İBLİS’İN HAKİKATİNE BAKIŞ

İkbalin İblis’e bakışı da Hallâcî bir perspektif sergilemektedir. Hallâc’ın tarih boyunca en büyük etkisi, denebilir ki, İblis’le ilgili düşünceleri yoluyla olmuştur. İkbal üzerindeki hâkim etkilerden biri de İblis konusundadır.

 Hallâc, İblis münâsebetiyle, insanlığa kulağına şu gerçeği fısıldamıştır:

Varlık ve oluş için polarite yani zıtların karşılıklı varlığı ve etkileşimi kaçınılmazdır. O halde, negativitenin, eksinin, karanlığın varlığı da Yaratıcı’ınn iradesine  uygun bir varoluş sergiler; sonuç olarak o da makbuldür. İnsan, polaritenin artı kutbunda yeralmayı övebilir ama, eksi kutba sövmek hakkına sahip değildir. Çünkü, İlahî irade açısından bakıldığında hayır kadar şer de haktır.

Bu gerçek 20. yy.ın büyük Türk derviş düşünürü Türbedâr Ahmet Amîş kuddise sırruhu’l-âlî tarafından son derece güzel bir deyişle ifadeye konmuştur. Türbedâr, Cenabı Hakk’a bir yakarışında diyor ki:

“Hayrın da hak, şerrin de. Ama bu mazhardan şerrin zuhûr etmesin, Allahım!” 

Polaritenin [iki kutupluluk, karşıtlık ] varlığı ve kaçınılmazlığı, İblis’in rolünü açık yüreklilikle dile getirmeyi gerekli kılıyordu. Hallâc, takiyye ve ikiyüzlülük tanımayan kişiliğinin bir gereği olarak, İblis konusunda da tavizsiz konuşmuş ve tekâmülün öteki kutbu olan İblis’i tarihe damga vuran bir değerlendirmeyle ele almıştır.

İkbal, üstadının yolunu aynen izleyerek İblis konusuna eserinde büyük bir yer vermiş ve bu tekâmül kuvvetini hasret, hürriyet, ayrılık, atılganlık, ısrar ve isyan gibi temel yaratıcı öğelerin temsilcisi olarak devreye sokmuş, savunmuştur. İkbal in İblis telakkisi, büyük bilgin ve İkbal uzmanı Schimmel tarafından ele alınmıştır. Câvidnâme Şerhinden bazı satırlar verelim:

“İblis, yalnız büyük muvahhit değil, aynı zamanda insanlara seçme özgürlüğünün kullanılmasını öğreten üstaddır. Onun itaatsizliği ve Âdem’i baştan çıkarıp cennetten kovulmasına sebeb olması vuku bulmasaydı insan, iyi ve kötü arasındaki farkı göremezdi; seçme zevkini bulamazdı. İblis sayesinde insan, seçme kudretine sahip oldu. İkbal’in eserlerinde İblis hiç bir zaman Allah’ın düşmanı değil, daima insanın düşmanı olarak görünmektedir.”

İblis’in bu hususiyeti İkbal in hem konferanslarında hem de şiirlerinde çok büyük bir rol oynamaktadır.

“İnsanın ilk itaatsizlik hareketi aynı zamanda serbest seçme gücünün ilk hareketi idi ve bu sebepten -Kur’an’ın beyanına göre-Âdem’in ilk suçu affedildi”

  Âdem’in isyanı, insana seçebilme kudretini kazandırmak için lâzım gelirdi.

“Nebilerin isyanının onların ümmetlerinin faydası için vâki olduğuna itikat ediyoruz.”  

“Hıristiyan muhitte, buna benzer bir fikir, Ortaçağ’da ileri sürülmüştür:

“O felix culpa” (ey mutluluk getiren suç) ki bize böyle bir kurtarıcı kazandırdın!”

Çünkü Hıristiyan telâkkisine göre Âdem’in işlediği o ilk suç, hastalık gibi bütün sonraki insanlara sirâyet edip onların hepsini takdis eden İlâhî inayetten mahrum etmiş, yalnız İsa’nın ölümü sayesinde kendisine inananlar bu suçun neticelerinden kurtulabilmiştir. O suç olmasaydı, bu kurtarıcı Mesih’in zuhuruna lüzum kalmazdı. İki dindeki farklara rağmen ikisinde de Âdem’in ilk serbest hareketine atfedilen önem gayet büyüktür. Halbuki Hristiyan aslî suç doktrini karşısında İkbal, İslâm akidesinin tercümanı sıfatiyle, diyor ki: Âdem’in zellesi bir fesat demek değildir: O, insanın basit şuurundan çıkan, kendini idrak edişinin ilk şimşeğidir.”

Demek oluyor ki, insan bu “suç” sayesinde prelojik, tamamiyle tabiata bağlı olan, düşünceye daha varmamış bir halden çıkıp kendi kuvvetlerini idrak etmeğe, hayat ve kaderini düşünmeğe başlamıştır. (Rec. 85).” 

“Bu fikre felsefesinde mühim bir yer ayıran İkbal, ona belki en tipik şairane ifadesini ‘Teshîr-i Fıtrat” adlı, beş kısımlı büyük şiirinde vermiştir (Peyam, 99)

İblis, Âdem’e en tatlı sözlerle hürriyetin, aramanın güzelliğini anlatıyor:

“Sen kıymetsiz bir damlasın, parlayan bir cevher ol; yüksek gökten düş, denizde yer al!”

Çünkü İblis-aynı şiirin beyanına göre -secde etmekten çekinirken Allah’a şöyle hitap etti:

“Sen vücuda can veriyorsun; ben, cana ateş veriyorum… Âdem senin kucağında doğdu, benim kucağımda ihtiyarlıyacak!”

Ve Âdem, cennetten ayrıldıktan sonra, muzaffer bir sevinçle itiraf ediyor ki:

“Ben büsbütün arzunun derdiyim, kesin bilgiyi şüpheye verdim; çünkü arayışın şehidiyim”

Âdem’e lâzım olan, bir lokmada esrarengiz bir meyvenin sayesinde gizli bilgilere kavuşmak değildir; ona, sürekli çalışma, iyinin ve kötünün ayrımı, sayısız imtihanlardan dolayı elde edilen bir ilim lâzımdı. Aynı şekilde Milton (ölm. 1674) un ‘Paradise Lost”unda da, cenneti kaybetmek nihayet tahammül edilmez bir hadise değil, insana çalışmak imkânını veren bir vâkıadır. Havanın mukavemeti, kuşa uçmak imkânını veriyor; hava boşluğunda uçuş mümkün olmuyor. Aynı şekilde insan, hayatî hareketi de başka kuvvetlerin mukavemetiyle elde ediyor. Çünkü insan yanılmak, hata etmek ve hatalarım bertaraf etmek suretiyle mânen inkişaf edebiliyor.”

 “Bir “zihnî suç” diye tavsif edilebilecek hata, tecrübenin kazanılmasında zorunlu bir âmildir.”

Bu sebepten İkbal bir Urduca şiirinde İblis’e şu sözleri söyletmiştir.

“Benim cesaretim, sayesinde o bir avuç toprak, dile gelmeyi arzu ediyor! Yalnız benim faaliyetim, akıl ye zihnin elbisesinin çözgü ve atkısını teşkil ediyor.”

Şair, İblis’in bu faal tarafına ilk defa tezinde dikkat çekmiştir: Mani dininden bahsederken, Mani’nin (öldürülüşü m.s. 274) karanlık prensipinin aynı zamanda dünyanın hareketine sebep olan kuvvet olduğuna dair mühim bir doktrin ileri sürdüğünü bildirmiştir: Nûr muhitine saldıran karanlık kuvvetler daimî bir mücadeleye ve bu şekilde bir gelişmeye sebeb olmuştur ki, Mani’nin bu fikri İkbâle de etki etmiştir.”

“Aynı fikir, başka büyük düşünürlerce de ifade edilmiştir; Mevlâna’da buna ait muhtelif beyitler bulunmaktadır. İkbal, “Esrâr-i Hodî”de düşmanı, hakiki dost, insanın tarlası için yağmur bulutu diye vasıflandırırken Mevlâna’nın şu sözlerini aksettirmektedir:

“Hakikaten her düşman senin ilâcındır, senin için faydalı ve hoş bir kimyadır.”

Nicholson’un güzel şerhine göre İblis, sâdıkları ve müminleri baştan çıkaramıyor, bilâkis onlara hidayet yolunu gösteriyor ve hattâ, kendisini mağlub eden evliya ve enbiyanın müttefiki oluyor. Meşhur hadîsin (Esleme şeytânî: Benim şeytanım müslüman oldu) dediği gibi, böyle bir şeytandan iyilikten başka bir şey gelmez. Çünkü: (sure 21, ayet 36) insan imtihan için iyi ve kötüye maruz kılınmıştır! Bu suretle, İblis’in rolü İkbal’in satırlarında iyi ve isabetli olarak gösterilmiştir.”

İblis problemi hemen her dinde ve her edebiyatta çeşitli şekillerde ileri sürülen bir meseledir. En meşhur örneklerden biri -ki İkbal üzerinde derin bir tesir bırakmıştır- Milton’un ölmez eseri ‘Paradise Lost’tur. Ona benzer bir eser vücude getirmek İkbal’in gençlik hayali olmuştu. Bunun için, Milton’un fikirlerini andıran bazı noktaların Câvidname’de bulunması şayanı hayret değildir. Paradise Lost’ün yanında, İblisin şahsiyeti, dünya edebiyatının en muazzam eserlerinden olan “Faust’ta Goethe (ölm. 1832) tarafından gayet enteresan bir şekilde ortaya konmuştur. Eski halk efsanelerinden alınan, Christofer Marlovve’un “Tragical History of Doctor Faustus”unda ilk klâsik şeklini alan “Faust” hikâyesi -Şeytânla mukavele yapan âlim- Goethe’ce insanın daimi ilerlemesini, hasretini, uğraşmasını gösteren evrensel bir dram haline getirilmiştir. İşte onun “Gökteki on Oyun”unda Tanrı, şeytana buyuruyor ki:

“İnsanın faaliyeti gayet çabuk gevşemek tehlikesine uğrar; mutlak sükûnete bir an evvel erişmeği sever; bu sebepten ona bir arkadaş vermeyi tercih ediyorum ki tahrik etsin, işlesin, şeytan sıfatıyla çalışsın.”

 Şeytanın bu tavsifinde, İkbal’in İblis tasavvuruna çok yakın olan bir görüş göze çarpmaktadır. O, insanı faaliyete getiren ve böylece insan yapan âmildir.”

“Dr. Faustus” efsanesi, zamanımızda yine Alman edebiyatında baka bir şekilde Thomas Maun tarafından ele alınmış, Fransız edebiyatında Paul Valery’nin fragmanında “Mon Faust” ta başka şekil almıştır. Bu son eserde, İblis, nihayet, ihtiyarlamış ve bir varlık olarak insana tâbi olmuş, Übermensch (insan üstü) şeklinde tahayyül edilen insanın karşısında kıymetini ve faaliyetini kaybetmiştir. Onun bu acınacak haline bakacak olursak, Nietzsche’nin izini derhal buluruz: “Zerdüşt Böyle Dedi” adlı eserinde bir grup, şeytanın Zerdüşt’ü kaçırdığını söylüyor ama onun müritlerinden biri “Zerdüşt’ün şeytanı kaçıracağına daha fazla inanırım” diyor: Übermensch, (insan-ı kâmil) şeytanı yenen insandır; bu fikir Alman feylesofunda bulunduğu gibi İkbal’de de açıkça ifade edilmiştir.”

 “İblis’in edebiyatta oynadığı rol (J, Van den Vondel, Calderon, Leconte de Lisle, Baudelaire, Mauricac, Sartre, Carducci, Leopardi, Huysmans, Shelley, Hugo, De Vingy, Dostoyevsky, Poe, Bernanos vs.) bir yana bırakılsa bile modern psikoloji de şeytanî prensipin mânası ile meşgul olmuştur. Jung’a tâbi olan psikolojik ekol, bu probleme çok önem vermektedir. Meselâ E. Neumann’a göre (Der schöpferische Mensch und die Wandlung) İblis ağırlık, hareketsizlik, katılık prensipidir; insanın ruhanî inkişafı, bu katılığı mağlup etmek suretiyle vuku buluyor.”

“Bu fikir, hem Nietzsche’nin, şeytanı “ağırlık prensipi” olarak anlatımına uymakta, hem de İkbalin şeytan tasvirine biraz yaklaşmaktadır. Jung’un kendisine gelince, toprak ve dişi prensibinin kuvveti olan İblis (eski zamanlarda Luzifer-ışık getiren melek), insanı tam şahsiyet haline getirebilmek için trajik ve feci Luzifer kuvvetidir; insan, onun sayesinde ve âdetlerden uzaklaşarak yalnız kendi şahsiyetinin kanunlarına göre yaşamak suretiyle yalnızlaşmasına rağmen kemale daha çok yaklaşıyor; onun bu daimî savaşı, bu anda kötü ve şeytanî gibi görünen şartlan gittikçe daha iyi imkânlar haline getirecek ve dünyayı böylece mükemmelleştirecektir. (bk. Pannwitz, “Beitraege”, 122).

Demek oluyor ki, İkbalin şeytan tasavvuru, modem Batı’nın ilim ve edebiyatında da rastlanması mümkün olan pek mühim ve düşündürücü bir dünya görüşünün ifâdesidir.”

 Schimmel’in bu tespitleri kadar doğru olan bir nokta da şudur: Doğu ve Batı’dan alman tüm örnekler, Hallâc’dan çok sonraki yüzyılların isimleridir. Bunun anlamı ise şudur: Bugün, dinden sanata, felsefeden psikolojiye kadar, İblis denen negatif kuvvetle ilgili olarak paylaşılan kabulün tarih içinde ilk fikir babası Hallac’dır.

Kısacası, Hallâc-İkbal yaklaşımı bize İblis konusunda, Tebrizli Şems (ölm. 1247)’in şu tespitinin geçerliliğini göstermektedir:

“Bakabilirsen, İdris’te de İblis’te de bir mâna vardır. Bir vakitte bu dersin mânası yürür, başka bir vakitte o dersin mânası.”  

Sonuç olarak İkbal, İblis konusunda şu hükme varıyor:

“İblis’i öldürmek zor bir iştir; çünkü o, kalbin mekânında gizlidir. En iyisi onu Müslüman etmektir. Onu, Kur’an’ın kılıcıyla öldürmek en iyi yoldur.” Şems; Makalât, 276.

Sh:261-267

Kaynak: Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Hak ve Aşk Şehidi Hallac-ı Mansur Ve Eseri, Yeni Boyut,1996, İstanbul

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s