THE SADDEST MUSİC İN THE WORLD (2003) Dünyanın En Hüzünlü Müziği

100 dk

Yönetmen: Guy Maddin

Senaryo: Kazuo Ishiguro, George Toles, Guy Maddin

Ülke: Kanada

Tür: Komedi, Müzikal

Vizyon Tarihi: 31 Ağustos 2003         (İtalya)

Dil: İngilizce, İspanyolca

Müzik:Christopher Dedrick

Çekim Yeri:Manitoba Production Centre, Winnipeg, Manitoba, Canada

Oyuncular: Mark McKinney, Isabella Rossellini, Maria de Medeiros, David Fox, Ross McMillan

Çeviri: alihsans

Özet

Büyük Buhran Dönemi’nin ağırlığını fazlasıyla hissettirdiği bir dönemde, Winnipeg’de yaşayan Bira Baronesi tüm dünyanın ilgisini çekecek bir yarışma düzenler. Dünyanın En Hüzünlü Müziği’ni çalacak olan bir grup, orkestra veya müzisyen 25 bin dolar gibi bir para ödülünün sahibi olacaktır. Dünyanın her tarafından farklı kültürler kendi hüzünlerini ortaya koyan müzisyenlerle şehire akın ederler. Fakat Barones’in kişisel ilişkileri ve saplantıları yarışmanın tarafsızlığına gölge düşürecektir…

Kanadalı Guy Maddin günümüz sinemasının en sıradışı yönetmenlerinden birisi. Gerçeküstü bir müzikal olarak tasarlanan bu yapım da klasik bir Maddin filmi. Özellikle siyah-beyaz’ın kullanımı açısından son derece ilgi çekici. Bu ise rüya ile kabus arası bir atmosferin yaratılmasında son derece etkili. Fakat yönetmenin amacının dünyanın en hüzünlü müziklerini dinletmek olmadığını belirtmek gerek. Olayların ve karakterlerin tüm garipliğine ve karışıklığına rağmen politik göndermeleriyle de dikkat çekiyor.

Film Metni

Çok hüzünlü birisiniz, Bay Kent.

 Hiçbir şey moralimi bozamaz güzelim.

 Ellerinizi buzun üzerine, benim ellerimin yanına koyun.

 Bir saniye.

 Arkamda dur.

 Manevi destekte bulunur.

 Diğer cebim de yapayalnız.

 Anlat bakalım.

 Bir şeyler hissedene kadar ellerinizi hareket ettirin.

 Çok bilge bir ihtiyarmış.

 Buzun içine bakın.

 Bakıyorum.

 Daha yakından.

 Ruhunuza bakın, Bay Kent.

 O bilge parmaklarının söylediği gibi annemin cenazesinde ağlamamıştım.

 Şu an da ağlamayacağım.

 Izdıraplarınıza dikkatlice bakın, Bay Kent.

 Aksi takdirde ölüden farkınız olmaz.

 Narcissa, biraz daha bozukluğun var mı?

 Bahşiş bırak. Ölüden farkınız olmaz!

 Ölü!

 Paranla ne kadar mutluluk satın alabileceğini göreceksin. 

Dünyanın En Hüzünlü Müziği

Winnipeg, 1933.  Büyük Buhran yılları. Beni oraya götürmek de nereden çıktı?

 Seni ilk gördüğümde tenyam şöyle dedi: “

“Falcı’ya git.”

İşte öyle. Tenyamla asla ters düşmem. Tenyana inanmıyorum. Çoğu tenyalar sadece çiğner, konuşmaz. Doğru. İradesi çok güçlüdür. Karşı konulamaz bir varlık. Üşüdüm. Tramvaya binelim. Paramız yok ki. Bu 23 numaralı tramvay. Para ödemek zorunda değiliz.

Amerikalı mısın?

 Amerikalı değilim. Nemfomanyağım.

Amerikalı değilsen ne istersen olabilirsin. Ama o Amerikalı. Yanıldınız. Üzerine Amerika kokusu sinmiş olabilir ama kesin Kanadalıdır. Hem de yüzde yüz.

– Bana yalan mı söyledin?

 – Hayır. Dediğim gibi. New Yorklu bir yapımcıyım. Ama talihsiz biri. Kanlı canlı Yankee-Doodle erkeği. Öyleyse benim oğlum değilsin. Muskeg Birahanesi. Son durak! “

” Kalk ayağa, giy çizmeni “

” Çabuk ol, çabuk ol “

” Bak tadına, boşa geçmesin zaman “

” Leydi Port-Huntley Birası Tadına doyum olmaz “

” Götür biraları Bir, iki, üç, dört “

” Kentin dört bir yanında herkes içsin biramızı “

” Leydi Port-Huntley’nin birası “

” Hepimizin ağzına layık “

” Hepimizin ağzına layık “

Muskeg bira saati ile coşkuya devam!

 Bendeniz klasik müzik programcınız Duncan Ellsworth.  Sizlere çok önemli bir haberim var.  Bir yarışma düzenlenecek sevgili dinleyiciler.  Hem de tarihin en heyecanlı yarışması. Hüzünlerinizi mangıra dönüştürmek ister misiniz?

 Leydi Port-Huntley tüm sükûnetiyle açıklamasını yapacak. Teşekkür ederim, Duncan. Winnipeg’in seslerine kulak verin. Bu hüzünlü dünyada, geceleyin hareketlenen bu kentin masumca nefes alışına kulak verin. Muskeg Birahanesindeki bizler Winnipeg’in London Times gazetesi tarafından üst üste dördüncü kez, Büyük Buhran döneminin en hüzünlü şehri seçilmesinin gururunu yaşıyoruz.  Bu onur nedeniyle dünya çapında bir yarışma düzenleyeceğiz.  Bu yarışmayla, hangi ulusun müziğinin “

“dünyanın en hüzünlüsü” sıfatını gerçekten hak ettiğini kararlaştıracağız.  En ağlamaklı melodilerin virtüözleri buraya gelip kendilerini göstererek donmuş gözyaşlarıyla bezenmiş taca ve 25,000 dolar para ödülüne sahip olabilirler.  Doğru duydunuz. 25,000 Büyük Buhran doları. Manhattan’a dönüş biletini görür gibiyim. İçkilerimizi çabucak bitirelim. Odaklanmam gereken bir iş buldum. Leydi Port-Huntley’nin Dünyanın En Hüzünlü Müziği Yarışması. Ve başlıyoruz!

 Bu paranın karşılığında sahiden ne elde edeceğiz?

 Bakın. Kongre birkaç ay içinde içki yasağını kaldıracak. Böylece Amerika, içki kaçakçılarına güle güle diyerek koşar adım, üstüne basa basa söylüyorum; koşar adım muhitteki barlara akın edecek. Düşünün, yüz milyon içki tüketicisi yasal içkiye dolarlarını vermek için sıraya girecek. Kiralarına veya çocuklarına ayakkabı almaya güçleri yetmeyenler bile. Kuzeydeki mutlu biracıların memleketi olan Kanada olarak bizler kapılarımızı sonuna kadar açarak vurgunumuzu yapacağız. Hüzünlüyseniz, biradan da hoşlanıyorsanız aradığınız kişi benim. Biraz ortadan kaybolsan iyi olur gibi. Dur. Beni bırakıp gitme sakın. İşin ne kadar sürer?

 Kapıdan çevirmezlerse yarım saate gelirim. Ben de şuraya uzanıp biraz kestireyim. Buhranı yüksek derecede yaşayan ülkeleri ortaya çıkaracağız. İçkiyi en çok tüketenler bu ülkelerdeki insanlardır.

Böldüğüm için özür dilerim ” “Amerika’nın Hüzün Elçisi”

olduğunu iddia eden biri derhal sizinle görüşmek istiyor. Diğerleri gibi bekleme odasında otursun. Beklemek istemiyor. Geldiğini hemen size bildirmezsem beni kovarmışsınız. Bu şaklaban nasıl biri?

 Yeni elbise diktirmiş, kısa tozluklu, temiz tırnaklı ve tıraşlı biri. Tozluk mu?

 Saçını da yapıştırmış mı?

 Chester Kent. Evet beyler. 15 dakika ara.

Teddy, sen kal. Leydi P. Trenimin kalkmasına birkaç saat var, bir uğrayayım dedim. Ne maksatla?

 Ne haldesin diye bir bakayım dedim. Kötü bir dönem geçiriyorum. Çoğu kişinin fakirlikten kıvrandığı bir dönemde deli gibi para kazanma planları yapmanın suçluluğunu yaşıyorum. Elinden geleni ardına koymuyorsundur. Yanımdaki zavallı Teddy nedeniyle de çok kederliyim. Harika bir karısı ve iki çocuğu var. Ne zaman ondan işini yapmasını istesem tahterevalliye oturup bana şarkı söyletmesi gerekiyor.

– Hemen bozulma, Teddy.

– İdealizm ile iş nadiren uyuşur. İzninle?

 Hep şöyle düşünüp kendimi avutuyorum, Chester. Seninle hiç tanışmasaydım, utanılacak bir şey yapmazdım!

 Felsefeme göre bünyemde utanca yer yok. Duvardaki fotoğraflara bak!

 Bak bakalım!

 Düşüncelerini söyle!

 Her yerdesin. Kendi hayatının yıldızı olduğunu söyleyebilirim. Bir hayatım varken, dediğin doğruydu. Yeni tekerlekli sandalye yapmışsın. Çok hoş. Teddy, bacaklarıma ne olduğunu hiç merak ettin mi sen?

 Çok tatlı biridir. Bir kez olsun sormadı. Haksızlık yapma, Helen. Sadece bir bacağının suçunu bana yükleyebilirsin.

– Benden ne istiyorsun?

 – Para ödülünü istiyorum. Nasıl elde etmeyi planlıyorsun peki?

 En hüzünlü parçayı söyleyerek. Bende bir geyiği bile ağlatacak derecede duygusal parçalar var. Hadi ya?

 Amerika’yı mı temsil edeceksin yani?

 Evet. Gözyaşı, Helen. Bu çok uluslu ihtiyar ülke hüngür hüngür ağlasın diye. Chester, acaba diyorum dünyada kederden senden daha az anlayan bir insan evladı var mıdır?

 Havan batsın!

 Hüzün, mutluluğun baş aşağı dönmüş halidir. Tamamen bir gösteri yani. Hazırda orkestran var mı?

 Hemen kanıtlayabilirim. Olmaz mı!

 – Tamam, çağır öyleyse

– Teddy, orkestra. Çok soyludurlar. Gözleri kapalı çalarlar. Yenilikçi bir akım olsa gerek. Sebebi ne?

 Ben Teddy ile tahterevallide şarkı söylerim, onlar da çalarlar. Ulaşılması zor bir başarı. Senin müzik testin daha basit olacak. Benim sözüm ona “kazam” hakkında bir performans sergilemeni istiyorum. Tabii hâlâ hafızanda yer ediyorsa. Teddy!

 Hayır, Teddy. Bugün eşlik etmeyeceksin. Kenara çekil. Müzik başlasın. Hızlı çalmayın, bir de duygusal olsun.

– Nereden başlayayım?

 – Babandan başlamaya ne dersin?

 Ve onunla bitir. Bütün olayları işle. Evet. O sana âşıktı, ancak bir sorun vardı sen beni seviyordun. Evet. Oysa sen beni hiç sevmedin. Evet, görüyorum.

– Üzerinden çok zaman geçti.

– Bana sanki dün gibi geliyor. Gururum okşanmıştı. Çok güzel bir kadın benimle ilgileniyordu. Benden şüphelenmişti. Haklı sebepleri vardı. Burnunun dibinde, her fırsatta…

– Onu sarhoş ederdik.

– Seninle evlenmek istiyordu. Senin tarafından boynuzlandığını düşündü.

– Evet, görüyorum.

– Üzerine çok zaman geçti. Bana sanki dün gibi geliyor. Eski üniformasını giymeye başladı. Kanadalı teğmen. Birinci Dünya Savaşı. Geceleyin elinde tüfeğiyle merdivende bir yukarı bir aşağı gider gelirdi. Sarhoş halde. Kardeşin Roderick onu müzikle iyileştiremeye çalışırdı. Arabayla yolculuğa çıktığımız gün. Buz fırtınası. Bomboş yollar. Onun arabayı durdurmaya çalışması dışında.

– Elini kaldırmıştı.

– Kafanı kaldırırken görüş alanımı kısıtlamıştın.

– Evet görüyorum.

– Ben de. Üzerine çok zaman geçti. Bana sanki dün gibi geliyor.

– Tanrım!

 Ne yapacağız, baba?

 – Çantamı getir. Bacağı sıkışmış. Kurtaralım!

 Bacağını koparacaksın, ahmak. Ne diyorsam onu yap. Doktor olan benim.

– Sarhoşsun.

– Çantam!

 Sevdiği kadını kurtaracağım. Duydun mu beni?

 Sevdiğim kadını!

 Evleneceğiz. Yalvarırım. Yalvarırım bir şeyler yapın. Yardım edin!

 Bacağını keserek halledeceğiz.

– Baba, bırak da yardım edeyim.

– Karışma. Canımı sıkıyorsun. Aşkım benim. Al sana bulmaca. Kımıldama. Kımıldama, kımıldama… Yanlış bacağını kesiyorsun!

 Baba, kemiğe kadar dayandın bile!

 – Diğer bacağı yaralı!

 – Şuna bak, ne yaptırdın bana!

 Yeter!

 Tanrım…

**

Merhaba, Helen. Kanada’yı temsil etmeye geldim. Tabii müsaade edersen. Maskelerinizi çıkarabilirsiniz beyler. Kulak verin. Kanada konuşuyor. Kızıl Akçaağaç Yaprakları’nı çalın. Marş marş!

 Burada yaşayıp bu parçayı bilmediğinizi söylemeyin sakın! “

” Kızıl akçaağaç yaprakları… ”

Bulacaklar beni.

” Tam da kalbimi…

” Geri döndüklerinde…

” Kızıl akçaağaç yaprakları altında.

– Hayat sürprizlerle doludur, Ne diyorsun?

– Bacakların hakkında mı?

– Çok talihsiz bir olay.

– “Yani hiç hüzünlenmedin mi?

 – “Helen. Aş o sürprizleri, hayat insana tatsız tekliflerle de gelir. Bırak da çatılardan haykırayım.

Seninle aynı nedenden ötürü. Son kez şansımı deneyeceğim. Ölene kadar bu kadını seveceğim.

– Haksız mıyım, baba?

 Niçin buradasın?

– Hatta ona bir şey de getirdim.

– Yeter!

 Rüşvet istemem. Pekâlâ. Şu açıdan düşün, Helen. Amerika ile Kanada karşı karşıya. Küstah oğul, savaş gazisi babasıyla müzikal olarak yarışır. Baba kederine boğulmuştur, oğul ise bunun bir parçası olmak istemez. Ancak ödülü kazanmak için bu Amerikalı derhal gözyaşı dökecek bir şeyler bulmalıdır. Güzel bir noktaya parmak bastın. Peki, Amerika. Kabul edildin. Şimdi de Avrupa’nın en büyük çellocularından Büyük Gavrillo geliyor. Henüz yüzünü açık açık gören olmadı. Halk konserleri de dâhil olmak üzere sürekli olarak, o gece kadar karanlık peçesini takıyor.

– Haklısın, Mary. Sırbistan’ın hüznünü ifade etmesi açısından taktığını söylüyorlar. Bilindiği üzere meşhur Sırp suikastçı Gavrilo Princip Birinci Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemişti. Sayısız savaş yaşanmıştı. Dokuz milyon kişi öldü, Duncan. İnsanı gerçekten hüzne boğmaya yeter de artar bile. Roderick?

 – Roderick.

– Baba. Yaklaş. Babana bir sarıl bakalım!

 Kusura bakma.

 Tenim çok hassastır da.

 İyi görünüyorsun baba.

 Sağlığımı kaybettim.

 Ama sarhoş değilim, faturalarımı ödüyorum, pantolonum da ütülü.

 Chester nerede?

 Buralarda olmalı. On yıl önce sabrımı yeterince taşırmıştı.

– Şimdi beni neden hazmetsin?

 – Roderick… Buralarda ışığın ne denli parlak olduğunu unutmuşum. Mahzuru yoksa gözlüğümü takacağım. Onu takınca nasıl görebiliyorsun?

 Sadece izleyerek bir resim yapmak gibi.

– Chester nerede?

 – Müzikholde olmalı. Bu gece açılış gösterisi düzenlenecek.

– Marş marş oğlum!

 – Baba… Chester müzik kutumu çaldığını itiraf etti mi?

 O olay on yıl önceydi evlat. Hiçbir şeyi unutmaz mısın sen?

 İşte böyle. Geldik. Şöyle. Evim. Tanrım. O da ne?

 Kulaklarını tıka. Müsaadenle. Kardeşin geldi. Acilen misafirini yollayıp aşağı iner misin?

 Arka kapıdan yolla. Eve döndüğümde yabancıları görmekten hoşlanmam.

– Artık çalmıyor musun?

 – Çalıyorum, ama dizlerimin üzerinde. İtibar kalmadı artık. “

“İtibar kalmadı artık.”

” Ailemizin düsturu.

– Nasılsın bakalım, Roderick?

 – Chester!

 Aynen hafızamdaki gibisin. Merdivenden koşarak inmeler, aniden odaya dalmalar. Yalın ayak gelsen de… Sesin hâlâ ağlamaklı çellon gibi çıkıyor. Gürültülü bir evde uysal birileri de olmalı. Müziğimizin süslemesi sayılır. Aklıma bir şey geldi. Onca yıl boyunca sana vermek üzere bir hediye saklıyordum.

– Hep bu günü bekliyordum.

– Hiç gerek yok baba. Farelerin koşuşturduğu gecelerde bunu elime aldığımı hatırlıyorum. Pencereye doğru yaklaşıp belki seni eve döndürür diye adını sesleniyordum. Ona vermek üzere sakladığın başka neyin var?

 Sana bir süveter ördürmüştüm. Aslında üç tane ördürdüm. Her birinize… Sana, karına ve oğluna. Maalesef tenim yüne karşı da hassas.

– Işığı kapatabilir miyiz acaba?

 – Hâlâ hastalık hastasısın. Almanya’nın en iyi doktoru olan Dr. Loords’un tavsiyesi. Söylediğine göre hâlâ hayatta olduğuma şükretmeliymişim.

– Karından hiç haber almadın mı?

 – Hiç ama hiçbir haber almadım. Oğlun ölünce aniden ortadan kayboldu mu yani?

 Yavaş yavaş oldu. Gemi yavaşça battı. Işığı da sesi de yavaş yavaş yok oldu. Beni sevmeyi de unuttu. Oğlumuzu bile unuttu. Bu tıslama da ne?

 Biriniz kapatabilir mi acaba?

 Yukarıdan musluk sesi geliyor gibi.

– Arkadaşın hâlâ evde mi?

 – Arka kapıdan çıkıp gitti. Birisi musluğu açık bırakmış olmalı. Tartışmayın artık. Kapatın şunu!

 Tamam, ben bakarım. Roderick’i inciteyim deme!

  Leydi Port-Huntley’nin düzenlediği Dünyanın En Hüzünlü Müziği’nin geçit töreni başladı.  Afrikalı Zanilerin eşliğinde ışıl ışıl bir akşam yaşanıyor!

  Opera dürbünümün odağını ayarlayabilirsem eğer… Evet!

 Yüzlerindeki boyalar da muhteşem görünüyor.  Tam anlamıyla enfesler.  Hüzünlü ulusları buraya toplayan Leydi Port-Huntley Biraları insanın çaresizliğine parmak basan dehşet bir yarışma düzenliyor.  Izdırabın geçit töreni sanki.  İşte Polonya, Çin, Arnavutluk!

 – Bayağı eğlendim, Narcissa.

– Sana rüyamı anlatmadan edemeyeceğim. Çabuk ol ama. Yarışma başlamak üzere. Adamın biri bana kazın bağırsaklarının nasıl çıkarılacağını öğretiyordu. Kanatlarına basıp, kazın bacaklarını hızlıca çekiyordu. Öyle yapılır zaten. Göğsü ve kalbi hariç tüm iç organları bir öbek halinde çıkageliyordu. Kalbi avucuma koydu. Hafif de olsa hâlâ atıyordu. Böyle bir şarkı yazarsan bize ödülü kazandırabilirsin. Rüyamın sonunda avucumdaki kalp kazınki değil gibi geldi. Minicikti. Kimin kalbiydi acaba?

 – Ardından uyandım.

– Hem küçük hem de yağlıysa büyük ihtimal benim kalbimdir. Beni hiç anlamamış gibisin. Asıl sen şunu anla. Birisi bana destek verip parçayı hazırlamazsam veya afili bir kıyafet bulamazsam aşağıdaki yabancı uyruklu angutlardan biri para ödülüme konacak. Haydi. Harekete geçme vakti.  Siyam – Meksika  Siyamlıları kimse yenemez. Hele ki kediler veya ikizler söz konusuysa. Üzülerek söylemeliyim ki şu ana kadar Siyam hüznünü hiç bu kadar ciddiye almamıştım.  Bu hüzünlü flüt solosunda savunmasız bir kıyı köyüne yaklaşan tayfunun sesini işitebiliyorsunuz.  Ölümcül su baskınları da kuşlar tarafından duyuruluyor.  Sanatçımız kuşların gözünü çıkararak bu uyarı cıvıltılarına ayrı bir ruh kazandırmak istemiş. Her şey detaylarda saklı Mary. Şimdi de Meksikalılar eserlerini çalmaya başlıyorlar. Şarkıcı, Meksika’daki çocuk defin törenlerinde söylenen bu şarkıyla bizleri hüznün doruğuna çıkarıyor.  Meksikalı anne ölen bebeğinin ardından metin bir şekilde ayakta duruyor. “

“Yoksun artık”

” diyerek ağıt yakıyor. Öldün sen. Geceleri emmek için mememe uzanma artık. O süt yaşayanların hakkı.  Kanadalı dinleyicilere bu sözler biraz ağır gelebilir. Bence ölü çocuklar da diğerleri gibi durumlarını anlamalı.  Meksikalılar zaferlerini Port-Huntley Bira Havuzunda kutluyorlar.  Meksikalılar hayatlarında ilk kez biraya bu kadar doyacaklar.  O kadar da coşkulu değil gibiler.  Şu ana kadar bira içen olmadı. Tanrım!

 Bizde içki yasak ola dursun adamlar Kanada’da bira dolu havuzlarda yüzüyorlar. Niye içmiyorlar ki Ed?

 Meksikalılar Alamo’dan beridir kazanmaya alışık değiller. Bir bityeniği sezmiş olmalılar. O şans elime geçse boğulana kadar içerdim. Bu hüzünlü işte. Şu sokağa bir bak. Winnipeg’deki bu kara kışta, bu buhran döneminde sanatıma müşteriyi nereden bulacağım ki?

 – Ne kadar para lazım?

 – Daha yeni bir depo kiraladım. İnsanlar seti, kostümleri hazırlamak üzere sıraya girmiş durumda. Müzisyenlerim, aranjörlerim var. Ama adamlara para vermek lazım, yoksa çalışmazlar. Biraz sade bir şeyler mi hazırlasan acaba?

 Amerika ve sade. İyi espriydi. Açık seçik bir şey olacak. İçinde bir sürü hile barındıracak. İçinde sululuk ve enerji olan bir hüzün ortaya koyacağız. Numarayı yutacaklar, ancak çok farklı yollar deneyeceğiz. Çünkü jürinin gözüne bir şeyi birden çok kez sokacak olursan çabalar boşa gider. Bayım, açız. Bize verebileceğiniz yiyeceğiniz var mı?

 Hayır yok. Yarışmadan çekilip Amerika takımına katılırsanız eve dönüş masraflarınızı ben çekerim.

– Sahi mi?

 – Birahaneye gidip beni bekleyin. Lanet olası uyurgezer. İyi geceler anne. Yani sürekli kederli kalmayı başarabildin, öyle mi?

 Cebimde bir kavanoz var. Kavanozdaysa gözyaşlarımla koruduğum oğlumun kalbi var. Yarışmayı bu parça kazanacak. “

“Bu Şarkı Sana.”

” Anneme çalmıştık. Ben de oğlumun cenazesinde oğlum için çaldım. İşte benim hüznüm. Bir ölüm. Veya iki. Her gün önce gramofonda ardından çellomla çalarım. Bundan hüzünlü ne olabilir. Bu şarkıya müptelayım. Ancak asla para için çalmayacağım. Aslına bakarsan karımı bulana dek bu şarkıyı kimsenin dinlemesini istemiyorum. Geçmişin üzerinde bu kadar durmamalı. Ben Sırbistan’ın hüznünden ilham alacağım. Birinci Dünya Savaşını başlatan o küçük ülkenin. Büyük Gavrillo, dokuz milyon insanın kefaretini hepsini Chester’ın kursağına dizmek suretiyle ödeyecek. 25,000 doları ben kazanacağım. Belki ardından karımı düzgünce aramaya maddi olarak gücüm yeter. Sen bir Kanadalı olarak doğdun, bir Kanadalı olarak büyüdün. Belgrat sokaklarına ilk adımlarımı atana dek hiçbir yeri evim gibi görmedim ben. Kim olduğumu orada anladım. Ve kalbimin ne için hayat sürdüğünü. Gel. Sana kalbimi nerede sakladığımı göstereyim. Tenyan cenazeler hakkında ne diyor?

 Düğündeki bir gelin gibi. Kurtçuk festivali sanki. Bugün ihtiyar bir Winnipeg bankeri toprağa dikiliyor. İçimden bir ses dul karısının kocası için hüzünlü bir şarkı çalınmasını isteyeceğini söylüyor. Haydi. Ailenin içine karışıp kendimize güzel bir yer edinelim.  Sana ufak bir sır vereceğim.  Bunca hüznün gerçekten var olduğuna inanmıyorum.  Ne hoş bir görüş.  Bayağı kötü şeyler oluyor, orasını inkâr edemem.  Ancak her nasılsa insanlar bu kötülüklerden etkilendiklerini gösterirken yapmacık davranıyorlar.  Aslında kimse umurlarında değil.  Ancak insanlara acı çekermiş gibi görünmek istiyorlar.  Diğerleri de bunlara uyarak somurtuyor ve gün gelir de kendi başlarına da bir iş gelirse bu yapmacık kalabalık onlar için de toplansın istiyorlar. Şimdi de Michael’ın kızı Agnes onun en sevdiği şarkıyı söyleyecek. “

” Zıpla, zıpla, helâma zıpla “

” Helâma zıpla sevdiğim. Üzerime düşme sakın!

 Bayan Burnjones, ismim Chester Kent. New Yorklu meşhur bir müzik yapımcısıyım. Herkes gibi ben de kızınızın performansından çok etkilendim. Sesini birçok insana ulaştırmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir de kocanıza adanan o hüzünlü şarkıyı tabii. Kocanızın anısına ulusal radyoda bir şarkı çalacak olursak insanlara onun değerini hatırlatmış oluruz. İnsanlar bu muhteşem bankeri gerçek anlamda öğrenmiş olur. Radyo yarışmasında mı yoksa?

 Hayır!

 Dur hele!

 Orada da kullanabiliriz. Bir sürü dinleyicileri var. Kızım sizin için şarkı söyleyecekse o kadar ucuza gitmeyecektir. Parasını da peşinen ödersiniz. 1.75 dolar gibi yüklü bir miktar ödeyebilirim. Ondan fazlasını eder. Kimse meteliksiz olduğumun farkında değil. Perişan bir müzisyene biraz Amerikan parası verin o da Sam Amca’ya bağlı kalsın. Dans etmek mi istiyorsun?

 Zavallı Yiddiş. Bir ülkeniz bile yok değil mi?

 Hadi gelin Amerika’ya karışın siz de. Gözlerin alışana dek ışığı hafif şekilde açık bırakacağız. Bacaklar. Ne kadar esnek, narin ve dayanıklılar. Tehlikeli havalar. Narin ifadeler. Bacak vardır insanı kızdırır. Bacak vardır insanı suçlu hissettirir. Bacak vardır utanır ve özür dilemek ister. Bacak vardır kekeleyerek aşkını söyler. Bacak vardır aşkını inkâr eder. Kazadan beri, yani doktorluk lisansımı iptal ettiğimden beri bir gün geçmedi ki Helen’in hayatını kolaylaştırmak için neler yapabileceğimi düşünmeyeyim.

– Besbelli ki onu çok seviyorsun.

– Aksini nasıl düşünebilirsin ki?

 Şimdiye kadar takma bacak taktırması gerekirdi. Ama taktırmadı. Ahşap ve deri ona iyi gelmez. İsilik yapıp kocaman izler bırakır. Sıradan protez malzemelerin hiçbiri ona uymaz. İçtiğim içki şişelerinin arasında otururken nihayet aklıma bir fikir geldi.

– Cam.

– Cam mı?

 Evet, kusursuz çözüm. Helen camı sever. Dört bir yanında cam vardır. Evinin her yanında camdan aksesuarlar var. Küçüklü büyüklü yaratıklar. Camdan bebek biriktirir. Vitray bir odada yüzlerce cam bebeği var. Tıpkı onun gibi yürümeyi bekliyorlar. Bak. Bunları ona vermeye çalıştım.

– Ancak doğru zamanı bir türlü tutturamadım.

– Aman Tanrım. Bunlar hem de burada, Kanada’da imal edildiler. Artık Leydi Port-Huntley dünyanın en hüzünlü müziği eşliğinde dans edebilecek. Hatta içlerini de Port-Huntley Muskeg birasıyla doldurdum. Niye çattın kaşlarını?

 – Karım aklıma geldi.

– Kötü şeyleri düşünmeyelim. Elimde bir çukurdan atlarken çekilmiş bir fotoğrafı var. Bacakları havada asılı kalmış durumda. Sanırım bunlarla atlanmaz ama bayağı esnerler diyorum. Fotoğrafa bakabilir miyim?

 Olamaz!

 Bu… Tahmin ettiğim gibi çıkmadı da. Affedersiniz, beş dakikadır kulağınızı izliyorum. Çok ama çok beğendim. Sol kulağınız çok biçimli. Acaba kulağınıza bir şey fısıldasam olur mu?

 Beğeneceğinizi umduğum minik bir hikâye. Müsaade eder misiniz?

 Çok yaklaşmadan anlatırım. O kulağım sağır. Fakat diğer kulağım gayet iyi duyuyor. Olmaz. Ben bu kulağınıza anlatmak istiyorum. Olsun, nefesimi hissedebilirsiniz. Ne anlattığımı da hayal edersiniz. Beni neden çağırttın?

 Sana dönmeye karar verdiğimi farz et. Gayet sportmence bir davranış. Seni uyarıyorum, karşılığında ödemen gereken çok fatura çıkacak.

– İkimiz de faturalarımızı ödeyebiliriz.

– Sanırım benim kazanmamı istiyorsun. Soy beni. Anlamadım?

 İlk faturanı derhal ödemen gerekiyor. Birayı sevmem. Jübilem için şampanya ve süt getirttim. Bayağı küçük bir küvet.

– Yeterince büyük.

– Ya reddedersem?

 Vaktini heba ediyorsun. Talimatları alsam?

 Gayet basit. Beni soyacak, küvete girecek ve beni yatağa götüreceksin. Emir almayı sevmem, rica etsen?

 – Neyi sevdiğin kimin umurunda?

 – Senin!

 Kabadayılığı bırakıp, beni arzuladığını söylesen?

 Seni arzulamak kolay Helen. Hâlâ çok güzelsin. Söyle hadi. Ardından daha da ciddileşebileceğimiz bir yere gidebiliriz. Beni soy yeter. İndirim yok. Elemanlarından biri işin bittiğinde maskesini çıkarıp seni oradan çıkarır. Peki, gururumu ayaklar altına alıyorum. Teklifin hâlâ geçerli mi?

 Kuvvetli bir karakter erkeğe çekicilik katıyor. Beşe kadar sayana dek soyunacaksın. Bir. İki. Üç. Dört.  Kanada – Afrika  Bu akşam Kanada’yı temsil eden ilk sanatçımız Fyodor Kent. Birinci Dünya Savaşındaki üniformasını giymiş gibi.  Sahnede, ters dönmüş bir piyanonun önünde duruyor.  Avrupa cephelerinde savaşmış Kanadalıları anıyor. Kanada birlikleri Vimy’de konuşlanır. Güdümlü mermi kalk borusunu öttürüyor. Fransa toprakları ve kudurmuş okyanusla uğraşan kızıl yaprağın peşinden gidelim. Memlekete dönün evlatlarım. Memlekete dönün. “

” Kızıl akçaağaç yaprakları “

” Döndüklerinde bulacaklar beni “

” Tam da kalbimi bıraktığım yerde “

” Kızıl akçaağaç yaprakları altında “

” Akçaağaç yaprakları  Şimdi de Kamerunlu Zani sanatçıları bizlere bir cüce cenazesinin nasıl gerçekleştiğini tasvir ediyorlar.  O aşınmış tenleriyle bir yakınını kaybetmenin gerçek şarkısını dinliyoruz. Bu esnada merhumun dostları ve aile efradı keskin taşlarla kendilerini hırpalıyorlar.  Dizkapaklarını ve alınlarını çizerek yaralıyorlar.  Bu yaralardan da gözyaşı gibi kan akıyor. “

” Süpürerek topladık yaprakları “

” Âşıklar böyle yapar “

” Sen yoksun ama kucaklıyorum onları “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan tek hatıra “

” Senden bana kalan… 

Bu akşam buraya geleneksel olarak toplanmış Kanadalı dinleyiciler için güzel bir açılış birası oldu.

  Halk ayağa kalkmış Zani coşkusunu yaşıyor.

  Afrikalılar ilk müsabakada Kanada’yı eliyor.

  Bu zafer bira banyosuyla resmiyet kazanıyor.

  Fyodor Kent’in dünya çapındaki bir yarışmada olağan gözyaşlarının kâfi gelmeyeceğini bilmesi gerekiyor.

 Evet, Mary.

 Hem Kanada hem de Fyodor Kent için büyük bir hüsran oldu.

  Zaniler zaferlerinin tadını çıkarıyorlar.

  Şu an sevinçle Port-Huntley dağının bira mayasına etrafa sıçratıyorlar.

 Ağzına sağlık baba.

 Bundan iyisini söyleyemezdin.

 Şu kabile üyeleri de iyi iş çıkardı.

 Onlardan öğreneceklerimiz var.

 Umarım şu metresini yanında getirmemişsindir.

 

– Hangisinden bahsediyorsun?

 – Tramvayımdaki kız.

 Sanırım kardeşin eve geldiğinde fırtınalar koparan kız da oydu.

 Narcissa mı?

 Tabii ki o da burada.

 Parçamın tamamı onun üzerinden ilerleyecek.

 Bir dakika.

 Ne oldu ki?

 Nereli bu kız?

 Onun hakkında ne biliyorsun?

 Fuar alanında tanıştık.

 Sırbistan’dan geldiğini söyledi.

 Gerçi çok pot kırıyor ama.

 

– Hiç Roderick’ten bahsetti mi?

 – Hayır, hiç karşılaşmadılar.

 Parçanı iptal et.

 Onu buradan uzaklaştır.

 Haklı çıksam da çıkmasam da risk almaya değmez.

 Baba, benim geldiğim yerde kazanmak için her türlü risk göze alınır.

 Beni de kardeşini de öldürteceksin.

 O kadın Roderick’in karısı.

 İyi uydurdun ha!

 Ama yemedim.

 Gerçek olsaydı bile, eğlence sektöründeyiz.

 Oğlum olduğuna inanamıyorum.

 Senin kendi parçanı iptal ettiğine şahit olmadım ama.

 Bu rauntta, Amerika hüznüyle İspanya hüznünün karşılaşmasını izleyeceğiz.

  Broadway yapımcılarından Chester Kent güneyin pamuk tarlalarından topladığı tam bir Amerikan hüznü mahsulünü bizlere sunuyor.

 Haydi.

.

.

 Haydi şu yaygaradan kurtulalım artık.

 Senin sükûnete ihtiyacın var.

 Hayır.

 Bu Broadway züppeleri hüzün hakkında ne biliyormuş görmek istiyorum.

 İspanya, değil mi?

 Bakın.

 Yarışmadan çekilip Amerika’ya katılmak isterseniz kazandığımda eve dönüş masraflarınızı ben çekerim.

 Bir düşünün.

  İspanya – Amerika  Sürekli tez canlı olan İspanyollar bizlere günahın bedelini hapisten izleme şansı sunuyorlar.

  Esmeralda idamını beklemektedir.

  Hapisteki hücresi ızdırap dolu çığlıklarıyla inler.

 Şöyle geç güzelim.

 “

” Salın yavaşça “

” Güzel araba “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya “

” Salın yavaşça “

” Güzel araba “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya Gözlerim. Kapat gözlerini oğlum. Kapat gözlerini!

 Derince nefes al. Akşam yemeğine bir sürü çöreğimiz var. Kes şunu!

 Kulaklarım!

 Sanki kulaklarımı dişliyor! “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya Yağmur damlaları tenimi yakıyor!

 Çıkardığı sesi işitiyor musun?

 Gidelim. “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya Kokuyu almıyor musun?

 Gül kokuyor. Burun deliklerim tıkandı. Ne çok dikeni var!

 Burnum kanıyor!

 Durmaz şimdi bu kadın!

 Narcissa!

 ” Güzel araba “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya Çıldıracağım. “

” Beni eve götürmek için Çıktın ortaya  Bu karşılaşmada Amerika, İspanya’yı resmen yerin dibine soktu.

  Toplanan kalabalık hem sanatçılardan hem de şatafattan ötürü kendilerinden geçmiş durumda.

  Onlara kalırsa şamatalı ufak bir gösteriyle hüznün anlamına sekte vurulmuş olunmuyor.

 Kimsin?

 Büyük Gavrillo. Cenazede enstrüman çalmak için geldim. Girebilirsin. Kimsin?

 Roderick Cuckoch, Fyodor’un oğlu. Enstrümanımı arıyordum. İçeri gir.

– Niye bu kadar geciktin?

 – Elimden geldiğince çabuk geldim.

 Bir sürü kapıdan geçtim.

 Buraya gelmek için o kapılardan geçmene gerek yoktu ki.

 Onlara bilmek istedikleri şeyleri söyledin.

 Artık o öldü.

 Ben de aramızdaki bütün kapıları kapatıp bu anahtarla kilitleyeceğim.

 Oğlumuz öldü mü?

 Kapılar ona yönelikti, senin için değillerdi.

 O kapıları oğlumuzdan uzaklaştırdın, sonra da öldü.

 Lütfen beni burada bırakma.

 Cenazede kim enstrüman çalacak sonra?

 Buradan çalarsın.

 Ama belli belirsiz çalma ki duyabilsin.

  Sırbistan.

 Sırbistan bekleniyor.

 Lütfen acilen cevap verin.

 Oğlum?

 Yalvarırım gitme.

 Çalmak zorundayım.

 Lütfen.

 Lütfen gitme!

 Herkes dinleyecek.

  Sırbistan – İskoçya  Geciken büyük Gavrillo, sabırsız seyircilerin karşısına çıkarak sahnede yerini alıyor.

  Dertli çellosu hakkında çok şey işittik.

 Bu çello ile eski dünyalıların gözlerinden Manş Denizini dolduracak kadar yaş akıttığını biliyoruz.

 Sizleri beklettiğim için özür dilerim.

 Yürü be İskoçya!

 Üzülerek söylemeliyim ki kulaklarım aşırı derecede hassastır.

 Ön sırada oturan bazılarınız çok sesli bir şekilde yutkunuyor.

 Ve bayım siz, rica etsem de burnunuzdan o şekilde solumasanız?

 Bir de hasır şapkalı bir bayanın midesi gurulduyor.

 Bu koku ne be!

 Burası domuz ahırı mı yoksa konser salonu mu?

  Büyük Gavrillo’nun durumu hakkında hâlâ bir açıklama yapılmış değil.

 Komada mı, yoksa aşırı derecede üzgün mü bilmiyoruz.

 En kısa sürede öğrenmeye çalışacağız.

 Port-Huntley Biralarının söyleyeceği bir şey varmış. “

” Kalk ayağa, giy çizmeni “

” Çabuk ol, çabuk ol “

” Bak tadına, boşa geçmesin zaman “

” Leydi Port-Huntley Birası Tadına doyum olmaz “

” Götür biraları Bir, iki, üç, dört “

” Kentin dört bir yanında herkes içsin biramızı Yaklaşma ona. Yaptıkların yetmedi mi?

 Narcissa, kardeşimi daha önce görmüş müydün?

 Sanki tanıdık gibi geldi. Bu beyle evlenmedin, değil mi?

 Çocuğunuz falan olmadı ya?

 Bunları da unutacak değilsin ya. Sevdiklerime karşı bu kadar kayıtsız kalsam kendimden nefret ederdim. Fakat… Herhangi biri olabilir. Tamam, biraz alık bir kız ama yalan söylemiyor!

 Kız salıncaktayken adamın halini görmüş müydün?

 Bir de şimdi bak!

 – Kendisiyle konuşsam…

– Olmaz, ikiniz de buradan gidin. Uyandığında sizi burada görürse bir daha asla enstrüman çalamayabilir. Sen de duydun Narcissa. Kıskanç bir tip olmadığını biliyorum fakat tenyama göre kardeşinle en az bir gece geçirmeliymişim. Onun kardeşim olmasının da güzel bir nedeni olabilir.

– O iş beni aşar.

– Senden yapmamanı istiyorum. Utanç verici ama senden yapmamanı istiyorum. Merak etme. Bana ne oldu öyle?

 Yoğunlaşan hislerin gevşeyecek zamanı bulamadı. Başka fırsatlar da olacak. O salıncak beni hipnotize etti. O kız… Kimdi o?

 North End striptizcilerinden biri. Chester’ın kızlarından biriydi. Şu Broadway şarkıcılarından. Sen de müziğin sözlere ihtiyacı olmadığını düşünüyorsun değil mi?

 Narcissa’nın sesini işitip kendini gördüm. İçimi ürpertti. Bir dahakine, konserine başlamadan önce zihnini tamamen toparla derim. Tabii çalmama izin verirlerse. Jüri bana kızmış olmalı. Sen üzülme oğlum. Bu akşam onu öyle mutlu edeceğiz ki her şeyi ama her şeyi affedecek. Şansımızın çok olacağı bir anı beklesek mi acaba?

 Bunları benim yolladığımı kesin söyle ama. Teddy, tartışmayalım artık. “

“Versay Barış Antlaşması”

” parçası tam bir rezalet, değil mi?

 Şu Almanlara mutfağımı mı temizletsem ne?

 Affınıza sığınarak, Leydi Port-Huntley özel olarak görüşebilir miyiz?

 Büyük Gavrillo. Arşidükten bir içki daha alır mısın?

 Lütfen. Huzurunuzda bulunmamın nedeni, size bir takdimde bulunacak olmamdandır. Fark ettin mi bilmiyorum ama şu an bir yarışmada jürilik yapmaktayım. İnanın bu takdim her şeyden daha önemli. Bir dümen olmasın ama. Sen de herkes gibi yarışmayı sahnede kazanmaya çalışacaksın. Burada mutluluğu temsilen bulunmaktayım. Şu arkadaşlarınızla ayrıldığınızdan beri doğru dürüst bir huzura kavuşamadınız. Kaba olduğun kadar küstahsın da. Git artık.

– Yanlışsam söyleyin.

– Yanlışsın. Yanlışsam el ele vererek bu arkadaşlarınızı balkonda aşağı atabiliriz. Tabii onlara uyabilirsen. Teddy. Git de parmağınla işaret et. Polonya Almanya’yı yendi. Şu son yazı turamızı atmadan bakalım öyleyse. Bir saniye. Babamdan. “

” Sana baktığımda Duyuyorum müziği “

” Gördüğüm tüm hayalleri “

” Kalbimin derinliklerinde “

” Duyuyorum sesini “

” Çalmaya başlıyor “

” Ardından kaybolup gidiyor “

” Sana baktığımda Duyuyorum müziği “

” Gördüğüm tüm hayallerden Daha güzel motifli “

” Kalbimin derinliklerinden “

” Şöyle bir ses geliyor “

” Gün bugün mü? “

” Duydum tek başıma Bu hoş melodiyi “

” Duydum tek başıma Bu sevinçli nakaratı “

” Her daim içimde miydi acaba? “

” Niye gitmesini sağlayamıyorum? “

” Niye öğrenmeni sağlayamıyorum? “

” Niye kalbimin şarkı söylediğine seni inandıramıyorum? “

” Aşk, gençlik ve bahar temalı Şahane bir rapsodi “

” Müziği güzel “

” Sözleri doğru “

” Sensin bu şarkı. “

” Sana baktığımda Duyuyorum müziği “

” Gördüğüm tüm hayallerden Daha güzel motifli “

” Kalbimin derinliklerinden “

” Şöyle bir ses geliyor “

” Çalmaya başlıyor “

” Ardından kaybolup gidiyor “

” Eline dokunduğumda Duyuyorum müziği “

” Afsunlu yerlere ait Güzel bir melodi gibi “

” Kalbimin derinliklerinden “

” Şöyle bir ses geliyor “

” Gün bugün mü? “

” Duydum tek başıma Bu hoş melodiyi “

” Duydum tek başıma Bu sevinçli nakaratı “

” Her daim içimde miydi acaba? “

” Niye gitmesini sağlayamıyorum?

 Niye öğrenmeni sağlayamıyorum? “

” Niye kalbimin şarkı söylediğine seni inandıramıyorum? “

” Aşk, gençlik ve bahar temalı Şahane bir rapsodi “

” Müziği güzel “

” Sözleri doğru “

” Sensin bu şarkı. “

” Sensin bu şarkı. “

” Sensin bu şarkı.

Beğendiysen başka bir şarkı da söyleyebilirim. Bu çok özel acımızı pezevenk kardeşimin biletlerini sattığı iğrenç bir kucak dansına çevirdin!

 Kendine dans edecek bir partner bulsana. Melodi gayet yerindeydi, uzun saçlı. Oldukça akılda kalıcı!

 Geber!

 Bana biraz daha şampanya versene. Yeterince uzakta kaldın artık. Dansa var mısın?

 Bak sen. Bildiğin Külkedisi. Kırılmaz olduğumu söylediler!

 Ben de vurdum topa!

 Hemen ardından şöyle düşündüm: “

“Bu akşam yapacağım!”

Orkestramı toplayacağım. Maskeli balo gibi de olmayacak. Bütün maskeler açılacak!

 Hadi!

 Karın olmamı mı istiyorsun?

 Karınım demekten mutluyum ben. Ölmüş bir oğlumuz var diyorsan buna da itirazım olmaz. Fakat gerçekten öldüyse… Ne fark eder ki?

 Hayal meyal hatırlıyorum. O kaybettiğim harika yıllarımı tekrar yaşayacak gibiyim. Gerçek anlamda değil tabii, ama öyle hissediyorum. Hayal meyal hatırladığım şey seni mutlu görmekti. Zalim Helen’e ne oldu?

 Tüm piyasa ellerinin altında. Bacaklarımızı karşılaştıralım. Haydi. Karşılaştırmak bile saçma. Öncelikle benim bacağımın içi birayla dolu değil. Nasıl da ışıldıyor. Öyle pürüzsüz ki. Epilasyona hiç gerek kalmayacak. Dokun haydi. Yemin ederim elini hissedebiliyorum. İçime gıcık veriyor. Ojen varsa ayak tırnaklarına sürebilirim. Seni şeytan seni. Para ödülünü çoktan saymaya mı başladın yoksa?

 Yok canım. İki yabancı olsak da olur. Yüce Tanrım. Geçen yıllar hiç iz bırakmamış. Yüzünde bir tek kırışık bile yok. Hem zaten sen benden de çok acı çekmiş olmalısın. Dur bakalım!

 Benden mi geldi?

 Kırdım mı?

 Yok. Ses alt kattan geldi. Başka bir camdan kadındır. Kalitesiz bir ustaya yaptırmış olmalı. İyi oldu. Umarım tekrar görüşürüz.

– Nereye gidiyorsun?

 – Prova yapmam lazım. Yarışmada sana bol şans dilerim. Sana bir süreliğine de olsa yetecek miyim?

 Dans listemdeki tek isimsin. Bana ne zaman gülmeye başlarsın?

 Ben seni mutlu edeceğim. Başaracak olursan seni çok ama çok zengin biri yaparım. Keşke bacağımla eteğimdeki soğukluğu hissedebilseydim. Baksana, ne bir sarkma ne de bir varis var. İnsan bu bacaklar için nelerini feda etmez güzelim. Siz ikiniz, gülecek bir şeyler arıyorsanız bana gelin.

– Baba. Helen, er ya da geç hürmetini sunmak üzere çıkageleceğini biliyordum. Sana teşekkür etmeden önce on fırın ekmek yemen gerekiyor!

 Testere olayında bana o yardım etmişti, unuttun mu?

 Yalan söyleme. Ben de oradaydım, asıl sen unuttun mu?

 Peki. Peki, lütfen bağışla beni. Boş versen daha iyi baba. Çabaladıkça batıyorsun. Gidelim!

 Senden rica etmiyorum!

 Gidelim!

 Ne iğrenç bir adam bu!

 Bacak, bacak, bacak… Onu gömdüğümüzde ailenin sonu gelmiş olacak. Bana kalırsa ailemizin sonu çoktan gelmişti zaten. Seni buraya hangi rüzgâr attı?

 Buraya son geldiğimizde Chester burada tipi vardı, hatırladın mı?

 Hatıraların ne faydası var Narcissa?

 Biraz üzgün görünsene!

 Üzgün değilim ki. O gün çok mutluydum. Ben üstüne üstlük bir de kardan melek yapmıştım. Roderick, sağ ol. Parçada kullanmak üzere aklıma harika bir fikir soktun. Böylelikle, Amerika adına yarışan Chester Kent ile Sırbistan adına yarışan Büyük Gavrillo yarın akşamki Leydi Port-Huntley Biraları Dünyanın En Hüzünlü Müziği finalinde birbirlerine rakip oldular.

– Üşümeye başladım.

– Ne zamandır üşüyorsun?

 Senin özel kar ikramlarından biriyle karşılaşırım diye umuyordum. Sadece şarkımıza mı yoğunlaşsak ne?

 Nasıl istersen. Senin şu tenya beni işten uzaklaştırmaya karar verdi mi?

 Sanırım öldü. Üzüldüm. Gayet iyi geçiniyorduk. Belki de oturmuş yiyordur. Sanki içim boşalmış gibi. Bir de bana sor. Son parçayı bir türlü bitiremiyorum. Sonuç çoktan belli değil mi?

 Jüri uykusunda Amerikan Milli Marşını söyler gibi. İnsanların benim hak ettiğimi söylemesini isterim.

– Hangi insanlar?

 – Kardeşim. Şu ben baş ağrısından ölmek üzereyken tüm geceyi birlikte geçirdiğin eleman. Onu mahvedeceğim. Sırbistan aşkına her ikinizi de öldüreceğim. Dünya Savaşı başlasın artık. Kaç mermi sıkmam lazım daha!

 Roderick!

 Bana üçüncü kez saldırmış oldun. Deli olup olmadığın umurumda değil. Yetti artık.

– Niye ölmüyorsunuz?

 – Silahın yoktu ki. Büyük Gavrillo ıskalamış olamaz. İki ateşten sonra Saraybosna ve tüm dünya savaşa girecek. Dokuz milyon ölü, Narcissa. Oysa sen bir tanesini bile hatırlamıyorsun. Dur da ineyim. Gayet keyifli bir birliktelikti. Şeref turunda beni ararsın artık. Hindistan’a bayağı uzaksınız. Benim için 10 dakikalığına Eskimo kılığına girip kolay yoldan para kazanmaya ne dersiniz?

 Casuslarıma göre, Narcissa ile ta ki kız geçen akşam tundralara doğru uzaklaşana dek görüşmeyi kesmemişsin. Sana bitti dediğimde gerçekten bittiğini düşünüyordum.

– Bitmek üzere gibiydi.

– Bayağı bir iş hallettin Chester Kent. Haklısın. Benim bu yönümü seviyorsun sen de. Sen benim için bile bayağı büyük bir lokmasın. Seninle işim bitti mi diyorsun yani?

 Keşke öyle diyebilseydim.

 Artık topun ağzındasın diyorum.

 Öyle olsun.

 Bu akşamki parçamı dinledikten sonra beni o topun ağzından indirirsin diyorum.

 Dinle beni Helen.

 Yemin ederim senin gözünde tekrar eski konumumu kazanacağım.

 Bacağımın arkasına baksana.

 Çatlak falan olmasın sakın.

 Bir şey yok.

 Amerika’yı temsil eden Chester Kent havada da karada da zafer kazandı.

  Şimdi de suya boyun eğmiş çoktan unutulmuş olan Alaska’nın 1898’deki kayık trajedisini ölümsüzleştirmek istiyor.

  Şimdi de sahneye yaklaşan kişi; melankolinin maestrosu Sırpların kusursuz çellocusu Büyük Gavrillo!

  Final Amerika – Sırbistan Leydi Port-Huntley’nin hem jürilik yapıp hem de bu parçalardan birinde yer alması tuhaf değil mi?

 Mary, bence olağanüstü olmuş. Trajik fırtına geliyor. Dalgalar denizin gerçek fırtınasında tüyler ürpertici bir yanılsamayla kabarıyor. Tanrı aşkına!

 Mary!

 Kes şunu!

 Bu yabaniye biriniz dur desin!

 Kes şunu!

 Teddy!

 Teddy!

 Çok sağ ol Teddy. Helen.

İyi misin?

 Halime bir bak.

– İyi miyim sence?

 – Bunu halledebiliriz!

 Yapılan her şey tekrardan yapılabilir. Bu zorlukları aşacağız. Söz veriyorum sana. Sana güvenmek istiyorum.

– Beni buradan çıkarır mısın?

 – Elbette. Niye daha önce aklıma gelmedi ki. Kusura bakma. Çıkmak istediğine emin… Şimdi elime gülünecek bir şeyler verdin işte. Bunu jürinin son kararı olarak mı düşünmeliyim?

 Cehenneme git Chester!

 Vakti geldiğinde giderim. Öncelikle galibiyet sigaramı yakayım. Tanrının yardımıyla bunu hak ettim. “

” Sana baktığımda “

” Duyuyorum müziği “

” Gördüğüm tüm hayallerden Daha güzel motifli “

” Kalbimin derinliklerinden “

” Şöyle bir ses geliyor “

” Çalmaya başlıyor “

” Ardından kaybolup gidiyor “

” Eline dokunduğumda “

” Duyuyorum müziği “

” Afsunlu yerlere ait Güzel bir melodi gibi “

” Kalbimin derinliklerinden “

” Şöyle bir ses geliyor “

” Gün bugün mü?

 Uzaklaşın!

 Çalmaya devam edeceğiz. Tüm parçayı dinleyelim! “

” Duydum tek başıma Bu hoş melodiyi “

” Duydum tek başıma “

” Bu sevinçli nakaratı “

” Her daim içimde miydi acaba? “

” Niye öğrenmeni sağlayamıyorum? “

” Niye gitmesini sağlayamıyorum? “

” Niye kalbimin şarkı söylediğine seni inandıramıyorum? “

” Aşk, gençlik ve bahar temalı “

” Şahane bir melodi “

” Müziği güzel “

” Sözleri doğru “

” Sensin bu şarkı.  Soruyorum size.  Var mı benim kadar mutlu olanı?

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s