SENİ TANRI KISKANIRSA

 

A putların da, puta tapanların da kıskandıkları güzel; a yıkılmış sarhoşların gönüllerine rahat-huzur veren dilber;

Sana uyanlardan çekme ayağını; a Ay, söyle hele, nerdensin sen?

A Tebrizli Şems, bir padişahsın ucu-bucağı olmayan Tanrısal ülkede;

Aydan balığa dek herşey buyruğuna uymuş; a Ay, söyle hele, nerdensin sen?.

Cilt,5, sh. 372

Gönül kızgınlığından bir başka can yaratır; çünkü o candan utanır – arlanır o.

Öylesine kıskançtır o padişah ki padişah da kendidir, perdeci de kendi.

Bir avuç toprağa öylesine bir sevgi besler ki gâh onu gül haline getirir, gâh lalelik.

Sevgili, onu her an bir sıfata sokar, bir şekle bürür, sonunda da zorla çeker, hepsinden de ayırır.

Maksadı da, onların vefasız olduğunu bildirmek, bu seçilmiş dostun kadrini anlamasını sağlamaktır.

Onunla bir tuhaf mağara dostluğuna girişir; öylesine ki dost da odur, mağara da o.

Dilini kes, ibret gözünü aç, çünkü ibret alma yolunu açmıştır o.

Cilt 6, sh:207

Biz de şu gürültüyü-patırtıyı senin gibi inkâr ederdik; fakat sevgilinin bir bakışıyla şu hale düştük, elden çıktık-gitti.

Ne vaktedek kıskançlıklar edecek, seni seveni kırıp geçireceksin?

Şu hasta gönül, bırak da iki-üç feryad etsin-

cilt 7, sh: 24

46

Şehrine ulaştım, benden kaçtın, bir bucağa sığındın., şehrinden gittim, vedalaşmak için beni görmeye bile gelmedin.

İster lûtufta bulun, ister kin güt; tümden canımızın sağlığı-esenliği sensin; tümden bayramımızın süsü, bezentisi sensin.

Gizli oluşun, kıskançlığındandır; yoksa tümden apaçık güneşsin; her zerreden  görünür-durursun sen.

Bir bucağa sığınsan da ciğerimizin köşesisin, beyimizsin; perde ardına da girsen herkesin perdesini yırtan sensin.

Kâfirliğin gönlü, senin yüzünden dağınık, işkilli., inancın başı, senin şarabınla sarhoş., herkesin aklım-fikrini kaptın, herkesin kulağını çektin, durdun.

Bütün güller, kışa rehin; bütün başlar şaraba rehin., sense hem bunu ölümün elinden satın alıp kurtardın; hem onu.

Gülün vefası yoksa, tüme yol bulunmazsa bir uğurdan sana dayanırız; sen hem  dayancımızsın, hem güvencimiz,

Hani bir bölük halk, Yûsuf a bakakaldıda ellerini doğradıya; sen öylesine güzelsin ki yüzlerce Yûsuf un aklmı-fıkrini doğradın-gitti.

Bir pisliğin kokusundan adam, iki fersahlık yola kaçar; oysa ki sen tutar, o pis şeyden, o kan pıhtısından bir insan yaratırsın.

Sonra tutar, onu toprağa lokma olarak verirsin de tertemiz bir bitki kesilir; bir de ona can üfürdün mü, pislikten kurtulur-gider.

Hele a gönül, göğe ağ; bir hayli zaman hayvanların yaylasında yayıldın-durdun; şimdi de Tanrı yaylasına var.

Önce de ümîdin yoktu ama buraya eriştin., şimdi de hani ümitsizsin ya; bütün tamahını o ümit etmediğin şeye yer.

Sen sus da söz bağışlıyan Tanrı söylesin.. çünkü kapıyıyapan da o, kilidi kitleyen de o, anahtarı veren de o.

Cilt7 ,sh: 449

 

9

A insanlar arasında güzelliği gizli dilber, a karanlıkları aydınlatan dolunay, sen kuşluk ışıklarının da arasında gizlenmişbir Tanrı güneşisin.

Öylesine olgunsun, olgunluğun, öylesine son hadde varmış ki Arş’ın Rabbi bile, kıskançlığından güzelliğini kendisinden de gizliyecek nerdeyse.

Keşke bir gün gölgesinde düşüp ölsem; gerçekten de bu çeşit ölüm, umulmaz bir devlettir bana.

Cilt 3, sh:379

Kaynak: MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN- DÎVÂN-I KEBÎR, Hazırlayan: Abdülbâkiy GÖLPINARLI, Kültür Bakanlığı, 1992, Ankara

BAŞA DÖN

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s