RÂÛF TECELLİSİ

Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem’in yüce makamı

 

“O Allah ki, sizi her türlü karanlıklardan nûra çıkarmak için kuluna apaçık belgeler halinde âyetler indirmektedir. Şüphesiz ki Allah, size karşı Raûf (şefkat dolu)dur, Rahîm (hususi rahmeti pek bol)dur.”

Hadîd, 9

Şanım hakkı için size bir Resul geldi ki: kendinizden, gayet izzetli, zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze hırs ile titriyor, mü’minlere raûf, rahîmdir.

Tevbe, 128

(Besmele’deki er-Rahîm)

er-Rahîm, Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem’in niteliğidir. Allah Teâlâ şöyle buyu­rur: ‘(Peygamber) Müminlere karşı raûf ve rahimdir,’ Varlığın yetkinli­ği, ona bağlıdır ve Rahim vasıtasıyla besmele tamamlandığı gibi onun tamamlanmasıyla da âlemin yaratılışı tamamlanmıştır. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem akıl ve nefis olarak âlemin varlığının başlangıcıdır. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem’e so­rulmuş:

‘Ne zaman peygamber oldun?’ Şöyle cevap vermiş: ‘Adem su ve toprak arasında iken.’ Böylelikle Allah Teâlâ, bâtında varlığı Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemle başlattığı gibi dünya âleminde görünür olarak makamı onunla bi­tirmiştir. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: ‘Benden sonra ne bir resul ne de bir nebi vardır.’

O halde “Rahîm” [kelimesi] Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem, “bismi” [kelimesi] ise babamız Adem’dir. Burada, yaratma işinin başlangıç ve bitiş makamında baba­mız olduğunu kastediyorum. Şöyle ki: Âdem isimleri yüklenendir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Adem’e bütün isimleri öğretti.” Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem ise Âdem’in yüklendiği bu isimlerin anlamını taşıyandır. Söz konusu isim­ler, kelimeler’dir (hakikatler). Bu bağlamda Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyu­rur, ‘Bana cevâmiu’l-kelim verildi’ Kendisini öven kimse Yahya ve İsa peygamberler gibi, başkası tarafından övülenden daha yetkin ve güçlüdür. Kimin adına zat (zatın bilgisi) meydana gelmişse isimler de (isim­lerin bilgisi) onun hükmü altındadır. Hâlbuki isimleri elde eden kimse­nin nezdinde isimlendirilen bulunuyor değildir.

Bu nedenle sahabe bizden daha üstündür. Çünkü onlar, zatı, biz ise ismi elde etmişiz, (öğrenmişiz). Biz de onların zata riayet ettiği gibi isme riayet edersek ecrimiz artar. Ayrıca onlarda bulunmayan uzaklık sıkıntısı nedeniyle ecrimiz kat be kat artar. Dolayısıyla biz, (peygambe­rin) kardeşleri, onlar ise arkadaşlarıdır. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem bize özlem du­yar. Bizden birisine kavuştuğunda ne kadar sevinecektir! Nasıl sevinme­sin ki? Özlem duyduğu kimse kendisine kavuşmuştur. Artık ona ikramı ve iyiliği hesap edilebilir mi?

Aramızdan bir amel sahibi, Peygamberin sahabesinin ameliyle amel eden kimseye göre elli kat mükâfat alır. Bu ecir, onların ecrinin aynısı değil, bilakis benzeridir. Bu nedenle Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: ‘Hatta sizden bile (daha çok olabilir): Ciddi olunuz ve çalışınız.’ Böyle­likle sahabe şunu anlamıştır: Kendilerinden sonra öyle insanlar gelecek­tir ki, onlar, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem’e yetişmiş olsaydı, sahabe onları geçemez­di. Mükâfatlandırma da buradan kaynaklanır. Allah Teâlâ yardım istenilendir.

Futuhat-ı Mekkiye, Onuncu Kısım;  Türkçesi: c. I, sh: 307

 

Güzel ahlakla ahlaklanmak soyluluğa işaret eder. Güzel ahlakla bezenmek gönüllü olarak yerine getirilir, yüz çeviren ve sırtını dönen bu niteliğe sahip olamaz. Güzel ahlaka tahsis edilmek ahlakın sahihliğine ve doğrulu­ğuna delil iken sıfatlarda ortaklık zatların farklılığına delil teşkil eder. Sıfatlardaki ortaklık vasıtasıyla el-Melik ve mülk öğrenilirken şirk iftirası da böylece ortadan kalkar. Allah Teâlâ hakkında tevhid ve birlik, O’nun ilah olması bakımından söz konusudur, yoksa isimleri bakı­mından bir değildir! İsimler kullara ait iken onlara îma etmek tahak­kuku ortaya çıkartır; tahakkuk ise tahalluk, yani ahlaklanmak derken kastedilendir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ asil peygamberinden söz eder­ken ‘Müminlere karşı raûf ve rahimdir derken kendisi hakkında da kadim kelamında ‘Allah Teâlâ size karşı Raûf ve Rahim’dir’ der. Allah Teâlâ bize kendisini bizim niteliklerimizle nitelediğini bildirmiştir: Hiç kuşkusuz buna kabiliyetimiz olmasaydı, Allah Teâlâ bunu bildirmezdi. O’nun verdiği haber doğru, sözü de haktır. Niteliklerdeki böyle bir ortaklık sayesin­de malik olmak gerçekleşirken varlıktaki her zerrenin bundan bir payı ve nasibi vardır.

Futuhat-ı Mekkiye, Otuzdördüncü sifr;  Türkçesi: c. XVII, sh: 365

Kaynaklar:

Muhyiddin İbn  Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye

Futûhât-ı Mekkiyye Tercümesi, hzl: Ekrem Demirli, 2011,İstanbul

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar