HASEKİ EĞİTİM MERKEZLERİ TIRPANLANIYOR!

HER GÜN CANIMIZIN BİR DAMLASI
ŞEHİD DÜŞERKEN BAŞKA İŞİMİZ KALMADI !

HABER

BAŞBAKANIN MAKALESİ SÜRGÜN SEBEBİ OLDU

Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde görev yapan iki isim öğrencilerine Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun makalelerini okumalarını tavsiye ettiği için Sinop ve Adana’ya cezaevi vaizi olarak sürgün edildi

10 Şubat 2016 Çarşamba 17:27

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak üst düzeyde din eğitimi veren ihtisas merkezlerinden olan Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde iki ilim adamı hakkında başlatılan soruşturma sürgünle sonuçlandı. İddiaya göre sürgünün gerekçesini iki ilim adamının öğrencilere Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun makalelerini tavsiye etmesi ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in bazı düşüncelerini eleştirmesi oluşturdu.

BAŞBAKANIN MAKALELERİNİ TAVSİYE ETTİLER 

İddiaya göre; iki ilim adamı öğrencilerinin soruları üzerine derslerinde, kaçak elektrik ve kaçak su kullanmanın, ayrıca devletten haksız elde edilen tüm kazançların haram olduğunu ve bunu yapanların da “haramzade” olduğunu söyledikleri için diyanet tarafından soruşturma açılıp ceza verildi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “İslam düşünce geleneğinin temelleri, oluşum süreci ve yeniden yorumlanması” ve “Medeniyetlerin Ben-İdrâki” adlı iki makalesini öğrencilerine tavsiye eden iki hocaya, ayrıca yetkiyi kötüye kullanma gerekçesi soruşturma açılarak ceza verildi. Soruşturmanın bir diğer gerekçesini de iki hocanın Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç ve Prof. Dr. İsmail Kara’nın bazı kitaplarını tavsiye edip okutmaları oluşturdu.

GÖRMEZ’E ELEŞTİRİ DE SORUŞTURMA NEDENİ

İki ilim adamının Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in bazı akademik görüşlerini ve faaliyetlerini tenkit etmesinin soruşturmanın ana omurgasını oluşturduğu iddia edilirken, benzer durumlarda soruşturmaların 1-1,5 yıl sürdüğünü, ancak soruşturmaya müdahale edilerek 10 günde tamamlanmasının sağlandığını savunuldu. (HABER MERKEZİ)

GÖRMEZ’İN ELEŞTİRİLEN FİKİRLERİ

Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde görevli iki ilim adamının Prof. Dr. Mehmet Görmez’i eleştirdiği ve cevap verdiği görüşler ise şöyle:

HAYIZLI KADIN NAMAZ KILABİLİR Mİ?

“Mehmet Görmez, sahih-zayıf ya da Buhari-Müslim vs. ayırt etmeden “kadına dair hadis rivayetlerinin büyük sorun teşkil ettiğini” dile getirerek, hayızlı kadının namaz kılmamasının ve tavaf etmemesinin sadece bir ruhsat (muhayyerlik) olduğunu belirtmektedir. Görmez, “hayızın kadınlara eziyet olduğunu” bildiren ayetten hareketle, kadının eziyet içinde de olsa ibadetini yapabileceğini söylüyor. Halbuki Buhari ve Müslim hadisleri başta olmak üzere Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi, İbn Mace, Darimi ve Muvatta’da da yer alan hadisi şerifte, kadınların adetliyken namaz kılmaları net bir ifade ile yasaklanmaktadır. Hz. Aişe Validemiz’den gelen rivayete göre, Fatıma binti Hubeys’in Peygamberimiz (a.s.)’e özür kanı hakkında soru sorması üzerine Rasülüllah Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hayız geldiğinde namazı bırak, hayız kesildiğinde guslet ve namazını kıl.”

Görmez, yukarıda belirtildiği üzere kadına dair rivayetlerde sorun olduğunu ifade etmişti. Bütün ulemanın ittifakla delil kabul ettikleri bu hadisi de sorunlu görse gerek ki kabul etmiyor ve “eziyet” kelimesinden hareketle, hayızlı kadının namaz kılması konusunda ruhsat/muhayyerlik olduğunu ileri sürüyor. Görmez’in bu yorumuna göre hayızlı kadın namazını ister kılar, istemezse kılmaz. Halbuki yukarıda belirttiğimiz sahih hadisten hareketle İslam âlimlerinin ittifakla vardıkları hüküm ise hayızlı kadının namaz kılmasının haram olmasıdır.

MÜSLÜMAN KADIN YABANCILARLA EVLENEBİLİR Mİ?

Bilindiği gibi, Müslüman kadının her türlü gayri müslim erkekle evliliği ayet ve hadislere dayalı olarak bütün ulema tarafından haram kabul edilmiştir. GÖRMEZ bu konuda “icma” bulunduğunu, fakat ulemanın yanlış icmâ ettiğini belirtmektedir. GÖRMEZ’e göre Müslüman Hanımın, gayri müslim erkekle evlenmesinde de ruhsat/muhayyerlik vardır. Yani, Müslüman Hanım istediği takdirde, Yahudi ve Hristiyan erkekle evlenebilir (!). 

GÖRMEZ’e göre, gayri müslim erkekle Müslüman bayanın evliliğinin icmaen haram kabul edilmesinin illeti (gerekçesi), erkeğin evlendiği bayanı asimile etmesidir. Buradan hareketle GÖRMEZ, “Müslüman bireyin tek başına da olsa asimile olmaması çabası göz önünde bulundurularak bu evliliğin caiz olması gerektiğini” ifade etmektedir.( Güncel Dini Meseleler Birinci İstişare Toplantısı – I (15-18 Mayıs 2002), İstanbul, (DİB baskısı, Ankara, 2004), s. 292.)

BAŞÖRTÜSÜ DİNİ EMRİ DEĞİL Mİ?

Görmez başörtüsünün de dini bir emir değil, ahlak ve edep çerçevesinde ele alınması gereken ve dinen bağlayıcı olmayan bir husus olarak değerlendirmektedir. Şöyle ki: GÖRMEZ, İlahi Dinlere Göre Başörtüsü” adlı makalesinde; Nur suresi 31. ayetin, ahlak ilkelerinin anlatıldığı bir bağlamda anlatıldığını, kuranda başörtüsünün, tamamen evrensel bir ahlak ilkesinin tatbiki için gerekli görülen tesettürün bir parçası olarak yer aldığını, İslam geleneği içerisinde başörtüsünün, Kuran’ı aşarak zor ve katı kurallara bağlayanların olageldiğini, kadının sosyal hayattan tecrid edilecek şekilde başörtüsünün yorumlandığını; Müslüman hanımların başörtülü bir şekilde kabre konmasının, bunun ne kadar güçlü bir gelenek olduğunu gösterdiğini ifade etmektedir.

Makalenin “sonuç” bölümünde GÖRMEZ’in, “İslamiyet’in başörtüsüne yüklediği anlam ise, dini/taabbudi veya hukuki olmaktan çok ahlakidir. Kur’an, başörtüsünü, sadece ahlak için gerekli kabul ettiği tesettürün tamamlayıcı bir unsuru olarak görmüştür” cümleleri yer almaktadır. (İslamiyat Dergisi, Cilt 4, Sayı: 2, Nisan Haziran 2001, sayfa, 19-33.)

‘HADİSLERİ SAHABELER Mİ UYDURDU?’

Görmez, doktora tezi olarak Türkiye Diyanet Vakfı tarafından basılan ve birincilik ödülüne layık görülen kitabında, Hz. Peygamber’in, bize ulaşan tüm yazılı hadislerinin, Peygamber’e sübutiyeti kesin olsa dahi, toplum (sözde sünnet, Fazlurrahman’ın yaşayan sünnet dediği) tarafından onaylanmadıkça, hiç bir değer ve bağlayıcılığı yoktur, diyor. (Sünnet ve hadisin anlaşılmasında Metodoloji sorunu, TDV, 1997, s. 233). Özafşar’la birlikte, “hadisler, sahabenin ilmi tartışmalarda takındıkları tavrın, rivayete dönüşmüş şeklidir” diyorlar. Yani hadisleri sahabe uydurmuş, demektir bu (Özafşar, Polemik Türü Rivayetlerin Gerçek Mahiyeti, s. 30,33). Görmez de bu araştırmaya atıf yaparak onaylıyor (Sünnetin kaynak değerini temellendirme sorunu, s.8). Aynı makalede görmez, peygamberin hadisleri olan vahy-i gayri metlüv’ü kabul etmiyor (s.6), hadis rivayetleri Peygamber’e ait değil, insan faktörü diyor (s.9). Sünnet’i temellendirmek için başvurulan kuran ayetlerinin çoğunun sünnetle ilgisi yoktur diyor (s.10). Sünnet’e delil getirilen hadisler de uyduruk diyor (s. 7). Bu makale Görmez’in özel sitesi, http://www.mehmetgormez.com da mevcuttur.”/Hakimiyet.com

http://www.hakimiyet.com/politika/basbakanin-makalesi-surgun-sebebi-oldu-h1177609.html

Dinde reform yapmak.

Böyle delice, Serserice harekete kalkışılacak olursa bunu kim yapacak?

Önüne gelen her serseri, her aklından zoru olan kimse, eline kudret geçen her zorba kendinde bu selâhiyeti görecek, türlü türlü maskaralıklar meydana çıkacak. Söz ayağa düşecek. Bizansın son zamanlarında olduğu gibi devir değiştikçe yeni bir mezhep ortaya çıkacak…

Hülâsa dinde değişiklik yapmaya kalkmak, her zaman tehlikeli bir iştir. Böyle bir şey yapmağa hiç bir zaman zaruret de yoktur. Bizde bunu yapmaya kalkışanların herhalde ya akıllarında noksanlık vardır, ya suikasd sahibidirler, yahut misyonerler, siyonistler, masonlar, komünistler gibi bozguncu, millî varlığı yıkıcı ve İslâm düşmanı bir takım teşekküllerin âletleridirler.

***

Bu adamlar, anlaşılıyor ki, dinler tarihinden de tamamile cahildirler.

Gerek Hıristiyanların, gerek Yahudilerin bin, binbeşyüz senedenberi dinlerinde hiç bir tağyir ve tebdile teşebbüs etmemelerinin sebebi nedir?

 

Çünkü bunun delice bir teşebbüs olduğunu, azim bir fitneye müncer olacağını biliyorlar. Mâlûm olduğu üzere, Yahudilerin dinî kanunlarında tadilât yapabilecek (yetmişler meclisi) nâmında büyük bir dinî müesseseleri vardır. Usulü dairesinde teşekkül edecek bu yetmişler meclisinin her kararı bir din hükmünü ifade eder. Fakat yahudiler ikibin senedenberi bu yetmişler meclisini toplamaktan içtinab etmişlerdir ve etmektedirler. Bizim cahil reformcular bundan ibret almıyorlar mı?

Keza Hıristiyanların da bir (Konsil) leri vardır. Bu Konsil de din hakkında kat’î kararlar verebilir. Hıristiyanlar arasında binbeşyüz senedenberi nice din kavgaları, nice din muharebeleri zuhur etmiş, fakat bu konsili toplamağı hiç bir vakit de tehlikesiz görmemişlerdir. Bu konsil ilk zamanlarda ancak birkaç defa toplanmış, ondan sonra bazı toplantılara teşebbüs edilmişse de şeraiti dairesinde doğru dürüst bir içtima yapamamıştır. Protestanlık, Katoliklik, Gregoryanlık, Grek Ortodoksluk, çıktıkları zamanlarda ne idiseler, bugün de öyledirler. Bu mezheplerin çıktıkları zamanlarda Hıristiyanların başlarına gelen felâketler de malûmdur.

Meselâ hırsızın eli kesilmezdi. Meyhanelere ve sâireye resmen müsaade edilirdi. Fakat hükümet bunu yaparken bu husustaki ahkâmı diniyeyi değiştirin, dinde reform yapın da bu yaptıklarımızı tecviz edin, demezdi. Dinin ahkâm ve esası olduğu gibi yerinde durur, hükümet de istediği gibi işini yürütürdü,

Meşhurdur: Heyeti vükelâda böyle nâzik meseleler müzakere edildiği sırada Sadrazam paşa, Şeyhülİslâm Arif Hikmet Bey’den:«Siz ne buyuruyorsunuz?» diye sorarmış. Şeyhülislâm efendi de dâima şu cevabı verirmiş: «Efendim, bize sormayınız,, sorarsanız, bizim bir ölçümüz vardır. Ancak o ölçüye göre size, cevap verebiliriz. Olur ki bu işinize gelmez. O vakit müşkül mevkide kalırsınız.»

Şeyhülislâm efendinin bu arifane ve basiretli cevabı vükelâyı kiramın pek hoşlarına gittiği için ikide bir Şeyhülislam efendiye sual tevcih ederler, o da aynı cevabı tekrar edermiş.

Şimdi ne o Sadrıâzamlar, ne o heyeti vükelâ, ne o Şeyhülislâmlar, ne de o Osmanlı İmparatorluğu kaldı. Hepsi çöküp gitti. Amma Kelâmullahın bir âyeti, bir kelimesi, bir harfi bile değişmedi. O, nazil olduğu gibi; dimdik, sapasağlam duruyor. «Küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zülcelali vel ikram.»

* * *

İşte sözün doğrusu, Şeyhülislâm efendinin cevabıdır. Dini zorlamamalı, çünkü o, arzu ve hevese göre eğilir bükülüp beşerî bir müessese değil, bir vazi İlâhîdir. Peygamber bile onu tebliğ ile mükelleftir. Hiç kimse dinde tasarruf edemez. Din de insanları kendine mütabaat edip etmemekte serbest bırakır, «lâ ikrâhe fiddini» dinde cebir olmaz, diyor. «Leste aleyhim bimusaydır». Müslümanlıkta Sultai diniye yoktur. İsteyen fertler, isteyen cemiyetler, isteyen milletler ona mütabaat eder. İstemeyenler küfür ve dalâlette kalır. Fakat kabul ettikten sonra artık bir kül olarak ona mütabaat iktiza eder. Bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemek olmaz. Fatin Hoca Merhumun dediği gibi, din ya sıfırdır, ya vahid. Kesri yoktur. Böyle olunca artık onda reform ve devrimcilik yürümez.

sh:10-…..

https://ismailhakkialtuntas.com/2016/02/06/dinde-reformcular/

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s