KARA GÜNLER VE İBRET LEVHALARI

SES’DEN İKTİBASLAR

(Kara günlerin küçük manzaralarını ve iniltilerini, o zamana göre, dile getirmiye çalışan «SES» den iktibas)

EŞKİYALIK DERDİ

17/Teşrini evvel (Ekim)/1918

Şimdiye kadar çekdiğimiz çileler yetmiyormuş gibi başımıza bir de eşkiyalık belâsı musallat oldu, garbin ve tedbirsizliğin doğurduğu bu dâhiye herşeyden evvel ortadan kaldırılmadıkca bizim için kurtuluş imkânı yoktur ve olamaz. Çünkü dört senedir devam eden felâketli muharebenin köy külübelerinde bırakdığı boşluklar, saçdığı pek acı sefâletler ve yoksulluklar ancak emniyyet ve âsâyiş ile doldurulabilir, tâ’mîr edilebilir. Böyle olmadıkça memleketlerimizin âkibeti maâzallah yine ve daha çok fenâ olacakdır.

Bizde eşkiyalık derdinin en fazla yüklendiği yerler köylerdir. Halbuki enginde ve uçurumda bulunan devlet gemisini selâmet kıyısına ulaştırabilecek kuvvet yine köylerdir. Köylüler şimdiye kadar her belâya sabrettiler, hükümetin bütün dileklerine , buyruklarına eyvallah dediler, memleketi —kadın ve çoluk çocuklarıyla çalışmak suretiyle— doyurdular, orduyu beslediler. İstedikleri yalınız bir şeydi: «Memleket kurtulsun, müslümanlık dirilsin».

Fakat bin çeşid felâketlerin üzerine tüy diken bu eşkiyalık beliyyesi o zavallılara herşey’i unutdurdu, dünyâya geldiklerine bile peşîman etdirdi.

Vatan düşmanların çizmeleri altında ezilirken, varlığımız haysiyyetimiz çiğnenirken gözlerini velinimet köylülere çeviren şakiler; kimsesizlik, hastalık, millî endîşeler içinde kıvranan o bedbahtlar üzerinde yaman bir derd kesilmişdir.

Köylü ilk zamânlarında eşkiyâyı avutabilecek kadar ahırında hayvan kesesinde para, anbarında ekin bulabiliyor, bunları vermekle canını kurtarmıya güc yetirebiliyordu. Fakat günden güne bir tufan gibi akıp gelen ve çoğaldıkça çoğalan eşkiyâ sürüleri karşısında, zavallı, bundan da mahrum kaldı. Hattâ köylerde âile sandığına mahsus eşya ile âile nâmusuna varıncaya kadar hepsi yağma edildi, yırtıldı. Ya son ümidlerle sallanıp kalan hayatlar… evet, bunlar da didiklendi; parçalandı.

Bacası tüten, fakir, zengin herkesi doyuran, köylerinde köşe taşı gibi oturan ağalardan sağ kalanlar bugün bir lokmayı bulamayacak bir hale gelmek üzeredirler. Bunlar köylerin temel direğidirler ve o direklerin yıkılması, bütün ocakların sönmesi demekdir. Yeşil tarlalarını, sevimli hayvancıklarım, dede ve baba kabirlerini bırakarak kasabaların vefasız kucağına atılan ağalar bugün hıçkırıklarla ağlıyor, bir nur, bir çâre, bir kurtuluş yolu arıyor. Kırlarda, obalarda ve hattâ nâhiyelerde bugün hâkim olan kuvvet —saklamayalım ki— eşkiyâ- dır.

Hükümetin kanunu susdurulmuş, adâleti kaldırılmışdır. Bu hallerin devâmı bizim ebedî batmamızdır. Pâdişâhın afvinden bile ibret dersi alamayan ve günler, dakikalar geçtikçe çoğalan eşkiyâ hakkında fevkalâde tedbirler kurulması artık farz oldu.

Biz vak’alar ve şahıslar üzerine şimdilik birşey yazmak istemiyoruz. Çünkü sükûnete son derece muhtâcız. Dimağlarımız yorulmuş, vuran kalblerimiz dinmişdir.

Fakat —hele herkesçe belli olan son hâdiseler üzerine olsun — ehemmiyyetle dikkat gözünü çekmeyi vazife biliriz. İslâmda kavmiyyet (ya’nî ırkçılık) yokdur, kardeşlik vardır. Akan bir damla kan bile bizim için pek elim bir zarardır.Binâen’aleyh çarpışan kuvvetlerin derhal önüne geçmek, şekavetde dolaşarak hâlâ köyleri soyan, son ümidlerimizi de söndürmek üzere bulunan adamların zulümlerine nihâyet vermek lâzımdır. Allah’ın binâsını yıkanlara karşı sabr ile seyirci kalmak nasıl doğru olur?…’

Sh: 41-43

Kaynak: Hasan Basri ÇANTAY, KARA GÜNLER VE İBRET LEVHALARI, 1964, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s