SOLACE (2015)

“Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki:

“Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.”

(Kehf, 18/74)

“Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.” (Kehf, 18/80-81)

Gerçeği görenlerin yaptıkları ne kadar doğrudur?
Bu filmde karar veremeye çalışınız.

Süre: 101 dk

Yönetmen:Afonso Poyart

Senaryo:Sean Bailey, Ted Griffin

Ülke:ABD

Tür: Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi:23 Ekim 2015 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:BT

Çekim Yeri:Atlanta, Georgia, USA

Oyuncular: Jeff Morgan, Xander Berkeley, Colin Farrell, Abbie Cornish ,Anthony Hopkins

Çeviri: Barış Sevgi

Özet

SOLACE [sol-İs]

Sol: İsim: Keder, sıkıntı, hüzün tesellisi.

İs: Fiil: Teselli etme, yatıştırma, rahatlatma.

“Doğaüstü becerileri olan bir suç analizcisi (Anthony Hopkins), usta bir FBI ajanının(Jeffrey Dean Morgan) tuhaf bir seri cinayeti çözmesine yardım etmek için emekliliğini yarıda bırakıp işe döner.Yalnızca katilin de (Colin Farrell) doğaüstü yeteneklerinin olduğunu görmek için bu seri katil vakasının içine çekilir, bu da birbirinin her hareketini kestirebilen iki kişi arasında bir restleşmeye dönüşür.”

 

Filmden

İnsanların geleceklerini mi görüyorsunuz?

 Geçmiş ve geleceklerinden kesitler. İşin ucunda hepsi aynı.

 – Mistik bir güç mü?

 – Hayır ben bir bilim adamıyım. Teorik fiziğe ve biyokimyaya inanıyorum. Hepsi bu. Her neyse, insanların sezgi ya da içses   dedikleri şeyin bir üst modeli.

Şu an bir şeyler görüyor musun?

 Ne demek istiyorsun?

 Senin hakkında mı?

**

– Siz kimsiniz?

 – Ben bir doktorum. Hasta değildi. Olsaydı bile, sizin gibi birine ihtiyacı yoktu. Bu, kader. Sadece bazı insanlar, Yüce Tanrı’nın bilgeliğini kabullenecek   cesarete sahip değiller. Size tamamen katılıyorum Bayan Ellis. İlaçların ne kadar kısıtlı olduklarını biliyorum   ölümün, birçok hastamın içinde büyüdüğünü gördüm. Kızımda da olduğu gibi, lösemi hastasıydı. 2 yıl boyunca onu hastaneye götürüp acı çekmesini izledim. Her prosedür, her test, hepsi de işe yaramaz şeylerdi tabii ki de. Ve bir gün, öldü. Hepsi bu kadardı. Sonunda bu bir lütuftu. Kaderden biraz anlarım Bayan Ellis. Tanrı’nın planını değiştirmek için ilaç kullanmazdım. Sadece oğlunuzun neden öldürüldüğünü bilmenizi istiyorum. Ve ilaçlar bunu bulmama yardım edebilir. Sonra da, belki de, bunu yapan adamı   yakalamama yardım edebilir.

**

Doktor Clancy?

 – Selam.

 – Selam.

 – İzninizle.

 – Çekinme, parasını sen ödüyorsun. Kimsenin bilmediği bir tümör bulduk. Kurbanlar arasında bağlantı kurduk ki   itiraf etmeliyim ki, ben bunu görememiştim. Hızlanıp öne geçmek yerine   talep ettiğin otopsiyi   hiçbir açıklama yapmadan terk ettin   ve şimdi de eşyalarını toplayıp, eve dönüyorsun. Kusura bakma Clancy ama, ne oluyor amına koyayım?

 “Ben kimim?

” “Sana iki kelimeyle kim olduğumu, ne yaptığımı, nerede yaşadığımı söyleyeceğim.” Katilin bıraktığı bilmece. Ne olmuş yani?

 – Bu bir bilmece değil.

 – Ne o zaman?

 “Le diro con due parole, chi san, e che faccia, come vivo.” – Puccini’nin La Boheme’inden.

 – Katil opera manyağı yani. Bu profil çıkarmamda bana çok yardımcı olur.

 – Sağ ol Clancy.

 – Hayır. Manyak olan benim. Opera manyağı benim. Dava dosyalarınızı okurken, tam olarak bu satırları dinliyordum  – Anlayamıyorum.

 – Bu şarkıyı dinleyeceğimi biliyordu. Benden yardım isteyeceğinizi biliyordu. Saat tam 4:16’da o dairede olacağımızı biliyordu. Çünkü o her şeyi biliyor. Anladın mı?

 O da benim gibi. Bir şeyler görüyor. Daha iyi görüyor ama. Çok daha iyi. Gel, şunu oku. Hadi, oku şunu. “Dr. Clancy   beyinciği kontrol edin.” Tamam. Yani bu yüzden bırakıyorsun. Denginle karşı karşıyasın. Hayır. Bu adam, dengim olmaktan çok daha fazlası, benim çok ötemde. Onu durduramam, bu da daha önemli bir soru doğuruyor. Gerçekten durdurmaya değer mi?

 Bu insanlar her halükarda öleceklerdi. Onları herhangi bir dürtüyle, öfkeyle ya da   herhangi psikolojik bir sapkınlıkla öldürmüyor. Sigara, dondurma, kokteyller, küvetteki çiçekler   ve diğer deli saçmaları. Adam bir dahi. Ve onları kibarca öldürüyor. Anladın mı?

 Merhametle öldürüyor.

 – Saçmalık!

– Öyle mi?

 – Bu cinayet.

 – Büyük azaptan kurtaran cinayetler. Senin kızın olsaydı, aynı şeyi söylüyor olur muydun Clancy?

 Üzgünüm. Öyle demek istemedim   sadece   kızının  Kızının öldüğünü biliyorum. Hepimiz bir gün öleceğiz, değil mi?

 O zaman hakkında konuşamadığın   bu kadar korkunç olan şey ne?

 Tamam!

**

– Başka bir şey ister misiniz bayım?

 – Aynısından bir tane daha. Seninle uzun zamandır tanışmak istiyordum. Sonunda yüzleştiğimize inanamıyorum. Buyurun.

 – Ben de bir tane alabilir miyim?

 – Tabii. John, aldığım her can   inanılmaz bir acıdan kurtardığım canlar. Önlerinde neyin yattığını görüyorum. Azap ve hastalık. Acıdan kıvrandıklarını görüyorum. Çığlık attıklarını, ölmek için yalvardıklarını görüyorum. Ölmek için yalvarıyorlar John. Ben de dileklerini yerine getiriyorum. Sadece daha iyiye. Dilek henüz dilenmeden oraya gidiyorum. Acı bile henüz başlamamışken orada oluyorum. Sevdikleri içinse, otopsi yapılıp asıl sorun ortaya çıkarılıyor. İşte o zaman şok yerini rahatlamaya bırakıyor. Onların şöyle dediklerini duyuyorum   “Teşekkürler Tanrım ani oldu.” “En azından acı çekmedi.” Sonunda yaptığım şey için bana minnettar oluyorlar. Bu yüzden arkadaşın Joe’ya yardım ettim. Önünde 73 günlük, korkunç acılı bir süreç vardı. Ailesine nasıl bir fayda sağladım haberin var mı?

 14 yıllık kariyerinde normal nedenlerle ölen kişi sayısı kaç?

 Sıfır. Karısına aylık bağlandı ve oğlu üniversiteye gidecek. Stanford’a hatta. Sence Joe bu anlaşmayı kabul etmez miydi?

 Lütfen onları çağırma. Hadi ama. Üzerimde silah taşıdığımı biliyorsun.

 – Silahı var! – Silah! Eğilin! At silahını! Bu buluşmanın tüm olası sonuçlarını gördüm. Her birinden de sağlıklı bir şekilde ayrıldım. Bir sonuçta, şanssız garson kızımızın   başına vardiyasının bitmesine birkaç dakika kala korkunç bir olay geliyor. Yaptığım işten zevk almıyorum. John bu bir saplantı değil. Bu sadece, zaten ölmek üzere olanları   biraz haysiyet ile öldürmek. Bazen en büyük sevgi eylemleri, verilmesi gereken en zor kararlardır. Neden bana sessiz muamele uyguluyorsun?

 Anladım. Anlaman gereken çok şey var. Bu olmamalıydı. Devam edeceğiz.

Silah! Silahı var! – Silahı var! – Kıpırdama! Onu yakalayacaksınız Tanrı aşkına! Bırakın beni! Onu yakalayın!

**

– John?

 – Bağlandık.

– Biz aynı hayvanız.

 – Tanıdık geldi mu?

Korkuyorum.

Not bıraktı mı?

 Yoğunlaş, John.

Odaklan, John.

John!

– Hey polis! – Korkuyorum.

Sadece  Odaklan.

Yoğunlaş John.

Odaklan.

**

Şu kırışıklıkların somurttuğunu göremeyecek miyim?

 Pas geçen elçiler yok  Elçiler üzgün ve griden elçiler çalıyorlar. Hayır, hiç yok. Şu an başarısızlık dediğin şeyin hasretini çekmeyeceksin. Yapabildiğini yap, yapman gerekeni. Bilgelik umutsuzluk için erken. O zaman başlangıç ol.

 – Merhaba John.

 – Merhaba Charles. Onu aynı yaşta tutmak için hiçbir şey yapılamaz ve çağın kötülüğü, kıraç saçlardır   kırışıklık ve buruşukluk, ölümün sarma yapraklarıdır. Mezarlar ve solucanlar, ölüme yuvarlanıştır.

Her neyse, hakkımda haklıydın.

 – Ben  Ne derlerdi?

 – İkilem. Seninle ilgili ikileme düşmüştüm evet ama artık değil. Dostum Joe Merriweather’dan   1 saat, 1 dakika hatta 1 saniye bile fazla yaşamaya hakkın yok. Gerçekten ölüm döşeğinde olan biriyle tanıştın mı bilmiyorum Charles. Hayata tutunmaya çalışırlarken korku ve dehşetin   eşiğinde cebelleşmelerini izlemek. Bilmiyorum ama   eğer tanısaydın, muhtemelen aslında o anların ne kadar   kıymetli olduğunu anlardın. O noktada, hayatın sana verdiği acı bile   bir nevi güzel olabiliyor.

Ne demek istediğimi anladın mı?

 Kızın böyle mi hissetmişti?

 Onun   acısı da “güzel” miydi?

 – Korkarım ki dostum   bunu asla bilemeyeceksin.

 – Siz de kimsiniz amına koyayım?

 – Otur ve kapa çeneni.

 – Tetiği çektiğini görmüyorum.

 – Aynen.

 – Bu senin tarzın değil. Merhametli değil.

 – Öyle mi?

 Kafasına yiyeceği bir kurşun başına geleceklerden çok daha iyi. Jeffrey burada  Çok yakında nörofibromatoza yakalanacak. Onu kıvranan, çarpık bir yaratığa çevirecek. Yarın gece, birkaç kokteylden sonra, Jeffrey kız arkadaşını hamile bırakacak. Nörofibromatozun esas yanı ise, kalıtsal olması. %50 ihtimalle çocuk da yakalanacak ama henüz bunu söyleyemiyorum. Çocuk da yakalanacak.

 – Nörofibromatoz ne?

 – Ona bu azabı mı hediye etmek istiyorsun?

 Ahlaki yargıların uğruna   üç hayatı birden mahvetmek mi istiyorsun?

 Tanrı’yı oynayamayız.

Hayır, Tanrı’yı oynamak gibi bir niyetim yok.

Onun yaptıklarını göz önüne alırsak, pek etkilenmedim. Sorun yok. Kendine bir bak. Kafan karıştı. Hangimizi vuracağını bile bilmiyorsun. Yakında öğreneceksin.

**

Katherine!

Charles Ambrose kim?

Gerçekte kim?

– Bunu nasıl yapabiliyor amına koyayım?

 – Tabii ki de ne aradığınızı biliyorum.

İhmal ve suistimale maruz kalmış disfonksiyonel çocukluk.

Sonraları ise 

Hiçbir işe tutunamayan, hiçbir ilişkisini yürütemeyen.

– Her alanda hatalı 

– Hayırdır 

Yoğunlaş.

Annem beni terk etmedi. Babam beni hiç dövmedi.

Geçmişimde herhangi bir şiddet ya da antisosyallik belirtisi bulamayacaksınız.

Radikal değilim.

Üne ya da güce karşı ilgi duymuyorum.

Ben sadece artık görmezden gelemeyen bir adamım.

Durma.

Tanrı şahidim, sessiz bir hayat yaşamayı isterdim.

Dönüştüğüm şeyden uzak bir hayat.

Ama her zaman ne olacağımızı seçemiyoruz.

**

– Hoş geldin.

 – Teşekkür ederim. Tıpkı yıllardır gördüğüm gibi.

 Sen, ben, bu tren  Sen de gördün değil mi?

 Duydun mu?

 Günden güne, aydan aya.

Tek bir şey yolunda değil.

**

Birilerini öldüreceksin.

 – Kimmiş o acaba?

 – Benim. Yürü, yürü!

İçeri!

Ölüyorum John. Bu işe daha fazla devam edemem. Bu yüzden yerimi alacak birine ihtiyacım var. Acıyı görebilen birisine. Azabı, hastalığı. Beni vurmak için görmediğin bir neden daha var.

 Yoğunlaş!

John. John. İşte bu kadar. Teşekkürler. Ajan Cowles. Ona oldukça düşkünsün.

 – Sanki kızına tekrar kavuşmuşsun gibi.

 – Üzgünüm, anlayamadım Charles. Profiline uymuyor.

Onu neden öldüresin ki?

 Haklısın. Tabii ki onu öldürmeyeceğim. Tamamen sağlıklı. İşin güzel yanı da bu John. Önce beni durdurmaya çalışacaksın. Evet, tek kurşunla, tam burada.

 – O andan sonra geri dönüş olmayacak.

 – Hayır, üzgünüm dostum. Oyun şimdi burada bitiyor. Gördün mü?

 Tüm gördüklerin gerçeğe dönüşüyor.

Kaderine merhaba de John.

Beni öldüreceğini söylemiştim.

John  – İyisin. İyisin.

**

Bazen en büyük sevgi eylemleri, verilmesi gereken en zor kararlardır.

Yürüyelim mi?

Yakında görüşürüz John.

 

 

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s