RİSEN (2016) DİRİLİŞ

107 dk

Yönetmen: Kevin Reynolds

Senaryo: Kevin Reynolds, Paul Aiello

Ülke: ABD

Tür: Aksiyon, Macera, Dram, Gizem

Rating: 6.3

Vizyon Tarihi: 22 Ocak 2016

Dil: İngilizce

Müzik: Roque Baños

Çekim Yeri: Malta

Oyuncular: Joseph Fiennes, Tom Felton, Peter Firth, Cliff Curtis, María Botto

Özet:

Hristiyan inancına sahip olmayan birinin gözünden “Yeniden Diriliş” hikayesi…

Yıl MS 26-36, Mesih olduğunu iddia eden Hz. İsa, “halkı isyana teşvik etmek” suçuyla yargılanmış ve Pontius Pilatus bu mahkemeye başkanlık etmiştir. Dönemin Yahudiye eyalet valisi Pontius Pilatus, güçlü bir Roma yüzbaşısı olan Clavius ile yardımcısı Lucius’u halk arasında yükselen Yahudi peygamber söylentilerini ve Yeshua’nın (Nasıralı İsa) çarmıha gerildikten sonraki ilk 40 gün içerisinde ortadan kaybolan kayıp bedeninin arkasındaki gizemi araştırması için görevlendirir.

Filmden

YAHUDİYE ÇÖLÜ, M.S. 33

Tiberius Caesar’ın Roma İmparatorluğu 30 yıl boyunca Yahudiye’ye ve halkına hükmetti.

Vali Pontius Pilate’ın bir subayı olarak görevim, huzursuzluğun kol gezdiği bir şehirde düzeni sağlamaktı. Temel düzen!  Yahudiler gizemli Mesih’in gelmesi için tek Tanrıları olan Yehova’ya dua ediyorlardı.  Tıpkı gergin barışı korumaya çalışan dini konsey üyeleri gibi.  Ama her gün, Roma kanunlarına meydan okumak ve özgürlük getirmek için daha fazla fanatik yaratıyordu. Biz ise onlara ölüm getiriyorduk.

Barabbas:

Tek gerçek Tanrı’nın bizi sizden üstün tuttuğunu bilmek canınızı yakıyor olmalı. Bugün yakmadı. Mesih geldiği zaman Roma bir hiç olacak! O zamana kadar…

**

Vali Pilatus :

 – Hamursuz bayramı. Yahudiye’de ne kadar ipsiz sapsız varsa buradaydı. Ortalığı karıştırdılar. Kılıksızın biri problem yaratarak epeyce takipçi kazandı konsey de onu ölüme mahkum etti. Gözü dönmüş bir güruh göndermişler, kanları pahasına çığlık atıyorlardı. çünkü adam, onların Mesih’i olduğunu iddia ediyordu. Onu çarmıha germek zorundaydım. Bana öyle bakma. Zaten yeterince yaşadım bunları. Benim bir mevkim var, Komutan. Anlayamayacağın türden bir şey bu. İmparator yakında buraya geliyor ve bir düzen görmek istiyor. Düzen!

 Orada kontrolü ele al ve işleri bitir. Yeterince uzadı. Ve şu Nasıralı’ya küçük bir lütufta bulun. Bacaklarını kır. Clavius, yeni yardımcınla tanış. Lucius Tycho Ennius. Babası arkadaşımdır.

**

Poseidon mutlu değil. Başka bir Tanrı da öyle.

**

 

 Nasıralı öldü mü?

 Sadece altı saat sonra ölmüş olamaz. Konuştu mu?

 – Konuştu mu?

 – Sarsıntıdan hemen önce. “Bitti”, dedi.

**

Lanet… Bu adam kesinlikle masumdu.

**

Nasıralı mezara kondu mu?

 Taşın itilmesine bizzat yardım ettim. Devasa bir taş. Bir sürü hayran. Bu hayranlığın onunla birlikte gömüldüğünü umalım. Çok garip bir durum. Bu kadar istenen bir ölüm asla görmedim. Üstelik kendisi tarafından. Sanki kendini feda etmek istiyordu.

Onlar fanatikler. Yehova dengelerini bozmuş hepsinin.

Evet. Diğer tanrılar değil tabii ki. Ben şahsen sadece Minerva’ya dua ederim, bilgelik için. Sen?

 Mars’a. Elbette.

 

Öyleyse umalım da onlardan biri bizi duysun. Yardıma ihtiyacım olabilir. Biri gerekeni yapar.

**

Komutan, Pilatus sizi çağırıyor.

Selam, Sayın Vali. Et kokuyorsun. Ziyafette miydin?

 Cenazedeydim. İşte çözümü buldun. Onu halkın önünde yakın. Tanrı ölü yakmayı yasaklıyor. Şabat günü çalışmanızı da yasaklıyor, ama hâlâ buradasınız. Komutan.

– Kimi yakacağız?

 – Çarmıha gerilen Nasıralı’yı.

– Neden?

 – O, yarım kalmış bir iş. Adam öldü, Caiaphas.

Müritleri saklanıyorlar. Artık din üzerindeki tekeliniz için bir tehdit oluşturmuyor. Ama hala bir tehdit var, Sayın Vali. O düzenbaz hayattayken, ölümünden üç gün sonra tekrar dirileceğini söylemişti. Bunu önceden haber vermişti. Biz, müritleri gece gelip cesedini çalmasınlar ve tekrar dirildiğini iddia etmesinler diye mezarının mühürlenmesini istiyoruz. Çünkü bu, tüm kafirlerin bir araya gelmesinden daha büyük bir huzursuzluk yaratabilir bu şehirde. Sizin kendi korumalarınız var. Onu siz koruyun. Ben de bunu söyleyecektim. Ben de cevaben diyorum ki; “Bizim Roma mühürüne ihtiyacımız var.” Bunun Sayın Valinin tarafsız iradesi olarak görülmesi gerekiyor.

Senin değil yani.

Biz sadece Caesar’ın istediğini istiyoruz.

Kudüs’te barış, Yahudiye’de barış.

Eğer ceset yok olursa bunları kaybedersiniz.

Benim çağırılma nedenim de bu.

Sadece başlarında dur.

Tatmin ol.

– Mühürleyin.

**

Sen de konseydensin, değil mi?

 Evet. Kardeşlerin bu adamı hor görüyorlar, ama sen onun yasını tutuyorsun. O çok özel biriydi. Kral mıydı?

 Beni sınıyorsunuz, Komutan. Nasıralı’nın adı neydi?

 Ona İsa derlerdi.

**

– Komutan, Pilatus…

– Beni çağırıyor.

– Yok olmuş.

– Nasıralı mı?

 Tabii ki Nasıralı. Mezarı boş.

– Haberi kim getirdi?

 Nöbetçiler mi?

 – Nöbetçilerin kayıp. Bir takım avanak haber verdi. Ne diye ayrıntıya giriyorsun?

 Onların bulunup kırbaçlanmalırını, dahası, öldürülmelerini istiyorum. Soruşturmama izin verin. Caiaphas ve onun gözü dönmüş Yahudi sürüsü buraya gelmeden önce işe yarayabilir. Çok geç. Komutan. Yalanları bir kenara bırakalım mı?

 Nöbetçiler bana anlattı. Sana mı geldiler?

 Sığınacak bir yer arıyorlardı. Görev sırasında uyumanın cezasını biliyorlar.

– Ne olmuş?

 – Tam tahmin ettiğim gibi. Kafirin havarileri, gece gelip cesedi çalmışlar. Zaten ölümünden sonra tekrar dirileceğini bildirmişlerdi. Halk buna inanacak mı?

 Zayıf olan inanacak. Diğerleri de inanmak isteyecek. Bu yüzden, hırsızlığı ilan etmemiz gerekiyor.

 Size inanacaklar mı?

 Nöbetçilere inanacaklar, tabii öce onları öldürmezseniz. Bitmek bilmiyor. Dal budak salmadan ilan edin. Bu yeterli değil. Öldüğünü kanıtlamak için ceset olmazsa, elimizde olası bir Mesih var demektir.

Herhangi bir şüphe istemiyorum.

Tiberius huzursuzluğa gelemez. Bir ceset bulmak zorundayız.

– Yardım edecek misin?

 – Elbette. Ama çalındığını ilan edin. Sana güvenmekle hata mı ettim, Komutan?

 Belki de cehennemde bir görevi tercih edersin. O müritlerden her birinin izini süreceksin. Ama daha da önemlisi, o lanet olası İsa’nın cesedini bulacaksın çürümeden önce.

**

Aramatyalı’yı buraya getirin. Sen, Aramatyalı’yı getir. Sanki patlatılmış gibi. Komutan, şuna bir bakın. Aman Tan…

– Nereye gitmiş?

 – Sen söyle. Cesede kutsal yağ sürülmüş müydü?

 Zamanımız yoktu. Sadece mür ve sarısabır otuyla sardık. Gördüğün gibi, ter ve otlar. Getirin onu. Hiçbir şeye dokunulmasın. Bir gözcü görevlendirin. Kudüs’ten çıkan her şeyi kontrol edin. Nasıralı’nın yaşadığını iddia eden herkesi tutuklayın ve nereden duyduklarını öğrenin. Emredersiniz, Komutan. Ve şehirde geçen hafta ölenlerin cesetlerini tarayın. Çarmıha gerilme izi var mı, inceleyin. Toprağı kazıp çıkaralım mı onları?

 Her birini. Ve onu bana getirin.

Komutan.

Özel dedim. Arkadaşın nerede?

 Konuşmak istemiyor. Sahi mi?

 Nasıralı’nın çalınması ile ilgili konuşma zahmetine katlanmıyor demek. Korkuyor, benim gibi. Korkmalısınız. Beni rezil ettiniz. Ve nöbet sırasında uyumak ölüm demektir. Ama Vali sizi bağışladı. İkiniz de kışlaya geri dönebilirsiniz.

Ceza almadan mı?

 Eğer neler olduğu hakkında dürüstçe içinizi dökerseniz.

Gece uyurken, Nasıralı’nın bağnaz havarileri tarafından saldırıya uğradık. Cesedini çaldılar ve bize tekrar canladığını söylememizi tembihlediler. Bağnaz mı?

 Kaç kişi saldırdı size?

 Sekiz, on. Emin değilim.

– Hepsi silahlı mıydı?

 – Evet. Sen bunu uyurken mi gördün?

 Hayır. Hayır, ben… Biz… Halatları kestikleri sırada uyandık.

– Keserken mi?

 – Evet. Evet. Sonra, taşı yuvarladılar cesedi aldılar ve kaçtılar.

Siz öylece bakarken mi?

 Evet, ama bizi tehdit ettiler.

Asker sana bunları anlatman mı söylendi?

 – O gece içiyor muydunuz?

 – Hayır.

– Hayır mı?

 – Hayır. Anlattıklarının içinde başka hangisi yalan?

 **

Kapıları açın!

– Çalınmış mı?

 – Yani iddia ediyorlar. Ne olmuş yani?

 Tekrar dirilmiş olmasından korkuyorlar. Muhtemelen Mesih. Neyse, yani ben öyle duydum. Tutuklayın.

**

– Şimdi onları teker teker içeri al.

– Efendim.  Cesedi kim aldı?

 Bilmiyorum. Senin dürüst bir adam ve İsa’nın takipçisi olduğunu söylüyorlar. Bugün gerçekler ölümcül bir sınav olmayacak. Ben onun sözleri ve öğretileri doğrultusunda hareket ettim. Ve böyle bir ölümü hak etmediğini hissettim. Roma’yı ve konseyi tehdit eden bir yalanı yaymak için mezarınızı açıp bir ceset çaldılar. Bunu yapanlar İsa’nın takipçileri değillerdi. Onların kalbi kırılmıştı. Bazıları onun, bize karşı İsrail’e liderlik etmek için tekrar dirildiğini söylüyorlar.

Mesih.

Buna inanıyor musun?

 Eğer yaşıyor olsaydı inanıyorum ki, İsa sizi bir kardeş gibi kucaklardı. Onu katletmiş olsanız bile. Bizi yalnız bırak. Seni parçalamak zorunda kalmadan önce diğer yolları deneyeceğim. Size teslim edimemiş bir şy var, Komutan. İtiraf ediyorum. Onun bir kral olup olmadığını sormuştunuz. Tacını iade ediyorum.

**

Otur. Neden titriyorsun?

 Siz bir Romalısınız. Senin “İsa hâlâ yaşıyor” diye bağırdığımı duymuşlar. Rapora göre, sevinçliymişsin. Neden?

 Belli ki, onu görmedin bile. Sokakta duydum.

– Gelip geçenlerden mi?

 – Hayır.

– Onu duydum.

– İsa. İki gün önce. Sesleri tanırım. Onları dinlerim. Hiç şüphem yok. Nasıralı’nın takipçisi misin, Miriam?

 Yoksa sadece bir takipçisinin takipçisi mi?

 O beni severdi. Yaşlı bir kadını. Beni kaldırdı. Seni kaldırdı mı?

 Onu tanısaydınız, anlardınız. Öldükten sonra dirilen adam söylentisini yaymayı bırakın artık. Gel. Ne dediğini bilmek ister misiniz?

 Elbette. “Çoktan alınmış bu kararın nedeni sizsiniz.”

– Çok geç kaldınız.

**

 

Ne aradığımı biliyor musun?

 Evet. Öyleyse, çarmıha gerilen Nasıralı’nın yaşadığını kim söyledi sana?

 Bir arkadaşımın arkadaşı. İsa’nın arkadaşı mı?

 Belki de bir havaridir. Her ne söyleyeceksen, doğru olsun. Konuştuklarını o arkadaş söyledi. İki kadının gördüklerini konuşuyorlarmış. O sabah, gün doğmadan önce mezara gitmişler ve onu boş bulmuşlar. Daha sonra, İsa ile yolda karşılaşmışlar. Yaşıyormuş.

İsimleri. Öyle ya da böyle, cevabımızı alacağız.

Sadece birini tanıyorum. Bir sokak kadını. Magdalalı Meryem.

En son cesedin çalındığı sabah görülmüş. Erken saatte. O günden sonra onu gören olmamış. Hepsi bu, Komutan.

– Nerede çalışıyor?

 – Nerede mi çalışıyor?

 Sokakta. Onu teşhis etmek için kimseyi getirmediniz mi?

 Kim?

 Kim olabilir ki?

 Aranızda Magdalalı Meryem’i tanıyan var mı?

 —

O mu?

 Hayır. İşte o. Olduğunuz yerde kalın!

**

Şalom, Meryem.

Neden bizden kaçtın?

 İçgüdü. Seni daha önce görmüştüm. Öbür hayatımda mı?

 İsa’nın öldüğü gün. Annesinin yanındaydın. Mezardaki diğer kadın o muydu?

 Orada ne olduğunu bilseydiniz tüm endişeleriniz son bulurdu. Aydınlat beni, öyleyse. Bu bizden öte bir şey. Bilmeceleri ve bağnaz boşboğazlığı bırak. İsa’yı nereye götürdünüz?

 O, burada. O bir cin mi?

 Hayalet mi?

 Nasıl oluyor da tekrar hayatta?

 Kalbinizi açın ve görün. Ben dini bir mücadeleyi hayatta tutmak için kurulan bir hayal görüyorum.

Senden istediğimi alabilir ve seni böylece ölüme terk edebilirdim.

Önemi yok.

– Bir şehit.

– Hayır. O halde, sen bana diğerlerini ver, ben de sana özgürlüğünü vereyim. Ben zaten özgürüm. Bana Mesih’i göster. Ölü ya da diri. Ve bana onun takipçilerini göster. Asla bulamayacağınız bir şey arıyorsunuz, Komutan. Yanlış şey arıyorsunuz.

Delirmiş. Mantıklı konuşamıyor. Belki de bir cadıdır, efendim. Taşlatayım mı?

 En azından kilit altında tutabiliriz. Sadece…

Bırak gitsin. Efendim?

 Onu serbest bırak. Kadın deli. İki gündür uyumadınız, Komutan. Hayal görmeye başlayacaksınız.

– Onu döndüreceğin zaman beni uyandır.

– Efendim. Sen, kalk ayağa. Kımılda. Komutan. Kumunuz bitti ve Pilatus sizi çağırıyor. Mezarları kazıyor musunuz?

 Her yere baktık, Sayın Vali. İbrani mezarlığına da mı?

 Mantıklı görünüyordu. O bir Yahudi idi ve öldü.

Yaratacağı gazabın farkında değil misin?

 Bir veya iki gün sonra gazabın önemi kalmayacak. Doğa akışını tamamlamış olacak. Caesar’ın casusları tüm bunları duyacaklar. Talihsiz bir ikilem. İkimiz için de, Komutan. O cesedi bu gece, burada istiyorum! Anahtar, havariler. Onları bulursak, onu da buluruz. Yardımın için. Daha fazla yardım edersen dahası da var. Nasıralı’nın havarileri kaç kişiler?

 İsimleri ne?

 Planları ne?

 Silahlarını nerelerde saklıyorlar?

 Nerede toplanıyorlar?

 Liderleri kim?

 Cesedi nerede saklıyorlar?

 Çabuk ol. 12 kişiler. Şey artık 11 kişiler. İsa, ayrıcalıklı danışmanları.

– Hepsi saklanıyorlar. Nerede, bilmiyorum.

– İsimlerini biliyor musun?

 Size birinin ismini vereceğim. Bartalmay hanginiz?

 Benim. Getirin onu. Fantezi yayarak ne kazanmayı umuyorsunuz?

 Kendi gözlerimle gördüm, Komutan, Onunla birlikte yürüdüm. Benimle konuştu. İnanılmaz bir şey, ama öyle. Çağır onu o zaman. Hemen şimdi. Ya da bana cesedini göster. Yılan derisi gibi dökülmüş olmalı. Tanrı benim emrime amade değil.

Tanrı mı?

 Yehova kendini deli, zavallı, ölü bir Yahudi olarak gösteriyor demek. Öyle gösteriyor.

Bu yeniden doğuş ne anlama geliyor?

 Sonsuz yaşam. Herkes için. İnanan herkes için.

**

 

Başkaları da var mı?

 Teşhis edebileceğiniz halde olan yok. İşimiz bitti mi, Komutan?

 Bu o mu?

 Şuralardaki çivi deliklerine bakın. Yan taraftaki yarası da var. Ama, yüzü… Odur diyemem. Başkası olamaz. Bırakalım öyle olsun, Sayın Vali. Bu noktada, hemen hemen her ceset Nasıralı olabilir. Yine de onu kimin aldığını bulacağım.

Bu bir tehdit. Tehdit çok başlı bir yaratıktır.

**

Komutan. Mezar nöbetçilerinizi görenler olmuş. Sonunda tapınaktan sıvışmışlar.

– Nereye?

 – Belli değil. Ama ellerine epeyce para geçtiği söyleniyor. Zafer kazanmak istediğinizi biliyorum, efendim. Bazı şeylerin zamanla olacağını biliyorum.

**

Bir lejyon askeri için pahalı şarap. Sen saklanıyordun. Bu gümüşleri nereden kazandın?

 Ölü bir adamdan. Elbette. Ne olmuş yani?

 Vali beni affetti. Affetti. Kimse bana bir şey yapamaz artık. Ben onların… İlan ettikleri şeyi söyledim. Bir daha söyle. Neden?

 Hikayen arkadaşınınki ile örtüşüyor mu anlamak için. O gece, biz uyuyorken, havarileri tarafından saldırıya uğradık. Bunu söylemeniz için rahipler size para verdi. Cesedini çaldılar ve tekrar dirildiğini söylememizi tembihlediler.

Taş nasıl mezardan 10 adım öteye düştü?

 Benimle birlikte tam yedi adam zor zar onu yuvarlayıp kapıyı kapatabildi. Ayrıca, halatlar kesilmemiş. İplik gibi kopmuşlar. Mühürler tereyağı gibi erimiş. Oraya gidelim mi?

 Hayır! Bu seni neden bu kadar rahatsız ediyor?

 Daha fazla yalan söyleme. Onu nasıl aldılar?

 Nasıralı’nın cesedine ne oldu?

 Bizi unutmuştunuz. Unutmuştunuz! Akşam yemeğimiz yoktu. Bu yüzden şarap bizi uyuklattı. Evet, evet, evet, uyuduk. Çarmıha germeden beri iki gündür ayaktaydık. Ne olabilirdi ki?

 Ölü bir adamın bedenini koruyorduk. Bu yüzden gözlerimizi birazcık kapadık. Ta ki… Ta ki, ne?

 Ta ki, o korkunç… O korkunç… O korkunç parıltıyla uyanana kadar. Gece bitmişti. Havada yanık kokusu vardı ve halatlar, sanki… Sanki patlamıştı. Taş, bir yaprak gibi uçtu. Ve aniden, güneş mezarın içinde doğdu. O güneşti. O… O her şeydi. Derken, bir şekil belirdi. O korkunç ışık yüzünden çok dikkatli bakamıyordum ama o bir insan değildi. Değildi. Ve her tarafta, ne olduğunu anlayamadığım o ses vardı. Ve sonra, koşmaya başladık. Çok uzaklara kaçtık. Çok uzaklara, ta ki… Tekrar düşünebilene kadar. Sonra, gittik ve rahiplere anlattık, çünkü bize öyle yapmamızı emretmiştiniz. Caiaphas da farklı bir hikaye için size para verdi. Komutan… İmparatorun hizmetinde birçok şey gördüm. Yamyamlar ve Galya’da Mavi Keltler… Denizde yılan tarafından yakalanmış bir adam gördüm. Ama asla o denli bir ana tanıklık… O denli… Bunu bana açıklayın.

Sarhoştunuz. Şafak vaktindeki parıldamayı gördünüz. İçtiğiniz şarap bozuktu.

Gerçekten mi?

 Böyle mi düşünüyorsunuz?

 Belki afyon, ya da tütsüdendi. Belki havariler Nasıralı’nın cesedini rahiplerin dediği gibi büyü ile çaldılar, ya da… Belki de bizim hikayemiz doğrudur.

Başka ne olabilir ki?

 Bilmiyorum. Bu yüzden içiyorum. Efendim.

**

Hoş geldin, Clavius. Gel, bize katıl, kardeşim. Burada düşmanın yok. Thomas.

– Efendim.

– Thomas, nerelerdeydin?

 Üzgünüm. Üzgün mü?

 Neden üzgünsün?

 Çünkü sizi terkettim. Hayattayım. Görüyor musun?

 Korkmak için hiç bir nedenimiz yok bizim. Özgürüz.

– Dokun buna.

– Yaranız. Buna da. Acıyor mu?

 Bu nasıl olabilir?

 İsa?

 İsa?

 İsa?

 İsa?

 Geri dönecek mi?

 Nereye gitti?

 Nasıl bilebilirim?

 Şimdi ne olacak?

 Simon?

 “Kudüs’te kalın” demişti. Biz biraz cesaret kazanana kadar. Bundan alacağımız ders ne?

 – Bilmiyorum.

– Celile.

– Ne?

 – Yolda göründüğü zaman İsa dedi ki, “Kardeşlerime söyle, Celile’ye gitsinler, beni orada görecekler.” Bunu size söylemiştim. Onu gördük. Celile’de bir kez daha göreceksiniz. Ve onlardan sakının. Simon?

 O halde, gidiyoruz.

– Gidiyoruz, kardeşlerim.

– Kendine dikkat et, Meryem.

– Hoşça kal, Meryem.

– Elveda, Meryem. Güle güle, kardeşlerim. Elveda.

**

– Yukarı!

– Kımıldayın! Fidye notu mu bu?

 “Beni aramayın. “Beni takip etmeyin, veya merak etmeyin. “Benim adıma kimseye eziyet etmeyin. “Bağdaştırılamayacak iki şey gördüm. “Bir adamın kesinlikle öldüğünü… “…ve aynı adamın tekrar yaşadığını. “Gerçeği arayıp bulmak için Nasıralı’nın peşinden gidiyorum. “Clavius Aquila Valerius Niger.”

Bu onun mühürü, efendim.

– Bu bir felaket.

– Sağ kolum bana karşı oldu.

Nasıl o İbrani’yi takip edebilir?

 Belki de söylenenler doğrudur. Eğer öyleyse onu tekrar öldürürüm. **

 Yehova’nın oğlu?

 Ona inanıyor musun?

 Ona inanıyor musun?

 O andan itibaren, evet! Öldükten sonra tekrar diriliyor, yiyor, uyuyor ve sonra yok oluyor. Onun bir bedeni var. Aynı şeyi Yehova bütün insanlara veriyor. Bu O’nun bize ulaşma şekli. Her sorunun cevebı yok bende. Biz de çok şaşırdık. Öyleyse neden kendini herkese göstermiyor?

 Yoksa bir kez daha öldürülür diye mi?

 Bilmiyorum. Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum. Keşke bilseydim, ama bilmiyorum. Cevaplar Celile’de bekliyor. Biz takipçiyiz. Öğrenmek için takip ederiz. Sanırım bizi hazırlıyor. Ne için?

**

 Beneficiarii, lütfen… Aman yok, Komutan. Bunu bana siz öğretmiştiniz. Kötü bir dersti. Sana öğretmeni veriyorum. Ama onların geçmesine izin ver.

Nasıralı nerede?

 Yok oldu.

Burada düşman yok. Bu tarafa! Dünyayı ellerinde tutuyorsun, Beneficiarii. Bunu bil. İnanıyorum ki o, bu adamların içinde. Bugün kimse ölmeyecek. Hiç kimse. Git buradan. Hiçbir şey söyleme. Bunu hatırla.

**

isa ve cüzzamli

Ne soracağımı bile bilmiyorum.

Kalbinden konuş.

Tüm bunları, tanıdığım dünyayla bağdaştırmam mümkün değil.

Kendi gözlerinle gördün, ama hâlâ şüphelisin. Bir de bunları hiç görmeyenlerin şüphelerini düşün. Yüzleştikleri şey bu.

Seni korkutan ne?

 Hata etmek. Sonsuzluk üzerine bahse girmek.

Madem öyle O’nu tanı.

Öldüğün zaman ben oradaydım.

Yardım ettim. Biliyorum.

Aradığın ne, Clavius?

 Kesinlik mi?

 Huzur mu?

 Ölüm olmayan bir gün mü?

**

Uyanın, kardeşlerim!

Kardeşlerim, uyanın. James, o gitmiş!

– Gitmiş.

– Ne?

 – İsa gitmiş!

– John, uyan!

– Kardeşlerim!

– İsa!

– Nerede o?

 – Haydi, kardeşlerim.

– Nereye gitti?

 – İsa! – İsa! – Nerede?

 – İsa! – İsa! – İsa!

– Kardeşim! Kardeşlerim. Sizin için bir yer hazırlamaya gidiyorum. Gidin ve tüm dünya uluslarına İncil’i yayın. Kudüs’te, tüm Yahudiye’de, Samarya’da ve dünyanın en uç noktalarında benim tanıklarım olacaksınız. Ve sizinle beraber olacağımı bilin. Daima.

Efendimiz?

 Bu sadece sonsuz yaşamla ilgili değil. Hayatı ne şekilde yaşandığınızla ilgili. Kılıçla, ya da sevgiyle. Ve bu, sizin şuranızı değiştirir. Zaman geldi. Hoşça kalın, kardeşlerim.

– Aslında bu oldukça iyi.

– Çok güzel. Tekrar kullanabilirim.

– Amin.

– Amin.

– Hoşça kalın, kardeşlerim.

– Elveda.

– Onun varlığında tekrar buluşana dek.

– Hoşça kal, kardeşim.

– Tanrı seni korusun, Peter.

– Elveda.

– Dikkatli olun, kardeşlerim.

– Kendinize dikkat edin. Elveda, kardeşlerim. Bize katıl, Komutan.

Kudüs sadece dert demek. Dert ve bize vaadettiği cesaret. Onu çağırdık ve aldık, Romalı.

Senin çağırdığın, balıklardı.

Evet, erkekler için.

Nasıl başka bir şey yapabilirim şimdi?

 Sen de balık tutacak mısın, Clavius?

 Madem öyle elveda, kardeşim. Elveda. Tanrı seni kutsasın ve korusun. Seni hep yanımda taşıyacağım. Daima. Peter, gel hadi! Kardeşlerim! Peter! Kardeşim! Bekleyin! Şu yoldan mı?

 Onlardan bir daha haber alacağımızdan emin değilim. Komutan?

 Ücretim. Komutan tüm bunlara gerçekten inanıyor musunuz?

 İnanıyorum ki bir daha asla aynı ben olamam.

BAŞA DÖN

 

Reklamlar