AN INSPECTOR CALLS (2015) MÜFETTİŞİN ZİYARETİ

“Allah’ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler,
Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar.
Allah hesap görücü olarak yeter.” Ahzab, 39

Bir kadının hayatı 25 şilin mi eder?

Zenginler kanundan kurtulduklarında Tanrıdan da kurtulduklarını sanırlar. Rantiyeci ailenin babası, annesi, oğlu, damadı ve kızı zulmün hangi tarafında bulunur. Bütün sorulara cevap bulacağınız bir film. Bu filmle paraya ve şöhrete tapanlardan tiksindim. Sizde seyredin, tiksineceksiniz.

Süre: 87 dk

Yönetmen: Aisling Walsh

Senaryo: J.B. Priestley, Helen Edmundson

Ülke: İngiltere

Tür: Dram, Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi:13 Eylül 2015

Dil: İngilizce

Müzik: Dominik Scherrer

Oyuncular: Sophie Rundle, Lucy Chappell, Miranda Richardson, Ken Stott, Finn Cole

Özet

Film, gizemli bir müfettişin, varlıklı bir aile olan Birling ailesini ve onların akşam yemeğinde misafirleri olan genç bir kadının intiharını araştırmasını konu ediniyor.

**

Filmden

An Inspector Calls (15) – Tanrı’ya inanır mısın?

– Evet.

– Nasıl oluyor da inanabiliyorsun?

– İnsanlara inanamıyorum çünkü. Bir şeylere inanmam gerek yoksa düşerim. Çatlaklardan içeri düşerim ve duramam.

**

An Inspector Calls (4)

– Tanrı’ya inanır mısın?

Girin. Merhaba. Merhaba. Teşekkür ederim. Arthur. Sheila buradayken hiç uygun kaçmaz.

– Saçmalama, anne.

– Sheila daha kötülerini de duydu.

– Gerçekten mi?

– Sen de biliyorsun. Yemek bir harikaydı. Aşçıya tebriklerimi ilet, Sybil. Misafirlerin önünde böyle şeyler söylememen gerekir. Başım yine belada! Gerçekten de her şey birinci sınıftı, Bayan Birling.

– Teşekkür ederim.

– Gerald artık misafir sayılmaz bence. Bu akşamdan sonra başka bir seçeneği yok. Biraz iç, anne. Bu akşam özel bir kutlama yapıyoruz. Pekala. Sadece birazcık.

– Tamam, Edna. Kahve istersek zili çalarım.

– Elbette, hanımefendi. Senin derdin ne?

Bilmiyorum. Özür dilerim. Ben sadece

– Çakırkeyif oldu.

– Hiç de bile.

– Sheila.

– Artık kadehlerimiz dolduğuna göre bu özel günün şerefine birkaç kelam etmek istiyorum.

– Siz ikiniz kesin artık. Gerald, rahatlıkla söyleyebilirim ki Sheila ile nişanlanmanız benim için çok önemli. Sen, tam hep istediğim gibi bir damatsın. Babanla, çok uzun yıllardır iş alanında rakibiz ancak sen, bizi bir araya getirdin. Belki de, Birling Şirketi ile Crofts Şirketi’nin rekabet etmek yerine birlikte çalıştığı bir geleceği iple çekebiliriz.

– Katılıyorum.

– Maliyetler düşer, fiyatlar artar. Babam da kesin aynı fikirde olur. Duyan da diyecek ki politik bir birliktelik kuruyoruz. Hepimiz çok daha fazlası olduğunu biliyoruz. Evlenmek için harika bir zaman seçtiniz. Ekonomi sonunda çıkışa geçti, işçiler teslim oluyorlar ve kendileri için neyin iyi olduğunu anlamaya başlıyorlar.

– Ya savaş?

Savaş falan olmayacak, Eric.

– Almanlar da bizim gibi savaş istemiyorlar.

– Cidden mi?

– Çünkü gazetelere göre

– Şimdilik bu konuyu kapatalım. İkinize de sonsuz mutluluklar diliyorum. Ben de katılıyorum, Gerald. Sheila, hayatım Tebrikler ve mutluluklar. Teşekkür ederiz. Şey Evet. İkinize de mutluluklar. Sheila çok kötü sayılmaz, Gerald. Biraz sinirlidir. Sağ kroşesine dikkat et.

– Salak.

– Umarım mutlu olursunuz, gerçekten. Ciddiyim. Ben buna kadeh kaldıramam herhalde. Ben neye kadeh kaldırayım?

– Kadehini bana kaldırabilirsin.

– Tamam, öyle yapacağım.

– Kadehimi sana kaldırıyorum, Gerald.

– Ben de sana. Umarım seni hak ettiğin kadar mutlu edebilirim. Ve bunu vererek başlamak istiyorum. Ah, Gerald! Takmamı istediğin yüzük mü?

Ta kendisi.

– Anne, bak. Çok güzel değil mi?

– Kesinlikle öyle. Aferin. Ah, Gerald Kendinize gelin.

– Şimdi gerçekten nişanlı hissediyorum.

– Umarım öyledir! – İçeri geçelim mi kızım?

– Hadi geçelim.

– Biz de birazdan geliriz.

– Lütfen.

– Biraz konuşabilir miyiz, Eric?

– Elbette, anne.

– Lütfen şarabı fazla kaçırma.

– Çakırkeyif değilim. Bence birazcık çakırkeyifsin. Hem bu akşam bu kadar içmenin sebebi ne?

Baban gibi dayanıklı olmadığın ortada. Hatta Gerald kadar bile. 40 yaşına geldiğimde de aynı şeyi söyleyeceksin sanırım. Sen 40 yaşına geldiğinde ölmüş olabilirim. O yüzden şimdi söylüyorum.

– Endişelenme, anne. Ben sadece

– Görgü kuralları, Eric. Burada olmayı çok istiyorlardı tabi ki ama yılın bu zamanı tatil yapmayı alışkanlık haline getirdiler.

– İşlerin başına seni mi bırakıyorlar?

– Evet, öyle. Duydun mu, Eric?

Gerald’ın babası ara sıra işlerin başına onu bırakıyormuş. Çok etkileyici. Aklını başına toplarsan günün birinde sen de olabilirsin.

– Mutlu musun?

– Evet. Bunun asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm zamanlar olmuştu.

– Aferin.

– Ödül kazanmadım ki. Bir bakıma kazandın sayılır. Geleceğini garantiye aldın. Söylediklerimi yanlış anlama Gerald ama içimden bir his diyor ki annen, kızımdan iyisini bulabileceğini düşünüyor gibi, sosyal açıdan falan.

– Bence hiç de öyle

– Sorun değil. Onu suçlamıyorum. Sybil’e kur yaptığımda, onun ailesi de benim için aynı şeyi düşünmüşlerdi.

– Öyle mi?

– Kesinlikle. Şimdi, sorun olmazsa senden gizlice annene aktarmanı istediğim bir şey var. Bir sonraki onur listesinde adımın geçmesi çok büyük bir olasılık.

– Şövalyelik unvanı.

– Vay canına! – Tebrik ederim! – Teşekkürler. Henüz onun için erken ama bir iki yerden duyum aldım. Belediye Başkanı olarak iyi iş çıkardım tabi. Parti de işe yarıyorum. Önümüzdeki birkaç ay beladan uzak durursak şansım yüksek.

– Tek engel oysa Ailemin haberi var ama başka kimse bilmiyor. Annemle bu sırrı paylaşacağım. Çok mutlu olacak. İyi. Eric’e de daha önce söyledim önemli olan bu hayata nerede başladığın değil, nerede bitirdiğin. Bir erkek isterse, bu ülkede aklına koyduğu her şeyi başarabilir.

– Bu ülkeyi mükemmel kılan da bu.

– Tamamen aynı fikirdeyim. Yapman gereken, başını yere eğmek ve kendi işinle ilgilenmek. Bu kuş beyinliler bugünlerde öyle bir konuşuyorlar ki sanırsın herkes diğer herkesle ilgilenmek zorunda aynı kovandaki arılar gibi iç içe geçmişiz. “Toplum”! Bu kelimeyi bir kere daha duymak zorunda kalırsam Sen bana kulak ver. Bir erkek, kendi işleriyle ilgilenmeli. Kendisiyle ve ailesiyle ilgilenmeli. Ondan sonra her şey çorap söküğü gibi

– Bir müfettiş geldi, efendim.

– Ne müfettişi?

Bir polis müfettişi, efendim. Önemli olduğunu söylüyor. Buraya getir o zaman.

– Baş belası! – Hâlâ Hakimler Heyeti’nde misiniz, efendim?

Evet. Eminim bir arama izniyle falan alakalıdır. Müfettiş Goole geldi, efendim. Bay Birling’le mi görüşüyorum?

Evet, Müfettiş. Oturabilirsiniz. Teşekkür ederim, beyefendi. Umarım uzun sürmez. Aile içinde bir kutlama yapıyorduk da. Bir kadeh şarap alır mıydınız?

Viskimiz de var. Teşekkürler, almayayım Bay Birling. Görev başındayım.

– Siz yenisiniz, değil mi?

– Evet, beyefendi. Yeni atandım. Yüzünüzü önceden görmediğimi biliyordum.

– Civardaki bütün polis memurlarını tanırım.

– Elbette. Sizin için ne yapabilirim?

Konu bir arama izniyse Sorun olmazsa biraz bilgi almaya gelmiştim. Üç saat önce, revirde genç bir kadın öldü. Kendi hayatına kıymaya çalıştı. Doktorlar kadını kurtarmaya çalıştılar ama çok geçti.

Ulu Tanrım, ne korkunç bir şey!

– Evet?

– Kadın kimmiş?

Siz kimdiniz?

Şey Eric Birling. Oğlum. Kadının ismi Eva Smith. Eva Smith Onu hatırlıyor musunuz, Bay Birling?

İsim tanıdık geldi ama bir şey ifade etmiyor. Odasına uğradım. Bir mektup ve günlük gibi bir şey bırakmış.

An Inspector Calls (12)

– Bir aralar sizin çalışanınızmış.

– Sorun bu demek. İş yerimizde yüzlerce genç kadın çalışıyor ve sürekli değişiyorlar. Bu genç kadın yani Eva Smith, biraz sıra dışıymış. Kaldığı yerde bir fotoğrafını buldum. Belki hatırlarsınız.

– Ben de bakabilir miyim?

– Korkarım ki olmaz. Neden ki?

Ben sadece Ben böyle çalışırım. Tek seferde tek soruşturma. Öyle olsun. Şey Ben kızı tanır mıyım, baba?

Hayır. Hayır. Bu kız bizden ayrılalı neredeyse iki yıl oluyor. Sen işe başlamadan çok önce.

– Eylül sonu, 1910.

– Evet, haklısınız. Şimdi hatırladınız demek?

Evet, hatırlıyorum Ben çıkarsam belki daha rahat edersiniz, efendim?

Yok, Gerald. Hayır, kal.

Eminim müfettişin bir itirazı olmayacaktır. Bu beyefendi, Crofts Şirketi’nin sahibi Sör George Croft’un oğlu Gerald Croft. Kızımla nişanlanmalarını kutluyorduk aslında. Anlıyorum. Yani Bay Gerald Croft, Bayan Sheila Birling ile evlenecek?

Öyle umuyorum, evet. O halde kalmanızı tercih ederim, beyefendi. Bakın olayın hiçbir gizemli ya da skandal yaratan bir tarafı yoktu. En azından benim bildiğim kadarıyla.

– Her şey usulünce

– Hangi olay?

An Inspector Calls (20) Onu kovdum, hepsi bu. Onu işten attım. Neden kovdunuz, beyefendi?

Neden?

Ne önemi var ki?

Bela çıkartıyordu. Sebebi bu işte. Nasıl?

Beş kişilik bir çetesi vardı. O yaz bana gelip maaşlarına zam istediler. Kabul etmedim. Liderleri o kızdı Bu kanıya nasıl kapıldınız?

Öyleydi çünkü. Bütün konuşmayı o yapıyordu. Sonra bir baktım ki, bütün iş yerini greve ikna etmiş. Kulağıma çalınmıştı. Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. O zamana kadarki en büyük siparişimizin geldiği zamana kadar beklediler. Yani zekice davrandılar?

Evet. Öyle denilebilir.

– Tehlikeli bir şekilde.

– Kesinlikle. Sen de kızı kovdun mu?

Hayır. Hemen kovmadım. Ne yaptınız?

İlla bilmeniz gerekiyorsa ona bir şans daha tanıdım. Beni görmeye geldiğinize çok sevindim, Bayan Smith.

– Nasılsınız?

– İyiyim, teşekkür ederim. Gerçekten mi?

An Inspector Calls (22)

An Inspector Calls (21) Yüzünün rengi solmuş. Grev iki haftadır sürüyor. Sıkıntı çekmeye başlamışsınızdır. Öyle. Hepimiz öyleyiz. Ama başka şansımız yok.

An Inspector Calls (1)

Bay Birling, ev kiraları sürekli artıyor ama iki yıldır maaşımıza hiç zam almadık. Birçoğumuz kiramızı ödeyebilmek için aç kalıyor.

– Kömür alacak paramız yok

– Nerelisiniz?

Taşradansınız, değil mi?

Tepelerdeki köylerin birinden. Oralar güzeldir. Gerçekten. Burada olmanıza aileniz ne diyor?

Sorun olmazsa ailem hakkında konuşmak istemiyorum. Sizin yaşınızda bir kızım var. Kızımın sizin durumunuza düşmesini hiç istemezdim. Üzgünüm ama haksızlık yapıyorsunuz, efendim. 25 şilin ödeyen fabrikalar olduğunu biliyorum Bakın ne diyeceğim. Siz, iyi bir işçisiniz. Bunu biliyorum. Sizi işçi başı yapsam nasıl olur?

Emriniz altında on kız çalışır. 25 şilininizi veririm. Diğerlerini geri çağırırsınız ve siparişi yetiştiririz.

– Korkarım ki bunu kabul edemem.

– Nedenmiş?

Hepimiz zam almalıyız. Hepimiz zam almalıyız, efendim. Çok kışkırtıcı birisiniz, değil mi?

Erkek olsaydım benimle böyle konuşmazdınız. Erkek olsaydık, bize bu kadar az maaş vermeniz yanınıza kâr kalmazdı. Bu küçük greviniz en fazla bir hafta daha sürer. Önümüzdeki pazartesi, o kızlar ellerindeki son kuruşlarını da harcayınca koşa koşa bu kapılara gelecekler. Bekleyin de görün. Siz değil. Benim fikrim önemli mi bilmem ama başka seçeneğiniz yokmuş. Doğru söylüyorsun. Yoktu.

– Parayı ödeyebilirdin.

– Ne dedin?

25 şilini ödeyebilirdin.

– Başka bir yolu vardı mutlaka.

– Sen nereden bileceksin ki?

Ben de fabrikada çalışıyorum, baba. Eric, böyle insanları iş gücünün arasında saklayamazsın. Söylenecek başka bir şey yok. Çalışanlarıma standart ücret ödüyorum. Beğenmeyen varsa başka yere gitmekte özgürler. Tabi, zaten her yer iş kaynıyor ya. Kadınlar için durumun daha zor olduğunu biliyorsun. Kadınlar için kasabalarını terk etmek çok zor bir durum. Kadınlar konusunda uzman mı oldun?

En azından kızın elinden işini almayabilirdin. Sırf diğerlerinden daha hırslı diye Bu insanların üzerine sert bir şekilde gitmezsen bir bakarsın senden dünyaları isterler.

– Doğru.

– İsteyebilirler. Ama dünyaları istemek dünyayı sahiplenmekten daha iyidir. Ne demek istediniz?

Ne demek istediğimi çok iyi anladınız. Özür dilerim. Annem içeri ne zaman geleceğinizi merak ediyor.

– Neler oluyor?

– Her şey yolunda, hayatım. Müfettiş, babana birkaç soru soruyor sadece. İşten attığı bir kız, bu öğlen canına kıymış.

– Korkunç bir haber.

– İki yıl önce kovduğum bir kız. İntihar etmesinin benimle bir alakası yok. O konuda sizinle aynı fikirde değilim, beyefendi. O zaman başına gelenler sonradan yaşadıklarını tetiklemiş olabilir. Bir olay zinciri. İletişimde bulunduğum her kişinin iki ya da üç yıl sonra yaptıklarından ben sorumlu tutulamam ya.

– Saçma bir fikir.

– Öyle mi?

– İsminiz ne demiştiniz?

– Müfettiş Goole. Emniyet Müdürü ile aranız nasıl?

Belki bilmek istersiniz, kendisiyle düzenli olarak Batı Brumley’de golf oynuyorum. Ben golf oynamam. Kız genç miydi?

– Evet, küçük hanım.

– Çok üzücü.

– Öyle. Güzel miydi?

Bu öğlen gördüğümde pek güzel sayılmazdı. Ama evet, güzel bir kızmış. Bu kadarı yeter. Sheila, annenin yanına git. De ki, buradaki işim birazdan bitecek. Lütfen kalın, Bayan Birling. Tavrınızı hiç sevmedim. Kız hakkında bildiğim her şeyi anlattım. Neden bu kadar önemli olduğunu anlamıyorum. Şimdi sizden akşamın geri kalanında bizi yalnız bırakmanızı isteyeceğim. Ancak işim bittiğinde giderim, Bay Birling. Bay Birling, size bildiği her şeyi anlattı. Şurası kesin ki, sizi asıl ilgilendiren kıza sonrasında neler olduğu.

– Ona ne oldu?

– Başka bir iş buldu mu?

Günlüğünde yazanlara göre, haftalarca işsiz kalmış. Anne ve babası hayatta değillermiş, o yüzden gidecek bir evi yokmuş. Pansiyonda kalıyormuş, çok arkadaşı yokmuş, açlık çekiyormuş.

– Çaresiz hissediyormuş.

– Öyle olmalı. Dünyanın her şehrinde ve kasabasında bu tarz hayat yaşayan sayısızca kadın var, Bayan Birling.

– Kızımın bunları dinlemesi gerekmez.

– Belki de dinlemem gerekiyordur. İki ay sonra, başına büyük bir talih kuşu konmuş anlaşılan. Çok iyi bir dükkandan iş teklifi almış. Milwards.

– Gördün mü?

– Milwards mı?

Alışveriş mağazası mı?

Oraya gidiyoruz. Evet. O aralar büyük bir grip salgını varmış. Çalışana ihtiyaç duymuşlar ve kıza bir şans vermişler. Oranın iyi bir iş yeri olabileceğini düşünmüşümdür bazen. Evet, bir süreliğine öyleymiş. Fabrikadan sonra iyi bir değişiklik olmuş. Onca güzel kıyafetin arasında olmaktan hoşlanmış. Başarılı olmuş. Ancak altı hafta sonra işten ayrılmasını istemişler.

– Sorun mu çıkarmış?

– Yok, hayır. Müşterinin biri şikayette bulunmuş ve kızı işten çıkarmışlar.

– Dediğim gibi, sorun çıkarmış.

– Onun gibi insanların hep yaptıkları şey. Hep işverenlerine sıkıntı çıkartırlar. Ne zaman olmuş bu?

Ne zaman işten çıkartılmış?

Geçen yıl Ocak ayının sonunda. Sevgilim?

Kız nasıl biriydi?

Görmek isterseniz kızın bir fotoğrafı var. Sorun nedir, Sheila?

Bendim. Onu şikayet eden bendim. Onu neden şikayet etmiştiniz, Bayan Birling?

– Kızım şikayet ettiyse mutlaka iyi bir nedeni vardır.

– Evet. Yoktu. İyi bir nedenim yoktu. Moralim çok bozuktu. Ben Tek başıma alışveriş yapmaya gitmek istemiştim sadece.

– Sana hiç yakışmaz.

– Evet, daha önce de söyledin. O kesim elbise, seninkinden farklı yapıda bir vücuda çok daha fazla yakışır. Modayı takip etmek güzeldir ama insan kendine yakışanı giymelidir.

– Zamanla öğreneceksin.

– Moda konusunda derse ihtiyacım yok. Sesini yükseltme lütfen. Anne, bir süreliğine tek başıma bakınabilir miyim?

Yarım saat sonra buluşalım. Ne dersin?

Yardım gerekiyor muydu, Bayan Birling?

– Şimdilik yok, Bayan Francis.

– Ben bunu beğendim. Evet. Çok güzel, değil mi?

Yeni bir tasarım, henüz geldi. Kızıma da dediğim gibi, onun vücuduna yakışmaz. Bence bana yakışır. Kızım?

Bu tarafa gelir misin?

Görüyor musun?

Bu tasarım herkese yakışmaz. Taşıma meselesi. Denemek istiyorum. Tabi. Elbette, küçük hanım.

– Kalmana hiç gerek yok, anne.

– Aşağı katta olacağım. İhtiyacın olursa beni çağırırsın. Utanç vericiydi. Sanki herkes gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Çok yakıştı, küçük hanım. Öyle mi?

An Inspector Calls (2) Rengi pek hoşuma gitmedi. Neye gülüyorsun öyle?

– Ben Ben gülmüyordum. Sadece

– Sırıtıyordun. Kör değilim ya.

An Inspector Calls (3)

– Bayan Birling, eminim ki niyeti

– Sana komik mi geliyorum?

– Hayır. Kesinlikle değil.

– Bayan Birling

– Yöneticiyle görüşmek istiyorum.

– Eminim ki niyeti

– Hemen. Tabi, küçük hanım. Hemen gidip bulayım. Elbiseyi çıkart. Gerçekten de gülmüyordum, küçük hanım. Ben asla Sessiz ol. Yapacağını yaptın.

– Yönetici geldi ve sonra

– Sonra ne oldu?

Şey, ortamı yumuşatmaya çalıştı ama ben bir dahaki sefere dükkana uğradığımda kızı orada görürsem babamdan derhal hesabı kapatmasını ve başka yerde alışveriş yapmasını isteyeceğimi söyledim. Sonra yönetici onu kovdu mu?

Kovduğunu görmedim ama kovmuş olmalı. Sonra kızı bir daha görmedim.

– Üzgünüm. Çok ama çok üzgünüm

– Kimseden özür dilemek zorunda değilsin. Yaptıktan hemen sonra pişman oldum. Ben Ben niye öyle yaptım bilmiyorum. Yaptınız çünkü onu kıskandınız. Evet, onun etkisi vardı. Evet, kız çok güzeldi. Kendinden çok emin gözüküyordu. Asla Bunu bir daha asla yapmayacağım. Hiç kimseye. Tamam, geçti. Gerçekten de çok talihsiz bir durum.

– Çekinmeden söyle, Gerald! Korkunçtu.

– Korkunç bir şey yaptım. Sen sanki hiç hata yapmadın.

– Seni eleştirmiyordum. Özür dilerim. Bence çok yazık olmuş.

– Kız ailemizi çok sevmiştir kesin! – Kapa çeneni! Acaba aradaki bağlantıyı bulabildi mi?

Sanırım benim de bu işte bir parmağım olduğunu söyleyeceksiniz?

Milwards’da bana baktıklarını fark etmiştim. Sanırım Bu neden oldu ki?

Bu öğlen kızın cesedine bakarken ben de kendi kendime sordum: Bu neden oldu?

Sonra düşündüm ki, “Neden olduğunu öğrenmeliyiz.” Bu yüzden buraya geldim ve neler olduğunu öğrenmeden buradan ayrılmayacağım. Biliyordunuz, değil mi?

Benim yaptığımı biliyordunuz. Evet. Kızın yazdığı bir şeyden ötürü tahmin etmiştim.

– O yüzden mi intihar etmiş?

– Öyleyse neden en başından söylemediniz?

– İçeri dalıp kızımı üzeceğinize

– O yüzden mi intihar etmiş?

– Sheila

– Bilmek istiyorum. Milwards’tan ayrıldıktan sonra işler onun için hiç iyi gitmemiş. Olan bitenlerden sonra ona referans verememişler. Aylarca süren yalnızlık ve açlıktan sonra başka bir şey denemekten başka bir şansı olmadığına karar vermiş. İsmini değiştirmiş. Ne olarak?

İsmini ne olarak değiştirmiş?

İsmini Daisy Renton olarak değiştirmiş. Ne dediniz?

Dedim ki, ismini Daisy Renton olarak değiştirmiş. Sorun nedir?

– Biraz viski alabilir miyim?

– Tabi ki. O kızı tanıyordun, değil mi?

– Çocuğu biraz rahat bırak.

– Gerald?

Onu nereden tanıyordun?

Ben şey Eric, gidip anneni buraya çağır. Gerald’la yalnız konuşmak istiyorum. Müfettiş Bey hariç, o kalabilir. Ne konuşulacaksa benim önümde konuşulmasını tercih ederim. Gider misin artık, Eric?

! Eric, şu müfettiş hâlâ burada mı?

– Evet, burada.

– Sheila nerede?

Bir kız ölmüş, intihar etmiş. Soruya cevap ver! Arthur, neler oluyor?

Söylemeye bu kadar korkuyorsan sadece tek bir anlamı olabilir.

– Korkmuyorum.

– Çocuk değilim. Gerçeği istiyorum. Anlaşılan Gerald’ın da kızla bir mazisi varmış. Ne demek istiyorsun?

Nasıl bir mazi?

Henüz söylemedi. Bence bu iş yeterince uzadı. Onları biraz yalnız bırakmalıyız bence.

– Olmaz. Güya bu akşam nişanlarını kutluyorduk

– Biliyorum

– Onları içeride bıraktığına inanamıyorum.

– Sybil! Size bir soru sordum ve cevaplamanızı istiyorum, Bay Croft. Tamam, cevaplayacağım ancak Bence bunun hiç sırası değil Ona ben karar veririm. Kızla ilk nerede ve ne zaman tanıştınız?

Palace Varyete Tiyatrosu’nun barındaydık. Bir akşamlığına öylesine uğramıştım. Uzun süre kalmak niyetinde değildim. Bir viski. Alderman Meggarty.

– Evet?

– Ben Gerald Croft.

– Geçen seneki mason yemeğinde tanışmıştık.

– Tabi. Sanırım babam Lord Croft tanıştırmıştı bizi. Evet. Öyle oldu sanırım. Anlaşılan sevgilime göz kulak oluyordunuz. Size müteşekkirim. Geç kaldığım için çok özür dilerim, sevgilim. Gidelim mi?

Gidelim. Umarım yakında yeniden görüşürüz. Tekrar teşekkürler. İyi akşamlar. Size de iyi akşamlar. Lütfen kusuruma bakmayın. Korkarım ki çok ileri gittim.

– Hayır, hayır. Aslında

– Üzüntülü bir kadın görmeye dayanamam da. Çok naziktiniz, beyefendi. Öyle mi?

Güzel. Özür dilemek adına bir içki ısmarlayabilir miyim?

Özür dilemenize gerek yok. O zaman o canavardan kurtuluşumuzu kutlamak adına?

İyi değilsiniz. Hayır, hayır, ben Zavallıcık. Sebebi şu, ben bugün hiç Birazdan düzelirim. Acele etmeyin.

– Üzgünüm.

– Saçmalamayın. Size yemek ısmarlayabilir miyim?

Ben de yemek yemedim ve County Otel’de bir rezervasyonum var. Yalnız yemek istemem. Rica ederim. Oldukça sessiz ve saygın bir mekandır. Ne diyorsunuz?

Bir şeyler yedikten sonra biraz rahatladı. Bana biraz kendisinden bahsetti. Palace Bar’a neden gittiğini sordum. Oraya ilk defa gittiğini söyledi ki ben de öyle düşünmüştüm. Nasıl bir yer olduğunu biliyor muymuş?

Evet.

– Ona biri anlatmış ama

– Çaresiz bir durumdaydı. Evet. Evet, gerçekten de öyleymiş. Kaldığı yerden atılmak üzereymiş çok kötü bir yermiş anlaşılan ama kirayı ödeyememiş. Lütfen devam edin, Bay Croft. Şansa bir arkadaşım vardı yeni altı aylığına yurt dışına gitmişti. Şehirdeki birkaç odalık güzel evinin anahtarlarını bana bırakmıştı. Durumunu düzeltene kadar gidip orada kalmasını önerdim. Bu onu Bu, onu ağlattı. Çok iyisiniz, dedi bana. Böyle iyiliklere alışkın değildi. Kızı eve o akşam götürdünüz mü?

Evet. Peki bir ihtiyacınız var mı, Bayan Renton?

Daisy diyebilirsiniz. Hayır, bir ihtiyacım yok.

– Goldilocks gibi hissediyorum.

– O nedir?

Şey Arkadaşınızın gelmeyeceğinden emin misiniz?

Tamamen eminim. Güvenin bana. Şey için İşleri yoluna koymanız için. Ben Borcumu ödeyeceğim. Teşekkür ederim. Herhangi bir şikayetiniz olursa yöneticiyi arayın, küçük hanım. Sakıncası yoksa yarın iş çıkışı ziyaretinize gelirim. Olur. Burada olmazsanız da sorun değil. Sonradan tekrar uğrarım. Pekala iyi geceler. İyi geceler. İyi geceler. Peki sonraki akşam geri döndünüz mü?

Döndüm.

– Kaldınız mı?

– Kendinize gelin. Tabi ki kaldı. Metresiniz oldu, değil mi?

Evet. Bu, planladığım bir şey değildi. Umarım bunu anlayabilirsin. Ona yardım etmek istemiştim.

– Son derece iğrenç! – Hayır. Hayır, Bayan Birling. Kusuruma bakmayın ama iğrenç değildi. Yaptığım yanlış olabilir ama iğrenç değildi. Ne zaman oldu bu?

Geçen yaz. Tabi. Geçen yaz yanıma hiç uğramamıştın. Seni kendimden uzaklaştıracak bir şey yaptığımı sanmıştım.

– Sheila

– Bana işte çok yoğun olduğunu söylemiştin.

– Öyleydi. ben

– Defalarca aynı şeyi söyledin. Söylediğim doğruydu. Meşguldüm, çok meşgul ancak Ona aşık mıydınız?

Evet, ben de tam bu soruyu soracaktım. Ona aşık mıydın?

Dinle Onun bana karşı olan hisleri daha yoğundu. Tabi, sen onun muhteşem masal prensiydin. Bana bel bağlamıştı. Çok müteşekkirdi.

– Çok hoşuna gitmiş olmalı.

– Tamam, kabul. Bir süreliğine hoşuma gitti. Yerimde hangi erkek olsa hoşuna giderdi. Bu akşam ağzından çıkan en güzel cümle. En azından dürüstçe. Tanrım! Çok üzgünüm. Durum şu ki Gerçekten öldüğüne inanamıyorum. İlişkiniz ne zaman bitti, Bay Croft?

Eylül’de. İkimiz de devam edemeyeceğini biliyorduk. Eylül’de birkaç haftalığına bir iş gezisine çıkmıştım. Bu sürenin ayrılmak için iyi bir fırsat olduğunu söyledim. Nasıl karşıladı?

Düşündüğümden daha iyi karşıladı.

– Çok cesurca davrandı.

– Senin adına sevindim. Yılın sonuna kadar idare edebileceği kadar para verdim. Ve Geri döndüğümde kaldığı yerden ayrılmıştı.

– Onu bir daha görmedim.

– Bu da bir şeydir. Temiz bir ayrılık olmuş. Ondan istediğinizi alıp sonra bir kenara fırlattınız yani.

– Öyle değildi.

– Değil miydi?

Nereye gittiğini biliyor musunuz?

Kafa dinlemek için iki aylığına deniz kenarında bir yere gitti. Aranızda geçenleri yad etmek için. İlişkinizin anısı daha uzun sürsün diye.

– Bunu nasıl oluyor da bilebiliyorsunuz?

– Bir günlük tutmuş. Bir daha başına bu kadar güzel bir şey gelmeyeceğinden korktuğunu yazmış. Bunu güzel bir şey olarak adlandırıyorsa, korkarım ki kız için hiç umut yokmuş. Böyle söyleme, anne. Kocam akşam söylediklerinizi anlattı. Adınız neydi, Müfettiş Bey?

Goole. Bu olay yüzünden bizi suçlamanız beni çok kızdırdı. Bu sınıftaki kızların başlarına ne gibi bela açabilecekleri kimse bilemez ki. Kes şunu! Sorun olmazsa biraz çıkmak istiyorum. Tabi. Şimdilik sizinle konuşacağımız bir şey kalmadı, Bay Croft. Bekle. Seni sevmediğimden değil. Ve sanırım garip bir şekilde sana eskisinden daha çok saygı duyuyorum. İlk başta amacının ona yardım etmek olduğunu söylediğinde sana inandım. Bu kadar umutsuz bir durumda olması da benim suçum. Ancak hiçbir şey eskisi gibi değil, değil mi?

Evet. Sheila Onu savunduğum yok ama gerçek şu ki genç erkekler

– Gerald ne demek istediğimi biliyor. Evet, biliyorum.

– Gitmem gerekiyor.

– Olduğun yerde kal. Fotoğrafı görebilir miyim, Müfettiş Bey?

Hayır, henüz olmaz. Eric, burada kal! Endişelenmeyin, dönecek. Oğlumuz söz konusu olduğunda fikrinize ihtiyacımız yok, Müfettiş Bey. Kızın fotoğrafını görmek ister misiniz, Bayan Birling?

An Inspector Calls (13)

Hayır, istemem.

– Bakmak için bir sebep göremiyorum.

– Bence gerçekten bakmalısınız. Öyle olsun.

– Tanıdık geldi mi?

– Hayır, gelmedi. Son zamanlarda değişmiş olabilir ama tanınmayacak kadar değişmiş olamaz. Ne demek istediğinizi bilmiyorum. Bana gerçeği söylemiyorsunuz. Buna tahammül edemeyeceğim. Karımdan özür dileyin! Neden?

Görevimi yerine getirdiğim için mi?

Bu kadar kırıcı olduğunuz için. Unutuyorsunuz, ben bir halk adamıyım. Halk adamlarının ayrıcalıkları oldukları kadar sorumlulukları da vardır. Olabilir. Ama şundan eminim ki buraya gelme sebebiniz bana sorumlulukları öğretmek değil. Ne kadar komik göründüğünüzün farkında değil misiniz?

– Sen nasıl olur da ?

– İkinizin de burnu havalarda. Gerçek olmadığı halde sanki bununla bir alakamız yokmuş gibi davranıyorsunuz.

– Boğazımıza kadar battık.

– Hemen kes sesini! Hemen doğruyu söyle, anne. Zaten eninde sonunda söylettirecek. Anlamıyor musunuz?

Kızımız üzerinde büyük bir etki yaratmışsınız, Müfettiş Bey. Evet. Gençleri etkilemeyi başarırız genellikle. Bayan Birling, Brumley Kadınlar Hayırseverler Derneği’nin seçkin bir üyesisiniz, değil mi?

Evet, öyle. Neden sordunuz?

Muhtaç kadınlara çeşitli yollarla yardım eden bir dernek, öyle değil mi?

Evet. Muhtaç olanlara yardım ettiğimiz birçok vaka oldu. Evet. İki hafta önce dernekte bir toplantı olmuş.

– Toplantıya siz başkanlık etmişsiniz.

– Ne olmuş?

Neden ağlıyorsun?

Yapmamam gerekirdi. Barda olmanın sebebinin şey olduğunu düşündüm

– Bir şey

– Fark etmeyeceğini düşündün. Eninde sonunda olacaktı. Şimdi olması bir şey değiştirmez. Böyle söyleme. Yalvarırım böyle söyleme. İsmin nedir?

Bilmiyorum. Ne demek istiyorsun?

Fotoğraftaki bu kız, size tanıdık gelmeyen bu kız size ve derneğinize yardım istemeye geldi, öyle değil mi?

Değil mi?

– Evet.

– Anne

– Bu doğru mu?

Kendini ne Eva Smith ne de Daisy Renton olarak tanıttı.

– Evet.

– Ne olarak tanıttı?

Bayan Birling olarak. Daha sonrasında Bayan Birling’in aklına gelen ilk isimmiş gibi davrandı.

– Mümkün.

– Beklerken ismi duymuş olmalı ve

– Küstahlığa bak. Onu sorgulamaya başladıktan hemen sonra yanlış isim verdiğini itiraf etti. Aslında evli değilmiş ve kocasının onu terk ettiğine dair anlattığı hikaye baştan aşağı yalanmış. Ona gerçeği, en azından bazı gerçekleri söyletmem çok zor olmadı. Tekrardan başlayalım. İsminiz nedir?

Alice Grey. Peki bizden hangi konuda yardım istiyorsunuz, Bayan Grey?

– Hiç param yok.

– Lütfen yüksek sesle konuşun. Hiç param yok.

– Aktif olarak iş arıyor musunuz?

– Arıyordum fakat Gerçek neydi peki?

Neden sizden yardım istemeye gelmişti?

Bence neden geldiğini çok iyi biliyorsunuz. Bir bebeğim olacak. Anlıyorum.

– Peki çocuğun babası kim?

– Söylemesem daha iyi.

– Hamileliğinizi biliyor mu?

– Evet. O zaman size bakmak onun görevi. Parası yok. Çok genç ve çok içiyor Bu bir mazeret değil. Böyle bir kabahat işleyecek kadar olgunmuş. Yardım etmek istedi. Kendisi, şey bana para vermeye başladı ama paranın çalıntı olduğunu fark ettim. Artık para vermemesini istedim. Başı derde girsin istemiyordum. Çok tatlı gerçekten Bu kadar yeter. Söylediklerinize bakılırsa bence öyle özel bir pişmanlık duymuyorsunuz. Pişmanlık duymadığımdan değil. Yani

– İyi bir insan olarak yetiştirildim

– Bir dakika.

– Bence ona yardım edemeyiz.

– Katılıyorum.

– Her şey bir yana hikayesinde bir sürü çelişki var.

– Haklısın. Korkarım ki size yardımcı olamayacağız, Bayan Grey. Size önerim gidip bu delikanlıyı bulmanız ve onunla evlenmeniz ve çocuğunuzu birlikte yetiştirmeniz. Evlenemeyiz. O Biz aynı sınıfa ait değiliz.

An Inspector Calls (5)

– İşe yaramaz.

– İşe yarayacak bir yol bulmalısınız. Tüm söyleyeceğiniz bu kadar mı?

An Inspector Calls (7)

An Inspector Calls (8)

Sizin muhtaçlara yardım etmeniz gerekir. Gerçekten yardım etmeyeceksiniz bütün bunların ne anlamı var?

Kararımızı duydunuz. Sıradaki. Öne doğru gelin lütfen. Size iyi günler, Bayan Grey.

– İsminiz?

– Mary Kelly, hanımefendi.

– Geliş sebebiniz?

– Kaldığım yerden kovuldum, hanımefendi. Kiramı ödeyemiyorum.

– Hamile miydi?

– Evet. Yine de o Ben Ben buna dayanamam. Artık belki kızın ne kadar müşkül bir durumda olduğunu anlarsınız. Kaç aylık hamileydi?

Yaklaşık üç aylık. En azından bebek senin değilmiş. Kendi canına kıyması kızın karakteri hakkında bazı şeyleri göz önüne sürüyor hamile olduğunu bile bile Bana sorarsanız, bence son derece korkakça davranmış.

– Biraz sakin ol, Sybil.

– Benim de kendimce fikirlerim var. Evet ama Lanet olsun! Bu durum, bizi hiç iyi göstermeyecek. Basın bayram edecek. Keşke kıza yardım etseydin.

– Gerçekten mi?

– Evet! İlk başta kızın işsiz kalmasına sebep olan ben değildim. Ben görevimi eksiksizce yerine getirdim.

– Hâlâ yaptığınızdan pişmanlık duymuyor musunuz, Bayan Birling?

– Hayır, duymuyorum. Kız öldüğü için üzgünüm tabi ama benim hiçbir suçum yok.

– Kim suçlu peki?

– İlk olarak kızın kendisi suçlu! İkinci olarak da kızın başını belaya sokan delikanlı. Kızın iddia ettiği gibi adam başka bir sınıftansa, alkolik genç bir avareyse adamın yakalanması için bir sebep daha! İbret-i alem olmalı.

– Alenen mi?

– Evet, alenen.

– Yaptıklarıyla yüzleşmeli.

– Anne Söylediklerimi mazur görün ama bizi gereksiz sorularınızla taciz edeceğinize dışarıda o adamı aramanız gerekir. Asıl o zaman “görevinizi” yapıyor olursunuz. Kesinlikle görevimi yerine getirmek niyetindeyim, Bayan Birling. Anne, dur lütfen. Olan biteni göremiyor musun?

Eric! Eric olamaz! O O Gösterin. Yüzüme bak. Yalvarırım. Çok güzelsin. Seni tekrar görebilir miyim?

Neden gülüyorsun?

An Inspector Calls (9)

Benim gibi bir kıza sorulacak tarzda bir soru değil. Soruyorum işte. Soruyorum. Kızla ilk ne zaman tanıştınız?

Sarah. İsmi Sarah’dı.

– Birkaç ay önce Kasım’da

– Sybil, gitsen iyi olur.

– Sen de, Sheila.

– Kalıyorum. Onunla nerede tanıştınız?

– Şey

– Palaca Bar’a gittin, değil mi?

Niye gitmeyecekmişim ki?

Evlenme çağına geldim ya! Uçkuruna hakim

– Nefsine biraz hakim olmalıydın.

– Ne yani, Gerald gibi mi?

– Ya da şehirdeki diğer erkekler gibi mi?

– Alderman Meggarty

– Sen de onlardan biri olabilirsin.

– Kapa çeneni! Sorun neydi?

Kendinizi huzursuz, hüsran dolu veya yalnız mı hissediyorsunuz?

– Evet.

– Kızı oradan alıp onun evine mi gittiniz?

Evet. Yalnız evine gittiğimizde Fikrini değiştirmiş gibiydi. Anlatın. Ancak ben sarhoş olmuştum ve devamını getirmek durumundaydım. Ona karşı sert mi davrandınız?

Evet. İlk seferinde birazcık. Kaç sefer oldu ki?

! Kızı zorlarken onu düşündünüz mü hiç?

– Ona zor kullandım diyemeyiz.

– Onu kullanırken diyelim. Sanki kız bir hayvanmış gibi. Bir eşya. Hayatına yapacağı etkileri düşündünüz mü?

Hayır. O kadehi bırak! Yeteri kadar zarar verdi. Bırakın içsin. Bu seferlik bırakın içsin. Onunla ne sıklıkta buluştunuz?

– Bana izin verdiği sıklıkta.

– Her seferinde ücret ödüyordun sanırım?

Dediğin gibi değildi. Beni dinlerdi.

– Bana yardım etti.

– Eminim etmiştir. Ona ihtiyacım vardı! Onun bana ihtiyacı olduğundan daha çok ihtiyacım vardı ona. Çocuğu olacağını ne zaman öğrendiniz?

Bir ay kadar önce.

– Geldiğin için teşekkürler.

– Sorun nedir?

Sarah?

Onunla evlenmeniz gerektiğini ima etti mi?

Onunla evlenmemi istemedi. Teklif ettim.

– Ah, Eric.

– Onu sevmediğimi düşünüyordu. Hayatımı mahvetmemi istemediğini söyledi. Ne yapmayı önerdiniz?

Ne yapacağımı bilmiyordum.

– Ona para vermekte ısrar ettim.

– Ne kadar?

– 50 sterlin.

– 50 sterlin mi?

! O parayı nereden bulacaktın?

İçki içip şehirde sürtmekten sonra?

Şirketten aldım. Şirketten buldum.

– Çaldınız yani.

– Geri ödeyecektim. Eric?

Benim kasamdan mı?

Toplanması gereken bazı hesaplar vardı. Oraya gittim ve nakit istedim. Şirketin faturasını verip parayı aldın. Evet. Yapabileceğim başka bir şey yoktu! Onlardan çaldın. Müşterilerimizden çaldın! – Beni beş parasız bırakmayıp iyi bir maaş verseydin

– Benim suçum mu oldu?

Seni salak.

– Neden bana gelmedin ki?

– Sence neden?

! Çünkü sen, insanın başı belada olduğunda gideceği türde bir baba değilsin. Sebep bu! Senin sorunun ne biliyor musun?

Çok şımarıksın.

– Arthur! – Doğduğu günden beri şımartıldı.

– Özel okulun, bu üniversiteli tavırların

– Tabi, tabi, tabi.

– Perişan bir haldeyim, değil mi?

! – Kesin! Bunlar için vaktim yok. Aranızdaki anlaşmazlıkları ben gittiğimde halledersiniz. Para çaldığınızı fark ettiğinde kız ne yaptı?

Artık para kabul edemeyeceğini söyledi. Benden uzak durmamı istedi. Korkak olduğumdan dolayı dediğini yaptım. Doğruyu söylüyordu demek. Sana söylediği her şey doğruydu. Ve ismini Bayan Birling olarak vermesi

– Şimdi her şeyi anlıyorum.

– Ne demek istiyorsun?

Onunla konuştunuz mu?

Ne zaman?

Buraya mı geldi?

Eric İki hafta önce yardım için annenizin komitesine gitmiş. Geri çevrilmiş. Neden?

Ona inanmadım.

– Yardımınıza ihtiyacı vardı.

– Evet. Şimdi bunun farkındayım ama Çocuğum.

– Karnındaki benim çocuğumdu.

– Durumunu anlamamıştım. Anlamamıştım. Nasıl öldü?

– Kendi canına kıydı.

– O kadarını biliyorum.

– Nasıl?

– Yüklü miktarda dezenfektan yutmuş. Bütün iç organları yanmış. Izdırap içinde öldü. Beni dinleyin. Hepiniz. Başka bir şey öğrenmeme gerek yok. Sizin de öyle. Hepinizin kızın ölümünde parmağı var. Bu gerçeği hatırlayın. Asla unutmayın. Bakın, Müfettiş Bey Binlerce sterlin verirdim evet, binlerce sterlin verirdim eğer Parayı yanlış zamanda öneriyorsunuz, Bay Birling. Eva Smith öldü artık. Ona daha fazla zarar veremezsiniz. İyilik de yapamazsınız. “Özür dilerim, Eva Smith” bile diyemezsiniz. Ama şunu aklınızda tutun. Hâlâ bizimle birlikte geride kalan milyonlarca Eva Smith ve John Smith var. Hayatları, umutları, korkuları acıları ve mutlu olma şansları bizim hayatlarımızla düşüncelerimizle, söylediklerimizle ve yaptıklarımızla iç içe olan insanlar. Dünya üzerinde yalnız yaşamıyoruz. Bütün insanlığın sorumluluğu hepimizde. İnsanoğlu, bu dersten sınıfta kalırsa çok yakında gün gelecek dersini etrafı ateşle, kanla ve ızdırapla çevrili şekilde öğrenmek zorunda kalacak. İyi akşamlar.

– Bir soruşturma olacak.

– Evet, korkarım haklısınız. Hepimizi tanık olarak çağırabilirler.

– Her şey su yüzüne çıkacak.

– Umarım çıkar. Katılıyorum. Sandığımdan da aptalmışsın. Aramızda gerçekten suç işleyen bir tek sen varsın.

– Bunu nasıl söyleyebilirsin?

– Çünkü yasalar böyle. Geri kalanımız içinse bir tek

– Utanç var. Şövalyeliğim buraya kadarmış. Hangi hesaplardan para çaldığını harfi harfine söyleyeceksin. Seni hapishanede yatmaktan kurtarabilirsem çok şanslıyız. Hapishanede yatarım ben de. Burada kalmaktansa hapis yatarım.

– Eric, hayatım

– O parayı geri ödeyene kadar burada kalacaksın! Yüz yıl sürse bile! Eric Onlar gibi olmamak için elimden ne gelirse yapacağım. Tek umursadıkları, bu olayı nasıl örtbas edecekleri. Umarım savaş olur. Umarım onların sonunu getirir. En kötüsü ne biliyor musun?

An Inspector Calls (10)

Yine olsa yine yaparım. Bazen bir bakıyorum ki kızları süzüyorum Tekrar yapmayacaksın. Olanlardan sonra yapmazsın. Her şey değişti. Bu Çok üzgünüm, Eric. Durum Her şey çok korkunç.

– Bir içki almalıyım.

– Ben getiririm. Gerek yok.

– Sen iyi misin?

Sheila

– Şimdi olmaz, Gerald. Eric

– Ne?

– Lütfen böyle yapma. Hepimiz olanlar konusunda bir anlaşmaya varmalıyız. Polis geri dönecektir. İfade isteyecekler. Umarım yine o adamı göndermezler. Sinir adam. Müfettişi tekrar göreceğimizi sanmıyorum. Evden ayrılırken ettiği veda çok açıktı. Hiç polis memuru gibi değildi.

– Gereksiz yere sert davrandı.

– Onun gibi polis memuruna rastlamamıştım. Sizce de garip değil miydi?

Neden hemen bu akşam ifademizi almadı?

Sanki şey gibiydi prosedürle ilgilenmiyordu, tek istediği Yaptıklarımızla yüzleşmemizdi. Evet. Bence çok sıra dışı bir adamdı. Sanki aklımızı okuyordu. İsmi neydi?

Şey

– Sanırım Müfettiş Goold.

– Ben Goole dedi sandım. Edna. Kapıdan içeri girdiğinde Müfettiş sana ne söyledi?

Polis müfettişi olduğunu söyledi. Evde olup olmadığınızı sordu ve sizi acilen görmesi gerektiğini söyledi. Kimlik kartı gösterdi mi?

– Hayır, efendim.

– İsminin ne olduğunu söyledi?

Müfettiş Goold dedi sanırım.

– Yanlış bir şey mi yaptım?

– Hayır. Sen neden gidip yatmıyorsun?

Çayla ben ilgilenirim. Teşekkür ederim, küçük hanım. Ortada ters bir şeyler dönüyor.

– Arthur?

Kimi arıyorsun?

– Polis şefini. Akıllıca mı sence?

Brumley 8742, lütfen. Sence biliyor mudur?

Albay Roberts ile görüşebilir miyim?

Ben, Bay Arthur Birling. Roberts?

Bu kadar geç bir saatte aradığım için özür dilerim. Son zamanlarda kadrona Müfettiş Goole adında biri katıldı mı acaba?

Goole veya Goold da olabilir. Yeni bir adam, yeni tayin edilmiş. Uzun boylu Anlıyorum. Evet Şey, mesele anlaşıldı. Hayır, hayır, hayır. Sadece aramızda küçük bir anlaşmazlık oldu da. Şey Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Baş üstüne. Teşekkür ederim. İyi akşamlar. Müfettiş Goole adında biri yokmuş. Brumley karakoluna da yeni biri tayin edilmemiş.

– Anlamıyorum.

– Oyuna getirildik. Bir sahtekar. O adamın polis memuru olmadığını biliyordum. Gelir gelmez adamın kimliğini kontrol etmen gerekirdi. Kim niye böyle bir şey yapsın ki?

Belki de biri alacağım şövalyelik unvanını duydu ve beni alaşağı etmek istedi. Kıskançlıklarından. Kötü niyetlerinden. Bu, her şeyi değiştiriyor. Kimdi peki?

Ne yapacağız?

– Tekrar Albay Roberts’ı mı arasak?

– Hayır, hayır. Bekle Şunu etraflıca bir düşüneyim. Bu, hiçbir şeyi değiştirmez.

– Bal gibi de değiştirir.

– Değiştirmez. Müfettişe söylediğimiz her şey gerçekten de yaşandı.

– Adam Müfettiş değildi.

– Bizi teftiş ettiği kesin. Ona gerçeği söyledik. Haksız mıyım?

Ablam haklı. Hiçbir şeyi değiştirmez. Sarah öldü ve onu el birliğiyle biz öldürdük. Öyle mi yaptık?

– Öyle olduğunu biliyorsun.

– Hayır, bir düşünün. Diyelim ki sahtekar, şehre iniyor ve bizim hakkımızda bilgiler ediniyor yüzümüzü kızartacak bilgiler. Sonra buraya gelip hepimize, kızın ölümünde pay sahibi olduğumuzu itiraf ettiriyor.

– Oldu ama.

– Evet ama hepimizin aynı kızdan bahsettiği ne malum?

Hepimiz, söylediğimiz o şeyleri yaptık. Senin Eva Smith’inin benim ilişki yaşadığım kızla aynı kız olduğunu nereden biliyoruz?

Yani Daisy Renton ile?

– Çünkü fotoğrafa baktık.

– Ben bakmadım. Sadece adamın söylediklerine inandım. Fotoğrafı tek seferde sadece bir kişinin görmesi konusunda nasıl da inatçı davrandı?

Ya hepimize farklı fotoğraf gösterdiyse?

Haklısın.

– Hepimizin bahsettiği kızlar farklıydı.

– Olmaz. Buna inanmıyorum. Gerçekler birbirleriyle mükemmel şekilde uyuşuyor. Kız kendisini Bayan Birling olarak tanıtmış. Aynı kız olmasa neden böyle bir şey yapsın ki Bu öğlen gerçekten de bir kızın öldüğünü kim söyleyebilir?

Adamın sözlerinden başka kanıtımız var mı?

An Inspector Calls (14) Evet, Hemşire Hanım?

Evet, evet dinliyorum. Peki. Anlıyorum. Hayır. Teşekkür ederim, Hemşire Hanım. Evet. İyi akşamlar. İntihar eden biri yok.

– Morgda öyle bir kız yokmuş.

– Tanrı’ya şükürler olsun! Tanrı’ya şükürler olsun!

Kandırıldığıma bu kadar sevinmemiştim daha önce! Seni geri kazanmak için her yolu deneyeceğim. Tanrı’ya inanır mısın?

An Inspector Calls (11)

Evet. Nasıl oluyor da inanabiliyorsun?

İnsanlara inanamıyorum çünkü. Bir şeylere inanmam gerek yoksa düşerim. Çatlaklardan içeri düşerim ve duramam.

An Inspector Calls (17)

An Inspector Calls (16)

Ne oldu, küçük hanım?

Onu bulmaya gidiyorum. Birling ikametgâhı. Benim. Anlıyorum. Bir kız ölmüş. İntihar. Bir polis müfettişi bize bazı sorular sormaya geliyor.

Tanrı hesap görücü olarak yeter

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s