve ne hoştur!

Bizim öğrendiğimiz o tatlı bilgiler, bil ki o gül bahçesinden bir, iki, üç demetten ibarettir.

Gül bahçesinin kapısını kendimize kapatmışızdır da onun için bu iki üç demete zebun olmuşuzdur.

Mesnevî-i Şerîf, c. VI, b.4650-53

Musa, onu ateş gördü ama nurdu.

Biz geceyi bir zenci gibi gördük, halbuki o huridir.

Bundan böyle denizi, çerçöpün örtmemesi için senden bir göz isteyelim.

Büyüklerin gözleri açıldı da ellerini çırpmaya, oynamaya başladılar. Ama bu elle, bu ayakla değil.

Halkın gözünü, ancak sebepler bağlar. Sebepten korkup titreyen, eshaptan değildir.

Fakat bizim eshabımız; hakikat ehlidir. Tanrı, onlara kapı açmış, onları odanın baş köşesine geçirmiştir.

Tanrı eline nispetle müstahak olan da Tanrı azatlısıdır, bağdan kurtulmuştur, müstahak olmayan da.

Yokluk âlemindeyken hak mı kazanmıştık da bu cana ulaştık, bu bilgiyi elde ettik?

Ey her ağyarı yar eden, ey dikene gül libası ihsan eyleyen!

Toprağımızı ikinci defa olarak yine süz de hiçbir şey olmayanı yine bir şey haline getir!

Bu duayı da önce sen emrettin, yoksa bir toprak parçasında sana dua etmeye kudret mi olurdu?

Ey hikmetine hayran olduğumun Tanrısı, mademki dua etmemizi emrettin, bu emrettiğin duayı sen kabul et.

Mesnevî-i Şerîf, c. Vı, b. 2310- 2320.

Senin, gül renkli şaraba hiç ihtiyacın yok. Gül rengini bırak, gül renklilik sensin zaten.

Mesnevî-i Şerîf, c. V, b. 3568

Kur’an’ın huzurunda alçalmış, kurban olmuş, ruhu, Kur’an kesilmiş adamdan sor.

Bir yağ, tamamiyle güle feda olur, gül kesilirse ister onu yağ diye kokla, ister gül diye!

Mesnevî-i Şerîf, c. V, b. 3130.

 

 

BÜLBÜL’den

Bilir misin seher bülbülü bana ne dedi:

Sen nasıl adamsın, aşktan habersizsin.

Deve, Arap’ın şarkısıyla coşup oynarken,

Sende neşe yok, yoksa tabiatı eğri misin?

*

Koruda rüzgar esince ılgın ağaçlan sallanır,

Bir tek sert taşlar ağırlığından hareket etmez.

Gördüğün her şey Allah’ı zikirle coşar,

Bu sözü anlamak için mana kulağı gerekir.

*

Allah’ı anan yalnız güle konmuş bülbül değildir,

Her bir diken Allah’ı tesbih için ortak bir dildir.

**

Bülbüllerde vefa arayayım deme sakın!

Çünkü her ân başka bir gül için öterler

**

Ey seher bülbülü!

Sen aşkı, bir kelebekten öğren,

O yanarak can verdi de hiç ses etmedi.

Halbuki bu yolda olanlar, onu istemesini bilmiyorlar,

Gerçekten haberi olanlarsa sırlarıyla kayboldular.

Zira onlardan geriye hiçbir haber gelmedi.

Ey hayalden, kıyastan, zan ve tahminden,

vehimden duyduklarımız

Ve okuduklarımızdan çok daha yüce olan Allah’ım!

Meclis bitti, ömür tükendi.

Oysa biz, vasıflarını anlatmakta henüz yolun başındayız.

**

Kargayla aynı kafese konan bülbülün

Dili tutulmuşsa, bu işe şaşmamalı.

Hünerli kişi terbiyesizlerden

Eziyet görmüşse gönlü incinmesin,

Sıradan bir taş, altın kaseyi kırabilir.

Kimse buna üzülmesin,

Çünkü bu halde ne taşın değeri artar,

Ne de altının kıymeti azalır.

**

Ey bülbül!

Sen bahar müjdeni şakı,

Bırak kötü haberi baykuş okusun.

 

Sâdî-Şirâzi-Gülistan

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s