MEVLÂNA’NIN RUBAİLERİ “Tam metin”

 

Bu eseri M.  Nuri GENÇOSMAN dilimize çevirmiştir.

Millî Eğitim Basımevi — İstanbul 1974

 

1

Cihandaki sıcaklıklar âşk ateşindendir.

Cefadaki yumuşaklıklar da onun vefa sütündendir.

Güneşi utandıran o ay parçasından insan utanma duygusunu kaybeder.

Ne utanmazca haller bu?

2

Cevherimiz, yakut renkli badeden değerlendi.

Elimizdeki kadeh elimizden feryade geldi;

O kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki, biz şarabın başına vurduk,

şarap da bizim başımıza vurdu!

3

Yazık ki geç kaldık ve biz hâlâ tek başımıza yapayalnız, kıyısı belirsiz bir denizdeyiz!

Gemiye binmiş gece bulutlar arasında yol alıyoruz,

Tanrı denizinde onun verdiği erdem Ve başarı ile gidiyoruz!

4

Gel!

 Senin o yanağının parıltısı şamdan mumunun ışığı değil!

 O sendeki nakışlar, sudan ve insan tohumundan değil gel!

 Kendini öfke içinde gizleme.

 Sendeki bu güzellik gizlenecek güzelliklerden değil gel!

5

Mercana can veren o söz yakutu, o renksiz şey, meğer cana ne renkler veriyor; ,

İman kandilinin de ışığını mayalandırıyor o.

Pek çok konuştuk ama ondan söz etmedik!

6

İncir satana incirini satmaktan başka ne yaraşır sevgilim!

 Gel sermest yaşıyalım, mest ölelim sevgilim!

 Mahşere de koşa koşa mest olarak varalım sevgilim!

7

önce beni çok sevdi okşadı, sonra da binlerce üzüntü içinde eritti beni!

Bana sevgisinin mavi boncuğunu verdi ama ben benliğimden geçip de o olunca, (onda yok  olunca) bırakıp kaçtı beni!

8

Bu âşk ateşi bizi pişiriyor, ve her gece harâbât semtine çekiyor sanki;

Bizi harâbât erenleriyle bir araya getiriyor ki onlardan başkası bizi bilmesin diye.

9

Ey bağların, ağaçların, otların yeşilliği!

 Ey benim ve bütün devletlilerin başımızın devleti!

Ey halvet âlemi, ey sema’ âyinleri, ey riyasızlık ve iki yüzlülük!

 Sen yanımızda olmadıktan sonra bunlar hep boş sevdalardır.

 Gel sevgili!

 Gel!

 

5

Ey salman servi!

 Göz rüzgârları değmesin sana!

 Ey cihanın iki gözü!

 kem gözler değmesin sana!

Sen, yerin ve göklerin canı olduğun için, canına rahatlıktan, esenlikten başka bir şey erişmesin!

11

Bizim toplumumuzu ve yolumuzu tutanlar, kalıbımızdan yüzlerce can fışkırdığını görürler!

Meşrebimizden bir şerbet için, öylesine sarhoş olur ki gecemizi gündüz görür!

12

Ey geceleri dünyayı dolanan ayın arayıp bulamadığı güzel!

 Aydan sana gece armağanları gelir!

Gerçi tan yerinin çevresi kızıl çehrelidir ama,

senin sararmış yanağındaki o piyadeler (serpilmiş benler) şahları mat eder.

 

13

Ey zülfünün ucu darma dağınık dilber,

ey dudağının yakutundan şekerler saçılan güzel!

Bizden ayrıldığın için pişman olduğunu söylüyorsun.

 Ey can O ne pişmanlıktır ki içi pişmanlıklarla dolu!

14

Ey ekmek uğrunda imân cevherini atan, ey bir arpaya bir hâzineyi satan zavallı!

Nemrut gönlünü İbrahime kaptırmadı, ama canını bir sivrisineğe teslim etti!

15

Ey çarh!

 türlü kötülüklerle, düzenlerle gönlümün safasını kaçırdın, bana ne oyunlar ettin!

Ama bir gün beni felek’in sofrası başında dolunay gibi olgun ye kâsesi dolgun göreceksin!

16

Bahtsız insanların acıları yerden görünmez, cehennemde yaşayanların ıstırabı uzaktan duyulmaz!

Gönlü hoş olanlarda âşk olduğunu nasıl iddia edebilirsin.

 Murada ermişlerin aş kile ne işleri var!

17

Geceleri uykumu kaçıran o sevgili, göz yaşlarıyla mihrabımın ıslanmasını istiyor!

Beni sessizce yakalayıp suya attı, ama o su benim gücümü artıran hoşuma giden bir sudur!

18

Benim öz benliğim bütünlük âleminin denizi haline gelince zerrelerin cemâli bana aydınlanır!

Âşk yolunda hep mum gibi yandığım, bütün vakitlerin bir tek vakit olmasını özlediğimdendir!

19

Yalnızca seni düşünen, hep seni sayıklayan dost, seni sevdalar arasında yalnız bırakmaz!

Senin hayale suret yeren o gönül evinde yüzlerce lâtif sevgililer, filizlendirir!

20

Sesin gönlümüze işlesin .

gece gündüz şen ve konuşkan olsun o ses!

Sesin kısılınca bizde yorgun düşelim.

 Şeker kamışı gibi tatlı olsun sesin!

21

Ey deniz gibi engin gönüllü pirimiz!

 sen cevherlerini mercanlarını saçmaya bak!

 sermayesi eksik olanlar için yol yoktur.

 Ten sedef gibi ağzını açmış, oraya mercan bile yol bulamazken ben nasıl sığayım diye^ ah çekmede!

22

Ey akan göz yaşım!

 gönlümü havalandıran o sevgiliye söyle, o bahçeme, baharıma o seyrânıma haber ver ve deki:

Eğer bir gececik olsun benim şu gecelerimi anarsan o, edep dışı hareketlerimi çok görmezsin!

23

Ey tan yeli yolda o ateş yürekliye rastlarsan bize de haber ver.

 O öyle ateş dolu, sevda dolu bir gönül ki ateşinden yüzlerce mermer taşlarını yaktı.

 Onu gördün mü?

24

Ey sevinç gecesi hep neş’eli hep şen ol!

ömrün kıyamete kadar uzansın!

İçimde dostun hayalinden öyle bir ateş var ki ey üzüntü, eğer cesaretin varsa meydana’ çık!

 25

Ey güneş gibi eşsiz sevgili gel!

 Sensiz bağın da, yaprakların da yüzleri sarıdır gel!

Âlem sensiz bir toz topraktan başka nedir?

 Bu eğlence, derneği sensiz pek soğuk gel!

26

Bizim meşrebimizden bir şerbet içenler!

 sarhoşlukla gecemizi gündüz görürler!

Mütribımızın kapısından kaçan zavallıların da kulakları hep, mezhebimizden ayrılmanın hasretini çeker!

27

Ey sevgili sevgide sana yoldaşız!

 ayağının bastığı toprak olmuşuz sanki!

Âşıklar mezhebine nasıl yaraşır ki, biz âlemi seninle görelim de seni görmeyelim!

28

Ey dost bizi artık rüyada bile görmez oldun!

 belki gelecek yıllarda da bir daha görmeyeceksin!

Ey gece!

Bize doğru ne zaman bakacak olsan, tan yeri ağarmadan önce bizi göremezsin!

29

Kendimi mest olarak bir düzenle oraya atayım, bakayım o cihanın canı orada mıdır?

Ya özlediğim o yurda ayağımı basarım, yahut başımı da gönlüm gibi kaptırıp giderim!

30

Gönlümü belâ yoluna koydum, sonra da sadece senin .

 arkandan yürüttüm gönlümü!

Bugün esen rüzgârdan senin kokunu duydum da buna teşekkür için, gönlümü rüzgâra verdim,

31

Atımız yokluk diyarından âşk ile yola çıktı, gecemiz hep vuslat şarabiyle aydın!

Bizim mezhebimizde yasak olmayan o meyden, yokluk sabahına kadar dudaklarımızı kuru bulmayacaksın!

32

Yanında olsam sevinçten uyuyamam, senden ayrı düşsem feryad ve iniltiden uykum gelmez!

Kutlu Tanrım!

 Ser, iki gecemde de uyanığım.

 Bu uyanıklıklar arasındaki farkı sen gör!

33

Ey gönül!

 dostun hayalinin nakşı bizimle beraber oldukça, bizim için bütün ömür bir temâşadır!

Gönlün arzusu o noktaya erişince, bir diken parçası bin hurmadan daha güzeldir!

34

Bu şeker sözlülük hep senin aşkınladır.

 Hergün sararmış nükteler dinle!

İşin bütün gece şarap vermek, hile düzen ve düşmanlık artıran yolsuzluklar.

35

Uzaktan bize nasıl görünebilirsin.

 Biz çare bulucuyuz âşk ise bizim biçaremizdir!

Can kim oluyor.

 Beşikte yatan zavallı bir çocuğumuz, gönül ‘kimdir!

 Bir garip ve avare konuğumuz.

36

E sevgili!

 Kulunu öldürmek için hırçınlaşma gel!

 Gel de bildiğin gibi gözümüzü boyamaya bak!

Ey her yerde düzenler öğrenmiş, olan sevgili, gel!

 bir düzen de benim için uydur!

37

Tanrı mademki bize ayrılık yazısı yazmıştı, bu savaşlarımız, bu dargınlıklarımız neyeydi?

Kötü isem zahmetimden kurtulurdun; iyi isem birlikte yaşadığımız günleri anardın!

38

Bana aşktan başkası yoldaş olmadı.

 Ne dünyaya gelmeden önce, ne de daha sonra aşksız yaşadım!

İçimden bir ses bana can verir ve derki: ey âşk yolunun olgun yolcusu bana kapıyı aç!

39

Bir derviş beni el çırpan, oynayan bir adam haline getirdi;

beni ululuktan, akıldan, ve candan yoksun eyledi!

Nihayet onun gönlü benim gönlüm gibi oldu.

 Beni dilediği kalıba soktu (yeniden yoğurdu).

 40

Bizim gönlümüzün dumanı sevda nişanıdır ey gönül!

 O duman ki gönülden tütmektedir ey gönül!

 Gönülden gönüle çarpan her kan dalgası ‘sanki gönül değil bir denizdir.

 Ey gönül!

41

Başında meyden perişanlıklar var.

 Dudağının şekeri de gittikçe tatlılaşmakta!

Ey saki bana arka arkaya söz verdin ama korkarım ki

şu anda bütün bu sözleşmeler meydana çıkacak!

42

O tutkun aşıkın gözlerini benim gözümde seyret!

 Sen bu eşsiz nükteyi iyi dinle!

Onun nerkis gözlerinin henüz içmediği kanlar, bak ki benim gözlerimden nasıl akıyor!

43

Senin canının içinde bir can var, o canı ara!

 Dağının içinde bir hazine var, o hâzineyi ara!

Yürüyen dervişi arıyorsan onu senden dışarıda arama, kendi nefsinde ara!

44

Güzel sakiyi düşümde gördüm.

 Billur kadehi elinde tutmuş.

 Onun hayaline dedim ki, kadehe o kadar düşkün müsün?

 Eğer öyle ise seni bizim pirimizin yerine geçirelim.

 

45

Ey gönül sakın kendini gama kaptırma!

 cihanda yabancılarla düşüp kalkma!

Eğer bir dal pırasa ve bir parça ekmekle yetinebilirsen tl alemin (mağrur) bıyıklarına pırasa kadar değer vermezsin!

46

Tanbur bir kere inlemeye başladı mı, gönül başsız, ayaksız bir halde onun kapısında zincir olur!

Çünkü, onun tel inde, gizli bir ses, gel ey aranan yoldaş gel diye çağırır!

47

Halvet gecesinin aşıkı hep gizlenme peşindedir.

 O çok kere yıldızları bile yanlış görür!

Çünkü vuslat gecesinde aşığın gözü göz bebeğinden bile rahatsız olur!

48

Aşık bütün yıl mest ve perişan olsun!

 Divane, kendinden geçmiş şaşkın olsun!

Her şeyin tasasını ayık iken çekeriz.

 Mademki mest olduk ne olacaksa olsun!

49

Bizim Peygamberimizin yolu âşk yoludur.

 Biz aşkın çocuğuyuz âşk da bizim annemiz!

Ey çadırımızın altında gizlenmiş olan annemiz!

 Sen bizim kâfir tabiatımız yüzünden saklandın!

50

Senin aşkın Türkü de, Arabi da öldürdü.

 Ben o şehitlerin, o gazilerin kölesiyim!

“Hiç kimse elimden canını kurtaramaz” diyordu.

 Doğru da söyledi.

 Ey gönül, kendini bu oyunlardan kurtar!

51

Bir ömür boyunca gül bahçeni göremedik.

 O nerkis, mahmur ve mest gözlerini göremedik;

Sen (vefa) gibi halkdan gizleniyorsun, biz de çoktan beridir gül yanağına hasretiz.

52

Gam kim oluyor ki onu analım.

 Gönülde ne var ki, toprak üstüne yazalım onu!

Gam bir bademdir, fakat çok özsüz (içi boş) !

 eğer baş eğmezse ona bir öz ve iç bulalım!

53

Ömür biterse Tanrı başka bir ömür verir.

 Geçici ömür ölümünle biter ama, ölümsüz ömür var!

Âşk, bengisudur.

 Bu suya gel!

 Bu denizden gelen her damla başka bir hayattır!

54

Ben ölürsem siz beni getirin, ölü bedenimi sevgilime teslim edin!

 Eğer o solmuş dudaklarıma bir öpücük kondurur,

ben de hemen dirilirsem buna hayret etmeyin!

Zemane bu teraneyi kısa keser; bir gün, fenâ kurdu bu sürüyü paralar!

Herkesin başında bir böbürlenme havası eser,

ama ecel sillesi de bir gün onların kafasına iner!

56

Bu semtten koku almıyorsan.

gelme!

 Bu ırmakta soyunacaksan gelme!

Bütün yönlerin geldiği o yönde kal da bu yöne gelme!

56      

Bizi yaratan ne güzel,, ne tatlı yaratmış.

 Bizi kuru cesetler gibi değil, canlı kılmış!

Ulu Tanrımız dilerse cömertliği yönünden bizi bağışlar ve geldiğimiz gibi geri gönderir!

58

Güzel huylu dilberi sınadım.

 O duru ırmağı kara seller bulandırmamış!

Bana bir gün bile kaşlarını çatmadı.

 Onu ölümsüz bir hayat gibi yaşatayım!

59

Ben bir toz parçasıyım.

 Senin, yüzün de benim güneşim.

 Ben gam hastasıyım, sen de biricik dermanımsın!

 Kolsuz kanatsız peşinden koşuyorum.

 Ben bir saman çöpüyüm sen de benim kehrubâm!

60

Tanrım geçen suçlarıma tövbe ediyorum.

 Sen kendinden geçmiş aşıkın özrünü kabul edecek misin?

Benim pişmanlığım bile her ne kadar azgınlık ve cefa ise de Tanrı affetsin, Tanrı affetsin beni!

61

Bizin şu topraktan tenimiz feleğin nurudur.

 Bizdeki Çeviklik melekleri kıskandırır!

Kâh temizliğimize melekler imrenir, kâh pervasızlığımızdan şeytanlar kaçar.

57      

Ey yolcu!

seferin nereye!

 Hangi diyara böyle?

 Her nereye gitsen gönlümüzdesin!

O denizin gamını daha ne kadar çekeceksin.

 Balık gibi kurumuş dudakların hâlâ denizi sayıklıyor!

63

Şeytan insanın canına musallat olunca çektiği (lahavle) lerin faydası olur mu?

Ama vaktinde gamlı zamanlarında lâhavle çekenler sonradan uzun boylu lâhavle çekmekten kürtulmuş olurlar!

64

Birkaç kere taklit yoliyle kendimi seçtim.

 Kendimde olduğum zaman kendimi lâyık bulmadım!

Kendimi görmeden önce daima kendi adımı işitirdim.

 Ama kendimi ancak kendimden geçtikten sonra görebildim!

65

Musa, bu sürüye acayip bir asadır.

 Eğer bu varlıkları yutmak isterse bir lokma eder!

O ne düğün eder, ne de kanlı savaş.

 Bu ahengi her akıl kâvrayamaz!

66

Rebab’tan fışkıran İsrâfil sesi, kebab olmuş yürekleri tazelendirdi, yeniden onlara can verdi!

O boğulmuş bitkin sevdalar, suda balıklar gibi oynaşmaya başladı.

67

Bugün de her gün gibi harap ve bitkiniz; hele düşünce kapısını açma da rebabı eline al!

Sevgilinin cemali mihrab olana yüz türlü namaz, niyaz, rüku ve secde vardır!

68

Bugün de her gün gibi harabız, harap.

 Kıyamete kadar da bu selden kendimizi kurtaramayacağız!

Ay ışığı gece parladı, uykunun boynunu vurdu.

 Mehtabın kan dökmekten ne korkusu var?

69

Bu gece dostlar hatırı için uyuma!

 gecenin kulağından tut kaldır da uyuma!

Uyuyan fitne daha iyidir derler.

 Sen uyanıkken daha güzelsin!

Fitneye doğru koşma, uyuma!

70

Kuruntuyu bırak da kendini uyutmaya bak!

 Çünkü kuruntu Ayın yüzünde perdedir!

Gönül Aya benzer, içindeki düşünceleri bırak.

 Artık o üzüntüleri toptan suya at!

71

Bir an vardır ki, felek seninle gülüp oynamaya başlar.

 İnsan oğlunu çıldırtsa çok mu?

Ben, canım tenimde oldukça sana kul olacağım, ama sen istersen beni iste!

 istersen isteme!

72

Ey gönül birkaç gün tanyeri ağanncaya kadar uyuma!

 Ay gibi güneşin hasretiyle yan da uyuma!

Kova gibi bu karanlık kuyuya dal, olaki (Yusuf gibi), kuyunun başına çıkarsın uyuma!

73

Ey nar çiçeği yüzüne vurgun olan güzel!

 Ey dudaklarının mercanı inci saçan sevgili uyuma!

Ey mahmur bakışlı, nerkis gözleri kan içen dilber!

 Bü gece eğlence gecesidir sakın uyuma!

74

Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma!

 Ey taze baharın rengi, gül bahçesinin saf ası uyuma!

Ey kan içen mahmur gözler, uyumayın!

 Bu gece sevinç ve neş’e gecesidir.

 Sakın uyuma!

75

Ey yoklama kapısında geç kalmış zavallı!

 Çocuklar koşsa bile sen (onlar gibi) acele etme!

 önce geçip gidenlerden birkaçı geri kalmıştır, ama onlara bakma bu sefer desıra şenindir.

 Rebaba sarıl!

76

Ey bir eşi daha olmayan sevgili uyuma!

 Ey işleri düzelten yoldaş uyuma!

Bu gece senden yüz ışık parlayacak.

 Aman sen gel de bari uyuma!

77

Ey ay parçası!

 böyle bir gecede sen de ay gibi uyanık dur!

Dönen çarh gibi uzaklarda dolan da uyuma!

Bizim uyanık kalmamız aleme çerağ olur.

 Bir gececik bu çerağı bekle de uyuma!

78

Ey benim sevgili Yusuf’um ben senin Yakub’unum!

 Ey benim canımın sağlığı ben senin Eyüb’ünüm!

Ama ne yapayım ki, sen herkesin sevgilisi olmuşsun!

 Bari ben elimi çırpayım sen de ayağını yere vurarak oyna!

79

Bu gece bir anda perdeleri kaldır, her iki cihandan da bir tüy bırakma bu gece!

Dün candan, gönülden söz ediyordun, bunları (canla, gönülü) bitkin bir halde feryad ve figanla önüne bırakıyorum bu gece.

.

80

İssiz, güçsüz oturma, gel çabuk herkesle kaynaş!

 işsizlik insanı ya alçaltır, yahut vaktini spyâ verir.

 Semâ ehlinden bir rebâb sesi geliyor.

 O ermişlerin halkasına koş, onlara katıl!

81

Uyku geldi ama uykunun yeri gözde değil.

 Çünkü göz senin yüzünden hep ateş ve su ile doludur.

 Uyku, gönül tarafına geçti, fakat orayı civa gibi gördü; ten tarafına gitti, orayı harap ama nasıl harap buldu!

82

Bu rebâbm sesi neler söyler bilir misin?

 Arkamdan gel de yolu öğren diyor!

Çünkü, yanlış yoldan gider, doğru yönüne çıkarsın; soru yoluna gider, cevap yönüne varırsın!

83

Yine o tatlı su incisinin hayali gözümde belirdi.

 Halbuki o anda durmadan yaşlar akıyordu gözümden.

 Gizlice gözlerimin kulaklarına şu sırrı, fısıldadım.

 Çok değerli bir konuk var, bol şarap getir!

84

Gönül sana kavuşma hevesiyle sanki rebabtır rebab; bedenimin her parçası gönül ateşinden kebabtır kebab,

Sevgili bizim derdimizden susmuş ama o susmada iki yüz cevap vardır cevap.

85

Sâki sevaba girmek için bir şarap sun!

 Öyle bir şarap olsun ki, ne su, ne de toprak görmüş olsun!

Ben beden hastası değil, gönül hastasıyım.

 Şerbet neye yarar.

 Sen şarap ver şarap!

86

Tanrı’yı takdis ederim ki, ey tatlı su incisi, benimle Ben her yönden daima birbirimizle karşıyız!

Ben senin bahtın gibiyim, hiç uyumam; sen de benim bahtım gibi hep uykudasın!

87

Gece rüzgâr gibi, su gibi şehrin çevresini dolaşırım.

 §ehir çevresinde dolaşanların uykusu gelmez derler.

 Herşeyi yerinde ariyan ancak (akıl) dır.

 Sen mest ve harap bir zavallıda akıl ve edep arama!

88

Gece oldu bu yürekte ne ateşler var; acaba gün mü doğmuş, sabah mı başlamış sandım!

Aşkın gözünde hiç gündüzle gece bir araya gelir mi?

 Bu âşk gözü ne garip bir bekleyiş heyecanı içindedir!

89

Sonsuzluk ve bahtiyarlık istiyorsan uyuma!

 Sevgilinin âşk âteşiyle yan da uyuma!

Yüz geçe uyudun neticesinde ne gördün.

 Allah için olsun bari bu gece sabaha kadar uyuma!

Ey uyku!

 en tatlı bir bengi su bile olsan git, bu gece bizimle işin yok senin!

Ey uyku!

 bu gece başının tüyleri sayısınca başın olsa da hiçbirini gösterme ve başını kaşıma!

 görünme bize!

91

Aşıklara yaraşan bir coşkunluk geldi.

 Acele yerinden fırladı.

 Ruhu doğruluğun gül bahçesinden parladı.

 Bütün kadılar üstüne yürüdü.

 Bugün kadıya can verecek olan bengi suyu ara diyordu.

92

Sırlara ermiş erenler bu gece sarhoşturlar.

 Sevgili ile beraber halvete çekilmişlerdir bu gece!

Ey yabancı varlık!

 bu yoldan çekil!

 yabancıların yanımızda olması bu gece bize sıkıntı verir!

93

Sevgili gel bize yoldaş ol, bize yâr ol uyuma!

 Ey gül bahçesinin sarhoş bülbülü uyuma!

Garip dostları gözet de uyuma: bu gece bağış gecesidir, sakın uyuma!

94

Bengi su, su ile toprak arasında gizlenmiştir,

gönüldeki sevgide, ayrılık ve üzüntü nişanesi yok!

Bu kadar utangaçlık neden?

 Ortada utangaç yok.

 Sen bu yolu kes ki, (buradan) gönül yolu görünmez olmuştur!

95

Evet ey sevgili!

 yine ne bahaneler ettin bize!

 uyku gelince seni elimizden kapıp aldı.

Güzelce uyu!

 ben tanyeri ağarıncaya kadar bekleyeceğim;

feryad o senin uykuya bulanmış nerkislerinden feryad, diye inleyeceğim!

96

Gönlün o kadar hile tuzağı kurdu ki, beni ve seni rahmet gözünden düşürdü.

 Firavun gibi Tanrı’yı tanımadı.

 Kar gibi âlemi kapladı kasıp kavurdu!

97

Yarİn kulağındaki halkadan gönlümün haberi var.

 Gönül onun âşk halkasında bütün halkalardan daha bağlıdır!

Çarhın altı da üstü de onun gamıyla dolu.

 Güneş gibi her zerrenin altını üstüne çevirmiştir O.

98

Söz verip de O, benim ayaklarıma kapanmıştır deme.

 Benim verdiğim söz de senin zülfün gibi karmakarışıktır!

Ya o şeker kutusu senin dudaklarındadır deme;

yahut da dudağındaki ateşin ağzında olduğunu söyleme!

99

Bana bütün dileklerimden vazgeçmek kolaydır.

 Canımızın canı olan tek’ sevgiliden başka herkes getirdiğini sana getirir.

 Senden bir an bile bir şey götürmek kimin elinden gelir.

 100

Mademki bizden başkalarını görmeye vaktimiz ve imkânımız vardır.

 O halde biz biricik yaratık değiliz ve işimiz sayılarla, çokluk âlemi iledir!

İyiyi, kötüyü anlarız ki, bu en iyi tarafımızdır.

 Kendini bilmeyen gönüller ise işkence altındadır!

101

Yârsızlıktan daha ince bir yâr yoktur, işsizlikten daha güzel bir iş yoktur!

İnsan düzenden hileden yakasını kurtardı mı, Tanrıya and içerim ki, ondan; daha uslu akıllı kimse yoktur!

102

Nuh’tan miras kalan bir kurtuluş gemisi vardır ki, hep hayat denizinde dolaşır!

Gönülde filizlenen bitkiler hep o denizden fışkırmıştır.

 Ama onların gönül gibi ne şekli, ne de yönü vardır!

103

Dostun sevgisinden kabıma sığamıyorum.

 Şahım çok yücedir diye içim içime sığmıyor!

Sevgilinin yaşayışı her zaman sevenin arzusuna uymaz.

 Ama sevenin muradına uygun yaşıyan sevgili tam istenilen sevgilidir!

104

Gamsız odur ki azda, çokta gözü yoktur.

 Zenginlik, dervişlik peşinde değildir!

Cihanın üzüntüsünden, cihan halkından uzaktır, kendinde benlikten zerre kalmamıştır!

105

Gözlerim seni kaybettiği için çok yaşlı.

 Gönlüm seni andığı için pek hasretli!

Zamanımızda hiç giden geri geldi mi?

 Bu ne kadar uzak!

 Hiç geçen vakit geri döner mi?

 Ne uzak şey!

106

Gönlüm beni kavgaya saldı, kaçtı.

 Ona sevda yönünden can geldi ama ortadan kayboldu!

O ürkek Zöhre yıldızı bendeki ateşi görünce kopuzunu bırakıp çabucak bir tarafa sıvıştı!

107

Onun üstüne çok feryad ettim, feryadım yandı.

 Sustum susanlar gibi ama yine de beni yaktı!

Beni bütün kıyılardan dışarı sürdü.

 Araya kaçtım ama o arada yine beni yaktı.

108

Bugün ay yüzlü sevgilim bana el çırparak geldi.

 Mest, hoş, şen ve amansız bir gelişle geldi.

 Canimizin karşısında görünür, görünmez bir halde geldi.

 O böyle geldiğinden dolayı ben de bu hale geldim!

109

Bugün ne mutlu gündür ki güneş iki kat parlak, feleklerden yer yüzündekilere neşe saçılır, bugün günlerden dışarı, bambaşka bir gün.

 Ey gönlünü yitirmişler müjdeler olsun sizin çağınız geldi, sesleri gelmede!

110

Bugün ortada ben varım, elimde sabah şarabı,.

 düşe kalka yürüyor, mest dolaşıyorum!

Fidan boylu sevgilim ile mest, ve bitkin bir haldeyim.

 Bari ben yok.

 olayım da ondan başka cihanda bir varlık kalmasın!

111

Bugün bu evde öyle biri oynamaktadır ki, her olgunluk onun önünde eksiktir!

Eğer sende bunu inkâr eden bir damar kımıldandı ise.

 O Ay parçası senin o inkârında da parlamaktadır!

112

Bu gece yalnızca dostun sarayının etrafında dolaşıyorum!

Sabahlara kadar sevgilinin evinde dolanıyorum!

Çünkü onun kadehinin elinde olan bu baş kâsesi sabah şarabına yaraşmaktadır!

113

Bu gece benim gibi sevgilisini ariyan her gönül, Zühre gibi zevk ve sefaya yoldaştır!

Gül dudağının arzusiyle canım ağzına gelmiştir.

 Sus ki bu gecenin ne gece öldüğünü Allah biliri

114

Bu gece çok üzüntülü gecemdir, bu gece, sırlarla meşgul olma gecesidir!

Gönlümdeki sırlar hep yârin hayalidir.

 Ey gece çabuk geçme bari!

 İşimiz var seninle!

            :

115

Bu gece o sevgili çevik dilberin hayali geldi.

 Ten kafesinde gönlün makamını aradı;

Gönlü göremeyince çabucak hançerini çekti,

doğan pençesi gibi dosdoğru kalbime vurdu!

116

Bu gece o sonsuz devlet gecesidir.

 Gece değil, sanki Tanrıyı arayanların düğün gecesi bu!

O güzel çift birbiriyle konuşuyorlar.

 Bu gece güzel yüzlülerin hoş bir perdesidir!

117

Bu gece bütün gecelerin canı olan bir gecedir.

 Bu gece dileklerin kabul edildiği gecedir

Bu gece bağışların, nimetlerin, vergilerin saçıldığı gece,

Tanrı ile sır yoldaşı olanların gecesidir!

118

Bana geldi, sandı ki elim altınla dolu, ama altın olmadığını görünce vefasızlık etti!

Onun külağındaki hâlkâyi görünce öyle sandım ki altın olan yere kulak vermeli imiş!

119

İnsaf et, âşk iyi bir iştir.

 Bozukluk varsa, kötü huylu yaratılıştadır!

Sen şehvet ve arzularına âşk adını veriyorsun!

 Halbuki şehvetten aşka giden yol çok uzundur!

120

Senin olduğun yerde hep cefa ve keder var.

 Halbuki bizimle .

kaynaşsan hep lütuf ve vefa görürsün!

Doğru davranırsan neyimiz varsa senin olur.

 Doğruluk göstermezsen senin solunu sağma çeviririm!

121

Gönlümde, iç ve dış hep odur, Tenimde canım, damarım, kanım hep odur!

Buraya Tanrıya ortak koşma ve iman bir arada nasıl sigar.

 Benim varlığım benzersiz olur.

 Çünkü hepsi odur!

122

Bir gamı olupta söylemeyenler, gönüllerindeki gamı sözle süpürebilirler!

Bu garip güle bak ki, bize neşe verdi ama ne rengini, ne de kokusunu gizliyebildi!

123

Bu sâde ateş seni yedi, yıprattı.

 Ama ikiyüz dilber sevgiliden daha güzeldir.

 O şehvet ateşi ise ne sâf ve ne de sâdedir!

Bak ki nice dilberler o ateşi arıyorlar!

124

Başımda başka bir işin himmet ve gayreti var.

 Bizim güzel sevgilimiz başka bir dilberdir!

Tanrı’ya and içerini ki biz âşk ile de yetinmiyoruz;

Bizi bu hazan mevsiminden sonra başka bir bahar bekliyor!

125

Tanrı senin gibi bir dost verdiği için kulunun can ve gönlüne bir kararsızlık vermiştir!

Sakın, Tanrının pek garip yarattığı insanlardan uygun bir iş bekleme!

126

Derneğimizin süsü, ışığı olan o güzel, şimdi meclisimizde yok, bilmiyoruz ki nerede?

O, uzun bir servi gibi levend boyludur.

 Başımıza kopacak kıyamet onun servi boyu yüzündendir!

127

0 göz ki kanla doldu, ve gam ona eş oldu, ondan uyku umma!

 O nasıl uyuyabilir ?

Bunun da bir sonu vardır, diye sanır, ama ey aşktan habersiz buna da diyecek söz var!

128

O kadar gönül kırıcı olan o acı sözler, insaf et o ağıza yaraşır mı?

Onun şirin dudakları asla acı konuşmazdı.

 Belki bu tatsız sözler benim bahtımın çoraklığındandır!

129

O âşk timsali, kırlara doğru koşturuyordu.

 Gönlüm onu görünce ileri geri cilveleşmesinden hemen tanıdı!

Ve kendi kendine, “Suretten kurtulunca, aşkın sureti ile nasıl sevişeceğim!” dedi!

130

Senin heves fidanından filizlenen o çiçekler ki serhoşlar gibi her daldan, her kapıdan sarkmaktadır.

 Zevk ve safa ağacı da doğuracağı çocuklara gebe kalmıştır, çünkü o şen ve sefalı gönüllerin göz bebeğidir!

131

O yol gösterici ki onun kutlu canı ön sıradadır.

 Ve bilir ki sen bir denizsin, cihan da köpük gibidir.

 Senin âşıkın defsiz şarkısız oynar.

 Bu gece ne yapsın ki her taraf ney ve def sesleriyle dolu!

132

O ulu zat ki yükü hep taze şekerdir.

 Ama sarhoşluğu yüzünden yükünün şeker olduğundan habersizdir!

Ona sordum: o şekerden bana da bir pay verir misin?

 (ney) yani hayır dedi.

 Bilmedi ki hayır anlamına gelen (ney) de şeker kamışıdır!

133

Senin o kapın, bizim yurdumuz ve evimizdir.

 Senin o zülüflerin divane gönlümüzün bağıdır!

Her köşede bir mum ve birkaç pervane var.

 Ama bizim pervanemiz olan o mumun bir benzeri yok!

134

O nedir ki suretinde lezzet vardır.

O nedir ki onsuz suret bulanık görünür!

Bir an onun suretinden nişan belirir; bir an da mekânsızlık âleminden suret gösterir!

135

Sıfat nakışları içinde kapalı olan o ruh, Tanrı zatında Mustafa’nın ışığından parladı!

Sevinçle yürümeye bağladığı çağlarda diyordu ki, Mustafa’nın ruhunun şad olması için salâvat getirin!

130

Dünya ile işi olanlar bu erlerden değildir.

 Çünkü bizim bu sanatımız karşılıksız iş görmek sanatıdır.

 Hırsızların, yankesicilerin yolu olan bir yolda, zenginlerin, altın sahiplerinin ne işi var?

137

O mağrur gözler ışık peşinde değildir.

 Sanmayasın ki

uykuda fitneler kurmaktadır!

Dün gözümüzden çok yaşlar akıttık.

 Bugün bak ki o yaşlar yüzlerce akar su olmuştur!

138

O ekşi yüzlünün böyle bir hali yoktur.

 Burada onun, işi gücü hep konuşmak ,yemek içmektir!

Bu yüce feleklerle ilgisi olan bir kimsenin yer yüzünde de işi olması şaşılacak şey değildir!

139

O nedir ki, sema âlemlerine şeref verir.

 O nedir ki gidince mahvolup gitmiştir!

Gizlice gelir, gider ama herkes bilir ki bu sema zevkleri ney veya def seslerinden değildir!

140

Seni düşte gördüğüm o gece belirli bir geceydi.

 Nasıl gündüz oldu?

 Çünkü, gündüzleri gönül hep kaygılarla doludur.

 Tıpkı uyurken düşünde Hindistan’ı gören fil gibi.

 Bağından sıçrayıp kurtulan!

 ö filin kuvveti kimde vardır?

141

Kötü huylu kullardan kaçmıyan o Ay yüzlü güzel, edep dışı hareketlerden, yüz türlü suçlardan da kaçınmadı.

 Buna lûtuftur deme!

 Belki, o bir denizdir diyebilirsin!

Çünkü bizden kara şeytanları bile kaçtığı halde o kaçmadı!

142

O cihanı tutuşturan güzellik, o yüce mertebe, o neşenin ışığı olan gidi çehre, bugün bizimle birliktedir!

Onunla hoşça kalalım.

 Dün gitti, evvelsi gün geçti, gün bugündür!

143

O ulu başkanımız ki ayağının toprağı başlar tacıdır.

 Ondan ayrılmaklığını bana ölümden beterdir dedim, işte benim şu sararmış yüzüm ona tanık olarak dedi ki: yanağına gül demenin ne yeri var.

 Onun işi altın gibidir, (lâtif ve parlaktır.)

144

Bizim kadımız başka kadılar gibi değildir.

 Onun meyli, atlas tarafına dönmüş bir makas gibi değildir.

 Bizim kadımız ilk günde âşık olmuştur.

 Başkasıyla âşk yolunda hüküm ve karar vermeye yanaşmaz!

145

Seni dış göziyle gören gafil, kendi sakal ve bıyığına gülmüştür.

 Seni .

kendisiyle kıyaslıyan o miskinin gözlerinde ne dikenler.

 vardır!

İ46

Âşıklık sırrından habersiz olanlar, âşıklar arasında sırlarını açıklamakla şöhret bulmuşlardır!

Namus düşüncesiyle aşkını gizliyenlerin de ayrılık derdiyle alt üst oldukları aşikârdır!

147

Güzel yüzü perileri kıskandıran o güzel, bir seher vakti geldi, gönlüme baktı!

Sabaha kadar o ağladı, ben ağladım.

 Sordu, acaba bu ikimizden hangimiz âşıkız?

148

Gam ortağın senin başını kesendir, başına külâh giydiren de yankesicidir!

Senin sırtında bâr olan, sana yüklerle mal bağışlıyan, dostun da seni sensiz kılandır!

149

O kimse ki, sana gam ortağı olmaya umut bağlamıştır.

 O, sana kan sunmaktadır.

 Sakın içme!

 İyi ve  mesut günlerinde bütün dünya dostundur.

 Gam gecesinde dost olanlar ise pek az bulunur!

150

Beni senin etrafında döndüren o anda sâki, şarap, kadeh ve devran vardı!

Sana ihsan yönünden bir tecelli nuru parladığı zaman da (can)İmran’ın oğlu Musa gibi hayret içinde kalmıştı!

151

Senin sesin, İsrafil’in üfleyeceği sûrdan bir armağandır.

 Onda her hasta gönülün gücü ve gıdası vardır.

 Sen sesini yükselt ki her nerede âmir ve memur varsa seslerini kessinler!

152

Bu mevsim, bahar değil başka bir mevsimdir.

 Gözdeki her mahmurluk başka bir kavuşmanın sonucudur

Bütün ağaçlar sallanırsa da her dalın oynaşması başka bir sebeptendir!

153

Sana kutlu nefesini veren bu gönül dostu, bir gün sevgiliye erişmek umudunu da vermektedir!

Sen son nefesine kadar onun sunduğu meyi iç!

 Çünkü o işveden değil, kereminden sunmaktadır!

154

Bizim bu sarhoşluğumuz kızıl şaraptan değil!

 Bu şarap da sevda kadehinden başka bir kaba sığmaz.

 Sen şimdi gelmiş benim şarabımı dökmek istiyorsun!

 Halbuki ben öyle bir sarhoşum ki şarabım meydanda yok.

155

Âşıkların bu nağraları sevinç ışığındandır.

 Mum gelince pervanenin durgunlaşması acaip değil midir?

 İşte bir mum ki gecelerden de gündüzden de parlak!

 Koş ey can!

 Çünkü can ışığı seni aramaktadır!

156

Bu hoş sesler benim o parlak yıldızımın tarafından geliyor.

 Bu güzel kokular, benim gül bahçemin, bostanımın kokuları.

 Benim canımda ve gönlümde yer tutmuş olan o sevgili, nereye giderse gitsin benim öz malimdir o!

157

Bu kırık testiyi andıran tenim, gönül kadehidir.

 Olgun fikirlerim de henüz vakti gelmemiş gönül şarabıdır.

 Bu bilgi taneleri hep gönül tuzağı, söylediğim bu sözler de gönül haberleridir!

158

Bizim görebildiğimiz şu yüce çarhı felekler, Tanrının kudreti elinde bir asâdan daha önemsizdir!

Eğer her zerre ve her damla bir timsah olsa bunların hepsi onun deryasının limanında bir balık gibi kalırdı.

159

Bütün bu kadehsiz şaraplar kimindir.

 Biz tuzağa tutulmuş kuşlarız boğulmuşuz, bu tuzak kimin içindir.

 Her an âşıklara saçmak için bu kadar şeker ve fıstıklar kimin içindir!

160

Dar gönüllerdeki bu fitne nedendir?

 Bu belleri büken âşk nedendir?

 Tenimin kalıbındaki, gece gündüz benimle, onun yolunda cenkleşen bu gönlün savaşı nedendir?

161

Sinemizin bu yanıp tutuşması hep onun elemindendir.

 Bugünkü hastalığımız da onun ateşindendir!

Hekim ne demişse ondan sakınalım.

 Ancak onun dudağındaki mey ve şekerden başkasını içmiyelim!

162

Bize gösterdiğin bu naz ve cilveler başka bir nurdandır.

 Düşündüğün şeyler, başka düşüncelere geçmek içindir.

 Her ne zaman onun şirinliğinden söz açmak istesen bu sefer de başka bir kavga çıkar!

163

Bu âşk bir padişahtır ama bayrağı meydanda değil!

 Kur’an-ı (hak) dır ama âyeti ortada yok!

Her âşık bir avcıdan bir ok yemiştir.

 Kan içer, ama yarasını belli etmez!

164

Ey özden habersiz gafil!

 sen hâlâ kabukla öğünüyorsun!

 Dikkat et ki sevgilin canının içindedir !

Bedenin özü duygular, duyguların özü de candır.

 Sen eğer tende duygudan ve candan geçersen hep onu (Ulu varlığı) bulursun!

165

Ey bu cihanda senden daha temiz, daha hoş, daha güzel ve lâtif bir vatlık olmayan sevgili!

 Bu yolda bu dedikodular çok olacaktır.

 Ama sen bizimle nasılsın?

 Başka şeyden korkumuz yok!

166

Ey gerçek denizin mercanı, hakiki incisi!

 Ey doğruluk makamında candan, dünya sevdasından el çekmiş ulu zat!

 Ey gerçek ruh üstadı ve ruhu arttıran pirimiz!

 Senin geç gelmen çok yerinde olmuştur.

 Geç geldin ama, iyi geldin.

 

167

Ey akıl git!

 Burada hiçbir akıllı yok.

 Bir kıl bile olsan, burada sığacak yer yok sana!

Artık gün doğdu, gün.

 Parlıyan her ışık güneş ışığında berbat olmaya mahkûmdur!

168

Ey harmanı bengi sudan canlanmış başaklarla dolu olan ulu varlık!

 Cihan ambarı ölülerin tohumlarıyla dolu.

 Ben işe yarar şeylerle dolu olan ambarları istemiyorum.

 Bu gece kendi harmanım için bir berat yaz bana!

169

Ey sevgili yapma!

 Bu günlerin de bir sonu var.

 İyilik, kötülük er geç aydın sabahlar gibi meydana çıkar!

Âşk mezhebinde hiyanet yaraşmaz.

 Ben hep dürüst davranayım ,sen eğri yürü!

 Bu doğru olur mu?

170

Ey ten!

 Böyle bir can seninle beraber oldukça sen ölmezsin.

 Ey düşünce!

 Böyle imân seninle beraber olduktan sonra sevin keyfine bak!

Kadın yapılı kimselerden çok bıktın ama sen erkek yaratılışlısın.

 Erenlerin himmeti seninle beraberdir!

171

Ey kâfir huylu nefsin havasına uymuş gafil!

 §u uygunsuz halinden ibret almıyor musun?

Bir hayır işledin, şu sahte tulumdan bir su dağıttın ama bu hayrınla bütün şehir, halkım susuz bıraktın!

172

Ey gönlümü çiçeklerle, yaseminlerle dolduran güzel!

 Senin mertebene göre onlar kimdir ki?

 Hiç benim gibi olabilirler mi?

Bize candan: ve cihandan geçmek zor bir şey değildir.

 Asıl çetin olan şey Senin mahallenden göçüp gitmektir!

173

Ey gece!

 Sen ne gecesin ki gündüzler senin kullarındır!

 Sen bir denizsin ki cihanın canı sana köle olmuştur.

 Bugün benim gönlümde de senin başındaki o ateşin, o fitnenin alevi yanmaktadır.

174    

Ey can!

 Senin gönlünden benim gönlüme yol vardır.

 Gönlüm hep o yolu araştırmakla meşgul!

Çünkü benim gönlüm berrak su gibi hoştur; tıpkı berrak suyun, ayın yüzüne ayna tutması gibi!

175

Ey gönül sen ve onun derdi, işte derman budur.

 Gam çek, ses çıkarma ki derman budur.

 Biraz arzular tarafına ayak basar, arzularını çiğnersen, nefis köpeğini öldürmüş olursun, işte kurban da budur !

176

Ey gönlüme yuva yapmış olan, güzel!

 Orada oturma zamanı geçti.

 Ey tövbesini bozanlar, artık tövbeyi bozma mevsimi geldi!

 O gül renkli şarap öyle bir renge girdi ki, gül gibi elden ele dolaşma zamanı yaklaştı!

177

Ey sâki, eğer bir saadet varsa o da senin saadetindir.

 Sen can ve gönülsün, can ve gönül de senin için mest olmuştur.

 Aşkın başımızda oynamakta sen de el çırpmaya bak ki sonuna kadar sıra şenindir!

178

Ey can sâkisi!

 Çalgıcımıza ne oldu ki artık yanımıza uğramaz oldu.

 Acaba yolunu kim kesti.

 O bilirki aşkın iyi, kötü halleri vardır.

 Ama aşkın iyi hallerini dile getirmekte de çalgıcının bir yardımı olur.

179

Ey sabahleyin mest ve çılgın olarak gelen (sevgili)!

Anlaşılıyor ki dün geceki şarap seni tutmuş!

Bugün perişansın, gezip dolaşma günü değil.

 Serhoş serhoş evde büzülüp oturmak daha uygun düşer!

180

Ey kul, bil ki doğunun: önderi ve ulusu budur!

 Ezel semasından cevherler yağdıran şimşek budur.

 Sen her ne söylersen ancak benzetme yoliyle söylüyorsun.

 Halbuki o göziyle görerek konuşuyor, aradaki fark, da budur!

181

Ey güzel yüzü cihan güzellerini imrendiren sevgili!

 Ey kaşları zahitler kıblesi olan dilber!

 Kendini bütün sıfatlardan soydum senin o saf ırmağında çırçıplak olduğum halde, yüzeyim ve boğulayım!

182

Ey dudağının deryasındaki sedefler, ey ayaklan ucuna dökülmüş mücevherler!

 Yol kesen eşkiyanın elinden canım ağzıma geldi.

 Eğer yol vermezsen vay bana, vay o senin dudaklarına!

183

Ey donuk fikirli!

 Senin ayağın bağsız değildir.

 Görüyorsun ki, hareket de bir sırdır!

Hareket halinde sıkıntı genişliğe döner.

 İşte kuyu suyu ile, ırmak suyu biribirinden bu yönden ayrıdır!

184

Ey can!

 Acaba kini olduğundan haberin var mı?

 Ey gönül sendeki konuğun kim olduğunu biliyor musun?

 Ey beden!

 Seri her hileye bir yol arıyorsun.

 Seni kendine çeken odur, seni arayanın kim olduğunu anla!

185

Ey gece!

 Senin şarabından bana sarhoşluk yok;

benim uykusuzluğum da mânâsız veya hokkabazlık değil.

 Uykum melek gibi göklere uçmuştur.

 Onu bu alçak âlemde çok abadım ama burada yok.

186

Geri gel!

 Sevgili sözünde durmaktadır.

 Yüzlerce vefasız gibi senin sevgiliden yüz çevirmiş değildir.

 Senin bir tek canın olduğu halde sevgide vefalısın.

 Ya o canların canı olan can nasıl olur da vefasızlık eder!

187

Yağmur .

önce bir gönlü yanık aşıkın üzerine yağdı.

 Çok yağınca da âşık çabucak eve kaçtı, ördek, güzel  güzel kanat çırparak yalvardı, onu benim üzerime yağdır; çünkü benim canımı “Tanrı sudan yarattı.” diye!

188

Gündüzle savaş halindeyiz.

 Gün nasıl geçti diye.

 Irmakta sel, kırlarda yel gibi geçti günlerimiz!

Bayi bu gece oturalım da sabaha kadar tasları, leğenleri çalalım çünkü o Ay tutuldu!

189

Servilikten bir sarhoş ayağı geçiyordu, bir el de deste deste gül toplıyordu!

Ecel tuzağının ağzını açıp kapamasiyle birlikte o el koptu, o ayak kırıldı!

190

Rüzgâr esti, sarhoşların başına gül saçtı.

 Yar geldi dostların kadehine mey koyuldu.

 Taze sünbül attarların keyfini kaçırdı, sarhoş nerkisler ayıkların kanını döktü!

191

Ben artık azlığa da, yokluğa da yabancıyım.

 Her ikisinden de1 el çekmekliğim mertçe bir hareket değil mi?

 Hâlâ gönlümde garip duygulardan divane olmadımsa, bu ancak divâneliktendir!

192

İçimden dedim ki: “gönül onun yüzünden Ceyhun ırmağına dönmüştür.

 Dilberin yüzü ekşimiş, seninle arası açılmıştır.

 Gönlüm gülerek cevap verdi: “Bu bir masaldır” dedi.

 Bilmem ki şekerin ekşisi nasıl olur?

193

Âşk ile kemer üstüne külâh dikmek hoştur.

 Zurna sesiyle ciğer dağlamak hoştur!

Ey çalgıcı!

 Sabahlara kadar ney ve zil seslerini dile getir ki böyle * bir: zevk ile sabahlamak hoştur!

194

Âşk ile birlikte yağa ki senin mâdeninin cevheridir,

öyle bir insanı ara ki sonuna kadar senin olsun.

 Canının gamı olanları canım diye çağırma!

 Senin ekmeğini de verse onu kendine harâm et!

195

Seninle dilsiz konuşmak istiyorum.

 Sözlerimizin bütün kulaklardan gizli olmasını istiyorum !

Benim sözlerimi senin kulaklarından başkası işitmesin,

her ne kadar halk arasında söylesem bile, kimse duymasın!

196

Birlikte oturduğun dostlarla bir gönül topluluğuna eremezsen, onlar senden su ve toprak sıkıntısını gidermezse, öyle dostlarla düşüp kalkmaktan vazgeç!

 Yoksa kerem sahibi kimseler sana canlarını-helâl etmezler!

197

Dost benim düşmanımla çok oturunca, artık bana dostla birlikte oturmak yakışmaz.

 Dikenle birlikte oturan gülden sakın, yılanla beraber yaşıyan sinekten uzak kaç!

198

Sen şu iki günlük can ile nasıl birleşiyorsun.

 Sana ölümden konuşmak yaraşmıyor gayrı!

Can bir menzil aramaktadır.

 O menzil de ölümdür.

 Ama senin eşeğin yol ortasında yatmış.

199

Ayağını tutmuşum, eline elim yetmiyor.

Kimden derman arayayım ki gönlüm senin sevginle hasta!

Bir de beni kınıyorsun; yüreğinde kudretin (suyun) kalmadı mı diyorsun.

 Yüreğimde olmasa bile ne çıkar?

 Kirpiklerimde bol bol var!

200

Neyle konuştum, dedim ki, sana kim cefa etti böyle.

 Böyle hiç konuşmadan feryatlar, iniltiler neden?

 Ney, cevap verdi: Beni bir şeker dudaklıdan ayırdılar.

 Feryatsız, figansız yaşamayı bilemiyorum ki.

201

Geceye dedim ki, eğer senin Aya karşı imanını varsa böyle çabuk geçmen bir noksanlıktır!

Gece, yüzünü bana çevirdi, dedi ki: Bizim ne günahımız var.

Çünkü aşkın sonu yoktur!

202

Sevgili, bana vuslat dudağını yummuş, gönlümü işkencelerle kırmıştır.

 Bundan böyle dostun kapısında ben ve gönül kırıklığı birlikte bulunuyoruz.

 Ama gönlü kırık bir âşık nasıl sever?

203

Ezel sofrasında halk arasında kavga vardır.

 Yerler, yedirirler, yine de o sofra bir türlü eksilmez.

 Dağa konup tekrar uçan bir kuş o dağı ne artırır, ne de eksiltir!

204

Bizde öteden beri ne yanlış hareketler, ne yanlış inançlar var.

 Aşkın deliliği, sarhoşluğu ve rüsvaylığı daima eksik olmaz.

 Ey sevgili medem ki zamaneden maksat sensin.

 Şikâyete yer yok, madem ki sen varsın, her şey vardır!

205

Kalk, o kurtuluş önderinin etrafında dolaş!

 Kâbe’deki, Arafat’taki hacılar gibi, onun çevresinden ayrılma!

 Sen taze gül gibi şu toprağa ne kızıyorsun?

 Nerede hareket varsa orada bereket vardır!

206

Her nereye baş koysam ona secde edilecek yerdir orası.

 Altı yönde de, onun dışında da Tanrı odur.

 Bağ, gül, bülbül, sema, güzel bunların hepsi birer behane, hep aranılan, istenilen O dur!

207

Çabuk koş  ki ruhların, semai başladı.

 Def sesi ile ney sesi şekerle kamış gibi biribiriyle kaynaştı.

Eski sevdaların ateşi alevlendi.

 Nerede o senin hay hayların?

 Şimdi hay hay vakti geldi.

208

Şarap küpünün ağzını kapattım, ama kokusu çıkıp gitti.

 O koku her yola, her mahalleye dağıldı!

O koku yüzünden gönüllerden ırmak gibi kanlar aktı, sonra da geldiği tarafa doğru geçip gitti!

209

Gayıp âleminin süvarisi geçip gitti, bir toz kalktı, O yerinden gitti ama kopardığı toz hâlâ yerinde!

Sen dosdoğru bak, sağa sola dönüp bakma!

 Onun tozu burada, fakat kendisi ölümsüzlük âlemindedir!

210

Damarlarımızda kan kaynadıkça bir cihana doğru yürümeli!

 Çünkü büyücü de, büyü de bizim; damarımızda.

 Damarlarımızda delilik eserleri görünse de gam değil.

 Kan nasıl uyur?

 Hele bizim damarlarımızdaki kan.

211

Yâriyle hoş geçinen yârsız kalmaz, müşteri ile iyi anlaşan iflâs etmez!

Ay geceden ürkmediği için öyle parlak kaldı.

 Gül’de dikenle uyuştuğu için o kokuyu elde etti;

212

Sabrı tükenmiş aşıkları daha çaresiz kimdir?

 Çünkü bu âşk vurgunluğunun hiçbir ilâcı yoktur!

Âşk derdinin dermanı, ne sabır ne de riyadır.

 Gerçek aşkta ne vefa ne de cefa vardır,

213

Yanağının sevdasından ta arşa kadar velveleler yükselir.

 Bağrımızda d yanakların aşkiyle gulguleler duyulur.

 Sunduğu badeden canın avucunda bülbül sesleri cıvıldar!

Gönlümüzün boynunda zülüfleri zincir zincir olmuştur.

 214

Gönlümde o perileri kıskandıran güzelin sureti yaşadıkça, şu âlemde benden daha sevinçli kim vardır?

 Tanrı bilir ki, sevinçten başka bir hisle yaşıyamam.

 Gam ve keder sesleri işitiyorum, ama bilmiyorum nedir?

215

Vefalı dilberimin sevdası beni yakaladı.

 Bir bakır gibi idim.

 O beni iksire çevirdi!

Onu bin el ile araştırıyorum, o ise elini uzattı, beni ayağımdan yakaladı!

216

Akşama kadar diyordun ki, günümüzün gecesi yoktur.

 Âşk mezhebinde aşkın yolu yoktur!

Âşk, ucu bucağı görünmeyen bir denizdir.

 Onda boğulanların feryad ve iniltisi, yalvarışı olmaz!

217

Can güneşinin yüzü parladıkça, sofu, zerreler gibi (onun çevresinde) titreyecektir!

Bu şeytan vesvesesidir, derler.

 Ama güzel şeytandır, canın hayatıdır o!

218

Zannetmiyesin ki, beni devran ve zemane öldürdü.

 Beni öldüren ancak bu bengi su pınarıdır!

Can düşmanının insanı öldürmesinde şaşılacak bir şey yok.

 Ben şuna şaşıyorum ki, beni o canımın canı öldürmüştür!

219

Ben yaşadıkça işim, gücüm hep budar.

 (Aşktır) Avcı değilim ama avım avladığım budur!

Günüm bu, çağını, durağım budur.

 Günlümün rahatı, huzurum ve gam yoldaşım budur.

220

Bu ayna renkli felek döndükçe, Âşk denizindeyiz ve kan dalgası eksik değildir!

O bir gün dışarı çıkar, bir gün çıkmaz; ama gece gündüz içeride çalışmaktadır!

221

Sende varlık sevdası bulunduğu müddetçe, sende puta tapma türesinin arkası geleceğine güvenme.

 Diyelim ki, zan ve şüphe putunu kırdın.

 Ama zan ve şüpheye tapma putu hâlâ yerinde duruyor!

222

Hoş olan yalnız onun gülümsemesi ve gül çehresi değildir.

 öfkesi, kem sözleri, söğüp sayması bile hoştur!

Başımı istiyormuş, ister vereyim, ister vermeyeyim, burada başın yeri yok; ama onun dileği hoştur!

223

Dürüst aşık, düşmanının tehdidini işitirse, bineğini çabucak Tanrı yönüne doğru sürer !

Düşman zannı ile dosttan ayrılmaz; bir hayal uğrunda gerçekten yüz çevirilmez!

224

Sen doydun ama ben daha doymadım, buna çare nedir?

 Buna bir karşılık göster!

 Sevgilinin karşılığı, bedeli nedir?

 Diyorsun ki nihayet sabra imanın var.

 Ey imanın gözü, ondan başkasına iman nedir?

225

Sana nasıl tövbe edeyim ki, benim tövbem senin gölgendir.

 Tövbenin başındaki yük, hep senin verdiğin sermayedir.

 En kötü bir günah bile senin katında tövbe olur.

 Yoksa senin ulu dergâhına lâyık olacak tövbe nerede!

226

Tövbe gönlümü demir gibi kuvvetlendirir, bade içerken de gözler aydınlanır!

Her ne kadar zülfün gibi darmadağınık bir halde isem de seninle bir gün baş başa kalırsak, ben de senin bana yaptığını yapacağım!

227

Tövbe etmiştim, canım cesette oldukça hiç sola meyletmeyeyim, doğruluktan dönmeyeyim, diye.

 Bu kadar sağa, sola bakıyorum da, meğer bütün sağlar ve sollar hep dilberimizin sağı ve solu imiş!

228

Sen cihanın hazinesisin, cihan ise yarım arpaya değmez.

 Sen cihanın temelisin, ve cihan senden ter-û tazedir.

 Diyelim ki, alemi meşale ve ışık kaplamış,

çakmaksız ve taşsız olduktan sonra o, iğreti bir rüzgârdan başka nedir?

229

Bir can ki, senin aşkın uğruna tehlikeye girmiştir.

 O âşk yolunda nice gözler cahillik yüzünden yaş dökmektedir.

 Nihayet onu gören gözler tanımaz, ama onun yanağında binlerce haberci vardır!

228    

Dost ve yoldaş olan can artık yabancı olmuştur.

 Ona hekimlik eden bir akıl da divâne olmuştur!

Ulular bütün hâzinelerini viranelerde saklarlar.

 Bizim harap gönlümüz ise hâzinelerden harap olmuştur!

231

Bir cân ki, âşk şarabım o taraftan almış,

o güzel yüzlü sevgilinin bağının şırasından içmiştir!

O bağ, şimdi canın boğazını sıkarak diyor ki,

kanını dökeceğim, çünkü o bizim kanımızı içti!

232

O perde içindeki yârin cani ve başı için, o burada mıdır?

 diye bu kapının halkasına vur da bir sor!

Perde içinde de olsa, perdeyi yırtmış da olsa farksızdır.

 Çünkü bu perde değildir.

 Çünkü o yâr, perde yırtıcıdır!

233

Ey sevgili senin gamın hatıra gelen her şeyden beterdir!

 Gönül derdinden ten ateşinden ciğer dağından daha zordur.

 Senin gamından başka her ne derdim varsa bana az gelir.

 Ama katlandığım bu dertten daha fazlası da fazla olur!

Canım o candan ve cihandan yüz çevirmiştir.

 Hem kıblemi, hem de Kâbe’mi o tarafa döndürmüştür!

Bizi arşın sultanı (Ulu Tanrı) öyle yaratmıştır,

iğleri çeviren ve bize böylece yüz gösteren Ulu Sultan O’dur!

235    

Öyle bir can ve cihansın ki, cihan seninle hoştur.

 Göğsümüze yara bile açsan senin mızrağının yarası hoştur.

 Elinin toprağı bizzat kimya madenidir.

 Hoş görünmeyen her şey ancak seninle beraber olunca hoştur!

236

Gözlerin zamanenin elinden daha kan dökücüdür.

 Kirpiklerinin oku mızraktan daha keskin.

 Söylediğin o sırrı kulağıma bir daha söyle.

 Çünkü kulaklarım daha ağır işitiyor!

237

Sazının nağmeleri hep kulağımızda çınlayan bir çalgıcı dilberimiz var.

 Kaç gecedir ki bir terane tutturmuş, bir gün gazeller okuyarak sana geleceğim, diyor.

 Fakat o çapraşık sözü bir türlü doğruya çıkmadı!

238

Dilberler arasında benim dilberim gibisi yok.

 Ona cihan gibi ölüm ve son yoktur.

 Sarhoşun biri, çene çalar, çok konuşursa varsın konuşsun.

 Sevgilinin bun* dan daha güzel olmasına imkân yoktur.

 239

Beni mest olmuş görünce ellerini birbirine vurdu; tövbesini bozmuş da tekrar mest olmuştur, dedi!

Bizim tövbemiz, daima, camdan yapılmış yapılması zor, fakat kırılması kolaydır!

240

Aşkın bana lâzım olduğunu anladım.

 O bin katlı zülüf de elimdedir.

 Dün her ne kadar kadehten sarhoş olmuştum ama,

bugün öyle bir haldeyim ki, kadeh benden sarhoş olmuştur!

241

Neden öyle asık yüzlüsün.

 O şeker saçan dillerin nerede?

 Yahut şekerin varda alıcısı mı yok.

 Ya işini bilmiyorsun, başı dönmüş bir haldesin

Yahut da işinin bozukluğundan haberin yok!

242

Sende, bir şey vardır ki o sensiz olarak da onu aramaktadır.

 Senin toprağındaki incin onun hazinesindendir.

 Seni at üstünde oynanan bir top gibi onun çevgâni yakalar, o tutar çünkü o önündür!

243

Alemde asla senden daha hoş bir sevgili, yahut senin yüzünü görmekten daha güzel bir temâşâ yoktur.

 Her iki cihanda da dilberim ve sevgilim sensin!

 Bana yetersin!

Her nerede gönül alıcı bir güzel varsa, mutlaka senin ışığından aydınlanmıştır.

244

Sende bir güzellik Var ki, büyüsü cihanı sarmıştır.

 Seni kıskanan hayırsız kıskanç o güzelliği nasıl anlayabilir.

 Yanağının kırmızılığı ateşinden yahut kuruluğundan değil, belki uğrunda ölen aşıkların kanlarının rengidir!

245

Ayağının toprağı canımın mutluluğudur.

 Bastığın toprak senin ayağından hep gül ve yâsemin olmuştur.

 Toprak baştan ayağa senden filizlenir.

 O ayak toprağından neler yüz göstermiştir!

246

Cihanda senin huyundan daha üstün bir güzellik yoktur.

 Senin katında barınmıyan bir gönül, gönül değildir.

 Baştaki saçlar nedir ki, bütün cihandaki başlar bakıyorum da senin tek bir tüyüne bile feda olacak değerde değildir!

247

Dostun varlığını anlamak istiyor musun?

 öze gir, kabuğu bırak bir tarafa!

0 öyle bir Varlıktır ki, etrafında kat kat perdeler vardır.

 0, kendinde boğulmuş, her iki cihan da onda yok olmuştur!

248

Güneşimiz, yıldızlarımız ve dolun Ayımız odur.

 Bostanlınız, sarayımız, meydanımız ve baş köşemiz odur.

 Kıblemiz, orucumuz, sabrımız odur.

 Bayramımız, ramazanımız, kadir gecemiz de cdur!

249

Yanağının güneşi göklerin dışındadır.

 Çünkü senin güzelliğin şerhe beyana sığmaz, anlatılmaz.

 Aşkın canımın içinde yer tutmuştur, işin garibi, sevgilim candan da cihandan da dışarıdadır!

250

Kalkın!

 O saadet kaynağı sevgili uyandı!

 Kalkın ki aşkın cezası kaldırıldı!

Kalkın, o güzel boylu kalktı.

 Uyanın!

 bugün kıyamet koptu.

251

Aşkta merdlik her ne kadar sebatta ise de, yiğit odur ki öteden beri sebatlı ve kararlıdır!

Yokluk evinde birçok varlıklar görürsün.

 Fakat iki gözünü de sil ki, onlar bütün yok olacaktır!

252

Beni bir yarasanın gamı niçin sarsın!

 O ya kördür, yahut beni kör görmüştür!

Ben felekteyim.

 Suda ve çamurda görünen benim aksimdir.

 Hiç kimse sudan yıldız çalabilir mi?

253

Bengisuyu bulmak için ayağını sıkı bas, gökte Ay parladıkça çarhı felek gibi dönmeye bak!

Canın varsa, O kutsal varlığın çevresinde dolan.

 Bu dönen can O canın dönüşündendir!

254

Senin suretindeki mâna hep O’dur.

 Her şey O’dur dâvası, sendeki mânadadır.

Şu yapılma, yıkılma dünyasında ne gariptir ki dinin ve dünyanın düzeni hep ona bağlı olan (Selâhattin Zerkûp) ün nurunu parlattılar!

255

Bağımdaki ister servi, ister gül bahçesi olsun.

 O sevgilinin fidan boyunun ve gül yanağının aksidir.

 Tanrıya and içerim ki sana ikrar verdiğim ö adın hakkı için, bugün benim ayık olan tek bir damarım varsa sözüm budur!

256

Senin gam yurdunda sabrın yeri yoktur; O, senin göz yaşlarından yokluğa uğramıştır!

Gönülde senden, dermansız derdler var.

 Bütün bunlarla beraber razıyım.

 O sözlerin canımda yeri var.

257

Görünürde, görünmezde hayırdan şerden ne varsa, hakkın hükmü ve kaza ve kaderin neticesidir!

Ben uğraşıp savaştıkça kaza bana diyor ki: Senin kudretinin dışında başka işler, de var!

258

Sevgilimiz çok ince ruhlu, günahı budur; yakışıklı, güzel, suçu bundan ibaret.

 Bilmeyiz ki ondan hangi kusuru yüzünden kaçıyorlar.

 Ayıplardan arî ve temiz olması işte onun günahı bu!

259

Benim her parçamda sevgilimden bir nişan var, her zerremde sevgilimin dili konuşur!

Ben onun kucağına saz gibi sıkışmışım sanki, bu inleyişlerim onun parmak darbelerindendir!

260

Yol sonsuz da olsa yürümeye bak!

 Uzaktan dikizleme nâmert gözlerin işidir!

Bu yolda gönlünü canlandırmaya çalış!

 Çünkü yalnız bedendeki canlılık hayvan’ın özelliğidir!

261

Âşıklar derneğinde başka bir karar var.

 Bu âşk bâdesinin mahmurluğu bambaşka!

Senin medresede öğrendiğin o bilgi, başka bir iştir.

 Âşk başka bir iş!

262

Ölümde, adâlet ve din ehli kişiler için hayat vardır.

 Ölümden temiz  ruhlara huzur ye sükûn gelir: O ölüm bir kavuşma, birleşmedir.

 Cefa ve kin değildir.

 Ölmeyen ölecektir.

 Onun derdi budur!

263

Senin aşkında gösterdiğim bütün kurnazlıklar hiçe gitti.

 Sensiz içtiğim ciğer kanları boşa gitti!

Senin derdinden bana derman yüzü yoktur.

 Bana kim derman verebilir ki derdim bir hiçtir!

254    

Vefada o derece gönlümü kazanmıştı ki, işim gücüm, gece gündüz gözlerimden kan yağmuru yağdırmaktı!

O başkalarına yâr oldu, aradan çıktı, ama ben,

abdallar gibi, hâlâ o benim yârimdir diye aldanıyorum.

265

Sana suret gözünde bir renk göründüyse, senin de bir muradın varsa o anda yürümeye baki Gönül sahibi olanlar bilirler ki on sekiz bin âlem içinde durup dinlenme yoktur!

266

Kavuşma çağında güzel yüzü, sanki benim gülen gülümdür.

 Ayrılıkta hayali gönlüm ve imânımdır!

Hep gönlüm benimle ben de gönlümle’ cenkleşmekteyiz.

 Çünkü her birimiz, O güzel benim sevgilimdir diyoruz!

267

Elinin, gözünün, ayağının çift olması yerindedir.

 Ama gönül ye sevgili iki olunca iş değişir, bu uygunsuz düşer.

 Sevgili bir bahanedir.

 Sevgili yalnız bir Tanrı’dır.

 Onu iki sananlar ancak ateşe tapanlarlar inkarcılardır!

268

Gönlümün sevgilisi dedi ki, o filân ki gi acaba nasıl-yaşıyor, Onun canı ben olunca.

 Bilmem ki cansız nasıl yaşar.

 Ağladım, dedi ki, bu daha garip bir şey; ben onun iki gözü olduğum halde bensiz nasıl âğlar!

269

Gönül gitti, o gönül alıcının yolunu kesti; aşkından onun iki zülfünün ucunu dişleriyle ısırarak sordu: Sensiz nasıl ağız açabilirim.

 (Bu söz) ağzımdan fırladı, kırların yolunu tuttu!

270

Kimin sinesinde gönül varsa, O bizim dilberimizdendir.

 O şimşek her nerede çakarsa bizim cevherimizdendir.

 Üstünde (elestü birabbiküm) ve (belâ) mührü olan her altın ve her hâzinede saklı olan altınlar bizim âyetimizdendir!

271

Gönül, seni anınca sevinç ve neşe içinde kaldı.

 Tanrı’ya and içerim ki, elindeki kadehi içmeden döktü!

Gönül, sensiz olunca kendini ölü bir kalıp gibi gördü.

 Canından bezmiş olana yaraşan da budur!

272

Gönül, içki sofrasına oturunca, seni andı;

sakinin elindeki kadehi aldı, yerlere atıp kırdı!

Ne ayık ne sarhoş olarak dışarı fırladı;

Delirdi, delirdi, sesleri yükseldi!

273

Bizim görüşümüz senden uzakta, bahane de bizim gözlerimizin ancak sureti görmesindedir!

Gerçeği görmeye gücümüz yetmez.

 Ama gönül senden nasıl ayrılsın ki, can tatlıdır!

274

Dün sevgili, lütuf yönünden bize bir göz attı;

Ben olmadan nasıl yaşıyabiliyorsun?  Dedi!

Cevap verdim: Tanrı’ya and içerim ki sudan çıkmış balık gibiyim.

 Bu senin günâhın dedi Ve bize ağladı!

275

Camın bir köşesinden o bize bakan ya meleklerin cam, ya da perilerin ruhu idi!

Ruhsuz yaşıyan elbette ölmüş sayılır.

 Onsuz kendini bilmek demek, hiçbir şeyden anlamamaktır!

276

Seni gördüğüm gün kutlu günümüzdür.

 Senin çağında geçen her günümüz bayramımızdır, isterse felekler, dönen binlerce âlem bize düşman olsun, madem ki sevgilinin aşkı içimizdedir, üzülmeyiz!

277

Yanında geçen her günüm benim için, saki, şarap, devrân günüdür sanki.

 Bana ihsan yönünden bir belirti olunca, canım tenimde (îmran) in oğlu (Musâ) gibi olur!

278

Sisli bir gün, bulutların gözü, ıslak.

 Havanın bu ağlayışı, yaprakların, meyvelerin gülmesi’ içindir.

 Çocukların bu gülüp, oynaması, annenin ağlamasından, babanın sıkıntısından sonra değil midir!

279

Gönül o zincire bağlanalıdan beri, elini senin eteğine vurmak onun kaderi olmuştur!

Elimi eeteğine uzatınca, bırak, dedi.

 Ben de hayır dedim, sus bugün tutunacak gündür!

280

Her sema âyininin parlaklığı def sesindendir.

 Çünkü def, hep sitem darbelerine amaç olur!

Keyfi yerinde olanlar daima def çalarlar.

 Bu arka arkaya vurulan darbeler de defin gönlünü okşıyan bir gıdadır!

281

Gözüm, yüzünü göreliden  beri, bir günüm geçmedi ki gamınla kan ağlamasın.

 Sensiz bu can bana zehrolsun.

 Sen siz yaşamaktansa ölmek bana daha çok yaraşır!

282

Öyle bir şaraptan sarhoşum ki, kadehinin süsü aşktır.

 Öyle bir ata binmişim ki, dizgini aşktır.

 Benim Ay yüzlü sevgilimin aşkı gerçi büyük bir iştir,

ama ben öyle bir şahın kuluyum ki âşk onun kölesidir!

283

Zülfünün yüzünden gönlümün ayağı çukurdadır.

 Çünkü zincir gibi halka halka birbirine girmiştir.

 Zülfünü yakalayınca hemen elime sarıldı, bırak dedi.

 Sus, dedim bugün tutunacak gündür!

284

Seni dönen bir değirmen gibi başı dönmüş bir hale getireyim.

 Başsız ayaksız yuvarlanan bir topa döndüreyim.

 Diyorsun ki gideyim başkalarıyla düşüp kalkayım,

ama sen başkalarına gönül verirsen, seni hemen harabeye çeviririm!

285

Ey başı dönmüş gönül !

 Sevgili yönünden can semtine yol gider.

 Ey kendini yitirmiş zavallı!

Açık ve gizli yollar vardır.

 Sana altı yönü kapamış olsalar bile korkma!

 Kuyunun dibine bile koysalar, oradan da sevgiliye yol çıkar!

286

Aklın sermayesi divânelik sırrıdır, aşkın divânesi de akıllı kişidir!

Dert yolunda gönül halinden anlıyan, kendi işinde binlerce yabancılık gösterir!

287

Su ile uyuşan toprak daima yeşil kalır.

 Hele o toprak ki, uyanık ve konuşkan olursa.

 Bu toprak, kendini bezeyenleri bilir.

 Akli başında olan ondan nasıl habersiz yaşıyabilir!

288

Güzellik sultanı, benim O yakışıklı Ay yüzlü yârimdir.

 Onun zincirine bağlanan deli de benim bu meftun olan gönlümdür.

 Kapısının toprağına ciğer kanı döküyorum.

 Her ne kadar oiıun toprağı benim kanımdan daha değerli olsa da.

289

Sünbülde ,zülfüne sitem etmek sevdası yoktur.

 Güzellik âleminde senin zülfünün kudreti sünbülde ne gezer.

 O her ne kadar tazelikten güzellikten dem vurursa da.

 Çok kıvrıldı, eğilip.

 büküldü ama zülfündeki parlaklığı gösteremedi!

290

Âşk öğrenen gönül, senin çömezindir.

 O, gece gibi hep gündüzlerin ayağına sarılır!

Her nereye gitsem aşkın hayalini karşımda bulurum.

 Çünkü yağ (yanmak için) kandil peşindedir!

291

Her suçumuzu bağışlıyan şah gitti.

 Bin aydan daha parlak olan o gece gitti!

Geri dönerse beni bir daha göremez.

 Sorarsa söyle ki; O da senin gibi yolun başında idi, gitti!

292

Geceleri yürü!

 Çünkü gece sana sırlar yolunu gösterir.

 Çünkü gece yabancı gözlerden gizlenmiştir!

Gönül aşka, gözler uykuya dalınca sabaha kadar sevgilimizin güzelliği ile karşı karşıya geliriz!

293

Bu evde bir ışık vardı ama ev nerede?

 O, önce gözde idi ama bugün gönüller içindedir.

 Gönülde hoş bir hayal gibi yerleşti.

 Sonra kalktı, hayır hayır dedi: Gönülden gitmedi, hâlâ da gönlümüzde.

294

Sana yüz kere söyledim.

 Ayık iken de, sarhoş iken de.

 Hafiflik etme, her dala el uzatma!

 Gönlünün şuna buna ilgilenmesidir ki, benim ateşimi, (sevgimi) senin utancını yok etti!

295

Can gibi hafif olmayan, hele aydın gecelerde

Ay Etrafında dönen yıldızlar gibi dolanmıyan, âşık değildir.

 Gizli olmayan bu sözü benden dinle!

Rüzgâr ve hava olmadıkça sancağın dalgalanmasına imkân yoktur!

296

Âşk geldi, tövbeyi cam gibi kırdı.

 Eğer kırıkları birleştiren biri varsa o da muhakkak aşktır!

Onun kırılıp düzelmesinden yakayı nasıl kurtarmalı.

 Cam bir defa kırıldıktan sonra onu kim onarabilir?

284    

Âşk gelince damarlarımda, derimin altındaki kan gibi bütün benliğimi dolaştı.

 Beni bu benliğimden boşalttı.

 Ama sevgili ile doldurdu.

 Vücudumun bütün zerrelerini hep sevgili tuttu!

Bana benden bir ad kaldı, geri kalan hep odur!

298

Aşkın çevrede sultanlık sürüyor.

 Zavallı gönlüm onun nişanını gördü ama tanıyamadı.

 Bir gün gönlüm, şu varlık ilgisinden kurtulunca, yokluk alanında ne âşk oyunları oynıyacağım!

299

Aşkın neden böyle bilge Üstad?

 Lütfün neden bu kadar tatl ive okşayıcı?

Hoş bir şey değilse, âşk için neye böyle titriyeyim.

 Hoş ise ya bu feryadlar neden?

300

Bir âşk ki, onun sayesinde vücut cansız yaşar.

 Böyle bir aşkın bu kadar tatlı ve şirin olması nedendir?

 O, tenimiz içinde mi, dışında mı?

 Yoksa Hakkın güneşi Tebriz’li (Şems) in kutlu nazarında mı?

301

Aşkın gönlüme geldi, sevinçle gitti.

 Tekrar geldi, yükünü yığıp yine gitti!

Dedim ki, zahmet et de birkaç gün burada kal!

 Artık bir defa yerleştikten sonra da gitmeyi unuttu.

302

Aşkımız, bizim ölçümüzde, bize lâyık bir âşk olmazsa, sevgilimizin de eşeğimizden değerli olmamasına şaşmamalı.

 Ama dilberimizin güzelliği söz konusu olduğu bir yerde, biz ona lâyık değiliz, o da bize lâyık olamaz!

303

Akıl geldi, âşıkların öğüdünü tuttu; yolda yerleşti.

 (Din mezhep) soygunculuğu yaptı!

Başlarında öğüt dinleyecek yer olmadığını görünce,

hepsinin ayağını öptü kendi başını kurtardı!

304

Kâfirlikten de müslümanlıktan da dışarda bir alan vardır ki, o boşlukta bizim bir sevdamız var.

 Arif oraya erişince başını verir; orada ne küfrün, ne de müslümanlığın yeri vardır!

305

ömrün bir çağı vardır, ve zaman olur ki, bu kulun canı kendinden geçmiş olur.

 Erkek, kadın bütün âlem onu parmakla gösterir.

 Candan da cihandan da vazgeçmek zor bir şey değil.

 Asıl zorluk senin köyünün başından senin katından ayrılmaktır!

306

Biz aşkın âşıkıyız, müslüman başkadır.

 Biz arık bir karıncayız Süleyman başkadır!

Bizden sararmış yüzle, ciğer parçaları iste.

 Şeker kamışı satanların pazarı başkadır!

307

Ezel kılıcı Tanrı erlerinin elindedir.

 Ebediyet topu da Tanrı çevgânının halkasına takılmış.

 Sende Tur dağı gibi aydın bir ten var.

 Sen ışığı o tenden bekle!

 Çünkü o tanrı hâzinesidir!

308

Senin herkesi aramıyan bir huyun var.

 Her değirmen senin ırmağının suyu ile dönmez.

 Herkes okun yayını geremez.

 Keman çekmek kolay bir iş değil, ancak Rüstem pehlivan gerekir bu işe.

 Yoksa bu nâmertlerin elinden gelmez!

309

Ey gönlü uyanığın haber verdiği sevgili!

 Ey her uyuyanı sinesinde uyutan şefkatli dilber.

 Ey kendisinden başka görünür görünmez olmayan ulu varlık!

Senin korkundan bundan daha fazlasını söyliyemiyorum!

310

Eğer şehvet ve hava sevdasında koşacaksan, sana haber vereyim ki eli boş kalacaksın.

 Eğer bundan vazgeçersen açıkça göreceksin ki, sen ne için geldin, sonra nereye gideceksin!

303    

Ah etsem, ah buna yetmiyor.

 Toprak olsam, Şah, buna razı değil!

Secde etsem, herkes, her tarafa secde etmekte; bilmem ki bunu nasıl gizliyeyim.

 Ay ışığı gizli işlere imkân verir mi?

312

Gönülde ateş yoksa bü duman nedir?

 öd ağacı yanmadıysa bu güzel koku nereden?

Şu benim varlığım neden yokluğa âşıktır?

 Pervanenin mumda yanmaktan hoşnutluğu nedendir?

313

Vuslatının eteğini çekersem, bunda darılacak bir şey yok.

 Aşkının azarını işitirsem utanacak bir hal yok.

 Hep senin tatlı vuslatınla yaşıyayım ve onunla ağlayayım!

Çünkü o öyle bir vuslattır ki onda ayrılık rengi yoktur!

314

Temmuz sıcağı, o sizin derd dolu gönüllerinizden, kışın soğuğu da dondurucu sıtmanızdandır.

 Bu sıcaklık ve soğuğun yüz tane kanadı da olsa sizin o bütün cihanı dolaşan ayak tozunuza yetişemez!

315

Sevgiliye kavuşmuş isen, cennet, yahut gül bahçesi işte budur, ayrıysan cehennem yahut yanıp kavrulma da budur; âşk cihanda öteden beri kapalı kalmış bir sırdır!

Kapalı sırları açıklamak, işte ancak boş söz budur!

316

Şundan bundan utanmak gerekiyorsa, başkalarının ayıbını dil altında saklamak gerek!

Ayna gibi her iyi ve kötüyü gösterirsen, ayna gibi demirden bir yüzün olmalı!

317

Bütün ufukları hep gam bürüse, aşka sağlam sarılan âşık gamsız olur.

 Bir zerreye bak ki, aşkın kapısını çalar çalmaz, o zerre bir cihan oldu, ve iki cihanı tuttu.

318

Def olmasa bile, onun şeker kamışından (ney) i bizim def imizdir.

 Şarap olmasa bile elimizde kalacak âşıklık neşesidir.

 Nihayet bizim safımızda Kubad gibi bir kahraman yoktur.

 Süleyman’ımız yoksa da gizli (Âsaf) ımız var!

319    

Hiç kimse yoktur ki bir heves peşinde divâne olmasın.

 Hiç kimse yoktur ki başında bir sevda bulunmasın.

 O sevginin ip ucu, şevki şahlandıran zevktedir.

 Belki o var, ama meydanda değil!

320

Bu ifritler yuvası hamam, şeytanların barındığı ve gizlendiği bir yerdir.

 İçinde bir peri yüzlünün perisi gizlenmiştir.

 Öyle ise küfür, imânın gizli pusu kurduğu yere yakındır!

321

Kanımı döken zâlime kimse gönül vermez.

 Can gittikten sonra sarığımın, papucumun sözü mü olur!

Ey gönül sen de git, bu iş senin işin değil!

 Bu ancak benim işimdir, benim işim, benim işim.

322

Şarabın sarhoşluğu o iki gözde belirmedikçe, hiç kimse o kıvırcık zülüflerin halkasına yapışmadı.

 Düşmanlarım gece gündüz, neden iki eline birden sarılmadı, yıkıldığın halde elinden tutmadı diye beni kınarlar!

323

Ey, eşekler, öküzler gibi ot ve arpa bekliyen zavallı!

 Mertleri yetiştiren üstad sana daha ne kadar edep öğretsin?

 Dudağını onun dudağına daha ne kadar yaklaştıracaksın?

 Her ağızı kokan zaten senin dudağının tadım tatmıştır!

324

Dedim ki, güvercin gibi sıçrayıp elinden kurtulayım.

 Dedi ki, sıçrarsan gamın seni hafiflikle suçlandırır.

 Dedim ki senin uğrunda horlaştım, alçaldım telef oldum!

Dedi ki, benim yolumda telef olmak sana yücelik ve şereftir!

305    

Dedim ki senin köyünün toprağında gözüm var.

 Güzel yüzünü göstermeden onu yaşlı bırakma!

 Dedi ki benim devletimin kapısında olmak sana yetmez mi ki, bütün ömrünce sana yüz suyu olacaktır!

326

Gel dedim.

 Sema âyini kızıştı.

 Git dedi, kulun hastalanmıştır.

 Eğer ölürsen, dirilirsin, dedim.

 Çünkü o zemanenin (İsa) sı işe başlamıştır!

327

Gel, dedim, gözüme baktı.

 Ben de hemen bu bir düzen olmalı dedim.

 Ne acelen var dedi, bundan ne korkuyorsun?

 Sen bundan ölmüşsün.

 Bütün namusun nedir ki?

328

Dedim ki, aşkın benim putum ve en yakın varlığımdır.

 Gam yoktur, gam ancak benim kötü düşünceli gönlümdendir.

 Cevap verdi: Yoksa sen kendi okunla, yayınla mı oğünüyorsun?

Ey küstah, at okunu!

 Tutsak benim yanımdadır!

329

Dedim ki gönlüm benim bir aletim, bir aracımdır.

 Hep rebab gibi benimle birlikte seslenir gönül!

§u gönül zaten hiç kimseye yâr oldu mu ki, sadece ben o benim oyun arkadaşımdır diyorum!

330

Nasılsın?

 Dedim!

 Köleniz eskisi gibiyim.

 Sevdan baştadır başta, elimizin üstünde.

 Başımızın çevresinde dolanan şeyin adını söylemeyiz, ama ne kadar hoştur bilseniz.

331

Kederliyim diyordun, sevdaya tutuldum.

 Gönül bu işten ve bu kadehten üzüntü duydu.

 Korkarım gidesin de üstünü başım yırtarak geri dönesin!

Çünkü o yırtıcı kurt beni de yalnız yakalamıştı!

332

Derler ki altı yön bütün Tanrı nurudur.

 Ama halk, o nur nerededir, diye feryadı bastırdı!

Yabancı sağa sola, her yöne baktı.

 Ona!  bir kere de sağsız, solsuz olarak bakmaya alış!

 dediler!

333

Sevgili, düşmanlarımla çok düşüp kalkınca, onunla bir daha beraber kalmayı kendime yakıştıramam.

 Dikenle birlikte yaşıyan gülden sakın!

 Yılanla beraber yaşıyan sinekten kaç!

334

Dediler ki, gönül bir sevdanın peşinde bizden ayrılmış;

başka bir yerin hayalini kurmaktadır,

özür dileyerek geri dönünce halinden anladım ki,

orada benden uzaklaşmak için çareler düşünmektedir!

335

Ayağı olmayan başlar eksik olsun, caniyle başiyle o sevdaya dalmayan gönüller yok olsun.

 Derler ki bu araya bir tüy bile sığmaz.

 Ben tüy oldum bundan dolayı bir yere sığmam!

336

Bilgi, hüner sahibi olan tam akıl (aklı-ı kül) dür.

 Bu tersine dönmüş feleğe maya katan tam akıldır!

O akıl ki, onun aklı (bağı) vardır.

 O, parça akıldır.

 Akıl eğer aklından uzaklaşırsa (bağından kurtulursa) o zaman tam akıl olur!

337

Bana derler ki bütün bu derdler, acılar neden?

Bu yaygaraların, gürültülerin, solgun yanakların sebebi ne?

 Böyle söyleme dedim.

 Bu yanlış bir düşünce!

 Git bir kere onun ay yüzünü gör ki işin zorluğunu anlıyasın!

338

Küfürden de imandan da dışarıda bir yer vardır Ki orası öyle her taze ve güzel dilberin yeri değildir.

 Böyle bir yuvaya konmak istiyenlerin önde can bağışlaması, sonra da canın teşekkür borcu olarak gönül vermesi gereklidir!

339

Bana derler ki bağa gel!

 Orada eğlence var.

 Ne gezinti yorgunluğu ne de karga sesi var!

Halbuki benim gönlümün rengi öyle bir boyadandır ki

her karganın kanadında ondan yüzlerce nişan vardır!

340

Büyüğün küçülmesi küçüklük değildir.

 Şüphe yoktur

ki her yavru olgunluğa erişir!

Baba kendi çocukluğundan bahsederken, akıllı kişi onun çocuk olmadığını bilir!

341

Gönül öyle birisine gitti ki, biz olmadan da hoştur onunla.

 Gam hoş değildir, ama onun gamları hoştur.

 Canımı istiyor, fakat birkaç gün için veremeyeceğim.

 Zaten canın yeri yok ama, onun istemesi hoş değil mı?

342

Senin lütfun bir cihan ve bir vuslat oldu.

 Ama bu tedbirlerde bir şeye yaramadı.

 O sudan bu denize bir damlacık damladı, o anbardan bu tarlaya bir tanecik saçıldı!

343

Biz aşkın âşıkıyız.

 Çünkü âşk kurtuluştur.

 Can Hızır’a benzer.

 Âşk ta bengi suya!

Aşkın şahinden berâtı olmayanlara yazık.

 Hayvanın şeker anbarından ne haberi var?

344

Bizim bu dilden başka bir dilimiz, cennetten, cehennemden ayrı bir yerimiz var!

Hür gönüllüler başka bir canla yaşarlar; onların o temiz cevherleri başka bir hâzinedendir!

345

Biz pirimizin nefesini göremeyiz.

 Gönül avlayanların yuvasını göremeyiz, Zülfünün ucu zincir gibi bir sevgilisi olan, ev içindeki zincire bakar mı hiç?

346

Can kuşu hep yücelere uçmak istemez.

 Çünkü onun altı yöne kanat çırpmasında bir güçlük yoktur.

 Ya onu bulmak için hangi yöne uçsun, diyorsun, öyle değil o nereye uçarsa uçsun orada da muhakkak bir can vardır!

347

Gönlümün kuşu artık bu daneden vaz geçti.

 İnsaf etki, çok erkekçe davrandı!

Gönülden olunca dilberi de ondan el çekti.

 Candan ayrılınca cananın ayağına yapıştı!

348

Senin vuslatına ermek için binlerce hevesli var, ama sana kavuşabilecek acaba kimlerdir?

Seni bulan tam bir rahata ermiştir.

 Bulamayana da o bulmamanın verdiği hicran acısı yetişir!

349

Cadıyı andıran mahmur gözlerinden mestim.

 Beni nasıl kovarsın?

 Bir kere köyüne gelmişim!

Ben hep dudağımı ıslatmaktan doyamıyorum.

 En iyisi beni ırmağına daldır!

350

Her iki gözüm, o mahmur gözlerinden mest olmuştur.

 Anla ki senin elinde, elden gidiyorum artık.

 Sen de peki! diye bir baş salla, eğer sende de varlığa âşık olanların başı varsa, bunu esirgeme!

351

Serhoşun biri yoldan geldi, bize kavuştu.

 Kadeh, bu arada elden ele dolaşıyordu.

Sonra ansızın elden düştü ve kırıldı.

 Bu kadar serhoşun arasında bir kadeh ne kadar dayanır ki!

352

Ben senin oldum artık.

 Muradımı aramak sana düşer.

 Çünkı bu şehirde yalnız benim ve senin dedikodularımız dolaşıyor.

 Gönlünü katılaştıran da yumuşatan da, ben senin o sert gönlünden bir türlü gevşemem!

353

Ben öyle bir candanım ki canların canıdır o can.

 Öyle bir şehirdenim ki hiç ucu bucağı yok!

O şehrin yolu sonsuzluk yoludur.

 Orada başsız, ayaksız yürümeye bak, çünkü baş da odur, ayak da!

354

Ben bir dağım, sözlerim de sevgilinin sesidir.

 Ben bir suretim, bana sûret veren de o gönül okşayan dilberdir.

 Ben kilitten seslenen bir kapı anahtarı gibiyim sanki.

 Sanır mısın ki, benim sözüm sadece bir sözdür!

355

Ben öyle bir kimsenin kuluyum ki, biz olmadan da hali hoştu onun, öyle bir dostun gam ortağıyım ki ancak yalnızlıktan hoşlanır.

 Bana derler ki onların vefasında ne lezzet var?

 Ondan bir haberim yok ama cefaları hoştur!

356

İnkârcı, inkârında düşünce içindedir.

 Düşünce Tanrı yazısıdır, ama o bundan habersizdir.

 Sevgiliye sordum: Dudağından bana şeker var mı?

 Hayır dedi; bilmedik ki hayır (neyi) diyen o dudaklarda şeker kamışı var!

357

Hallâç-ı Mansur (Ben Hakkım!) diyordu, bütün yolların tozunu kirpiklerinin ucuyla süpürüyordu!

O kendi yokluğunun deryasında öyle bir dalga yedi ki, artık ondan sonra (Ben Hakkım) sözünün incisini deldi.

358

Bil ki senin için bir mağara gibidir.

 O mağara içinde garip bir pazar vardır!

Herkes bir sevgili buldu.

 Kendine bir iş seçti. Ama bu sevgili gizlidir, garip bir yârdır!

359

Biri diyordu ki, görünmeyen bir peri vardır.

 O kutsal olan candır.

 Nereden gelmiştir O!

Her iki cihanın,-sayesinde orucunu açtığı bir zat var ki ağızsız, dilsiz oruç açmak ona mahsusdur!

360

Tabiat âleminin kölesi olan dokuz felek bizim bayrağımızdır; varlık, yok olmak için bizim mayamızdır.

 Perdelerin arkasında bizim bir tanemiz var.

 Biz buraya gelmiş değiliz.

 Bu gelen bizim, gölgemizdir!

361

İnle ki, o feryadları işiten bizim komşumuzdur.

 Yalvar ki, çocuğun ağlaması anne sevgisindendir.

 Her ne kadar canları emziren o süt annesi kendini bağlamışsa da sen yine ağla ve inle!

 Bu feryadlar, aşkın sermayesidir!

362

O mest dilber ansızın kapıma geldi.

 Oturup yakut renkli şaraptan bir kadeh içti!

Ona bakmaktan, zülfünün zünnarını tutmaktan, yüzüm bütün göz kesildi, gözlerim de hep el oldu sanki.

363

Sana ister istemez gönlümün muradını aramak düşüyor.

 Çünkü bu şehirde seninle benim dedikodumuz dolaşmaktadır.

 Gönlünü ister sertleştir, ister yumuşat, kayadan çıkmış bir pınar gibi akacaksın!

364

Ansızın bir şeker kamışı filizlendi, ansızın böyle bir bengisu coştu!

Ansızın tepelerden gürültüler belirdi.

 Mustafa’nın ruhunu şad etmek için salâvât getirelim!

365

Senin yanında olduğum zaman bir an bile huzurum yok.

 Bir an sensiz yaşamaya da imkânım yok.

 Bu meselede fikrin başı dönmüştür.

 Bu bir vakıa değil dermansız bir derttir!

366

gah güçsüz, kuvvetsiz, parasız ordu besleyemez.

 Gönülsüz ve cesaretsiz olursa yolu koruyamaz.

 Su destisini  taşlığa götüren kimse, onu taştan korumasını bilmelidir!

367

Sen, gönülü tutmazsan gönlün de seni tutmaz.

 Gönül sahibi olanlar toprağın gamını çekmezler!

Bir kere benim gönlüm topraktan başka bir sıfat kabul etmedi, eli boş kaldım, gittiğim yoldan başka hiçbir şeyim yok!

368

Hicranı dilemek aşıkların yoludur.

 Balığın cam daima denizi özler.

 Kimi gölgeyi, kimi güneşi arar.

 Ama gölge istemeyen bir zerre varsa, o da candır!

369

Görünen şu sûretlerden daha güzeli imkân âleminde var mıdır.

 Ondan daha güzeli varsa benim sevgilim değildir O.

 Gönülden sûretleri sür çıkar ki, O sûretsiz olan sûreti bulasın!

370

Havada, ovada gördüğün her zerre, iyi bakarsan bizim gibi âşıktır.

 Gönlü hoş olsun, paslı olsun hiçbir zerre yoktur ki o ezelî ve ebedî güneşten başı dönmüş olmasın!

37İ

Her zerre, her hayal uyanıklık gibidir.

 Bizim sevincimizle, kederlerimiz de âkıllılık eseridir.

 Yabancı kendi yakınlarına niçin bel bağlar.

 Çünkü irfan ehli kişilerden habersiz yaşamak fena bir iştir!

372

O mest dilber her gün yeni baştan gelir.

 Fitne ve kavga dolu kadeh de elindedir!

Eğer o kadehi alırsam akıl destisi kırılır; almazsam bilmem ki elinden nasıl kurtulurum!

373

Her gün gönlüm senin gamınla inlemekte, senin merhametsiz kalbin de benden üzüntü duymaktadır.

 Ben vazgeçtim ama, gamın benden vaz geçmedi.

 Gerçekten gamın senden daha çok vefalı imiş!

374

Dilberimizin hoşuna giden her canın, daima başı devletli ve gönlü şendir!

Böyle bir güzellik ve hoşluk için canın ölçüsü yoktur.

 Ama yavaşça söyleyeyim ki o, (cânân) dır,

375

Her ne kadar ayrılıklar, ümidin belini kırmakta, cefâlar emellerin iki elini bağlamakta ise de yine mest âşıkın gönlü umutsuzluğa düşmez, insan elde etmeye çalıştığı, çabaladığı şeye erişir!

372    

Havada ve felekte uçan her zerre, bizim için hem gül bahçesi, hem de bostandır!

Altın, maden ocaklarından çıkar; her damla, içinde denizler dalgalanan bir tılsımdır!

377

Her ne kadar şeker, canın, ciğerin lezzetidir.

 Ama can, ciğer başka, onların şekeri başkadır!

Dedim ki, ondan bana çokça şeker kamışı ver.

 Hayır dedi.

 Onun şeker olduğu daha belli değil!

378

Her zerre Tanrı sofrasında acıkmış bir yaratık gibidir.

 Yemeleri gerektiği müddetçe, o, sofra daima hazırdır!

Ezel sofrasında gerçi halk arasında kavga vardır.

 Yerler, yedirirler ama o sofra , yine de hiç eksilmeden kalkar!

379

Her derviş kendi nefsini kırmak, küçük görmek sevdasındadır.

 Onu hayalcilerden sanma!

Her nerede o hoş inançlı dervişin kulübeciği varsa, onda bütün cihandan ve âlemlerden üstün bir sefa vardır!

380

Hak yolunu bilen her aziz can, başa gelen her şeyin Tanrı yolundan geldiğini bilir!

Sen felek’e yahut feleğin doğurduğu olaylara ne suç buluyorsun.

 Bu çarhı-felek kendi dönüşünde bile zavallı ve suçsuzdur!

381

Her ne kadar o develerin yükleri şeker ise de sevgilinin serhoş gözlü devesi daha başkadır.

 Onun gözleri serhoş, kendisi de gözlerinden daha serhoştur.

 Hem de gözlerindeki serhoşluktan habersizdir!

382

Akıllıya altın da bir altın yaldızı da.

 Bir at vardırki bahası eyerinden daha azdır.

 Âşk meyhanesine girmeyenler kısırdır.

 Çünkü o meyhane, dinin temelidir!

383

Güzelliği niteliklerinden üstün olan bir yâr, evime gelip, gönlün hoş mu dedi.

 O eteğini çekerken, gönül diyordu ki; eteğini topla, evimiz kanlar içinde kaldı.

.

384

Bir gözüm ayrılık günlerine ağlarken, öteki gözüm niçin diyordu, bu ağlayış neden!

Kavuşma günleri gelince ağlamayan gözümü dikip, sordum, niçin ağlamıyorsun?

 Dedim.

 Simdi ağlamamak yaraşmaz sana!

385

Seni görüp de neşelenmeyen, hayret ve sevincinden dişleri açılmayan, olduğundan bin kat daha fazla olmayan, bir çerçöpten, bir zindan kerpiçinden başka bir şey değildir!

386

O sevgili ki, akılları avlamakta, o sevgili ki, hep dağlarda dolaşmaktır.

 Sordum: Zülfünün ucunu kesmez misin?

 Nice başlar var ki, şimdi onun derdiyle meşguldür dedi!

387

Bir zaman gönül coşkunluğu ile “ben hakkım” teranesini tutturan bugün bu ipe asılıp kalmıştı.

Seherin gözünden kaçmak istiyen de, senin gamınla hep renkten renge giriyordu.

 

388

Tanrı’nın âşk ile göbeğini kestiği kimselerdir ki âşıkların feryatlarını bilir ve işitirler.

 Dane gördükleri yerlerden ürker, hiç bir kuşun uçmadığı tarafa uçarlar!

389

Utanç duygusunu götüren o kuruntudur, her ilgiyi koparan o kuru dâvadır!

Sarımsak gibi cihan âdetlerinden soyunan bir âşık âşk bahsinde cihanı bir soğana değişmez!

390

Tanrı senden bu yoksulu istiyor.

 Zamanede bunu hangi padişah istemez ki.

Senin güneşinden parlıyan her zerre uzaktan daha hoştur.

 Bundan dolayıdır ki bütün güneş topluluğu seni arıyor!

391

O günkü artık gözün benden dönmüştür.

 Senin elinde ölmek bana kolaylaşmıştır.

Ben ancak senden kim özür dileyecek diye üzülüyorum.

 Nerede o senin gözlerin ki benim yas günümde yaş döksün?

392

Hekimin gönlünü kapan o sevgiliye, hekim nasıl ilâç verebilir.

 O, güzelliğinden bir zerresini bile gösterecek olsa, Tanrı’ya and içerim ki, hekime başka bir hekim lâzım gelecektir!

393

Canımın göklere yükseldiği gün, tenimin parçalan da perişan halde toprağa girer!

Toprağa bir kere parmaklarınla kalk diye yaz!

 derhal mezarımdan fırlarım, tenime can gelir!

394

O zerre ki ancak güneşin yoldaşıydı o.

 Basılmış para, yahut umut yolunda yürüyen bir angaryacı olmadı.

 Aşkın hangi başa kondu da onu çarçabuk senin rüzgârınla söğüt, yaprakları gibi titretmedi.

395

O bulutlu yağmurlu günde, sevgililerin bir araya toplanması şarttır.

 Bu, yârin yüzünü yeniden görmek içindir.

 Nasıl ki bahar günlerinde gül bahçesindeki güller de toplu bir haldedir!

.

396

Aşkın gönlümde cenkleştiği o günde can, yalın ayak aradan sıvışır.

 Divane odur ki beni akıllı sanır; akıllı o kişidir ki benden sakınır!

397

Canın, kalıp örtüsüne büründüğü o gün, inayet deryası kerem yönünden coşuyordu!

Gönül sarhoş, o kadar çok dudak şarabı içti ki, hem senin dudağından mest oldu, hem de çoştu.

398

Bana gerçekten ikrar veren, beni çocuk oyuncağı gibi pazara çıkarır.

 O işten çok üzüntülüyüm; çünkü ben pazar metal değilim.

 Ben ancak beni inkâr edenlerin kölesiyim!

399

Beni yanar ateş üstüne atan o can, yüz türlü dil dökerek dilimi bağladı!

Altı yönümden ateş alevleri sarınca ben ah ettim, o elini ağzıma kapadı!

400

Hayatta yarım ekmeği olan, barınacak bir yuvası olan insan, ne kimseyi arar ne de kimse tarafından aranır.

 (Ona) mesut yaşıyasın! De.

Çünkü hoşça bir cihanı vardır.

[Bu rubaiye Hayyam’da da rastanmaktadır.]

401

Sudan, topraktan bir sevgilisi olan, er geç yârine kavuşur.

 Ama o, günün birinde toprağın ve suyun dışında kalınca ona söyle ki, senin gibi bir garibin nasıl sevgilisi olabilir?

402

Ceylan, gördüğü tazının önünden kaçar.

 At üstünde koşanlar da atlama hamlesini yaparlar.

 O kadar koşarlar ki vücutlarındaki damarlar dışarı fırlar, çünkü bunlar kendi kurtuluşlarını o hamlelerde görürler!

403

Ey kutlu ayağı yer yüzünü şenlendiren güzel!

 Sevinçten güller gebe kaldı, yüzlerce gonca doğurdu.

 Bu sevinç seslerinden feleklere, yıldızlara öyle bir gulgule düştü ki o gulgule arasında dolunayın gözü yıldızlara takıldı!

404

Ey yürüyen servi!

 Sana güz rüzgârı deymesin, ey cihanın gözü sana kem göz deymesin!

 Ey yerlerin, göklerin canı, canına huzurdan, rahmetten başka bir şey deymesin!

405

Önce yanağım sararmış, yüreğim kan dolmuştu.

 Yol arkadaşım, gönül yoldaşım deli idi.

 O hal, o türe ta bugüne kadar sürdü.

 Nihayet bir hal geldi ki bütün onları da geride bıraktı!

406

Ey kutlu gün gel ki, zerreler oynaşsın!

 Canlar, sevinçten elsiz, ayaksız raks etsin!

 Felekleri, havayı oynatan o zatın nerede’ oynaştığını gel de kulağına söyliyeyim!

407

Ey bütün zorluklarımı kolaylaştıran güzel!

 Serviler, güller, şen bağlar bağışlıyan sevgili.

 Gülün başı dönmüş, diken çok sarhoş ve mahmur, bari bir kadeh daha sun da hepsi bir olsun!

408

Bu âşk, kahramanlar yönüne dönüyor.

 O, öyle bir ceylandır ki aslanların yerini tutar!

Bu âşk sarayı ezelden bayındır bir yerdir.

 Acaba sensiz kalınca viran olacağını mı sanıyorsun?

409

Gönlümüzden söz açtıkları bir yerde, biliyorum ki çabucak dile düşeriz!

Gönül, senin o hoş güzelliğini o kadar anar ki, o hasretle her nefesinde sanki hayalin belirir!

410

Dinin düzeni (Selâhaddin) in nurları saçılsın, âşıkların canından ye gözünden dökülsün.

 Lâtifleşen her can (lûtf) mertebesinden ileri geçer, Selâhaddin’in toprağıyla karışır!

411

Bu yalnızlık yüz candan daha değerli, bu özgürlük cihan mülkünden daha üstün.

 Bir an için halvet âleminde Hak ile birlikte bulunmak, candan, cihandan, her şeyden daha büyük bir bahtiyarlık!

412

Bu gözden kan gibi boşanan yaşlar, kandır.

 Gel, gör ki nasıl akıyor?

 Belli ki içimizdeki kanlan, gönül yerinden oynatmakta, göz de dışarı boşaltmaktadır!

413

Sevdanın ateşinden yanıyorum; gönül ırmağında senin sohbetinden bir su vardı!

Ama o su serap, o ateş de kar oldu.

 Bugün o masal bitti.

 Meğerse bir rüyadan başka bir şey değilmiş!

414

Seni gören bir yüzü görmekten, Tanrı’ya and içerim ki, gözümüz, gönlümüz ışıklanır!

Hele öyle bir yüz ki, ezelden ebede kadar, senin yüzünü görmekten mahrum kalmamıştır!

415

Aşkın şerbetinden canlar tazelenir.

 Bu bengisu daha da artmaktadır.

 Ölüm gelip de bana senin kokunu getirince, o gün ecel, umudumuzun ipini keser!

416    

Sevgiliye yakın olduğunuz kadar canımıza bile yakın olduğumuzu sanmıyorum.

 And içerim ki, ben onu asla anmıyorum.

 Çünkü anmak, yanımızda olmayanları hatırlamak demektir!

417

Tanrı aşkından hiçbir ziyan görmeyeceksin.

 Nerde cansız kalacaksın?

 Sen kendin can olacaksın.

 Önce göklerden yere inmiştin.

 Sonra da yerden göklere gideceksin!

418

O düzenci güzel bizden kaçtı, yâr bizim dostluğumuzdan uzaklaştı.

 O aydın akıldır.

 Biz ise ondan sarhoşuz.

 Zaten akıl sarhoştan kaçar!

419

Senin ateşinden insan dostsuz, düşmansız kalır.

 Meclisinde şişesiz, kadehsiz kalır.

 Ey can!

 Diyelim ki kanımı içiyorsun, nihayet bal dudağında kokusu kalacaktır.

420

Ey vefa tohumu saçan hoş gönüllüler!

 Siz kara topraklara ak inciler saçıyorsunuz.

 Her nerede olsanız halimden haberiniz var.

 Beni böyle bir denizin dalgaları arasına bırakmayın!

421

Bu gece başımızda bir şeyler dolaşıyor.

 Gönül bir kuş olmuş havalarda uçuyor!

Tenimizin her zerresi ayrı ayrı parçalanıyor, yoksa o sevgili vefa etrafında mı dolaşıyor!

422

Ey gönül!

 Akşamda tan aydınlığının rengini kim gördü?

 Adı sanı temiz gerçek bir âşığı kim buldu?

 Ben yandım diye hep feryat ediyorsun, boşuna feryat etme.

 Ham yemişin yandığını kim gördü?

423

O şeker kamışı, şeker dengi gelmedi hâlâ!

 O bengisu, inciler denizi gelmedi!

Dedim ki gideyim, ona cilveler göstereyim, nefesler okuyayım.

 Ama onu ansızın görünce nefesim kesildi!

424

Yâr sevgisinden cefa görenler, onun zahmetini de lûtfunu da hoş karşılarlar, ömrün kısalığını gör de bana kavuşmayı dile.

 Pek kısa bir saadete ermenin sonu feryattır!

425

Aşkınla şad olduğum günler geçti.

 Senin aşkından, bana yine aşkından başka bir hâtıra kalmamıştır.

 Karşıma çıkan sebepler, engeller bir rüzgârdır sanki!

 Deniz üstünde hiç kerpiçten gemi yapılabilir mi?

426

O sevgiliden habersiz olan baş elbette uyur, fakat ondan bir haber almış olan insan nasıl uyuyabilir?

 Âşk, bütün gece kulaklarıma şunu fısıldar, yazıklar olsun o zavallıya ki onsuz uyur!

427

İlim ve akıl ile yükselmiş kişilerin hayatta rızıkları hesapla ayrılmıştır!

Başlan akıldan temizlenmiş olanlar da aklın yerini mal ve servetle doldurmuşlardır.

428

O âşk ki kokusunun şimşeği ta başlarda çakar.

 Bütün varlığımı yedi.

 İş köhne âbaya kaldı.

 Eteğimi toplıyarak geçtiğim bir su, şimdi coştu, dalgası gırtlağıma kadar çıktı.

429

O Servi-revânım gelir gelmez, bedenim utancından kaçtı, çünkü canım gelmişti.

 O öyle olduğu için, bana öyle geldi; ben de böyle olmadığımdandır ki bana o şekilde geldi!

430

Feleklerden cevherler saçıldığında, her zerrenin kendi aslına doğru yürüdüğü günde, o şarabın gururundan ve o heves rüzgârının esintisinden, her zerre güneşten kaçınmak ister!

431

Gömleğinin kokusu yayıldığı o anda, ben ne yapabilirim, Feleğin çarhı üstünü başını yırtar.

 O güzel kokulu Yusuf’un gömleği, nerede ise bugün kokusunu senin gömleğinden almaktadır!

432

Ey dolunaydan, ay ışığından üstün olan toplum!

 Ey sudan topraktan yaratılmış varlık!

 Niçin böyle parlıyorsun?

 Ey harabat ehli, meyhane sakinleri!

Artık boğulmak üzeresiniz.

 Uyanın!

 Çünkü gece gündüz uykudasınız!

433

Ey cihanı dolaşan sefa ehli âşıklar.

 Bir put için bu: kadar hayranlık neden?

Onu siz bu cihanda arıyorsunuz.

 Eğer kendinizde arasaydınız muhakkak ki onun siz olduğunu anlayacaktınız!

434

Bu gönül perdesini değiştirme ki zevki kaçmasın!

 Gönül semtinden başka yere bakma ki gönül elden çıkmasın.

 Bu kendinden geçme derneği cennet gibidir.

 Sarhoşluk âleminden ayrılma ki o neşeyi kaybetmiyesin!

435

Göğsümüz üstünde dönen bu başın içinde feleğin çarhı iki büklüm olarak dönmektedir!

Ne baş, ayağın halinden anlar, ne de ayak başı bilir.

 Baş ile ayak arasında başsız, ayaksız dönen bir âlem vardır!

436

Ey ilk önce gözlerinin büyüsüne kapılan gafil!

 Ey şirin sevgilinin ilk bakışlarıyla karşılaşan âşık!

 Göz dermanı gibi değerli bir sevgili yol üstüne geldi, bu şekeri senin gözüne saçtı!

437

Bu sarhoş başka bir bâdeye başlıyor; testisi boşandıkça yeni baştan dolduruyor.

 Ey ihtisabcı!

 Bu murad sarhoşunun yolunu kesme!

 Ona ne kadar vursan yeni baştan sarhoş olur!

438

Ne gariptir ki, -sevgili gönlüme sığar.

 Bu ten içine belki iki bin tenin canı sığar!

Bir buğdây tanesine bin hârman, bir iğne deliğine yüz âlem sığdığı gibi.

439

Şu anda başımızda bir haber dolaşıyor.

 Gönül kuş olmuş başımızda uçuyor!

Her parçam ayrı ayrı dönüyor sanki.

 Meğerse o sevgili vefa dolabı çeviriyor!

440

Vuslatının faydasiyle beraber sana bir ziyan erişmez.

 Sen can olduğun için canına bir zahmet gelmez.

 Acaba böyle, her nefeste cesaretli oluşun, sana kem gözler değer, diye korkmadığın için midir?

441

Kuluna bir gül ki sana sevap olsun.

 Kulundan da sana tatlı bir gülüşle cevap olsun!

Sana şarap olsun diye ağlayıp yaş döküyorum.

 Sana kebab olsun diye yüreğim kavruluyor!

442

Nice dermanlar vardır ki, derdi artırır, nice devletler vardır ki, yüzü sarartır!

Tanrı korkusu odur ki, ondan sana gayret gelir.

 Korku o değildir ki gayret ve hararetini soğutur!

443

Sana çok yavaş ve ağır başlı yürümek gerektir, ötekinin, berikinin parmağıyla gösterilmek yaraşır sana.

 Eğer adam oğlu isen insanlarla geçin, melek isen sana gökler yaraşır!

444

Felek çarhında ateşinden bir sıcaklık, cihan ırmağında senin denizinden bir su vardı.

 Bu su şarap oldu, o ateş de kar oldu.

 Bugün ondan hiç eser yok.

 Meğer bir rüya imiş o demler!

445

Ay yüzlüm sordu: Gözün Ay gördü mü senin?

 Dedim ki gördü; Ay, ayın hatırını soruyordu!

Tekrar dedi ki, ben bayram ayını soruyorum.

 Evet, dedim; bayram bayramı soruyor!

446

Ateş olmayan, sudan pek bıktım.

 Karışık zülüfler içinde dağınık olmayan tellerden pek usandım.

 Bizim sevgilimiz hoştur.

 Çirkin olamaz.

 Hiç serkeş olmamak düşüncesindedir!

447

Benim dilim bensiz de konuşuyor!

 Ama ben onun ne buyurduğunu bilemiyorum!

Benim arzum zehirle şeker idi!

 Geleceği kim bilir?

 Kime ne yaraştığını kim anlar?

448

Alçak gönüllü olmayan başlar, sırra eremez.

 O seçkin güzel de dik başlılık etmez!

O su kaynağıdır ama ne su!

 Bengisu [abı hayat] sanki!

 Ateş olmayınca bengi su da olmaz.

 

449

Bu ciğeri yanık aşık bir daha geri geldi.

 Zavallı ayağıyla gitti ama başiyle geri döndü.

 Hayır, başsız, ayaksız şerefli canlar gibi uçtu.

 İnsanlar köyünden melek diyarına gitti!

450

Her kiminle bir gün aşıklıkta kaynaştınsa, sanki o kimsenin başına belâlar yağdı.

 Mansur önce âşıklıktan nişan verdi, ama sonradan kıskançlık ipiyle asıldı!

451

Senin yüzünü gören hiç bağı düşünür mü?

 Aşkına düşen hiç mumu, ışığı düşünür mü?

Derler ki dimağın, gıdası uykudur.

 Ama âşık olan dimağı düşünür mü?

452

İkbal sahiplerinin nefesi hoş güller gibi kokar.

 Bahtsızlar ise sert dikenler gibi serkeş olurlar.

 Gülle yoldaşlıkta diken, ancak yumuşaklığıyla ateşten kurtulur.

 Yoksa dikenle yoldaşlıkta gül, ateş içinde kalırdı!

453

Mezarımdan her kim geçerse mest olur.

 Yaşadıkça, sonsuzluğa kadar mest yaşar.

 Denize gitse deniz ve gemi direkleri, toprağa girse mezarı ve kabri mest olur!

454

Bize gelenler hep toprağa bakarlar.

 Ta ki çehrem toprağa imrensin diye!

O toprakla kargı karşıya olmamızdan daha iyi ne var ki, belki kokusu hep bu yoldan bize gelebilir!

444     ;

Öteki cihanın bulutlarından bir yıldırım düştü.

 Mademki yanmış kimse yok o halde bunun kime faydası oldu?

 Her iki cihanda da bir yanık gerek ki, çakan yıldırımlar hemen onu yakalasın!

456

Bir beyit söyledim, dilber benden incindi.

 Yani beytin veznini bizden tartıp aldı!

Dedim ki hangi beyti söyleyeyim emret !

 Dedi ki, ben hangi beyte sığarım-bilirim söyle!

 

457

Dinle!

 sende işitecek kudret varsa!

 Ona ulaşmak, kendinden geçmekle olur!

Orada sus!

 Çünkü, sana düşünce ve ibret cihanı açılır.

 Onların dedikleri, hep göziyle görmek gibidir!

458

Daima başım devletli, dudağın güleç olsun.

 Âşıkların canı ve gönlü senden hoşnut olsun.

 Seni görüp de sevinç duymayanın başı sarkık, bahtı kara, gönlü perişan olsun!

459

Hastayım, gamlıyım başımda iki mihnet var, ama senin gamın beni daha genç kılmaktadır!

gu ne gariptir ki hastalıkta onun gamından başka ne deva alsam; beni daha çok hastalandırıyor!

460

Yanımda sen olmadan gönül mağara semtine gitmedi Gamının lûtfunu görmeden gam çeken olmadı!

Çok olan her şey değerini kaybeder.

 Ama senin gamların bu kadar arttığı halde değerinden bir şey kaybetmedi!

461

Deniz ve sefa olmazsa cevherimiz taş kesilir.

 O, cihanın canı olmazsa, cihanın canı sıkılır.

 Dostun verdiği üzüntüler canın ve gönlün cilâsıdır.

 Onu can içinde sakla ki pasını silesin!

462

Âşk olmayınca neşe ve sevinç artmaz.

 Aşksız olunca en güzel vücut bile salınamaz!

Buluttan denize yüz damla düşer ama, âşk harekete gelmedikçe hiçbiri sedefte inci olamaz!

463

O uykusuz köleyi bağışla, öyle bir susuzu gözet kır suyu bulunmasın.

 Hiçbir şey veremeyenlere bağışla ki, onların Tanrı katında hiç sevapları yoktur!

464

Kul, kendisinden büsbütün geçmedikçe, onun gönlünde Tanrı birliği gerçekleşmez!

Tanrıyı birlemek demek.

 senin varlığının onunla birleşmesi demek değil, senin yok olmandır; yoksa batıl bir şey, hak olamaz!

465

Aşkın gönlüme dolalıdan beri.

 Senin aşkından başka neyim varsa hep yandı!

Aklı, dersi, kitabı hep rafa koydum, ama şiirler, gazeller, rubailer öğrendim!

466

İşim, gücüm aşkın gamı olalıdan beri, zavallı gönlüm çok üzüntülere uğradı!

Gönül âşk gamıyla o kadar çok hırpalandı ki, bu sefer çektiği acıları belki de hiç çekmedi!

467

Can cevheri, bu tabiat âlemine düşeliden beri, bu dört unsur onunla komşu oldular!

Bu mezarın öteki mezardan renk alması o yüzdendir.

 Allah hiç kimseye kötü kdmşu vermesini

468

Bir ok attım, ok yükseklere fırladı.

 İmanlı kişilerin yüreğine saplandı, sızlatmaya başladı.

 Dedi ki, yüreğinin başı başının sadakası oldu.

 Attığım ok hak idi.

 Yürek de başa sadaka oldu!

469

Rebab şeklindeki yaydan bir ok fırladı.

 Ten çemberinden geçerek kalbe dayandı!

özleri delip geçen şu kabuğa baki Perdeleri yırtan şu perdeyi gör!

470

Can, yüzünü kutlu âleme çevirdi.

 Günlü niçin, neden gibi sorulardan, varlığı eşsiz olan Ulu Tanrıya yöneltti.

 Bugüne kadar gizli kalmış olan bu sır, bin perde altından sıyrılıp açığa çıktı!

471

Senden bir hayal taşıyan (bir can) m geçip gitmesi, yok olması nasıl düşünülür?

Ay küçüldükçe hilâl olur, ama bu küçülme ve eksilme yeni bir gelişmenin başlangıcıdır!

472

Bir yer ki, orada senin gibi bir sevgili vardır.

 Orada eğer sükûn karar olursa (küfür) dür!

Seni görüp de baştan çıkmıyan bir aklın başını ezmek yaraşır; Çünkü çirkin bir yılandır o!

473

İçinde tatlı bir özü olan bir ceviz.

 Bağrında hoş inciler saklanan bir çekmece vardır.

 Sakın türlü kıskançlıklarla onları kırmanın yolunu arama!

 Çünkü onları kırsan bile daha binlercesi vardır!

474

Bir göz ki, bakışı o güle ve lâleye dönmüştür.

 Bu felek kubbesini iniltilerle doldurur!

Bin yıllık şişenin asla yapmadığı divaneliği bir yıllık sevgi bak ki, nasıl yapıyor!

475

Zamanenin adı kötüye çıkınca artık, adı sanı belli merd kişiler kalmaz.

 İnci arıyorsan denizin derinliklerinde ara!

 Yoksa sığ kıyılarda köpükten başka bir şey bulamazsın!

476

Hayalin gönlümüze tekrar geldikçe, kaybettiğimiz zavallı gönül de eski yerine döner!

ömrümüz geçip gitse, geride tek nefesimiz kalmasa bile, hayalin bize gelince sanki geçmiş nefeslerimiz geri gelir!

477

İnci yerlere atılırsa kemik parçalarıyla karışır.

 Gönül, aklı bir tarafa atarsa, teninden kurtulur!

Ben ateşim, duman çıkıyor benden.

 Yanan her ateşten duman çıktığı gibi!

478

Tan ışığı hak yolunu gösterince, dirilerin tenindeki can uçmaya başlar!

İnsan öyle bir yere erişir ki, her nefeste, hiç gözünü yormadan dostun cemâlini görür!

479

Göz o gümüş yanağı görünce, can, dudağında mim harfinin gözü gibi daralır.

Gönlüm Nemrut gibi gözlerden uzaklaşır, İbrahim’in sevda ateşine düşer.

480

Canı aradım, mercan denizinde buldum, bir köpük altında gizli bir okyanus oldu!

Karanlığın ortasında ince bir yolda yürüdüm.

 Bir çöl geldi karşıma!

 481

Ey can!

 Aşkın ateşi artık son kerteyi buldu.

İşim gücüm aşkından şikâyet olmuştur.

Eğer her seher vakti inlememi istiyorsan anla ki, bu derd son haddine varmıştır,

482

Canımın semender (ateş kurdu) gibi bir sevgilisi var.

 Onun ateşinde ne hoş barınır bu can !

Ey saki!

 O dudak şarabını sun bize!

 Çünkü ondan başımda garip bir mahmurluk var,

483

Can kimdir ki, gözlere senin gibi şirin görünsün?

 O, göziyle, gönlü ile seni avlamaktadır sanki.

 Mezarımın üstünde bir diken bile bitse o diken âşk ile feryada gelir.

484

O yüzü kapalı güzel salınmaya başlayınca, her kapalı gömleği yırtar çırıl çıplak olur!

O hâzinenin çevresinde dolanan nice değersiz metalar var ki, taş bile olsa yine altın saçan birer hâzineye döner!

485

Kavuşma gününde sevgilimiz görünmedi.

 Artık yavaş yavaş aşktan el çekmek gerek!

Ama gönlüm diyordu ki, buna imkân yoktur, imkânsızdır.

 O zaman başını önüne eğdi.

 Kıs kıs gülmeye başladı!

486

Göz elden gittikden sonra senin ilâcının ne faydası var?

 Gönül hep böyle yıprandıktan sonra senin vefan neye yarar?

 Gamından can ve ciğer gamla yandıktan sonra, senin o tatlı, gönül okşayıcı sözlerinin faydası ne?

487

Gönlüm nesil olur da o yanaklardan vaz geçer?

 Yahut senin o sayısız bağışlarını nasıl bırakabilir?

 Mezarımın üstünde bir diken bile bitse o diken durmadan hep seni sayıklar!

488

Aşıkların yüreğinden akan kanlar Ceyhun ırmağına döner.

 Aşık da o kanın üstünde bir köpük gibi kalır.

 Senin bedenin bir değirmen onu döndüren su da kandır.

 Su olmazsa değirmen nasıl döner?

489

Allah esirgesin ki, gönül cihan sevgisine meyi etsin.

 Aşktan başka ne vardır ki, Ona iltifat göstersin.

 Gözüm, ecel gününde eğer aşkı bırakır da can tarafına bakarsa, gözümden çok şikâyetçi olurum!

490

İstiyorum ki, gönlüm senin gamına  alışsın.

 Eğer bu alışkanlığı elde ederse, gam ona ne kadar hoş gelecek.

 Ey gönülsüz gönül !

 Dikkat et de onun gamım kucaklamaya bak.

 Çünkü onu gözetmeyecek olursan, kendi gamını kendisi yüklenir!

491

Beli kemerli güneş, önünde can verir.

 O ciğeri yaralı Ay, sana fedadır!

O servi, o yetişkin gül sana kurban olur; bu gönlünü yitirmiş âşık önünde ölür senin!

492

Güneş kim oluyor ki senin (parlamakta) yüzüne erişebilsin?

 Rüzgâr, nedir ki, çeviklikte senin nuruna yetişsin?

 Akıl, vücut şehrinin veziridir ama senin köyünün başına varınca divâne olur!

493

Tanrı bilir ki, senin ^yağının toprağıyım.

 Seni benim elimden almak ona gerekir mi hiç?

Eğer alırsa ona dualar eder, yalvarmaya başlarım.

 Ola ki bana rahmet eder de seni yine karşıma oturtur!

494

Senin aşkının rüzgârından kopmuş bir toz istiyorum ki, onu gözlerimle ayak tozuna eriştireyim!

Canım, cefada sevinç ve neş’e bulur.

 Çünkü cefadan senin vefanın kokusu gelir.

495

Yanağım özleye özleye uyku benden yüz çevirdi.

 Senden, senin hayalinden insaf istiyorum artık.

 Uykum benden kaçıp, senin eteklerine yapıştı.

 Artık senden, senin hayalinden insaf ve adalet bekleyeceğim!

496

En hoş adet, en hoş huylar ki, Muhammed’de * vardır.

 O, rebabını sabaha kadar inleterek bizi okşar.

Uykusu gelicede (rebabının) boğazını sıkar!

* Oğlu Sultan Veled’e telmih olsa gerektir.

497

Her kimin göğsünde bir parçacık gönül varsa, senin aşkına tutulmadan yaşaması zorlaşır.

 O zincir gibi büklüm büklüm zülüflerini gördükçe akıllı bile olsa yine delirir!

498

Ayağı senin zincirine bağlanan kimse, ister fani olsun; ister yok olsun varlığa kavuşur!

Şarap iç de mest olma diyorlar ama, ne çare ki, şarap içen elbette mest olur!

499

Beni denizler bile doyuramazken ırmak ne yapabilir?

 Gül bahçesi olmadıktan sonra kokudan ne çıkar?

 Yâri yanında olanlar mazurdurlar.

 Ama zavallı ben, bir de sabrım baş başa kalınca ne yapabiliriz!

500

İnci arıyorsan pınardan inci çıkmaz.

 İnçi ariyan denizin derinliğine inmelidir!

Ama bu değerli inci, ancak bengi su pınarından susuz dönmüş olanlara yaraşır!

501

Bağa gelin de yeşil giymiş dilberleri seyredin!

 Her köşedeki gülcü dükkânlarına bakin!

Gül bülbüllere gülerek diyor ki; susun susun da şu susmuş baharı seyredin!

502

Derviş gizli sırlar fısıldar.

 Her an parasız bir mülk bağışlar.

 Derviş, ekmek istiyen zavallı değildir.

 Derviş ancak can bağışlıyan bir aşıktır!

503

Bağda binlerce Ay yüzlü güzel var.

 Güller, mis kokulu menekşeler var!

Hele ırmaktaki halka halka sular, bunların hepsi birer bahane.

 O, ancak O dur!

504

Zülfünün çengeli Cehennemde bile elime geçse yeter.

 Cennettekilerin halinden utanacağımı mı sanırsın?

 Diyorsun ki, Cennet alanında bana seslen, ama Cennet alanı gönlüme o kadar dar gelir ki!

505

Aşkta alçaklık yükseklik olmaz; ayıklık, sarhoşluk da aranmaz.

 Hattâ hafızlık, şeyhlik, müritlik ne demek?

 Kalleşlik, düşkünlük rindlik de sorulmaz!

506

Aşkta bir an bile sebat etsen, aşıklar sırasında bilsen ne kadar ilerlemiş olursun!

Gül gibi bir yârin yanında sivri başlı diken gibi ol ki, yâr, seni kâh kucağına çeksin, kâh yanına alsın!

507

Araştırma yolunda yetişmiş olmak, cihandan eteğini çekmek gerektir.

 Sen gözündeki körlüğü iyileştirmeye bak.

 Yoksa âlem hep Odur, ama görecek göz gerek.

508

Aşkına tutulmuşum bir kere, bana öğüdün, yol göstermenin ne faydası var?

 O zehirli şarabı içmişim bir kere, bana şekerin ne tesiri olur.

 Benim için ayağına zincir vurmaktan ne çıkar?

509

Canını sıkma!

 bir gönül açıcı geldi.

 Şen nağmeleriyle gönüller okşıyan bir güzel geldi!

Sinek gibi vızıldayan gamın kolu kanadı kırıldı.

 Sanki Kaf dağından bir Zümrüd-ü Anka geldi!

510

Gönül senin hevesinle ne umutlara kapılır, senin sâyende ne dedikodular yapar!

Lâhavle çekiyorum ama lâhavle çekmenin de aşkta bir fayda sağlayacağını umma!

511

Elin cömertlikte bulutları kıskandırır.

 Savaşlarda her tarafa mücevherli kılıç sallar!

Senin işinden güneşe utanç geldi.

 Senin kılıcım görünce hemen tan yerine kılıç çekti!

512

Gönül, dün gece bu aşkta bize yoldaş oldu; gece, tanyeri ağarıncaya kadar ne dinlendi, ite de uyudu.

 Tanyeri aydınlanınca sararmış çehresi, uyku dolu gözleriyle hemen sana koştu!

513

Gönül, gizli açık neler söylerse, hep o misk ve anber saçan zülfün hikâyesidir!

Bu, çok yosma, o da çok perişan.

 Biliyorum ki yosmalar perişan sözler söylerler!

514

Gönül, o gönül okşayıcı dilberin arkasından çok koştu ama, olmadı.

 Kurudan, yaştan ne varsa hepsini ortaya attı yine olmadı.

 Zavallı göğsümüzün köşesine oturarak bildiği her türlü kurnazlık oyunlarını oynadı ama yine de olmadı!

515

Dün gece dilber sevgilim göklerdeki Ay gibi parlaktı.

 Hayır, hayır güzellikte Güneşten de üstündü!

Hattâ bizim hayalimizin çevresinden de dışarı idi O.

 Biliyorum ki, çok hoştu.

 Ama niçin böyle idi tünüyorum?

516

Dün o ay misâli güzele uğradım.

 Bir nükte söyledi, bahsin temelini attı!

Davasını kazanmak istiyordu ama dava sabit olmadı, davacı fâni oldu!

517

Bilir misin sofu niçin çok yer?

 Günde yalnız bir defa yer de ondan!

Bırak bu sefer bari gül, gülnar yesin.

 Artık daha ne kadar o sevgilinin gamıyla deve gibi diken yiyecek 1

518

Senin yüceliğinin eteği elimden gitmez!

Sunduğun meylerin zevki sarhoş dimağından çıkmaz!

Bana diyorsun ki, nasılsan bana öyle görün!

 Eğer olduğum gibi görünsem varlığım ortada kalmaz!

519

Yare baksam utanıyor, bakmasam.

 gönüller âfeti oluyor.

 Onun yüz suyunda yıldızlar belirir; onun yüz suyu olmasa benim gücüm, kudretim hep toprak olur!

520

Ey can!

 Senin yanında sanki bedenim yerlere kapanıyor.

 O secdeyi kendi bahtıma ediyorum sanki!

Her ne zaman ayaklarına düşsem içimde canım ayaklarıma kapanır!

521

Mânada var ama sözde yok olanı kim görmüştür?

 Gönülden beliren, dilde yok olanı kim gördü?

 Dünyanın varlığı olup da dünyada yok olanı kim gördü?

 Varlıkta da yoklukta da böyle bir (Yok)u kim görmüştür!

522

Sende bir inci var ki, denizleri doldurur.

 Hattâ öyle bir inci ki, binlerce denizi incilerle doldurur!

Onu bulmak istiyorsan bir kere eşeğinden aşağı in!

 Çünkü eşeğin, yüzünü ahır tarafına çevirmiştir!

523

Aşkta binlerce can ve gönül bıkıp usanmaz.

 Can nedir ki bu konuda canın sözü mü olur hiç!

Bu yolda öyleleri yürür ki, her adımda, yüz can verir,

yine de yüz döndürmezler!

524

Aşkında bana vefalı olmak yaraşır.

 Senin vuslatın bir umuttur ama bana yakın gibi geliyor.

 Senin yanında benim gibi gönlü kırık zavallının işi, fena değil ama bundan daha iyi olmak gerekiyor bana!

525

Senin aşkından en bilgin akıllar bile uyur; âşık da gönül ateşi içinde uyur!

Ben gözsüz ve gönülsüz uyursam bunda şaşılacak ne var?

 İki gözüm de kan kesildi, nasıl uyuyabilirim,

526

Felek’in beyninde bir kere aşkın yerleşti mi, fitne ve kâvga ta arşa dayanır.

 Cihan bîr ruh gibi olur.

 Artık ortada ne yukarı ne aşağı kalır.

 Şu halde nasıl olur da senin aşkın ruhunu yukarı âlemden alır!

527

Vefasızın yurduna gam ve mâtem dolsun.

 Vefası olmayanlar âlemde eksik olsunlar.

 Görüyorsun ki, gamdan başka hiç kimse beni anmadı.

 Şu (gam) a binlerce âferin olsun!

528

Söğüp sayma bile ,senin dudaklarında Ay gibi parlak görünür.

 Aslı ateş olan yakuta döner sanki.

 Söğmek ne kadar gönül açıcı diye hoşlanırız.

 Gül bahçesinden esen rüzgârlar elbette hoş olur!

529

Gönlüme öğüt vereyim de istediği yere gitmesin!

 Hele O şen ve şuh sevgilinin yanından başka bir tarafa gitmesin!

O put; gönlün nereye gitti, diye dudağını ısırıyor.

 O kimdir.

 Kim oluyor ki, gitsin veya gitmesin!

530

Gönül hep o canlı dudaklarının hizmetindedir, mahmur gözlerinden mest olmuştur!

Gönül, bütün senin baharının hikâyesiyle meşgul; can, hep o lâle bahçesinden söz açmaktadır!

531

Bana gönül verdi ki, gönül avcılarını vurayım; kimleri okşadımsa hemen onları vurayım diye!

Bir canım var ki, ancak onunla yaşar, anunla neşelenirim.

 Meğer divâne Olmalıyım ki, canıma kıyayım!

532

Dün gece senin Ayından gökler şarap içti.

 Senin o bengi suyundan bütün cihan içti!

Hayatı arttıran o bengü su [abı hayat] , sanki hayatta olan her şeyi içti, tüketti!

533

Divâne, halk arasında belli olur.

 Çünkü sevda atına binmiştir o!

Ama gerçek divâne, onu tanımıyandır.

Divâne bizim yanımızda tanıdık dost gibidir!

534

Dün gözlerin büyüler saçıyordu, yüzün, gök kubbe yolunu tutmuştu sanki!

Zülfünün gölgesinde bir güneş saklıyordun.

 Can bir zerre gibi havalarda uçuyordu!

535

Ebedî sevgili hep gönlümün çevresinde dolanır, şu utangaç canımdan, gönlümden ayrılmaz!

Şu topraktan, ağaçlar gibi gülerek baş çıkarayım ki, toprağımın çevresinde bengi sular çağlasın.

536

Git iyilik yap!

 Zamane iyiliği bilir.

 O, iyiliği iyilerden alır ancak!

Mal, varlık herkesten geri kalır, sen de bırakıp gideceksin onu.

 En iyisi mal yerine iyilik bırakmak!

537

Bir gün gözümüzde o gönül hırsızının hayali oynaşmaya başlarsa, bir gönül ne yapsın buna, çünkü yüz cihan birden oynaşmaya başlar.

 Gönül evinde hangi perdeden çalınsa zavallı beden de aynı havadan oynar!

538

Rızk, zenginin de yoksulun da mihenk taşıdır.

 Sakın onun nereden geldiğini araştırma!

 Çünkü o, varlıği hiç bir sebebe dayanmıyan Ulu Tanrının yönünden geldi.

 İyiliğin günden güne arttığı o günden beri rızk, cihanın ötesinden gelip dağılmaktadır!

539

Gün yaklaştı, hâlâ şenin kavgan bitmedi.

 Gece bastırdı.

 Hâlâ başında sevdalar var.

 Bu benim işim gecenin, gündüzün işi değil.

 Bambaşka bir iştir.

 Yoksa nasıl olur da iki topal eşek benim yükümü kaldırabilir!

540

Varlıkların arka arkaya dizildiği bir günde yokluk, o ulu dergâhın yolunu tutar.

 O günde kılıcın kabzesi kana bulanmadan, ikbal ateşiyle yanmadan yüceliklere kim erebilir?

541

İşlerinin azalmaya yüz tuttuğu, gözlerde onun (ölümün) hayalî oynaştığı bir günde, O bütün garipliği ve yabancılığı ile beraber gönüldedir.

 Ama gönül de şüphe ve tereddüt içindedir!

542

Git!

 gözlerini kapa ki gönlün göz gibi olsun.

 O gözden sana başka bir cihan görünsün.

 Eğer bir gün o beğendiğin şeylerden kendini: kurtarabilirsen, bütün işlerin baştan beğenilmiş olur!

543

Bir gün aşkın beni divâne edince, öyle divânelikler ederim ki bunu şeytanlar bile etmez!

Kaleminin hükmü, gönlüme öyle işledi ki, onu divân efendisi bile kaleminin ucuna lâyık görmez.

544

Yaptığın iyiliğin zevki hangi kamıştan koptu ki, sevgili gül dudağına uygun olarak ancak senin şekerini seçti.

 O şeker kamışından hep’ dudak şarabı içti ve dudaklarının büyüsüyle mest olarak coştukça coştu.

545

Zülfün o yakut renkli yanaklar üstüne dökülünce kulların canını almayı düşünür.

 Avucundaki (laden) i kim elinden bırakır, kendi sevgilisini kim ayağa vurur?

546

Sevgilimin aşkı beni baştan çıkardığı gündenberi, komşularım artık feryadımdan uyuyamaz oldular.

 Şimdi feryadım azaldı ama aşkım arttı.

 Nasıl ki ateş çok alevlenince dumanı çıkmaz olur!

547

Zülfün güzellikte ne cilveler, ne oynaklıklar gösterdi.

 Anber sürünmek için kollarını sıvadı.

 Ona misk derdim.

 Bu sözden öfkelendi, alındı.

 Kendini yerlere vurdu!

548

Senin zindanın kurtuluştan daha hoştur, öfken şekerden daha tatlıdır.

 Kılıcın hayattan daha güzel, yakutun bağıştan daha hoştur!

549

Âşıkların gönlündeki sırrı mutrıpten dinleyin; onun feryatlar ile  gönüller çevresini dolanın!

 Eğer ona inanıyorsanız bakın perde arkasından neler söylüyor.

 Yani hiç perde dışına çıkmayın! diyor!

550

Âşıkların gönül ateşlerinde kıvılcımlar vardır.

 Gönülsüzlerin gönül derdinde ne etkiler vardır, işitmedin mi ki, gönlü yanıkların ahları, Tanrının rahmet kapısına yükselir!

551

Senin aşkın için bir bahane yetişir, senin sevginle mest olanlara bir terane yetişir.

 Bizi öldürmek için cefa kılıcını ne vuruyorsun?

 Bize bir kamçı ucu göstermek yeter!

552

Bir sır var ki yâr, onu dudak altından fısıldıyor.

 İşin aslını da o biliyor!

Değirmene inmek için yüz iniş yeri biliyorum ama ,iş bir kurbağanın yüzünden geri kalıyor!

553

Aşıkların bağında yetişen servi, hem serkeş, hem serhoş hem de nazlı nazlı sallanır.

 Serkeşlerden yüz çevirse bile onlara erişir, dik başında doğanların gururunu taşır!

554

Bir şah vardır ki, her şeyi gizleyen onu bilir; ağızsız, dilsiz yediklerin şeyleri de bilir!

Herkes yaldızlı söz söylemek hevesindedir.

 Ben, o üstadın kölesiyim ki susmasını bilir!

555

Çok sevinçliyim çünkü gamın gönlüme sığıyor ve aydın bir yer bulmuştur kendine!

Feleklere ve yerlere sığmayan o gam, bir iğne deliği kadar gönüle sığıyor!

556

Gam yüzünden zemanenin sevinci bana yüz göstermez oldu.

 Bana artık dostun gamından başka bir merhem gelmiyor.

 Dedim ki onu gördüğüm zaman ne nefesler harcıyacağım, neler anlatacağım; ama onu görünce nefesim çıkmaz oldu!

557

Gece gitti, nereye giderki o.

 Hep geldiği yere döner.

 Belli ki her canlı yaratık kendi yuvasına döner.

 Ey gece mademki sen de kendi yuvana dönüyorsun.

 Bizden selâm söyle, filânın sevgilisi nasıldır diye sor!

558

İçimizde bir şeker sözlü, tatlı gülüşleriyle Hüsrev ve Şirin’den söz açar!

Bana kâh sertlik, kâh uysallık gösterir.

 Bazan da beni uysallaştırır ve kendisi sertleşir.

559

Sevinin ey istekliler!

 Aradığınız geldi.

 Alkış tutun!

 Ey âşıklar, sevgili geldi!

Eyüb’ün hastalıklarını sağaltan o şifa iksiri geldi.

 Binlerce Yakub’un gözünü aydınlatan Yusuf geldi!

560

O misk kokan saçların aya perde olunca, o perde arkasında hangi âşık sapkın ve şaşkın olmaz.

 Yusuf eğer çenesinin çukurunu görseydi, zülfünün zinciriyle tekrar kuyuya inmeye razı olurdu!

561

Bahtiyar o kimsedir ki ay yüzlü sevgilisi yanında gider.

 Kerem sâkisi onu hep mest ve harap bir halde götürür.

 Göz yaşı geliyor ama uyku gelmiyor, gelirse kendini su götürür diye!

560    

Gece, âşıkların gönlü gibi sevdalarla doldu.

 Cihan iyi ve kötü gözlerden uzaklaştı.

 Gönül acılarımla birlikte gizli bir yolculuğa çıktım.

 Bir işaret bana diyor ki artık onların (acıların) vakti geldi!

563

öyle bir coştum ki bunu feleğin öküzü bile çekemez,

öyle bir divanelik ettim ki Mecnun gibi yüz tanesi bile çekemez.

 Haydi ben çekeyim, çünkü senin canın benim canımdır.

 Ama söyle!

 Nasıl olur da insan kendi canını çekemez?

564

Sabah oldu.

 Neşelenme vakti geldi.

 Simdi gece kalkanlar için ayrılık zamanıdır.

 O gözler gece bekçileri gibi uykuya daldı.

 Şeker kapmaca hevesinin uyandığı fırsat geldi!

655

Yüz kere aklım başımdan, gitti de geri geldi.

 Bu akıl, daha ne kadar âşıklar şarabından içecek?

İşten de kaldım işsizlikten de.

 Bilmem ki işin sonu nereye varacak?

566

O akıl yönünden yüz konak uzaklara gideceğim.

 îyi, kötü her türlü varlıktan vazgeçeceğim!

Perdenin arkasındaki güzellikler hep benim güzelliğim.

 Ey bilgisizler, ben kendime âşık olacağım!

567

O Ay gibi güzel, yüz yıl yaşasın.

 Onun gam oklarına göğsüm amaç olsun!

 Gönlüm onun kapısının toprağı üstünde güzelce ve rahatça öldü.

 Yarabbi acaba toprağı bol olsun, diye kim dua etti ona!

568

Sabah vaktidir, sabâ rüzgârı misk kokuları saçarak esiyor.

 Anla ki sevgilinin köyünden geçiyor o!

Kalk ne yatıyorsun.

 Cihanın sonu geldi.

 Bari bir koku al çünkü kervan geçiyor!

569

Arif gül gibidir.

 Sen bir gülden başkası değildir o.

 Acılık şekerin âdeti değildir!

Ârif’in canı camdan  kandil gibidir.

Cam şişedir ama örs değildir!

570

Âşık nazda ve naziklikte eşsiz olur.

 Âşıklık mezhebinde mert ve yiğit davranır!

Gönlünü yitirmişlere naz yakışır mi hiç.

 Yakup, Yusufçuk ederse soğuk düşer!

571

Bir âşk geldi ki, aşklar onun yanında sevda olur.

 O aşkta yandım külüm bile yok oldu.

 Ama külümde tekrar senin aşkınla yanmak hevesi yeniden belirdi.

 Binlerce suretler parlayıp söndü!

572

Aşkın her tapmakta sarhoşluk eder.

 Putlar pazarına senin yüzünden kesatlık gelmiştir!

Gamının eli her iki âleme de uzanır.

 Doğrusu senin gamın eli-uzunluk etmektedir!

573

Benim aklım, gönlüm ne cilveler bilir!

 Hele sevgilim bir an karşımda otursun!

Yüz yerde değirmen yokuşu bilirim ki susuzluktan işlemez olmuştur!

574

Âşk ezeldendir ve ebede kadar yaşayacak.

 Onu arayanların sayısı da belirsiz olacaktır!

Yarın kıyamet günü açıklanınca âşık olmayanlar oradan geri çevrilecektir!

575

O pek hoş sevgilinin aşkı belâlar koparır, ama belâdan sakınan da âşık olamaz!

Âşk oyununda mert kişi odur ki, âşk ateşi canını sarınca canından vazgeçer!

576

Senin aşkın cihandan güveni, esenliği kaldırdı.

 Ayrılığın can alan bir ecel oldu sanki!

O gönlü yüz bin cana değişmezdim ama, senin bir gülüşün bedava elimden aldı!

577

Âşık gerek ki gece gündüz şarap içsin, bu şarap onun akıl ve utanç perdesini götürsün!

Ben bâdeyi nerede içeyim.

 İçsem bile, başımda akıl kalmadı ki benden ne götürür?

578

Âşk, ancak halkı şâd eden aşktır.

 Âşk, ancak sevinçlerin hakkını veren sevgidir!

Âşk annesi beni önceden doğurmuştur.

 O anneye yüzlerce rahmet ve aferinler olsun!

579

Bayram geldi bi senden bayram armağanı götürsün.

 Senin o Ay ağılını andıran zülüflerine bayram nişanı taksın diye.

 Bayram ancak karşısında Ay yüzlü bir sevgilisi olanlara gelir.

 Yoksa evdeki yeni Ay’ından ayrılanlar bayramdan ne anlarlar

580

Gam dediğin kimdir ki er kişinin gönlü çevresinde dolansın?

 Gam, ancak donuk ve soğuk kimselerin etrafında dolanır.

 Tanrı erlerinin gönüllerinde öyle bir deniz vardır ki onun hoş dalgaları felek kubbesini dolanır.

581

Kötümser kişi, kulun gülmemesini ister.

Kuldan bir şey gizleme ki, o da senden gizlenmesin!

Bir bahçe kapısına zindan diye yazsan, bahçe o yazı yüzünden zindan olur mu hiç?

582

(Elif) gibi dümdüz boyum (cim) gibi büküldü.

 Senin olduğun yerde güzellik ikibuçuk kat artar.

 Ey cihanın canı!

 Senin o ölümsüz güzelliğin gönlümü zapteder, ama beni de ölümsüzlüğe götürür!

583

Biz aşktan kendimize çok yakın bir âşinâ bulduk.

 Her an kanımızı âşk üzerine saçtık!

Her nefesimizle aşkın boşluğu dolar.

 Her dem çekişimizde âşk kendi demini bulur!

584

Olgun vasıflı bir kişi fânilik yolunu alıyordu, varlık denizinden rüzgâr gibi geçti!

Onda varlığından bir kıl kalmıştı ki, o kıl (fakr) mertebesindekilerin gözünde (zünnar) gibi göründü!

685

Sana canının içinden bir ses gelir, der ki masal dinlemekle bu düğüm çözülmez!

Evin, içindeki bir su kaynağı, dışardan akan ırmaktan daha faydalıdır.

586

Âşıka ölüm veya fânilikten söz açmak, yahut âşk yolunda can vermekten bahsetmek hep lâftan ibaret kalır.

 Ama aşka dair söz söylemek, bengisu kaynağından , su içirmek sayılır!

587

Felek sana durmadan hizmet etse bile, kabul etme!

 Çünkü sonunda seni alçaltacaktır!

Seni ansızın bir Şerbetle mest eder, başka bir sevgilinin kollan arasına bırakır!

588

İsterse her iki cihan gam dikenleriyle dolsun.

Devenin dikenden ne korkusu olur!

Can ve cihan, keder ve üzüntülerle bulaşsa bile yine tertemiz kalır.

 Çünkü âşk temizleyicidir.

589

Sabretsem canım tenim yanar, hem benim canım hem de bütün âlemin canı yanar!

Bağırmak istesem, ağzım yanar; ama sade ağzım değil; her iki cihan yatar!

590

Hiç kimse senin çevkânının ucundan top alamaz.

 Sana kavuşacak yolu aramakla bulamaz.

 Senin güzelliğin gömleğinden bir koku almayan, Yusuf gözlü bile olsa yine Yakub’a döner!

591

Ben elemsiz, kedersiz bir dostun kölesiyim.

 Çünkü yaslı bir sevgiliye kavuşma ümidi yoktur.

 Vuslat sanki bir hayal ve bir teranedir.

 Nasıl ki bulanmış su, bengi su olamaz!

592

Hep sevinçli kalmış olan nasıl olur da gam çeker?

 Hele şu gök kubbeyi aşmış olan gönüller?

 Heveslerini feleğin çarhına bağlayanların ekeceği gam tohumlarını, kara toprak nasıl kabul eder?

593

Senin yanında mesut yaşıyan nasıl gam çeker?

 Senin ışığınla âlemin güneşi olan bir insan hiç yas tutar mı?

 Hele sana yakın ve mahrem canların gönüllerindeki sırlar nasıl kapalı kalabilir?

594

Senin o şifalı şerbetini içene bu acı ve sancılar ne yapabilir?

 Senin o şeker saçan dudağından bana zehir gelir mi hiç!

 Çünkü, sen sonsuzluk âleminin kimyasısın; O, ne bahtiyar bir çiğdir ki sende pişmek saadetine ermiştir!

595

Biz zaten bağlı idik, bir bağ daha vuruldu üstümüze; gönlümüzü yitirmiştik, başka bir perişanlık daha geldi başımıza.

 Onun zülfünün çengeline tutulmuştuk.

 Boynumuza bir tomruk daha geldi!

596

Ten, ölünce onu bir yere gömerler.

 Sağ olunca elini, ayağını kaydırırlar.

 Varayım çapkınlarla yoldaş olayım dedim.

 Hayır, hayır dedi.

 Sonra sarhoş olursun da sırlarını açığa vururlar!

597

Bu derde, sabretsem gönül gamınla daralır, açığa vursam kıskançlar saldırmaya başlarlar!

Bari sakınayım da, şişeyi taşa çarpmayayım.

 Çünkü sevgili, bizim aşkımızdan sana utanç gelir diyor!

598

Bizden kaçmıyorsan şu oyundan ne çıkar?

 Bizimle ayrılık tavlası oynamıyorsan ne çıkar, bundan?

Bizim sensiz dudaklarımız kuru, gözlerimiz ıslaktır.

 Bizim şu kuru ve yaşlarımızı yoluna koysan ne olur!

599

Yaz günleri, hep sıcak ve yakıcı değildir.

 Gel, ansızın kapımın önüne gel!

 Sıcaklık ancak böyle olur!

Kış mevsimi, hep soğuk günlerle dolu değildir.

 Ancak söz verir de gelmezsen soğukluk o zaman başlar!

600

Sevgili!

 uyku, seni yakalayınca artık hiç kimsenin uyandırmasına müsaade etmeyeceğim!

Uyku, seni havadaki yapraklar gibi uçurunca aşkın da elma ağacı gibi meyvalarını saçar.

601

Denizde yürüyerek geçen gemi yolcusu, kıyıdaki kamışların yürüdüğünü sanır.

 Biz de şu cihandan geçip giderken sanıyoruz ki artık bu cihan bitmektedir!

602

Dedim ki derdin bana gelince arttı.

 Dedi ki bahtiyar o çandır ki bu derde tutulmuştur!

Dedim ki bağrım kan oldu, gözlerimden aktı.

 Dedi ki bu senin gözünden akan hiç kimsenin gözünden akmadı!

603

Dedim ki: şu belirsiz, küçücük gönlüme o büyük gamların nasıl sığacak?

 Dedi ki gönülden göze doğru bakmalıdır.

 Göz küçüktür, ama içinde nice büyükler görmüyor mu?

604

Söyle diyorsun!

 Dil nasıl sırdaş olsun bana.

 Şu âleme gelmiş olan hiçbir şey sırdaş olamaz!

Tanrı’ya and içerim ki o (soluk) dan söz açılamaz.

 Âdemin hamuriyle yoğurulan o kutlu nefesten (ruhtan) konuşmak gerekmez!

605

Derler ki, yüce cennetler olacak, içinde temiz şaraplar, iri gözlü huriler olacak.

 Madem ki işin sonu oraya varacak.

 O halde bizim şarabımız da, sevgilimiz de peşin elimizdedir.

606

Nerede o yak ki bağlara çimenlere yaraşsın?

 Nerede o göz ki, servileri, yaseminleri seyretsin?

 Ayak ve göz birer bağrı yanıktır.

 Ama bana yanmaya lâyık olan âşıkı göster!

607

Bana sorar, nasılsın?

 Hoş musun?

 Sonra güler, ben, dirilen bir ölü nasılsa öyleyim.

 Bugün darmadağınık sözler söylemek istemiyorum.

 Her ne kadar onun yolu karışık ve perişan ise de.

608

Bir yakut dudaklı var ki, şeker satmasını bilir.

 Görünmeyen âlemden bâde içmesini bilir!

Onun adını söylerim ama buna izin vermezler.

 Ancak ben susmasını bilen canların kuluyum!

609

Bizi azarlamak için bir kere dudakları açıldı mı, her iki cihandan şekerler saçmaya başlar bize!

Sen kendi daracık gönlünde onu bir Ay gibi görüyorsun ama, bir kere benden sor onu.

 O Tebriz’in Güneşi, bize nur ve ateş saçan Şems-î Tebrizî’dir!

610

Bir Ay parçası hılâlleşirse Ayın beline kemer olur.

 Beni gönül hoşluğuyla bağlayan sevgiliden üzgünüm!

O benim nasıl ağladığımı görür, ama şu halime gizli gizli tatlı tatlı gülmekten geri durmaz!

Bir kuş ki, temiz canların bağından uçmuştur, hem dik başlı, hem sarhoş, hem de sevinçlidir O.

 Kendine erişen serkeşlerden .

 baş çevirse bile, başında dostların gururunu taşır!

612

Meleği andıran bir kuş, cihanın öte yönünden uçtu, öyle bir yönden uçup geldi ki orada yön ve taraf yoktur.

 O kuş Zümrüdü anka yumurtasından çıkmıştı.

 Zümrüdüanka semtinden başka bir tarafa söyle nasıl uçabilir?

613

Var, yok kavramlarına inanmış bir insan hep varlık, yokluk düşüncesiyle ilgilenir!

O nasıl olur da sıfatlar ve fiiller üzerinde duraklar.

 O sanatın dışına çıkar ve sanatçı olur!

614

Evden yetişen sevgili işe yaramaz.

 Çünkü sadece naz ve cilve gösterir, vefa göstermez.

 Sevgili odur ki mezar kıyısında sana felek bağından bin kapı açsın!

615

Sevgili Güneş gibi parlak olunca,, âşık da zerre misali etrafında dönmeye başlar!

Bahar yelleri aşkı kımıldatınca, ancak kuru olmayan dallar titremeye başlar!

616

Ay yüzlü güzeller Aya benzer ama o melek huylu, hiçbir şeye benzemez.

 Hayır hayır nereden nereye o benzeyiş!

 Can, onun kölesidir.

 O, ancak kendine benzer,

617

Bırakma ki kuruntular seni yıpratsın!

 Çünkü kuruntu, yılan gibi sana hile ve büyü yapar!

O ay yüzlü seni sebepsiz yakalamak isteyince, seni ne hale getireceğine, gökler bile hayret eder!

618

Bırakma ki, içine keder ve üzüntüler dolsun!

 Çünkü keder seni bu cihanın kuruntularıyla birlikte yakalar.

 Git, gece gündüz âşk şerbetini içmene bak!

 Hakkın hükmü ağzını tıkamadan önce bu şerbetten nasibini al!

619

Benim bir şeyden haberim yok.

 Gönlümde beni güldürecek olan şeyin ne olduğunu ancak Tanrı bilir.

 Gönlüm bir gül dalma benzeseydi, hiç olmazsa seba rüzgârı esince hep onu okşardı!

620

dönül, seni coşturmak için coşup köpürmekte; senin aklına ulaşmak için akılsızca çırpınmaktadır.

 Seninle binlikte içebilmek için zehir yutmakta, kulağına takılsın diye bir halka gibi kıvrılmaktadır!

Canım çok sevenlere, âşk der ki: bana yüz can, bin Can ve daha fazlası bile az gelir.

 Dinle, kulağına âşk neler fısıldıyor?

 Ola ki başkalarının kulağını kendi tarafına çekesin!

622

Yâr, şeker gibi tatlı gülüşleriyle gelir, güzellikte Güneşe, Aya bakarak güler.

 Cihanda kendi mahremi olan bu biricik bakışla da gizlice o bakışlara güler!

623

Ben bir odun parçası aldım elime, öd ağacı çıktı.

 Bir kötülük yaptım ama yaptığım bu işin sonu mutluluk getirdi.

 Sefer ajanda yolculuk iyi değil derler.

 Ben bu yolculuğu yaptım hem de çok faydalı oldu bana.

 

624

Ay yüzlüleri birer birer sayın!

 Olmaya ki yanlışlıkla bizim Ayın adını unutasınız!

Ey perdenin arkasında toplanmış olan demek!

 Gelin, ateş dolu gözümün üstünde yeriniz var!

625

Ne akarsu balıktan doyar, ne de balık o akarsuya kanar!

Ne cihanın cam âşıklardan sıkılır, ne de âşık o cihanın canından doyup usanır!

626

Müjde ey hasta gönül merhem vakti geldi!

 Artık ge.

 niş nefes almaya bak!

O zaman yaklaştı.

 Bir dost ki ondan dostlara bir fay.

 da dokunur, âleme insanoğlu suretinde geldi!

627

Zülfündeki her telin bir canı vardır sanki; beni zülfünün ucu gibi hep perişan eder!

Bilir misin benim §u bitmez üzüntülerim nedendir.

 Sevgilinin bitmez tükenmez nazındandır hep.

 

628

Gönül kapan bir dilberin tarafına yönelmeyen her gönül, and içerim ki fena semtinden başka bir yere gitmez.

 Aşkın avladığı o sevinçli güvercin yok mu, onu ne kadar kovsan yine başka bir yere gitmez!

629

Her gelişme ve olgunlaşma ilk sebebin eseridir.

 (Her şey Tanrı’dan üremiştir.) her suret ve şekil de ilk maddenin makbulüdür.

 Her parça bütünden meydana geldi, ama her bütünün parçalanması da gerekli değildir!

630

Her ne kadar gönlüm onun hoşnutluğunu arar, ama o da kılıç ucundan söz ediyor!

Parmaklarının ucundan sular akıtan o kutlu zat, nasıl olur da benim kanımla elini yıkar.

 631

Ağızda dolanan her hoş lokma, coşkunlaşır, özü bütün cana yayılır!

Güneşin, Ayın ve feleklerin dönüşü de gizli kalan sırları açıklamak içindir!

632

Asla eski dostluğun hakkını gözetmezsin, şu bahtı kara âşıkı düşünmezsin!

Gözde oturur gönüle inciler saçarsın.

 Senin sudan, ateşten hiç korkun yok mu?

633

Çözülmüş düğümleri bağlayanlar hem kendi hallerine hem de cihanın haline gülerler!

Kavuşmadan, ayrılmadan söz açarlar, ama ayrılmayan bir şey nasıl olur da birleşir!

634

Gönlüm her gün yeni bir şerbet içer, zevkten geçmişleri unutur, önce aşıklık yönünden bir dolu içer, sonra bize de sunar ve korkunç bir hale getirir bizi!

635

Gökyüzünün bir gül bahçesine döndüğü gecelerde, âlem, gönlüm gibi durgunlaşır; gönlümün aynasından yüzlerce ah sesi yankılanır.

 O zaman gönül aynası da ahlarla aydınlanır.

636

Dost yüzü görmeden geçen günler, ya ölümdür, ya uyku.

 Seni bulandıran duru su zehir sayılır; seni sağ, esen ve gönlünü duru kılan zehir de sanki tatlı sudur!

637

Bollaşan her şey değerini kaybeder, Horlaşınca da evlerde bayatlar kalır.

 Karnınız tok olunca her şeyden üzüntü duyarsınız.

 Yâr, işte o üzüntüye, can bahasına bile olsa müşteridir!

638

Her vakit hem hoşluk, hem gönül çekicilik bir arada olmaz.

 Sakın kadehi eğri tutma çünkü dökülür.

 Şu toprak âleminde başında fırtına estirenler şüphe yok ki, her an toz koparırlar!

689

Bırak gitsin, başını duvara vursun, kafası kırılsın, üstü başı kana bulansın!

O, bana parmaklarını ısırarak başına vurarak gelecektir.

 Çünkü o söz benim kendisine söylediğim sözleri hatırlatacaktır!

640

‘”Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir” müjdesi ondan gelmiş bir haberdir.

 Bu haber, göklerde kıvılcımlar parlatır.

 Kendini tanımamaktan -ileri gelen o hoşnutsuzluktan kurtulduktan ve kendini anladıktan sonra başka ne istersin.

641

öyle bir sevgili istiyorum ki, fitneler koparsın; ateş gönüllü, kan dökücü, kan içici olsun!

Feleklerin çarhiyle, yıldızlarla cenkleşen, denizde yürüyen keskin bir ateş gibi olsun.

642

Dostlar, dostlar!

 Biribirinizden ayrılmayın!

 Başınızdan kaçamak heveslerini atın !

Mademki hepiniz birsiniz, ikilik havası çalmayın.

 Vefa sultanı emrediyor:

Vefasızlık etmeyin!

643

Seni andıkça yüreğim çarpar, gözlerimden kanlı yaşlar süzülmeye başlar !

Sevgilinin haberini her nerede işitsem zavallı gönlüm yuvasından uçar sanki!

644

Bir an olsun, nefsini suçlandırır, onu hükmünün altına alabilirsen sana bütün gelişmelerin bilgisi açıklanır.

 O görünmeyen ve bütün cihanın aradığı suret, senin düşüncenin aynasında belirir!

645

Bir sevgili ki, beni kendi gamma bağlamıştır.

 Eminim ki, beni gönlü hoş bir âşık olarak beğenmez.

 Ama benim kendi gamıyla ilgilendiğimi görünce gizli, gizli, tatlı tatlı güler!

646

Zamanenin düşünceleri .

 neden böyle ciğerim yakıyor?

 Yoksa senin mizacın, günün ‘ mizacını anlayamadı mı?

 Farz et ki, baba bit tohum bırakmadı, öyle san ki kader bir külhan bile bezeyemedi sana!

647

Ey âşk!

 Ne hoşsun, ne hoşsun sen!

 Hoştan daha hoşsun!

 Bana ateş verdin, ama o ateş de pek hoş.

 Altı yön de aşktan bir saadet yuvasına döndü.

 Bütün bunlarla beraber şu altı yönün dışında kalmak daha hoş!

648

Ey sema adamı, mideni boş tut!

 Çünkü ney, ancak içi boş olunca inler.

 Karnını çok doldurursan pislik çok olur.

 O zaman dilberin öpücüklerinden okşayışlarından uzak kalırsın.

649

Şu bahar günlerinde yar yüzünden uzak olunca bayramdan ne çıkar, hayat neye yarar?

Sanki bahçelerden yeşillik, çiçek yerine diken toplamışsın, yahut buluttan yağmur damlaları yerine taş yağmış.

650

Ey kapısının toprağı Cennet’ten, Kevser’den daha hoş dilber!

 Senin yolunda başımı ayak etmek daha hoştur.

 Aşkının def sesini, gökteki Ay işitince iki kat oldu, işte bu def daha hoş dedi!

651

Himmetçe doğan gibi, heybette, arslan ol.

 Can hâzinesine gözü tok gir.

 Koş öyle yere git ki, orada ne geç, ne erken diye bir şey olmasın, öyle bir yüceliğe yüksel ki, orada ne yukarı, ne aşağı olsun!

652

-Gel!

 Adı kötüye çıkmış aşıktan sıkılma!

 Yoksa git, bu âşk sofrasını darlaştırma!

Ey kan içen dilber!

 Bizimle cenkleşme; sakın o küp tortusundan bizden başkalarını mest etmeye kalkışma!

653

Bugün susuzluktan dilim kurumuş, mest ve mahmurum.

 Artık bende ne gönül, ne akıl, ne sabır, ne karar var!

-Onun yanında başım dönmüş, gözlerimden yaşlar saçıyorum.

 Ey saki!

 Bari kendi gönlünden bana bir bade sun!

654

O dağınık canları bir araya getiren iksiri, o her kölenin, her efendinin başını döndüren bâdeyi getir!

 Sesini kes de o ebedî azığı getir ki, İsrafil’in sesinden bir daha canlanayım bari!

655

O ruh sakisi nihayet kadehini sunacak; bu garip kuş nihayet tuzağından uçacaktır.

 Serkeş felek, nihayet •beni arzusuna boyun eğdirecek.

 Günlerde, yaptıklarından pişman olacaktır!

65 6

Ey sevgili!

 Seni bir kere gören nasıl olur da başka bir dilberin yüzüne bakabilir?

 Sana doğru şöyle candan bakan âşık, Tanrıya yemin ederim ki, Ayı ve Güneşi karanlık görür!

657

Bu suret bahçe suretidir ama içinde meyvesi yok.

 Sen boş yere üzülme, and içme boşuna!

Çok yaşayanın da, bekleyenlerin de öleceği bir çağ gelir.

 Ama hiç kimse senden böyle bir haberi araştırmadı!

658

Ey güzel yüzlü gönül hırsızı dilber!

 Bütün güzellerin en güzeli sensin!

Ey şekeriyle güllerin ağzını tatlandıran sevgili!

 Senin o ayrılığından nilüfer, gök renkli örtü örtünmüştür!

659

Ey saki yavrusu: Hele gamdan geç bir kere.

 Ey kutsal ruhun yoldaşı şu nefsi bırak!

Gamdan kaçtım, sevinçliyim diyorsun!

 canının sefasına bak da bundan da vazgeç!

660

Ey göklerden bu âleme geç gelmiş, göklerin haberini yere getirmiş olan yaratık!

Senin sesinden insan oğlu nasıl bıkar, usanır?

 Ulu Tanrım!

 Sen ona ahenk ver, ona arslan pençesi gibi kudret ihsan et!

661

O kara zülüflerine, lâtif kıvırcık saçlarına bak bir kere!

 O şeker yemiş dudaklarının şirinliğine bak!

 Ganinin zekâtı olsun, bir öpücük ver dedim.

 Bana dönerek hele bak dedi, şundaki sevdaya bak!

662

Ey gönül!

 Aşktan da, sevgiliden de, yardan da vazgeç.

 Eğer her üçüne göz diktin ise, zünnar bağladın demektir.

 Yokluk potasında yan da korkma!

 Çünkü bu yoksunluk yardan da yabancıdan da aridir!

663

Pek çok destan ve masallar okumuşuz, maşuktan gamdan, elemden hikâyeler dinlemişiz ama âşk bayrağının altı hep senin aşkındır.

 Sen başkasın çünkü ey şah, senin aşkın da, bambaşka.

664

Hep yukarıya bak, iki gözünü de yukarıya dik!

 Gönül ehli ol da gözünü bize çevir.

 Mertçe, erkekçe davran da gönlünü buraya bağla!

Ne getirdim, neye geldim, diye düşün, bunu iyi hatırla!

665

Daha ne kadar nefsinin angaryasını çekecek böyle işsiz, güçsüz kalacaksın?

Daha ne kadar develer gibi dikenler kemireceksin?

 Daha ne kadar ekmek ve para, peşinde koşacaksın?

 Ey kâfir, ey kâfir yavrusu!

 Artık imana gel!

666

O yosma sevgili, sararmış yanaklarımı görünce dedi ki: Artık daha bana kavuşmayı umma!

Çünkü sen yüz aydan beri karşımda idin.

 Ama sende sonbahar rengi var, bizde ilkbahar rengi!

667

Yanağın put olsaydı puta tapmak daha hoş olurdu.

 Senin kadehinden bâde içince mestlik daha hoş gelir.

 Aşkının varlığında Öyle yok oldum ki, o yokluk binlerce varlıktan daha hoştur!

668

Güneş duvara vurunca sararır, biz de yârin gamıyla sararıp soluyoruz.

 Kâh yârin gamından, kâh yâri görmemekten perişanız.

 îş hep böyle gidecekse Tanrım sen koru bizi!

669

O Gümüş göğüslünün kapısının toprağına vefa göstermek için, gönlünü, ayak altına al da üst tarafım, düşünme!

 Darmadağınık olmamak için beni dinle?

 Allaha yemin ederim ki sonra aşağıdan da yukarı d an da bir hayır göremezsin!

670

Senin bağına böyle tozlu topraklı gelmedim; bu yolda yoksul ve eli boş yalnızda giderim.

 Eğer dışarı çıkmamı istiyorsan bana bir kapı aç, yahut açmazsan da bana kötü gözle bakma!

671

Âşk nöbetinde göz hep yârin üstünde olur, o nöbet geçince de gönül bahar gibi açılır!

Bu an sevgilinin yüzünden bahara dönmüştür

Ama işin nöbet ve sırası gelince o zaman vaktini korumaya

Elimiz, gönlümüz ne kadar boş olsa o kadar hoştur.

 Hele gönül özgürlüğü her hoştan daha hoştur.

 Böyle müflisçesine geçime bir göz atmak yüzbin Kayser’in saltanat ve debdebesinden daha hoştur!

673

İçki sofralarını dolaş, meyhaneleri seyret!

 Sarhoşların biri birini görünce nasıl sarmaş dolaş olduklarını gör!

 Âşk Kâbesi’ndeki duraklara da bak; orada kopan feryatları dinle, heyhat!

 Seslerini işit!

674

Gönlümüzü avlayan o sevgilinin, mezarı başına gittim.

 Tenini ören topraklar gül bahçesi gibi parlıyordu.

 Toprağına haykırdım; aman ey toprak dedim: O vefalı sevgili yârimi iyi sakla!

675

Senin o Ay gibi yüzün çerağ karşısında daha güzel oluyor.

 Nasıl ki bir habeş çocuğun yüzü de dağlanınca güzelleşir.

 Bizim bu muhabbet halkamız, bağ gibidir.

 Sen de bülbülümüzsün; bülbülün bağ içinde oynaşması daha uygun düşmez mi?

676

Ey parlak Dolunay!

 Senin o keman kaşlarından gönül ok darbeleriyle kırılmış, kanlarla dolu bir şişe halini alır.

 Bilmem ki gönüle, şişeye, kana benzer âlemde ne var, dedim.

 Hemen dolu kadehi kaldırdı, al dedi!

677

‘Saki!

 Bana katıksız şarap getir!

O özgür insanlara taze can veren iksirden getir!

 Diyorsun ki, feleğin bu dönüşünden bir rüzgâr kopacaktır.

 Sen, o rüzgâr esinceye kadar bade getir bize!

678

ömür virânesinin çevresini seller bastı; ömür kadehi dolmaya başladı.

 Artık keyfine bak.

 Göz açıp yumuncaya kadar zamanenin çapulcuları, hayat yurdunun pırtılarını çekmiş olacaklardır!

679

Gönlüm, Tanrıyı anma cilvesiyle taze hayat bulunca nazım gelinini (Fikir) yuvasına oturttu!

Her (beyt) imde binlerce bakire belirdi.

 Bunların herbiri Meryem gibi hem bakire, hem gebedir!

680

Rengim ister güz rengi, ister bahar rengi olsun.

 Her ikisi birleşmedikçe gül ile diken meydana gelmez.

 Görünüşte gül ile diken sevgilinin cemaline yaraşmaz!

O, yabancı gözlere dikendir ama, bana göre gül bahçesidir!

681

Başında akıl, gözünde görüş kudreti varsa, dilini tut da başım kılıçtan kurtar!

Balık konuşma dili ile ilgisini kesti.

 Bu yüzden başını teninden ayırmadılar!

682

Sensiz olunca, gül diksem, bahtımın toprağında dikenden başka bir şey bitmez.

 Tavus yumurtası koysam, yılan çıkar.

 Elime ister rebab alayım, ister (saz) alayım, sekiz cennette de çalsam cehenneme döner sanki.

 

683

Gözüm dedim, perdeyi bırak dedi, göz yaşım dedim, şaraptan vazgeç dedi!

Gönlüm dedim.

 Kebabı boşlayıver dedi.

 Tenim dedim.

 Haraplıktan vazgeç dedi!

684

Diyordun ki, şu Bahar çağlarında bağa gel.

 Işık var, nar’ çiçeği gibi güzeller var;

Ama orada sen olmazsan bunlardan bana ne fayda var?

 Senin olduğun yerde de bunlar ne işe yarar?

685

Kulağımızı, hakikat sırları fısıldıyan o kutsal nefesten yoksun bırakma!

 Gözümüzü o nar çiçeği gibi yanaktan mahrum etme.

 Elimizi şarapsız kadehsiz bırakma!

 Ey sevgili bizi bir an bile sensiz bırakma!

686

Biz, âşıkların düşünceleri gibi darmadağınık bir haldeyiz.

 Sevgilimizin elinden her iki cihanda da perişanız.

 Ama şahımız perişanlıktan âridir.

 Ondan nişan ariyan kimse de perişanlıktan kurtulamaz!

687

Senin yüzünden Mecnun ve perişan oldum, elimi tut!

 Başı dönmüş ve şaşkın bir haldeyim elime yapış!

 Her elsiz, ayaksız biçarenin bir elinden tutanı var;

ben de senin başsız güçsüz bir yoksulunum; elimden tut!

688

Benim rengim sonbahar, senin rengin ise ilkbahardır.

 Bu iki renk birleşmeyince gül ile diken yetişmez.

 Bu diken ile gül neden cemâle aykırı düştü?

 Yabancı gözlere bak da buna sen de gül ey gül bahçesi!

689

Ey kötü yolun yolcusu!

 Ben senin maskaran değilim.

 Belki sana pek az lâtife yapmış olabilirim!

Seni öyle bir viraneye çeviririm ki, tekrar seni onarmakta her usta aciz kalır!

690

Şana imkânsız görünen işlerin engellerini kırabilirsen ağır yüklerden kurtulmuş olursun.

 Bir yerde yer yer kah damlaları görürsen onu izle!

 Çünkü o damlalar benim gözümden boşanmıştır!

691

İşte tan vakti, katıksız şarap getir!

 Çünkü akıllı insanın hayatı ölüm demektir.

 Ya bu gönülsüz rebabın iniltilerini hoş gör, yahut şu yanmış, kebab olmuş gönüllerin üzüntülerine katlan!

692

Yâr, her zaman herkesin gönlünü yakar, çarhı felek gibi daima halden hale döndürür !

Bir an olur ki, herkesi yanından kovar, bir an da gelir ki, onlara âşk ile fatiha okur!

693

Sevgili hep hasta gönlümüzü incitir, ya taş yüreklidir O, ya da bilgisiz!

Biz ney gibiyiz, her coşmamız, her coşkunluğumuz kendimizden değildir.

 Bizi yâr coşturur!

694

Hep gelir, gelir ama asla gitmez; o su, bu ırmaktan asla eksik olmaz!

O misk madenidir, biz de onun kokuşuyuz.

 Hiç kokunun miskten ayrıldığını gördün mü?

695

Bugün kucağımdan gitme ey sevgili beraber kalalım!

 Ey katmerli kül fidanı, bu dikenle birlikte kal!

 Ey cilve satan güzel, müşteri ile anlaş; ey dolunay, karanlık gecelerle hoş geçin!

696

Dün bana sert bakışlı bir sevgili geldi, şirin sözlü, şeker dudaklı, fitneler koparan bir dilber!

Güneş gibi çehresiyle beni uyandırdı.

 Yani Güneşi gördün işte, kalk dedi bana!

697

Divane kış, uzun geceler yine geldi çattı.

 Biz, karanlık gece, uzun sevdalar hep bir araya geldik.

 Bizde artık uyku sevdası yok, gönül elden gitmiştir.

 Ancak gönlü yerinde olanlar ayaklarını uzatabilirler!

698

Sevgilim ben henüz senden doyamadım; bana daha çok şekerler borçlusun sen!

Yarın toprağımın üstünde bitecek dikenin bile, dudakları herhalde âşk teranesiyle açılacaktır!

699

Bana o gönül yakıcı güzel diyor ki, artık gün sona erdi gitmeliyiz!

Ey gece!

 Sen o yokluk âleminden dışarı çıkma!

 Ey’ güneş sen de kendini felek çarhına bağla da batmaktan vazgeç!

700

Ey asla yatmak, uyumak bilmeyen âşık!

 Hiç uyuyanların rüyalarla da girmiyor musun?

Başka sözlerim de var ama, onları söylemeyeyim.

 Sen de onları hiç ağzına alma ve söyleme!

701

Ey Adem oğullarının nakşından nice ahenkler yaratan sevgili!

Bütün canlar niyaz yönünden senin şarkını bestelemektedir.

 Ey yakut dudağı canlara can, katan güzel!

 O mercan dudaklardan bu şarkıcıya da bir iltifat yolla!

702

Ey lâle gel de şen yanağımdan renk al!

 Ey zühre yıldızı; gel de gönlümden saz öğren!

 Hele bir kere vuslat teranesine başladı mı, ey baht gel de ahenk öğren!

703

Ey sevimli can!

 aşkın gamından uzak kalma!

 Çünkü onun her nefesinde bin oruç ve namaz vardır.

 (Mecaz) m da (sevda) nın da başı sonu bellidir.

 Nihayet bu uzun gönü) yarası boş yere değil!

704

Ey gönül bütün ağırlıklarını buraya yığ!

 Yusuf gömleğidir o, yüzüne sür!

 Sen balık yavrususun, susuz yaşayamazsın.

 Hiç kuruntulara kapılma da kendini bu ırmağa atmaya bak!

705

Ey can!

 Sema töreni. Oruç, haç ve namaz hep senden gerçekleşmiş, oyun ve mecaz sende hakikat olmuştur.

 Şimdi ey meclisin ışığı bugün âşk derneğinin çalgıcısı benim.

 Bana felekten saçılar, armağanlar gelmektedir!

706

Başın için ki, bugün de boş yarın da.

 Hem su, hem inci, hem deryayım ben.

 Hem de işleri düzenleyen devletlinin dostuyum.

 O ne söylerse biz de onu Büyüyoruz.

707

Bu gece o put yapılı dilber bizimle nice sırlar konuştu.

 Ey gece sen ne gece imişsin!

 Ömrün uzun olsun.

 Bu gece kargalar bile sevinçten oynaşmakta, akdoğanlarla yan yana uçuşmaktadırlar!

708

Ey gönül yakıcı dilber!

 O ateş ki, bir ben bilirim, onu bir de sen!

Ey sevgili dost, onu gönülde gece gündüz parlatma!

 Hayır hayır yanlış söyledim.

 Ey âşk öğrenen sevgili!

 Önce senin aşkın, senin sevdan, sonra da gece ile gündüz olsun!

709

Ey gönül, gönül, avcılarının cefasından kaçma!

 Hırsızlığa çıkacaksan bekçilerden kaçma!

Nişansızlardan bir nişan ara, yüz canın da olsa ver, cânânın seni incitmesinden çekinme!

710

Ey zerre elinden geliyorsa Güneşten kaç!

 Mademki kaçamıyorsun, bari gürültü etme!

Sen bir desti gibisin kaza ise bir taştır.

 Taşla dalaşıpta içindeki suyu dökme!

711

Ey kullarıyla barışı hep savaşla karışık olan dost!

 Böyle utanç verici dostluk daha ne kadar sürecek?

 Eğer benim seninle iyi geçinmemi istersen, şu renklerle karışık olan göz yaşlarımın mânasını anla!

712

Ey şeker dengi ekşilere doğru dönüp bakma!

 Aşktan başka her ne varsa ateşe ver yak!

Önce şekerci dükkânı, sonra turşucu, Önce kar ve kış, sonra Temmuz olmalı!

713

Ey taş yürekliler!

 İçinizden henüz gönlü yumuşamamış kimse çıkmadı mı?

Ey donmuş buz kesilmiş insanlar, nihayet bu buzlarınız çözülmeyecek mi?

 Bu inatçı deri nihayet dabak terbiyesi kabul etmeyecek mi.

 Nihayet hiç kimse Allahtan utanmayacak mı?

714

İşte tekrar geldim keskin bir ateş yakayım da, tövbede, günahta, suçta, sakınmada çok hararetli davranayım dedim.

 Ama içimdeki ateş buyuruyor ki.

 Tanrıdan gelenlerden başka ne varsa yol üstünden kaldır!

715

Bir kaç gün öğüt dinlemeye gayret et ki, bir zaman ölmezden önce ölesin!

Dünya bir koca karıdır.

 Şu koca karı ile bir kaç gün düşüp kalkmasan ne olur sanki?

716

Ey nur yüzlü sevgili, bana yanağını göster!

 Hep sana nazlanayım da ne oruç tutayım ne namaz kılayım.

 Seninle beraber olursam benim şu mecazî duygularım hep namaz olur.

 Sensiz kalınca da bütün namazlarım hep mecâz, hep iğreti olur!

717

Başımda bütün gün aşkının hevesleri var, bütün gün aşkınla mest ve kararsızım.

Sarhoşların mahmurluğu bir gün ölür, ama ben öyle bir sarhoşum ki her gün mahmurluk içindeyim!

718

Senin derdin asla kimsenin ilâcını kabul etmiyor.

 Yahutta her dilek ve emel senden kaçıyor sanki!

 Diyorsun ki gönlüne sabır fidanı dikeydin.

 Diyelim ki diktim.

 Ama asla tutmayacaktır!

708    

Gönül geldi, uzun süren bir sevgi var mıdır diye sordu.

Gece geldi, ancak o sevgilinin zülüfleri uzundur dedi.

Servi geldi, onun yüce servi boyu daha uzundur dedi.

 O bizim aziz ömrümüzdür uzun sürsün diye dua et!

720

Gece oldu ama benim geceden gündüzden haberim olmadı.

 Benim gecem, o gündüzlere ışık veren sevgilinin yüzünden zaten gündüz olmuştur.

 Ey gece!

 Sen ondan habersiz olduğundan gecesin!

721

Gece ile gündüz .

 arasında bir tan vakti vardır.

 Sen Aydan, Güneşten başka bir ışık parlat.

 O su rengindeki ateşten bir kıvılcım getir de fikir hâzinesine ver, ter temiz bir ateşle yan!

722

Sevgili yüz kere söyledi: Her yere kaçma!

 Kaçacaksan bizim taraftan başka yere kaçma!

Her vakit kurtların hayalinden korkuyorsun!

 Bari şehre doğru kaç kırlara doğru kaçma!

723

Sana yüz kere dedim ki, sarhoşlardan kaçma!

 canını onların eline teslim et de korkma!

Bunu benden dinle!

 Kaçan ayak, baş saklayamaz.

 Sen can istiyorsan can halkasından kaçma!

724

Bizim kısa bir ânımız, uzun sevdamız var.

 Gönül gölgesinde iki ayağımızı uzatmış oturmaktayız.

 Uzak çöllere doğru bakıyoruz, uzak demek de söz mü?

 Yüz kıyamet gününü bekliyoruz sanki!

725

Biz varız, yâr sevgisi, gece, gündüz düşkünlüğü var.

 Bu ırmakta gece gündüz susamış bir balık gibiyiz.

 Gecelerle gündüzler, bu gece ve gündüzün kokusunu nereye götürürler.

 Ama (bilinmez ki) âşıkların kavuşma gecesinde gece ile gündüz nerede kalır?

726

Erkekçesine gel çünkü senin işin mecâz, eğreti iş değil!

 Şu başlangıcı olmayan teraneye bir daha başlama Bıyıklarını bur ki, şehrin efendisisin sen.

 Nihayet şu uzun sakal boşuna değil!

727

Dün gece ben vardım, bir de o kölesini okşayan put vardı.

 Ben hep ona yalvarıyordum.

 O da hep nazlanıyordu bana.

 Gece geçti, konuşmalarımız sona ermedi.

 Ama gecenin ne suçu var?

 Bizim sözlerimiz çok uzamıştı!

728

Ben himmet ehliyim, benim gibi bir ak doğan nerede var?

 Hiç kimseye yalvarmam, minnet etmem.

 Kendi kendime sır perdesi arkasında hoştum.

 Kâh avlanır, kâh nazlanır, kâh imrenirim!

729

Bizim sevgilimiz asla geçici değildir.

 (Sonsuz ve ölümsüzdür).

 Şu ışığımız, meşalemiz asla sönmez.

 Hem suret, hem de ayna, and içerim ki odur.

 Bu ayna asla pas tutmaz!

730

Beni öldürseler de senin aşkından dönmeyeceğim.

 Çünkü sazımızın sesi artık dışarıya yayılmıştır.

 Bana derler ki,  başını dehre ile keseriz.

 Ömür gömleği ister uzun olmuş, ister kısa olmuş ne farkı var?

731

Bir sen varsın bir de ben.

 Ev bomboş, kalk!

 Çekişme zamanı değil, ey can bırak şu kavgayı; su gibi, şarap gibi dostlarla kaynaş!

 Yanma geldikçe beni eğri tut ama devirme!

732

Bir gece sabaha kadar yıldız gibi uyumasan, yahut bu can aydınlatan Ay gibi parlasan ne olur?

 Bengisu karanlıklar içindedir, gel uyuma!

 Bir gece şu bahaneleri suya atarsan ne olur sanki?

733

Tanrı’dan sevecek bir yâr arıyorsan, yâr ile kaynaş!

 Sevgiden bir fayda bekliyorsan, sevgili ile iyi anlaşmaya bak!

 Ay ile vuslat istiyorsan geceden kaçma, gülün, gül suyunun hatırı için dikenlerle uyuşmaya bak!

734

Gönlümün halini her tan vakti esen rüzgârdan sor.

 Mutlu yaşamak istiyorsan benim gibi yaslıların hatırını sor!

 Günahsızları öldürmekten sana bir fayda varsa, bunu kendi gözlerinden, O usta cadıdan sor!

735

Git âşk bineğini İlgar sür, korkma!

 Tanrı Kitabından hakkın âyetlerini oku, korkma!

 Sen kendinden başkalarından selâmete erdinse iyi bilki, senin sevgilin sensin korkma!

736

Hep geldi, geldi, kaç kaç diyorsun, yeter artık!

 Sen beni bekçiden korkar mı sanıyorsun?

 O kuş yürekli artık kafese bağlı değildir.

 Bari onu sen korkutma!

 Ö hiç kimseden korkmaz!

737

Cihanı yakan o kıyamet gününden kork!

 Yürekler delen o intikam okundan kork!

Ey hırs gecesinde uzun uykuya dalmış gafil!

 Ölüm sabahı belirdi, o şiddetli günden kork!

738

Ey can Yusuf’u, Yakub’un halini sor!

 Ey Kerem’in canı, Eyüb’ü dertlerini sor!

Ey bütün güzelleri kucağında bir oyuncak gibi oynatan ulu varlık!

 Canımızı o acı ayrılık günlerinden koru!

739

O gönül sultanı öyle perişan bir halde ki hiç sorma î Onun ayrılık derdi öyle ateşli geldi ki sorma!

 Gel yapma dedim.

 Sen yapma ki ben de yapmayayım dedi.

 Bu bir tek söz bana öyle hoş geldi ki sorma!

740

Yol kesicinin biri, elinde bir kadeh şarap tutuyor ki sorma.

 Bir can düşmanı öyle lâtif bir kadeh ki hiç sorma!

 Önümde bir gençlik şarabı tutarken, beni öyle bir ad ile çağırıyor ki sorma!

741

Ey can, boyumun şeklini kaşlarından sor!

 Coşkunluğumu o kapkara zülüflerinden sor!

Gönlümün halini o daracık ağızdan, hastalığımı o cadı gözlerinden öğren!

742

Benim tilkim ol dunsa aslandan korkma!

Senin devletin benim; kâtipten korkma!

Felekte o ay, sana yoldaş olduktan sonra, sabah erken olmuş, geç olmuş neye korkarsın?

743

Yüzümü zemanenin altını gibi sararmış gör de sebebini sorma!

 Şu nar taneleri gibi kanlı yaşımı seyret de sorma sebebini, Evin içinde ne olduğunu benden araştırma!

 Dergâhın eşiğindeki kanı gör ama, sebebini sorma!

744

Bu cihanı yakan ıstıraplarla dolu ateşten sakın!

 Bu fâni dünyanın kaza taşından kendini koru!

Bir gün o gafil gelir de zahitler gibi tövbe ederse, işte o tövbe ettiği günden kork!

745

Mademki âşık olamıyorsun bari git yün eğir!

 Yüz türlü işler yapar, yüz renge boyanır, yüz mesleğe girer çıkarsın!

 Kafatasından âşk şarabı yoksa, bari git zenginlerin matbahınâ kâse yalamaya bak!

746

Aşka susamışların bir şarabı vardır korkma!

 Susuz kalırsan karşında bir su vardır düşünme!

 Sen harap bir ev olsan da bir hâzinesin artık uyan, şu ukudan ibaret olan cihandan korkma!

747

Bugün âşk yoldaşı açık bir nara attı, dedi ki: eğer çapkınlardan isen çapkınlardan başkasıyla yaşama!

 Dünü yok olmuş say, onun yokluğunu düşünme!

 Yarın da henüz gelmemiştir.

 Ondan söz açma!

748

Beni hep göğsünde sıkıyorsun ne hoş.

 Şu yol kesicilere hep ölüm gönderiyorsun, bu da hoş.

 Mademki o ölümden sonra da ölüm veriyorsun, ölümden de canlar çıkarsan ne hoş olur!

749

Onun gül bahçesine âşık olan o göz, nasıl olur da öyle her dikenin ucu ile uğraşır.

 Eğer bakışı doğru ise, onun ölçüsü doğru olur.

 Eğri bakarsa işi asla düzgün gitmez!

750

O gönül ki, ben onu kendi gönlüm sanmıştım, Tanrı’ya and içerim ki hiçbir dosta vermemiştim!

Ey put yapılı sevgili!

 Şimdi beni bırakmış sana gelmiştir.

 Onu iyi koru, çünkü ben hep hoş tutmuştum onu !

751

Gizli ve aşikâr gelen O rlnd ve kalenderin el, ayak izlerini benim gözümde ara.

 Ya Tanrı Odur; yahut Onu Tanrı göndermiştir.

 Ey can mutribi bir nefes bizimle beraber ol!

752

Ey göz!

 Gel eteğini kandan çek!

 Ey gönül git feleğe perde ger!

 O dudakların mercanına parmağını koyan hoyratı hiç düşünme, dilini kafasından dışarı çek!

753

Ey sevdalı git, sevda peşinde koş; deli.

 gönlün gibi sen de divane ol!

 Bizimle çirkin huyların yüzünden cenkleşiyorsun, ama şenin düşmanın, şenin gölgendir, ondan sakın!

754

Onun mest ve mahmur gözlerine bakanlara, kıskançlığımdan daima beddua ediyorum.

 Elimden gelse yanağını parmakla, işaret edenlerin de ellerini keserini!

755    

Ey onun sevgisi ile beş aydın meşaleyi yakan insan, (ey

beş duygu sahibi!)

Ey güzelliğin ve her hoş varlığın aslı!

 Daha ne kadar bana Fatiha sûresi okuyacaksın.

 Bari gel; kulağımdan tut .

da inek gibi çek beni!

 (Bir de Bakara sûresi oku)!

756

Ey dost!

 Bana karşı uygun davrandığın için vaktin hoş olsun.

 Gönlümün halinden anladığın için vakti hoş olsun.

 İstiyorum ki âşıkların iyilikleri için dua edeyim.

 Sen de âşık olduğun için vaktin hoş olsun!

757

Ey sevinç ve aydınlık günü, vaktin hoş olsun!

 Ey güven ve hayat âlemi vaktin hoş olsun.

 Zülfünün gölgesinde bir an olsun uyuyayım, sen de uygun görürsem senin de vaktin hoş olsun!

 (Günaydın)

758

Ey güneş gibi çehresi sevinç yaratan güzel, ey zülfünün rengi Habeş dilberlerine sermaye olan sevgili !

 Benim için her iki cihanda ancak sen güzelsin.

 Geri kalan ve seninle ilgili olan ne varsa onlar, da hep hoştur!

759

Ey cihanın canı ve aydınlığı!

 Her şey hoş, gönül rahatlığı, âşinalık hep hoş!

Eğer sultanlık ediyorsan, bize de uğra!

 Eğer  buseleri bol bol artırırsan çok hoş olur.

760

Ey gönül, git sonunu düşünenlerden ol!

 Yabancılık âleminde yakınlardan ol!

 Eğer seba rüzgârını kendine binek yapmak istiyorsan, .

 dervişler bineğinin ayak toprağı ol!

761

Ey âşk gel kötü huylulara iyi huylar getir!

 Ey cihanın ahlâksızı bari güzellik arayanlara yüz göster!

 Güzelliğin bahçesinden ne eksilebilecek sanki.

 O elmayı andıran çeneden birkaç şeftali ver!

 

762

Kulunun hakkım verdiğin demler ne hoştur!

 Hele sevgi ve şefkatle kulunun başını kaşıdığın o-an ne hoştur!

 Bizi hep ağlatarak evden kovsan da, dilediğimiz şeyleri vermesen de gönlümüz yine hoştur!

763

O tatar miski ile dolu zülüfler, hep hoştur.

 Benim gibi bir avcı aramak da hoştur!

Hele bahar mevsiminde ilkbahar gibi, şeker kamışı gibi, bir köşede görünmüşsen ne hoştur o manzara!

764

Ey seher rüzgârı, dizgini o dilberin tarafına çek!

 Eğer hoş olursa gönlümün halini anlat ona.

 Eğer onun için pek gönül çekici olmazsa sakın beni hiç görmemiş ol ses çıkarma!

765

Ey hazine çabuk kendi viranene dön!

 Ey zülüf, kendi tarağından perişan olma!

Ey kuş kendi danenden yüz çevirme!

 Ey evin ulusu artık eve gel!

766

Nerkis gözleri benim için ağladı!

 Onun bol bol ağlayışından çok üzüldüm.

 Eğer o nerkislere sürme çekilmiş olsaydı, gül yanakları hep sürmelere bulanmış olacaktı.

767

Gönüle dedim ki başkalarından ileri gitme, git iyilik merhemi ol, iğne gibi olma!

Sana hiç kimseden bir fenalık gelmemesini istiyorsan, kötü sözlü, kötülük öğreten ve kötü düşünen insanlardan olma!

768

Canda, gönülde, gözde dolaşıyorsun hepsi boş, canda ve gönülde neler ekdinse bunlar da hep hoş.

 Güzel gözlü şirin yanaklısın bu da hoş; ama arık canların feryadına yetişiyorsun bu daha hoş.

769

Dün gece akıl üstadıyla gizlice konuşuyordum.

 Dedim ki cihan sırlarına ait sözleri benden gizleme.

 Bana yavaş yavaş dinle dedi sözlerimi!

Asıl olan bunları bilmektir, yoksa söylemek ve konuşmak değildir sus!

770

Elinden gelirse hiç âşk elbisesi giyme, şayet giyersen öyle her belâya ses çıkarma!

O elbise içinde yan Ve daima sükût et!

 Çünkü o acı günlerden sonra saadet şarabı içecek demler gelecektir.

771

Mademki yakmayacaksam sendeki o ateş nedir.

 Senin o hoş vaktin asla gerçekleşmez mi!

Aylakçılar ateşten sakınırlar.

 Sen de aylakçı değilsen aşıklar derneğinden ayağını çek!

772

Canım, canım gel, canlar arasında bulun!

 Akıl ve fikir gibi insanların baş tacı ol!

Sen iki cihanda da herkesin devleti ve bahtısın; devlet gibi, baht gibi dünyayı dolanıver!

773

Gül, O güzelin yanaklarından renk çaldığı için seba, onu yol kesenler gibi dârağacına astı.

 Ola ki, canını bağışlar diye, bülbül sebaya çok yalvardı, ama asla faydası olmadı!

774

Şekerini tattığı o dudağı gevelemekten, o göğsüne bastırdığı elleri okşamaktan, canla, gönülle ona bağlı olan bir âşık nasıl vazgeçebilir?

 O buselerin izlerinden sanki bengisu fışkırır!

775

Biliyorum ki dün gece bizi düşünerek uyumadın.

 Soğuk bir sofada bir dervişle birlikte yattın!

Belki oda bizi unutmaz.

 Ey gözden ve kulaktan daha aziz sevgili!

 

776

Dün gece onunla bir demekte beraberdik, ama bir türlü eteğini elime geçiremedim.

 Ama bir bahane ile yanağımı yanağının: üstüne koydum, yani kulağına bir söz söylüyordum sanki.

777

Sevgili bana söz verir ama ben dinlemem, hattâ Kuran’a el bassa bile yine dinlemem!

Dedi ki, Tanrı’ya and içerim ki beni dinlemiyorsan ben de seni dinlemem.

 O istiyor ki bu sözlerle beni atlatsın, lâkin ben yine ona inanamam!

778

Hiç kimsenin gönül hoşluğu ile kendisine yâr olmadığı o insan gitti.

 Ama o, yüzünü görmekle de gönlümü doyurmuş değildi.

 O gitti, gönlümde muhabbetinden eser kalmadı.

 Evet gül gider ama yerinde dikeni kalır.

779

öyle bir cana and içerim ki onun ilhamiyle alçakgönüllü olmuştur, öyle bir başa and içerim ki o, sarhoş olmuştur.

Öyle bir âna yemin ederim ki o anda beni bir elimle şarap kadehini, bir elimle de yâr elini tutmuş görsünler.

780

Dün gece sevdan beni vurdu, dün gece, iki göz deryasından kan dalgası yükseldi!

Gece yarısına kadar hep hayalinin atlısı geldi karşıma.

 Yoksa canım dışarı da çadırını kuracaktı!

781

Gönül seni andıkça akıl baştan gider: Şarap, senin o tatlı dudağın olmadan nasıl içilir?

 Gözler, senin yüzüne göz diker, kulaklar, senin sesine kulak verir!

782

Gece nedir ki, bize göre bir inilti zamanı!

 Âşık olmayana sürünmek yaraşır!

Henüz âşk konusunda yeni olan beceriksiz âşığın kulağı, geceleri yastıksız ısınmaz!

784

Şişeyi onun taş gibi hoş olan gönlüne vurayım ki bir cenk olsun ve o hoş çengin sesini işiteyim, sonra öfkesinden o güzel rengi iyice kızarsın da beni o sivri tırnaklarıyla tırmalasın.

Feryada başlasam, yine Yakub olma der; sabretsem, Eyüb olma der.

 Beni kırmak istiyor ama, ondan nasıl yüz çevirebilirim, başıma vurur, sakın baş çekme odunluk etme diye azarlar beni!

785

Gamın beni öldürse de bari sen öldürme!

 Bırak bütün bu âlem beni öldürsün de sen öldürme bari!

 Senin yere attığını sen tepeleme, senin can bağışladığını sen vurma!

786

Kuşlar hep birden öfke ile Süleyman Peygamber’e gittiler.

 Şu bülbülün neden kulağını çekmiyorsun dediler!

Bülbül dedi ki: Şimdi bizim kanımız kaynamaktadır, zaten yılda üç ay konuşuruz, susma ayları değil ki.

787

Bir iş yaptım, ileri geri baktım, öyle yapanın başına böyle gelir!

Ey derviş!

Kazanın iş görmeye başladığı zamanda, uzağı gören, düşünen akıl, eve kaçar, saklanır!

788

Nasılsın diyorsun, gel ki günüm hoş olsun!

 Günleri yırtıyor ve tekrar hoşça dikiyorum,

Senin o ateş gibi yüzünü gördükten sonra, üzerlik tohumu gibi hep yanıyorum, güzelce yanıyorum!

789

Âh gözüm dedim.

 Onu Ceyhun ırmağına çeviririm , dedi.

 Âh gönlüm dedim.

 Onu kanlara bularım dedi.

 Eyvah tenim dedim; şu birkaç gün içinde, onu rüsvay eder, şehirden dışarı sürerim dedi!

790

Ona kâh bâde dedim, kâh kadeh dedim: Kâh erimiş altın, kâh gümüş dedim.

 Bazen dane, bazen tuzak, bazen avcıdır o.

 Bütün bu deyimler niçin?

 Adını söylemeyeyim diye mi?

791

Tefimin yansını farelere yedirdin, sonra geri kalanını da kulunun eline verdin.

 Bunların hepsi hoş ama, yırtık tef.

 ile sema törenine gelmişiz.

 Ey yanında murat da muratsızlık da hoş olan sevgili I

792

Ansızın yakasına el uzattım, azap ve elemin tadından sarhoş oldum.

 Gerçi elim yakasına ulaşamadı ama Tanrı’ya şükürler olsun ki (çenesinin) elmasından yedim!

793

Ne zaman üzgün ve yaslı olursan, bir zaman bizimle birlikte kal!

 Dostlarından kaçma da bu kavgaya hazırlan!

 Ya gönlüm gibi şaşkın ve divane ol, yahutta her görünüşte sevdaya hazır ol!

794

Hey susamış gönül!

 Dikkat et ırmağı ara!

 Ayaksız durma da hep koşmaya bak!

 öyle gölge gibi ağızsız, dilsiz gibi durma!

Çünkü her sözün ve düşüncenin öz kaynağı sensin söyle, konuş!

795

Gören bütün gözler onun gül bahçesine âşıktır.

 Öyle her diken onu nasıl ve nerede meşgul edebilir.

 Rüzgârı doğru esince çevresi neşelenir.

 Birine eğri bakınca da asla işi doğru gitmez!

796

Fakr, cevherdir, fakrdan başka ne varsa arazdır!

Fakr (şifa) dır, fakrdan başka ne varsa hep (maraz) hep hastalıktır.

 Alem hep baş ağrısı ve böbürlenmedir.

 Alemden yoksun olmak ve ihtiyaçsız yaşamak ise tek hazine ve amaçtır!

797

Sema’ı her andıkça gönül deryasında dalgalar şahlanır.

 Her gönül sema’ı seyretmeye lâyık değildir.

 Gönüller denizine eren mutlulardır ki bu bâdeden çoşar ve sema’ın hakkını verirler!

798

Bugün sema’ günüdür.

 Sema’ günü, nur günüdür, ışık günüdür, parıltılar günü.

Bu âşk bir metadır ama öyle bir meta ki, insanı akıldan uzaklaştıran bir meta’…

799

Âşık, viraneler, saraylar çevresinde dolanır.

 Zahit, teşbih ve rüku peşinde gezer.

 Biri ekmek derdinde, öteki su kıyısında dolaşır.

 Yani onun zoru  susuzluk, bunun derdi açlıktır.

800

Senin konuğun olduk, biz varız bir de sema’ konukları.

 Ey dostların canı ve sema âleminin sultanı!

 Sen de hem tatlılık deryası, hem de sema’ ocağısın!

 Sema’ meydanı seninle bezensin gel!

801

O sema’ âleminin başbuğu, her gün sabâ rüzgârının gül bahçesinde oynaşması gibi sema’ derneğine gelir.

 Dudu kuşu ile bübül de bitikte işe koyulun

Bütün meyveli ağaçlar da hep birlikte sema’a başlarlar!

802

Ey zavallı kul!

 Kış günlerinde kargalar gibi soğuk duruyorsun!

 Bülbülden gül bahçesinden, yeşil bağlardan uzaktasın!

 iyi bil ki, bu çağı elden kaçıracak olursan, ilerde pek çok arayacaksın!

803

Bağa bülbül geldi.

 Kargadan kurtulduk.

 Ey göz nuru sevgili!

 Artık bağa göçelim seninle!

Susam gibi, gül gibi kabuğumuzdan sıyrılalım.

 Akar sular gibi bağdan bağa dolaşalım!

804

Başkalarıyla eğlence derneklerine katılsam bile Tanrı’ya and içerim ki gönlümde hiç kimsenin sevgisine yer vermem.

Ama güneş bir adamın gözünden uzaklaşıp da battı mı, o zaman önüne güneş yerine çerağ koyar!

805

Derler ki âşk yalan bir söz, kuru bir sestir; âşk umudu ise ham ve yalancı bir oyalanmadır!

Bizim saadet dünyamız canımızın içindedir.

 Yukarda üst üste yedi dam vardır derlerse, yalandır!

Yârin vefası yok derlerse yalan; ayrılıktan sonra kavuşma yok derlerse yalan.

 Şarap cana can katan bir iksir değildir, derlerse yine yalan.

 Bu bizim gücümüzün yeteceği bir şey değildir, derlerse bu da yalandır!

807

Diyorsun ki: Bağdan ayrıldığın için ağlama, bulutlar gibi yaş dökme; çünkü ben seninim.

Artık gönül hoşluğuyla güvenle, yat!

 Korkarım-lâmbayı çamaşır, leğeninin altına koyasın da bütün dikkat ve gayretimle arayayım da bulamayayım!

808

Gönülden sevgilinin semtine doğru açılmış pencere vardır.

 Bunu bilmeyen kimsenin hatasını bağışlamak gerek!

Her gün bu Tanrı erleri halkasında savaşlar vardır.

 Bunu sen masal mı sanıyorsun?

809

Bugün tavaf günüdür.

 Sevgilinin çevresinde dönmek, dolanmak günü!

Divane bundan sorumlu değildir.

 Bu sade bir cenk değil, ölüm kalım savaşıdır, ateşle oynamadır.

 Ama kavuşmadır, gerdektir, sarmaş dolaş olma gecesidir!

810

Bu gece bir zenci ile savaşa girdinse, kendi göğsünle gecenin sinesini yarmaya bak!

Âşıklar Kâbesi’nde öyle bir tavaf et ki, Kâbe’nin de seninle birlikte dönüp dolandığını anlayasın!

811

(Fakr) yoksulluk mertebesinde fakir ol; saflık mertebesinde de an ve temiz kal; bu savaşa yoksul ve an olarak gir!

 Düşmanın, kınından yüzlerce kılıç çekse bile, o halinle seni göremeyeceği için yaralanmak korkusundan uzak kalırsın!

812

Bana derler ki, sen neden böyle boş yere gülersin?

 Bütün işin hep zevk ve eğlence, sözlerin hep kuru lâf!

 Ey örümcek gibi ağlar örmekle uğraşan düşman!

 Kaf dağının üstünde he olduğunu ancak O neş’eli Zümrüt-ü anka bilir!

813

Senin bu konukluğun şu birkaç günü çarçabuk geçirmek için değildir.

 Senin sofran Kaf’tan Kaf’a bütün cihanı tutmuştur.

 Bu işte aldanan kimsenin suçu yoktur.

 Nasıl ki, pervâne daima mumun çevresinde dolanır!

814

Cihanda bir eşi daha olmayan, o biricik varlık, bu kulu ile hep arkadaşça tek çift oynadı!

Baha sordu: Tek mi istersin, çift mi?

 Dedim ki tek seninle çift olayım da bütün âlemden tek ve ayrı olayım!

815

Ey güzel huylu!

 Seni gören kimse hemen, bütün varlıklar; üç kere boşayarak her şeyden vazgeçer.

 Ayın parlaklığı, Zuhal yıldızının yüksekliği nedir ki.

 senin güneşin bir kere cihana doğmayıversin, onların hepsi sönük kalır!

816

Ey âşıkın canını semizleten mutlu ilâç!

 Aşıkın ruhu senin hayalinle gelişmiş, âşıkın ağzı senin ağzınla şirinleşmiştir.

 Can, senin kulundur, ey âşıkın canı ve cihanı olan ulu  yalvaç!

817

Âşk konusunda, bendeki ağır başlılık, bendeki sebat kimde var?

 Âşk işinde, bende olan mestlik ve mahmurluk kimde var?

 Ben güzeli ve sevgiliyi arıyorum, bendeki kudret, elem hangi âşıkta var?

818

Bu âşk dilberi her gün yeniden gelir, boynumuza âşk defterini asar!

Tanrı bu dikenleri âşk kapısına şu düşünce ile koydu ki, başında âşk sevdası olmayanlar bu kapıya yanaşmasınlar!

819

Eğer içimdeki sevinçleri Güneş’e anlatsaydım doğmayı unuturdu!

Eğer sevgililer, âşıklar arasında paylaşılsaydı, onda biri onlara geri kalan da bana düşerdi!

820

Bilgisizlerin sohbetini taşa çal!

 Çengelini uyanık bilginlerin eteğine tak!

Değersizlerle bir an bile vakit geçirme!

 Çünkü ayna (bir zaman) suda kalırsa paslanır,

821

Himmetde doğan gibi kibirde kaplan gibi ola!

 Av zamanında süslü, cenk zamanında galip ol.

 öyle bülbüllerle, tavuslarla çok düşüp kalkma!

 Çünkü o tarafta hep tehlike, bu tarafta hep renk, hep çeşitli değişiklikler vardir,

822

Âdemin o yüce teninin tılsımı toprakla karışınca, temiz bir cevher oldu.

 (Unsurlar bozulunca) Felekler, o tılsımın bedenini kırınca, temiz olan ruh temiz âleme, topraktan olan ten de toprağa gider!

823

Seni bir saz gibi daracık göğsüme bastırayım da uşşak perdesinden ahenge başlayayım!

Gönlün eğer sürahiye taş atmak istiyorsa, söyle yanına geleyim, işte ben İşte taş!

824

Âşık’ın gönlü yas tutmaz; aşktan başka bir sebeple de eteği yırtılmaz onun!

Aşık asla toprak içinde uyumaz o, temiz âlemden nereye giderse gitsin, yeri daima temizdir!

825

Ö küçük parmaklarınla dön tek tutasın diye sevinçle güldü.

 Parmakcıklarınla yakalıyasın diye kadehler dönmeye başladı.

 Gök kuşağı’na (Eleğin sağna) ya benzeyen O keman kaşları, ince parmaklarınla okşayasın, diye sana duvağının altından kaşını gösterdi!

826

Şu cihanın yüzü renkten renge girer; şirin sevgili hep perde arkasından bakar!

Bu yürek çarpıntıları hep bir sevgili yüzündendir.

 Onun aşkından dokuz felek bile bizim gibi şaşkına dönmüştür.

827

Birkaç gün halk arasında eğleştim.

 Ama onlarda ne bir vefa kokusu, ne de bir dostluk rengi gördüm.

 En iyisi, halkın gözünden -gizlenmek, çelikteki su, taştaki ateş gibi onlara görünmemektedir!

828

Benden altın ve gönül istemişsin ey Güneş parçası Doğrusu bende ne o var, ne de bu!

 Altın kim?

 Altın nerede?

 Nereden gelirmiş o?

Müflis nerede, altın nerede!

 Sonra gönül de kim oluyor?

 Nerede imiş?

 Nereden gelirmiş o?

 Âşık , nerede, gönül nerede!

829

Bu gerçeğe giden yol sormakla bulunmaz.

 Sonra saltanatı ve malı kapıya atmakla da bilinmez!

Hiç olmazsa elli yıl gözünden, bağrından kan dökmezsen, sadece kuru sözlerle hâl ehli erenler yönüne yol bulamazsın!

830

Senin yüzünü görüpte gül gibi açılıp          gülmeyen,

davul gibi candan ve akıldan boş kalmış sayılır.

 Sonuna kadar küfürde inat eden elbette sevinçten yoksundur.

 O, Tanrının çağırışından da peygamberlerin yüzünü görmekten de bir zevk duyamaz!

831

Bu âşk bir olgunluk, bir erginliktir.

 Bu nefis de ancak bir hayaldir, geçici bir surettir!

Bu hidâyet ışığı ulu, çok uludur.

 Bugün kavuşma, yâre ulaşma günüdür!

832

inatçı, dalgacı, ölçüsüz bir canım var.

 Bir de ince sabırsız ve yaslı bir sevgilim.

 Tanrı, sevgilimle benim aramda aracıdır.

 Benimle sevgili, arasındaki kılavuz da yine Tanrıdır!

833

Gönlüm asla başka bir yerde konaklayamaz.

 Benim gönlümün ötesinde aşktan utanç duyan kim var?

 Gözüm açıldı açılalı, senin suyundan başka su içmezdi.

 Onu hem gözüne sürme yaptı hem de gönlüne azık.

834

Niçin öyle susmuş, hareketsiz, yaslısın?

Asıl âdet olan sükûta alış sent

Gerçi susmuşsun ama, susmuş dediğin o kitapta da bak ki yüzlerce feryatlar, naralar, haberler ye yalvaçlar seslenmektedir.

835    

Aşktan önce gonca sonra da gül açılır.

Bağda üzüm ilk önce koruk olur, sonra şarap haline gelir.

 Ey gönül, bahar çağının töresi İşte budur!

Önceleri kedi sesleri sonra da bülbül nağmeleri duyulur.

819    

Aşıklık kemal ile gönül avcılığı cemal iledir.

 Gönül sözlerle          dolu    fakat    dil        konuşmaz.

Bu        eşi       görülmemiş    hal       nerede görülmüştür ki,

 ben    susuz olayım, önümde billur gibi akar sular çağlasın!

820    

Tatlı sudan daha berrak ve temiz bir aşkım var.

 Bu âşk oyunu bana elbette helaldir!

Başkalarının sevgisi halden hale döner, ama benim : aşkıma ve sevgilime zeval yoktur!

838

Bir Ömür boyunca gönül hep koşup kaçmaya heves; etti, gönül okşayıcı ruha yakın olmaya özendi!

En sonra gitti ve o tertemiz can tutuşup yandı.

Ama insaf et ki gönül tekrar tertemiz döndü!

839

Bende öyle Özleyişler ve ayrılıklar var ki onların  açıklanması ne yazıya sığar, ne de aracıların diline, i

Belki şu halin değişeceği bir zamanı bekliyorum.

 Seninle birlikte olalım da ben söyleyeyim, sen de: dinleyesin diye!

840    

Ey insan oğlu!

 Tanrı erlerinden başkalarının yanlarında oturma!

 Ayna, cilâcıların yanında daha hoş olur.

 Yarabbi!

 Can yanında can ne büyük zevk ve sevinç duyar?

 Destinin yanma düşmüş |aş gibi bağdaşırlar!

841

Sen hem gözün, hem de gönülün sevgilisisin.

 Ey gözle gönül yüzünün nurundan utanç duyan güzel!

 Ona dediler ki bu gözle gönülden neler kazandın?

Cevap verdi: Âşıklardan kim kazanç arar ki!

842

Ey benim efendim, ulu ve yüce sultanım!

 Ey kapısında en düşkün ve en güçsüz kulu olduğum Tanrım!

 Olmaya ki seni bıktırayım, yahut benden bıkmış görünesin.

 Vuslatta rahmet sağanağı olmasa bile bari çiy damlalarını esirgeme!

843

Kulundan bir nükte dinle.

Ey (Çiğil) güzeli!

 Her ne kadar gönülden gönüle yol varsa da bunu benden işit!

 Ben senin gözünde yokum ama, sen benim gözümdesin!

 Çünkü sen göz bebeğisin, ben ise çamurdan yaratılmış bir insanım!

844

Tulumdaki şarap gel diye seni çağırmakta, bize kavuşmak için bütün, işlerini bırak diye haykırmaktadır.

 Sevgiliye yakın olduğumuz halde halimiz sefa içinde geçti!

Beni işlerin rahatlığı içinde, yardımıyla hürriyete kavuşturdu!

845

Can kuşunun kolunu kanadını açan,, o şaraptan, içiniz de canınızı usançtan, yorgunluktan kurtarınız.

O aşkın sâkisidir.

 Âşıklar da âşk elinden dolu içerlerse, bize göre helâldir o!

846

Artık ses kesilmiştir.

 Coşkun çoşkun inle!

 Yâr duyar ve halini bilir!

Gel o tırmalayıcı sesin ve hasta boğazınla kemalin önünde kendi zevaline ağla!

847

Mademki gönlümü yerinden söküp atmak mümkün değil, öyleyse onu senin sevdana terk edeyim!

Eğer âşkının gamıyla gönlümü sana veremiyorsam ne yapayım o gönülü.

 Onun niçin saklıyorum ben!

Birinci Bölümün Sonu

MEVLANA’NIN RUBÂÎLERİ

—Tam Metin—

BÖLÜM: II

848

Ben hep senin gücünle uzun boylu oluyorum.

 Senin aşkınla bir iken bin oluyorum.

 Bana soruyorlar:

Hep onun çevresinde mi dolaşacaksın?

 Ey Gafiller: Ben kendi çevremde dolaşıyorum!

849

Senin yüzünden dâima gül bahçesi idim.

 Seni her görüşümde gözlerim aydın olurdu.

 Kem göz, yüzünden uzak olsun derdim.

 Ey sevgili!

 Meğerse o kem göz ben imişim!

850

Senin uğrunda yüzlerce belâya katlanırım.

 Bu sözümden dönersem her cezaya razıyım.

 Eğer ömür yetse, gönlümde senin cefâlarını kıyamete kadar çekme kararındayım!

851

Sevgilinin tatlı ırmağından bir su içtim; İyi ettim, iyi içtim ve hoşlandım.

 Kendimi coşkun bir değirmen yaptım.

 O hayat suyu aktıkça döndüm, durdum!

852

Uğrunda can versem, ne hoş ölümdür bana; kulunun kulu isem, beyim.

 0 çifte zinciri andıran zülfün divanesiyim, O Kişmir cadısının gözlerinden ürkmüşüm ben!

853

Senin aşkınla âlemin Erganun’u olmuşum.

 Senin mızrabınla her hâlimi açığa vurdum.

 Şimdi kılığım bir saza döndü.

 Hangi perdeme dokunsan oradan inliyorum!

822    

Sevgin yüzünden (hep) ciğer kanı içmekteyim.

 Bu zulüm ve cefayı kıyamete kadar çekeceğim.

 Yarin kıyamet günü açıklanınca, sen kan isteyeceksin.

 Ben de yüzüne bakacağım!

855

Gözlerinden mutlak büyücülüğü öğrendim;

Aşkından ruhumun ışığını yaktım.

 Benim şu, halime bakan kötü gözler yumulsun.

 Çünkü Gözümü yanağına dikmişim!

856

Esen rüzgârdan hep onun haberini duyuyorum.

 Sarhoş bülbülden hep onun adını işitiyorum.

 Gönül kapısında gördüğüm O garip akışın sesini, O Sevgilinin damından dinlerim!

857

O, benim kendimden geçmemi, hür yaşamamı arzu ediyor.

 Ben daima makamların, mertebelerin bağında (zincirinde) idim.

 O ise (bu) bağı koparmamı arzu ediyor!

858

Yapmayı bırakıp, yapana gideyim.

 Bu konuda hiçbir engelden yılmayayım.

 Tanrı’nın aş evi çeşitli nimetlerle dolu.

 Daha ne kadar sıcak su ile yetineceğim?

859

Sarhoş bülbülden bir ezgi dinlerim, rüzgârdan gönül çekici bir ahenk duyarım.

 Sularda hep bir sevgilinin hayalini görürüm.

 Topraktan hep aşinalık kokusu alıyorum!

860

Sana yakın olduğum zaman senden uzağım, sanki,

Seninle çok kaynaştığım demlerde sanki ayrıyım senden.

 O belirtilerin çokluğu i içinde örtünmüş gibiyim.

 Çok sohbetten de böyle hastayım!

861

Ben kendimden hoşum,

Bu hoşluğum Ney sesinden değil.

 Ben kendimden ateşliyim.

 Bu sıcaklığım sudan ve ateşten değil.

 Aşkta o kadar hafif basıyorum ki tartılmış olsam (Hiç) ten daha iki batman eksik gelirim!

860    

Bu gece aşkın gamı sanki şaraptır şarap.

 Yakut renkli şarabın kadehi sapasağlam duruyor yerinde.

 Derd, gam, düşünce halâldır.

 Halâldır hepsi de. Ama uyku ve uyku hevesi haramdır haram!

863

Bu gece aşkın ayı tamamdır.

 Dolunay olmuştur O.

 Sevgili, başını damın köşesinden sarkıtmış, bakıyor.

 Bu gece hatıralar gecesidir.

 Secdeler, İbadetler gecesidir.

 Âşk ve muhabbet badesi olan yerde uyku haramdır, haram!

864

Bugün dernekte hep can şarabı var.

 Şah, sâki olmuş, bâde tam içilecek halde, her türlü eğlence araçları da tastamam.

 Ey gönlü uyanıklar, artık uyku haramdır haram!

865

Görüyorum ki gidişim, gelişim hep senin köyüne, gözümün, gönlümün meyli hep şana doğru, diyelim ki bütün cihanın günahlarım ben işledim.

 Ama benim şu cihana gelişim de senin yüzünden değil mi?

866

Bugün Halka gibi kapı dışında kalmışız ama kemer gibi halkada hep yanyanayız.

 Göz halkası gibi bakışta beraberiz, ama gerektir ki bu daracık kapıdan da yine birlikte geçelim!

867

Bugün bütün gün göz önünde, karşı karşıyayız.

 O sevgili yanımızda olduğu için de pek harap ve perişanız.

 Bu kavuşmanın sonsuz zevkiyle sanki hasret içinde, ve bu gerçek haberin kuvvetiyle kendimizden geçmiş bir haldeyiz!

868

Bugün şöyle sarhoşça bir dolaşayım, O Kafa taslarından kadehler, bardaklar yapayım dedim.

 Ama bugün bu şehirde öyle mest oldum ki divane edecek bir akıllı aradım!

869

O sevgili ki, (Sitem) le uykumuzu bağladı.

 Tanrım Sen de (Kerem) le onun uykusunu bağla.

 Ola ki uykusuzluğun acılığım tadar da aklına merhamet düşüncesi gelir!

870

Gamlı gibi olduğum zamanlarda çok sevinçliyim.

 Harap olduğum demlerde de bayındırlaşırım.

 Yer yüzü gibi durgun ve sessiz olduğum anda ise feryadım şimşekler gibi feleklere erişir!

871

O dili tatlı dostlar ki biz hep onlarla konuşurduk.

 Felek onları şimdi bağrında gizledi.

 Bir gün de bu çarhifelek bir gammazlık yaparsa, olanca sırlarımız âlem sahnesinde birer birer filizlenmeye başlar!

872

Senin sesini işittikçe hoş sesli olurum!

Tanrı vergisi gibi sayısız ve ölçüsüz olurum.

 Beni yüz kerre sattın ama yine de senin kölenim.

 Bari bir kerre daha sat ki taptaze olayım!

878

Ey uyku dolu nerkis (O mahmur bakışınla) beni şaşkına dönderdin.

Ey suya kanmış Lâle!

 Gücümü kuvvetimi çaldın.

 Ey hayat dolu Sümbül!

 Senden o kadar canlandım ki.

 Ey eşsiz Cevher!

 Seni nerelerde bulayım?

874

Ey Cihanın canı!

 (Senin yüzünden) canı, cihanı kaybettim.

 Ey yer yüzünün mehtabı!

 Yeri göğü şaşırdım.

 Şarabı elime verme, ağzıma koy, çünkü senin sarhoşluğundan ağzımın yolunu kaybettim!

875

Ey gönül, cihan halkından niçin korkuyorsun ?

 Hak, vergilidir, Nimetler saçıcıdır.

 Cömerd ve merhametlidir.

 Onun kereminin yayından fırlayan nimet okları, kulun ihtiyaçlarını görmekte kılı kırk yarar!

876

Tanrı’ya şükürler olsun ki sana kavuştum da ayrılık zincirinin bağından kurtuldum.

 Ben yokluk şarabını öyle içmişim ki, ilk yaratılış gününden tâ sonsuzluğa kadar sarhoş yaşayacağım!

877

Bana verdiğin Gam mülkü ile niçin öğünmeyeyim?

 Niçin senin verdiğin neş’e ve sevinç sesleriyle cihanı çınlatmayayım?

 Senin cömerd elinin yanında deniz bir köpük parçası sayılır.

 Senin elinden niçin pabuçlarımı incilerle doldurmayayım?

878

Derde katlan, çünkü senin dermanın benim.

 Kimselere bakma, çünkü sana âşinâyım.

 Ölürsen,  Âh öldüm deme!

 Haline şükret.

 Çünkü kanının bahası benim!

879

Ellerimi başıma vurarak sevinç sesleri çıkarırsam ey sevgili dilberim beni kınama, çünkü sarhoşum!

Artık zamanın çemberinden dışarı fırladım, iyiden, kötüden, kâr ve ziyan düşüncesinden kurtuldum!

880

Eğer zülfüne karşı el uzunluğu yaparsam, Tanrı’ya and içerim ki gerçek bir iş yapmış olurum.

 Eğreti değil, çünkü gönlümü senin zülfünün ucunda gördüm.

 Bunun için kendi gönlümle âşk oyunu oynuyorum sanki!

881

Bir zaman işsizdim, Aşkın gamı ile oyalanıyordum.

 İşsizlikten vefa tohumları saçıyordum.

 Artık vuslat’ın nakşını gece gündüz gönlümden kazıdım.

 Sanki marangoz oldum da onu keserle kestim attım içimden!

882

Bize tef siz, dümbeleksiz gelme, çünkü düğünümüz var!

 Kalk davul çal.

 Çünkü savaşı kazandık!

 (Mans’ûr), olduk!

 Sarhoşuz ama Üzüm suyundan değil.

 Senin hayaline gelen her şeyden uzağız!

883

Dudaklarım anarak ak yüzüğün yakut kaşını öpüyorum.

 O elime geçmeyince bunu öpüyorum.

 O yüce göklerine elim erişemediği için yerlere kapanarak secde ediyor, yeri öpüyorum!

884

Şaşkınlık ve divanelikten cennet, hasretini unuttum.

 Gönül perişanlığından canımın rahatını öldürdüm.

 Sayesinde yaşadığım, gülüp şakıdığım bir canım vardı: öyle divane oldum ki ona bile kıydım!

885

Kapının toprağından nasıl ayrılabilirim?

 Ağlamak ve inlemekle öyle aşina olmuşum ki ağlarken mum gibi yüz suyu dökerim, inlerken Tanbur gibi feryada gelirim!

886

Senin gam ocağından bana hep belâ erişir!

Her dakika yüz türlü tehlike işareti alırım.

 Her gün bir gönülden tüten o yanık ciğer kokulan bilmem ki bu gam sofrasına nereden geliyor?

887

Biz yaslı tabiatımız icabı dostumuzu tanıyoruz.

 Aşkımızın şiddetinden dolayı da onu incitiriz.

 Utangaçlarla korkaklar yol alamazlar.

 Yol bize engel oldukça biz atlarımızı süreriz!

888

Felek öküzünden vefa sütü sağıyorum.

 Ama onun ayakları altında çırpınmaktan da kurtulamıyorum.

 Dün gece, her ne kadar kulağıma küpe oldu (İbret gecesi oldu) ama, Tanrı’ya and içerim ki bu gecem dünkünden daha hoştur!

889

Sırları elden çıkarayım diyorum, yapamıyorum.

 Onları lâyık olanlara açıklayayım diyorum, olmuyor.

 İçimde beni hoş tutan bir şey var; ona parmak basayım diyorum, Bu da elimden gelmiyor!

890

Elime garip bir av düştü.

 Bilmem ki ne yapayım?

 Başıma bir mahmurluk çöktü Nideyim?

 Yalancı sofuyum, Zahidim, ama yol üstünde sevgilim Öpücük verirse ne yapayım?

891

Bu gece sevgiliden selâm geldi.

 Artık gözde, gönülde uyku haramdır haram.

 Zülfünün ucundan dağılan o hoş kokuyu, Attar telâşından kapıdan bacadan kaçırdı!

892

Bu gece ö gönül yoldaşı dilberle başbaşayız.

 Ulu Tanrım şimdi gönlümüzde, başımızda ne sevdalar Var!

 Bir an çimenlikten güller saçıyoruz.

 Bir an da şeker tarlasına şeker ekiyoruz onunla!

878    

Bu akşam, bütün gece yaslar içinde sabahladım.

 Yarın gideyim Minareye bıçak atayım dedim.

 0 put yanımızdadır ama çok öfkelenmiştir.

 Kuyunun dibine indim ama ipim yok, Urganım yok!

894

Bana, hoş, kavgacı bir sarhoş put geldi.

 Karşımda bir şeker çuvalı gibi oturdu.

 Telli sazını göğsüne koydu, çalmaya başladı.

 Şu perdeden vuruyordu: Hoşum, kendimden geçmişim!

895

O bade ki vücuda haramdır haram, ama dünyadan el çekmişlere muhabbet şarabıdır O.

 Sakın doldururken tamamdır, tamamdır deme!

Bizim başlangıcımız ve sonumuz acaba ne zamandır, ne zaman?

896

Seninle meşgul olmamız zamanı geldi.

 Artık canım ateş yuvası haline getireyim.

 Sen bir toprak içinde gizlenmiş altın madenisin.

 Bari ateşe atayım ki iyice katıksız hale gelesin!

897

Bir gönül avcısının katında yaptıklarımı, kendinden geçmiş sarhoşlar gibi oynuyorum.

 Şu halim her ne kadar onun lütfu yönünden hoş karşılandı, ama ben hangi yüzle böyle yapıyordum!

898

Halâ dostu arama yolunda koşmaktayım, ömrüm sonuna erdi, ben halâ uykudayım.

 Diyelim ki dosta kavuşacağım bir gün, ama bu geçen ömrü nerede bulayım?

899

Halk için haram olan o bade, bir kalenderin canına tatlı şaraptır.

 Ey Saki sakın “tamamdır, yeter artık” deme.

 Çünkü bizim başlangıcımız, sonumuz belli değil!

900

O sevgili ki, onu göz yaşlarımla arıyordum.

 Onu ararken akan bir ırmağa dönmüştüm.

 Bugün erkenden geldi.

 Haydi Sema’a diye çağırdı.

 Bırakmadı ki bir abdest alayım!

901

Üzüm gibi ayaklar altında tepeleniyorum.

 Âşk hangi tarafa çekerse o tarafa dönüyorum.

 Bana; etrafımda niçin dolanıyorsun dedin!

 Senin tozun değil miyim?

 Kendi çevremde dolanıyorum!

902

İsrafil’in sesi bana sevinç ve neş’e getiriyor.

 Beni fenâ (yokluk) toprağından semalara yükseltiyor.

 Bana habersiz ulaşan o haberciden neler geldiğini kimse bilmiyor!

903

Bu dönüşü ben kendi canımdan öğrendim.

 Beden kalıbına girmeden önce can âleminde de böyle dönerdim.

 Bana sabır ve sükûn daha uygundur diyorlar.

 Ben bu sabrı da, sükûnu da size bağışladım!

904

Sevgilim!

 Ben hem avım, hem avcıyım.

 Bir avım var benim, işsiz güçsüzüm ama hoş bir işim var benim.

 Bana diyorsun ki başımı kesmek sevdasında mısın?

 Evet öyle bir sevdam var sevgilim .

Evet O sevdadayım!

905

Ey Ay gibi hep çevresinde dolandığım güzel:

Bir gece ‘bana gelip ide sana misafir olacağım demedin,

İyi bil ki ben seninim diyorsun, işte ben de senin canınım.

 Gel de sana hayat vereyim!

906

Ey Rebab nağmesi, ben senden dertliyim.

 Benim de gönlüm içinde bir Rebabım var.

 Gitme bir saat kadar gel ide otur.

 Harap bir köşem var.

 Orada konukla biraz!

907

Ey Benim sonsuz rahat ve huzurumu sağlayan ebedî yuvam: Senin yüzünü görünce olaylardan kendimi kurtardım.

 Senin derneğinde bir kadeh kırarsam çok görme: Yüz altın kadeh satın alır gönderirim sana!

908

Ey Aşkı ve elemi yüzünden gönlümü yuvasından dışarı fırlatan güzel: Ey ıztıraplarının acısı gönlüme tatlılık veren sevgili : Bizim senin gamından bir şikâyetimiz yok.

 Ancak gönlümün feryatlarını şana dinlettirmek hoşuma gidiyor!

909

Sana hep dert ve figan masalları anlatırım.

 Bunlara kulak vermezsen gizlice söylerim.

 Şunu biliyorum ki Sen benim, gamımdan sevinç duymaktasın:.

 Bu kadar gönül acılarım işte bundan dolayı anlatıyorum sana!

910

Baharında açılıp yetiştiğim bir bağ tekrar yeşillendi.

 Size anlattığım bütün güzelliklerini tekrar gösterdi.

 İkbal kadehiyle onun çevresinde dolanıyordum.

 Sarhoş oldum, başımı yere koydum uyudum!

911

Aşkta serkeşlik sevdasında isem and içerim ki çok başlarım vardır.

 Bir gün beni Mahsur gibi dar ağacına çekersen; her an öteki başımdan dar ağacına bir haber gelir!

912

Geri döndü, yine geldi.

 Yolu açalım.

 Gönül arıyor, Ona gönül gösterelim.

 Nâra atalım, senin aradığın av biziz diyelim.

 O da kahkaha atarak zaten sizi bekliyoruz desin bize!

913

Senin yüzünü gördükçe ben hep gül bahçesi olmuştum.

 Seni görmekle iki gözüm aydın olmuştu.

 Kem gözler yüzünden uzak olsun diyordum.

 Ey Can meğer o kem göz ben imişim

914

Sarhoş gönlümü meyhaneye adadım.

 Canımı da kadehe bağışladım.

 Canım ve gönlüm yetişmez mi?

 Her ikisini de o uğurda verdim, gamdan kurtuldum!

915

Vefa konusunda seni alkışlayanlardan, cefa vaktinde elini ısıran sabırlılardan olayım.

 Bütün bunlarla beraber seni en çok düşünen, hükmün, arzun ne ise onu yerine getirenlerden olayım!

916

Coştum, susmanı istiyorum dedi.

 Sustum, seni coşkun göreyim dedi.

 Tekrar coşkunluğa başlıyordum.

 Hayır dedi Sakin ol.

 Sakin oldum, bu sefer de coşmanı istiyorum dedi!

917

Vakit geçti.

 Ben bu gecikmeden şevindim.

 Bu gece o kutlu doğanımız bize konuk gelmiştir.

 Benim aşkımda gece, gündüz başkadır.

 Ben bu gecelerin, bu gündüzlerin dışında kalmışım!

918

Beni yabancı sanmayın.

 Bu ülkedenim.

 Sizin yurdunuzda kendi yuvamı arıyorum.

 Düşman yüzlü görünsem de düşman değilim ben.

 Hintçe konuşuyorum ama soyum Türk’tür.

919

Ağzının kokusunu çimenden alırım.

 Yüzünün rengini Lâlede, Yaseminde seyr ederim.

 Bunları bulamazsam dudaklarımı açar adını dile getiririm.

 Tâ ki kulaklarım o güzel adını dinlesin!

920

Ney’i alayım da sana bir ezgi çalayım.

 Arkana düşeyim de senin köyüne doğru gideyim.

 Bana yapmış olduğun bu kadar cömertlikler, iyilikler varken iki cihanda gönlümü senden başkasına nasıl verebilirim?

 Senden nasıl ayrılabilirim?

921

Sevgilimiz nereye giderse biz de ardından1 gideriz.

Kadeh dolunca baş aşağı çeviririz.

 Bu Su ile toprak arasında, bü gece nasıl gizli kalabiliriz?

 Biz onun Devletinin vuslat sabahında, bahtiyar olmuşuz!

922

Aşkın ateşini de, suyunu da tatmışız.

 Gönül ateşinde su gibi kaynamışız.

 Biz artık Gönül Rebâbi gibi düzen bulmuş, âşk darbesinin yarasını hoşça sarmışız!

923

Sen zannetme ki gamlarından kurtuldum.

 Yahut sensiz kalınca sabredip oturacağım.

 Ben O sevgilinin âşk şerbetini öyle içmişim ki, tâ ilk günden sonsuzluğa kadar ayılamam!

924