CANSEVER’İN HAYATI KUCAKLADIĞI ŞİİR: SALINCAK

(Betül Tarıman)

Çocukluğumuzu her daim bindirdiğimiz bir şeydir salıncak. Bazen bir çıkış noktası, bazen de kendimize gidip gelmekliğimiz… Hem de ileriyi daha iyi görebilmenin bir işareti olarak. Bu anlamda bakıldığında sallanmak, daha geniş ifadesi ile kendine yeni anlam katmanları buluyor. Bu barındırdığı anlam katmanları arasında, hayata ilişkin her şey var. Bir yerden bir yere gitmek, heyecan, aşkımsı bir şey, uçmak… Doğrusu bu ya insan salıncak dendiğinde çok şey hatırlayabiliyor ya da geçmişin o derin bahçesinde kaybolabiliyor. İşte tam da bu noktada şiirlerinde kendisi olmayı tercih etmiş Edip Cansever’in Salıncak adlı şiiri akla gelebiliyor. Cansever, Salıncak adlı şiirinde salıncağa farklı anlamlar yüklemiş, nesnelerle kol kola olduğu dünyasında; masaları, masa altlarını, tablaları, dolap arkalarını, cep içlerini, okuyanı şaşırtacak kadar iyi resmetmiş. Çünkü iyi bir gözlemcidir de o.

Buradan hareketle Cansever’in Salıncak adlı şiirine bakıldığında, onun Salıncak adlı şiirinin dört ana bölümden oluştuğu görülür. Şiirini bir tiyatro sahnesi gibi kurgulayan Cansever’in, Salıncak adlı şiirinin birinci bölümünde gün sabahtır. Daha çok da sabahın erken saatleri… Gün henüz uyanmak üzeredir. Henüz uyanmakta olan günde, bir oda tasvir edilir. Oda hayatı içine alabilecek kadar büyüktür ve odanın bahçeye açılan büyük bir penceresi vardır. Pencere ise ferahlamak için. Bu, yani pencere bir anlamda salıncakla ilişkilendirilebilir. Pencere ya da salıncak, hayata açılmanın bir göstergesi bir işaretidir de aynı zamanda. Bunun yanı sıra, odayı tamamlayan diğer unsur da masadır. Masa ortadadır. Genelde diğer masalarda olduğu gibi pek de yer değiştirmez. Çevresine insanların rahat oturabilmesi için konumlandırılmıştır. Yanda da bir kapı bulunur. Bir de şeyler; camdan bir yunus balığı, bir heykel… Oda da görünür kılınan her şey şiire taşınmıştır. Bununla birlikte sabahın olması, yeni günün kıpırtılarının da duvarda hareket etmesini sağlar. Ki bu kıpırtılarda hayatta karşılığı olan şeylerdir. Bunlar da gün tanrıları şeklinde adlandırılırlar ve hayatın devam ettiğine dair bir işaret de verirler bizlere. Pencereden bakıldığında ise; Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünen nesnelerden bazıları olarak göze çarpar. Dünyanın kalbinden fışkıran hayat öyle bir hızlı akar ki, gördüğümüzü sandığımız şeyler kimi kez gözden kaybolur ve ardından yeniden fotoğraftaki yerlerini hızla alırlar. Bu karmaşa içinde günlerden hangi gündür unutulur. Çünkü her şey birbiri ile yer değiştirmiştir. “Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne? / Salı! O bile yerinde değil” denilir. Bir düzen arayışı, hareket, sürahinin yerinden edilmesi… Sürahiye yer aranılması… Koyulup kaldırılması…

Zamanın içinde olan şeylerden bir tanesi de çıkrıktır. Çıkrık harekettir. Çıkrığın sürekli hareket etmesi şeyleri ve onların devingen dünyasını çağrıştırır. Her şey hareket halindedir ve yaşam sürüyordur. Uyum ve uyumsuzluk iç içedir. Bunun yanı sıra, “ Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara ” Ve her şey bir şeyi peşinden sürükler. “ Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua / Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni, ölümü taşımaya ” Cansever’in Salıncak adlı şiirinin ilk bölümünün son kısmı, sabahın tasviri ile son bulur. Duvarda gün tanrıları hareket ederken, hayata ilişkin bir takım şeyler de süresiz olarak hareket eder dururlar. Bunlar şunlardır; Terlik, iskemle gıcırtısı, ayak, tütün kokusu, soluma, kımıltı, terliğin çıkardığı ses… Ama her şeye karşın kadın sessizlik olarak varlığını, daha dört bölüm olarak tasarlanmış şiirin ilk bölümünden itibaren hissettirir. Kadın sessizliktir. Dört bölümden oluşan şiirin tamamında da kadın yerini yalnız, uyumsuz ve çaresiz hali ile alır. Sürekli olarak kadının şiir kişisi olması, dönüp dönüp anlatılması onun, yani şairin bir arayış içinde olduğunu bize gösterir. Onu yani kadını, kadının içindeki sıkıntıyı, sıkıntının nedenliğini, arar durur bir şeyleri gösterme çabası içinde. Bu şiirin ikinci bölümünde daha net bir şekilde görülebilecektir. Bunun yanı sıra ilk bölüm hariç salıncakta. İlk bölümde salıncağın yer almamasının sebebi: kurgulanmış şiirde, şiire bir başlangıç yapılmak, yani bir durum gözler önüne serilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.

Şiirin ikinci bölümü ise, günün iyiden iyiye ışıması ile devam eder. Bu kez odanın orta yerinde, eşyalar değil de bir kayalık vardır. Kadın ve salıncağa ek olarak kayalıkta artık bu bölümden itibaren varlığını iyiden iyiye hissettirir, o da koroya katılır. Burada kayalık sıkıntı olsa gerektir. Hayata başkaldırmanın göstergesi olarak odanın tam orasında yerini alır. Bir de sarı bir kertenkele… “Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık / Sarı bir kertenkele… Onunla her şey bir iki sıçrar, durur / Başkaldırır, düşer / Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra? / Bir su arayışı, bir bozgun… Biz buna bozgun diyoruz, her şey / her şey her şey her şey” Her şeyin başkaldırısına bu kez kadın da katılır. Zaten ilk bölümün son kısmı, kadının sessizliği ile bitmiştir. Kadının sessizliği bundan sonra başkaldırıyı doğuracaktır. Kadın kendi çabası içinde üşenmez ama sağdığı yine de yokluktur. “ Çünkü o kadın / Uzanır, sağar bir yokluğun içinden / Gene bir yokluğu sağar, üşenmez / Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır / Çıkar boş kuyulardan katılaşmış akşamüstleri” Sabahta bile akşamüstleri düşünülür. Katılaşmış akşamüstleri… U sesi ise zamanı, donmuş zamanı harekete geçirmek için bir çaredir ve sanki bunu duyurmak için vardır. Buradan itibaren sesler de devreye girerler. Nesnelerle iç içe yaşadığımız dünyada seslerden ayrı bir dünya da düşünülmez. “ Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur / Yaratılmaya uygun bir ses, U” Tam da bu arada boğuntudan kurtulmak için bir salıncak düşünülür. “Tanrım bize bir salıncak!” der şiirin ikinci bölümünde tanrıya yakararak. Sanki bu şekilde, yani salıncağa sahip olunarak hayata ilişkin tüm sıkıntılar aşılacak ve insanı sıkıntıya sokan her şey de unutulacaktır. “Unutmak, unutmak, unutmak / Tanrım! / Taş kesilmemek için taş / Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz ” Kadın da tüm yakarışlar, taşlaşan şeyler içerisinde kımıldamak ister olmaz, yol bulmak ister olmaz. Bu olmazlar arasında odanın ortasında bulunan kayanın bir parçası olduğunu düşündüğümüz bir kaya daha çatlar ve bunu diğerleri izler. Bu sıkıntının, çıkışsızlığın neden olduğu bir parçalanmadır. Ve oda ile birlikte düşünülmüş diğer şeyler de koroya katılırlar adeta. Bunlar, yunus balığı, heykel, yaz kelebeği, kapıdır. Daha çok da şiirin bu ikinci bölümünde çıkışsızlık ve bununla birlikte tanrıya yakarış söz konusu edilir.

Şiirin üçüncü bölümünde ise kadına ilişkin bir takım özellikler verilir. Beyaz giysili olduğunu öğrendiğimiz bu kadına ilişkin özelliklerse şu dizelerle anlatılır daha çok; “ Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil / Bir aralık gibi durur dünyada” Burada, kadının kadınlığından daha çok, insanlığın geniş macerasını, onun sorunlarını deşer. Bununla birlikte insanlığın geniş macerası içinde kadın bir aralıktır ona göre. Bir aralık, gitmekle kalmak arasında bir aralık… Ne kapanır ne de açılır bir aralık… Özellikler devam eder: “Ne yapsa, neye uygulansa / bir aralıktır şimdi dünyada / Bir aralık, bir aralık! / Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara / Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi / Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan / Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi ” Kadına yüklenmiş bu özelliklerden hemen sonra şiire de ad olmuş, kurtarıcı olarak düşünülen salıncağa geçilir. Ve ardından da tanrıya yakarış sürer. Tanrıya yakarıştan amaç, kadını içinde bulunduğu güç durumdan kurtarmaktır. “Tanrım ona bir salıncak! / Bir gidip bir geliversin diye boşlukta / Umutla, erinçle, tutkuyla / kendine kendine kendine katlanarak / hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine ” Ki kendine, hayata küs olduğunu anladığımız bu şiir kadını için şiir, kadını umuda sürüklemek üzere vardır ve salıncak bir anlamda burada umudu imler. Burada Cansever’in umutsuzluğu işaret ederek göstermeye çalıştığı şey de aslında umuttur. Çünkü umut hep vardır. Umutsuzluk hayattan da umut kesmektir bir anlamda. Ayrıca o, “yalnızlığı, uyumsuzluğu ve çaresizliğiyle bireyin gün içindeki durumlarını saptar; kırgın ve umutsuz bireyi döne döne anlatışıyla, umutsuzluğun içindeki arayış olarak “umud”u göstermeye çalışır.” (Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, YKY, cilt. I, s. 214 İstanbul, 2001) Tüm bunların yanı sıra, onun genelde modern çağın beraberinde getirdiği sıkıntıların birey üzerindeki olumsuz etkilerini anlattığını; bir anlamda kendini ve insanın toplum içindeki yerini sorgulayarak, şiirlerinde nesnelerden kurulu bir dünya oluşturmuş olduğundan da söz edilebilir. Bu daha çok da kendine ve çevreye yabancılaşmış bireydir. İşte tam da burada kadın sorar. Bu da iyidir, yani kadının sorması, sorgulaması, kendini, neliğini… “ Sorar o çiçekleri – bir çiçek olamayan yalnız – sorar sorar sorar / Nereye kadar bilinmez / Hani bir sormasa… korkunç!” Ve söyletir ihtiyar bir zangoçun ağzıyla: “İhtiyar zangoçunun ağzıyla / Günaydın! / İyi bir gün başlar ne de olsa” Çünkü hayatın çirkinliklerinin yanı sıra güzellikleri de vardır.

Şiirin dördüncü ve son bölümünde ise günün iyi başladığı göze çarpar. Ötekinden, var olduğu düşünülen dünyadan, yaşanılan dünyaya geçilir. Şiirin başından beri bir nesne olarak var olan pencere hayata ve tüm güzelliklere de tanıklık etmek için vardır yine. Pencereden hayata bakılacaktır, kadın da oradan kendine ve hayata. Kaya ise dördüncü bölümde de varlığını sürdürür diğer bölümlerde olduğu gibi. Söylenmemiş, yaşanmamış her şey nerdeyse hep kaya, kayalardır. Bunlara, otlar, böcekler, sular da eklenir. “Tek imge kayalardır, işte orada / Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada / Her şey hep kayalardır; otlar da, böcekler de, sular da / Günler de, zamanlar da” Kaya da belki kadındır. Söyleyemedikleri, yaşayamadıkları ile. Kadının özelliklerine bir yenisi daha eklenir ardından: bu da onun kendinde kaldığıdır. “Bir ayak boyu yerde, bir kadın / Bırakılmış gibi yıllarca” Taş sıkıntı olmaya devam eder bu bölümde de. Fakat bu kez kadının içindeki sıkıntı taşa benzetilirken bu bölümde kadın taşa benzesin, taş olsun istenmez. Ve yakarış bir çığlık halini alır ardından. “Tanrım ona bir salıncak! / Taş kesilmesin diye taş / Donakalmasın diye boşlukta.” Buna diğer dilekler de eklenir, görmeden dahi bir şeyler hayal edilsin, uzağa daha iyi bakılsın istenir. Hatta durum daha da ileriye vardırılarak salt kadın için değil, tanrı için de bir salıncak dileğinde bulunulur. Ki belki de hepimize. Çünkü salıncak; öteye geçmek, sıkıntıyı aşmak, hayata daha iyi tutunmak için vardır ve var olacaktır. Belki de ayaklarımızı yerden kessin için bizi beklemektedir. Cansever’in, “İnsanlığın genel macerası içindeki “ben”i sorgulamaya çalıştığı” Salıncak adlı şiirinin son bölümü şu dizelerle biter: “Hani o balıkçılla yarışan çaylağa / Kırpışan gözleriyle bakan gemici / Gibi / Baksın o da görmeden / Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri. / Tanrım size bir salıncak!”

SALINCAK

I.

Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere

Ortada bir masa

Yanda bir kapı

Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel

Sabah. Duvarda gün tanrıları

Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden

Görünür ama görünmez

Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne?

Salı! O bile yerinde değil

Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak

Nereye?

Bilmem!

Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle

İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz

Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar

Çıkrık

Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı

Duyulur bu ara

Duyulmaz ama duyulur

Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua

Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni, ölümü taşımaya

Sabah. Duvarda gün tanrıları

Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta

Aşağıda

İskemle gıcırtısı, ayak

Tütün kokusu, koku

Yaz kelebeği tadında bir soluma

Yer değiştirme, kımıltı

Tekrar soluma

Kadın

Sessizlik

II.

Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık

Sarı bir kertenkele… onunla her şey bir iki sıçrar, durur

Başkaldırır, düşer

Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra?

Bir su arayışı, bir bozgun… Biz buna her şey diyoruz, her şey

Her şey her şey

Çünkü o, kadın

Uzanır, sağar bir yokluğun içinden

Gene bir yokluğu sağar, üşenmez

Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır

Çıkar boş kuyulardan katılaşmış akşamüstleri

Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere

Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler

Yani olanlar olmuştur bir kere

Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur

Yaratılmaya uygun bir ses, U

Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz

Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür

Tanrım bize bir salıncak!

Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri

Bir daha, bir daha, bir daha

Unutmak, unutmak, unutmak

Tanrım!

Taş kesilmemek için taş

Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz

Kadınsa kımıldamak ister, olmaz

Solumak birdenbire

Gene olmaz

Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna

Bir kaya daha çatlar

Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya

Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz

Çıkar o yunus balığı, o heykel

Yaz kelebeği, kapı

Sonra?

III.

Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa

Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın

Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk bir umut gibi değil

Bir aralık gibi durur dünyada

İşte bir soru!

Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu

“ Önce hep gece vardı” diyen bir kitapla

Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz

Diyoruz; çünkü o, kadın

Ne yapsa, neye uygulansa

Bir aralıktır şimdi dünyada

Bir aralık, bir aralık!

Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara

Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi

Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan

Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi

Tanrım ona bir salıncak!

Bir gidip bir geliversin diye boşlukta

Umutla, erinçle, tutkuyla

Kendine kendine kendine katlanarak

Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine

Tanrım

Tam burada

Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan

Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla

Sorar o çiçekleri – bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar

Nereye kadar bilinmez

Hani bir sormasa… korkunç!

Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz

Sonra?

Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya

Karanlık bir kilisenin

İhtiyar zangoçunun ağzıyla

Günaydın!

İyi bir gün başlar ne de olsa

IV.

İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya!

Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere

Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor

Pek açık değil. Değil de… Size. Tanıklık ediyor bir de

Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz

Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler

Yaşıyor o kadar

İşte

Yaşamış bir kadın yaşıyor orada

Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa

Var ya

Orada

Tek imge kayalardır, işte orada

Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada

Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada

Her şey hep kayalardır; otlar da, böcekler de, sular da

Günler de, zamanlarda

– Görünen bir zamandır çünkü orada-

Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada

Değilse bir hareket bu, yalnız orada

Orada

Bir ayak boyu yerde, bir kadın

Bırakılmış gibi yıllarca

Tanrım ona bir salıncak!

Taş kesilmesin diye taş

Donakalmasın diye boşlukta.

Hani o balıkçılla yarışan çaylağa

Kırpışan gözleriyle bakan gemici

Gibi

Baksın o da görmeden

Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.

Tanrım size bir salıncak!

Betül Tarıman

(Patika, sayı 57, Nisan – Mayıs – Haziran 2007)

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s