TO METEORO VİMA TOU PELARGOU /Leyleğin Geciken Adımı (1991)

 

Mülteci Dramı

143 dk

Yönetmen: Theodoros Angelopoulos

Senaryo: Theodoros Angelopoulos, Tonino Guerra, Petros Markaris

Ülke: Fransa, İtalya, Yunanistan, İsviçre

Tür: Dram, Romantik

Vizyon Tarihi:13 Eylül 1991    (Kanada)

Dil: Fransızca, İngilizce, Yunanca

Müzik: Eleni Karaindrou

Çekim Yeri: Florina, Macedonia, Greece

Kelimeler: sınır, politikacı, mülteci, ilk görüşte aşk, minimalizm,

Nam-ı Diğer: The Suspended Step of the Stork

Oyuncular: Marcello Mastroianni , ,Jeanne Moreau , Gregory Patrikareas ,Ilias Logothetis , Dora Hrisikou

Devam Filmleri

1991 – Leyleğin Geciken Adımı (1,216)7.7

1995 – Ulysses’in Bakışı (4,522)7.6

1998 – Sonsuzluk ve Bir Gün (6,371)7.8

Özet

Yunanistan sınırında, sürekli bir mülteci akımının olduğu bir bölgede geçen film, yörede bulunan bir gazetecinin mülteciler arasında tanıdık bir yüz görmesi üzerine yaptığı araştırmayı anlatıyor. Psikolojik derinliği ve Angelopoulos’a özgü anlatımıyla öne çıkan film etkileyici bir politik drama

Hakkında

birgaripvampir.blogspot.com

Güneş yüzü görmeyecek denli hüzünlü filmlerin yönetmeni Angelopoulos’u ise filmografisi açısından erişilmez bir yere koymak durumundayım. Kendi ifadesiyle ile bir melankoliktir. Fazla zorluk çekmeden iddia edebilirim ki, Angelopoulos halen yapıtlarının ele aldığı konular ve sinematografik estetiği itibariyle nefes almayı sürdüren en önemli yönetmendir. Tarkovsky üzerine söylediklerimi aşağı yukarı onun için de tekrarlayabilirim. Onun sineması da izleyiciyi izleme esnasında filmin sorunsalı ile haşır neşir olmaya davet etmektedir.

Örneğin To Vlemma tou Odyssea‘da Tuna nehri boyunca Lenin’in heybetli bir heykelinin taşındığı çok uzun bir sekans vardır ve o dakikalar boyunca sürekli heykeli ve arada bir de kıyıdan nehre dönüp istavroz çıkaran insanları izlersiniz. Bu bir cenaze törenidir şüphesiz ve komünizmin ölümü teması bundan daha estetik bir şekilde anlatılamazdı. Çekim bütün ağırlığı içinde, sizi tarih ve değişen durum üzerine tefekküre çağırır, bunun için zaman ve imkân sağlar. 

Angelopoulos’un çekim teknikleri onun yönetmenliğini farklı bir konuma yerleştiriyor. Stüdyo çekimi içermeyen, ağır, akıcı, kesintisiz ve dairesel kamera hareketlerinden, tamamen uzak çekimlerden kurulmuş ve montaja ihtiyaç duymayan filmler yapmaktadır ısrarla. Her sahne için sadece bir tek doğru açı olduğunu düşünür. Aşırı titizdir, öyle ki, Harvey Keitel, ona, “Senin bir plan çekim için harcadığın zamanda, Tarantino filmini çoktan çekip bitirirdi” diyecektir. 

Filmleri genellikle karakterlerin epik bir tarzda içe ve dışa doğru kat ettikleri yollar ve aşılamayan, yahut aşılan ama hep bir yenisi ile karşılaşılan sınırlar üzerinedir. Karakterlerinden biri, “Sınırı geçtik ama hep oradayız, evimize varana dek daha kaç sınır geçeceğiz?” der. Sınır ve sürgün kavramları Angelopoulos’un sinemasının merkezini tutuyor desek yeridir. Yine Meteoro vima tou pelargou(Leyleğin Havada Kalan Adımı) adlı filminde, komutan Yunanistan ve Arnavutluk arasındaki sınır çizgisinde dikilir, karşıda Arnavut nöbetçiler tetiktedirler, bir ayağını havaya kaldırır ve der ki: Bir adım daha atarsam, başka bir yerde olurum… ya da ölürüm. Angelopoulos’a göre sınırlar ortadan kaldırılması gereken kötülüklerdir.

Leyleğin Havada Kalan Adımı’nı düşününce hemen zihnimde sınırdaki düğün sekansı beliriyor. Seyredenler varsa mutlaka hak vereceklerdir; bir şiirin en yoğun bölümü gibidir. Evet, Tarkovsky ya da Angelopoulos gibi isimler sadece birer sinema yönetmeni değil, şairdirler. Çünkü iyi bir sinema filmi bir şiir gibidir ve bu isimlerin bir şairden tek farkları eserlerini hazırlarken kullandıkları araçlardır: Kalem yerine kamerayı, kâğıt yerini selüloid film şeritlerini, kelimeler yerine görüntüleri kullanmaktadırlar. İmgeleri bütünüyle çözümlenip rasyonel bir dile çevrilemez ve oradan da yazıya dökülemez. Rusya’da Tarkovsky çizgisini sürdüren Sokurov’un Mat i Syn(Ana ve Oğul) adlı yapıtını hatırlayabiliriz belki. Nasıl anlatabilirsiniz o filmi, kelimeler yetersizliklerini itiraf edip tüyüyorken?

Erişim: http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:UfdKSkRVm9sJ:birgaripvampir.blogspot.com/2008/05/hzne-ve-baka-pek-ok-eye-dair.html+&cd=5&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Film Alt Yazısı

Görevim için sınıra giderken  Pire’de meydana gelen olayı düşünüyordum.

 Yunanlı yetkililerin politik sığınma hakkı vermediği Asyalıların denizde  yüzen cesetleri.

 Yunan Bandıralı “Okyanus Kuşu”nun güvertesinden suya atlayarak ölmeye karar vermeleri  Pasifik’i geçerken cesetlerinin bulunması.

 Biri nasıl gider?

 Niye?

 Nereye gitmek için?

 Eski unutulmuş mısrada olduğu gibi mi? “

“Ve bir sefer vaktinin daha geldiğini unutma  “

“Rüzgâr gözlerini uzaklara sürükler” 

Nasılsınız teğmen?

 İyiyim, teşekkürler albay.

 Er Kouvopoulous, Michail.

 Benim korktuğum sınır değil  ama yanlış bir hareket ölümle sonuçlanabilir.

 Burada zaman geçmez 

Sadece, geceleri nehrin gürlemesinden korkarım.

 Sınırları bilir misin?

 Bu mavi çizgide Yunanistan bitiyor.

 Bir adım daha atarsam  “Başka bir yerde” olurum  veya ölürüm.

 Bunu işittin mi?

 Hayır.

 Benimle gel.”

“Aşk dolunaydır “

“Beni çıldırtıyor “

“Ve seni düşlüyorum Seni üçüncü defadır yakalıyorum.

 Bir daha olursa seni tutuklarım.

 Anladın mı?

 Geçen sene, nehirde yüzen bir sigara paketi yüzünden ateş açıldı ve on kişi öldü.

 Ticaretin nasıl yapıldığını görüyot musun?

 Bunları hiçbir şey durduramıyor.

 Yürü!

 Bas git!

 – Nasılsın evlat.

 – Sağ ol.

 Yayladaki karla kaplı küçük köyü görüyor musun?

 Orası sınıra en yakın köy.

 Bölge halkı oraya “Bekleme odası” diyor.

 Neden?

 Yıllar önce köyün terk edilmiş bir bölgesinde  kimi komşulardan, kimileri farklı ülkelerden mülteciler kalırdı.

 Erkekler, kadınlar, çocuklar  Türkler, Kürtler, Lehler  Romanyalılar, Arnavutlar, İranlılar iltica etmek için sınırı geçenler.

 Yunan Hükümeti onları bu çeyrek bölgeye yerleştirdi  ama zamanla sayıları o kadar arttı ki  bütün köyü kapladılar.

 Hepsi “Başka bir yere” gitmek için kâğıtlarını beklediler.

 Ve bu “Başka bir yer”in anlamı onlar için farklıydı.

 Efsanevi 

Neredeydin?

 Marketi arıyordum.

 Beraber misiniz?

 Seni bir yerden tanıyorum  Seni televizyonda mı görmüştüm?

 Evet.

 Değil mi?

 Bir  Bir  Bir  Üç  İki  Yedi  Yedi  Yedi  Dokuz  Sıkıcı bir gündü.

 Soğuk ve nemli.

 Bir an için güneş kararsızca açtı!

 Sonra hava yine kapandı.

 Kayıtta mısın?

 Bir Kürt: Kimyasal silahlar ve baskılar yüzünden  ülkemizi terk ettik.

 Yunan-Türk sınırına geldiğimizde  Meriç Nehri’ne yakın bir yerde, beş gün beş gece aç kaldık.

 Bir Arnavut: Sınırı geçtikten sonra  gerçek işkence başladı.

 Ölümü ardımda bıraktığımı biliyordum  ve özgürlüğe doğru yürüyordum 

Hayatımda hiç koşmadığım kadar hızlı koştum  Taşlara ve yabani çalılara takılarak yuvarlandım.

 Hala ellerimde ve ayaklarımda çürükler var.

 Sesler duydum ve askerler zannederek korktum.

 Bir İranlı: Ayın ölmesini isteyeceğimi hiç zannetmezdim.

 Ama hatırlıyorum da o an, ayın ölmesini diledim.

 Ortaya çıkmasını, ışıklarının bana ihanet etmesini istemedim, beni yakalayacaklardı.

 Belki de ölüm korkusuydu.

 Geçmeyi başaramasaydım belki ardımda bıraktığım yolla  beni bekleyen ölüm eşanlamlı olacaktı.

 Niye tekrar oynatıyorsun?

 Bu adamı bir yerden hatırlıyorum.

 Ne olmuş yani?

 Boşver, sen devam et.

 Ben fotoğraf arşivine bakacağım.

 İşin bittiğinde aynı görüntüye dön lütfen.

 E Bölgesinin kalan fotoğrafları burada.

 – Başka bir şey var mı?

 – Hayır.

 Üzgünüm ama bir türlü Yunanca öğrenemedim.

 İngilizce konuşabilir miyiz?

 Olur.

 Ama çok vaktim yok.

 Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.

 Ama işimin gereği.

 Bir sigara alabilir miyim lütfen?

 Teşekkürler.

 Konu eski kocanız hakkında.

 Onun hakkında bulabileceğim bütün bilgilerle ilgileniyorum.

 Kaybolması hakkında.

 Artık hiçbir anlamı yok.

 Bir politikacının ortadan kaybolmasına her gün rastlamıyoruz.

 Özellikle de bu şekilde olmasına.

 Birden, ortada hiçbir sebep yokken  ayağa kalktı ve meclis salonunu terk etti.

 Peki neden şimdi?

 Bunca yıldan sonra, geçmişte kaldı.

 Artık yeni bir hayatım var.

 Benden ne istiyorsunuz?

 Karanlıkta kalan çok şey var.

 40 gün sonra geri döndü.

 Hiçbir şey hatırlayamadığını söyledi.

 Anlatmam gereken her şeyi  o zamanlar polise anlattım.

 Bana yardım etmeyi reddetseniz bile  yine de devam edeceğim.

 Kitabı için bir ödül kazanmıştı.”Yüzyılın Sonundaki Umutsuzluk” için.

 Affedersiniz, kocam beni arıyordur.

 Bu akşamki programımızda  Üç büyük partinin liderleri ilk kez kamera karşısında bir araya gelecekler.

 Burada bir değişiklik yapalım  Tüm cümleyi bir arada söylemeyi deneyeceğim.

 Bu akşamki programımızda  Üç büyük partinin liderleri ilk kez kamera karşısında bir araya gelecekler.”Yüzyılın Sonundaki Umutsuzluk.” Önsöz yerine.

 Neden bu satırların 31 Aralık 1999’da yazıldığını farz etmiyoruz.

 Burada kanal logosu için ara verelim  veya sesle devam edelim  veya kanal logosu için durabiliriz  veya müzik  ya da ne olursa  değil mi?

 Kanal logosu  Tekrar  Lütfen sessiz olun!

 Bir  İki  Üç  Hala burada mısın?

 Patron burada mı?

 Politik liderleri memnun etmeye çalışıyor.

 Gidelim.

 Her şey hazır.

 Başlayabiliriz.

 Seni arıyordum.

 Bir kaç gün daha ekibe ihtiyacım olacak.

 Bakarız.

 Önemli bir noktaya geldim.

 Çok önemli.

 Neden karanlıkta oturuyorsun?

 Bugün on saat boyunca prova yaptım  Bitmiş vaziyetteyim.

 Hiç böylesini görmemiştim.

 Sonra müziği bir türlü tutturamadık.

 Yine mi gidiyorsun?

 Kitabın sonunu bir dinle.

 Bir soru.

 Kolektif bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi  için kullanmamız gereken anahtar kelimeler nelerdir?

 Girebilir miyim?

 Kasetçalarınız var mı?

 Ondan aldığım son mesaj buydu.

 Telesekreterimde bulmuştum.

 İkinci kez gidişinden üç gün sonra.”

“Sağlığını ve mutluluğunu diliyorum.”

“Ama bu yolculuğunda sana katılamayacağım, “

“ben sadece bir ziyaretçiyim.”

“Dokunduğum her şey beni yaralıyor.

 Onun sesi olduğuna eminim.”

“Ayrıca bu bana ait değil.”

“”Bu benim” diyecek birisi daima olacaktır.

 Seni aşağıda bekliyoruz.”

“Bir seferinde küstahça söylediğim gibi, “Benim bir şeyim yok.” “

“Artık hiçin, hiç demek olduğunu öğrendim.

 Bunu ödünç alabilir miyim?

 İlk gidişinden sonra geri döndüğünde, her zamanki hayatımıza geri döndük.

 Bir yabancı gibiydi.

 Dalgındı  O kadar ümitsizdim ki.

 Yolculuğunu hatırlamasını istedim.

 Meclis salonundan sonrasını hatırlamaya çalıştı.

 Benimle tartışmadı.

 Kabul etti.

 Kim gelmiş?

 Affedersiniz!

 Seni ararım, tamam mı?

 Bir yılbaşı zamanına yakın  düzenlenmemiş bir dükkan vitrinini önünde durmuştu.

 Neye baktığını bilmiyordum.

 Üç bilge adama mı yoksa kutsal yıldıza mı?

 Sokak boyunca yürüdü.

 Orada durdu ve bekledi.

 Sonra şehir dışına giden bir otobüse bindi.

 Tüm yolculuk boyunca pencereden baktı.

 Başka birisine dönüştüğünü görebiliyordum.

 Yavaş yavaş.

 Orada olmadıklarını farz edin.

 Bir oda tuttu.

 Yedi numara.

 Odasına çıktı.

 Kapıyı açtı.

 Böyle bir ışıkta, böyle bir gündü.

 Abajurdan gelen yumuşak ışıklar hariç.

 O gece seviştik.

 Vahşice, sessizce, birbirimizi tanımıyormuş gibi.

 İki yabancı gibi.

 İlk kez bir sinemanın karanlığında tanışmışlar gibi.

 Sabah uyandığımda  gitmişti.

 Bir daha asla geri dönmedi.

 Onunla beraberken öyle acı çektim ki.

 Nefes alamadım, kaybolmuştum.

 Saklı bir yarası vardı.

 Bunu benimle paylaşmamasına dayanamıyordum.

 Beni nerdeyse çıldırtıyordu.

 Sık sık rüyasında öldüğünü görüyordu.

 Hayır, hayır, yapmayın.

 Bütün bunlar faydasız.

 Öldü.

 Ne zaman veya nerede bilmiyorum.

 Ama öldü.

 İlk seferinde kaybolduktan sonra insanlar beni Yunanistan’ın farklı yerlerinden aradılar.

 Onu gördüklerini iddia ettiler.

 Bir keresinde tren istasyonunda, bir keresinde de mezarlığın önünde çiçek satarken.

 Birisi onu inşaatta çalışırken görmüş.

 Birisi de Ptolemaida’da fabrikada çalışırken gördüğünü bildirdi.

 Bir kadın, onu bir meydanda oturup sigara içerken görmüş.

 Başkaları da dini bir törende yağmur duası ederken görmüşler.

 Bazen orada, bazen burada.

 Ama hep kuzeye gidiyormuş.

 – İşi mahvettik.

 – Şimdi ne olacak?

 Devam edeceğiz.

 Daha sonra defalarca kendime sordum 

Şehir mi bahaneydi kendisi mi?

 Yüzü tuhaf bir sebatla  karanlıktan sıyrıldı.

 Birisi nasıl gider?

 Niye?

 Nereye gitmek için?

 Günaydın.

 Geçen gün patates satan  yaşlı adamı arıyorum.

 Ne dememi istiyorsun  Kimden bahsettiğimi anladın mı?

 Arnavutluktan gelen bir mülteci olduğunu duymuştum.

 Mülteciler bölümünde yaşıyordu.

 İki güne bir gelip bana patates satardı.

 Tüm bildiğim bu.

 Neden hepsinin toplandığı kahveye gidip sormuyorsun?

 – Hangi kahve?

 – Şuradaki.

 Biz yerlilerin onlarla pek işi olmaz.

 Şu tarafta.

 Son zamanlarda beladan uzak kalamıyorsun.

 Ne olmuş?

 Neden gitmiş?

 Neden birisi her şeyini bırakıp gider ki?

 Eğer aradığını kişi oysa tabii.

 Bekleyin.

 Konumuz ne?

 Neden gittiğinden veya o olup olmadığından?

 – Hadi bilardo oynayalım.

 – Adamımsın!

 – Gidelim.

 – Nereye?

 Bir yer buluruz.

 – Geliyor musun?

 – Sonra buluşuruz.

 Ne istiyorsun?

 Burada ne işin var?

 Affedersiniz

 Bana Yunan asıllı mültecilerin burada  kaldıkları söylenmişti.

 Birisi hakkında bilgi edinmek istiyordum.

 Anlıyor musunuz?

 Bekliyoruz.

 Tamam, geliyorum.

 Nerdeyse gün doğacak.

 Bana başka birisinin ismiyle seslendin.

 Kim o?

 Yine mi bağırdım?

 Gitmeliyim.

 Gitmeliyim.

 Sırılsıklam oldum ve kayboldum.

 Sizi rahatsız etmek istemem.

 Ekmeği getirdim.

 Bu havada şart değildi.

 Ayakkabılarını çıkart.

 Biraz saman getir.

 Bu bitkiler sessizliği severler.

 Karanlıkta doğup büyürler.

 Bana bir uçurtma hikâyesi anlatacağına söz vermiştin.

 – Şu anda mı?

 – Evet.

 Biraz daha saman getir.

 Dünya güneşe çok yakınlaşıp da yanmaya başlayacağı zaman 

Gezegenimizdeki insanların gitmeleri gerekecek.

 Ve tarihe “Büyük Göç” diye geçecek olan bu olay  böylece başlayacak.

 İnsanlar olabilecek her şekilde evlerini terk edecekler  Hep beraber Büyük Sahra’da toplanacaklar.

 Orada bir çocuk uçurtma uçuracak 

Gökyüzünde, çok yükseklerde.

 Ve yaşlısı genci bütün insanlar  İpin ucuna yapışacaklar  Ve bütün insanlık uzaya yükselecek  Başka bir gezegen arayacaklar.

 Kimisi bir bitkiyi kucaklayacak, kimisi bir gülfidanını  Bir avuç tohumu, yeni doğmuş bir yavru hayvanı.

 Kimileri de insanlar tarafından yazılmış  şiir kitapları taşıyacaklar.

 Çok uzun bir yolculuk olacak.

 Peki yolculuk nasıl sona erecek?

 Mülteciler istedikleri bir ismi alacaklar.

 Çoğunun belgeleri yok.

 Kim kimdir kanıtlamak zor.

 Kamptaki topal köpeği hatırlıyor musun?

 Her yere peşimden geliyor.

 Sahibi olacak köylü bir şarkıcı kadına âşık olup delirdi.

 Köpeğinin bacağını kesti ve kulübesini ateşe verdi  sonra da içeriye dalıp bir meşale gibi tutuştu.

 Zavallı köpek üç gün boyunca inleyerek kulübenin önünde bekledi.

 Bir numara.

 Tanrı’nın unuttuğu ülkenin bu bölümü  sanki farklı bir boyutta yer alıyor.

 Yalnızlık  Belirsizlik  Sürekli bir tehdit hissi.

 İnsanlar deliriyorlar.

 Gece çöküyordu.

 Sonra mültecilerin bölgesinde  donmuş gecede alevlerin önünde ateş yakan ve bağıran  çocukların seslerini duydum.

 Bilmiyordum 

Bilmiyordum

 O zamanlar anlayamamıştım.

 Sen umutsuz birisin!

 Gelsene.

 Merhaba!

 – Günaydın.

 – İyi akşamlar demek istedin her halde.

 Dimitris seni arıyordu.

 Dün ortalarda yoktun.

 Ne oldu?

 Moralin mi bozuk?

 Karısını aradım.

 İlk trenle geliyor.

 Doğrudan kalbine!

 Bahsi arttıralım mı?

 Tamamdır.

 Yeni oyun!

 Maria  Eleni  Beni bekle!

 Neden benimle konuşmuyorsunuz lan?

 Ananıza, avradınıza mı küfrettim?

 Lan buraya geldiğiniz zaman yatacak yeriniz yoktu, Sizi odalarıma koydum, size iş buldum.

 Şimdi bana karşı çıkıyorsunuz, lan!

 Kes lan sesini!

 Orospu çocuğu!

 Hain!

 Ben hain değilim!

 Ben hain değilim!

 Ben hain değilim!

 Kan!

 Kan!

 Bir doktor bulun!

 Çabuk!

 Hadi bakalım yatağına!

 İyi geceler!

 Annem sınırı geçerken öldü.

 Babam bu gece geç kaldı.

 Yine mi kayboldun?

 Sırtım ağrıyor  Donuyorum.

 Bütün gün telefon direğinin tepesinde kuş gibi oturdum.

 Sınır boyunca fırtına yüzünden telefon hatları kesilmiş.

 Bazılarımız  onarmak için tüm gece çalışacaklar.

 Yemek ister misin baba?

 Evimiz, senin de evin!

 Evimiz!

 Sınırı geçtik ama hala buradayız.

 Evimize varabilmek için daha kaç tane sınırı geçmeliyiz?

 Bizimle yemek ister misin?

 Geç oldu.

 Beni bekliyorlar.

 İyi geceler.

 Gazeteciyim.

 Ne oldu?

 Karışıklık!

 Anladıysam Tanrı cezamı versin.

 Özgür olabilmek için sınırı geçtiler 

Ve buraya, bu bok çukuruna geldiler 

Yeni sınırlar çizildi, dünyayı küçülttüler.

 Hiç konuşmazlar

 Sessizlik kanunu 

Olay Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında mı  veya Kürtlerle Türkler arasında mı  veya kendi dedikleri gibi devrimcilerle “fırsatçılar”  arasında mı kimse bilmez.

 Aşağıya indirin.

 Geldiğiniz için teşekkürler.

 Geçen akşam bir şey oldu.

 Kötü bir olay gerçekleşti.

 

Lütfen.

 Yedi numara.

 Nerede?

 Geçtiğimiz gün öğlen  Marketin yanında patates satıyordu.

 Yarın görüşürüz öyleyse.

 Sonunda bazı bilgiler buldum.

 Aradığın kişi polise teslim olmuş  on sekiz ay önce  Arnavutluktan gelen diğer mültecilerle beraber  politik sığınma talebi istemiş.

 Adı ne?

 Bana söylediğin isme hiç benzemiyor.

 – Politik sığınma mı?

 – Ne yapabilirsin ki?

 Seni rahatsız ediyor, değil mi?

 Arkadaşlarını görmüyor musun?

 Emir yüksekten geldi.

 Geri dönüyoruz.

 Genel müdür bizzat aradı.

 – Ne zaman?

 – Az önce.

 Olmaz!

Buraya öylesine mi geldik biz?

 Kendin ara konuş!

 Nehirdeki buluşmayı çekmeyecek misin?

 Ne buluşması?

 Yöneticiler delirecekler!

 Pekâlâ.

 Bakalım onunla ne yapabileceğiz.

 Ona açıklamadın mı?

 Ben trajik bir karakterim!

 Sınırı korumam için para ödüyorlar.

 Karım Atina’da  ve kızımın da Londra’da okuyor olması lazım.

 Çingeneler!

 Beni yarın nereye yollarlar Tanrı bilir.

 Ne alırdınız?

 Disiplini gördün mü?

 Eski Arnavutluk askeridir.

 Bana konuyu anlattı.

 İnanılmaz bir hikâye.

 Bu riske değer.

 Bu kadın için yarın da kalırız  ve nehirdeki buluşmadan sonra Atina’ya döneriz.

 Daha iyi misin?

 Bizimle geleceksin, değil mi?

 İyi bir çocuktur.

 Resmi olarak bir şey bilmiyorum.

 İyi vakit geçirmiyoruz diyemeyiz.

 Yara izine bakalım.

 Utandın mı?

 Yara izini göster!

 Yakından bak.

 Irkımızı korumak için.

 Biz henüz beşikteyken  annelerimiz bıçakla yaparlar.

 Buradaki bütün Yunan çocuklarında vardır.

 Irkı korumak için.

 – Ne alırsınız?

 – Bardak getir!

 İki tane!

 Umarım çok bekletmemişimdir.

 Günaydın.

 Normalde hep bu saatte gelir ama  Bugün emin değilim.

 Polis kontrolü yüzünden gelemeyebilir.

 Bir sigara alabilir miyim lütfen?

 Geliyor.

 O değil.

 Ünlü politikacının kayboluşu hala gündemini koruyor.

 Fransız eşinin ve polisin arama çalışmaları devam ediyor.

 Bu arada, kaybolmasına yönelik getirilen açıklamaların hiç birisi resmiyet kazanmadı.

 Yazar olarak kazandığı ünü çoktan Yunan sınırlarının ötesine geçti.

 Özel hayatında mutlu olduğu biliniyordu ve parlak bir politik geleceği vardı.

 Cuntanın yıkılmasından sonra kurulan Ulusal Birlikte vekillik ve bakanlık görevlerinde yer aldı, Yunan politikasının yeniden dirilişinde umut vaat eden simalardan birisiydi.

 Yine de 1980 yılında basılan kitabı, “Yüzyılın Sonundaki Umutsuzluk” bir rahatsızlık yaratmıştı.

 Günümüzde uluslararası alandaki olaylar çalışmasını haklı çıkartır nitelikte.

 Ama duruma getirmiş olduğu eleştiri bütün politik partilerden tepki almasına neden olmuştu.

 Ama ilk gidişinden hemen önce çekilmiş şu görüntülere bir bakalım.

 O gece parlamento salonu doluydu, ve çok önemli bir  politik açıklama yapması bekleniyordu.

 Başbakan da aralarında olmak üzere bütün politik liderler oradaydı.”

“Kimi zamanlar vardır ki, “

“yağmurun sesindeki müziği duyabilmek için “

“sessiz olmak gerekir.”

“Beni bağışlayın.

 Sessiz olun lütfen!

 Basın.

 Kazanacağız!

 Kazanacağız!

 Kazanacağız!

 Tanrı aşkına benden ne istiyorsun? “

“Sağlığını ve mutluluğunu diliyorum.”

“Ama bu yolculuğunda sana katılamayacağım, “

“ben sadece bir ziyaretçiyim.”

“Dokunduğum her şey beni yaralıyor.”

“Ayrıca bu bana ait değil.”

“”Bu benim” diyecek birisi daima olacaktır.”

“Bir seferinde küstahça söylediğim gibi, “Benim bir şeyim yok.”

“Artık hiçin, hiç demek olduğunu öğrendim.”

“Bir ismimiz bile yok.”

“Her seferinde ödünç almak zorunda kalıyoruz.”

“Bana bakabileceğim bir yer ver.”

“Beni denizde unut.”

“Sağlığını ve mutluluğunu diliyorum.

 Kaçtı.

 Yolculuk

 Dokunduğum her şey beni yaralıyor  Bir ismin bile yok 

İyi akşamlar albay.

 Şarap getir  Olması gerektiği gibi!

 Cimrilik etme!

 Buraya hiç geldiniz mi?

 Geldin mi?

 Her şey hazır.

 Nehirdeki buluşma yarın gerçekleşecek.

 Filme almamıza izin vermeleri kolay olmadı.

 Israr ettim ve tüm sorumluluğu üzerime aldım.

 Bundan sonra hemen Atina’ya döneceğiz, söz.

 İyi geceler.

 Bir de düğün olacak biliyor musun?

 Duyuyor musun?

 Kutlama başlamış bile.

 Düşününce inanılmaz geliyor.

 İkiye bölünmüş bir köy.

 Yarısı Arnavutlukta, yarısı burada.

 Bütün tehlikeye rağmen yılda bir kez gizlice sınırı  geçip buluşuyorlar.

 Adamlarım sık sık nehirde ceset buluyorlar.

 İşte gelin!

 Seni uyarmadığımı söyleyemezsin.

 Buradaki insanlar çıldırmış durumdalar.

 Buradaki olayların başka bir boyuttan olduğunu söylemiştim.

 Sınırlar, kısıtlamalar onları çıldırtıyor!

 İç!

 Sarhoşlara saygı duyarım!

 Gideceksin ve konuşabileceğim kimsem kalmayacak.

 Birliğe geri dönmem gerekiyor.

 İyi geceler.

 Tek bildiğim 

Hislerini önemsemeden 

Başkalarını filme çekmek.

 Kocam ve ben beraber büyüdük.

 Aynı ırktanız.

 Eliyle beni tuttuğunu hissedebiliyorum.

 Bir gece nehri geçecek ve beni almaya gelecek.

 İlk kez böyle hissediyorum.

 Ben de.

 Çok canım yanıyor.

 Benim de  Çok.

 Anlayamıyorum.

 Nehri duyuyor musun?

 İşitiyor musun?

 Her gece böyle gürler.

 Gürler ve çağırır.

 Anlayamıyorum.

 Beni merak etme.

 Mutluyum.

 Bu saatte burada ne işin var?

 – Günaydın.

 – Günaydın.

 Bizimle beraber yeni yılı kutlamaya mı geldin?

 Bu sabah her şey sakin görünüyor.

 Tıpkı  ilk gün gibi.

 Sınır, nehir, sessizlik.

 Bir adım daha atarsam 

Bir adım daha atarsam 

Sabah erken saatlerde bir köy korucusu nehir kıyısında görmüş.

 Nehre bakıyormuş.

 Bir bavul taşıyormuş.

 Korucu ona seslenmiş ama duymamış.

 Korucu endişelenmiş ve polise haber vermiş.

 Polisin söylediğine göre aynı sırada

Şehirde bir kadın da onu görmüş.

 Otobüs durağında bekliyormuş.

 Kadın da bir bavul taşıdığını anımsıyor.

 Yanında bir grup mülteciyle sınır boyundaki telefon kablolarını onarıyorlarmış.

 Son tanıklık.

 Sınırda gözden kaybolmuş.

 Polis bu iddiaların hiç birisini doğrulayamadı.

 Aradığın adam bu muydu bilmiyorum.

 Artık önemi yok  Gördüm.

 Gördün mü?

 Ona ekmek getirmek için sınır yoluna çıktım ve gördüm.

 Suya doğru yürüdü, elinde de bir valiz vardı.

 Yürüdü, yürüdü 

Sınır çizgisini geçti ve kayboldu.

 Uçurtma hikâyesini bitiremedi.

 Belki senin bitirmeni istemiştir.

 Hoşça kal.

 Neden bu anın 31 Aralık  1999 olduğunu   farz edemiyoruz?

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s