QUEEN OF EARTH/ YERYÜZÜNÜN KRALİÇESİ (2015)

Süre: 90 dk

Yönetmen: Alex Ross Perry

Senaryo: Alex Ross Perry

Ülke: ABD

Tür: Dram, Gerilim

Vizyon Tarihi:07 Şubat 2015

Dil: İngilizce

Müzik: Keegan Dewitt

Oyuncular: Elisabeth Moss, Katherine Waterston, Patrick Fugit, Kentucker Audley, Keith Poulson

Özet

Catherine ve Virginia birlikte büyümüş iki arkadaştır. Hayatı yolunda gitmeyen Catherine, Virginia’nın göl kenarındaki evine gider. Dinlenmek ve sorunlarından arınmak isteyen Catherine, burada da aradığı huzuru bulamayacaktır. İki kadını birbirine bağlayan yol, çatlaklar ve düş kırıklıklarıyla doludur.

Seyredilmesi gereken bu film, Persona ayarında olmasa da metaforları ile ilgi çekici tarafı tek kişiliğin iki kişi bazında gösterilmesidir. Gelgitlerin arasında kalmak  demek, bu oluyor.

Filmden

QUEEN OF EARTH (28)

Bana bunu neden yapıyorsun?

– Bunu açıklayamam. Açıklayamazsın. Açıklayamazsın.

– Açıklayabilirsin. Açıklayacaksın.

– Hayır, yapamam. Gerçekten. Kazadan hemen sonra bunu nasıl yapabildin?

O kaza değildi, Catherine. Kasıtlıydı. Ayrıca bu aşırı bağlılık bunaltıcı oldu.

– Onunla ne ara görüşmeye başladın?

– Bu saçma bir soru.

– Cevap ver.

– Önce. Önce.

– Önce mi?

– Sakin olur musun?

– Hayır, sakin olamam.

– Senden özür diliyorum. Özrün kabul edilmedi, pislik herif. Senden nefret ediyorum.

– O zaman fazla acı vermemeli.

– Hayır, fazla acı vermemeli. Çünkü her şeyin üstüne bir ilave daha oldu.

– Bir ilave daha…

– Abartıyorsun. Babam benim hayatımdı, ailem benim hayatımdı. Sonra sen ikisinin de parçası oldun. Şimdi ise senden nefret ediyorum. Şimdi senden nefret ediyorum, ikiyüzlü yılan!

– Beni anlamanı beklemiyorum.

– Güzel! Çünkü öyle bir ihtimal yok! Bence son birkaç aydır öfkeni benden çıkarıyorsun ve artık katlanamıyorum. Aferin sana! Bunu anlamayı başardığına sevindim. Güzel. Daha iyisin ya?

Güzel. Sence de geldiğimiz şu noktada birbirimize haddinden fazla bel bağlamış değil miyiz?

Sakın bana yardım etmek için ya da beni kurtarmak için çaba sarf edip iyilik yapıyormuşsun gibi gösterme. Teşekkür etmeliymişim gibi! Bu yalan değil. Hayır, yalan değil. Git artık. Git artık. Git. Beni böyle görmeni istemiyorum. Git. Lütfen beni yalnız bırak. Lütfen beni yalnız bırak.

**

Catherine:

Bana her şey çok yakın. İyi de kötü de.

Şu an o kadar da kötü değil.

Hayır. Kesinlikle haklısın, Virginia.

Daha kötü. Çok daha kötü.

Şu an yapabileceğin hiçbir şey yok.

– Ayrıca…

– Çok çekmiş olmalı. Yani babam. Hastaydı. İnsanlar depresyona hastalık diyor. Ama ben hiç öyle düşünmemiştim. Hep onun problemlerinden biri sanmıştım. Tıpkı işle veya parayla ilgili problemler gibi. Şimdi öldü ve tek düşündüğüm bu.

QUEEN OF EARTH (13)**

– Selam.

– Selam. Uyuyorsun sandım. Dışarı çıktım.

– Uyuyamadım.

– Burası çok sessiz. Aynen. Güzel olmuş.

– Paslanmışım.

– Ne?

– “Paslanmışım” dedim.

– Başka bir şey söyledin sandım.

**

“Sorma” demek sana başka bir anlam mı ifade ediyor?

– Biz aynı taraftayız.

– Olmasak daha iyi. Hâlâ burada olduğundan emin değildim. Başka nerede olabilirim?

Yürüyüşe falan çıkmak ister misin?

Dışarısı güzel.

Yüzüm acıyor.

Nasıl yani?

Şu an beni konuşturmasan olmaz mı?

Üzgünüm. Burada ne yapıyorsun?

Nasıl yani?

Burada tam olarak ne yapıyorsun?

Burası çok karanlık.

Saklanıyorum.

Neden?

**

QUEEN OF EARTH (12)

Böyle yerlerin şehre çok yakın olması beni deli ediyor.

– Böyle yerler mi?

– Evet, sükûnetin hayal olmadığı yerler. Ailem kullanmadığı sürece istediğin zaman gelebilirsin. Her zaman mı, Ginny?

İşçi Bayramı, Anma Günü, Dört Temmuz?

Bana Ginny deme, demiştim.

– Şaka yapıyor.

– Bazı şakalar beni rahatsız ediyor.

– Bu benim hatam mı?

– Hayır, hiç değil. Şunu yapmasak olmaz mı?

Rahatlamaya geldik sanıyordum.

Sizi bilmem ama en azından ben öyle yaptım.

Rahatlamak veya tatil yapmak belli bir yerde son bulur. Yani her şeyden uzaklaşamazsın. Eğer öyle yapıyorsan o zaman sadece aylaksın.

Sen aylak mısın, Ginny?

Ne kadar salakça bir şey.

Geri dönmek gibi bir derdim yok.

Aslında şimdi düşündüm de, yakında dönecek değilim.

– Doğru. Aylak.

– Sen kendi işine bak, majesteleri. Tamam.

– Nereye gidiyorsun?

– Şey, ben sizi yalnız bırakayım.

– Gerek yok. İyiyiz. Ben yine de izninizi isteyeceğim.

– Lütfen yapma.

– Evet, lütfen yapma. Teşekkür ederim.

Çok olgun bir davranıştı.

Her zaman her şeye verecek bir cevabın olması nasıl bir duygu?

– Büyük zevk olmalı.

– Öyle. Muazzam.

Lütfen şöyle yapma. Yani dünyanın sonu değil ama en azından bu gezideki amacımı düşünmekten kendini alamadığını itiraf eder misin?

– Bana kötü arkadaş mı diyorsun?

– Kötü arkadaş olduğunu mu söylüyorsun?

Ne söylememi istediğini bilmiyorum.

Seni her şeyden çok seviyorum, aptal çocuk!

Yer değiştirmeliyiz. Bakalım o zaman ne hissedeceğiz.

QUEEN OF EARTH (1)

**

– Affedersiniz.

– Sorun değil. Çocuklar, bu Rich. Yandaki ev onlara ait.

– Selam.

– Selam Rich, ben James.

Memnun oldum.

– Yemek nasıldı?

– Güzel.

– Yan tarafta mı yaşıyorsunuz, Rich?

– Evet.

– Ne zamandır oradasınız?

– Uzun zamandır. Çok uzun. Evet, bizimkilerden önce.

– Bira ister misin?

– Elbette. Teşekkürler. Şey, hayır… Biz gitsek iyi olur.

– Hayır, takılın. Gerçekten.

– Takılalım. Hadi, geç otur. Bir şeyler içelim. En son ne zaman tatile çıktığımızı bilmiyorum. Ben iş için çok seyahat ediyorum.

– Sen ne iş yapıyorsun, Catherine?

– Babamın işlerini idare ediyorum. Şüphe uyandırıcı bir şey, değil mi?

Catherine’in babası New York’un önde gelen sanatçılarından.

– Vay! Adını duyduk mu?

– Hiç sanmıyorum.

– Union Square’deki dev heykeli o inşa etti.

– Perisphere.

– Ne oldu?

Bir şeyler biliyorum.

– Etkilendim. Beklemiyordum. Peki ne yapıyorsun?

Perisphere’i mi izliyorsun?

Perisphere’i mi cilalıyorsun?

– İşlerini yoluna koyuyorum.

– Büro işleri. Hayır, değil. Yani evrak işi değil. Değil mi?

Niye ellerinde hep kâğıt kesiği var?

Sorumluluk isteyen bir iş.

Sıkıcı.

QUEEN OF EARTH (16)

Catherine harika bir ressam. Ama kendi başına kalma korkusuyla babasının gölgesinde saklanıyor.

Teşekkür ederim ama sorumluluk isteyen bir iş ve yaptığım için çok memnunum. Aslında onun asistanı.

Hâlâ hayatta olan sanatçılarımızdan birinin asistanı olmakta bir sakınca göremiyorum.

Bu harika mevkiye gelmek için kaç kişiyi geride bıraktın?

Sana anlatırdım ama iş görüşmesi kavramını anlayabileceğini sanmıyorum.

Tanrım, beni öldürüyorsun.

– Lütfen benimle bu şekilde konuşma.

– Nasıl?

– Benden veya buradakilerden üstünmüşsün gibi.

– Neden?

Çünkü sıkıcı.

İlginç değil.

Hepimiz büyülü bir hayal dünyasında yaşayamayız. Bence hayal gücünü kullanırsan hoşça vakit geçirebilirsin.

Bence bu inanılmaz biçimde cahilce ve çocukça bir söz.

Tamam. Bilmiyorum.

Ben o tür saçmalıklar için yaratıldığımı sanmıyorum. Bana kalırsa modern aristokrasinin bir üyesi olmak için yaratıldım.

Bunun anlamı ne?

Çünkü bu harika eve sahibim. Burası ailenin evi. Ara sıra kullanmana izin veriyorlar.

Sen kazanmadın, o yüzden seninmiş gibi davranma.

– Neden her şeye muhalifsin?

– Ben sadece gerçekçiyim. Ciddiyim, ben güzel vakit geçirip dinlenmek istiyorum.

Neye karşılık?

Ömrünün her günü dinlenmeye mi?

Ben her gün dinlenmiyorum! Üzgünüm, 3 ay kadar önce başına kötü bir şey geldi.

Yorucu ve stresli bir yaşama ara vermişsin gibi davranma. Tamam, bak ne diyeceğim.

Benim için endişe etme.

– Etmiyorum.

– Beni düşünme. Unut gitsin. Lütfen. Cat, hadi. Bak sen şu konuşana.

Şimdi mi katılmak istedin?

– Hayır, sadece yorulduk.

– Yorulmadık. Yorulduk deme.

Ben yorulmadım.

Sen yoruldun diye ben de yorulmuş değilim.

– Aynen öyle.

– Ben çok yoruldum. Rich yorulmuş. Evet, Rich yorgun. Ben gidiyorum.

– Gitme, Rich.

– Evet. Gitme, Rich. Evet, eve gitmeliyim. Yarın görüşürüz.

– Tanıştığımıza memnun oldum, Rich.

– Memnun oldum, ahbap. Memnun oldum, K. Takma kafana. Kusura bakma.

**

QUEEN OF EARTH (14)Catherine:

Sonbaharda ekim ayıydı. Uzun yürüyüşlere çıkardık ve paket servis alıp benim evde videolar izlerdik. O zamanlar bodrum katındaydım. İçerisi hiç ışık almazdı, o yüzden güneşin doğuşunu bile göremezdin. O daireyi seviyordum. Ama sonra birkaç 6 hafta sonra o ve kız arkadaşı tekrar birlikte olmaya başladı.

Benimle ilişkiyi kesti. Beraber derse giriyorduk, kibar davrandık ama gerçekten boktandı. Bu da kalbimi çok kırdı çünkü beni seçmemişti. Daha sonra birkaç yıl geçti, belki daha fazla. Belki iki buçuk yıl kadar. Hiç beklenmedik bir anda o mektubu aldım. Kâğıda kalemle yazılmış gerçek bir mektup. Çok tatlıydı ve özür diler mahiyetteydi. Ama açıkça veya can sıkıcı biçimde değil. Neyse, bir gece işten sonra onunla buluşmayı kabul ettim.

Aralık ayıydı. -7 dereceydi.

Dışarıda dikiliyordum ve hep taktığım o beyaz örme şapkayı takıyordum. Sonra geldi, bire bir aynı görünüyordu. Benim de aynı göründüğümü söyledi ama bu doğru olamaz çünkü o zaman kısa sarı saçlıydım. Bir bara gittik, bir şeyler içtik. Bana ilişkisinin, olması gerektiği gibi, kaçınılmaz sona nasıl geldiğini anlattı. Beni aklından çıkaramamış. Farkına bile varmadan 2 yıl süren kırgınlığa rağmen onu affetmiştim. Beni seçmemesine rağmen onu affetmiştim. Onun evi yakındaydı. Oraya doğru yürüyorduk ve tuvaleti kullanabilir miyim diye sordum. Ucuz bir hareket olduğunu da biliyordum. Ama gerçekten gitmem gerekiyordu. Oraya girip sonra çıkarım diye düşündüm. Ama içerisi çok sıcaktı, dışarısı da çok soğuktu. Sonra kendimizi konuşup öpüşürken bulduk. Bilirsin işte, bir süre orada uyuduk. Ondan sonra tatilleri birlikte geçirdik. O benim evime geldi, ben onun ailesiyle tanıştım. Çok iyi gidiyordu. Zamanında yaşamadığımız şeyi nihayet yaşadığımızı hissettik. Çok samimi, çok önemli bir şey. Sonra birkaç ay geçti. Yine uzaklaşmaya başladı. Hafta sonu gezileri planlayıp onu arkadaşlarımla tanıştırarak hayatıma dâhil etmeye çalışıyordum. Fark ettim ki ondan haber almadan iki üç gün geçiyordu. Birden kafama dank etti, yine yapıyordu. Daha önce yaptığı şeyin tam da aynısını yapıyordu. Bense artık çok geç olmadan fark edemeyecek kadar aptaldım. Benim problemim, benim sorunum, sürekli başıma gelen hadise buydu.

Neredeyse 3 yıl sonra tam olarak aynı yerdeydim çünkü karakterindeki sözde değişimden çok o yazıdan elle yazılmış o yazıdan etkilendim. Yani gösterdiği o çabayı duygularının kâğıda yansımasını gördüm. Gerçek değildi ama ben gerçek sandım. Sadece banal, klişe, saçma bir şeydi. Yani gerçekti, gerçek bir kâğıt parçasıydı. Hatta utanarak söylüyorum ki ondan sonra taşındığım 3 kirada da yanımdaydı. Ama gerçek değildi. Tamamen boş ve sahte bir şeydi. Ömür boyu süren mağlubiyet döngüsü içinde olduğumu bana gösterdi.

İçinden çıkamıyordum çünkü içinden çıkamam. Çünkü içinden çıkamam. İnsan doğasının en kötü eğilimlerinden biri diğerlerini en iyi sanmasıdır.

Virginia:

Chad’i hatırlıyor musun?

Onunla arkadaştık, değil mi?

Ortaokulda ne anlama geliyorsa artık. İlk öpüştüğüm oydu. Yıllar boyu aynı arkadaş grubundaydık. İlk öpüştüğüm kişi olduğunu bilmiyordur. Bu konu hakkında hiç konuşmadık. Ama diyebilirim ki lise, mezuniyet, üniversite boyunca en iyi 20 arkadaş arasındaydı. Üniversiteden sonra her nedense birbirimizi sık görmeye başladık. Haftada birkaç kez falan takılırdık. Konsere giderdik, yemeğe çıkardık. Sonra birden sevgili olduk. Buluşup geceyi onun evinde veya benimkinde geçirirdik. Sonra yaz geldi. Harikaydı. Kesinlikle o yaz şeylerinden biriydi. O dönemle ilgili tüm hatıralarım bir şekilde onunla bağlantılı. Ama o lisansüstü eğitimine veya hukuk fakültesine gidecekti. O yüzden temmuzda ona söylemeye başladım. Bu iş olacağına varır. Onunla birlikte lisansüstüne varmaz. Anladığını söyledi ama sonra işler ciddileşmeye başladı. Belli oldu ki uzun zamandır ciddi bir ilişki yaşamamıştı. O yüzden çıkmaza doğru gittiğimizi ona sürekli hatırlattım. O da dedi ki:

“Tamam, anladım. Sorun değil. Anladım.”

Ben de ona inandım. Sonra ağustos geliverdi. Daha gitmeden önce bana onu ziyaret etmemi, geri dönmek için bir gezi planı yaptığını söylüyordu. Yani ekim ayında. Dedim,

“Hayır, öyle olmayacak. Hiçbiri gerçek değil.”

Şaka yaptığımı sandı. Kısaca göz ardı etti. Sonra gitti. Bir veya iki hafta içinde başkasıyla görüşmeye başladım. O ise sürekli arıyordu. Bir gece, bir cumartesi gecesi bir barın kapısındaydım. Aradı ve gece saat 2 veya 3’te dışarıda olduğum için azarladı. Kendimi kaybettim ve ona bağırdım. Hayal dünyasında yaşadığını, duyduklarıma inanamadığımı ve onunla işim olmadığını söyledim. O kadar. Eylül ayıydı. Noel’de dönünceye kadar ondan haber almadım. Belli ki dönmüştü. Hepimiz bardaydık. Bunlar olurken sen neredeydin bilmiyorum. Belki o yıl herhangi bir sebeple yoktun. Her neyse, birbirimizi gördük. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Kibardı ama kızgın olduğu belliydi. Onu görmek beni öyle sinir etti ki… Çünkü artık hayalperest ve çaresiz bir adam olduğunu görebiliyordum. Lanet olsun, o kadar itici ki…

Demek istediğim başkasının hayatından çıkabilirsin ama kendininkinden çıkamazsın.

Sen onun elle yazdığı mektubun kurbanı oldun.

Ben de onun gerçekle yüzleşme acizliğinin kurbanı oldum. Ve işte ikimiz de buradayız.

Onlar hangi cehennemde?

**

– Neden buradasın?

– Kızlarıma merhaba demek istedim.

Elbette onu derken beni kastediyor olamazsın.

Ne var ne yok bakayım dedim.

Ginny’nin arabası dışarıdaydı.

Ona Ginny deme.

– Neydi o?

– Ben bir şey duymadım. O adam neden burada?

Kim?

Rich mi?

Evet. “Rich.” Ara sıra takılmayı seviyor. Bilmiyorum. Kimin umurunda?

– Önümüzdeki hafta planın ne?

– Hiçbir fikrim yok. Güzel olsa gerek. Ne?

Öylece oturup hiçbir yapmamayı seçmek.

Burada olmayı ben seçmedim. Kimse bu durumda olmayı seçmez. İstemeyerek bu duruma düştüm.

Evet, nasıl hissettiğini biliyorum. Çünkü o kadar karışık olamaz. Her şeyin yolunda olduğunu söyle. Hepsini yerli yerinde bıraktım.

Evet, ayın sonuna kadar orada olacak, dedim. Sıra dışı bir durum var, dedim.

Açıklama gereği duymadım.

Bu ailevi bir mesele. Onları kesinlikle ilgilendirmez.

Ne olduğunu anlat.

Kimseyi ilgilendirmez. Ben nasıl söylüyorsam öyle söylemelisin. Belli bir üslup ve ses tonuyla konuşmalısın. Aksi takdirde dinlemez. Sonradan gelen kadın telaşlandı, bebeği çıkarmak zorundaydı. O arada suyum geldi. Onu hissetmeden önce gördüm. Çünkü apış aramı hissetmiyordum. Ama su buz gibi soğuktu. Evet, sarsmamaya çalışıyordum ki çıkabilsin. Kadına dönüp dedim ki:

“Bebek geliyor. Onu içimden çıkarmalısın.”

– Dişlerim döküldü.

– Sahi mi?

Ama başardım. Artık tüm bunları hayatımdan defetmek istiyordum. Bana sıkıntı ve rahatsızlıktan başka hiçbir şey vermeyen bir sürü değersiz ve olumsuz insanı zaten hayatımdan çıkarmıştım. Onun ne farkı var ki, dedim.

– Çünkü aile farklıdır.

– Hayır, değiller.

– Kimse babamın oğlu değil.

– Bu korkunç bir söz. Korkunç bir duygu, keşke öyle hissetmeseydim. Keşke ilişki kuramadığım insanlarla yakın olabilseydim. Ama bir kez önemsiz olduklarında veya ömür törpüsü olduklarında ya da dikkat dağıtıp moral bozan birisine dönüştüklerinde onlarla ilişkiyi kesmek zorundayım, elimde değil.

– Evet, elinde.

– Hayır, değil. Denedim. Onlardan nefret ediyorum. Onlara yakın olmaktan, onlarla konuşmaktan nefret ediyorum. O düşmanları hayatımın her alanından çıkarmayı seviyorum. Yetişkin birinin düşman kelimesini kullandığını hiç duymamıştım. Saf olma, tek kelime odur. Bilmiyorum. Sanırım doğru olanı yapıyorum.

– Yapıyorum.

– Bu pek olgun bir davranış değil. Sen barajı aştın. Seni seviyorum. Bunu kutlayalım. Şanslıyım.

– Evet, ayağını denk al.

– Düşman olmak istemiyorum.

**

Bu salatayı sana yaptım.

Güzeldir. Yesen iyi olur.

Teşekkür ederim.

Kusura bakma, biraz yayıldım.

QUEEN OF EARTH (2)

**

Ortaklaşa yaptığımız tek şeydi. Birlikte bir şeyler yapmak istedik. Güzel bir portreydi. Tamamen başka bir şeye dönüştü. Evet. Ölümünün tasviri hâline geldi. Onunla daha fazla uğraşmak istemedim. Korkunç bir resimdi. Komik olduğunu düşünmüştük.

– Onunla çalışmak hoşuna gitti mi?

– Evet, o bir dâhiydi.

– Yani evet mi?

– Bana her şeyi o öğretti. Biliyorum, sahip olduğum her şeye kayırmayla ulaştığımı söylediler. Ama hiç umursamadım. Umurumda değil. Onu sadece babam olarak görmedim. Harika bir sanatkâr olarak takdir ettim. Klişe, mazlum, nihayetinde intihara meyilli bir sanatkâr.

Sanırım Rich buraya gelecek.

Ne?

– Kesinlikle bir şey demedim.

– Aynen.

– Gelmek zorunda mı?

– Sorun nedir?

Sabit durman gerekiyor.

– Ben baş başa olacağımızı sanmıştım.

– Evet, geçen yaz ben de öyle sandım.

Tamam. İyi. Rich’i seviyorum.

– Büyüleyici biri.

– Hadi ya. Sadece senin için yeterince iyi olduğunu düşünmüyorum. Bence o da diğer herkes gibi.

QUEEN OF EARTH (16)

– Ne demek istiyorsun?

– Başkasının işine burnunu sokuyor.

Geçen sene benimle ilgili iki soru sormadı, şimdi ise her şeyi bilmek istiyor.

– Neden acaba?

Hepsi bu.

– Seni daha iyi tanıyor.

– Beni hiç tanımıyor.

– Merak ediyor.

– Babam fazla meraktan öldü.

– Baban depresyondan öldü.

Üzgünüm, sabit durmazsan bunu yapamam.

**

– Frank ve Sylvie’nin evi mi?

– Yeğenlerinin misafiriyim.

– Virginia.

– Evet.

– Daha önce geldin mi?

– Bir kez. Geçen sene. Kötü insanlar.

– Şu an burada değiller.

– Biliyorum. O kadar para insanların gözüne batar.

– En son ne ara geldin?

– Geçen yıl bu zamanlar. Geçen yıl havalar güzeldi. Evet, iyiydi. Dikkatli ol, hiç belli olmaz.

– Ne belli olmaz?

**

– Aynen. Bakalım. Kesinlikle.

– Selam.

– Neden çalılıklardasın?

Neredeyim?

– Yardım et. Felaketim.

– Sanırım fenayım demek istedin. Haydi. Bekle.

– İşte sıcak suyun.

– Sağ ol. Mekân güzelmiş.

– Teşekkürler. Benim değil.

– Galiba bir defa partiye gelmiştim. Geçen sene İşçi Bayramı’nda “Cinsellik İçin Giyin” partisini veren sen miydin?

Burası benim evim değil diye daha kaç kez söylemeliyim?

– Ama seni burada gördüm, değil mi?

– Olabilir. Geçen yıl buradaydım. Biliyordum. Daha önce buraya hiç gelmedim demiştin. Hayır, şimdi düşündüm de o parti başka bir yerdeydi.

– Yürüyüşe çıkalım mı?

– Hayır. Neden?

Şu an seni öldürsem kimsenin haberi olmaz.

**

Artık burada mı yaşıyorsun?

Dün gece geç saatlerde dolaştığını duydum. Sanki kendi kendine konuşuyordun. Evet, kendi kendime konuşuyordum.

Niye öyle bir şey yapayım ki?

Önümden çekilir misin?

– Evet, buyur.

– Hayır, kalsın. Ben kendim alırım, teşekkürler.

– Ne oldu ya?

Ne yapıyorsun?

– Neden buradasın, anlamıyorum.

– Burada yaşamıyorsun.

– Senin derdin ne?

Benim derdim en iyi arkadaşımla hoşça vakit geçirmek ve sen sürekli buradasın.

– Beni buraya Ginny davet etti.

– Ona Ginny deme.

– Al şunu.

– İstemiyorum.

– Sana bir fincan kahve yaptım.

– Hayır, istemiyorum. Sen ciddi misin?

Hayret bir şey! Şımarık kahpenin tekisin, biliyor musun?

**

Baban kim olursa olsun, sen bir bok değilsin.

Ne kadarını gördün?

Şey… Kahretsin.

– Ne var?

– Yok bir şey, düşünüyordum.

Ne hakkında?

İkimiz hakkında. Kötü hissediyorum. Berbat durumdayım.

QUEEN OF EARTH (7)

Özür dilerim. Yüzüm sürekli ağrıyor.

– Baş ağrısı gibi mi?

– Hayır, sanki derimin altındaki kemikler aşınıyor. Öyle bir şey olacağını sanmam. Konsantre olmamı zorlaştırıyor.

Son zamanlarda uyumuyorsun, değil mi?

Şu tavır olmasa iyi olurdu.

– “Catherine delirmiş” tavrı.

– Deli olduğunu söylemedim.

Düşündün.

QUEEN OF EARTH (8)

Bana ne düşündüğümü söyleme.

Tamam. Benim hakkımda konuşabilmek için Rich’i çağırdığını biliyorum.

Seninle ilgili her şeyi değil.

Biliyorum.

Çok enteresan. Sanki seni ilk defa görüyormuş gibiyim.

Ne demek istiyorsun?

Hep mükemmel olduğunu sanmıştım. Her şeyi çözdüğünü düşünmüştüm. Ama sen sadece etrafını adamlarla çeviriyorsun.

QUEEN OF EARTH (3)

James’le, babanla. Sana göz kulak oluyorlar. Onlar olmasa işte sen busun. Sanırım şu an benim için en iyisi sonunda babam gibi olmamak.

QUEEN OF EARTH (5)

QUEEN OF EARTH (4)

Ne durumdasın?

Kıyısındayım. Artık hayatta olduğumu bile hissetmiyorum. Ve bana gerçekten değer veren iki insan beni terk etti. QUEEN OF EARTH (9)

QUEEN OF EARTH (6)

– O veya bu şekilde.

– Ben sana değer veriyorum.

Hayır, vermiyorsun.

Sabit durman gerekiyor çünkü şimdi yüz hatlarını çizmeliyim.

QUEEN OF EARTH (10)

QUEEN OF EARTH (11)


**

Güvende hissetmiyorum. Evet, bugün beni kayığa bindirdiler. Çok tuhaftı. Çok aptalcaydı. Ben de seni özledim.

Öyle mi?

Kusura bakma.

Sonra arasam olur mu?

Tamam. Güle güle.

Kiminle konuşuyordun?

– Seni ilgilendirmez.

– Sadece merak ettim. Ciddiyim, seni ilgilendirmez.

– James miydi?

– Hayır. Catherine…

Biliyorum. Tamam.

Biliyorsun.

**

İyi misin?

Catherine…

Bu Warlock bu da Dragon.

Hayır. Hayır! Hayır! Ah! Hayır! Hayır! Hayır!

Beni rahat bırakın! Hayır!

Beni rahat bırakın!

Beni rahat bırakın!

Beni rahat bırakın! Hayır!

**

QUEEN OF EARTH (15)

– Burada ne işin var?

– Şey, sanırım…

Ben yeğenin arkadaşıyım. Sağ ol.

– Dünya küçük.

– Giderek.

– Baban Ginny’nin babasıyla dost muydu?

– Hani merak etmiyordun?

– Sohbet ediyoruz.

– Öyle mi?

Bu ne lan?

Catherine! Lanet olsun!

– Yüzün iyi mi?

– İyi. Yine ağrıyor mu?

Bir şeyler içmek iyi mi geliyor kötü mü?

– Genelde iyi.

– Doktora gittin mi?

Bir sürü doktora gittim. Dermatoloğa gittim, dişçiye gittim KBB’ye gittim. Röntgen ve MR çektirdim. Sonuç?

Hiç. Bana psikosomatik gibi geldi.

– Pardon?

– Diyorum ki yarım düzine doktor sana…

– En az bir düzine. Dünya kadar doktor sende bir sorun yok diyorsa bundan başka hangi sonuca ulaşabilirsin?

Bilmiyorum, Rich.

Belki de yanılıyorlar.

Sen doktorlardan daha iyi biliyorsun. Virginia’nın portresi ne durumda?

– Rich, kes artık.

– Ne?

Merak ettim. Üzerinde çalışıyoruz dediniz. Görmek için sabırsızlanıyorum.

Senin derdin ne?

Basının göstereceği ilgiyi bir düşün. Trajediden vücut bulan o denli başarılı bir tuval. Fevkalade bir hadise olacak.

Bu ne cüret?

Sen kimsin ki gelip benimle bu şekilde konuşuyorsun?

Seni tanımıyorum bile. Ne cüretle benimle böyle konuşursun?

Hayvan herif. Arlanmaz pislik.

Üstünlük taslayıp başkalarının dertlerinden haz alıyorsun.

QUEEN OF EARTH (18)

QUEEN OF EARTH (19)

QUEEN OF EARTH (20)

Değersizsin.

Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun.

Gelip en iyi arkadaşımı beceriyorsun.

Başkalarının hayatlarına karışıyorsun. Kendi hayatının ne kadar değersiz ve sıkıcı olduğunu saklıyorsun. Ben bunu hak etmiyorum.

QUEEN OF EARTH (22)

Sadece yalnız kalmak istiyorum. Şu dünyada son kalan birkaç düzgün insanla yalnız kalmak istiyorum. Sen zayıf, açgözlü ve bencilsin.

QUEEN OF EARTH (21)

Bütün sorunların sebebi sensin. İnsanların birbirini aldatma sebebi sensin. Artık güvenli ve neşeli bir yer olmamasının sebebi sensin.

Depresyonun var olma sebebi sensin.

Ahlaksızlık, dedikodu ve yalandan kaçış olmamasının sebebi sensin.

Sen, Rich…

Babamın ölmek zorunda olmasının sebebi sensin. Çünkü böyle bir dünyada yaşayamadı. Buraya ne zaman döneceğini merak ediyordum.

QUEEN OF EARTH (23)

**

Güya burada tatil yapacaktım. Bozduysam kusura bakma. Beni neden sevmiyorsun?

Yani gerçekten neden?

Sen zengin ve şımarık birisin. Bir balonda büyümüşsün ve o balon patladığında herkesin etrafına toplanıp senin için üzülmesini bekledin.

– Sadece yalnız kalmak istemiştim.

– Hayır, istemedin. Dikkatleri üzerine çekmek istedin.

– Evet.

– Evet. Ama beni iyi tanımıyorsun. Öyle mi?

Geçen sene kendini beğenmiş biriydin. Bu sene de kendini beğenmiş birisin. Yani… Asla baban olamayacaksın, biliyor musun?

Asla olmayacaktın. Aslında ikna oldum. Yakını olmasaydın muhtemelen yanına bile yaklaşamazdın. Cat?

Ne yapıyorsun?

Dur. Kes şunu. Tamam. Peki. Cat, kes şunu. Ne yapıyorsun?

Rich, özür dilerim. Özür dilerim, Rich. Ginny?

Ginny, özür dilerim. Çok üzgünüm. Ginny, özür dilerim. Çok üzgünüm. Ortalığı dağıttım. Ortalığı dağıttım. Özür dilerim. Özür dilerim.

Lütfen bana… Lütfen bana kızma.

Beni bırakma, olur mu?

Ginny. Söz veriyorum, iyileşeceğim. Söz veriyorum. Söz veriyorum, iyileşeceğim. Tamam.

Beni bırakacak mısın?

**

– Hazır mısın?

– Hayır. Keşke hiç olmasam. Buraya geldiğim için memnunum. Onu getirmekle hata ettiysem özür dilerim.

– Adı neydi?

– Hatırlamıyorum.

– Seneye aynı zamanda?

– Şüphesiz. İyi olacaksın.

Teşekkürler.

Sen de.

Zor bir dönemden geçtiğini biliyorum. Eğer yanında olamadıysam özür dilemek istiyorum.

Belki günün birinde senin başına gelir, ben de senin yanında olmam, ödeşiriz.

Umarım. Tamam.

QUEEN OF EARTH (26)

QUEEN OF EARTH (27)

QUEEN OF EARTH (29)

QUEEN OF EARTH (25)

QUEEN OF EARTH (30)

QUEEN OF EARTH (31)

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s