BULUNMAYANI İSTİYORUM

Dün şeyh, şehrin çevresinde, elinde bir mum, dönüp duruyor, şeytandan, devden usandım, insan istiyorum, insan diyordu.

Biz de çok aradık dediler, bulunmuyor. Dedi ki: O bulunmuyor dediğiniz yok mu, işte onu istiyorum ben.

Mevlâna-Divân-ı Kebir c.2, sh: 301

17

Yüzünü göster ki bağ-bahçe görmek, gül bahçesi seyretmek istiyorum…

Dudaklarım aç ki bol-bol şekerler istiyorum.

A güneş, bulut perdesinden sıyrılda göster yüzünü… o parıl parıl parlayan yüzünü görmek istiyorum.

Havandan, gene doğan kuşlarını çağıran davulun sesini duydum da tekrar geldim; pâdişâhın bileğini istiyorum.

Senin güzelliğin varken, senin yüzün dururken bağı-bahçeyi, dağı-ovayı dilersem ölümsüz cennetteyken çölleri istiyorum demektir.

Nazla bundan fazla incitme beni, git dedin… İşte o fazla incitme demen var ya, o sözü istiyorum.

Kimi topluyum, kimi dağınık., bu iki hâlde de ümidim var; o topluluk mumunu, o dağınık saçları istiyorum.

Can, gülüşlerle dolmuş ama gene de korkudan yummuş dudaklarını; o gonca gibi gizli gülüşü istiyorum.

Bu kul kendinden geçmişte sevgilinin ateşine sarılmış; dost da kulağını tutmuş; oysa ki yakama yapışmasını istiyorum.

Yol yok, izin yok diye dudak sarışın, o kapıcının nazlanışı, öfkesi, sertliği yok mu; onu istiyorum.

Bir elimde şarap kadehi, öbür elimde sevgilinin saçları, böylece meydanın ortasında dönüp oynamak istiyorum.

Halkın bozuk-düzen düşüncelerinden gönlüm sıkıldı; bana yoldaş ol; dağa  çıkmak, ovaya gitmek istiyorum.

Dün şeyh, elinde fener, bütün şehri dönüp dolaşmadaydı; şeytanlardan, canavarlardan usandım; insan arıyorum diyordu.

Biz de aradık, bulunmuyor dediler; o bulunmayan var ya dedi; işte onu istiyorum ben.

Mevlâna-Divân-ı Kebir c.7, sh: 603

BİZİ KANDIRIYORSUN

86

A güzel, gene de ne diye kandırıyorsun beni sen?

Gene düzenlerle ne aldatıyorsun beni sen?

Her solukta keremler ediyor da a dost diyorum sana, ne diye aldatıyorsun beni sen?

Ömürsün sen; ömür de vefasızdır.. ne diye vefalıyım diyor da aldatıyorsun beni?

Gönül Ceyhun ırmaklarını bile içse-sömürse kanmaz; bizi sakayla ne diye aldatıyorsun sen?

Ay yüzün olmadıkça göz karardı-gitti.. ne diye sopayla kandırıyorsun bizi sen?

Dün, aman fermanı verdiğin kişiyi korkuyla, ümitle ne diye kandırıyorsun sen?

Tanrı kazasına râzı olmak gerek dedin; bizi ne diye kazâyla-kaderle kandırıyorsun sen?

Mademki şu derdimin devası yok, ne diye devâyla kandırıyorsun sen?

Yalnızca yemek yemeyi huy edindin; peki, bizi çağırIp da ne diye kandırıyorsun sen?

Mademki neşe çengim kırdın, un-ufak ettin; ne diye üç telli sazla kandırıyorsun bizi sen?

Bizi, bizsiz ne diye kandırıyorsun; bizi bizimle ne diye aldatıyorsun sen?

A tapısında canımın, hizmet kemerini kuşandığını güzel, bizi ağır elbiselerle ne diye kandırıyorsun sen?

Sus ki senden, yalnız seni istiyorum; başka bir şey istemiyorum; bizi vergiyle ne diye kandırıyorsun sen?

Mevlâna-Divân-ı Kebir c.7, sh: 670-71

Kaynak: MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN- DÎVÂN-I KEBÎR, Hazırlayan: Abdülbâkiy GÖLPINARLI, Kültür Bakanlığı, 1992, Ankara

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s