ANADOLU’NUN SÖNMEYEN İKİ IŞIĞI: MEVLÂNA VE YUNUS EMRE

 

 

Mustafa Özçelik/16 Kasım 2008

Anadolu’nun bir Türk-İslâm yurdu oluşu sırasındaki manevî coğrafyasına baktığımızda elbette pek çok manevî mimarla karşılaşırız. Ama iki isim vardır ki, onları bir arada düşünmemek imkânsızdır. Bu iki isim hemen tahmin edileceği gibi Mevlâna ve Yunus Emre’dir. Öyle ki, Mevlâna’yı Yunus Emresiz, Yunus Emre’yi Mevlâna’sız düşünmek mümkün değildir.

Doğum ve ölüm tarihlerine baktığımızda bu iki isim arasındaki ilk ortak nokta çağdaş oluşlarıdır. Mevlâna (1207-1273), Yunus Emre (1240-1320) tarihleri arasında yaşamışlardır. Yani Mevlâna’nın vefatında Yunus 33 yaşındadır.

Dolayısıyla aynı zamanların insanları olarak görüşmeleri mümkün görünmektedir. Ayrıca her ikisi de mutasavvıftır. Ama onlar arasındaki benzerlik sadece bu iki özellikleriyle sınırlı değildir. Aralarında çok daha özel yakınlıklar, şahsî tanışıklıklar ve söylemlerinde benzerlikler söz konusudur.

Bilindiği üzere Moğol zulmünün kasıp kavurduğu Anadolu’nun Konya şehrinde Muhyiddin Arabî kuddise sırruhu’l-âlîden sonra bir Mevlâna rüzgarı esmeye başlar. Böylece Konya, bir ilim ve irfan şehri olarak Mevlâna nefesiyle yeni bir cazibe merkezi olur. Burada inancın, sevginin, barışın, kardeşliğin sesi yükselir. Üstelik oldukça evrensel bir söyleme dönüşerek, coğrafya, ırk, dil, din farkı gözetmeyen bir sestir bu.

Mevlâna’nın evrensel çağrısıyla herkese kucak açılan bu şehirde bu çağrıya uyup, Konya’ya Mevlâna dergâhına gelenlerden biri de Sarıköylü Yunus Emre’dir. Yunus Emre, muhtemelen önce Konya’da bir süre ilim tahsili yapmıştır. Çünkü Konya’nın o çağda böyle bir ilim merkezi olma hüviyeti vardır. Konya medreselerindeki öğrenimi sırasında aynı şehirde bulunan Mevlâna’dan, Yunus’un habersiz olması düşünülemez. Dolayısıyla bu tahsilden sonra Yunus, ebetteki irfan sularına da kulaç atacaktır. Yunus, bu yıllarda henüz 25-30 yaşlarında genç bir insandır. O da Mevlâna meclisine katılır.

Bunu nerden mi biliyoruz. Şairin eserinden daha büyük belge olur mu?

Mevlâna sohbetinde saz ile işret oldu

Ârif manaya daldı çün biledir ferişte.

Böylece Mevlâna meclisinde yerini alan Yunus, bu coşkulu aşk ırmağından nasibi olan irfan bilgilerini devşirir. Belli ki, Mevlâna da Yunus için büyük bir muhabbet beslemektedir ki, ‘görklü nazar’ıyla Yunus’u, mana âlemlerinin derinliklerine indirir.

Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kılalı,

Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır.

Beyti ancak böyle hususi bir yakınlığın söyletebileceği bir beyit olsa gerektir. Yine Mevlâna-Yunus Emre birlikteliğini anlatan şu üç menkıbe, bu yakınlığın boyutlarını açıkça gösterir.

‘Yunus’un Konya’da bulunduğu günlerde bir gün yine uzun uzun Mesnevî sohbeti yapılmış. Ardından da ona Mesnevî’yi nasıl bulduğu sorulmuş. Yunus cevaben, ‘Uzun yazılmış. Ben olsaydım:

Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm.

Yahut;

Ete kemiğe büründüm

Âdem oldum göründüm;

derdim olur biterdi. Demiş.

Gölpınarlı, bunu Yunus’un terbiyesine ve yapısına yakıştırmaz ve böyle bir şeyin olamayacağını söyler. Fakat bir başka yorumcu Turan Oflazoğlu, bu menkıbeden şöyle bir yorumun çıkabileceğini düşünüyor: Halk, gerçek şiirin az ve özsöylenişini sevmekte, hikâyenin, masalın yani öyküleştirmenin şiire zarar vereceğini söylemektedir. Yunus’un söyleyiş tarzı dikkate alındığında bu olay pekâlâ gerçekleşmiştir denebilir.

Şu menkıbe de Mevlâna’nın Yunus’a verdiği değeri göstermesi açısından önemlidir:

‘Genç Yunus Emre, Konya günlerinde sık sık Mevlâna’nın yanına gider, bir zaman kaldıktan sonra geri döneceği zaman Mevlâna, onu kale kapısına kadar giderek uğurlarmış. Mevlâna’nın müritleri, bu duruma şaşıp kalırlarmış. Bir gün sükutu bozarak, bunun sebebini sormuşlar. O da, ‘İlâhî menzillerin hangisine çıktımsa, bir Türkmen kocasının izini önümde buldum. Onu geçemedim.’ demiştir.

Bahrü’l-velaye’de işte bu Türkmen kocasının Yunus Emre olduğu söylenmektedir. Eğer bu malumatı doğru kabul edecek olursak, yine bu menkıbenin ilk bakışta Yunus’u Mevlâna’dan üstün göstermek şeklinde anlaşılması söz konusu olabilir. Fakat dikkatli bir bakış, yine Oflazoğlu’nun yorumuyla söyleyecek olursak, halkın Mevlâna’yı da büyük gördüğünü ama dili, üslubu ve yaşantısıyla Yunus’u kendine daha yakın hissettiğini göstermektedir.

Bir başka menkıbe ise şöyledir:

‘Yunus, Hz. Mevlâna’nın büyük oğlu Sultan Veled ile arkadaşlık etmiş, her ikisi de Mevlâna’dan ders almışlardır. Mevlâna vefat edince Yunus pek perişan olmuş, ardından içli göz yaşları dökmüş, tesellisiz, ışıksız bir ömür sürmeğe başlamış. O günlerde Mevlâna’nın mübarek merkadi üzerine bir türbe yapılıyormuş. Yunus, inşaatın gönüllü ırgadı olmuş, sabahtan akşama kadar omuzunda taş, tuğla taşıyarak vecd içinde çalışıyormuş. Fakat inşaat devam ederken Konya’yı terk etmeye karar vermiş. Sultan Veled’i ziyaret edip, elini öpüp ayrılacağını bildirmiş.

Sultan Veled de ona, ‘Git Yunus git… Sen artık türbe değil de gönül binaları yap, diyerek uğurlamış.’

Bu menkıbe, bir yandan Yunus’un Mevlâna ile yakınlığını göstermesi, bir yandan da Sultan Veled’in, Yunus’un tarihi misyonunun farkında olan biri olarak ona, ‘Sen bina değil gönüller bünyâd et! Haydi yolun açık olsun,’ diyerek, onu irşat görevi için Konya’dan uğurlaması oldukça manidar bir hadisedir. Öyle ki, bu söylencedeki uğurlama cümlesiyle, Yunus’un ebedî hayat felsefesini özetleyen:

Ben gelmedim davi için

Benim işim sevi için

Gönüller dost evi için

Gönüller yapmaya geldim.

Dörtlüğünü birlikte düşününce işin sır perdesi aralanmış olur.

Dahası var elbette… Mehmet Önder’in verdiği bilgilere göre 25 yaşından 33 yaşına kadar yaklaşık 8 yıl Konya’da kalan Yunus Emre, Tabduk yoluna bundan sonra düşer. Bektaşî menkıbesi onu Hacı Bektaş yurdundan Tabduk yurduna gönderse bile, Mevlevî söylencesine göre Tabduk’un yanına Konya’dan sonra gidilir. Yunus, bu gidişte bile Konya günlerini ve Mevlâna sohbetlerini unutmaz ve daha sonra Mevlâna’nın vefatı üzerine duyduğu elemi onun çevresindeki uluların da isimlerini zikrederek bir dörtlüğünde şöyle dile getirir:

Fakih Ahmet Kutbeddin

Sultan Seyyid Necmeddin

Mevlâna Celaleddin

Ol Kutb-ı Cihân kanı.

….

Erişim: http://akademik.semazen.net/article_detail.php?id=423

MEVLÂNA, YUNUS İÇİN ‘BU KOCA TÜRKMEN BENDEN İLERİ’ DEDİ

Gökhan EVLİYAOĞLU

Türkmen’in kocamanı, Anadolu’nun pîr’i,

«Hey Emrem, Yunus biçare,

bulunmaz derdine çare,

var imdi gez şardan şara,

şöyle garip bencileyin»

demiş, yollara düşmüştü. «Rum ile Şam’ı, yukarı illeri kamu» dolaşıyordu.

Haktan inen şerbeti

İçtik elbamdülillâb

Şol kudret denizini

Geçtik elhamdülillâh

***

Şu karşıki dağları

Meşeleri, bağları

Sağlık safalık ile

Aştık elhamdülillâh.

Diye şükrediyor, erenler sohbetinde konukluyor, güzel beldelerde konaklıyordu.

Kuru iken yaş olmuş,

ayak iken baş olmuş,

kanatlanıp kuş olmuştu.

Uçtuk elhamdülillâh.

diyordu.

Vardığımız illere

Şol safa gönüllere

Baba Tapdık mânasın

Saçtık elhamdülillah.

Diye seviniyor, Tapdık’ın asasını aramak için çıktığı yolculukta onun adını, ulaştığı her yere ulaştırıyor, gittiği yerde namını kendisinden önce onda konaklamış, nice gönüller süslemiş bir halde kendisini karşılar buluyordu.

Derken yolu, payitahta, Konya’ya doğru açıldı. Bozkırın ortasında yeşillikler arasından mavi, yeşil çinilerle alev alev balkıyan bir mübarek şehirdi Konya, Gökyüzünü dua ile dolu gönüllere yaklaştıran kubbeler, Kur’an sahifesi gibi açılmış, âyetlerle süslü kapılar, nây sedalarına karışuben akan sular, mermer çeşmeler ve büktün bu güzellikler arasında, rüyada dolaşır gibi gezen, gizli bir ışıkla aydınlanmış, mübarek tavırlı insanlar…

Yunus bu beldeyi aydınlatan o gizli ışığı biliyordu. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin nâmı bütün illere uzanmış, bütün yüreklerde mekân tutmuştu. Hele Konya’ya gelip de bu ışığa düşmemenin, bu nûr’a pervane olmamanın imkânı var mı idi? Yunus, çerağa doğru uçan kelebek gibi Mevlânâ sohbetine ulaştı. Birbirlerini mânada tanır idiler. Maddede de buluştular. Mevlânâ Yunus’u nasıl ağırlıya- cağmı, Yunus, Mevlânâ’ya nasıl hürmet edeceğini bilemiyor gibi sevinç içindeydiler. Yunus:

Gören pervaneleyin

Nice oda yanmasın

Gözlerinin bakışı

Can alır iki çerağ

Diye düşünüyor ve Mevlânâ’ya şöyle alkış tutuyordu:

Evliyaya münkir olan

Hak yolunda da âsidir

O yola âsî olan

Gönüllerin pasıdır.

***

Çektik bu aşk cefasın

Tâ erince mâşuka

Zira ki o dost benim

Derdimin devasıdır.

* * *

Mevlânâ Hüdavendigâr

Bize nazar kılalı

Onun güzel nazarı

Gönlümüz aynasıdır.

Celâleddin-i Rûmî, Yunus’un iltifat dolu kalbine mukabele etti.

«İlâhî mertebelerden her kangısına sür’at edüp ulaştımsa, bu Türkmen kocamanını izini önünde buldum ve onu geçemedim.» dedi.

Mevlânâ, Yunus’a Mesneviden şiirler okudu. Yunus hayran ve nüktedan, dedi ki:

«Güzel amma uzun olmuş, ben olsam:

Ete kemiğe büründüm

Yunus deyu göründüm

derdim olur biterdi.»

Olup bitmedi tabiî.. Mevlânâ, bu (Türkmen kocamanı) ile Yunus, bu (Kutb-u Cihan) ile bir müddet sessiz sedasız gönülden gönüle söyleştiler. Nelerden, ne mânalardan, ne acayip âlemlerden bahseylediler kim bilir?…

Dilsizler haberini

Kulaksız dinliyesi

Dilsiz kulaksız sözü

Can gerek, anlı yası.

Dilsizler haberini kulaksız dinleyebilseydik, sözü dilsiz, kulaksız anlıyacak canımız olsaydı Mevlânâ ile Yunus Emre’nin nice sohbet ettiklerini biz de biraz bilecektik…

Sonra semâ bağladı. Mevlânâ dervişleri nûr’a pervane olup dönerlerdi. Nay, hıçkıra hıçkıra ağlardı. Bu ne güzel bir âlem ne hoş bir ihya günü idi. Yunus Emre:

Bu semâ’a girmeyen

Sonuna pişman olur

Erişür bizim ile

Serbeser düşman olur.

** *

Bir nicesi gönlüne

Şeytanlar dolup durur

Erenler semâ’ına

Bunlar gülüşken olur.

** *

Yunus der ki: Mevlânâ ile sohbet gerektir

Bu sohbete doymıyan Sonra savaşgan olur.

Diye bir şiir söyledi.

Yolculuğunun en güzel rüyalarından birini görmüş gibi. Bir eyyam Konya’da Mevlânâ meclisinde konuk kaldı. Sonra Tapdık’in asasını aramak, mekânını bulmak üzere ol Kutb-u Cihın’a veda ederek gene yollara düştü.

Sh:47-50

Kaynak: Gökhan EVLİYAOĞLU, Anadolunun İç Aydınlığı YUNUS EMRE, 1963, İstanbul

46. İLÂHİ

Yunus Emre

Bu semâa girmeyen sonuna pişman olur

İrişür bizüm ile serbeser düşman olur

Dosttur bizi o kuyan üstümüzde (1) şakıyan

Şimd’üç buçuk okıyan derin danışman olur

Danışmanun cahili unamaz dervişleri

Derviş ile danışman yavlak üruşgan (2) olur

2510. B ir niçesi. (3) gönline şeytanlar dolubdurur

İrenler semâına bunlar gülüşken (4) olur

Danışman oldı (5) geldi okuduğında (6) buldı

Ehl-i derd dervişlere cam karışgan olur (7)

İy (8) bîçâre danışman ayıt derviş dervişan

Dervişlerle urışan işine pişman olur (9)

Yunus aydur mevlânâ epsem otur yiründe

Bu sohbete doymayan sonra savaşgan olur

Sh: 301-302

46. Nusha Farkları:

Râif’te (51.b – 52.a), Fâtih (87.b – 88.a), Nûru Osmânî’de, (184.a) ve Yahya Efendi’de vardır.

(1) üstümüze: Râif, (2) üleşgen: Fâtih, (3) niçenin: Fâtih, N. O ., (4) anlar irişken: Fâtih, (5) oldur: Fâtih, (6) okuduğunda: Râif, (7) Ehl dervişlere canı kati: Fâtih, (8) Hey: Fâtih; Hay: N. O. , (9) Derviş ile irişen âşinâ: N. O.

Kaynak: Abdülbakiy GÖLPINARLI, Yunus Emre Divanı-— Metinler, Sözlük, Açılama —Cilt :1 — 2, 1943, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul

**

AÇIKLAMA

 

Bu semâa girmeyen sonuna pişman olur

İrişür bizüm ile serbeser düşman olur

 

Serbeser: f. Baştan başa

Bu semâın hakikatine varamayan sonunda pişman olur; bizim ile erişirse de sonra baştanbaşa yine düşman olurlar.

Dosttur bizi o kuyan üstümüzde (*) şakıyan

Şimd’üç buçuk okıyan derin danışman olur

*[üstümüze]

Danışık(t):Tanışık, ülfet,ünsiyet.

Daniş(f):Bilgi,ilim.

Danışman/Danişmend(f):Bilgin.Medrese.müderrisi.

Daniş(f) î Söz , bilgi.

Tanışman:Danışman,bilgin,danişmend.

Kuy: Mağra; kuyan: dörtnala giden

Şimdi az buçuk okuyan derin danışman olsa da;  bizi o mağaraya koyan ve üstümüzde şakıyan dostumuzdur; [biz ondan razıyız]

Danışmanun cahili unamaz dervişleri

Derviş ile danışman yavlak üruşgan (*) olur

*[üleşgen]

Una: at arabası (Teleut sözlük)

Unna: Bilmek vakıf olmak, muktedir olmak. (Şor sözlüğü)

Yavlak: [çağatayça]: Düşmeni çok olan mahl, garib, acib

Uruşgan: [tatarca] vuruşgan

 

Danışmanın cahili dervişleri anlayamaz; Derviş ile danışmanın düşmanlığı çok ve mücadeleci  olurlar. [anlaşamazlar]

Bir niçesi (*) gönline şeytanlar dolubdurur

İrenler semâına bunlar gülüşken (**) olur

*[Niçenin]

**[anlar irişken]

İr(t):Er.vaktinden evvel.

İrişmek(t):Ulaşmak, yetişmek.

Gülişgen(t):Çok gülüşen,birkaç kişiyle birlikte kahkaha atan.

 

Birçoğunun gönlüne şeytanlar dolmuştur: birde bunlar erenler semâıyla alay ederler.

Danışman oldı (*) geldi okuduğında (**) buldı

Ehl-i derd dervişlere canı karışgan olur (***)

*[oldur]

**[okuduğunda]

***[Ehl dervişlere canı katı]

Karışgan yazılmışmış. Teleut ağzı ve Şor  sözlükte gibi ‘kargışgan’ okumak da olabilir..

Kargış: Lanet beddua okuyan, kargışcı/kargışgan: Lanet eden, beddua eden

Danışman olanlar geldiklerinde okudukları kitaplarda buldukları bilgiler ile; Ehl-i derd dervişlerinin canlarına beddua edicidirler.

İy (*) bîçâre danışman ayıt derviş dervişan [ı]

Dervişlerle urışan işine pişman olur (**)

*[Hey=Hay]

**[Derviş ile irişen âşinâ]

İy(t):Ey.

Ayıt: Sor; ayıtgan : soran

Ayt: Konuşmak, Haber vermek,- Teleut ağzı- Şor sözlüğü

Ayttır: Davet ettirmek- Teleut ağzı

Uruş: Dövüş, Kavga/döğüşmek, savaşmak, Teleut ağzı-Şor Sözlüğü

 

Ey bîçâre danışman davet et derviş veya dervişleri; dervişlerle döğüşen  yaptığı işine pişman olacaktır.

Yunus aydur Mevlânâ epsem otur yiründe

Bu sohbete doymayan sonra savaşgan olur

Eyitmek(t):Söylemek,anlaamak,söyletmek.

Aydur: Eydür: Söyler ki:

Ebsem/epsem:Suskun

Savaşgan: savaşcı, cengaver

Yunus der ki; bu Mevlânâ [Efendimiz],  huzurunda sen sukut ederek  otur;  bu sohbete doymayan/yapamayan/sabredemeyen sonra savaşçı olur. [Herkesle anlaşamaz olur.]

**

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar