SÖZ “OL”A

Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, onun için söyleyecek sözümüz sadece:

‘Ol’ demekten ibarettir. O hemen oluverir.

Nahl, 40

 

Söz/kelâm.

Söz şifadır…

Zehir olan söz de vardır.

En değerli varlığımız hayatın manasını  söz ile anlayın diyen Hakk dostu Yûnus Emre der ki:

 

“Söz var kılar gönülü şad söz var kılar bilişi yad

Eğer horluk eger izzet her kişiye sözden gelür”

 

Kişinin aynası söylediği sırf sözden değil iken yine de atalarımız bu konuda: Hayvan yularından¸ insan sözünden tutulur.”  demişler. Karacaoğlana göre  ise :

 

Ağacın eyisi özünden olur

Yiğidin eyisi sözünden olur

Diyerek söz ile insan arasında ilişki kurar.

Necip Fazıl Kısakürek:” Laf var ki laftır, laf var ki iştir, iş var ki laftır. Bize iş kadrosunda laf, hamle çapında iş lazım” diyerek hamle çapında işler yaparken Alman yazar  Goethe:

 

“Ne var ki tenkit ettiğim âlimlerin de hakkı var

Zira sözün sadece bir mânâsı geçerli değildir

Esâsen bu durum kendiliğinden anlaşılmalıydı

Söz bir yelpâzedir! “

 

diyerek sözün insan karakterini yansıtmadaki öneminin altını çizer. Kısa bir fıkra geçer dillerde.

Yavuz Sultan Selim hân,  Vezîr-i a’zâmıyla Üsküdar’a geçerken sandalda soruyor:

“En kolay pişen yemek hangisidir, lala?..”

“Yumurtadır hünkarım.”

10 sene sonra, Mısır seferinde Yavuz Sultan Selim Hân,  aniden;

“Neyle lala?” Deyince, sadrazam tereddütsüz;

“Yağla hünkarım” diye cevap veriyor!..

 

Yavuz Sultan Selim Hân’ın başarısı tesadüf olmadığına aradan geçen zaman ve söze verdiği değer ispat eder. Tam bu bahiste Kudatgu Bilig’in sözünü hatırlayalım :

 

“Ne yumruktan, ne kılıçtan iz kalır,

İnsan ölür, arkasından söz kalır.”

Zaman ve mekan içinde bir insanı tanımak mümkün müdür? Diye sorulsa Goethe ve HÂFIZ ‘ı okuyup tanıma şerefine nail olmadan evvel asla diyebiliriz.

Goethe, HÂFIZ’ın ölümünden sonra, hakkında, birbirini tutmayan birçok şeyler söylendiğini biliyordu. Bir çokları ona sadece şarap ve aşkın zevklerini terennüm eden hafifmeşrep, kıyamet gününe inanmayan bir şairdir, diye ona cenaze merasimi bile yapmak istememişler. HÂFIZ’ın aşk ve şarap şiirleri, bu dünya şiirleri olk-rak mı, yoksa mistik mânada mı alınacağı uzun zaman tartışılmış, sonunda Kanuni Sultan Süleyman, Viyana’yı muhasara sırasında, İstanbul’da meşhur Müfti Ebusuud’a, HÂFIZ hakkında bir fetva vermesini rica etmiş . işte GOETHE’nin üçüncü şiiri “Fetwa” adını taşır. “Fetva”, şair hakkında şu hakîm cevabı vermektedir :

HÂFIZ’ın nazmı, sönmez hakikatları verir, ama arasıra da Kur’an’ın dışına çıkan ufak tefek şeyleri. Emin yolda yürümek istersen, yılan zehiriyle Tiryak’ı biribirinden ayırt etmeği bilmelisin. Her şeyden önce de asil hareketlerden duyulan zevke kendini ferah bir gönülle vermelisin; ancak sonu gelmez ıstıraba karşı temkinli davranıp kendini korumalısın. Doğru hareket etmek için en iyisi budur. işte biçare Ebusuud, bunları yazdı. Allah, onun günahlarını affetsin!” [1]

 

Fuzulî  bizlere :

 

Can sözdür eğer bilirse insan

Sözdür ki derler özgedir cem

Bil-tab bu yaman mıdır ki bala

Emuatı söz ile kıldın ibya

 

(Eğer insan bilirse; söz, candır; can. başka bir şeydir derlerse, bu (boş) bir sözdür.

Allah aşkına, bugün senin sözle ölüleri diriltmen kötü bir şey midir? .. Mecnun ile Leyla’yı  anarak ruhlarını şad ettin.)

Sözler bazen de en derin yara açma sebebimizdir. Dilin kemiği yok der büyükler. Alemdeki zerâfetin  incinmemek ve incitmemek olduğunu anlatır  Leylâ Hanım.

 

İncitme sen ahbâbını incinmeye senden

Bu âlem-i fânide zerâfet budur işte…

 

( Bu fani dünyada incelik şudur ki: “Sen başkalarını incitme başkaları da seni incitmesin)

 

Sunullah Gaybi Hz’nin  benden bir  gönül incinmesin der ve bir dua, bir niyaz eyler:

 

Ya ilâhi neyler isen et beni

Tek hemen benden gönül incinmesin

Bu kemâle lâyık et cân-ü- teni

Tek hemen benden gönül incinmesin

 

Ne İbâdet ile mağrur olayım

Ne meârif ile mesrur olayım

Matlabımdan cümle ma’zûr olayım

Tek hemen benden gönül incinmesin

 

Gönül ki, Cenâb-ı Hakk’ın   tecelli  ettiği  bir  nazargâh- ı   ilâhîdir.

 

Hz. Mevlâna Muhammed Celâleddin-i Rûmî söz bahsinde bizlere buyurur ki :

 

“Anneler nasıl çocuklarını ararsa, asıllar da feri’leri öylece talep eder. Su havuzda mahfuz ise de dört unsurda biri olduğu için hava onu çekip alır. Onu havuzun ( hapsinden) kurtarıp aslına götürür; yavaş yavaş tebahhur suretiyle) ilettiğinden o gidişi göremezsin. Bu nefes de bizim canlarımızı dünya hapsinden böylece azar azar uğurlar.

 

Güzel sözler bizim ruhumuzdan yükselerek Allah’dan başkasınca bilinmeyen bir yere varır.

Temizlenmiş olan nefeslerimizin bizden hediye olarak baka alemine yükselir. Sonra sözlerimizin mükafatı Allah’ın rahmetinden dolayı kat kat çoğalıp bize gelir. Kul bu mükafata tekrar nail olsun diye, Allah bize yine onlara benzer sözler söyletir.

( Mesnevi- 890-895)

 

 

Sözlerimizin, güzel, iyi ve şifâ olması dileğiyle, sözü güzel olanlara selam olsun…

Aslı GÜL

 

 


 

[1]  https://ismailhakkialtuntas.com/2014/12/17/goethe-ve-hafiz/

 

BAŞA DÖN