KÜÇÜK KİM BÜYÜK KİM SONRA BELLİ OLUR

Koku satanların tablalarına bak. Her cinsi, kendi cinsinin yanına korlar. Cinsleri, kendi cinsleriyle karıştırır, bu uygunluktan bir güzellik, bir süs meydana getirirler. Fakat mercimek, şeker arasına karışırsa onları birer birer ayırırlar. Tablalar kırıldı, canlar döküldü de iyiyi, kötüyü birbirine karıştırdılar. Allah, bu taneleri ayırıp tabağa koysunlar diye kitaplar verdi, peygamberler gönderdi.

Mesnevi c. II, 280-285

 

(95)      Yine talihli arkadaşlar şöyle rivayet ettiler ki:

Bir gece Muineddin Pervâne, şehrin büyüklerine semâ vermişti. Her biri beraberinde yarım batmanlık (men) bir mum götürmüş, kendi önlerine koymuştu. Nihayet Mevlânâ hazretlerini davet etti. O da bu davete icabet etti. Çünkü Mevlânâ hazretlerinin âdeti, bütün büyükler toplandıktan sonra gelmekti. Mevlânâ hazretleri, dostlara birlikte küçük bir mum getirmelerini emretti. Aziz arkadaşlar o mumun küçüklüğüne şaştılar. Mevlânâ hazretleri, Pervâne’nin sarayına girince bir köşeye çekildi, o mumcuğu da önüne koydu. İleri gelenler ve ulular alttan alta birbirine bakıyor, şaşkınlık gösteriyor ve bir kısmı da bunu Mevlânâ’nın deliliğine hamlediyorlardı. Mevlânâ hazretleri:

“Bütün bu mumların canı bizim bu hakîr mumcuğumuzdur,”

buyurdu. Sadık arkadaşlar baş koyup onu tasdik ediyorlardı. Bir kısmı da inkârları yüzünden başlarını sallıyor ve bunun imkânsız olduğunu sanıyorlardı. Mevlânâ: ‘Eğer inanmıyorsanız…” dedi ve bir “hu” çekti. O mumcuk söndü ve o aydın mumlar da hep birden söndüler. Hepsi karanlıkta kaldı. Dostlardan bir feryat yükseldi. Mevlânâ onların şaşakaldıklarından biraz sonra bir “Ah” çekti. Bütün mumlar olduğu gibi yeniden yandılar. Semâ başladı, bütün bilginler ve emirler nara atarak baş koydular. Seher vaktine kadar semâ oldu. Bütün o mumlar yanıp bitti, fakat Mevlânâ’nın nefesinin bereketi sayesinde o küçük mumcuğun yanması, sabaha kadar devam etti. Orada bulunanların hepsi Mevlânâ’nın kulu ve müridi oldular.

 

Kaynak: Ahmet Eflâki, ARİFLERİN MENKIBELERİ, (Manakib el – Arifin), I, Çeviren:  Prof. Tahsin Vazıcı, Hürriyet Yayınları, Ağustos, 1973, İstanbul

BAŞA DÖN