WALKER (1987) Film

Amerika, Demokrasi getireceğim diye girdiği yere kan ve ölüm götürmüştür.

Yönetmen:Alex Cox

Senaryo:Rudy Wurlitzer

Ülke:ABD , Meksika, İspanya

Tür: Aksiyon, Macera, Dram, Tarihi, Savaş, Western

Vizyon Tarihi:04 Aralık 1987 (ABD)

Dil:İngilizce, American Sign Language

Oyuncular: Ed Harris, Richard Masur, Rene Auberjonois, Keith Szarabajka, Sy Richardson

Özet

Emrindeki bir grup paralı askerle birlikte 1850’lerde Meksika’yı işgal eden sonra da kendini Nikaragua’nın başkanı ilan eden Amerika’lı maceraperest William Walker’ın (Ed Harris) öyküsünün anlatıldığı film ABD’nin finanse ettiği Contra savaşı henüz devam etmekteyken Nikaragua’da çekilmiştir.

 

Film altyazısından

1853’te Amerikalı küçük bir grup Sonora, Meksika’ya gitmişti.  Görevleri, ülkeyi yozlaşmış diktatörlükten kurtarmaktı.  Liderlerinin adı William Walker’dı. Bu, gerçek bir hikâyedir. Walker’ın kuvvetleri asla kaçmaz. Ölmeyi tercih ederler. Hadi savaşın!

   Bunlar sadece Meksikalı!

   Kendinizi feda etmeye hazır olun. Özgürlük uğruna, adalet uğruna, inançlarımız uğruna!

   Ayağa kalkın ve savaşın!

   Savaşın sizi domuz kafalı serseriler!

   Savaşın!

   Bu da ne?

   Geri dönün sizi pislikler. Lanet olsun. Kahretsin!

**

Walker adamlarına Amerikan sınırına kadar öncülük etti.  Ve haksız yere Meksika’nın tarafsızlığına saldırıda bulunmakla suçlandı, mahkemeye çıkarıldı. Sessiz olun!

   Sessizlik istiyorum!

   Bay Walker, jüri bir karara varmadan önce bir açıklama yapmak ister misiniz?walker 1987 film resim4

   – Evet Sayın Yargıç. Bir adam önemli bir şey yapacağına inanmazsa hiçbir şey yapamaz. Büyük fikirler, bir adamın ruhunun bir ürünüdür. Tüm varoluşunu kışkırtır. Onu bir anda, zamanının kara cahilliğinden alır ve geleceği hissetmesini sağlar.

Batı yarımküreye egemen olmak, Amerikan halkına Tanrı tarafından verilmiş bir haktır.

Komşularımızı baskı ve istismardan korumak bizim ahlâki görevimizdir.

İlerlemek Amerika’nın kaderidir.

Bu, onun görünen kaderidir.

**

Şimdi nereye gidiyoruz Albay?

   Güneye doğru gitmeliyiz. İç savaşı sadece topraklarımızı genişleterek önleyebilir ve en değerli kurumlarımızı koruyabiliriz. Sanırım köleliği de dahil ediyorsunuz. Yoksa etmiyor musunuz Bay Squier?

   Kesinlikle ediyorum bayım. Bizim için en değerli şeyleri korumak istiyorsak duygusal olamayız.

 – Tümüyle aynı kanıdayım Bay Squier.

 – Teşekkür ederim Bay Moby. İkimiz de ne kadar haklıyız, değil mi?

   Kurumlarınızın canı cehenneme.

 – Efendim?

  – Bayan Martin belki de tüm kurumlarınızın kurtarılmaya değmeyeceğini söylüyor. Belki de değildir. Ancak eminim ki küçük hanım,   ne pahasına olursa olsun, hayat tarzımızı korumak fikrine katılacaktır. Aksi hâlde barbarlar kapımıza dayanacak. O zaman ne yaparız peki?

   – İyi söyledin. Lütfen sabır göster. Sen git de domuz becer. Anlayamadım?

   Bayan Martin çok farklı düşünüyor. Kendini kültürel korumadan çok, bir nevi değişim yanlısı olarak görüyor.

 – Çok ilginç. Ben öyle demedim. Hepinizin canı cehenneme. Ellen. Lütfen Ellen!

**

Başkan Buchanan’ın sözlerine benzer bir demeç hazırladı.

“Genişleme (Amerika) ülkemizin geleceğidir. Sadece korkaklar korkup buna karşı gelebilir.”

**walker 1987 film resim3

Amiral Vanderbilt-Albay William Walker.

 – Kimin Albayı?

 – Kuzey Meksika Amerikan Piyade Taburu.

 – Orada büyük karışıklık yarattınız. Erzak eksiğimiz vardı. Hükümetimizden yardım gelmedi, yoksa başarabilirdik. İşi berbat ettin Walker. Gelecek sefer boyuna göre bir ülke seç. O üniformayı giyme yetkisine sahip misiniz?

   Her istediğimi yapma yetkisine sahibim. Bay Vanderbilt, buraya davetiniz üzerine geldim. Aşağılanmak için gelmedim. Şimdi izninizle. Otur!

   Lütfen Albay, lütfen. Otur. Nikaragua sana bir şey ifade ediyor mu?

   – Hiç etmiyor. Nikaragua; buranın güneyinde berbat, küçük bir ülke. Bu beş para etmez ülke Büyük Okyanus’a açılan kara köprüsünü kontrol ediyor.

Şu an Nikaragua’daki tüm taşımacılık benim elimde. Ama bunu yapmaya devam edebilmek için istikrara ihtiyacım var.

Bunun benimle ne ilgisi var?

   Nikaragua berbat bir iç savaşın ortasında bölünmüş bir ülke. Orada kontrolü– İhtiyacım olan şey, birilerinin oraya gidip yönetimi ele alması. O ülkede istikrar istiyorum. Ve hemen yapılmalı. Bana zeki bir adam olduğunu söylediler. Doktor, avukat, cerrah… Bugünlerde bahsedip durdukları tüm o Rönesans zırvaları.

Evet?

   Bu işi kıvırabilir misin?

   Mesele bu değil. Evlenmeyi planlıyorum.

Bir gazete çıkaracağım. Hayatınızın altın fırsatını kaçırmış olacaksınız efendim. Her adama kendine ait bir ülke kurma fırsatı teklif edilmez.

Walker’ın hedefleri basit bir kişisel iktidar peşinde koşmaktan çok daha yüksek amaçları içerir.

Demokrasiye değer mi biçiyorsun Walker?

   Genel seçim hakkına?

   Amerika’nın kurucularının ilkelerine?

   Evet.

Kendi hayatımdan fazla. Nikaragua’nın demokrasiye ihtiyacı var. Ayrıca bir kanala da. Ben Nikaragua’ya ilgi duyuyorum Walker, sen de öyle. Bunun farkında ol ya da olma. O hâlde üzgünüm, size yardım edemem.

 İyi günler.

**

    Walker geriye bakmamaya ve sadece geleceğe yüzünü dönmeye kararlıydı.  Vanderbilt’in teklifini kabul etti ve Nikaragua’ya yelken açtı.  Yanında popüler basının “Walker’ın Ölümsüzleri” diye adlandırdığı 58 adam vardı.

 – Ben Yüzbaşı Siegfried Henningson. Korsika Savaşı ve Balkan fiyaskosunda bulundum. Askerî konularda son derece eğitimliyim. En iyilerden ders aldım. Göreve kabul ederseniz bundan büyük onur duyarım. Elbette kendi ihtiyaçlarımı karşılayacağım ve hiçbir mali yardım talep etmeyeceğim. Adını tekrar eder misin bayım?

   Teğmen… Yüzbaşı Siegfried Henningson, emrinizdeyim komutanım.

 – Artık Binbaşısın Henningson.

 – Emredersiniz.

 – O hâlde demir alın.  Hiç aynı bayrak altında toplanmamış bu kadar cesur adamı bir arada görmemiştim.  Tanrı hepsini kutsasın.  Amerikan piyade taburu, Nikaragua’nın liberal partisinin seçkin temsilcileri tarafından Realejo’da karşılandı.

– Kardeşim William Walker.

 – Nasılsınız efendim?

    Bu yerliler rehberimiz olacaktı. Çalmaya başla.  Amerikalıların Realejo’ya ayak basışı yeni bir dönemin başlangıcı oldu.  Sadece Nikaragua için değil, tüm Orta Amerika için.

**

    Liberal partinin liderleri General Munoz ve Castellion’u beklemek için Realejo’nun tövbekâr olmayan küçük bir köyünde mola verdik.

Özdeyişler, 11. Bölüm, 3. ayet: “Erdemlinin dürüstlüğü ona yol gösterir. Ama hainlerin yalancılığı onları yok eder.” Askerlerim, biz artık şanlı bir kaderin yolcularıyız. Bu da, bu cumhuriyetin yeniden doğuşundan başka bir şey değil. Üzerimizdeki kutsal bir sorumluluk. Ve bu sorumluluğa ihanet eden herkes,   yani Nikaragua halkına karşı herhangi bir suç işleyen herkes,   yargılanacak ve buna göre muamele görecek. Aşırı içki içmek,   tecavüz etmek ve halka açık yerlerde küfretmek yasaktır.

 – Özelde küfredebilir miyiz peki?

  – Susun, Albay konuşuyor. Baylar,   burada saygın misafirleriz. Burada Tanrı’nın ahlâki kurallarına, bilim ve temizliğe göre hareket edeceğiz.

 – Ağzına sağlık!

–  Hepsi bu kadar.

**

   Ne temizliği be?

   Sanders, aklından ne geçiyor biliyorum ama sen bile bundan daha iyisine layıksın. Sen buna karışma. Albay buranın demokrasi ülkesi olduğunu söylüyor. Walker adamlarının ahlâki davranışları üzerinde katı disiplin uygulamak zorunda olduğunu fark etmişti. Asker,   nişan al,   ateş!

   Askerlerim,   şu andan itibaren Tanrı’nın şahitliğinde Nikaragua vatandaşıyız. Bu büyük ayrıcalığa hayır diyenler varsa,   öne çıksın. Bu ülkeyi aydın ve uygar ülkeler ailesine kabul ettirmek bizim görevimiz. Bu haklı amaç için bizlere Nikaragua Liberal Partisi’nden iki kişi yardım edecek.

**

– Yeni silahlar sence nasıl?

   – Beğendim. Altı patlar, üstelik de iyi görünüyor. Ardından güneyden ve kilisenin arkasından saldırırız.

 – Hayır, doğruca içeri gireceğiz.

 – Albay haklı. Doğruca girelim,   onlara toparlanma fırsatı vermeyelim.

Az önce Generaller, bize hiçbir direnişle karşılaşmayacağımızı garanti etti. Castellon kararsız ihtiyarın teki. Munoz da kibirli bir baş belası.

 – William, kusura bakma ama bu adamlar müttefikimiz.  

– Ne olurlarsa olsunlar. Çok sert bir giriş yapacağız. Bir ülkedeki ilk izlenim çok önemlidir.

 – Affedersiniz ama bu aptalca. Son izlenimi tercih ederim.

 – İlk ve son çoğu kez aynıdır. Ukala olduğunu bilmiyordum. Tarih ukalaların yüzüne gülmez.

**

Teğmen, seninle biraz konuşabilir miyiz?

   Lanet domuz. Ben iki yılımı askerî stratejileri öğrenerek harcadım.

 – Albay, sizinle biraz yalnız görüşebilir miyiz efendim?

 – Tabii ki. Sorun nedir?

 – Sorun yok efendim, sadece yarın askerî bando şefliği yapmasam olur mu diye sormak istemiştim. Yani ne zaman bir savaş fotoğrafı görsem hep yanında davuluyla ölmüş bir davulcu görüyorum. Sizin için fark eden bir şey yoksa, davulumu verip tüfek almayı tercih ederim. Yani değiş tokuş etmek isterim. Benim komutam altında olduğun sürece, başına hiçbir felaket gelmeyecek.

Teğmen!

   Doğrul biraz!

   Beni mi görmek istediniz efendim?

   Bazıları savaşa girmeden önce tüm sağduyusunu yitirir. Kendilerini korkuya öyle kaptırırlar ki, bazen savaş daha başlamadan kaybedilir. Bunun senin başına gelmeyeceğini biliyorum Timothy.

Bana olan güveniniz için teşekkür ederim.

Efendim, ben… Sanırım söylemem gerekiyor. Adamların burada niçin savaştığımız konusunda kafası oldukça karışık. Liberallerin dostumuz, ve muhafazakârların da düşmanımız olduklarını bildiklerini biliyorum, ama doğrusunu söylemek gerekirse efendim ben farkı söyleyemiyorum. Bana hepsi aynı gibi geliyor.

Bu, ne seni ne de adamları ilgilendirir. Unutmamanız gereken tek şey,   davamızın hak dava olduğu. Bunu biliyorum efendim. Umarım biliyorsundur.

Gerçekten bildiğini umuyorum. Şimdi git biraz uyu.

Teşekkürler efendim.

**

– Seni lanet olası pislik!

   Benimle böyle konuşman için hiçbir neden yok Timothy. Özür dilerim efendim. Ama kendinizi ve diğer herkesi öldürteceksiniz. O hâlde tekrar bir araya geleceğiz.

**

   Neler oldu burada?

   Yanlış giden neydi?

   Lanet olası pislikler!

   Korkaklar!

   Katiller!

   Amerikalı kardeşlerimiz geldi!

   Barış, demokrasi ve özgürlük getirmek için!

   Ve siz onları öldürdünüz!

   Tanrım!

   Medeniyetimizi geliştirmek ve ekonomimizi güçlendirmek için gelen bu Amerikalıları koru!

   Çok yaşa Nikaragua!

   Çok yaşa Birleşik Devletler!

**

    Geçici bir başarısızlık yaşayan ve adamlarını ne pahasına olursa olsun korumak isteyen Walker, liman kenti San Juan del Sur’a geri çekilmeye karar verdi.  

**walker 1987 film resim2

Adamlarının neşesi her zamanki gibi yerindeydi. Dr. Jones,   sen küçük bir çocukken,   evin dışında çimenlikte otururken eline bir çimen yaprağı alıp ona bakarak onun ne kadar mükemmel ve tamamen zamanın dışında olduğunu hiç düşündün mü?

   Albay, efendim. Geç kaldın Cole. Denizden gelmen gerekiyordu. Yeni gönüllü askerler getirdim. Ekvador’dan Prusyalı askerler. Muhteşem taktikler. Saygılarımı sunarım General. “Taktik”ten kastın nedir?

   Kim bu adam?

   Victoire, General. Ben Bruno von Nazmer, hizmetinizdeyim. Saygılarımı sunarım. Anladığım kadarıyla Granada’yı işgal edeceksiniz.

 – Yani bilmiyor musun?

   Neyi?

   Düşmana öyle ağır zayiat verdiniz ki Rivas’ı terk ettiler. Birlikleri dizanteri ve kolera nedeniyle telef oldu. Cesaretlerini kırdın William. Galip geldin. Kazandın.

 – Kazandık!

   Artık bu benim kader ânım.

Kaybedemem. 

İç savaşı bitirmeye ve bölünmüş ulusu uzlaştırmaya karar vererek muhafazakâr kuvvetlerin kalesine, Granada’ya doğru yürüyüşe geçtik.  Amerikan taburu başkente şafak vakti girdi. Liberaller gibi hoş karşılandık.

**

   Nikaragua vatandaşları,   bugün Granada şehri ve tüm Nikaragua özgürlüğüne kavuşmuştur!

   El ele vererek bu ulusu birleştirmek bizim kutsal görevimizdir!

   Ancak bugün kutlama günüdür!

   Yarın hepimiz-

– Mahkumları vurun!

   Öldürün onları!

   Benim ölme vaktim gelmedi!

   Ölme vakti gelmedi!

   Suikastçilerin mermisi Nikaaragualı büyük vatansever, General Castellon’la olan yazışmalarımıza isabet etti!

   Hayatımı o kurtardı!

   Tıpkı benim bu ülkenin hayatını kurtaracağım gibi!

   Bu adamın sıradan bir serseri olmadığı çok açık. Şehrimi ele geçirdi. Ne yapacağım ben?

   Her zaman yaptığını. Anlaşma yapacaksın. Hayır. Onunla yapmam. Albay Walker,   size en içten şekilde teşekkür etmek için toplandık. İç savaşı bitirdiğiniz ve bize değerli bir hediye olan özgürlüğü getirdiğiniz için. 

– Ağzınıza sağlık!

   Burada ne işimiz var?

   Başkanlık makamı için ne düşünüyorsunuz?

   Reddet ve Corral’a teklif et.

Ona sahip olacaksın ve herkes memnun olacak. Ona askerî kuvvetlerin komutanlığını alacağını söyle. Böylesine büyük bir makamı bana teklif ettiğiniz için gerçekten onur duydum. Ancak maalesef geri çevirmek zorundayım. Walker’ın demokratik süreci koruması, ülke için çok daha iyi olacaktır. Elbette askerî kuvvetlerin Başkomutanı olarak. Bu yüzden başkanlık için adayım, büyük bir kahraman ve vatansever olan General Ponciano Corral’dır. Ülkeniz ilkel. Ama demokratik gelişim için fırsatlarla dolu. Küçük erkeklere karşı zaafım var. Güç saplantısı olan küçük püritanlara. Çiftçilere toprak dağıtma yanlısı devrimler gerçekleştirmeliyiz. Ve hepsinden önemlisi-

– Elbette. Din ve devlet işlerini ayırmalıyız. Sizce de öyle değil mi?

   Onları diz üstü çöktürmeyi severim. Tabii usulca. Ama her zaman uygun pozisyonda. Evet. Zorunlu askerlik yapan Amerikalılara yapılan ayrımcılığa son vermek için resmi dili İngilizce yapmalıyız. İş gücü ihtiyacını tekrar gidermek için ordudaki yerli halkı terhis etmeliyiz. Ulusal güvenlikten

Demek ülkemi seviyorsunuz.

Amerikan taburu sorumlu olacak. Ayrıca önümüzdeki 6 ay içinde serbest seçim yapmalıyız. Tabii sizce bu mümkünse. Şu an benim evimdesiniz Albay Walker. Ve istediğimi yapacaksınız. Bana karşı sabırlı olun Doña Yrena. Bu konularda utangaç bir adamımdır. İşte bahsettiğim pozisyon buydu. walker 1987 film resim

Walker’ın “Ölümsüz Askerler”i birçok kültürel ve toplumsal devrim başlattı.  Biri de geleneksel Avrupa tarzında bir tiyatro salonu inşa etmekti.

**

Walker artık daha önceki müttefiklerine güvenemeyeceğini fark etti.  Özellikle de Başkan Corral denen adama karşı kendini kollamaya kararlıydı. Ponsiano’yla anlaşmalısın. Bu, Walker’dan kurtulmanın tek yolu. Walker’ın dostunuz olduğunu sanıyordum. Masaya’daki çiftliğimi kamulaştırdı. Sonra da kendi adamlarına verdi. Bu çılgın gringo hepimizi soyuyor. Önce topraklarımızı. Sırada ne var?

   Kadınlarımız mı?

   Tanrı aşkına, çocukluk etmeyin. Bunu yaptığını görmek istemezsiniz, değil mi Ponsiano?

   Ne yapıyorsun baba?

   Hiçbir şey. Elimde ilginç bir mektup var efendim. “Nikaragua’nın kaybettiği gibi; Honduras, Salvador ve Guatemala da kaybeder. Tabii gringoya karşı birlik olmazsak.”

Corral’ı tutuklamanızı istiyorum. Emredersiniz.

**

– Adil yargılandığından emin olun.

 – Merak etmeyin, özen gösteririz. William,   onlara katılmamı ister misin?

   Acele etsen iyi olur James.  Corral vatana ihanetten suçlu bulundu ve ölüm cezasına çarptırıldı. Bu haber tüm ülkeyi memnun etmişti. 

Kimsenin adaletin yerini bulduğundan şüphesi yoktu. William…

General Walker, Corral halkı için bir baba gibidir. O hâlde çocuklarına ihanet eden gaddar bir baba. İhtilal başlatmak için yabancı birlikleri çağırıyordu. Hainlik cezalandırılmalı.

Başka seçeneğim yok. Doña Yrena, Corral’ı öldürmenin korkunç bir hata olacağını söylüyor.

Bu bir hata General. Bu durumda ona katılıyorum.

Politik olduğu kadar, ahlâki bakımdan da. Şimdiye kadar kazandığınız her şeyi kaybedeceksiniz. Bir şey daha dedi. Bana bir isimle seslendi.

Bana ne dedi?

   Size itin götü dedi. Biliyorsun, onlar haklı. Bu konuda ısrar edersen herkes senden nefret edecek. Elimden bir şey gelmez. Bazen bir lider, daha ilahi yasalara kulak vermek zorundadır. Söylediğin doğru olabilir, ama sonuç itibariyle önemli olmayabilir de.

 – Ama gerekçelerini dinle. Bu konuyu bir daha asla dile getirmemelisin!

 –  Fikrimi soracak olursanız-

 – Yeter!

 – Kapa çeneni!

   General Corral’ın cezası bugün öğlen infaz edilmeyecek. Öğleden sonra saat ikide infaz edilecek. Çok iyi. Teşekkürler. Sen kapa çeneni ve işine bak!

   Son duasını oku!

   Asker, hazır ol!

   Nişan al!

   Ateş!

 

 

**

WALKER BAŞKAN SEÇİLDİ Nikaragulalılar sonuçtan memnun!

**

– Başkanımızı tebrik edelim!

–  Tebrik ederim Sayın Başkan. Bu adam gazeteme ne yapmış böyle?

   Haberi Honduras’a ulaştırmalıyız. Guardiola’dan müdahale etmesini iste. Guardiola mı?

   Guardiola kasabın tekidir. Dış yardıma ihtiyacımız var. Ama daha çok silaha ihtiyacımız var.

 – Ciddi olamazsın Yrena. Köylüleri mi silahlandıralım?

   Tek ihtiyacımız olan bu. Herkesi silahlandırmalıyız. Buna Latin Amerika’daki komşularımız da dahil. Tabii gerçekten bu kaçık gringolardan kurtulmak istiyorsak. Lanet olası pislik!

   Birleşik Devletler’de bir kahramansızın General. Geri dönmek gibi bir düşünceniz var mı?

 – Nikaragua benim ülkem. Burada bana ihtiyaç duyulduğu sürece burada kalacağım.  – Ülkenizde tam bir karmaşa var. Gerilla savaşları oluyor. Buna rağmen düşmanla savaşmayı reddediyorsunuz. Neden?

   Dağınık gerilla gruplarına karşı küçük düşürücü bir savaş, sadece cesaret kırıcı ve can sıkıcı değil, Amerikalı birliklerimiz için de çok yorucu olur.

 – Amerikan halkına bir mesajınız var mı?

  – Elbette var. Amiral Vanderbilt’in buharlı gemilerine binip, buraya bizi görmeye gelin. Gerçek şu ki, Amiral Vanderbilt sizden yararlanıyor. Atlas Okyanusu’ndan, Büyük Okyanus’a karadan geçişi garanti eden nakliye şirketi ödemesi gereken ücreti ödemiyor. Açık söylemek gerekirse,   sizi ve tüm ülkeyi sömürüyor efendim.

 – Utanılacak bir şey. Bana bunları neden anlatıyorsunuz?

   Yeni bir şirket kurmayı ve size daha iyi bir teklif sunmayı öneriyoruz. Ama bunu yapmak için, Vanderbilt’in iznini yürürlükten kaldırıp bize vermeniz gerek.

 – Yani Vanderbilt bana borcunu ödemediğini mi söylüyorsunuz?

 

 – Buna hiç şüphe yok.

 – Bu affedilmez bir şey.

 – Kesinlikle. Ama Vanderbilt olmasa, bugün burada olamayacağımızı unutmamalıyız. Bu doğru. Elimizdeki servetin hepsini ona borçluyuz. Sadece bu da değil, karşı gelmek için berbat bir adam da olabilir. Bana kalırsa baylar,   Amiral Vanderbilt savaş alanında kazandığımız büyük zaferlerden sorumlu değil. Özel olarak görüşebilir miyiz William?

   Yani Sayın Başkan?

   Elbette Byron. Ne söylemek istiyorsan burada söyleyebilirsin. Walker fısıldaşma ve dalaverelere başvurmaz. Büyük zaferimiz dayanıksız değil William. Vanderbilt’e bütünüyle bağımlıyız. Gemileri Amerika’yla aramızdaki tek ticari rota. Bize para, mühimmat, ilaç ve adam sağlıyorlar. Öfkesine maruz kalmak istemeyiz. Hain, hain!

   Baylar,   yeni anayasamızın verdiği yetkilere göre, istediğim şeyi yapma konusunda yetki ve özerkliğe sahibim. Öyle değil mi?

   Değil mi?

 – Evet Sayın Başkan.

 – Değil mi?

 – Evet. Değil mi?

   Evet, sahipsin. Vanderbilt gibi basit ve sinsi bir adam tarafından kötüye kullanılmayacağım. Bu yüzden iznini iptal edeceğim. Gemilerini de kumanda edeceğim. O gemiler şu andan itibaren Nikaragua Cumhuriyeti’nin malıdır.

 – Ciddi olamazsınız.

 – İddiaya var mısın?

   – Başkan Walker,   eminim güç kullanmaktansa, biraz daha politik olmak çok daha yararlı olacaktır. Sizin için belki ama benim için değil. İzninizle. Yapacak işlerim var. Bağışlayın beni efendim ama size karşı gelmek durumundayım. Efendim, geri gelin!

   Seni yabancı sansar!

   Ne cüretle buraya gelip daha dilimizi konuşamadan, işimizi elimizden alıp kadınlarımıza sulanıyorsun!

   Al sana!

   Fark etmemek elde değil efendim, sizinle geçirdiğim süre boyunca sahip olduğunuz her ilkeye ve sizi destekleyen herkese ihanet ettiniz. Nedenini sorabilir miyim?

   Hayır, soramazsın. Amacınızın ne olduğunu hâlâ anlamış değilim.

 – Hedefe giden her yol mübahtır.

 – Peki hedef ne?

   Hatırlayamıyorum. Siz iki pislik çuvalı arkamdan iş çevirdiniz ve işime karıştınız!

   Bunu kimse yapamaz!

   Anlıyor musunuz?

   Kimse Vanderbilt’le aşık atamaz!

   İkimiz de bir tür uzlaşmaya varacağımızdan emindik. Sonuçta hepimiz uygar insanlarız. Uygar insanlar mı?

   Bundan böyle işiniz lağım temizlemek olacak. Ağzınız pislik dolu değilse bana minnettar olacaksınız.

 – Teşekkür ederiz.

 – İşte bence siz bu kadar uygarsınız.

 – Teşekkür ederiz.

 – Teşekkür ederiz. Sadece Amirale değil,   o çatlak, aşırı uçtaki Walker’a inanarak kendinize de ihanet etmiş oldunuz. Bakın, Amirali üzdünüz. Aklınızdan ne geçiyordu ki?

   Orada gerçekten o zavallı delinin borusu mu ötüyor sandınız?

  – Tabii ki hayır.

 – Defolun buradan!

   İkiniz de!

   Walker’a ne yapmalıyız?

   Kimse Walker’ı hatırlamayacak. Kimse kaybeden adamları hatırlamaz.

Şu zengin Walker’a bir bak.

Sanki kralmış gibi davranıyor. Ama işleri Vanderbilt’in yönettiğini anlamıyor. Bu onlara engel olmalıydı. Şimdi boynumuza kadar pisliğe batacağız.

**

– Adamlarımız isyan noktasında.

 – Hayır, değiller.

 – Siz iyi misiniz efendim?

   Vanderbilt buharlı gemilerini Panama’ya çevirdi ve erzak hattımızı kesti. Yeni destek birliklerimiz yok, paramız da. Cephanemiz de çok az. Her büyük Nikaragua kasabasında kontrolü kaybettik. İmkansız!

   Bu çok saçma.

 – Bu katıksız zırvadan başka bir şey değil!

–  Kesinlikle!

–  Yemek!

–  İçki!

–  Para!

–  Adalet!

   Yemek, içki, para, adalet!

–  Sen!

    – Ne?

– Sen bir yüzkarasısın!

–  Ben mi?

– Asıl bütün bu harekat baştan sona yüzkarası Majesteleri.  – Rütben geri alındı. Ya burada er olarak kalır ya da gidersin. Al sana er Willie!

   Anderson. Lanet olsun, dur!

   Madalyalarını verin. Onları istiyorum. Annem zaten seni hiç sevmezdi. Bu rol için daha şişman bir adam bulmalıydınız. Cassius’u oynayanın temiz bir yüzü var. Çok fazla düşünüyor. Bu tür adamlar tehlikelidir.

Askerlerim,   sorunumuza bir çözüm buldum. Kölelik.

Evet!

   İhtiyacımız olan bu!

   İşte ihtiyacımız olan bu!

   Ne demek istiyorsun?

   Köleye falan ihtiyacımız yok.

 – Paraya ve silaha ihtiyacımız var.

 – Ve ilaca.

 – Sessizlik!

   Nikaragua’da köleliği başlatacağız. Güneyin yardımımıza koşmaktan başka seçeneği kalmayacak. Benimle misiniz?

– Evet!

**

   Gök gürlüyor, yağmur yağacak.  Birkaç komşu ülkenin Nikaragua’yı işgal ettiğine dair söylentiler vardı.  Walker, doğru olup olmadığını öğrenmek için ajanlar yolladı.  Ajanların hiçbiri geri dönmedi. “Nikaragua yerlileri; bağlılıkları, uysallıkları ve çalışma kapasiteleriyle Birleşik Devletler’deki zencilerle benzerlikler gösterir. Hatta egemen ırka karşı davranışları,   Amerikalı zencilerin sahiplerine davranışlarından çok daha itaatkârdır. Yani Nikaragua’daki yerli ve zenci köleliğin iki farklı avantajı vardır. Tarım için işçi sağlamanın yanında,   ırkları birbirinden ayırarak, düzensizliğe neden olan yarı kast sistemini de yok edecektir.” “Rivas Savaşı, 29 Haziran 1855. Bir düzineden az adam, 100 kişiden fazla adamı def etmek için saldırıya geçti. Bu saldırı düşmanı tamamen geri püskürttü. Rütbe farkı gözetilmiyordu. Her bir adam altıpatlarıyla gerçek birer erkek gibi ortaya çıktı. Hiç tek bir bayrak altında toplanmış böylesine cesur adamlar görmemiştim. Tanrı hepsini korusun.” Ben en iyilerle çalışmış biriyim ve sen benimle askerî taktikleri konuşmaya çalışıyorsun.

 – Senin askerî taktik dediklerin tam bir saçmalık. Hadi, al gardını bakalım!

**

   Ölümsüzler, dikkat!

   Bir adam büyük bir şey yapacağına inanmazsa, asla büyük şeyler başaramaz. Büyük fikirler, bir adamın ruhunun bir ürünüdür. Tüm varoluşunu kışkırtır. Onu bir anda zamanının kara cahilliğinden alır ve geleceği hissetmesini sağlar. Bir kısım insanın korkaklığı, diğerlerinin yetersizliği ve pek çoğunun ihaneti nedeniyle bu konuma kadar geri çekildik. Ama yine de tarihte unutulması ya da silinmesi imkânsız bir sayfa açıyoruz. Amerika’nın Nikaragua’yı yalnız bırakacağı bir gün gelecek diye düşünebilirsiniz. Ama size şunu açıkça söylemeliyim ki o gün asla gelmeyecek. Çünkü burada olmak bizim kaderimiz. Sizleri kontrol etmek bizim kaderimiz. Ne kadar savaşırsanız savaşın, ya da ne düşünürseniz düşünün, geri döneceğiz. Hem de defalarca. Rivas ve Granada’da ölen Amerikalıların kemikleri üzerine yemin ederim ki asla Nikaragua davamızdan vazgeçmeyeceğiz. Uykuda ya da uyanık bunu aklınızdan çıkarmayın. Şimdi değilse de gelecekte adil bir hüküm verilecektir.

   Birleşik Devletler Dışişleri Bakanlığından tüm Amerikan vatandaşlarını anavatana götürme emri aldım. Ben Amerikalıyım. Geçin!

   Sadece Amerikan vatandaşları. Sizi alamam!

   Sadece Amerikan vatandaşları!

   Çek şu lanet ellerini üzerimden!

   Vurun şu pisliği!

   Sizin uyruğunuz nedir?

   – William Walker, Nikaragua Cumhuriyeti Başkanıyım. Üzgünüm efendim. Albay!

   Nişan al!

   Ateş!

   William Walker, 8 Mayıs 1824’de Nashville, Tennessee’de doğdu. 1855’ten 1857’ye kadar Nikaragua’yı yönetti. 12 Eylül 1860’da Honduras’ta kurşuna dizildi. 

Reagan: Akıllara Vietnam’ı getirmeye çalışanlara şunu söyleyeyim:  Nikaragua’ya Amerikan birlikleri göndermek gibi bir düşüncemiz asla yoktur. 

Nikaragua’da Honduras sınırına 15 km uzaklıkta “Büyük Başarı” adlı tatbikat başlatıldı.  Nikaragualılar tatbikatı ciddi bir saldırı olarak nitelendirdi.  Birleşik Devletler, harekatın sadece savunma amaçlı olduğunda ısrarlı.  Bu tatbikat Honduraslılara yardım amaçlı yapılmaktadır.  Birleşik Devletler silahlı kuvvetlerinin herhangi bir niyetini ortaya koymamaktadır.  Şimdiye kadar, tatbikata 80 bin Amerikan askeri katıldı.  Tatbikatı gerçekleştiren yetkililer, bunun sadece barış ve savunmaya yönelik olduğunu söylüyor.  Bu politik duruş, bazı askerlerde de belirgin şekilde görülüyor.  Bu tatbikat, Nikaragualılara amacımızı gösterdi.  Evet, buradan onlara bir mesaj gönderiyoruz.

 ———————

BAKMANIZ GEREKEN DİĞER FİLM

QUEİMADA, BURN,
THE MERCENARY İSYAN (1969) Film

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s