TANRI’NIN SIĞINDIĞI KALP OLMAK

 

Onlar, öyle gizli ikram ve ihsanlara nail olmuşlardır ki,
ne akla, hayale gelir, ne de söze sığar.
Zaten iş, ebedi olan, kesilmeyen,
tükenmesine imkan bulunmayan ikram ve ihsandır.

 Mesnevî-i Şerif, c.V, b.1195-96

 

Bilmek ve bu bildiğimi benli kılmak ile oluşan zevk bende çok değildir. Son günün modası da olan twitter da, bildiğini “an”da biriyle paylaşırken bulduğumuz ışığın hangi aynada parladığını görmek ve geri dönüşünü biraz bekler gibiyizdir. Eskiden kitap yazanların çektiği sıkıntı belki de gelebilecek aksin, geniş ve uzun zamana yayılması idi.

Beklemek, bildiğini bilmiş birini bile beklemek. Artı anlayanı bulmak ve sabretmek.

Tanrı dahi bütün isimlerini saydırırken en sona Sabur ismini ilave edişi, aslında zâtının bu esmânın zorluluğunu ifade etmek ister gibidir. “Bende sabrı biraz kendimden uzak tutmak istiyorum” veya “başka çaresi yok mecburen sabrın zirvesi bende bulunacaktır” demek mi istemiştir. Bütün isimlerin sonu.

Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Bulunduğunuz mecliste konuştuğunuzu anlamayan birine ne kadar  tahammül edebilirsiniz ki. Ancak insansızda olmuyor. Bir vakit dini sohbet programı yapan bir kişiye şunu tavsiye etmiştim. “Hocam boşluğa konuşurken enerjiniz tükeniyor, bir iki kişi karşınıza alsanınızda bir canlılık olsun” demiştim. Tabii ki yapıldı. Fakat bu seferde dinleyenlerin anlamadığı bir şeye bakan göz mimikleri daha acayip bir manzaradaydı. ….. Sonunda o kişi amatörlükten profesyonelliğe geçince biraz durum telafi edilmiş oldu. Bu seferde seyredenler açısından karşılığı bulunmayan kelime guruplarının getirisi, hiç olmazsa sohbet dinledim-sevap kazandım tesellisiyle neticelendi..

Tanrı, alimleri niçin sever?

Tanrı katından hangi şekilde bir kitap veya bilgi inerse insin, bunu anlayacak ve anlatacak biri olmaz ise bir manası olur mu?

Olmaz. Bunu izah için Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Tanrı, câhil birini dost edinirse ona öğretir.”

[Keşfü’l Hafâ, II, 2185]

Cahil denilince ilim tahsili yapmamış kişi demek değildir. Eğer her ilim sahibi cehlini okumakla da izale etmiş olsaydı, “kitap yüklü eşekler” tabirini Tanrı kullanmazdı. Cahil bilmeyen değil, sizi anlamayandır. Bu cehalet seviyeside kişiden kişiye değişir.

Bir kişi düşünün, aynı anda baktığınız objedeki imayı size tarif ederken, görmediğinizi görmesine hayran olur kalırsınız. İşte Tanrı, bazı kullarına hayran kalır.

Anlayışına bakışına.

O, fark başka bir şeydir.

O, bulunmaz nimettir.

O, bir su katresinde dünyaya bakarken, belki de siz karnınızın gurultusu ile ancak ihtiyaçlar listesini temin etmeye gayretinde olabilirsiniz.

Tanrı’nın dostları onu anlayanlardır.

O da onları anlar.

Her an onlara bir tecellisi var olsa da bekler, bir kul gibi. Acaba  kulum bunda hangi hikmeti açığa çıkaracak diye.

Bizim buradan sözü getireceğimiz konu eğer kendinize bir dua edecekseniz karşınıza size tefekkür etmeyi, bulanmış zihninizde karanlığı görecek gözleri açtırmaya sebep olacak biri çıkartsın olsun.

İşte Tanrı’nın dostları dediğimiz bu kişiler karanlıkta görenlerdir. Onlar için karanlıktaki görme bizim aydınlıktaki görmemiz gibidir.

Arayın bulursunuz denilir ama aramakla bulunmuyor ki.

Ne yapalım?

Arayın, O sizi bulacaktır. O  sevgiliniz sizinle olacaktır.

Belki de kendini bulmak dedikleri budur.

“Ben göklere ve yere sığmam, fakat inanan kulumun kalbine sığarım.”

El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, 3:14.

Tanrı’nın hiçbir yere sığmam söylemesi, O’nunda bir kalbe sığınma ihtiyacı  hissetmesi ve yanında sığınılacak bir kul olmak gerçekte büyük bir hal değil midir? Dikkat ederseniz ben kulun kalbine sığınırım diyor. Kul bana denilmemiştir. Bu kuşatıcılık kulun bilmesiyle oluşan sığınak mıdır?

Sizede böyle bir kalp bulunda sizde sığının dersem çok olmaz, her halde.

Bu sığınak kalblerin varlığı âlem hayat bulur. Beklediğimiz kıyamet ötelenir durur. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin kendisinden çok kısa bir zaman sonra beklediği kıyametin anlar itibarıyla ertelenişi gibi.

 

 4994 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Aleyhissalâtu vesselâm bir müddet sükuttan sonra yanında duran Ezd-i Şenûe kabilesine mensup bir çocuğa bakıp:

“Bu delikanlı pir-i fâni olmadan önce Kıyametiniz kopacaktır!” buyurdular.

Hz. Enes radıyallahu anh der ki: “Çocuk o gün benim akranım idi.”

Müslim, Fiten 138, (2953).

4990 – Müstevrid İbnu Şeddâd el-Fihrî radıyallahu anh anlatıyor:

 

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Ben Kıyamet’in kopacağı aynı saatte gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben Kıyamet saatini geçip biraz evvel geldim!” buyurdular ve orta parmağı ile şehadet parmağını gösterdiler.”

 

Tirmizi, Fiten 39, (2214).

Âlemin ölmesi alim ölmesiyle tabir edilişi ardında, Tanrı’nın misafir olduğu ve bizim hayat bulduğumuz kalbin dünyayı terk edişidir. Bunu nasıl açıklarsanız açıklayın.

Öyle kalpler vardır ki içine her unsur sığarda safiyetine halel gelmemiştir. İşte bu kalp, Tanrının sığındığı kalptir. Bu kalp sahiplerini bulursanız ne mutlu size/bize.

Sen, benden Tanrı’ya sığınmadasın ama ben o sığındığın Tanrı’nın ezelde düzüp koştuğu bir suretim zaten.
Seni defalarca kurtaran o sığındığın makam, benim makamım…
Tanrı’ya sığınırım diyorsun ya; o sığınmak yok mu?
Ben ta kendisiyim zaten.
Tanımazlıktan beter bir âfet yoktur.
Sen, sevgilinin yanındasın da aşkbazlığı bilmiyorsun.
Yari, ağyar sanmada, neşeye gam adını takmaktasın.
Sevgilimizin şu miskler gibi saçları, biz deli olursak zincirimiz olur!

Mesnevî-i Şerif, c.III, b3779-83

Peygamber “Tanrı; ben, yücelere, aşağılara yere, göğe, hatta arşa sığmam. Bunu, ey aziz, yakînen bil.
Fakat şaşılacak şeydir ki inanan kişinin kalbine sığarım.
Beni ararsan inanan gönüllerde ara buyurdu” dedi.
Tanrı dedi ki: “Ey haramdan, şüpheli şeylerden sakınan! Kullarımın arasına gir ki bu suretle beni görme cennetine erişesin.”

Mesnevî-i Şerif, c.I, b.2654-56

Fakat sen, gönlüne Sinâ dağındaki Tanrı tecellisi vurduysa bile yine aynayı koynuna koy!”
Birisi, ” Tanrı güneşi, ezeli güneş, hiç koltuğa sığar mı?
Aslı olmayan şeyleri de yırtar, yakar; koltuğu da. Önünde ne delilik kalır, ne akıllılık!” dedi.
Peygamber dedi ki:
” Bir parmağını gözünün üstüne koydun mu… dünyayı güneşsiz görürsün.
Bir parmak bile, aya perde oluyor. İşte bu padişahın ayıp örtücülüğüne alâmettir.
Bu suretle bir nokta ( gibi olan parmak), cihanı örter; bir sürçme de güneşi küsufa uğratır.
Dudağını yum, denizin dibine bak. Tanrı, denizi, insana mahkûm etmiştir.

Mesnevî-i Şerif, c.I, b.3552-58

Sen suretten kurtulmadıkça Tanrıya surete sığmaz, yahut sığar demen, aslı olmayan bir sözden ibarettir.
Tasvire sığar, yahut sığmaz bahsi; tamamiyle iç olmuş, suretten kurtulmuş adamın harcıdır.
Eğer körsen köre teklif yoktur.
Değilsen yürü, var; sabır kurtuluşun anahtarıdır.

Mesnevî-i Şerif, c.II, b.68-70

Gün geçti, ders yarına kaldı… sırrımız hiç güne sığar mı ki?

Mesnevî-i Şerif, c.IV, b.1645-49

Bir kalp bulmak, yolunda olmak ve onu gözlemek bir güzel duygu bence.

İhramcızâde İsmail Hakkı

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s