QUEİMADA, BURN, THE MERCENARY İSYAN (1969) Film

 Halkımızın Seyretmesi Gereken Bir Film

Yönetmeni: Gillo Pontecorvo

 Türü: Aksiyon, Dram, Tarihi

 Yapım Yılı: 1969

 Ülke: İtalyan, Portekiz

 Yayınlanan Tarih: 21 Aralık 1969

 Senaryo yazarı: Franco Solinas, Giorgio Arlorio, Gillo Pontecorvo

Oyuncuları: Marlon Brando, Evaristo Márquez, Norman Hill , Thomas Lyons, Renato Salvatori, Valeria Ferran Wanani, Giampiero Albertini, Carlo Palmucci, Dana Ghia, Joseph P. Persaud, Álvaro Medrano, Alejandro Obregón, Enrico Cesaretti, Cicely Browne, Maurice Rodriguez

Özet:

İsyan, 1969 İtalya – Fransa ortak yapımı politik dramatik filmdir. Özgün adı Queimada olan film ABD’de Burn! adıyla gösterime girmişti. Türkiye’de ise ilk kez Ekim 1971’de ve Ocak 1974’te sinemalarda gösterilen filmin bir diğer Türkçe adı da Kanlı Ada’ydı.

Gillo Pontecorvo’nun yönettiği filmin başrolünde Marlon Brando oynamıştır. Film Haiti tarihinden esinlenmiştir.Ana kahraman ünlü Amerikalı haydut William Walker’dır.

Filmin Konusu

Sir William Walker (Marlon Brando) adında bir İngiliz ajanı hayali bir Portekiz sömürgesi olan Queimada isimli adaya ajan provokatör olarak gönderilir. Amacı siyah köleleri örgütleyip Portekiz yönetimine karşı ayaklandırmaktır. Ada çok önemli bir şeker kamışı üreticisi olduğu için İngiltere adada ekonomik olarak hakim olmak istemektedir.

Plana göre Portekiz yönetimi devrilecek ve yerine İngiltere’ye bağlı ve sözde egemen bir melez çiftlik sahibi sınıf iktidara gelecektir. Bu planı uygulamak için William Walker siyah köleleri, köleliğe karşı ve özgürlük için savaşmaya ikna eder.İsyanın başı José Dolores (Evaristo Márquez) isimli bir köle olur.

Ayaklanma sırasında zengin sınıfa mensup olanlar Portekiz valisini öldürerek yönetime halk adına el koyarlar. Portekiz yönetiminin devrilmesinden sonra İngilizler kukla bir hükümet kurarlar, bu sırada Dolores ve ordusu gittikçe düzen dışına kayar.

Kölelik resmen kaldırılmıştır ancak yeni gelen mülkiyet sistemine göre artık teorik olarak özgür olan köleler çok daha kötü koşullarda şeker kamışı tarlalarında çalışmak zorunda bırakılır.

Devrimden sonra William Walker adayı terk eder. Adaya yıllar sonra tekrar geri döndüğünde görevi tekrar silaha sarılmış olan Jose Dolores ve ona bağlı siyahlardan oluşan ordusunu yok etmektir. Onun özgürlük fikirlerini takip eden Dolores ve isyancı ordusu adadaki İngiliz kukla yönetimine karşı silahlı ayaklanma başlatmıştır.

Walker artık İngiliz hükümeti için değil “İngiliz Kraliyet Şeker Şirketi” için çalışmaktadır. Şirketin silahlı ordusu vardır ve doğrudan ada siyasetine müdahale etmektedir, hatta eski kukla cumhurbaşkanının idamına karar verip uygulamıştır. İsyancılarla savaşmak için İngiltere Ordusu adaya asker çıkartır. Saldırı planları isyancıların saklandıkları yoğun ormanlık araziyi tamamen yakarak onları ortaya çıkartmaktır. Bu strateji işe yarar ama sonuçta İngiltere’nin başta bu adayla ilgilenme sebebi olan şekerkamışı tarımına büyük zarar verilmiş olur. Sonunda isyancı ordu yenilir ve Dolores yakalanarak idam edilir, ancak bu bile isyanı durdurmayacaktır. Filmin sonunda William bir isyancı tarafından öldürülecek ve Dolores’in intikamı alınmış olacaktır.

Filmin Analizi

Film aslında Haiti Devrimi ve bu devrimin lideri Toussaint L’Ouverture ile ilgilidir.Aynı zamanda filmin çekildiği yıllarda sürmekte olan Vietnam Savaşına da göndermeler yapılır. Günümüz siyaset arenasıyla bir önemli benzerlik ise devrimden sonra başa gelen zengin çiftlik sahiplerinin kukla cumhurbaşkanı Sanchez’dir. İktidarı aldıktan sonra İngilizlerin faaliyetlerini eleştiren ve isyancılarla yeterince sert mücadele etmediği için eleştirilen Sanchez, İngilizler ve ordu tarafından darbeyle koltuğundan indirilerek idam edilir. Sonu Güney Vietnam Devlet Başkanı Ngo Dinh Diem’inkine çok benzemektedir. Diem de benzer gerekçelerle CIA ve Güney Vietnam Ordusu tarafından 1963 yılında devrilmiştir. William Walker gerçekte yaşamış olan Amerikalı bir korsandır ve 1850’li yıllarda kendi ordusuyla Nikaragua’yı işgal etmiştir. Başa gelen Walker yönetimi demiryolu karteli Cornelius Vanderbilt’in işlerini tehdit edince devrilmiştir. Marlon Brando bu filmle ilgilendiği dönemde Butch Cassidy rolü için teklif almış ama teklifi geri çevirmiştir.

Eleştiriler

Esas esere göre ada İspanyol sömürgesidir ama Francisco Franco yönetimindeki İspanyol yönetimi filmin yapımcılarına baskı yaparak senaryoyu değiştirtmiş ve ada Portekiz sömürgesi olmuştur. Ancak filmdeki yer isimleri İspanyolcadır. Gerçekte Portekiz ve İngiltere hep müttefik olagelmiştir ve İngiltere’nin Portekiz denetimindeki bir adada hükümet darbesi yapmak istemesi alışıldık bir durum değildir.

Filmin Brando İçin Önemi

Brando ile birlikte başrolü paylaşan Evaristo Márquez, oyuncu değildir ve gerçek hayatta da bir şeker kamışı işçisidir. Rolü aslında Sidney Poitier’in oynaması planlanmış ama yönetmen Pontecorvo bu rolün oyuncu olmayan gerçek bir işçi tarafından oynanmasında ısrar etmiştir. Larry King ile yaptığı bir röportajda Brando çalıştığı filmler arasında en beğendiğinin Burn! olduğunu söylemiştir.

Filmden önemli diyaloglar:

José Dolores:

 Üzgünüm, arkadaşlar; ama Portekizliler geliyor. Burada olduğu için üzgünüm, ama askerlerin bizi yakalamalarına izin veremeyiz. Sizce de öyle değil mi? Belki çoğunuz gitse iyi olur. Dağlara. Yaşlıları saklasanız iyi olur kadınları ve bebekleri. Ama eğer içinizde yaşlı olmayan kadın olmayan varsa     ve gerçekten erkek iseler     hayatında en az bir kez     Portekizli efendisini öldürmeyi   düşünmüş olan     işte şimdi harekete geçme zamanıdır. Portekizliler öldürülebilir. Size kanıtlayacağım.

**

Katliam yaptık,

Altını neden çaldık? Söylediğin gibi, zengin ve özgür olmak için. şimdi? ya bundan sonra?

**

Walker:

Eğer sana söyleseydim José, bir ihtilal başlatmanı beni anlamazdın. Bir banka soymak? Evet, bu mümkündü. Önce, kendini korumak için öldürmeyi öğrendin. Ve sonra diğerlerini korumak için öldürmek zorunda kaldın.

– Ve arkası kendiliğinden geldi.

– Ya sen? Sen ne elde ettin?

Hiçbir şey. İngiliz Donanması’ndan maaş Oldukça mütevazı bir maaş.

– Ya sen? Sen ne elde ettin?

– Hiç birşey. Ben sadece mutlu bir adamım.

İyi  bende, senin kadar, ya da enazından.

– Ya İngiltere, onun payı ne bunda?

– Portekiz İngiltere’nin düşmanıdır ve İngiliz gemileri Queimada Limanı’nda olmasalardı Portekizliler şimdiden geri gelmiş olurlardı.

– Ya kaç İngiliz gemisi var?

– Çok hırslı olma José.

**

José Dolores:

 Ramón, beyazları dışarı çıkar! Hepsini!

Walker:

Adanı kim yönetecek José?

Sanayini kim çalıştıracak?

Ticaretini kim yapacak?

Hastaları kim tedavi edecek? Kim okullarında öğretim verecek?

Yoksa şu adam mı?

Şu adam mı? Yoksa öbürü mü?

Uygarlık basit bir şey değildir José. Bir gecede sırlarını öğrenemezsin. Bugün uygarlık beyaz adama ait   ve onu kullanmayı öğrenmelisin.. O olmadan, ileri gidemezsin.

José Dolores:

– Ama nereye gitmek İngiliz? Sen de uzaklaşsan iyi olur.

**

José :

Beyazlara benim gideceğimi söyleyebilirsin. Adamlarımın silahlarını bırakacaklarını söyle. Plantasyonlara dönecekler. İngiltere sevinecek İngiliz.

Walker:

Sadece İngiltere değil José. O kadar tehlikeli mi oldum?

Evet. Kendi halkın için bile José. Çünkü tarihte mucizeler yoktur, sadece doğru zamanlar ve ahenk vardır. herşeyin bir mantığı var. Eğer zorlarsan, sonunda rotanı kaybedip akıntıya kapılırsın ve yeniden başlaman gerekir Kendi kararımı vermişken, niye beni ikna etmeye çalışıyorsun?

Ama beyaz arkadaşlarına söyleyebilirsin.

– Onlar arkadaşlarım değil José.

– Pekâlâ, fark etmez. Onlara söyle, “Dikkatli olun”. Çok dikkatli. Şeker satmayı bilebilirler; ama kamışı kesen biziz!

Çantanız sinyor?

– Bir general çanta taşımaz. – Ama bir dostu için taşır. Pekâlâ José. , herkese bir çanta. José, ne yapacaksın?

Ya sen? Çin Hindi diye bir yer duyduğunu sanmıyorum. İşte, beni oraya yolluyorlar.

**

Walker:

Şimdi, bilgilerinize göre, José Dolores’in 100’den az adamı var, az silahı, çok az cephanesi; teçhizatı hiç yok. Ama sizin yüzlerce askeriniz ve modern silahlar ve ekipmanınız var. Ama yine de altı yıldır, onu yenemediniz. Neden? Çünkü üsleri burada. Sierra Madre’de. Ve Sierra Madre’de, yaşama imkânı yok. Ağaç yok, ot yok ve hayvan olarak sadece engerekler ve akrepler var. Bunca yüzyılda, insan bu kadar yükseğe hiç ulaşamadı. Ama yine de, son altı yılda gerillalar karargâhlarını buraya kurdular. Görüyorsunuz, orada, bu dağların zirvelerinde bir avuç küçük köy var. Şimdi, bunlar yoksul insanlar insanlık dışı yaşam standartlarında ve onların da kaybedecek hiç bir şeyi yok. Gerillalar onların tek umutları. Bir, iki ve üç köy. Şimdi bu köylüler gerillaların ayakta kalmasını sağlayan köklerdir. Ve bu kökler kesilmeliler.

**

Başkan Sanchez :

Bu savaşı José Dolores istedi. Ama hükümet size söz veriyor yakında bu savaş bitecek. Barış gelecek. Ve düzen yeniden kurulacak. o zaman geri dönebileceksiniz; evlerinize ve işlerinize. Biraz daha inancınızı koruyun. Acılarınızı hafifletmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Size yalvarıyorum yurttaşlarım, beni dinleyin. Bana inanın. Bize güvenin.

Ve şimdi, size ekmek dağıtılacak. Bizzat Başkan Sanchez tarafından size gönderildi.

**

Başkan Sanchez :

Eğer Kraliyet Şeker olmasaydı bir José Dolores olur muydu?

**

Queimada yurttaşları, özel askerî mahkeme, eski Başkan Sanchez’i vatana ihanetten suçlu buldu. Yurttaşlar, yeni hükümete bağlılığınızı belirtmeniz görevinizdir;    kahraman ordumuza ve cömertçe yardımımıza gelen İngiliz askerlerine. Queimada yurttaşları, José Dolores’in haydutları yok edileceklerdir. Sevgili ülkemize yeniden barış gelecektir. İmza, General Alfonso Prada, geçici hükümet başkanı.

**

Walker:

Böylece plantasyonlar kalmadı, hepsi yakılıp yıkıldı. – Yeniden canlanacaklardır.

– 10 yıl sonra Sör William. İyi, onları sömürmek için 89 yılınız daha var.

– Yenilenebilir sözleşmenizde yok mu bu?

– Evet. Sizin sözleşmeniz bizim çıkarlarımızı koruyacağınızı belirtiyor. Bunun yerine, onları yok ediyorsunuz. Pekâlâ, kâr mantığı budur, değil mi sevgili Shelton? Para kazanmak için yaparsınız. Ve kazanmaya devam etmek için veya daha fazlası için bazen yok etmek gerekir. Evet, sanırım bu belki de kaçınılmaz. Öyleyse neden bunu daha önce söylemediniz?

– Evet, neyi söylemedim?

– İşin nerede biteceğini? Size söylediğim gibi José Dolores’in sonunun gelmesiyle. Bu fiyata, artık bu kârlı değil. Bedeli ödeyen siz değilsiniz; hatta Kraliyet Şeker de değil.

**

Asker:

– Ama José Dolores yok.

– Üzüldün mü?

– Hayır. Onu böyle bulmak istemezdim. Peki, bunu daha önce düşünebilirdin. Ramon. Hayır söylediğim; José Dolores yaşadığı sürece, İşim var ve iyi bir maaşım. Sizin için de öyle değil mi? ingiliz.

Hayır, tam tersi. ben götürü bir fiyata çalışıyorum.

**

– Londra’ya rapor vermeliyim.

– Bunu yapın Bay Shelton.

–  Onlara durumu anlatacağım.

–  Evet, umarım. Adanın tamamen yakıldığını onlara bildirmeliyim. ve José Dolores’in kuşatmamızı yine yardığını. Onlara söyleyin bunu Bay Shelton. Ve benim midemi bulandırdığınızı da söyleyin. Sör William! Bu adanın ismi neden Queimada biliyor musunuz? Çünkü zaten bir kez yakıldı ve neden biliyor musunuz? Çünkü o zaman bile, halkın direnişini yenmenin tek yolu idi. ve ondan sonra Portekizliler, adayı huzur içinde sömürdüler; yaklaşık 300 yıl boyunca. Evet, ama ben sadece   Bilirsiniz yangın denizi geçemez; çünkü söner. Ama bazı haberler, bazı fikirler gemi mürettebatı ile yolculuk eder. Kraliyet Şeker’in kaç ada üzerinde imtiyazları var bir fikriniz var mı? Bilmelisiniz. Ve en ufak bir fikriniz var mı José Dolores örneği bu adalara ulaşırsa   işverenlerimize ne olur?

Sinyor?

Bay Shelton, ben   Bilmiyorum, tam olarak ..burada ne yaptığımdan emin değilim. Para önemlidir, ama yine de sizinkine kıyasla maaşım düşük. Dolayısıyla, daha az önemli. Yaptığım şeyi neden yaptığımdan da emin değilim. Belki sadece zevk için. Ya da belki başka bir şey yapamadığım için.

–  Ama bildiğim, bir şey yapmaya çalışırken onu iyi yapmaya çalışırım. Ve onu net olarak algılayıp sonuna kadar giderim. Anlıyor musunuz?

**

İşte, bu José Dolores. Askerlerin koştukları yerde. Onu görüyor musunuz?

–  Evet.

–  Güzel bir örnek, değil mi? Yani, örnek bir hikâye. Başta bir hiçti. Bir hamal, bir su taşıyıcı. Ve İngiltere onu bir ihtilal lideri yaptı. ve artık ona hizmet etmediğinde onu bir kenara attı.Ve aşağı yukarı, İngiltere’nin ona öğrettiği fikirler adına tekrar isyan ettiği zaman. İngiltere onu yok etmeye karar verdi. Bu bir küçük başyapıt değil mi sizce?

–  Ve siz de yazarısınız Sör William.

–  Hayır, sadece kalem.

**

José Dolores:

 Hayır, yangının her şeyi yok ettiği doğru değildir. Her zaman biraz yaşam kalır. bir yaprak, bir karınca, bir ot   Peki beyaz işgalciler nasıl kazanıyor?

Nasıl oluyor da sonunda kazanıyor? Bizden biri hep kalacak. Sonra başkaları da doğacak. Ve bu başkaları da anlamaya başlayacak. Sonunda, siz de anlayacaksınız. Ve beyazlar sonunda size de kızacaklar. Çevresi kuşatılınca beyaz canavar daha da delirir. ve beyaz canavar son bir kez kaçacak. Tüm adada takip edilecek ve avlanacak; bizzat kendisinin yaktığı büyük ateşlerden birine düşene kadar. Ve bu ölmekte olan canavarın inlemeleri bizim ilk özgürlük çığlığımız olacak. Bu adanın çok, çok uzağından duyulacak.

**

Walker:

Şimdi beni dinle José Dolores, kara maymun seni! Beni dinle! Bu savaşı ben icat etmedim. Ve dahası bu kez, başlatmadım bile. Ben buraya geldiğimde siz birbirinizi doğruyordunuz zaten.

José Dolores:

er veya geç, beni öldürecekler. Belki de değil General. Belki yaşamana izin verirler. Eğer yaşamama izin verirlerse onlar için uygunu bu demektir. Ve bu onlara uygun ise benim için ölmek uygundur. Neden?

Çünkü: avcı, sadece bir yem istediğinde veya yerine avlanması için, şahinin yaşamasına izin verir.Hayatta bırakılır; ama bir kafesin içinde. Ama bir süre sonra, belki seni serbest bırakırlar. Mümkün degil küçük asker, Bu iş öyle olmaz dostum. Eğer biri sana özgürlük verirse bu özgürlük değildir. Özgürlük senin, sadece senin, elde etmen gereken bir şeydir.

Anlıyor musun? Pekâlâ, bir gün anlarsın; çünkü üstünde düşünmeye başladın bile.

**

Walker:

Evet, şimdi sadece ona ne yapılacağına karar vermek kaldı. Pekâlâ, bakalım boğma mengenesini kullanamayız tabii. Fazlaca Portekiz’i hatırlatır. Onu ya vururuz, Teddy Sanchez gibi   veya İngiltere’de yaptığınız gibi asarız. Her şey düşünüldüğünde, asmak daha iyi. Daha ağırbaşlı olur.

–  Daha kesin.

–  Doğru. Doğru. Ama bakın, bir fikir için savaşan bir insan, bir kahramandır. Ve öldürülen bir kahraman bir şehit olur ve bir şehit derhal bir efsane olur. Bir efsane bir insandan daha tehlikelidir; çünkü bir efsaneyi öldüremezsiniz. katılıyor musunuz Shelton? Yani, Antillerde onun hayaletinin dolaştığını düşünün. Efsaneleri ve şarkıları düşünün.

–  Ordular olacağına şarkı olsun.

–  Şarkı olacağına sessizlik olsun. Ve bu? İHANET EDEN BİR KAHRAMAN ÇOK GEÇMEDEN UNUTULUR. Pekâlâ, bakalım ihanet etmeye istekli mi? Şimdi düşünelim, José Dolores kime karşı ayaklandı? Teddy Sanchez’e karşı. Ve siz General, Teddy Sanchez’i bertaraf ettiniz. Şimdi bu, sanıyorum size ortak bir nokta sağlar. Bakın, burada José Dolores’in çok utanca düşmeden açıklayabileceği bir mantığın başlangıcı var.

–  Sizce bunu yapar mı?

–  Siz olsanız yapar mıydınız? Ben mi? Tanrı aşkına Sör William! Hayatta kalmak için her şeyi yapardım. Ama, José Dolores   Hayatta kalmak için bir insan ne yapar bilemezsiniz. Onu deneyene kadar asla bilmezsiniz. Evet, Queimada’yı terk ederse. Ve Antiller’i, General. Ve Antiller’i, Mr. Shelton. Bununla ilgilenir misiniz? Ben bitirdim General. Bu sizin göreviniz.

**

General

 José Dolores’e ne teklif ettiysem gülmeye başladı. Bir şehit daha olacak Sör William. Ya siz, beni mi bekliyordunuz?

Yatmaya gidiyordum. Mümkün olan her şeyi kullandım ve ona çok para önerdim. ve özgürlüğünü tabii ki.

–  Sör William.

Walker:

–  Ben uyumaya gidiyorum.

**

Walker: Görüyor musun Paco? İngiltere’de işte böyle yaparlar. Seni kamp dışına çıkaracağım, atımı alabilirsin. Çok geç olmadan fark etmemelerini sağlayacağım. Pekâlâ, haydi. Fakat José Bir şey kaybetmiyorsun José. Hiçbir şeyden vazgeçmiyorsun. Senden hiçbir şey istemiyorum. Sadece bir daha yakalanmamaya çalış. Haydi, ama fazla zamanın yok. Tanrı’m, be adam, git! Zamanın tükeniyor. Haydi, özgürsün! José, özgürsün. Özgür. Anlamıyor musun? Neden? Ne yararı olur? Ne anlamı var José? Bu bir meydan okuma, belki? Bu bir tür intikam mı? Ama öleceksen eğer ne tür bir intikam bu? Bilemiyorum José! Sadece çılgınlık gibi görünüyor. Neden?

**

José Dolores:

 İngiliz. Ne demiştin hatırlıyor musun? Uygarlık beyazlara ait. Ama hangi uygarlık   ve ne zamana kadar?

**

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s