HAK VE BATIL- BİR MÜSLÜMANLA BİR HIRİSTİYANIN MEKTUPLAŞMALARI

YAZAN: İzzeddin Efendi

ÇEVİREN: Asmai Yusuf Ziya Efendi

Sadeleştiren: OSMAN CİLÂCI

Konya Yük. İslâm Enstitüsü Öğretim Üyesi

 DENİZKUŞLARI MATBAASI 1975, KONYA

ÖNSÖZ

«EI Fâsıl Beyne’l Hakkı ve’l Bâtıl» adındaki bu kitabı, Mısırlı İzzeddin Efendi yazmış, Âdanalı Asmaî Yusuf Ziya Efendi H. 1316/M. 1898 yılında Türkçeye tercüme etmiştir

“Adana’lı Asmaî Efendi’nin esas adı Yusuf Ziya’dır. Asmaî mahlâsı ile şöhret yapmıştır. El Fâsıl Beynel Hakkı ve’l Bâtıl tercümesi Adana’lı Asmaî Yusuf Efendi’nin eseri olup Mısır’da tab olunmuştur. Bu eserin aslı Mısır Ulemâsından İzzeddin Efendi tarafından müellef ve matbudur” (Bursa’h Mehmet Tâhir, ösmanlı Müellifleri, İst., 1333/H., I, 247, 268)

 

Takdim yazısında mütercim, bu kitabın; «Müslümanlar arasında Hıristiyanlığı yaymak isteyen misyonerlerin İslâmiyet aleyhindeki hezeyanlarını çürütmek için kaleme alındığını, ciddi ve sağlam bahisleri ihtiva ettiğini» açıklamaktadır.

Kitap iki mektuptan ibarettir. Birinci mektup bir hıristiyan tarafından bir müslümanı hıristiyan dinine dâvet için yazılmış, ikinci mektup ise bu daveti reddetmek için kaleme alınmıştır.

Kitapta geçen âyet mealleri H. Basri Çantay’ın Kur’anı Hakim ve Meâli Kerim’inden, Tevrat ve İncil cümleleri ise Kitabı Mukaddes Şirketi’nce 1958 do İstanbul’da Türkçe olarak neşredilen Kitabı Mukaddes’ten alınmış, açıklanması gereken kelime ve terimler ise dipnotlarda gösterilmiştir.

Türkçe tercümesinden sadeleştirerek neşre hazırladığımız bu eserde konuşulan dil esas tutulmuş, mecbur kalınmadıkça tercüme edildiği zamanki ifade tarzlarına dokunulmamıştır. Kitabın daha iyi anlaşılabilmesini terimler için sık sık eserin Arapça aslına müracaat edilmiş ve gerekli yerlere ara başlıkları konulmuştur.   

Misyoner faaliyetlerinin her geçen gün büyük bir hızla gelişme istidadı gösterdiği asrımızda, Türkçeye 1898 yılında, yani bundan 77 yır önce tercüme edilmiş olmasına rağmen bu kitapta söylenenler, canlılığını bugün bile muhafaza etmektedir.

Yurt dışındaki işçilerimizin, bilhassa gençlerimizin kendilerini bu gibi eserlerle güçlendirmeleri gerekmektedir.     

Eser, bu gayeye hizmet edebilirse yazar ve çevirenin ruhu şad olacaktır.

Konya, 29 Mayıs 1975

Osman Cilâcı

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

«Ey iman edenler, siz Allah’ın (Dinine, O’nun Peygamberi zîşanın)a yardım ederseniz o da (düşmanlarınıza karşı) size yardım eder ve ayaklarınızı sâbit kılar» (1), (2)

HATIRLATMA

Muhterem okuyucularıma haber vereyim ki» Avrupada son zamanlarda neşredilmiş olan (Resâilu’l Kindî) adında Arapça bir kitap, H. 1300/M. 1882 yılında elime geçmişti. Bu kitabın eski bir camide bulunmuş olduğunu neşreden özellikle hatırlatmaktadır.

Kitap iki mektuptan ibarettir. Birinci mektup Hıristiyan tarafından arkadaşı olan bir Müslümanı Hıristiyan Dinine davet için yazılmış, ikinci mektup ise bu Hıristiyanın mektubunu tafsilatlı olarak reddetmek ve çürütmek için kaleme alınmıştır.

Haddim olmadığı halde bu kitabı gözden geçirmiş,, fikir ve maksadını anladıktan sonra bir reddiye yazmayı düşünmüştüm: Ancak bazı kere, yetkili bir kişinin henüz yapmadığını tesadüf yapıveriyor; çünkü eski kiliselerin birinde rastgele bir eski kitap bulmuştum. Adı El-Fâsil Beyne’l Hakkı ve’l Bâtıl’dır. Bunu aldım. Düşüne düşüne gözden geçirdim. Kaleme almayı tasarladığım «reddiye ye karşılık bununla yetinmeyi uygun gördüm. Çünkü bu kitabı Fesâllu’l Kindî’ye cevap olarak yazılmış buldum. Şöyle ki:   .

Bu kitap iki mektuptan ibarettir. Birincisi Hanna Makar adında bir hıristiyan tarafından arkadaşı bulunan İzzeddin adında bir müslümanı hıristiyan Dini’ne davet için yazılmıştır. İkincisi de müslüman tarafından hıristiyanı büsbütün red için kaleme alınmıştır. Bundan dolayı boş vakitlerimi, bu kitabın zamanla bozulan yerlerini düzeltmeye, hatâlarını doğrultmaya harcadım. İşte şimdi de bunu din kardeşlerim arasında neşrediyorum. Maksadım ise, ancak her yerin bir sözü olduğunu, köşede bucakta saklılar bulunduğunu meydana çıkarmaktır.

İLK KARŞILAŞMA

İzzeddin diyor ki, bir iş için Mısır’a gitmiştim, Hırıstiyan ünlülerinden ve ileri gelenlerinden Hanna Makar adında birisi ile rastgele tanışıp görüştüm. Bu zat sohbetimden hoşlandığı için çok kereler geliyor, beni buluyordu. Dinini bana beğendirmek İçin bir gün Hıristiyanlığa dair lâf açtığında, doğru sözlülüğüne inanılır bir hakem heyeti huzurunda kendisine şöyle demiştim:

«Hıristiyanlara. dinlerinin doğru olduğuna dair, delil getirmelerini teklif etmem, ancak aklın kabul edebileceği bir surette hıristiyanlığın tasvir etmelerini isterim. Eğer ederse htristiyanlığın doğruluğuna dair delil istemeyerek

bununla yetinirim.»

Derken bu zat dinlerini. kendisi anlatmak istediyse de uyduramadığından «biz dîni açıklamakla yükümlü (değiliz, ancak Hz. İsa (aleyhisselâm) Efendimiz; bizi inanmakla mükellef tutmuştur. Bize lâzım; olmayanın ,ve dinimizde bulunmayanın üzerinde,; durmayız»; diye doğruluğunu ve yanlışlığını düşünmeksizin; kendilerinden öncekileri taklid ile, âciz kişilerin yaptığı gibi kuru lâf yoluna sapmıştı.

Kendisine dedim ki,: «İnançta bir şey için bir şeyin varlığını veya yokluğunu ispat etmen gereklidir. Ve bu da iki şeyi düşünüp; bilmekten meydana gelir; birisi hakkında hükmolunanın, diğeri, de verilen hükmün bilinmesidir. Diyelim ki siz inancınızı dile getiren bir cümledeki hükme inanmakla mükellefsiniz. Halbuki cümledeki hükümle mükellef olan, cümledeki kelimelerin ifade ettiği mânâları da tek tek bilmekle mükellef olur. Şu halde siz inancınızı dile getiren cümledeki unsurları da anlatmakla mükelefsiniz. Şimdi dininizi bana anlatınız. Susa kaldı. Diliyle yakalandığını, eliyle tuzağa tutulduğuna görünce dedi ki: «Bana üç gün süre tanıyınız. İbnu’l Assâl (ilâhiyatçılardandır) ile bir kere görüşeyim, gereken delilleri size getireyim.» Gidiş o gidiş. Bir daha ne göndüm ne de geri döndü.

Bir aydan fazla zaman geçtikten sonra bana gönderdiği tafsilatlı mektubunda, haklı olduğuna dair delil getirmesi şöyle dursun, henüz açıklamasından âciz kaldığı Hıristiyanlığa beni davet ediyordu. Mektubu dikkatte okudum, bunların ne doğru bir akıl, ne de dürüst bir görüş sahibi olduklarını gördüm. Bunlar, geçmişlerin azgınlık içinde kaldıklarını göre göre izlerine düşmüşlerdir. Kafalarını cehâlet kaplamış, her yanlarını bilgisizlik sarmıştır.  

Artık bunları muhatap almamaya, saçmalıklarına kulak asmamaya niyet etmiştim. Fakat bazı dostlarım bunu bırakmam ve mektubuna cevap vermem hususunda İsrar ettiler. Bunun üzerine dostların sözünü tuttum. ‘Mektubuna cevap olmak üzere kendi kitaplarına dayanarak şu mektubu yazdım ve adını «el Fâsıl Beyne’l Hakkı ve’l Bâtıl» koydum. Dönüşüm yaklaşmıştı. Hemen tamamladım ve Hanna Makar’a göndererek geldiğim, yere döndüm.

Allah’tan istedim ki şu kitabım gafillere bir uyarma, şaşkınlara bir rehber olsun. Gafletlerinden uyanarak bu kötülükleri ve rezaletleri görsünler.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s