EZEL VE İLTİBAS TÂSÎNİ –SIRRI İBLİS

Ahmed ile İblis’ten başka hiç kimseye iddiacı olmak yaraşmamışlar.

Şu var ki, İblis’in gözden düşmesine mukabil Ahmed için gözün gözü açıldı.

İblis’e: “Secde et!”  dendi, Ahmed salla’llâhu aleyhi ve selleme: “Bak!”

O secde etmedi, Ahmed de sağa-sola bakmadı.  

“Gözü ne şaştı, ne de haddi aştı.”  

İblis önce yakarmış, Hakk’ın yoluna çağırmıştı.

Ama sonunda kendi kuvvetine sığındı.

Ahmed ise önce iddiada bulunmuştu, fakat sonuçta kendi gücüne bel bağlamaktan vazgeçti.

Ahmed şöyle diyordu: “Ancak senin yardımınla hareket eder ve yalnız senin yardımınla yükselirim.” “Ey kalplerimizi çekip çeviren!” Seni yeterince övemem ki ben!”

Gök sakinleri içinde İblis gibi muvahhid yoktu. Fakat gözden düştü; sonsuzluk yolculuğunda lütuftan uzaklaştırıldı. Ma’bûd’a hiç kimseyi işe katmamak üzere ibadet etmişti. Ve tam bireyciliğe varınca lânetlendi. Ve daha fazlasını isteyince de huzurdan kovulup uzaklaştırıldı.

Hakk ona: “Secde et!” demişti

“Senden gayrıya secde etmem!” diye karşılık verdi.

Hakk dedi: “O halde lânetim, üzerine dökülecek.”

O yine: “Senden başkasına secde etmem!” diye tekrarladı. 

İnkârlarım seni takdis Aklım, önünde tehvîs (şaşırma)

Senden ayrı bir şey mi ki Âdem?

Orta yerde kimmiş İblis?  

Senden başkasına yok benim yolum

Seni seven boynu bükük bir kulum.

Hak sordu: “Kibirlendin mi?’

Cevap verdi:

“Seninle sadece bir lahzalık beraberliğim bulunsaydı, o halde bile kibirlenmek ve cebbârlık bana pek âla yakışırdı. Halbuki ben, seni ezelden beri tanıyan biriyim! “Ondan üstünüm ben! Hizmetim ondan kıdemli, Şu âlemlerde seni benden iyi tanıyan var mı ki? ; Benim sende muradım, senin de bende muradın var. Ve senin beni isteyişin daha eski. Ya senden başkasına secde etseydim?!.

Secde etmeyince, aslıma dönmem gerekti. Çünkü sen beni ateşten yaratmışsın. Bu bir gerçek. Ve ateş ateşe dönecek. Sonuç olarak, takdir edip seçme senin elinde.

Ne kaldı kopacak, ne var korkacak?

Nasıl olsa uzak düşmüşüm sana.

Anladım, bir bana, yalanla uzak,

Sevgiyle ayrılık olur mu yoldaş.

Ayrıldım; ayrılık oldu arkadaş

Ey tevfiki veren, sana hamd, senâ

Seçkin bir kul eğilmez başkasına.  

**

İblisle Hz. Mûsa Tûr Dağı’ınn yamacında karşılaştılar. Mûsa sordu:

“Ey İblis, secde etmekten seni alıkoyan neydi?” İblis cevap verdi:

“Tek ma’bud davası. Eğer Âdem’e secde etseydim, senin gibi olurdum. Biliyorsun, sana bir kerecik “bak şu dağa”  dendi de hemen bakıverdin. Oysaki bana bin kere secde etmekliğim emredildiği halde, inancıma olan sımsıkı bağlılığım yüzünden secde etmedim.

Mûsa dedi: “Fakat emre karşı gelmiş oldun!” Cevap verdi: “Fakat o bir imtihandı, emir değil!”  Mûsa dedi: “Ne olursa olsun; suretini değiştirdiğine şüphe yok!” Şöyle cevap verdi İblis:

“O, bu diye ayrım yapmak gerçeği çamurlamaktır. Değişip duran şeye bel bağlanmaz, güvenilmez. Çünkü o her an başka bir şey olmaktadır. Halbuki ma’rifet sapasağlam ve hep aynıdır; ilk anda ne idiyse şimdi de  odur; değişmez, bozulmaz. Şahıslara gelince, onlar hep değişir, bozulur.”

Mûsa sordu: “Onu hâlâ hatırlar, anar mısın?” Şöyle cevap verdi İblis:

“Ey Mûsa, oluşturduğu olayla birlikte yaratılan düşünce hatırlanmaz, hatırlanamaz. Aynı anda hem ben anılıyorum, hem O.”

  “Zikri zikrim, zikrim zikri, aynıyız Birbirini anan beraberleriz.” :

“Hizmetim şimdi daha arı, vaktim daha bol, zikrim daha parlak. Çünkü eskiden O’na kendi zevkim için hizmet etmekteydim, şimdiyse O’nun arzusu uğruna didiniyorum.”

Biz; engelleme, savunma, zarar ve kâr… arzusundan arınmışız. Biricik yaptı beni, vecde getirdi. Hayrete düşürdü beni ve kovdu: Ki karışmayayım ihlaslılarla. Ağyardan uzak tuttu beni gayretim yüzünden, değiştirip yeniledi beni hayretim yüzünden. Hayretlere attı beni gurbetim yüzünden. Mahrem tuttu beni sohbetim yüzünden. Çirkinleştirdi beni midhatim (övülmüşlüğüm) yüzünden. Dokunulmaz kıldı beni hicretim yüzünden. Mükâşefem (gönül gözüyle görme gücü) yüzünden küstü bana. Vuslatım yüzünden mükâşefe lütfetti bana.

Ayrılığım yüzünden vasletti (kavuşturdu) beni. Arzu ve emellerimin güçlülüğüyle çetinliği yüzünden fasletti (ayırdı) beni.  Onun hakikati üzerine yemin olsun ki, ne tedbirde hata ettim ne de takdiri reddettim. Tasviri değiştirmeye kalkışmış da değilim. Fakat bu oluşlarda benim kudretimin de etkisi vardır. Bana ebedler boyu ateşiyle azap etse de O’ndan gayrısına eğilmem. Ne bir kişi önünde secde ederim ne de bir ceset huzurunda diz çökerim! Ne oğul tanırım ne karşıt; dâvam sâdıklar dâvasıdır. Sevgi konusunda, gerçek bağlılardanım ben!

Azâzil’in ahvali hakkında çok söz söylenmiştir. İşte biri:

“O hem göklerde hem yerde dâî (çağrıcı) idi.  Gökte meleklere dâîlik yapmaktaydı; onlara iyilikleri, güzellikleri gösteriyordu. Ve yerde insanların dâîsidir; fakat onlara çirkinlikleri, kötülükleri gösteriyor. Şeyler kendi zıdlarıyla bilinir. Zarif ipek kumaşlar simsiyah kıllar arasında dokunur. Melek, güzellikleri gösterir ve güzel şeyleri teklif eder. Ve işaretlerle yol göstererek: “iyi olanı yaparsan ödüllenirsin.” der. Çirkini tanımayan, güzeli hiç tanıyamaz!

İblis ve Firavunla fütüvvet konusunda tartıştım.

İblis şöyle dedi:

“Secde etseydim eğer, fütüvvet benden uzaklaşırdı.” Firavun dedi:

“Ben de O’nun resulüne inansaydım fütüvvet makamından düşerdim.” Dedim ki

“Sözümden ve davamdan dönseydim, fütüvvet yaygısından dışarı atılırdım,”

İblis, kendisinden başkasını gayr görmeyince: “Ben ondan üstünüm” dedi. Ve Firavun, kavmi içindeki hakla bâtılı ayıracak olanı tanımayınca: “Sizin için benden başka herhangi bir ilâh tanımıyorum,” dedi.  Ben dedim ki:

“Eğer O’nu tanımıyorsanız eserlerini tanıyın. İşte o eser benim. Ben hakkım. Ve ben Hakla hak olarak ebediyyen devam edeceğim. Dostum ve üstadım, İblisle Firavun’dur. İblis ateşle tehdit edildiği halde davasından dönmedi. Firavun da öyle: Denizde boğuldu da yine iddiasından dönmedi.  Ve asla aracı kabul etmedi. Ve ben… Öldürülsem, asılsam, elim-ayağım doğransa yine dönmem sözümden!

İblis’in adı O’nun adından türemişti. Sonradan Azâzîl şeklinde değiştirildi. Azâzil kelimesindeki “Ayn,” İblisin gayesinin ululuğuna; “Zâ,” himmetindeki değerin artışının fazlalığına; “Elif’, ülfetinin büyüklüğüne; ikinci “Zâ”, makamı için gösterdiği zühde; “Yâ”, kendi ululuk ve yüksekliğine sığınmasma; “Lâm,” ıstırap ve imtihanındaki mücadelesine işarettir.  

Hakk sordu: “Secde etmiyor musun ey mehin” (zelil, alçak)? Cevap verdi:

“Ben aşıkrm, aşık her zaman mehin! Bak sen de diyorsun mehin. Halbuki şöyle okudum Kitab-ı Mübîn’de: “Benim aleyhime iş yapılamaz, ey zül kuvveti’l-metîn! (zorlu kuvvetin sahibi) Sen beni ateşten yaratmışken nasıl eğilirdim ona?!

O ki yaratıldığı şey tin (çamur). Uyuşmayan iki zıt ateşle tin.  Ve hizmette ondan eskiyim, Kıymette ondan ulviyim, İlimce daha bilgiliyim, Ömrü uzun olan da benim.”

Hak ona şöyle dedi:

“Seçme yetkisi bende, sende değil!” Cevap verdi:

“Seçmelerin, takdir etmelerin hepsi senin, benim seçmem de senin. Evet benim için de sen seçtin ey Bedî’!

Ona secde etmemi engellemekle oldun Meni’ (engelleyici).

Sözlerimde hata ettimse uzaklaştırma beni Senden.

Çünkü Şensin Semî’ (işiten-duyan). Dileseydin ona secde etmemi, şüphesiz olurdum muti’ (boyun eğen).

Arifler içinde seni bencileyin iyi bilen birini tanımıyorum.”

Biricik kulunum beni kınama,

Lütuflandır; sakın darılma bana.

Söz var aramızda ve sözün haktır;

Zuhûrum en güçlü zuhûr ey Seyyid!

Kitap isteyene bu bir hitaptır

Okuyun ve bilin: Ben yalnız şehîd!

Ey dostum! Ona Azâzîl denmiştir. Çünkü o azledildi. Daha doğrusu o kendi saltanatı içinde azledilen biriydi. Başlangıcından sonuna varamadı; çünkü nihayetinden çıkamadı mülk ve saltanatının. Onun zuhuru, fesat ve fitnesinin şaşmazlığında ters dönmüş,  heyecanının ve yanarcasına kızgınlığının ateşiyle şûlelenmiştir. Onun sert ve katı toprağı, kısırlaştırıcı ve ayıklayıp soyucudur. Onun gafil yakaladığı elden gitmiş, onun eline düşenin işi bitmiştir. Onun “şerâhim’ü sürekli, onun körlük ve gizlilikleri “fathemî’dir.  

Ey dostum! Eğer gerektiği gibi anladınsa, meseleyi bütün gücünle düşünür, iyice kavrar, ıstıraba döner, kuruntuları ortadan kaldırırsın. Tevhit yolunun en seçkin sözcüleri onun kapısında dilsiz düştüler; arifler öğrendiklerinden ve öğrettiklerinden utandılar. Onlar içinde secdeyi en iyi bilen yalnız oydu. Varlıkların gerçek yarlığa en çok yaklaşanı, en çok gayret göstereni o, ahdine en vefalısı, Mâbud’a en yakın olanı oydu. Melekler Âdem’e secde ettiler: Müsade üzerine. Ve İblis secde etmemekte direndi: Uzun bir zaman geçirmişti müşâhede üzerine…  Derken işleri karmakarışık hale geldi. Kötü zanlara kapılmıştı. “Ben ondan üstünüm” diye tutturdu.  Örtüler arkasında kaldı; toprakta kıvranıp durdu. Azap gerekli olmuştu artık.  Ebedler boyu azap…   

Sh: 335-345

Kaynak: Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Hak ve Aşk Şehidi Hallac-ı Mansur Ve Eseri, Yeni Boyut,1996, İstanbul

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s