VÜCUT İKLİMİNDE “İLAHİ MAHKEME”

“Allah, yaptığından sorumlu olmaz; kullar ise sorumlu olurlar.”
 (Enbiya-23)

İkaz: iilhan | 29 Kasım 2012 tarihli hikâyesinin olmasını düşündüğümüz şekli ile yeniden dizayn edildi.

Orijinal hikâyedeki tanrı, adamın ruhu olmalıdır.

İhramcızâde İsmail Hakkı

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün?

Yargıç kürsüsünde nefsi oturuyor.

Tanık sandalyesinde ise ruhu yerini almış.

Adam şaşkın,

“Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Ben nefsimin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hâkim olarak bir nefsim oturuyor.”

Ruhu gülümsemiş,

“Ben hiçbir zaman, nefsin karşısında zaten yargılayıcı olamam. Sonsuz sevgimle, o ne yapmayı seçtiyse, seçiminde özgür bırakmıştım. Bana yargılamak değil, sevilmek/sevmek yaraşır. Çünkü ben saf sevgiyim. Onu ve beni, tanrı kendinden yarattığı için yargılanmamız tanrıyı yargılamak gibi olur. Ben bu işi yapamam. Ayrıca benim yargılanmama ne gerek var ki? Her şeyi bilenin huzurunda sadece burada tanıklık edebilirim. Burada da olduğu gibi, dünyada da nefsin elinden ben yargılanıyordum. Birazdan salonu hayattayken, nefsinin zarar verdiği, hoşgörülü davranmadığı, yargıladığı, kalplerini kırdığı insanlar dolduracak. Asıl hâkim olmuş nefsin onlara kendini affettirmeye çalışacak olmasıdır. Onlar nefsi affederlerse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor. Benim içinde sorun burada” demiş.

Nefs merakla sormuş: “Hâkim olan benim,  affetmezlerse ne olabilir ki?

Ruh yine sevgiyle gülümsemiş,

“Ben ve sen cenneti de, cehennemi de yeryüzüne gelmekle bulduk. Adamla beraber bizi tekrar yeryüzüne gönderseler. Orada öyle bir yaşam süreriz ki, tüm yaptığımız kötülükler, verdiğimiz zararları aynen tekrar tekrar yaparız. Ben de sana yine uymak mecburiyetinde kalırım. Allah Teâlâ buyurdu ki;

“Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (Mu’minun-99)

Çünkü sen değişemeyeceksin. Ama bu yargılanmanın nedeni belki bana ceza vermek değildir. Sadece hatırlayıp hissettiklerin bizzat yeniden yaşayıp, anlamak, yaptığımız kötülüklerin bilincine varıp, suçlunun Tanrı olmadığını anlamamız için gerekiyor. İşte o zaman belki kendimizi affetmiş olabiliriz.”

Nefs bir süre düşünmüş, Ruh’a “Peki, cennet nasıl bir yer?” diye sormuş.

“Cennet, dedikleri birkaç köşk birkaç huri. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yaratılmış canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilenler var ya, işte onlar, dünyada cenneti oluşturmaları için gönderilen temiz ruhlardır. Onları örnek almamız gerekiyor. Cennet de cehennemde dünyada başlayıp, ahirette bitiyor.” demiş Ruh.

“Ama kutsal kitaplar bana öyle öğretmedi.” diye karşı çıkmış nefs.

“Kutsal ve var olan tek şey Tanrı’dır. Kitapların kutsallığı Tanrının sözü oluşuyladır. Önemli olan kitaptakileri yaşamaktır. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan, en büyük ibadeti kulluğu yapmıştır.” demiş Ruh.

“Peki dünyaya dönebilseydim doğru yola görmemde yardımcı olmaz mıydın?” diye sormuş nefs.

Ruh: “Ben senin içinde “vicdan” denen bir pusulayla hep beraberdim. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğün kalın bencillik duvarlarını, Tanrı korkusuyla yıksaydın, vicdanınla yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirdin. ”

“Sen o kadar yakınımda bulunuyor muydun?” diye sormuş nefs.

“Evet, hem şah damarından daha yakın, hem de düşmanınmış gibi, o kadar senden uzaktım.”

“(Adamın) Düşman gibi gördüğünde, nefsin olan yine Ben’dim. Ruhun olarak yine Sen’im. Bir madalyonun iki yüzü gibi” demiş Ruh.

Nefs: “Mahkeme salonunda bulunan insanlara hiç mi hesap sormayacak mısın Ruh’um?”

“Sadece iki sorum olur tüm insanlara.” diye gülmüş ruh.

“Dünyada ne kadar sevmeyi öğrendiniz? İnsancıl zannettiğiniz çok az bilginizle, Tanrıya ne kadar kulluk yapabildiniz?

Susmuşlar….

Mahkeme bir sonraki tarihe bırakılmış.

Adam var ve yok arasında kaybolmuş. Ta ki….

….

Cennetin de cehennemin de bu vücutta her zaman olduğunu ve mahkemenin hala devam ettiğini düşünmeniz için bu hurufat tekraren hakikat üzere dizilmiştir.

Not: Hikâyenin orijinal şeklini okumanız için.

http://www.hatunca.net/yazarlar/inci-ilhan/ilahi-mahkeme/

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar