“DİKKAT EDİNİZ! ALLAH’IN LANETİ ZALİMLER ÜZERİNEDİR”

 

“Hud Suresi. 18.ayet”

Bu ayet Hud Suresinin 18. ayetinin sonudur. Yüce Allah meleklerin veya peygamberlerinin dilinden hikaye ederek, o kimselere kıyamet günü şöyle denileceğini haber vermektedir:

“Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Onlar Rabb’lerine sunulacaklar, şahidler de, “işte Rabb’lerine karşı yalan söyleyecekler bunlardır” diyecekler. “İyi bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.”

Hadis: “Safvan b. Muhriz el-Mâzenî anlatıyor (Allah ona rahmet etsin): Ben İbni Ömer’in elini tutmuş olduğum halde, onunla beraber yürüyordum. Bir adam geldi ve “Necvâ (: fısıldamak)” konusunda Hz. Peygamberden nasıl bir açıklama duydun?” diye sordu. İbn Ömer

“Ben Allah’ın Rasülünden konu ile ilgili şu hadisi duydum:

“Kıyamet günü Allah Teâlâ mümini yaklaştırır ve üzerine şefkat kanatları koruma örtüsünü (hicabı hıfzını) örter. Böylece onu diğer insanların gözlerinden gizler ve o kişiye şöyle der:

“Ey kulum, Şu günahını bilirsin değil mi?

Şu günahı da bilirsin değil mi?

Şu günahını da bilirsin değil mi?”

diye sorar. O kişi de

“Evet ey Allahım!” diyerek, bütün günahlarını İkrar ve İtiraf ettikten sonra, kendi kendine helak olduğunu anlayınca. Allah Taâlâ

“Kulum sen dünyada kendi aleyhine olan günahlarını halktan gizledin. Ben de bu gün senin için bu günahlarını affediyorum”

buyurur. Bunun üzerine o kulun sevab (hasenat) defteri sağından verilir. Kafir ve münafıklara gelince, (meleklerden ve peygamberlerden) bir çok şahidler onlara şöyle diyecekler:

“İşte şunlar Rablerinc (ortak koşarak) yalan söyleyenlerdir. Allah ın laneti o zalimlerin üzerine olsun!”

AÇIKLAMA VE YORUMU:

“Necvâ”, yavaşça ve gizlice söylemeye denir. Fısıldamak manasına da gelir. Buradaki manası, Allah Teâlâ’nın kıyamet günü inanan kuluyla gizlice konuşmasıdır. Bu da Allah’ın büyük lutuflanndan biridir. Çünkü kulunun günahlarını affetmek için gizilce önce kendisine hatırlatıyor, sonra da affediyor.

Allah’ın mümin kuluna yaklaşması, mekan ile ilgili bir yaklaşma değil, rütbe ile ilgili bir yaklaşmadır (et-takribü’r-rütbi).

Hadiste sözü edilen. Allah Teâlâ’nın mümin kulunu rahmet ve merhamet kanatları altına alarak, mahşer günü toplanan bütün insanların gözlerinden saklayıp, onu örtmesi, hadiste geçtiği gibi, arkasından da ona sorular sorarak, cevablarını ikrar ettirmesi. beliğ bir temsili içeriyor. Konu ile ilgili olarak mî şöyle diyor: Bu hadisde gecen örtme ve ilahi koruma, kuşun kanadından istiare olmuştur. Nasıl ki kuş kendi kanadıyle hem kendi hayatını, hem de yumurtasını örterek korur. İşte Yüce Allah da mümin kulunu mahşer halkının bakışlarından. örtmek suretiyle gizler. O kulunu rezil olmaktan korur. İşte bu durumu anlatmak için hadiste istiare sanatı kullanılmıştır.

Hadisin son kısmı, yukarıdaki başlıkta yer alan ayetin bir bölümüdür. Bu ayette geçen zulüm, Allah’a inanmama, yani Küfür ve münafıklıktır. Çünkü her zulüm bu ayetin manasına girmez ve Allah Teâlâ’nın lanetini gerektirmez. Çünkü Allah’ın katında kafirliğin cezası. diğer küçük günahların cezası gibi değildir.

“Lânet”. Allah’ın rahmetinden kovulma ve uzaklaştırmadır.

Bu hadis şu ayeti kerimeyi tefsir etmektedir:

“Sonra o gün (size verilen) nimetten sorulacaksınız.. (Tekasür Suresi. 8) 

Helal nimetten sorulacak soru, sadece Allah ın insana verdiği nimetleri ona ikrar ettirmek için sorulan bir sorudur. Nitekim Yüce Allah insana o gün. daha önce kendisine isyan ederek yaptığı günahlarını da ikrar ettirerek o günahlarını affediyor. Durum böyle olunca. Allah’ın kullarına verdiği helal nimetten dolayı sorguya çekmesi. kendilerine verilen nimetlerin ikrar edilmesi olarak anlamak, intikam veya hesap sormak için sorguya çekmek olarak anlamaktan daha iyi ve doğrudur.

Bu hadis günah işleyen müminlerin – işledikleri günah büyük bile olsa- kafir olmadıklarına bir delildir.

Halbuki Hariciler büyük günah işleyenin kafir olacağını savunmuşlardır. Yine aynı hadis büyük günahların da Allah tarafından affolunabileceğine de delildir. Halbuki Mu’tezîliler sadece küçük günahların affedilebileceğini iddia etmişlerdir.

Sh:113-116

KİŞİ ANNE VE BABASINDAN İZİNSİZ CİHADA ÇIKAMAZ

Hadis: Abdullah b. Anır (radıya’llâhu anh) şöyle dedi: Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve selleme bir adam gelerek.

“Cihad yapmak istiyorum”

dedi. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem:

“Senin annen baban var mı?”

diye sordu. Adam “evet” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

“O halde, madem ki annen ve baban var. Onlar için savaş (çalış, uğraş, mücadele et)”

Sh:174

Kaynak: Doç. Dr. Talat SAKALLI, Bedruddin AYNÎ,(Hayat, Eserleri ve İlmî Şahsiyeti), TDV, 1995, Ankara

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s