İSLÂM MÜTEFEKKİRLERİ İLE GARP MÜTEFEKKİRLERİ ARASINDA MUKAYESE

İsmail Hakkı İZMİRLİ

Ankara, 1952

(Not: Tarama hataları bulunabilir.)

İslâm felsefesine dair müsteşriklerin eserlerini tetkik ettiğim sırada, Renan’nın «Averrhoes et L, A v e r r h o î s m e» i ile Baron Carra de Vaus’un «İ b n Sînâ ve Gazzâlî» sini, bu kerre Edebiyat Fakültesince tercüme olunan «İslâm Ansiklopedisi» ni, Draper’in «İlim v e Din Kavgaları» m ve Boer’in «İslâm’ d a Felsefe» tercümelerini gözden geçirdim.

Bu eserlerde, İslâm feylesoflarının, Garp feylesoflarından evvel ortaya koydukları bir takım düşüncelerini gördüm. Daha sonra Lyon Üniversitesinde tahsil ettiği felsefeyi inceliyen Mısır mütefekkirlerinden Muhammed Lütfî Cuma’nın «Tarih ül-Felâsifetil -İslâm fi’l-Meşrik ve’l-Mağrib» adlı eserinde ve Hint mütefekkirlerinden Emir Ali’nin «R u h – u İslâm» tercümesinde gördüğüm mukayeselerden çok mütehassis oldum.

Felsefe muallimi İzzet merhum ile Doçent Orhan Saadettin’in almancadan tercüme ettikleri Kari Vorlaen- der’in «Felsefe T a r i h i» ni, Paul Janet ile Gabriel- Seailles’in «Felsefe Tarihi» nin metafizik kısmını tekrar tekrar süzdüm. Bu mehazlarda daha başka düşüncelere ve nazariyelere rast geldim. Filvaki memleketimizde yazılan felsefî eserlerde bu mevzu ihmal olunmamış, ancak topluca yazılamadığı cihetle mahdut bir miktarda kalmıştır. Derin araştırmalarımda pek çok yüksek şahsiyetler meydana çıkmıştır.

İslâm mütefekkirlerinin, aklın delâletinden ve mantık kanunlarından başka ellerinde hiç bir tahkik vasıtaları yokken, mücerret keskin zekâları, derin varışları ve ince buluşları sayesinde bir çok düşünce ve nazari- yeleri Garp mütefekkirlerinden evvel haber veriyor; hiç olmazsa bir temel atıyorlar veya onlara bir iz gösteriyorlar, onlarla ilmi bir temasta bulunuyorlar.

Islâm mütefekkirleri, terâkkiyat-ı medeniyenin iki kanadı hükmünde olan tefekkür ve irade istiklâli ile onların garpte yaptıklarını daha evvel şarkta yapıyorlar ve bugünkü felsefenin doğuşunda âmil oluyorlar. Nitekim «Ibn Sînâ Felsefesi» nin zeyli olan «Endülüs Felsefesi» vasıtası ile Islâm Felsefesi Avrupa’ya girmiştir. Renan’ın beyanı veçhile Tuleytula (Toledo) Piskoposu Reymond’un Avrupa’ya ilk ithal ettiği eser, Ibn Sînâ eserlerinin tercümesi idi. Ibn Sînâ’nm bir çok eserleri lâtinceye çevrildi. Bir kaç sene sonra Farâbî ile El- Kindî’nin bazı eserleri tercüme olundu. İlk evvel Mihail Scotte, ondan sonra Alman Hermann ile «Ibn Rüşd Felsefesi» Avrupa’ya geçti. Arapça metinler skolastik felsefesinde yer buldu. Tercümeler, Endülüs, hususiyle Toledo ile Sicilya ve Napoli yollariyle devam ediyordu. «İbn Rüşd Felsefesi» Paris ile İtalya’daki (Padova) Üniversitesinde dört asır kadar devam etti. Boer, Gazzâlî’ye kadar devam eden Islâm Felsefe Mekteplerini yazdıktan sonra Islâm Felsefesi’nin Endülüs’e geçtiğini ve oradan Avrupa’ya girdiğini bildiriyor.

Bu iki müsteşrikin şahadetleri ile Islâm Felsefesi’nin, bugünkü felsefenin doğuşunda âmil olduğunda şüphe kalmıyor; diğer müsteşriklerin eserlerinde de buna muhalif bir söz görülmüyor.

Yurdumuz evlâdının mukayese hususunda bir fikir edinmesi emeli ile mevzua göre ayrı ayrı üç kısımda, yani «A, B, C» harfleri başlığı altında isimleri yazıyorum. Mukayese, bu isimlere mahsus değildir. İncelenirse, bu isimler artabilir.

A

İSLÂM MÜTEFEKKİRLERİ, ORTA ÇAĞLARDA, AVRUPA MÜTEFEKKİRLERİNİN ÜSTATLARI VE SELEFLERİDİR

1          — XIII. asırda garpta, El-Kindî ve Farâbî’nin eserleri, XIV. asırda İbn Sînâ ile İbn Rüşd’ün eserleri ve XV. asırda İbn-ı Rüşd’ün eserleri okunurdu.

2          — İngiliz feylesofu Roger Bacon ile Alman Büyük Albert’in en çok istifade ettikleri eser, Aristo’nun «Organon»’ u üzerine Farâbî’nin yazdığı şerhtir.

3          — İbn Sînâ:

a)         Garpte «Külli Kavgaları» parlamadan evvel şarkta, realistlerle konseptüalistler arasında dâvâyı hallediyor. Realistlere göre küllî, eşyadan hariç olarak ayrıca mevcuttur. Eflâtuncu’ların mezhepleri budur; konseptüalistlere göre küllî, ancak hariçte fert zımmında mevcuttur. Aristo ve Farâbî’nin mezhepleri budur. Konseptüalizm, realizm ile nominalizm arasındadır. Buna göre küllî, emr-i itibaridir; yalnız adı vardır, lâfızda mevcuttur. Ibn Sînâ külli’yi, aklî ve mantıkî kısımlarına ayına ayırıyor:

Allah’ın ilminde metafizikî olarak mevcut olan küllî, aklî küllidir: Anteres. Maddelerde arazları ile beraber bilfiil mevcut olan küllî, tabiî küllidir: İnrehus. Cüz’ilerden çıkarılıp yalnız insanın zihninde mevcut olan küllî, mantıkî küllîdir: Postres. Bu tahlil XIII. asırda garpte büyük tesir yaptı.

b)        Hads veya iftitâr (intuition) ile nazar ve istidlâl (raisonnement) yollarını birleştirmesi; Saint Augustin’ de nazarî akıl ile tasavvufî vecd birbiri ile birleşik bir şekildedir.

Saint Augustin, Ibn Sînâ gibi, şerri, hayır yokluğundan ibaret sayar.

c)         İslâm Felsefesinin izi ilk defa İngiliz Fransisken rahiplerinden Hales’li İskender’de görülüyor. İbn Sînâ ile Gazzâlî’nin otoriteleri sık sık zikrolunuyor.

ç) Roger Bacon, Aristo ve şarihi İbn Sînâ’ya büyük kıymet veriyor.

d)        Büyük Albert ile Hales’li İskender’in ardından giden Jean de la Rochelle, İbn Sînâ’nın sadık şakirdiydi.

4          — Gazzâlî :

a)         Hales’li İskender üzerinde otoritesi vardır.

b)        Din Felsefesi mümessili Saint Thomas, Gazzâlî’ye itimat ederdi. Bilhassa İslâm «Meşşâî» lerine karşı katolik imanını müdafaa ederdi.

c)         Saint Thomas, Cenâb-ı Hakkın cüzîleri bilmesi esasını kabul ederek bu meseledeki feylesofların menfi davalarını reddeylerdi.

ç) Saint Thomas’ın ardından giden Raymond Martini, feylesofları, feylesof ağzıyla, yani Gazzâlî’nin sözleri ile reddetmeyi efdal görürdü.

5          — İbn Rüşd :

a)         Roger Bacon, İbn Riişd’ün eserlerinden istifade etmişti.

b)        Saint Thomas bir eserinde îbn Rüşd yolu ve felsefesiyle yürümüştü. Bununla beraber sadık şakirtlerinden değildi.

c)         Saint Thomas, İbn Rüşd aleyhine kalkışınca Paris Üniversitesinde ve Fransisken rahiplerinden birçokları İbn Rüşd’ü müdafaaya kıyam ettiler.

ç) Fârâbî ve îbn Sînâ’nın tadil ettikleri «Aristo Felsefesi» ni Büyük Albert ve Saint Thomas öğrendikten sonra, XIII. asır ortalarında Büyük Albert îbn Rüşd’e, Saint Thomas da «İbn Rüşd Felsefesi» ne muhalif oldular.

d)        Abelard, İbn Rüşd’den müteessir olarak fikir hürriyeti hususunda harekete geçti.

e)         Guillaume de Fren, «Feylesoftur, vekarlıdır, âkildir; şu kadar ki şakirtleri taliminin yüzünü karartmış- tır» diyor.

f)         Hollandalı Rizvik, engizisyon azasına karşı «Âlem ezelidir; bu Mecnunun, Musâ’nın iddia ettiği gibi mahlûk değildir. Cehennem yok, müstakbel hayat yoktur» sözünü sarf etmiştir.

6          — Kelâmcıların ekseriyet-i azımesince tutulan Nominalizm XI. asrın ikinci yarısında Roscelin ile zuhur etti. Bu zat bu sistemi mantıkî bir şekilde düzene koydu. XIV. ve XV. asırlarda Ockham’lı William bu sistemi tazeledi. Bir çok mütefekkirler bunu kabul ettiler. William’ın doğrudan doğruya şakirtleri arasında en mühimlerinden biri 1327 tarihinde Paris Üniversitesi rektörü olan Jean Buridan idi.

B

İSLÂM MÜTEFEKKİRLERİNDEN BİR CEMAAT ÎLE YENÎ ÇAĞ MÜTEFEKKİRLERİ ARASINDA MUKAYESE

1         — Feylesoflar :

a)         İtikat; «cezm», «zan» ve «taklit» kısımlarına ayrılır. Alman feylesofu Kant’da itikadı, «cezm», «zan» ve «iman» (taklit) kısımlarına ayırıyor.

b)        Peygamberler, irade melekelerinin kemali sayesinde bedenlerinin haricinde hareket ihdas ederler. Bugün beynelmilel metapsişik (ruhiyat ötesi) enstitüsü tecrübelerinin esası bu nazariyedir.

c)         Hakikî illet ancak Allah’tır; hadiselerin illeti, «İllet’i Muidde» (cause occasionnelle) dir. Fransız feylesofu Malebranche’m iki prensibinden biri budur: Hakikî illet ancak Allah’tır; tabiî illetin hepsi «İllet-i Muidde« dir. Tabiî illeti halkeden Allah’ın şöyle-böyle, bir tesirine vesiledir. Hollanda feylesofu Geulincx bu prensibi kabul eder. İslâm feylesofları ile Fransız ve Hollanda feylesofları esasta tamamiyle birleşmiş oluyorlar.

2         — Kelâmîler :

a)         Eski kelâmcılar tabiî külliyi zihnî bir itibar saymakla Aristo mantığını inkâr etmişlerdi. Yeni Felsefe,

Aristo mantığı olan Surî mantığı kaldırıyor. İngiliz feylesofu Hume ile Fransız feylesofu Condillac tabiî külliyi zihinde ve hariçte mevcut görmüyorlar.

b)        Eski kelâmcılar, Allah’a îman ile beraber maddî âlemi inkâr etmezler. Fransız feylesofu Gassendi ile Ingiliz feylesofu Böyle bu itikatı güdüyorlar.

c)         Kelâmcılar, bilfiil mevcut olan âlemi mütenahi görürler. Fransız feylesofu Renouvier mütenahi adetleri âleme tatbik ederek âlemi bilfiil mütenahi sayar.

ç) Kelâmcılar indinde araz (phenomene) bâkî değildir, fânidir; ancak Allah’ın yaratmasiyle bâkîdir. Araz, cevher (substance) ile kaimdir; cevher ise araz’sız bulunamaz. Yalnız Hâlik Taâlânm yaratması ile bulunur. Bundan dolayı cevher ile arazdan mürekkep olan âlem Samı Taâlâdan hâlî kalmaz. Bu delil, Yeni Felsefe vazı’ı ve Fransız feylesofu Descartes’in «Mütevâlî Hilkat» (Creation Continue, yani birbiri ardınca olan hilkat) nazariyesini bildiriyor.

d)        Kelâmcılarca bu âlem bedi’dir. Fakat bundan daha bedi’ini yaratmak mümkündür. Fransız feylesofu Fenelon bu nazariyeyi müdafaa ediyor.

e)         Kelâmcıların Vacip Taâlânın varlığı hakkında getirdikleri «kelâm-ı aşk» delili Hollanda feylesofu Huygens ve Hemsterhuis da görülüyor. Klâsik kitaplarda ihsas melekesi diye zikrolunuyor.

f)         «Kul kazanır, Tanrı yaratır» düsturu Kant’ta vardır. Kant, «Hayr-ı Âlâ» bahsinde, «Biz ancak hayra âşık oluruz, hayrı tahakkuk ettirmek yaratana aittir» diyor.

g)        Mâturidî’lerle ulemânın ekserisi indinde tabiî sebep ile müsebbip arasındaki nisbet zarurî (necessaire) değildir, mümkün (contingent) dir; sabittir. Böylece Fransız feylesofu ve «İmkâniye Felsefesi» (philosophie de contingence) vazı’ı Boutroux’ya ve şakirdi Bergson’a haber veriyorlar. Klasik kitaplarda, «Tabiat kanunları, zarurî değil mümkündür ve sabittir» düsturu vardır.

h)        Eş’arîler; tabiî sebebi, illeti inkâr ederler; sebep ile müsebbip arasında sabit bir nisbet kabul etmezler. Gazzâlî, bu hususu izah ediyor. Ingiliz ampiristleri bu yolu tutuyorlar.

3         — Mutasavvıflar :

a)         İnsanlar arasındaki muhabbet ve itilâf, ezelde cevher olan ruhlar arasındaki âhenkten neş’et eder. Bu düşünce Alman feylesofu Leibniz’in «Ezelî Ahengi» ni hatırlatıyor: Hâlikin, birbiri ardınca devam eden yardımı ile, ruh ile cevher arasındaki nisbet tanzim olunmuştur. Güyâ ruh ile cisim birlikte işliyen saatlar gibidir ki, evvelce birbirine uygun yapılmıştır. Şakirdi Wolf, ruh ile beden arasında «Ezelî Ahengi» kabul ediyor.

b)        Leibniz’in düşünce esası kesrette vahdettir; şuur, vahdetteki kesretin ifadesidir.

c)         Eşyada Allah’ı görmek Malebranche’ın ikinci prensibidir. Bütün bilgimiz Allah’tan neş’et eder. Allah, ruhların mahallidir. Eşyanın hakikatini bilmek, eşyayı Allah’ta görmek, İlâhi düşünceler nuru ile eşyayı temaşa etmektir.

ç) Descartes, «Manevî aşk bütün hislerin en ulvîsidir» diyor.

d)        İtalyan mütefekkiri Giordano, kendisini Allah’ta

ve Allah’ı kendisinde bilmeyi en ulvî bir hikmet sayıyor.

e)         Hollanda feylesofu Spinoza saadeti Allah’ı sevmekte görüyor.

f)         İngiliz feylesofu Shaftesbury nazarında yegâne hakikî hayır Allah’ın bir timsali olan «hüsn» ı, hasbî (garaz ve ivazsız) olarak sevmekten ibarettir.

g)        Mutasavvifece şayi olan «kenz-i mahfî», (1) Hadis-i Kudsî’si (2), Alman feylesofu Schelling’in şu sözlerini hatırlatıyor: «Nüfusun çokluğu, mutlakın, yani kâinatı tanzim eden aslî bir mebdein, kendinden ve kendi ihtiyarlarından birbiri ardınca şuur alarak inkişaf etmesinden ileri gelir».

4         — Usul-ü Fıkıh âlimleri:

a)         Bir şeyi hali ile bırakmak demek olan «istishap» delili, İngiliz feylesofu Bain’in «şu mahalde bu gün var olan şey her yerde ve her gün varolacak» sözü «istis- hab» ı tatbik mahiyetindedir.

b)        Ahkâm illetleri olan «deveran» ile «sibr» i İngiliz feylesofları Bacön ile Stuart Mili, hadiselerin illetlerini tayin hususunda tatbik ediyorlar. Deveran illeti, Bacon’ın vaz’ettiği «Variatıons Concomitantes» metodu, :Sibr illeti de Stuart Mill’in vazettiği «Residu» metodudur.

(1)       «Ben bir hazine idim. Bilinmekliğimi diledim de halkı yarattım!»

(2)       Hazret-i Peygamberin ağzı ile söylenen Allah sözü.

C

FERT İLE MUKAYESE

1         — Horasan’lı Dahhâk (vefatı: 105): (1)

İlk defa Batlamyos nazariyesini reddediyor: «Gök cisim değildir, belki yıldızların medârıdır» diyor. Böy- lece Copernic’e mübeşşir oluyor.

2         — Hişâm İbn El-Hakem (199):

Cevheri, arazların bir yere gelip toplanması sayıyor; bu yüzden «Arâzîyye» (Phenomenisme) sistemini vaz’ediyor. İngiliz feylesofları Berkeley, Hume, Huxley ve Stuart Mili hep Arâzîyye sistemini yürütürler.

3         — Nazzâm Belhî :

a)         Arâzîyye sisteminde Hişâm İbn El-Hakem ile beraberdir.

b)        Âlem hareketten ibarettir. Âlemde hareketten başka hiç bir araz yoktur.

Bugünkü nazariyeye göre, tabiî hadiseler en sonunda harekete raci oluyor; Yeni Fizikte bütün tabiî kuvvetler, yegâne bir kuvvetin, maddenin görülmiyen cüz’ilerine ait hareket halleridir.

Alman mütefekkiri Feuerbach indinde, tabiatta mütemadi hareket ve tekâmül vardır; sükûn zâhîrîdir.

c)         Cisimler iki zamanda bakî kalmaz. Bu düşünce ile Fransız feylesofu Cuvier’in «Hayat daimî bir kasırgadır, yani eski madde yerine hissolunmaksızm yeni maddeler kaim olur» nazariyesi arasında münasebet görülüyor.

ç) Cisimler bilfiil cüzülerden mürekkeptir, fakat o- cüzüler nâmütenahidir. Yeni keşfolunan elektron ve şule veren aktivite, Nazzâm’ı teyit eder.

d)        Yaraşık ve uygun olması itibariyle daha kâmil, daha hissî bir âlem mümkün değildir. Malebranche, Leibniz ve Shaftesbury de Nazzâm gibi uz görüşlüdür.

4         — Muhammedi İbn Mûsa El-Harezmî:

Bağdat’ta, Şemmasiye mevkiinde ve Suriye’de Kassi- von dağında yani Salihiye’de ilk defa rasathane tesis etti. Endülüs’te îşbiliye (Seville) de 1190 senesinde rasathane yapıldı. Avrupa’da ilk rasathane Almanya’da. Nürnberg’de kuruldu.

5         — El-Kindî: (258 raddeleri)

a)         Biz bir mevcudu tam bir bilgi ile bildiğimiz vakit, o mevcut bizim için diğer mevcutların mün’akis olacağı bir âyine olur. Bu görüş Leibniz’in «Her Monad (vahit), kâinatın kendisi gibi güzelce tanzim olunan bir âyinesidir» görüşüne ne kadar benziyor.

b)        Ecram-ı semaviyyenin buutlarını tayin hususunda bir âlet ihtira etmiştir.

6         — Musa oğulları [Muhammed (259), Ahmed ve Hasan] :

a)         Güneşin ve diğer yıldızların hareketlerini takdir etmişlerdir.

b)        Sincar sahrasında nısfınnehar dairesini, yani arz muhitinin, 24.000 mil tülünde olduğunu isbat eylemişler; daha ziyade itimat etmek hususunda Küfe civanında bir tecrübe daha yapmışlardır, tik defa Fransız mütefekkiri Maupertuis, 1736 senesinde arz mesahasını idare etmişti.

7         — Ebû Musa Câbir-i Tûsî (260):

Asrî Kimyanın hakikî babasıdır. Açtığı devir Priestley ve Lavoisier’in açtıkları devir kadar ehemmiyeti haizdir. Adı, kimya ilmi tarihinde lâyemuttur. Hamız-ı Azotu keşfeden Câbir-i Tûsî’dir. Bacon bundan hayranlıkla bahseder. Câbir-i Tûsî, Yeni-Kimya vazı’ı İngiliz kimyageri Böyle ve Bable’ye mübeşşir oluyor.

8         — Ebû Bekr Râzî (310 veya 320):

a)         İlk defa Tabiat Felsefesi mektebini açmıştır.

b)        Müşahede (Observation) ve tecrübe (Experience) metodu ile yürür. Garpta XVI. asırda Tabiat Felsefesi Almanya’da Paracelsus, İtalya’da Bruno ile başlar. Muasır tabiat ilmi usûlü İtalyan mütef ekkiri Leonardo, Polonya mütefekkiri Copernic, Alman mütefekkiri Kepler ve daha sonra İtalyan mütefekkiri Galilee ile teessüs ediyor. Böylece XVII. asırda müşahede ve tecrübe metodu hâkim oluyor. Fransız mütefekkiri Gassendi, İngiliz mü-tefekkiri Böyle, Hollanda Mütefekkiri Huygens ve İngiliz mütefekkiri Newton tabiat ilmi esasının inkişafına çok hizmet etmişlerdir. Fransız mütefekkiri Euler halis

tecrübe metodunu yürüten tabiat âlimidir. İngiliz mütefekkiri Hobbes tabiat ilmini tetkik eder.

c)         Halâ’da, cazibe isbat etmekle Newton’a mübeşşir oluyor.

ç) İnkisar-ı ziyayı keşfeden Ebû Bekr Râzfdir.

d)        Kaytan (Fitil) yakısını icat etmiştir.

e)         Galsamayı (boğaz deliğini) ve sada ihdasına âlet olan âsabı keşfeylemiştir.

f)         Çiçek ve kızamık hakkında ilk tıbbî tetkiklerde bulunmuştur.

g)        Kimyada bazı keşifleri vardır. İslâm Felsefesinde Kimya ile Simya ayrı ayrı bilgilerdir. Kimya: Madenî cevherlerin hassalarını izale edip, ona yeni hassalar veren usulden bahseden bilgidir; Simya ise, mahsûs ol- mıyan hayalî misalleri meydana getiren gizli bir bilgidir. Simya’yı Kimya’nm menşe-i göstermek büyük gaflettir.

9         — Ebû Nasr Farâbî (339)

a)         İnsanlar arasında kavganın ve üstün gelmenin» hâkim olduğunu beyan etmekle Hobbes’e «Cidalci Cemiyet Nazariyesi’» ni bildiriyor.

b)        Ayrı bir rey olmak üzere insanların arzuları ile İçtimaî birlik hasıl olduğunu bildirmekle Rousseau’dan evvel «İçtimaî Mukavele» nazariyesini ortaya koyuyor..

c)         «Hadsî Bilgi» (Connaissance Intuitive) nazariy- yesi Alman mütefekkiri Nicolaus ve Schelling de, Fransız feylesofu Ravaisson ve Bergson’da, Alman mütefekkiri Steiner de görülüyor.

ç) «Küçük Âlem» (Microcosme) ve «Büyük Âlem» (Macrocosme) nazariyesinin izleri Nicolaus, Paracelsusr Leibniz’de ve Spencer’de bulunuyor.

Nicolaus: «İnsan, kâinatın aynası, küçük dünyadır» diyor. Paracelsus: «Yalnız: insan, yalnız dünya vasıta- siyle; dünya, yalnız insan (Küçük Âlem) vasıtasiyle bilinir» diyor. Leibniz, «Monad» ın (vâhidin) kendisine in’ikâs eden âlemi izah ettiğini bildiriyor. Spencer’e gelince, bu nazariyeyi içtimaiyatın esasına iliştiriyor: «Hakimlerin sözlerini bilmek hususunda âlem büyük insandır… ilh» sözlerini sarf ediyor.

d)        Başlı başına ve aklî bir ahlâk vazetmekle Kant’ın selefi oluyor.

e)         Tabiî eserler ve fiillerde zaruret görmüyor, yalnız imkân görüyor. Bu düşünce ile tmkâniye Felsefesinin temelini atıyor.

10       — Ebû’l-Hasan :

İlk defa teleskopu ihtira ediyor. Teleskopu, uçlarında adeseler vazolunan bir boru ile tarif eyliyor. Garpte teleskop ilk defa Hollanda da keşfolunmuş; Kepler, Galilee ve Toricelli taraflarından islâh edilmiştir. Sonraları Merağa ve Kahire rasathanelerinde kullanılmıştır. Teleskop bir sıra yeni keşiflere saik olmuştur.

11       — Ebâ’l-Hasan El-Âmiri :

Felsefesini ruhiyata bina etmekle tskoçya’nın ilk feylesofu Reid’in ve onun ardından giden Dugualt Stewart’ın selefi oluyor.

12       — Ebû’l-Vefa Bûzecânî (387) :

Müsellesata ilk hatve atmıştır :

a)         Mümas ile tamam-ı mumas, kaatı’ ile tamam-ı kaatı’ düsturunu bulmuş ve mümaslar ile tamam-ı mti- maslara mahsus cetvelleri hesap etmiştir. Garpte XV. asırda Alman mütefekkiri Johann Müller, Mümaslar nazariyesini yeniden icat eylemiştir.

b)        Batlamyos’un Ay Nazariyesi’ndeki noksanı görerek eski tarassutları tahkik etmiştir. Altı asır sonra Tycho Brahe, bu ciheti teyit ediyor. Daha sonra Uluğ Bey’in Zeîçleri diye meşhur olan kozmografya cetvelleri Semerkant’ta yapılmış, Avrupa’da bu cetveller XVI. asır sonlarına doğru Tycho Brahe cetvelleri yapılıncaya kadir bir buçuk asır kullanılmıştır.

13       — İbn Yûnus :

Saat rakkasını icat ediyor ve rakkasın hareketi ile zamanı ölçüyor. Hollanda mütefekkiri Huygens’in selefi oluyor.

14       — İhvân-ı Safâ :

Elliden fazla risaleler yazan Ebû Süleyman Bustî (360 yıllarında) nin şu gibi düşünceleri vardır:

a)         Hasseler doğrudan doğruya idrak ettiği mahsüs- lerde hata etmez, yalnız vasıta ile idrak ettiği mahsiis- lerde hata eder. Bu düşünce ile Kant’ın selefi oluyor.

b)        Farâbî’ye uyarak «insan küçük âlem, âlem büyük insan’dır» nazariyesini yürütüyor.

c)         İbrahim Nazzâm’dan başlıyan «Bu âlemden daha bedi’ bir âlem olamaz» düsturunu tutuyor.

ç) ilk defa ilim âleminde Tekâmül (fivolutionnisme) Nazariyesi’ni ilmî bir üslup ile beyan ediyor

15       — Ebû Süleyman Sicizi (390 raddelerinde):

Din ile felsefe sahasını ayırıyor; tâbiri veçhile din «Vahy-i Nâzil»; felsefe «Rey-i Zâil» ile malûm olur, yani din Allah’ın vahyi (revelation-Ilham) ile; felsefe zeval bulan rey ile bilinir. Fransız felsefe müellifi Fon- segrive, Auguste Comte’un Pozitivizm sistemini yazdığı sıralarda din ile mabadet-tabîa’nm (metafiziğin) ayrı ayrı sahaları bulunduğunu Fransız mütefekkiri Claude Bernard’ın sözü ile teyit ediyor.

16       — Ebû’l-Feth Nûşencânî :

a)         Pessimist (yavuz görüşlü) tir. Ahlâksız insanları görmekle insanlıktan nefret etmişti. «Âleme aldatıcı bir yıldız, süslenmiş bir put, dost libasına bürünmüş düşman» nazariyle bakardı. Garpte yavuz görüşlü olan Fransız mütefekkiri Voltaire’in, Alman mütefekkiri Hartmann’m selefi oluyordu.

b)        «insan, âlemin özüdür, insanı bilen âlemin sülâlesini bilir» demekle Fârâbî ile uyuşuyordu.

17       — Ebû Hayyân-ı Tevhidi (400 raddeleri) :

«Huy, yaradılış, tartısına ve örgüsüne tâbidir» nazariyesi, bugün garp âleminde yaşıyor.

18       — Ebû Alî Miskeveyh (412) (2) :

a)         «Basitten mürekkebe geçildikçe güçlükler hasıl olur» düşüncesini Auguste Comte ilimleri tasnif hususunda tatbik ediyor.

 (2)      Muteber mehazlerde «Miskeveyh» tir. «İbn Miskeveyh» diyenler de vardır.

b)        Allah’ın cüd, kudret ve hikmet sıfatlarını ayrıca beyan eyliyor. Leibniz, bu üç sıfatı «Ahlâkî Sıfat» gösteriyor.

c)         Farâbî ve İhvân-ı Safâ’ya uyarak «İnsan küçük âlem, âlem büyük insandır» nazariyesi’ni tutuyor.

ç) İnsan için bir mesel-i âlâ (numune-i imtisâl) buluyor. Alman mütefekkiri Schopenhauer, «Hayat Hikmeti» (Sagesse de la Vie) adlı eserinde yalnız fer d için bir mesel-i âlâ gösteriyor.

d)        Ölümden korkmamanın çareleri hâkkındaki düşünceleri Fransız mütefekkiri Guyau’nun «Âtideki Akide» adlı eserinde yer buluyor.

e)         İhvân-ı Safâ’dan sonra ikinci olarak tekâmül na- zariyesini izah kılıyor.

19       — İbn Sînâ (428) :

Mantık Cephesi:

a)         İbn Sînâ, Bilgi nazariyesinin başında ihsas ve tecrübeye bir hisse ayırıyor. Bu düşünce Leibniz ve Kant’- ta görülüyor.

b)        İhsas ve tecrübenin yakîn (certain) i ifade etmesini «cüz’îler (particulieres) ve mahsüsler (sensibles) de gördüğümüz küllî (universal) ittirat olmasaydı bu gördüklerimiz bu kadar kuvvetli olmazdı» şeklinde gizli bir «kıyas-ı şartî» (Syllogisme conditionnel) ye bağlamıştır.

Tecrübe ve istikra’ (induction) nın küllî ve yakînî olması, bu yoldaki gizli bir kıyasa bağlıdır, tskoçya «Eclectisme – İntikaaiyye Mektebi» nce istikra’ «Tabiat kanunları sabit ve muttarittir» gibi zihnî bir prensibe yani kıyasın aradan çıkarılmış kübrâ (majeur) sına dayanıyor.

c)         Sofizm ve Septisizm (Safsata ve Reybîlik) sistemlerini son asırların zihniyetine tamamiyle uygun bir görüşle tenkid ediyor.

ç) Nazarî ilimleri, «Yüksek İlimler, Orta İlimler ve Aşağı İlimler» e ayırıyor. Bu taksimde maddenin tedrîcî Olarak kaldırılmasını hedef ediniyor. Yüksek İlimler: Madde ile alâkası olmıyan «Mâbâdet – Tabîa» (metafizik); Orta-îlimler: Bazı kere madeye, bazı kere madde ötesine taallûk eden Riyaziyat; Aşağı İlimler: Maddeye has olan Tabiıyyat ilimleri etrafında toplanıyor. İbn Sina’nın Riyaziyat ilmi ile Mâbâdet-Tabîa ilmi arasında yakınlık göstermesi garp âleminde XVII ve XVIII. asırlarda sezilmeye başladı.

d)        İbn Sînâ bu yüzden bu’dün mütenahi olması hususunda kullandığı delil ve Aristo’cu feylesoflarla Kelâma lar arasında hâkim olan burhan-ı tatbiktir. Bu ise nâmütenahımn tefazülî (az çok farklı olması) esasına müstenit olmakla nâmütenahinin kıymeti sabit olmuyordu. Riyaziyat âlimleri uzun müddet nâmütenahiye kıymet vermiyorlardı. Nihayet Leibniz nâmütenahinin kıymetine dayanan asgar-ı nâmütenahiyi isbat etmekle İbn Sînâ’yı tasdik etti.

e)         İbn Sînâ, bugün «Sûrî Mantık» da tamamiyle kıymetini muhafaza eden kıyâs-ı şartî’yi vazeylemiştir.

f)         Kaziyyelerin (prepositions) madde ve cihetlerini (modalite) beyan eden müveccehâtı (modales); «mutlaka, mümkîne ve zarurîye» olmak üzere üçe ayırıyor. Kant’ta aynı veçhile «assertoriques, problematiques ve apodictiques» kısımlarına ayırıyor.

g)        İbn Sînâ kaziyelerde mevzu’un (sujet) kemiyeti (quantite) beyan olunduğu gibi mahmul’ün (predicat) kemiyetini beyan edenlere munharif, yani tabiî vaziyetten sapan kaziyeler adını vermişti. Hamilton «MahmuF- ün kemiyetleşmesi» (quantification du predicat) prensibi ile İbn Sînâ’nm ardından gitmiştir.

Tabiiyyat Cephesi:

a)         Tabiîyyat ilimlerinde müşahedeye dayanan tecrübeyi tatbik etmek: Tabiîyyatı hem müşahede hem akıl sahasında yürüterek «istintaç» (deduction) ile müşahedeye dayanan tecrübe arasını buldu, boşluğu doldurdu, bu düşünceyi apriori (tecrübenin yardımı olmıyarak nazar ve akla dayanmak) suretiyle buldu. Orta çağlarda tabiatta hâkim olan istintaç ile faraziyenin yeni çağlarda hâkim olan müşahede ve tecrübenin âhenktar oldu-ğunu gördü. Bu âhenk meselesi yeni feylesofları düşündürüyordu. Akıl kanunları ile tabiat kanunları arasındaki âhenk meselesini izah için ortaya atılan ampiristler, Leibniz ve Kant’m nazariyelerini bize hatırlatıyor.

b)        Hareketi, bugünkü «Zinde kuvvetler» nazariyesi- ni andıran bir görüş ile tarif ediyor ki dinamizm prensibine uygundur.

c)         XVII. asırda keşfi haber verilen su ve hava tazyiki hadisesini yedi asır evvel «Necat’» mda haber veriyor. Hava-i nesimi tazyiki kanunlarını İtalyan fizik âlimi Toriçelii’den evvel ortaya koymuştur; Fransız mütefekkiri Mariotte ise 1679 da hava tazyiki kanununu tayin etmiştir.

ç) Yeni feylesofları meşgul eden iki İngiliz feylesofu Hamilton ile Stuart Mili taraflarından münakaşa olunan aslî ve talî kalitelerin (keyfiyetlerin) meselesinde, keyfiyetlerin sübjektif (enfiisî) olması üzerinde durmuştur.

d)        Zelzelede nâr-ı merkezînin âmil olduğunu ilk defa ilim âlemine bildirmiştir.

Ruhiyat cephesi:

Tecrübî ruhiyat:

a)         ibn Sînâ, hareket sistemini bugünkü infial (pas- sion) Nazariyesine göre izah eder.

b)        Zahirî hâsselere mukavemet ve adalî hâsselerini de ilâve ediyor; bugünkü ruhiyat bu ilâveyi teyit eyliyor.

c)         Aklın ilk mertebesi evvelâ «Akl-ı Heyûlânî» mutlak bir istidat, mutlak bir imkân mertebesidir. Bu mertebe düpedüz perdahlı bir levha halindedir. Bu düşünce Locke’un «Table Rase» mı andırır.

ç) irade unsurları; cüz’î tasavvur, şevk, azim, sinirleri gevşetmek, yani bilfiil hareketten ibarettir. Klâsik kitaplarda fazla olarak bir de tereddüt vardır.

d)        ibn Sînâ’nın Nazarî ve Amelî Akl’ı Kant’ta görülüyor. Kant, en yüksek mefhum olan «Allah» ile «Ruh» u Akl-ı Amelî ile buluyor; ibn Sînâ ise, Nazarî Akl’ın en yüksek derecesi olan Kudsî (Saintete) mertebesiyle buluyor.

e)         Hasselerden gelen, muhayyileden gelen tasavvurları ve tecrübeden hasıl olan tasavvurları Descartes’ın «Tasavvurat-ı Fıtriye» (îdees Innes) sini, «Tasavvurat-ı Mec’ûle» (îdees Factives) sini, «Tasavvurat-ı Müktesebe» (îdees Adventives) sini andırıyor.

Aklî Ruhiyat:

a)         İlk evvel ruhu, ruhiyat tecrübesiyle isbat ediyor.

Descartes bu delili alıyor. Eski feylesoflar ruhu, mantık ile isbat ederlerdi.

Ruhu isbat hususunda getirdiği vahdet (unitâ), ayniyyet (identite) delilleri bugün Spiritualistler tarafından maddilere karşı silâh olarak kullanılıyor.

c)         Ruhiyatta dinamisme dayanan Parall61isme sızıntısı vardır.

Mâbâdet-Tabîa:

a)         Varlık tasavvuru bedîhîdir (evidente). Klâsik kitaplarda da böyledir.

b)        «Düşünüyorum öyle ise varım» düsturunu bildiriyor.

Fourlanie, Valios ve Guillaume d’Auvergne’in beyanları veçhile Descartes, İbn Sînâ’nın düşüncelerine benziyen düşüncelerini İbn Sînâ’dan almıştır. Des artes düşüncesini İbn Sînâ’dan almasa bile İbn Sînâ Descartes gibi düşünmüştür.

c)         Limmî yani müessirden esere intikal tarikiyle Anselme delilini beyan etmekle Descartes ve Leibniz’e mübeşşir oluyor. Hegel’in de selefi oluyor.

ç) İlk İllet (Cause Premiere) olan Allah ile tabiî kuvvetlerin müstakil olduğunu beyan eyliyor. Leibniz, tabiat ilmini an’anevî bir din ile vâsi mikyasta barıştırıyor.

d)        «İnsan büyük âlemdir» nazariyesini yürütüyor.

e)         Hayır ve şer nazariyesinde uz görüşlüdür. Şerri; «noksan, elem ve günah» kısımlarına ayırır. Leibniz de şerri mabadet tabiî (mevcutların tabiî noksanı), cismanî (elem) ve manevî (günah) kısımlarına ayırır.

f)         İnayet-i Ezeliyye (Misericorde Preetablie), Leibniz’in «Aheng-i Ezelî» sini andırıyor.

Mantık Cephesi=8

Tabiyyat Cephesi=5

Tecrübi Ruhiyat Cephesi =6

Aklî Ruhiyat Cephesi=3

Mabadet – Tabîa Cephesi =7

— Yekûn= 29

20       — İbn ül-Heytem (430) :

a)         Hak, «yalnız his ve yalnız akıl tarikleriyle elde edilemez; belki madde ve unsurî hissiyat, surî akliyyat olan düşünceler» yolunda giderek elde edilir. Kant’ta: «İlimlerin maddelerini tedarik eden tecrübe, ona suret veren akıldır» derdi.

b)        İbn ül-Heytem ilk önce şekke düştü. Hiç bir yolu tutamadı. Descartes’a selef oldu.

c)         Ahlâkî Sıfatlar’ı Miskeveyh gibi üç sıfat gösterdi; Leibniz’den evvel beyan etti.

ç) İlk defa göz şualarının gözden intişar etmiyerek hariçten geldiğini ve harice temas etmediğini meydana koydu.

d)        Şebeke-i Ayniyye’nin rü’yet merkezi olduğunu ve onun üzerinde hâdis olan intibaın asâb-ı basariyye ile dimağa intikal ettiğini isbat eyledi.

e)         Havanın kesafetine inkisar-ı ziyanın tahalüf ettiğini ve kesafet-i havâiyyenin irtifa ile değiştiğini de keşfetti.

f)         Kuvvet-i Muharrike esaslarını eşeledi.

g)        Cazibe esasını araştırarak cazibeyi bir kuvvet olarak isbat etmekle Newton’un selefi oluyor.

ğ)        Sukût-u Ecsam Kanunlarını keşfetmekle Galilee’- nin de selefi oluyor.

h)        Üçüncü olarak Tekâmül Nazariyesini belirtiyor.

21       — Ebû Saîd Ebû’l-Hayr (440) :

îlk defa kıyasa ve birinci şekile itiraz etmekle yeni mantık vazı’ları olan İBacon ile Descartes’in selefi oluyor.

22       — Ebû Hâmid Muhammed Gazzâlî (505) :

a)         «Şek hakka iletir» düsturu ile İbn ül-Heytem gibi

Descartes’in selefi oluyor.

b)        Felsefeyi tetkik ederek aklın bütün metalip ve mesaili ihata hususunda müstakil olmadığını ve bütün müşkillerden perdeyi kaldıramadığını ortaya koyuyor. Bu düşünce Kant’ta görülüyor.

c)         Zaman ve mekânı, hissî idrakin veya muhayyilenin mümans şartı buluyor; bu veçhile zaman ve mekânın haricî mefhumu kalmıyor. Kant’ta bu yolu tutuyor. Locke, Hume, Stuart Mili zaman ve mekânın haricî mefhumunu kabul etmiyorlar.

d)        Muhabbet nazariyesini egoizm esasına dayıyor. Hobbes, Bentham ve Stuart Mili ile Schopenhauer egoizmi yürütüyorlar.

e)         Delilin yokluğundan delâlet ettiği medlûlün, neticenin yokluğu lâzım geldiğini inkâr etmesi, bugün klâsik kitaplarda tatbik olunuyor.

f)         Mümkinler arasında tayin ve tahsis prensibini vazediyor. Leibniz de mümkinler arasında tayini zarurî görmekle «İllet-i Kâfiyye» prensibini yürütüyor.

g)        İman ile ilmi ayırmakla Hamilton’un selefi oluyor.

ğ) Akla ve tabiate itimat etmeyip vahye itimat etmekle PaseaPın da selefi oluyor.

h)        Farâbî gibi, garp mütefekkirlerine hadsî bilgiyi haber veriyor.

i)          Hususî bir pragmatizm tesisi hususunda mantık; ve aklı istimal ediyor. Nitekim İslâm Ansiklopedisi’nin El-Gazzâlî maddesindeki ibare ayni ile şöyle yazılmıştır; «Pour etablire urı systeme pragmatique particuliere»

Bugünkü pragmatizmin temelini atıyor (1), Amerika mütefekkiri William James’e bir yol açıyor.

i)          İhvan-ı Safâ’ya uyarak «Bu âlemden daha bedi5 bir âlem mümkün değildir» nazariyesini yürütüyor.

j) İlliyet veya sebebiyyet prensibini inkâr ediyor. Âdet olduğu üzere sebep görülen şey ile müsebbip görülen şey arasında yalnız mukarenet (yakınlık) görüyor,

23       — Ömer Hayyâm (513) :

a)         Pozitivisttir. «Âlemin başı ve sonu akıl ile idrak olunmaz» der.

b)        Yavuz görüşlüdür. Maarrî gibi Schophenhauer’in selefidir.

c)         İlk defa Yunan Kanun-u Medenîsi’ni iltizam etmiştir.

ç) Abdurrahman el-Hâzinî ile kendisinin riyasetleri altında icra olunan heyet rasatları takvimin islâhma se- hep olmuştur. Bu ıslâh Gregor’dan (600) sene evveldir.

(1) Pragmatizm sistemine göre hakikatin miyarı amelî kıymeti olmakla hakikat sabit değildir. Marifet, gaye değil, belki hayatın kemalleşmesi hususunda kullanılan bir vasıtadır.

24       — İbn Bâce (533):

Endülüs’te ilk Meşşâî feylesoftur. Ömer Hayyâm yolunda fıkhı atmış, Kanun-u Medeni’yi tutmuştur.

25       — Ebû’l-Berekât Bağdadî (548) :

a)         Nazarî ilimleri; zihnî, hissî ve küllî kısımlarına ayırıyor, tümler ilmi adına verdiği mantık ve riyaziyatı «hâlis», heyeti «gayr-i hâlis» olan zihnî, tabiiyyatı hissî, mebâdî ilimlerini (İlâhiyatı) küllî ilimler sırasına koyuyor. Auguste Comte heyeti tabiiyyat ile riyaziyat arasına, Bain mantığı riyaziyat üstüne koyuyor. Spencer ilimleri üçe ayırıyor; Fonsegrive heyeti muhtelit «gayr-i hâlis» ilimler arasında zikrediyor.

b)        İlâhiyat burhanları mütesavidir. llâhiyatta nazarlar uyuşamaz. Auguste Comte felsefesini bu esas üzerine bina etmiştir.

c)         Riyaziyat mutlak yakîn, tabiiyyat nisbî (relatif) yakîn, ilâhiyat tabiyyatan ziyade nisbî yakîn ifade eder. Bugünkü metodoloji kanunları da böyledir.

ç) İlk defa Bu’d-ün nâmütenahi olduğunu bildiriyor. Almanya’da Nicolaus, İtalya’da Brono, Fransa’da Pascal bunu ortaya koymakla Yeni Felsefe bu nazariyeyi yürütmüştür.

26       — Şakirdi Harzemli Türk Feylesofu Mahmut:

Üstadının ilmini şarkta yayıyor. Ebû’l-Berekât müstakil feylesoftur. Aristo ve İbn Sînâ’nın karşılarına çıkmıştır.

27       — Endülüs Feylesofu İbn Tufeyl (580) :

İlk defa Batlamyos nazariyesini kaldırıp yerine yeni nazariyeyi koymak istedi. Ecrâm-ı semâviyenin hareket- teri için yeni nizam koydu. Dahilî ve haricî dairelerde İhataya düşmeksizin ecrâm-ı semâviyenin hareketlerini tahakkuk ettirdi. Böylece Nicolaus, Copernic ile Kepler’- in selefi oldu.

28       — Şakirdi Petrucci :

Üstadının nazariyesini yürüttü.

29       — Şihabuddîn Sühreverdî (587) :

a)         Îşrâkî Felsefesi şeyhi, Aristo Mantığı’nın muhtelif baplarında yanlışlıklar buldu; böylece Yeni Felsefe vazı’ları Bacon ile Descartes’in selefi oldu.

b)        Üz görüşlü olmakla ismi geçen yeni feylesofların «da selefidir.

c)         Rasyonalistleri şiddetle reddeder.

30       — İbn Rüşd (595) :

a)         Mütevâli Hilkat nazariyesinde Descartes’in selef- lerindendir.

b)        Beşerin «Ukul Birliği» nazariyesi ile Leibniz’in Monad Birliği (Monopsychisme) yani daha ziyade mün- kasem olamıyan ve maddî olmıyan «Monad’lar Birliği» nazariyesi arasında benzerlik vardır.

c)         «Nüfus Birliği» nazariyesi ile insaniyetin ebedî hayatını bildiriyor. August Comte «vücut-ı âlâ, vü- cud-ı âzam-ı insaniyettir» diyerek insaniyet dinini vazediyor. Bugünkü «İlleti Gâiye» delilini izah eyliyor.

ç) İslâm Dinini faik görmekle beraber semâvî dinler hakkında pek ziyade müsamaha gösteriyor. Elden geldiği kadar yeni fikirlerin temeli olan umumî bir uhuvvet tavsiye eyliyor.

d)        Hareketsiz hiç bir şey vaki olmaz düşüncesi Du- guald Stewart’ın düşüncesine benziyor.

e)         Feylesoflar arasında kadınlara pek çok salâhiyet veriyor. Erkekler gibi harpte bulunabileceklerini bildiriyor; böylece feminist oluyor.

31       — Endülüs etıbbasından Ebül-Kâsım b. Halef &- Abbas’ın mesanedeki taşı çıkarmak hususunda cerrahî ameliyatı, asr-ı hazırda en ileri gelen operatörlerin yaptıkları ameliyatın aynı idi.

32       — Fahr-i Râzî (606) :

a)         Ruhu isbat hususunda üçüncü delil ile, yani bedenin daima tegayyür edip «ben» in asla mütegayyir olmadığı tarzında getirdiği delil ile ruhiyyun, maddiyunıs reddederler.

b)        Atomda hayat ve aklı kabul eder. Bu mütalâa «Bugünkü eşya uyuşuk bir faaliyet sahibi olan atomlardan mürekkeptir», «Fizikî kuvvetler, görülmeyen eczasının hareketleri ile izah olunur» nazariyesinin izidir.

c)         îbn Sînâ gibi Hamilton ile Stewart münakaşalarından bahsediyor.

ç) Cismanî haşrı isbat hususunda getirdiği delil Kant’ın, ruhun bakası hususunda getirdiği fazilet delilinin aynıdır.

d)        «Bilgi bedahet veya delile müstenit olan câzim bir itikattır» yolundaki tarifi, Spinoza’nın «Hak, bir mananın mevzuuna mutabık olmak iktiza eder» tarzındaki tarifine temas ediyor.

33       — Muhyiddîn Arabî (638):

a)         Eşyanın hakikatim bilmek mümkün değildir, yalnız maddesinden ayrılmıyan vasıfları bilmek mümkün’ dür.

Kant’ın intikaadî mezhebi bundan başka bir şey değildir.

b)        Hakikatlar ya maddî veya manevî olur. Maddî ilimler his ve akıl; manevî ilimler keşif ve ilham yolları ile idrak olunur. His ve akıl yolu ile idrak olunan maddî hakikatlere tabiat nurları denir. Tabiat nurları haricî âlemin, dış yüzünden istidlâl ile hasıl olan hakikatlerdir. Haricî âlemin iç yüzü keşif ve ilham ile hasıl olan maârif-i ilâhiye’dir. Tabiat nurları, Descartes’da, Locke’da, Leibniz’de, BelPde görülüyor. Descartes her insanda müşterek akim tabiî nuru vazıh ve mütemeyyiz tasavvur (perception eclair et diştin ete) ile bilinir; Bell ve Bayie, tamamiyle Descartes’in vazıh ve mütemeyyiz bilgi ve aklın «tabiî nur» miyarından hareket eder. Loc- îke, «Aklımızın tabiî nuru vasıtasiyle ahlâk bilgisine erişebiliriz» diyor. Nihayet Leibniz «Aklın ezelî nuru bize fazilet öğretebilir» yolunda bulunuyor.

c)         Spinoza, (Nature naturante, Nature naturle) «Tabiat-ı tâbia ve tabiat-ı matbua, yani Allah ile âlem, zat ve müessir olması itibariyle fâil, zahir ve müteessir olması bakımından kaabil tabiatlardır» düsturunu Muh- yiddîn Arâbî’den almıştır. Alman mütefekkiri Jakobi, «kat’î olarak isbat iddiasında bulunan herhangi bir felsefe Spinoza felsefesi olmalıdır» mütealâsını yürütüyor.

ç) «Tabiat ne artar ne eksilir» nazariyesi Alman mütefekkiri Helmholtz’da, Huygens’de yer buluyor. Helmholtz, «Muhafaza-i kudret» nazariyesini bildiriyor. Huygens ise hareket miktarının kudret yekûnunun daimî olduğuna kaail oluyor.

d)        Canlı, cansız maddelerde hâkim olan kanunların*, «Hiç bir şeyin hakikati mahvolmaz»; bu düstur ile muasır kimya vazı’ı Lavosier’nin «Hiç bir şey ademden yaratılmaz ve mahvolmaz» düsturu mahiyet itibariyle birdir. «Doğum, ölüm esasen sırf bir isimden ibarettir; ne tamamiyle mahvolmak ne yeniden husul bulmak yoktur» düşüncesini ortaya atan Leibniz’e bir iz gösteriyor.

e)         «Camidler, canlıdır» nazariyesi ile İtalyan Para- celsus’un, Bruno’nun, Campanella’nın ve Alman mütefekkiri Fechner’in selefi oluyor.

f)         «Âlem, a’râz mecmuasıdır, Allahın tecellisi dâim’dir» nazariyesi ile, Kelâmcılar ve İbn Rüşd gibi müte- vâlî hilkat nazariyesini bildiriyor.

g)        «İnsan-ı kâmil, İlâhî ve kevnî âlemi câmidir» düşüncesi, Schelling’de görülüyor. Schelling: «İki zıd bir mebde-i âlîden sâdır olur» diyor.

h)        «İnsanın cismanî ve manevî mahiyeti Allahın hüviyetidir» düşüncesi Auguste Comte’da «İnsaniyet Mabudu» şeklinde görülüyor.

34       — Efdalüddin Huncî (641), Hüsrev-î Şâhi (672) ve İbn Vâsıl-ı Hamevî (697) son zamanlarda şüpheye düştüklerinden Bayle’m selefi oluyorlar.

35       — Nasîr-ı Tûsî (672) :

a)         Yavuz görüşlü olmakla Hartmann’ın selefidir.

b)        Çocuk terbiyesinden uzun uzadıya bahsetmekle terbiye meselesi ile uzun uzadıya meşgul olan Locke’a mübeşşir oluyor.

c)         Tekâmül sistemini izah ediyor.

ç) Batlamyos nazariyesini tenkit etmekle Copernic’e; mübeşşir oluyor.

36       — Celâlüddîn Rûmî (672) :

a)         «Hayat rüyadır» görüşünü Schopenhauer’den evvel haber veriyor.. Paul Janet’nin beyan ettiği üzere Scho- phenhauer, «Yarlık hariçte tahakkuk eden iradeden başka bir şey değildir.» diyor. Tecrübe ile bu âlemin fena bir rüya olduğuna inanıyor.

b)        İlk defa, Fars dili ile, manzum olarak, tekâmül sisteminden ve hayat kavgalarından bahsediyor.

c)         Bir mısraında «O, sensin, varlığını kendinde ara» demekle Alman mütefekkiri Steiner ile temasta bulunuyor.

ç) Yine bir beytinde «Elektrik zerrelerinden yapılan kâinat tertibi» Newton’un cazibesinden ziyade bugünkü atom ve elektron nazariyesini bildiriyor.

37       — Burhanüddîn-i Nesefî veya Necmüddin-i Ömer ün-Nesefî (682) :

Akâid-i Nesefiyenin baş tarafında «Şu gördüğümüz şeylerin hakikatleri vardır; onlara da ilim sabit olur» nazariyesi ile bugünkü «Hakikiyye-i Tabîiyye» sistemini, İskoçya feylesoflarından evvel haber veriyor.

38       — Muhammed Kazvînî (682) :

Tekâmül sisteminden bahsediyor.

39       — İbn Teymiye (728) :

a)         Cenab-i Hakkı bugünkü illet-i gâiyye delili ile isbat ediyor. Bu babda İbn Rüşd ile birleşiyor.

b)        «Allah mesel-i âlâdır. Vücudun ve kemalin men- baıdır. Cenâb-ı Hak, her mevcuttan ziyade kemale müs- tehaktır, daha lâyıktır» yolundaki izahı, «kıyas-ı ulâ» delili ile Descartes’in kemal delili arasında benzerlik görünüyor.

c)         «Vucud-ı zihnî’den vucud-ı harici» ye intikal hususunun safsata (sofizm) olduğuna tenbih etmekle Kant’a mübeşşir oluyor.

40       — Kemâluddîn-i Demîrî (808) :

Hayvanat tarihini Fransız mütefekkiri Buffon’un «Hayvanatın Tarih-i Tabiîsi» nden yedi asır evvel yazmıştır.

41       — İbn Haldun (808 – 1406) :

(Tarih ül-Felâsifetil-Islâm fil-Meşrık’i ve’l-Mağrib) te İbn Haldun’un İtalyan Machiavel, İngiliz Gibbon, Alman Haeckel’in üstadı olduğunu şüphesiz gösteriyor.

a)         Felsefe-i İçtimaiyye müessisidir. Avrupalılar henüz uykuda iken İçtimaî, siyasî, iktisad-ı siyasî, iktisad-ı İçtimaî ilimleri ile tarih felsefesi ve «Kanun-u âm» hakkında yeni bahisler yazmıştır.

b)        İçtimaî mevcutların menşeleri hakkındaki mütalâası hukuk ilminin tarihî ve amelî metoduna uygundur. İngiltere, Fransa ve Avusturya’da bu tarzda vakayi ve ahval hakkmdaki görüşleri aynı tarzda izah olunuyor.

e)         Nizam-ı İçtimaînin umumî kanunlarından bahsederek içtimaiyat ilmini beyan ediyor. İçtimaiyat ilminde bütün hadiseler kanunlara bağlıdır. Montesqieu bu mev- zuayı ortaya sürmekle İçtimaiyat ilmini tesis etmiş sayılabilir.

ç) Tarihin başlı başına bir ilim olduğunu meydana koyuyor. Gayesini «İçtimaî hayatı öğrenmek» görüyor. Bu düşüncesi ile Montesqieu, Rousseau ve Condorcet’nin, daha sonra Auguste Comte ile Durkheim’iı» selefleri oluyor.

d)        Bir nevi İlmî ve siyasî ilimler arasında umum devletlerden bahsederek devletlerin istikrar ve sukut sebeplerini gösteriyor. İngiliz müverrihi Gibbon, Roma devletinin inkırazı sebeplerini ararken ayni hat üzre yürümüştür.

e)         Siyasî ve İçtimaî iktisat ilimleri bahsinde zikrettiği prensiplerin Kari Marx’ın «Re’sül-Mâl» (Das Kapital) inde tohumları vardır.

f)         İlimlerin akşamını ve metodlarım talim hususunda medeniyet ile münasebetlerini ve ilmin tarihleri hakkmdaki mütalâası pedagoji mahiyetindedir. Son zamanda en büyükleri William James ile Spencer ve Froebel ilh… dır.

g)        Muhitin, insanların renginde ve huyundaki tesirinden, yani muhite intibak kanunundan bahsederek Darvvin sistemini bildiriyor.

h)        Kâinatın monist (vahdetci) tarzını kabul etmekle «İçtimaî hadiseler de tabiatta görülen kanunları tatbik eder, insanlar hayvan zümresini idare eden umumî kanuna bağlıdır» nazariyesi ile monism (vahdetcilik) sisteminde Haeckel’in üstadı oluyor.

1) Devletlerin medeniyetleri v.s. ümranları hususundaki görüşleri «Hendese-i askeriyye», ye temas eder.

İ) Şiddetli sıcak, soğuk ve itidâl dereceleri insanın yaradılışında ve kısımlarında müessir olduğunu beyan eder, bu veçhile İngiliz Th. Buckle’in selefi olur.

j) «Ümran ve medeniyetin medenî ve dinî terakkiyatı ancak mutedil iklimlerde cari olur». Bu mütalâa ayniyle Montesqieu’de görülür.

k) İçtimaî kanunları, tarihî vak’alardan almış ve hükümetlere bir takım nasihatlerde bulunmuş olmakta, Machiavel, «Hükümdar» eserinde Roma Tarihi hadiselerini araştırırken üstadı yolunda yürümüş ve hükümetlere aynı nasihatlarda bulunmuştur.

1)        Mâlikî Kadısı İbn Haldun ilk defa cemaat için dini zarurî görmekle beraber devlet ve memleket kurmak için dinin ve peygamberin zarurî olmadığına kail oluyor. Bu veçhile bir nevi lâyik hükümeti caiz görüyor.

42       — Simavnalı Bedrüddîn (821):

Bedeni, ruh suretlerinin birikip kesafet peyda etmesi şeklinde görüyor. Madde ruha raci oluyor. Böylece, Leibniz, Ravaisson ve Fouillee ile temasta bulunuyor.

43       — Hızır Bey (863) :

Kaside-i Nuniyye’sinin başında «Hakkın hakikati akla sığmaz» diyerek Spencer ile Littre’nin (Inconnais- sable= Lâ-ya’kil) ini haber veriyor.

44       — Hacı Bayram (833) :

Bir şiirinde Celâlüddin-i Rûmî gibi

«Bilmek istersen seni

Can içinde ara canı»

demekle «ben» lâfzının, insanın hakikatinden ibaret olduğunu bildiriyor. Alman mütefekkiri Steiner de «ben» lâfzını, nefs-i insaniyenin zarfı gösteriyor.

45       — Kınalı Zade Ali Efendi (979) :

a)         «En zahir olan eşya kendi hakikat-ı zatiyy esidir. Herkes kendi nefsinin varlığına vasıtasız muttali olur. En açık olan şey kendi hakikat-ı zatiyyesidir. Bu husuâ delile muhtaç olmıyan bir bedihî (evident) dir» sözlerini söylüyor. Bu sözlerle Descartes’in «Düşünüyorum öyleyse varım» düsturunu başka bir üslupta beyan ediyor: «Her şeyden şüphe olunur, yalnız düşünceden şüphe olunmaz. Düşünce de ruha delalet eder» (Descartes).

b)        Reviş-i hakîm, nazar-ı feylesof; akl-ı sırf kaziy- yelerini tetebbu etmeye maksurdur; yani hâkimin gidişi, feylesofun istidlâli, sırf akıl kaziyelerini araştırmaya mahsustur. Bu söz Kant’ın «Akl-ı Mahzı Tenkid» eserine yol açıyor. Kant’dan evvel akl-ı mahzı araştırmanın ehemmiyetini bildiriyor.

c)         Çocuk terbiyesine ehemmiyet veriyor. Terbiyeyi muhtelif safhalara ayırıyor. Muhitin terbiyesini de na- zar-ı itibara alıyor. Bu bapta Nasîr-ı Tûsî ile beraber yürüyor.

ç)         «înâyet-i Ezeliyye, âlemin nizamını teyit eder» sözü ile İbn Sînâ’ya uyuyor. Leibniz ile Wolf’un «Aheng-i Ezelî’» sini andırıyor.

d)        iradenin unsurlarını İbn Sînâ gibi tahlil ediyor.

e)         Tekâmül sistemini bildiriyor.

46       — Kâtip Çelebi (1067) :

«Her kesrete vahdet canibinden başlaya» sözü ile Spencer’in felsefe tarifine temas ediyor.

47       — Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi (1186) :

a)         Darwin Nazariyesi’ni izah eder.

b)        «Âlem-i Kebir ve Sagîr» sistemini yürütür.

48       — Kelîm-i Hemedânî:

Ömer Hayyam gibi pozitivisttir.

TEKÂMÜL SİSTEMİ

(Evolutionnisme)

Tahavvül (Transformisme) sistemi, ilk önce Fransız mütefekkiri Buffon ile başlamış, diğer Fransız mütefekkiri Lamarck ardından gitmiştir. Tahavvül Siste- mi’nin asıl müessisi Lamarck’tır. Bu sistem canlı olan nevi (espece) lerin sabit olmayıp evvelki neviden hasıl olabilecek bir sistemdir. Tahavvül Sistemi Darwin tarafından tafsil olunmuştur. Darwin ile tahavül sistemi terakki ve inkişaf bulmakla tekâmül sistemine kalbolun- muştur. Bu yüzden Tekâmül Sistemi Darwin Sistemi sayılmıştır. Darwin Allaha mutekit idi. Allahın, bir nevi, diğer bir neviden yarattığına kail idi. Bundan nâşi Darwin Sistemi, bir takım İslâm mütefekkirleri tarafından yürütülmüştür. Darwinizm, eskidenberi El-Cezire (Mezopotamya) nm dinî hurafelerinde tohum olarak var idi. Darwinizm’i ilk defa ortaya atan Müslüman mütefekkirleridir. Nitekim Amerika mütefekkiri Draper, «İlim ve Din Kavgaları» eserinde bunu apaçık bir lisanla beyan ediyor: «Bazı yüksek ve derin mütalâalar vardır ki Avrupa ve Amerikalıların tabiatlarına doğmuş zannol un urken İslâm eserlerinde görülerek taaccüp olunuyor. İşte tekâmül sistemi bu cümledendir. Canlı mahlûkların tedricî bir surette meydana geldikleri asrımız keşfiyatmdan zannolunurken, bunların İslâm dershanelerinde okunduğu görülüyor. Hattâ müslümanlar bu sistemi uzvî olmıyanlara bile şamil kılıyorlar».

Bu mühim olan davayı İslâm mütefekkirlerinin eserleri ile Draper’i tasdik edeceğiz:

1         — El-Câhiz (255) :

İlk evvel (El-Hayvan) risalesinde bu bapta bazı mü- şahadeler zikrediyor. Fakat sistemin usul ve kavaidin- den bahsetmiyor.

2          — İhvân-ı Safâ risalelerinin bir çok yerlerinde sistemden bahsediyor. Sistemi, uzvî cisimlere hasretmiyor. Belki madenî cisimlere de şamil kılıyor. İstifâ-yı Tabiî (selection naturelle) tabirine bedel İnâyet-i Rab- bâniyye ve Hikmet-i Samadaniyye (Providence) tabirini kullanıyor: İnsan mertebesine yakın olan mertebede, türlü türlü hayvanlar gösteriyor, cismanî teşekkül itibariyle maymun, ahlâk-ı nefsiyyesi itibariyle at, zekâsı itibariyle fil, papağan, bülbül ve güvercin, sanatı itibariyle bal arısı insana yakın oluyor. Su, hava, ateş ve toprak arasında da bir tertip gözetiyor. Unsurların cüzilerinden hasıl olan madenlerden başlıyarak sırası ile nebatı ve hayvanı geçerek insan mertebesine kadar mertebeler silselesi vazediyor. Her bir mertebenin son mertebesi üstünde bulunan ilk mertebesi birbirine muttasıldır. İnsanın ilk mertebesi hayvan ile ittisali olan insandır. Bu insanın en aşağı mertebesi sureta insan, fiili itibariyle hayvandır. Nitekim yalnız mahsüsleri bilip, cismanî haberleri tanıyan, ancak bedenin salâh bulmasını ariyan ilh… İnsanlar surette insan fiilde hayvandır. İnsanın son mertebesi melekler mertebesine erişenlerdir ki ulûm ve maarif ile hayat bulmuş kalb gözleri açılmış, ruhanîleri, aklî mevcutları kalb gözleri ile görmüş olanlardır ki, nefislerinin cevherleri pak olmakla ruhlar âlemini müşahede ederler. İhvân-ı Safâ kendilerinin son mertebeye erdiklerini beyan ediyorlar.

3         — Ebû Ali Miskeveyh (421) :

Et-Tâhâre, Tehzîb Ül-Ahlâk, El-Fevz üI-Asgar’da tekâmül sistemini şöyle izah ediyor: Cisimler arasında ittisaller ve iftiraklar mevcutların mertebeleri vardır. Hayvan mertebelerinin en son mertebesi insanı andıran ve insanlara benziyen hayvanlardır. İnsan ufkunun ilk mertebesi hayvan ufkunun son mertebesiyle ittisal kes- betmekle hayvan ufkunun nihayeti maymun ve maymuna benziyen hayvan olur. Hayvan ufkundan sonra ufak bir ziyade ile akıl, temyiz ve nutuk hassalarını kabul eden insan gelir. Bunlar ilk mertebede olan şimal ve cenupta mamure haricindeki insanlardır. Maymundan az farklı olan zenciler de bu cümledendir. Miskeveyh’in izahı bugünkü nazariyeye daha uygundur. İnsanın son mertebesi hakkında Ihvân-ı Safâ ile mutabakat vardır.

4         — İbn ül-Heytem (430) : (1)

Draper’in beyanına göre tekâmül sistemini şöyle izah eyliyor: İnsan maddî âleminden başlıyarak bir takım mertebeleri geçiyor; sırası ile öküz oluyor, eşek oluyor, at oluyor, maymun oluyor, maymun mertebesini geçirip insan mertebesine varıyor. Mevlâna Emir Ali’nin «Ruh-i İslâm» tercümesinde İhvân-ı Safâ tarzında bir takım izahları vardır: İnsan mertebesinde kalmayıp üstünde sırf ruhanî olan mevcudat yani melâike, hepsinin fevkinde de ilâhiyet vardır. (1)         Draper de dahil olduğu halde pek çok müsteşrikler İbn ül-Heytem ül-Hâzin’i gösterir.

 

5         — Nasîr-ı Tûsî (672) :

İlk defa Fars dili ile yazdığı «Ahlâk-ı – Nâsırî» de Miskeveyh’e uyuyor, Sûdanileri hayvana bitişik insan gösteriyor.

6         — Celâlüddîn-î Rûmî (672) :

İlk defa Mesnevisinde, fars lisanı ile manzum olarak şöyle izah ediyor; meali şu yoldadır: «Ben camit iken öldüm, nâmî oldum, nâmî iken yine öldüm, hayvan oldum. Hayvan iken de öldüm, âdem oldum. İnsan iken ölür, meleklerden olurum». Diğer bir nazmının meali şöyledir: «Âdem oğlu evvelâ cemat iklimine geldi, oradan kalkıp nebat iklimine geçti, burada yıllarca kaldı, cemat iklimini ye o iklimdeki kavgaları anmadı. Nebat ikliminden hayvan iklimine düştü. Bu iklimde nebat halini hatırlamadı, Hakk Taalâ onu hayvan ikliminden insan iklimine çekti. Böylece bir iklimden diğer bir iklime dolaşa dolaşa şimdi âkil ve âlim oldu».

Mevlânâ Celâlüddîn-i Rûmî’nin zikrettiği kavgalar Darwin’in (Concurrence Yitale) «Hayat Mubarezesine» ne kadar benziyor! Şu kadar ki Şeyh Celâlüddîn-i Rûmî’nin kavgaları Darwin’in hayat mubarezesinden daha şâmildir. Mevlânâ, Miskeveyh’in sözünden fazla bir şey söylemiyor. Yalnız «ufkunu» «iklime» çeviriyor.

7         — Muhammed Kazvînî (682) :

Acâib ül-Mahlûkat’ta İhvân-ı Safâ ve Miskeveyh’e uyarak tekâmül sistemini izah ediyor.

8         — İbn Haldun (808):

Kitâb ül-İber ve Divan ül-Mübtedâ ve El-Haber mukaddimesinde tekâmül sistemini bildiriyor. Fazla bir şey yazmıyor.

9         — Kınalı Zâde Ali Efendi (979) :

En evvel Türkçe olarak Ahlâk-ı Alâî’sinde tekâmül sisteminden bahsediyor; insan ufkuna en yakın olan maymun, at, fil ve tûtiyi gösteriyor. Bu hususta İhvân-l

Safâ’ya uyuyor. İnsan ile hayvan arasına «nesnâs» 1) ile «vaşak» 2) koyuyor.

(1)      Nesnas yaban âdemidir nitekim «nas gitti nesnas kaldı» denmiştir.

(2)      Vaşak, başak denilen hayvandır.

10       — Abdulkadir Bîdil (1133) :

Türkistan Türklerinin edip ve mutasavvıflarından olup divanında tekâmül sistemini izah ediyor. Şu beyti ile maymunu tasrih ediyor:

«Hîç şeklî bî heyula kâbil-i sûret neşüd
Ademî hem pîş ez’an âdem şeved pûzîne bûd”

 yani «Hiç bir şekil heyûlâsız suret kabul etmez. Ademî âdem olmadan evvel maymun idi». Şu kadar ki bu beyt doğrudan doğruya Bîdil’inmidir, yoksa eskidenberi söylenip geldiği halde Bîdil tarafından iktibas mı edilmiş* tir? Her nasıl olursa olsun âdemî ile maymun arasındaki ittisal şark mütefekkirleri arasında şayidir.

11       — Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi (1186) :

«Marifetname» adlı külliyatında (Ansiklopedisinde) tekâmül sistemi için ayrı bir bap açıyor, İhvân-ı Safâ ile Miskeveyh’in «ittisal», «Mertebeler» ve «Tekâmül» nazariyesi hakkındaki sözlerini hülâsa ediyor, insana en yakın olan hayvanı maymun gösteriyor. Maymunun kılından ve kuyruğundan maada bütün azasının içi ve dışı insana benzediğini düşünerek böyle hükmediyor. İnsan, insan-ı kâmil mertebesine, oradan akl-ı külli (3) mertebesine eriyor. Sonunda Celâlüddîn-i Rûmî’nin «Ben camit iken öldüm, nâmî oldum» mısraı ile başlıyan kıtasını ilâve ediyor.

 (3)      «Akl-i küllî, veya ilk akıl, felsefe istilâhıdır ve ilk muharriktir, bu da Allahın kendisidir. Aristo’nun bu reyini İslâm Meşşâîleri «Peripateticiens» kabul etmezler. «Akl-ı küllî’yi, Allahın ilk muharriki sayarlar; mutasavvifece «Levh-i Mah- fûz» ve Kalem-i âlâdır.

TENKİT

Tekâmül Sistemi, son zamanlarda itibardan düşmüş, kifayetsizliği tahakkuk etmiştir. Bu bapta iki delil getiriliyor :

1          — İnsanın vaziyet-i veçhiyesi, zaviye-i kaaimedir; şekil itibariyle insana yakın olan maymunun, zaviye-i veçhiyesi asla zaviye-i kaaimeye çıkamamıştır.

2          — İnsan arkasını elleri ile kaşır, maymun hiç bir vakit elleri ile yani ön ayakları ile kaşıyamaz yalnız arkasını siler.

İLÂVELER

1          — Ebû Abdullah el-Harezmî, Fergana’lı Ahmet b. Kesir ve Ebû’l-Vefâ’nın Zeîc düsturları Avrupa’da D’- Alembert ve Laplace gibi büyük riyaziyeci ve heyyetçi- lerin dimağlarında yer bulmuştur.

2          — Ferganalı Ahmet b. Kesîr’in «Kitab ül-Harekât üs-Semâviyye» si, D’Alembert tarafından derin hürmetle takdir olunuyor.

3          — İslâm heyyetçilerin eskilerinden olan Maşallah Usturlap ile Küre-i Müşebbeke, ecrâm-ı semaviye’nin mahiyetleri ve hareketleri hakkında yazdığı eserleri bu gün ehl-i ilim takdir ediyor.

4          — Meşhur riyaziyecilerden El-Kûhî’nin yaz inki- lâbı ile sonbaharda günün itidâline dair keşifleri vardır.

5          — Avrupa’da Endülüs’te 1190 senesinde yapılan Seville rasathanesi büyük riyaziyeci Câbir b. Efyah’ın nezareti altında inşa olunmuştur.

6          — Müsteşrik Humbold, Müslümanları ulûm-ı ta- biiyyenin hakikî mucitleri olarak yadeder. Çünkü Müslümanlar eskilerin kaba saba bilgilerinden müsbet ilimler çıkarmışlardır.

7          — Müslümanlar kimyagerliği ihtira, kimyada potas, sublime, sülfirik asit İlli., keşfetmişlerdir.

8          — Müslümanlar musikiyi bir fen seviyesine çıkarmışlardır. Bu bapta bir çok eserler yazılmış, makamlara göre tasnif olunmuş ve yeni musiki aletleri ihtiva lara göre tasnif olunmuş ve yeni musiki aletleri ihtira olunmuştur.

9          — Kadınlar erkekler gibi ilim hayatına atılırlardı, kendilerine mahsus medreseleri vardı. Bu medreselerin en mühimlerinden biri Kahire’de (684) tarihinde Türk hükümdarı Melik Zâhir’in kızı tarafından tesis olunmuştur.

10       — İslâm kimyagerlerinden Beşır «Kamer-i Âlâ» adını verdiği bir cisim keşfetmiştir. Bu cisim karanlıkta ışık vermekle fosfordan başka bir şey değildir. Kimya-gerimiz Brandt’dan evvel fosforu keşfetmiş oluyor.

11       — Mâdeniyattan ilâç tertip etmek usulünü ilk önce İslâm hekimleri bulmuşlardır.

12       — Çiçek aşısı ilk önce Osmanlı Türkleri tarafından bulunmuş, ondan sonra Avrupa’ya geçmiştir.

13       — İlk tımarhane, Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

14       — Semerkant Rasathane müdürü Gıyasüddîn Cemşîd tarafından kullanılan Zırâî Âşâr usûlü Avrupa’da XV. asırda kullanılmıştır.

A

CETVEL FRANSIZ MÜTEFEKKİRLERİ

1          — Descartes :

a)         «Şek Metodu», İbn ül-Heytem ve Gazzâlî-de vardı:

b)        «Düşünüyorum, öyle ise varım» düsturu ayniyi İbn Srnâ’da vardır. Kmalızâde Ali Efendi bu düsturı diğer bir üslûp ile beyan etmiştir.

c)         «Mütevâlî Hilkat Nazariyesi» Kelâmilerde, îbı Rüşd’te ve Muhyiddîn-i Arabi’de vardır.

ç) «Surî mantık» a itirazı Ebû Said Ebû’l-Hayır il< .Şihabüddîn-i Sühreverdi’de vardır.

d)        «Tabiat Nuru», Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

e)         «Manevî Aşk», mutasavviflerde görülüyor.

f)         Kemal delili, İbn Teymiyye’de bulunuyor.

g)        Tasavvurat-ı Fıtriyye, Mec’ûle ve Müktesebe’nin .aslını İbn Sînâ beyan ediyor.

ğ) Ruhu, ruhiyat tecrübeleri ile isbatı yine İbn Sînâ beyan eyliyor.

h)        «Anselme» delilini de itiraz varit olmıyacak tarzda baş feylesof bildiriyor.

2          — Gassendi :

a)         Allaha itikat ile beraber maddî âlemi kabul etmesi eski Kelâmîlerde vardır.

b)        Muasır Tabiat Sistemi, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

3          — Euler’ın halis tecrübe metoduna dayanan tabiat ilmi, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

4          — Maupertuis’in, arzm mesahasını idare etmesi Musa Oğullarında görülüyor.

5          — Pascal:

a)         Bu’dun namütenahi olması Ebû’l Eerekât-ı Bağ- dâdı’de bulunuyor.

b)        Akla ve tabiata itimat etmemesini Gazzâlî beyanı ediyor.

c)         Fenelon’un âlemin bediî olması hususu Kelâmı- lerde vardır.

7          — Malebranche :

a)         «Illet-i Muidde» nazariyesini, feylesoflarımız beyan ediyorlar.

b)        Allahı eşyada görmesi mütasavvıfede vardır.

c)         Uz görüşlü olmasını Nazzâm, îhvân-ı Safâ, Gazzâlî ve Suhreverdî bildiriyorlar.

8          — Condillac:

Zihnî ve haricî külliyi kabul etmemesi yüzünde» Sûrî Mantığı inkâr etmesini eski Kelâmcılar ileri sürüyorlar.

9          — Lavoisie)”nin «Hiç bir şey ademden var olmaz» düsturu, mahiyeti itibariyle Muhyiddîn-i Arabî’de görülüyor.

10       — Claude Bernard’m «Ne vakit ameliyathaneme girersem ibadethanemin kapısını kaparım» düşüncesinin aslı tamamiyle Sicistanlı Ebû Süleyman’da görülüyor.

11       — Montesgieu9nün içtimaiyat ilmi ve İçtimaî felsefesi, îbn Haldun’da vardır.

12       — Voltaire’in yavuz görüşlü olması Nûşencânî’de •vardır.

13       — Rousseau:

a)         İçtimaî felsefesi tamamiyle İbn Haldun’da vardır.

b)        «İçtimaî mukavele» nazariyesmin aslı Farâbî’de yer tutmuştur.

14       — Condorcet’m, İçtimaî felsefesi tamamiyle îbn Haldun’da vardır.

15       — Bayle :

a)         Tabiî Nuru, Muhyiddîn-i Arabî’de görülüyor.

b)        Şüpheciliği Efdalüddin Huncî ve Husrev Şâhî ile îbn ül-Vâsıl’da vardır.

16       — Ravaisson :

a)         «Hadsî Bilgi» metodu Farâbî ile Gazzâlî’de vardır.

b)        Maddenin ruha râcî olması keyfiyeti Bedruddîn’- <de vardır.

17       — Guyau’nun Ölümden kurtulması çareleri hak- kmdaki buluşları Miskeveyh’de yer tutmuştur.

18       — Cuvier’nin «Eski maddeler yerine hissolunmak- sizm yeni maddelerin kaim olması düşüncesi» Belh’li Nazzânvda yer bulmuştur.

19       — Auguste Comte

a)         İlmi tasnifi tarzı, Ebû’l-Berekât Bağdadî ile Mis- .fteveyh’de görülüyor.

b)        Positivizm nazariyesi Ömer Hayyam ile Kelîm-i Hemedânî’de bulunuyor.

c)         İçtimâiyat’m aslı İbn Haldun da vardır.

ç) İnsaniyet Dini’nin esası îbn Rüşd’de bulunur.

d)        İnsaniyet Mabudu’nun esası Muhyiddîn-i Arabî’de görülüyor.

20-21 — Buffon’un ve Lamarck’ın «Tahâvül Sistemi» ni yukarda zikrolunan İslâm mütefekkirleri haber vermişlerdir.

22       — Durkheim’m içtimaiyat esası İbn Haldun’da vardır.

23       — Renouvier’nin adetleri tatbik tariki ile âlemi mütenâhi görmenin esası Kelâmcılarda vardır.

24       — Fonsegrive :

a)         İlmî tasnifi Ebü’l-Berekât’ın tasnifi tarzındadır..

b)        Claude Bernard’a uyarak rubûbî, mabadettabiî’ ve müsbet hal (1) sahalarının ayrı-ayrı olmasının esası Ebû Süleyman Sicizî’de görülüyor.

25       — Boutroutfnun «İmkâniye Sistemi», Matürîdi’- lerde vardır.

a)         Temeli, Farâbî’de vardır.

26       — Bergson:

a)         «Hadsî Bilgi» nazariyesi, Fârâbî ile Gazzâlî’de- vardır.

b)        İmkâniye felsefesi Maturîdîlerde vardır.

c)         Temel, Farâbî’de vardır.

27       — Fouillee’nin maddenin ruha râci olması hususundaki düşüncesi Simavnalı Bedrüddin’de bulunur-

1) Nefs-i İnsaniyye rubûbî halinde hadiseleri tabiat fevkinde- âlî bir irade ile, mabadettabiî halinde hadiselerin tabiattakii gizli kuvvetlerle, müsbet halinde ise hadiseleri tecrübe konularıyla izah eder.

28       — Mariotte 1769 da hava tazyiki kanununu keşfetmiştir.

İNGİLİZ MÜTEFEKKİRLERİ

1          — Bacon :

a)         Aristo mantığını inkâr etmesi Ebû Said Ebti’l- Hayır ile Şihabüddîn Sühreverdî’ de görülür.

b)        «Variations Concomitantes» metodu Usûlîler’de bulunur.

2          — Herbert of Cherberi’nin «Deisme’» i Maarrî’de yer tutar.

3          — Hobbes :

a)         Muasır tabiat felsefesi usûlü, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

b)        «Cemiyet» nazariyesi Farâbî’de vardır.

c)         Deisme’i’ Maarrî’de vardır.

4          — Böyle :

a)         Muasır tabiat felsefesi usûlü, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

b)        «Tabiat Nuru», Muhyiddîn-i Arabî’de görülür.

c)         Yeni kimyanın eserleri Câbîr-i Tûsî’de vardır.

5          —Locke:

a)         «Table Rase» izi, İbn Sînâ’da bulunuyor.

b)        Deisme’i, Maarrî’de görülüyor.

c)         Zaman ve mekânın haricî bir mefhum olmasını inkâr etmesi hususu Gazzâlî’de yer tutuyor.

ç) «Tabiî Nuru», Muhyiddîn-i Arabî’de yer buluyor.

d)        Terbiyesinin izi, Nasîr-ı Tûsî’de ve Kınalı Zâde’de vardır.

c)         Berkeley’in «Araziyye sistemi» Hişâm İbn ül-Ha- kem’de vardır.

6          — Chaftesbury’nin, «âlem bedi’ olup başka bir âlemin mümkün olmıyacağı» hakkmdaki görüşü, Nazzâm, thvân-ı Safâ, Gazzâlî ve Sühreverdî’de görülür.

7          — Neıvton :

a)         Tabiat ilmi prensiplerinin sistemi Ebû Bekr Râ- zî’de yer tutmuştur.

b)        Cazibenin izi, Ebû Bekr Râzî de vardır.

c)         Gazibeyi isbat etmekle İbn ül-Heytem’in halefi oldu.

8          — H um e :

a)         Muasır tabiat ilmi felsefesi, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

b)        Zaman ve mekânın haricî bir mefhum olmaması bakkmdaki düşüncesi, Gazzâlî’de vardır.

ç) «Araziyye Sistemi», Hişam İbn-ül Hakem’de vardır.

9          — Benthaniın «Egoizm» i Gazzâlî’de görülüyor.

10       — Thomas Reid, felsefesini ruhiyata bina etmekle Âmirî’nin halefi oluyor.

11       — Duguald Steıvart :

a)         Felsefesini ruhiyata bina etmekle Âmirî’nin halefi oluyor.

b)        Hareket nazariyesinin izi, İbn Rüşd’de vardır.

12       — tskoçya Feylesofları Reid, Dugualt Steıvart ve Hamilton’un felsefeleri olan Hakikiyye-i Tabiîyyesi, Burhanüddîn Nesefî’de görülüyor.

13       — Stuart Mili;

a)         «Residu» metodu Usûlilerde vardır.

b)        Zaman ve mekânın haricî bir mefhum olmaması Ilıususundaki düşüncesi Gazzâlî’de vardır.

c)         Egoizm’i de yine Gazzâlî’de vardır.

ç) Araziyye sistemi, Hişam İbn-ül Hakem’de vardır.

d)        Tabiî sebep ve illeti inkâr etmesi, Eş’arîlerde vardır.

14       — Hamilton’un «Mahmüllerin Kemmîyetleşmesi»

sistemi ibn Sînâ’da vardır.

15       — Hamilton ve Stuart Mili münakaşaları ibn ‘Sînâ ve Fahr-i Râzî’de yer tutmuştur.

16       — Huxley’in «Arâzîyye sistemi», Hişam Ibn-ül Hâkem’de bulunuyor.

17       — Darwivüin «Tekâmül Nazariyesi’» ni yukarda zikri geçen İslâm mütefekkirleri haber veriyorlar.

18       — Spencer :

a)         Pedagojisi İbn. Haldun’da görülüyor.

b)        İçtimaiyatının izi, Farâbî, Ihvân-ı Safâ, Nûşen- •cânî; İbn Sînâ ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’de vardır.

c)         Felsefe tarifinin izi Kâtip Çelebi’de bulunuyor.

19       — Bain :

a)         «Şu mahalde bugün var olan şeyin her yerde ve her gün var olacağı ilh..» hakkındaki düşüncesi, Usûlî- lerde vardır.

b)        Tabiî sebep ve illeti inkâr etmesi Eş’arîlerde îgörülüyor.

20       — Luves’m, tabiî sebep ve illeti inkâr etmesi Eş’-

arîler’de vardır.

21       — Gibhon’nun «Koma Devleti Tarihi» hadiselerini: araştırdığı esnada yürüdüğü yol îbn Haldun yoludur.

22       — Buckle’m şiddetli sıcak ve soğuk ve itidal derecelerinin, insanların yaradılışında ve sınıflarındaki, tesirleri hususunda görüşleri İbn Haldun görüşüdür.

ALMAN MÜTEFEKKİRLERİ

1          — Nicolaus :

a)         Namütenahi nazariyesi, Ebü’l-Berakât’ta vardır».

b)        «Hadsî Bilgi» nazariyesi, FarâM ve Gazzâlî’de görülüyor.

c)         «Küçük Âlem» nazariyesinin izi, Fârâbî, İhvân-ı Safâ, Nûşencânî, İbn Sînâ ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’de bulunuyor.

2          — Paracelsus :

a)         Eşyanın canlı olduğu meselesi, Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

b)        «Küçük Dünya» nazariyesi izi (Nicolaus’da görülen), İslâm mütefekkirlerinde vardır.

c)         Felsefenin mevzuu tabiat bilgisi olduğu hususundaki düşüncesi Ebû Bekr Râzî’de vardır.

3          — Johann Muller’in «Mümaslar Nazariyesi», Ebü-15 Vefâ-i Büzecânî’de vardır.

4          — Jacobi’nin Spinoza sistemi, Muhyiddîn-i Arabi de vardır.

5          — Kepler :

a)         Islah ettiği teleskopta selefi, Ebü’l-Hasen’dir.

b)        «Hey’et-i Cedid»’ deki keşfi, İbn Tufeyl’de görülüyor.

c)         Muasır tabiat felsefesi Ebû Bekr Razî’de vardır.

6          — Leibniz :

a)         «Âhenğ-i Ezelî’» si, mutasavvifede îbn Sînâ ve ‘Kınalı Zâde Ali Efendi’de vardır.

b)        Kesrette vahdet düşüncesi mutasavvifede görülüyor.

c)         «Sıfât-ı Ahlâkiyye’» si, Miskeveyh ile İbn ül-Hey- temde bulunuyor.

ç) Tabiat ilmini ananevi bir din ile birleştirmesi

İbn Sînâ’da yer tutuyor.

d)        Akıl kanunları ile tabiat kanunları arasındaki âhenk yine îbn Sînâ’da vardır.

e)         «Küçük Âlem» nazariyesi (Nicolaus’da görülen) İslâm mütefekkirlerinde yer buluyor.

f)         «Tabiat Nurları», Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

g)        Doğum ve ölümün sırf bir isimden ibaret olması hakkındaki düşüncesinin izi yine Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

ğ) Asgar-ı namütenahinin menşei İbn Sînâ’da görülüyor.

h)        Kemal delilinin mübeşşiri îbn Sînâ’dır.

ı) «Hayır ve Şer» nazariyesi İbn Sînâ’da bulunuyor.

i)          «İllet-i Kâfiye» si Gazzâlî’de vardır.

j) Uz görüşlü olmasını Nazzâm, İhvân-ı Safâ’ Gazzâlî ve Sühreverdî haber veriyorlar.

k) Bilgi başında ihsas ve tecrübeye hisse vermesi İbn Sînâ’da vardır.

7          — Wolf’nn «Aheng-i Ezelî» si (Leibniz’de zikrolu- nan) İslâm mütefekkirlerinde de vardır.

8          — Helmholtz’un kuvveti muhafaza sistemi Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

9          — Fechner’m camitleri canlı görüşü, Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

10       — Kant:

a)         «Hayr-ı Âlâ» hususundaki görüşü Kelâmcılarda vardır.

b)        İzafî sisteminin esası Muhyiddîn-i Arabî’de vardır»

c)         Kaziyyeleri müveccehata ayırması İbn Sînâ’da bulunuyor.

ç) «Hasselerin doğrudan doğruya idrak etmediği» hususundaki mütalâası İhvân-ı Safâ ve İbn ül-Heytem’de görülüyor.

d)        «Akl-ı Mahzı Tenkid» in izi, Kınalı Zâde’de vardır.

e)         «Nazarî ve Amelî Akıl» nazariyesi İbn Sînâ’da yer

bulmuştur.

f)         Ruhu isbat hususunda getirdiği fazilet delili Fahr-i Râzî’de görülüyor.

g)        Zaman ve mekânı haricî bir mefhum görmemesini Gazzâlî haber veriyor.

ğ) Aklın bütün metalip ve mesâili kavramak hususundaki kifâyetsizliği Gazzâlî’de vardır.

h)        Bilgi başında ihsas ve tecrübeye bir hisse ayırması îbn Sînâ’da vardır.

ı) Akıl kanunları ile tabiat kanunları arasındaki ahenk yine îbn Sînâ’da vardır.

11)      Schelling :

a)         Nüfusun çokluğu hakkındaki görüşünün esası mutasavvıf ede vardır.

b)        İki zıddm bir mebde-i âliden suduru, Muhyiddîn-i Arabî’de bulunuyor.

12       — Hegel :

Kemal delilinde İbn Sînâ’nın halefidir.

13       — Schopenhauer :

a)         Yavuz görüşlü olmasında selefi, Maarrî ile Ömer Hayyam’dır.

b)        Hayata rüyadır demesi, Celâlüddîn-i Rûmî’de vardır.

c)         Ferd için «Mesel-i Âlâ» (İmtisal örneği) si İbn Miskeveyh’de vardır.

14       — Kari Marx’m kaleme aldığı «Resul-Mâl» (Das Kapital) inin izi İbn Haldun’da vardır.

15       — Haeckel’m, «Monism» inde istinadı İbn Haldun’dur.

16       — Hartmanri’in yavuz görüşlülüğü Nüşencânî’de görülüyor.

17       — Holbach’m «Tabiatta mütemadi hareket ve tekâmülün varlığı ve sükûnun zahir olduğu hakkmdaki düşüncesi», Nazzâm’da vardır.

18       — Lessing’in tekâmül fikrini temsil eden felsefe tarihinin ana hatları İbn Haldun’da vardır.

19       — Steiner ;

«Ben» e nefs-i insaniyyenin zarfı demesi Celâlüd- dîn-i Rumî ile Hacı Bayram’da vardır.

İTALYAN MÜTEFEKKİRLERİ

1          — Machiavel:

Roma tarihi hadiselerini araştırdığı sırada istinadı olan İbn Haldun’un yolunu tutmuştur.

2          — Bruno :

a)         Muasır tabiat felsefesi Ebû Bekr Râzî’de vardır.

b)        Bu’d’ün namütenahi olması Ebû’l-Berekât’ta vardır.

c)         Camitlerin canlı olması hakkmdaki düşüncesi Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

3          — Leonardo’nun muasır tabiat felsefesi Ebû Bekr

Râzî’de vardır.

4          — Campanella’nm câmitlerin canlı olması hususundaki düşüncesi Muhyiddîn-i Arabî’de vardır.

5          — Galilee:

a)         Muasır tabiat felsefesi Ebû Bekr Râzî’de yer bulmuştur.

b)        Islah ettiği teleskopta Ebü’l-Hasen selefidir.

c)         Sukut-ı ecsam kanunlarını haber veren îbn ül- Heytem’dir.

6          — Toriçelli’ıtin ilk teleskop keşfi Ebü’I Hasen’de vardır.

HOLLANDA FEYLESOFLARI

1          — Muygens :

a)         Rakkası keşf hususunda îbn Yunus selefidir.

b)        Muasır tabiat ilmi usûlü Ebû Bekr Râzî’de vardır.

c)         Hareket miktarının daimî olması hususundaki düşüncesi Muhyiddîn-i Arabi’de vardır.

2          — Spinoza :

a)         Allahı sevmesi mutasavvifede görülüyor.

b)        «Tabiat-ı Tabîa» ve «Tabiat-ı Matbua» nazariyesi, Muhyiddîn-i Arabî’den alınmıştır.

c)         Bilgi tarifi Fahr-i Râzî’nin tarifine uygundur.

3          — Hemsterhuis, Allahın varlığı hususunda «Hayr-ı Âlâ’» ya tahassürü Kelâmcılarda vardır.

AMERİKA MÜTEFEKKİRİ William James :

a)         Pragmatizminin izi Gazzâlî’de görülüyor.

b)        Pedagojisi İbn Haldun’da bulunuyor.

POLONYA MÜTEFEKKİRİ Copernic:

a)         Heyet nazariyesinin izleri Dahhâk İbn ül-Hakem ile Maarî’de ve Nasîr-ı Tûsî’de görülüyor.

b)        Batlamyos nazariyesini iptal etmesi, İbn Tufeyl ile Petrucci’de yer buluyor.

c)         Muasır Tabiat Felsefesi, Ebû Bekr Râzî’de vardır.

Fransız Mütefekkirleri      28

İngiliz Mütefekkirleri  20

Alman Mütefekkirleri 19 

İtalyan Mütefekkirleri  6

Hollanda Mütefekkirler i3         

Amerika Mütefekkirleri  1

Polonya Mütefekkirleri  1

Yekûn78

 

Fosfor, ziraî âşar, irade unsurları, atom ve elektron ile huy gibi yeni nazariye ve bilgi sahiplerinin adları bilinemediğinden onlar için ayrıca bir cetvele lüzum görülmemiştir.

Şark kaynakları:

Adnan ADIVAR : Tarih boyunca ilim ve din..

Mulıyiddîn ARABÎ : Fütuhât-ı Mekkiye şerhleri. Abdulkâhir BAGDÂDÎ : El-fark beyn el-fırak.

Ebû’l Berekât BAĞDADÎ : El-Muteber.

BEYHÂKÎ : Sivân el-hikme.

Dr. Vasfi BENER : Modern bilgilerde Allah fikri. Hüseyin DANİŞ : Rubaiyyât-ı Hayyâm.

EŞ’ÂRİ : Makâlât el-islâmiyyîn.

FÂRÂBÎ : Şerh-i Fusûs el-hikem.

FARÂBÎ : Mebâdî-i ehl el-Medine el-fâdıle.

FÂRÂBÎ : JLTyûn el-mesâil.

FARÂBÎ : El Nüket min mesâil el-felsefe.

GAZZÂLÎ : Tahafüt el-felâsife.

GAZZÂLÎ : İhya el-ulûm.

GAZZÂLÎ : Kimya-i saadet.

GAZZÂLÎ : El-Çâm el-avam.

GAZZÂLÎ : El-Münkiz min el-delâl.

GAZZÂLÎ : Cevahir el-Kur’an.

Dr. Kasım GANÎ : İbn Sînâ.

İsmail Hakkı BURSALI : Hacı Bayram İlâhisinin şerhi.

 İbrahim Fesih HAYDARÎ : Tatbik el-hey’et el-cedide.

KÂTİP ÇELEBİ : Beyân el-hak.

EL-KİNDÎ : Risale.

İbn EL-KITFÎ : Ahbâr el-hükemâ.

MİSKEVEYH : Tertîb-i saadet.

Akil MUHTAR : Tedavi kliniği.

Fahr-i EÂZÎ : Tefsîr-i kebîr.

Fahr-i RÂZÎ : El-Mebâhis el-maşrikiyye.

Fahr-i RÂZÎ : Ma’âlim-i usûl el-dîn.

Fahr-i KÂZI : El-Muhassal.

Fahr-i RÂ ZÎ : Metâlib-i âliye.

Fahr-i KÂZI : İşarât şerhi.

Ebû Bekr EÂZÎ : Risale.

İbn RÜŞD : El-Tehafet.

Peyami SAFA : Türk inkilâplarına bakışlar,

İbn  SÎNÂ ; Uyûn. el-hikme.

İbn SÎNÂ : Şifâ.

İbn SINA : İşarât ve işarât şerhleri.

İbn SÎNÂ.: Ebû Said Ebû’l-HAYR ile mektuplaşmalar. SÜHREVEKBÎ : Heyakül el-nur.

ŞEHRİ ZUKÎ : Nüzhet el-ervâh.

İbn TEYMİYYE ; Kitâb el-akl ve’l-nakl. ‘

İbn TEYMİYYE : Minhac el-kerâme.

Ebû Hay yân. TEVHİDİ : Mukayesât.

Nâsır-ı TÛSl : Ahlâk-ı Nâsırî.

İbn Efeî USEYBİA : Tabakât el-etibba.

Salih ZEKİ : Âsâr-ı bakiye.

Felsefe-i İbn Rüşd risalesi, Ulûlîlerden Sivaslı İbn el- Hümam ile Mısırlı Hudarı’nin eserleri; Birinci ve İkinci Tarih Kurumu zabıtları; İbn Sînâ kitabı; Ceride-i ilmiye; Edebiyat ve İlahiyat Fakülteleri mecmuaları; İslâm-Türk Ansiklopedisi; Yeni ilm-i kelâm; İslâmda felsefe cereyanları.

Yakan maddelerde adı geçenler yazılmamıştır.

Garp kaynakları:

BOIRAC : Felsefe mebadisi.

A. COMTE : Felsefe-i isbatiye dersleri,

DESCARTES : Nutuk.

DRAPER : Nevilerin aslı (trc.).

FONSEGRİVE : Felsefe mebadisi.

FEREC ANTUVAN : İbn Rüşd felsefesi.

FOUÎLLEE : Felsefe tarihi.

P. JANET : Metafizik ve psikoloji prensipleri.

KANT : Akıl, mahs ve amelîyi tenkid.

RABİER : Felsefe derslerinin mantık kısmı.

SPENCER : Tasnif-i ulûm ve ilk prensipler.

STUART MILL : İstintacı ve istikraî mantık.

Yukarı maddelerde adı geçenler yazılmamıştır.

9/9/944      İsmail Hakkı İZMİRLİ

KİTABI İNDİR

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s