NATTVARDSGÄSTERNA /Kış Işığı (1963) Winter Light

 

Din adamının sancılarını seyredeceğiniz bir film.
Vaazlar ile içdünyanın farklılığını görebilirsiniz.

Yönetmen:Ingmar Bergman

Senaryo: Ingmar Bergman

Ülke:İsveç Tür: Dram

Vizyon Tarihi:11 Şubat 1963     (İsveç)

Dil:İsveççe

Müzik:Evald Andersson

Çekim Yeri:Dalarnas län, Sweden

Nam-ı Diğer: Winter Light

Oyuncular

Ingrid Thulin, Gunnar Björnstrand, Gunnel Lindblom, Max von Sydow, Allan Edwall

Devam Filmleri

1961 – Aynadaki Gibi ,1963 – Kış Işığı ,1963 – Sessizlik

Bergman’ın en kısa filmi, Oda Üçlemesinin 2. filmi. Kesinlikle izlenmesi gereken muhteşem bir film. Gunnar Björnstrand; yedinci mühürden sonra bu filmde de kariyerinin belki de en büyük performansını sergiliyor. Muhteşem! Saygılar

Filmden

Tomas Ericsson’un vaazı

Efendimiz, İsa Mesih, ihanete uğradığı gece   ekmeği eline aldı, şükretti  ekmeği böldü ve öğrencilerine uzattı, “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.”

Bununla beni hatırlayın.

 Aynı şekilde kupayı aldı ve şükretti  ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi.

 Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.

 İçin, içtiğinizde beni hatırlayın.

 Şimdi İsa Peygamberimizin bize öğrettiği gibi hep birlikte dua edelim.

 Göklerdeki Babamız, adın kutsal kılınsın.

 Egemenliğin gelsin.

 Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun.

 Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.

 Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.

 Ayartılmamıza izin verme.

 Kötü olandan bizi kurtar.

 Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir.

 Âmin.

 Tanrı’nın inayeti üstünüze olsun.

 Tanrının Kuzusu Dünyanın günahlarını ortadan kaldıran Bizi kurtuluşa götür, Bağışlayıcı efendimiz Tanrının Kuzusu Dünyanın günahlarını ortadan kaldıran Dualarımızı işit, Bağışlayıcı efendimiz Tanrının Kuzusu Dünyanın günahlarını ortadan kaldıran Bize huzur ver Ve günümüzü kutsa Efendimiz İsa’nın eti, size verildi.

 Efendimiz İsa’nın eti, size verildi.

 İsa’nın kanı sizin için aktı.

 İsa’nın kanı sizin için aktı.

 İsa’nın kanı sizin için aktı.

 İsa’nın kanı sizin için aktı.

 İsa’nın kanı sizin için aktı.

 Efendimiz İsa Peygamberin inayeti ve huzuru sizinle olsun.

 Âmin.

 Efendimizin selametiyle gidin.

 Teşekkürler  Dua edelim.

 Bize teselli ve mutluluk sunmak için büyük komünyonu kurmak üzere oğlu İsa Mesih’i yollayan Kutsal Babamıza şükranlarımızı sunarız.

 Dünyada İsa’yı anabilmemiz lütfünü sunması için dua ediyoruz.

 Böylece cennetteki büyük komünyona katılabiliriz.

 Âmin.

 Efendimize şükranlarımızı sunalım ve onu yüceltelim.

 Şükranlarımız ve minnetimiz Efendimize.

 Şükürler olsun! Tanrının önünde alçakgönüllü olun ve takdisini alın.

 Tanrı sizi kutsasın ve korusun.

 Efendimiz simasının nurunu üstünüze yansıtsın   ve merhametini size sunsun.

 Tanrı yüzünü size dönsün ve huzur versin.

 Baba, oğul ve  Kutsal Ruh adına.

 Âmin.

 Sevgili Tanrım, önünde diz çöküyorum Elimi sıkıca tut Bana yol göster, sevgili kurtarıcım Beni kutsal topraklara götür Dünyevi dertlerin bittiği yere Ve yolun sonuna geldiğimde Ruhumu yanına al Sonsuzluğu senin evinde paylaşayım.

**

Ne kadar saçma bir hayal  Sensin.

**

– Endişelenecek bir şey yok.

Tanrı’nın sessizliği.

 Tanrı’nın sessizliği mi?

  Tanrı’nın sessizliği.

**

“Tanrı’nın sessizliği. Tanrı tek kelime etmiyor.” Tanrı yok! Bu kadar basit.

**

– Öğreneceğin çok şey var.

– Öğretmen hanım böyle diyor.

– Sevmeyi öğrenmelisin.

– Bunu bana öğretebilir misin?

  Ben öğretemem  Sihirli güçlerim yok.

**

           

Märta Lundberg, Schoolteacher’ın Mektubu

Tomas Ericsson, Pastor

Bir tanem  “Birbirimizle konuşmakta zorlandık.” “İkimizde utangaçtık.” “Ve alaycılığa kaçmaya meyilliydim.”

Bu yüzden yazıyorum  Söylemem gereken önemli bir şey var. Geçtiğimiz yaz ellerimde çıkan korkunç kızarıklıkları hatırlıyor musun?

Bir akşam kilisede sunağın üzerine çiçekler yerleştiriyorduk. Ayine hazırlanıyorduk. Ne kadar kötü durumdaydım hatırlıyor musun?

Ellerim sargılıydı ve kaşıntısından uyuyamıyordum ya?

Derim parçalanmıştı ve avuçlarımda açık yaralar vardı. Papatyalar ve mısır çiçekleriyle kendimizi meşgul etmiştik   ve kendimi sinirli hissediyordum. Ve sana öfkeyle çıkışmıştım. Sana gerçekten duanın gücüne inanıp inanmadığını sormuştum. İnandığını söylemiştin. Çirkince, ellerim için dua edip etmediğini sormuştum. Ama bu senin aklına gelmemişti. Aşırı dramatik bir biçimde senden orada dua etmeni istemiştim. İşin tuhafı kabul ettin. Uysallığın beni öylesine öfkelendirmişti ki bandajı yırtıp atmıştım  Gerisini anımsarsın  Açık yaraların görünüşü seni etkilemişti. Dua edememiştin, bütün bunlar seni iğrendirmişti. Ben senin tepkini anlıyordum, ama sen beni hiç anlamadın. Seninle bu halde bir süre yaşadık. Nerdeyse iki yıl boyunca. Bu duygusal noksanlığımızı iyice ortaya çıkartmış olmalı. Aramızdaki sevgi yoksunluğunu, beceriksizce aşk denemelerimizle kapatmaya çalıştık. Kızarıklıklar alnıma ve kafa derime yayıldıkça   benden nasıl uzaklaştığını fark ettim. Beni tiksindirici buldun. Buna rağmen hislerimi ayrı tutmaya çalıştın. Ardından kızarıklıklar ellerime ve ayaklarıma yayıldı. Ve ilişkimiz bitti. Bu beni çok sarstı. Birbirimizi sevmediğimiz gerçeğiyle   yüzleşmek zorunda kaldım. Bu gerçeklerden kaçmak ya da görmemek gibi bir şansım yoktu. Tomas  Senin imanına asla inanmadım. Zira dini sıkıntılar tarafından asla eziyet çekmedim. Hıristiyan olmayan ailem birliktelik ve sevincin   sıcaklığıyla karakterizeydi.

Tanrı ve İsa ise sadece müphem varlıklardı. Ve benim için senin imanın belirsiz ve nevrotikti. Kimi yönlerden zalimce aşırı hislerle dolu ve ilkelceydi. Özellikle de bir yönden anlamam imkânsızdı: İsa Mesih’e yönelik aldırmazlığın. Ve şimdi sana yanıt bulmuş dualardan bahsedeceğim. İstersen buna gülebilirsin. Şahsen ben ikisini birbiriyle ilintili olduğuna inanmıyorum. Hayat doğaüstü olayları içermeden de yeterince karmaşık. Hatırlarsan yaralı ellerim için dua edecektik. Ama hoşnutsuzluğundan nutkun tutulmuştu, daha sonraya ertelemiştin. Öfkelenmek ve seni kışkırtmak istiyordum. Sessiz ol! Madem benim için dua edemiyorsun kendim yaparım! Tanrım neden beni ebedi hoşnutsuzluk içinde yarattın?

  Böyle ürkek, böyle acı?

  Niçin böylesine perişan olduğumu fark ettim?

  Neden önemsizliğimle böyle bir azabı yaşamak zorundayım?

Eğer acılarımın bir nedeni varsa bana söyle. Böylece şikâyet etmeden onlara katlanabileyim. Hem madden hem manen çok güçlüyüm   ama bana gücüme layık bir vazife vermedin. Hayatıma anlam kat ve senin uysal kölen olayım. Bu sonbahar dualarımın yanıt bulduğunu fark ettim. Zihnimin berraklaşması için ettiğim dua kabul oldu. Seni sevdiğimi anladım. Kuvvetime yönelik bir vazife için dua ettim ve bunu buldum. Vazifem sensin. Bu, karanlık ve yalnız bir gecede, çalmayı reddeden telefona koşan   bir okul öğretmeninin düşünceleridir. Noksanlığını çektiğim, sana göstermeye çalıştığım aşkımın miktarı. Bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. O kadar sefil durumdaydım ki daha fazla dua etmeyi düşünüyordum. Ama yine de hala parçalanmış olan bir özgüvenim var. Sevgili Tomas  Bu mektup çok uzadı. Ama şimdi sen benim kollarımdayken söylemeye cesaret edemediğim   şeyleri mektuba yazıyorum. Seni seviyorum. Ve senin için yaşıyorum. Beni al ve kullan. Bütün boş gururumun ve özgürlük naralarımın altında   tek bir dileğim var: Başka birisi için yaşamama izin verilmesi. Ve ıstırap çekiyorum. Bu konuyu düşündüğüm zaman nasıl başarabileceğimi bilemiyorum. Belki hepsi bir hatadır. Lütfen bana hata olmadığını söyle sevgilim.

**

Maddi sıkıntınız var mı?

Sorduğum için bağışlayın ama bu bazı şeyler insanı ümitsizliğe sürükler.

Ne zamandır kendi canınıza kıymayı düşünüyorsunuz?

  Bilmem  Uzun zaman oldu.

Hiç bir doktorla görüştünüz mü?

  – Yani, sağlığınız yerinde mi?

  – Bildiğim kadarıyla evet. Pek alışıldık değil  Karınızla geçinebiliyor musunuz?

  Karin gayet iyi. Gayet iyi. Yani işin tüm özü bu Çin meselesi 

Rahip Tomas’ın itirafı

Dinleyin Jonas. Size karşı dürüst olacağım. Karımı dört yıl önce kaybettim. Onu severdim.

Hayatım bitti. Ölmekten korkmuyorum ve dayanmam için bir sebep de yoktu. Ama dayandım. Bir tek kendi iyiliğim için değil, bir işe yaramak için de. Bir zamanlar müthiş hayallerim vardı. Dünyada izimi bırakacaktım. Gençlikte duyduğun büyük ülküler.

Kötülüğe dair bir şey bilmezdim. Papazlığa ilk başladığımda bir bebek kadar masumdum. Sonra her şey birden oldu. İspanya İç Savaşında Lizbon’da bir gemide papazdım.

Neler olup bittiğini görmeyi reddettim. Gerçekleri kabullenmeyi reddettim. Tanrımla birlikte her şeyin anlam taşıdığı bir dünyada yaşıyordum.

Ve ben  Görüyorsunuz, çok iyi bir papaz değilim. İmanımı inanılmaz ve özel bir Baba-Tanrı figürüne adadım. Bütün insanları ama bilhassa beni seven. Ne kadar korkunç bir hata yaptığımı görüyor musun Jonas?

  Cahil, şımarık ve kaygılı bir sefilden, çürümüş bir rahibe dönüştüm.

Dualarıma iyi huylu cevaplar veren  ve sakinleştirici bir şekilde kutsayan bir taklit Tanrı.

Tanık olduğum tüm gerçeklerde Tanrı’yla yüzleştiğim anlarda   çirkin ve iğrenç bir mahlûka dönüştü. Bir örümcek Tanrı, bir canavar. Böylece ışıktan kaçtım, kendimi karanlığa gömdüm.

Tanrımı tek gösterdiğim kişi karımdı. Beni destekledi, yüreklendirdi ve bana yardım etti  Delikleri onardı. Rüyalarımız.

Bunu size neden anlattığımı anlamanızı istiyorum. Nasıl alçak, sefil birisi olduğumu anlamışsındır  Gitmeliyim yoksa Karin endişelenir. Lütfen, biraz daha kalın. Sakin ve güzelce konuşalım. Bu kadar kafam karışık konuştuğum için bağışlayın   ama bütün bunlar birden beni çarptı. Eğer Tanrı yoksa, bu gerçekten bir fark yaratır mı?

  Hayat anlaşılır hale gelir. Ne büyük rahatlık! Ve ölüm aniden hayatın sonu olur. Bedenin ve ruhun sona ermesi. Zulüm, yalnızlık ve korku   bütün bunlar açık ve net bir hale gelmeli. Istırap akıl almaz bir şey, izaha gerek duymuyor. Bir yaratıcı yok. Hayatı destekleyen birisi yok. Şekillendiren yok.

Tanrım  Neden beni terk ettin?

 Özgürüm, sonunda özgürüm.

Bu fani umudu taşıyordum 

Her şeyin bir yanılsama, hayal   ve yalanlar olmayacağına dair

**

Tomas ve Marta’nın acılı sohbeti

Biraz yalnız kalmam lazım.

– Benden kurtulmaya mı çalışıyorsun?

  – Yapma şunu.

– Buna gücüm yetmez.

– Neden benden kurtulmaya çalışıyorsun?

  Sevgili küçük Tomas’ım, yaşlanıyorsun. Hayatından memnun değilsin, en çok da kendinden. Kendimi senin kollarına atıyorum, meseleyi kapatıyorum 

– Yoksa zorluyor muyum?

 – Sen karar ver. Hayallerin var ve ben onlara dikkat etmiyorum. Hatta kimi zaman küçümsüyorum. Daha nazik olmam gerekir.

– Bütün bunlar saçmalık.

– Hayır, şanssızdın. Çok amirane davrandım. Aksini iddia etme.

– Beni dinler misin?

 

 – Üzgünüm, hep ben konuştum. Dedikodular yüzünden küçük düştüm. Kimse papazı bu kadar önemsemezdi. Basit bir kişilikti  Kimse ne işe yaradığını da bilmezdi. Sonra senin ve benim hakkımda söylentiler başladı. Dedikodular.

-Yani sebebin bu mu?

 -Benimle alay etmene gerek yok. Öyleyse evlen benimle.

-Hayır.

– Başka birisi yüzünden suçlanmak çok zor.

– Evet, kesinlikle. Yapamazsın  Beni böyle uzaklaştırmamalısın.

– Nasıl bu kadar kör olabilirsin?

 – Histerikleşme. Beni ne zaman ağlarken görsen aynı şeyi söylüyorsun.

– Sanırım biraz histeriğim.

– Halanı endişelendirme. Gözyaşlarımı zapt edemiyorum. Konuşmaya devam et, tüm söylediklerini duyabiliyorum. Sanırım iyi bir neden sundum. Bütün bunlar, bir papazın itibarı için dedim ama inanmadın. Ve bunların hepsinin yalan olduğunu anladım. Önemli olan sebep seni istemiyor olmam. Bunu duydun mu?

  Evet  Tabii ki duydum. Müşfik ilginden bıktım. Gereksiz telaşlarından. İyi öğütlerinden. Şamdanlarından ve masa örtülerinden. Miyopluğundan bıkkınlık geldi. Hantal ellerinden. Huzursuzluklarından. Yataktaki sıkılgan tavırlarından. Beni fiziksel durumunla meşgul olmaya zorladın. Yetersiz sindirimin, kızarıklıkların  adetlerin, soğuk ısırıklı yanağın. İlk kez ve tamamen bu döküntü çevreden kaçmam gerekiyordu. Hepsinden yoruldum ve bıktım, seninle ilgili her şeyden.

– Neden bunu daha önce söylemedin?

–  Aldığım terbiye yüzünden. Kadınlara yaratılanların üstü bir saygı duymam gerektiği öğretildi. Takdir edilecek yaratıklar, sorgulanamaz şehitler.

– Ya karın?

 – Onu sevdim. Bunu duydun mu?

-Onu sevdim. Ve seni sevmiyorum, çünkü karıma aşığım. O öldüğünden ben de öldüm. Bana olabilecekleri daha az önemseyemezdim. Beni anladın mı?

  Onu sevdim ve o senin asla olamayacağın bir kişiydi   ama sen hala bunda ısrar ediyorsun. Yaptığın taklit davranışlar sadece çirkin bir parodi. Onu tanımıyordum bile. Gitsem iyi olacak. Daha sert sözler söyleyip saçmalamadan.

-Daha da kötüleşebilir mi?

– Gözlerini böyle ovalamayı bırak. Üzgünüm  Dilediğin gibi bakabilirsin. Bunu kaldırabilirim. -Gözlüklerim olmadan seni zorlukla görüyorum. Belli belirsizsin. Yüzün ise sadece beyaz bir küre. Aslında gerçek değilsin. Evet, her şeyi başından beri yanlış yaptığımı görüyorum. Ta başından beri. Gitmeliyim, Bayan Persson ile konuşmam lazım. Senden her nefret ettiğim seferde   bunu şefkate dönüştürmek için güç sarf ediyorum. Bunu tek başına yapamazsın. Hayatta kalamazsın, Tomas sevgilim. Hiçbir şey seni kurtaramaz. Kendinden ölümüne nefret edeceksin. Beni yalnız bırakamaz mısın?

 – Sadece susamaz mısın?

– Beraber gitmek ister misin?

  – Gerçekten ister misin?

 – Yoksa korkudan mı söylüyorsun?

 – Nasıl istersen. Ama gelmeni istiyorum. Tabii ki gelirim. Fazla bir seçeneğim yok, değil mi?

**

Rahip olmam ailemin hayaliydi.

**

Rahip Tomas ve Algot’un konuşması

– Benimle konuşmak istemiştin.

– Evet, acil bir konu hakkında. Bir keresinde geceleri beni uyutmayan ağrılarımdan yakındığımda   dikkatimin dağılması için   bir şeyler okumamı önermiştiniz. İncillerle başladım. Ve söylemem gerekirse gerçek bir uyku iksiri. Kimi zaman öyle. Şimdi İsa’nın Tutkusu’na kadar geldim. Ve bir mola verdim. Bu konuyu sizinle konuşmam gerektiğini fark ettim Rahip Ericsson. Bunu yapmak zorunda hissediyorum. İsa’nın Tutkusu, çektiği acılar  Tamamen çektiği acılara odaklanmanın yanlış olduğunu söylemez misiniz?

  – Ne demek istiyorsun? 

– Fiziksel acıya yapılan bu vurgu. O kadar da kötü olamaz. Küstahça konuşuyormuş gibi olabilirim   ama mütevazı olmam gerekirse, en az İsa kadar fiziksel acı çektim. Ve çektiği işkence nispeten kısaydı. Bildiğim kadarıyla dört saat civarındaydı, değil mi?

Başka bir çeşit acı çekmiş olabileceğini hissediyorum. Belki tamamen yanlış anlamışımdır. Ama Gethsemane’i düşünün peder. İsa’nın öğrencileri uyuyorlardı. Son yemeğin anlamını kavrayamamışlardı. Ve sonra kanun adamları geldiklerinde kaçıp gittiler. Ve Peter onu reddetti. İsa öğrencilerini 3 yıldan beri tanıyordu.

Her anlarını beraber geçirdiler   ama ne demek istediğini anlayamadılar. En son kişiye kadar onu yalnız bıraktılar. Ve tek başına kaldı.

Bu acı vermiş olmalı.

Kimsenin anlamadığını fark etmiş olmak.

Güvenebileceğin birilerini ararken terk edilmek   bu ıstırap verici olmalı. Ama en kötüsü daha gelmemişti. İsa çarmıha gerildiğinde   ve asılı kaldığında acılar içinde   bağırdı:

“Tanrım, Tanrım!” “Neden beni terk ettin?

 ” Bütün gücüyle bağırdı. Cennetteki babasının onu terk ettiğini düşünüyordu. Vaaz verdiği her şeyin yalan olduğunu düşündü. Ölmeden önceki anında İsa şüphe içerisinde kaldı. Kesinlikle bu onun en büyük sıkıntısı olsa gerek?

 

  Tanrı’nın suskunluğu.

Evet

**

Eğer ki kendimizi güvende hissedersek. Ve birbirimize şefkat göstermeye cesaret edebilirsek. Eğer inanacağımız gerçekler olursa. Eğer inanabilirsek

**

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s