MÉG KÉR A NÉP /Kızıl İlahi (1972)

NEM, NEM, ŞUHA!..;

«HAYIR, HAYIR, ASLA!..:»

********************

«Ey hürriyet kahramanlan, beni de mukaddes saflarınız arasına alınız!
Bayra­ğınıza sadakat yemini ediyorum…»
PETÖFİ SANDOR

87 dk

Yönetmen: Miklós Jancsó

Senaryo: Gyula Hernádi

Ülke: Macaristan

Tür: Dram, Müzikal, Savaş

Vizyon Tarihi:09 Mart 1972    (Macaristan)

Dil: Macarca, İngilizce, Latin

Müzik: Tamás Cseh

Kelimeler:1890’lar, başkaldırı, baskı, köylü, sınıf mücadelesi, devamı…

Nam-ı Diğer: Red Psalm

Oyuncular: Andrea Drahota, Gyöngyi Bürös, Erzsi Cserhalmi, Mari Csomós, Ilona Gurnik

Hakkında

1

Tolga Yalur

Sosyalizme geçiş dönemini ele aldığı Karşılama’dan (Fenyes szclek, 1969) sonra Jancsö’nun Cannes 1972’de En İyi Yönetmen dalında Altın Palmiye kazandığı Kızıl İlahi (Meg Ker a Nep, 1972) de 1890’lar Macaristan’ında geçen sosyalist bir tarımsal hareketi temsil eder. Jancsó bu harekete törensel bir devrim havası katar.

Filmde tarım işçileri baskıya ve zulme folk müzikle karşı koyarlar. Bu onların kızıl ağıtlarıdır. Ağıtlarını dayanışma ve bütünleşme ile yakarlar ve böylece oluşturdukları çemberlerine şiirsel bir anlam katarlar.

Kızıl İlahi tüm filmleri arasında Jancsó’nun üslubunu en iyi örnekleyen filmlerinden biridir: Uzun, toplamda otuzu aşmayan çekimler, dans edercesine, sürekli hareket eden ve toplulukların içine dalıp çıkan kamera, bir dizi görsel sembol, Macar geleneğine kökleşmiş imgeler ve tarihin yeniden gözden geçirilmesi… Ona göre filmleri ‘birkaç boyutu olan ifade aracı’ olduğu için seyirciyi, uzun sahneler ve 360 derece dönen alıcıyla çekilen sahnelerle katılımcı bir konuma gelerek olayları anlar.

Jancsö, üslubunda hareket’in estetik önemini şöyle ifade ediyor:

“Bana öyle geliyor ki hayat aralıksız devam eden bir harekettir. Bir törende, gösteride, her zaman hareket vardır, değil mi?

Bu fizikseldir ve felsefidir de: Çelişki harekette, fikirlerin hareketinde, yığınların hareketinde bulunur. Bir adam her zaman baskı – benim yaptığım alıcı hareketleri de budur- tarafından çevrilir ve tehdit edilir”

Sh:61

Kaynak: Tolga Yalur, Devrimden Sonra Birinci Yüzyıl Yönetmenlerin İzinde Macar Sineması
Kasım 2009, Ankara

2

 

https://www.sadibey.com/dosyalar/Festivaller/2010_Ankara_Film_Festivali_23.doc

Ova… Dümdüz topraklar ufuk çizgisine doğru uzanmakta. Zaman, geçen yüzyıl… Hakları için savaşan bir grup tarım işçisi, isteklerine verilecek yanıtı inatçı ve karamsar bir havada beklemektedir. Zamanlarını şarkı söyleyip dans ederek geçirirler. Çiftliğin kahyası onlar için bir şölen düzenler ve fikirlerini değiştirmeleri için onlara çuval çuval buğday verir. Ama nafile… Jandarmalar da ellerinde tehditkar silahlarla çevrelerinde boşuna dolaşır. Hakları için savaşan işçiler, askerleri kardeşleri olarak görür. Askerler işçileri tatlı sözlerle kandırmaya çalışırlar. Başka silahlar devreye girer, rahip işçilerin yanına gelerek şeytanı kovmak için dualar okur. Tehditler gittikçe ciddileşir. Derken son bir öneri daha yapılır. Kızıl İlahi, diğer ilk dönem Jancsó filmlerinde olduğu gibi konusunu tarihin yaşanmış olaylarından alır.

 

Macar yönetmen Miklos Jancso (d.1921) hukuk ile etnografya okumuş, 1950 yılında Sinema-Tiyatro Akademisini bitirmiş, 1958’de de İkinci Dünya Savaşıyla savaş sonrasını el aldığı ilk uzun filmini (Çanlar Roma’ya gitti) yapmış. O tarihten beri çok sayıda filmi vardır. 1960’ların sonlarıyla 1970’li yıllarda kendi tarzını geliştirmiş. Uçsuz bucaksız Macar ovasında (puszta) çok uzun çekimlerle, alıcının sürekli dans eder gibi hareketiyle, kimi eleştirmenlerin ‘geometrik koreografi’ dediği kendine özgü bir biçim yaratmış. Jancsó’nun bir filmini görür görmez, filmi kimin yaptığını bilmeseniz bile kimin filmi olduğunu hemen anlarsınız. Çok uzun olduğu için çekim sayısı da çok azdır. Kızıl İlahi filminde 28 çekim vardır. 1969’da yaptığı Sirocco d’hiver filmiyse topu topu 12 çekimden oluşur. Jancso genellikle ancak yer ya da zaman değişikliğini belirtmek için kesmeye başvurur. Görüntüde filmdeki kişilerle alıcı sürekli hareket halindedir. “Yaşamın kendisi sürekli harekettir” diyor Jancso. Fizik ve felsefi hareket: çelişkiler hareketin içindedir, fikirlerin, kalabalığın hareketi içindedir. Bir insan çevresinde sürekli bir baskıyla tehdit altındadır – işte ben buna hareket diyorum.” Jancso kişileriyle ilgili herhangi bir dramatik bilgi vermez, onların yalnız eylemleri görülür. Kişilerle ilgili herhangi bir psikolojik açıklama yoktur. Alıcının hareketi kişilerden daha önemlidir. Dolayısıyla izleyici filmdeki herhangi bir kişiyle özdeşlik kuramaz. Kızıl İlahi filminde müzik de (sözleri değiştirilmiş Marsellaise, Macar halk müziği, Rus devrimci müziği, “Charlie is my darling”) izleyiciyi uzaklaştırmaya yardımcı oluyor.

 

Kızıl İlahi filminin Macarca adı Türkçe’ye “insanlar gene soracak” diye çevrilebilir. Sandor Petöfi’nin bir şiirinden alınmış. 1890’daki köylülerin başkaldırmasını anlatıyor. Jancsó’ya göre filmlerinde hep aynı izlek var: “Bazı insanların ötekileri sömürmeye çalıştığı bir toplumu anlatıyorum. Bunlar baskı altındaki sınıflardan da gelseler iktidarı ele geçirince değişip ötekilere baskı yapmaya başlıyorlar.”

Bu filmde de ayni izlek var. Kahya köylüleri kandırmaya çalışıyor, olmayınca ürünlerini yaktırtıyor. Olaylar şiddetlenince ordu köylülerin hareketini bastırmaya geliyor. Sonunda şiddete başvurmaktan başka çare olmadığını, devrimin gerçekten de olanaklı olduğunu, insanların özgürlükleri için savaşımda birleşeceklerini mi demek istiyor film? Jancso da niyetinin bu olduğunu kabul ediyor ama 1968’den sonra olup bitenleri yaşayınca sonra daha kötümser olmuş. Gerçekten de filmdeki köylüler Macar köylülerinden çok 1968 gençlerine benziyor.

 

Görüntüde her şey o uçsuz bucaksız düzlükle başlıyor. Penelope Houston’a göre bu uzamın iki işlevi var: (1) Çok açık, korkutucu bir uzam. Saklanacak, kaçacak hiç yer yok. Tehlikelere açıksınız. (2) Filmdeki kişiler terkedilmiş bir durumdalar. Askerler köylülere kendi isteklerini kabul ettiriyorlar.  Belki de onların kuralları bu insanı yutan uzam içinde hiç zorlanmadan kabul ediliyordur.

 

Tarihteki bir olayı anlatmakla birlikte film gerçekçi değil. Jancsó bu gerçekçiliği gülünç buluyor. “Çünkü herkes olayların, hakkında pek bir şey bilmediğimiz bir dönemde geçtiğini, günümüzde geçmediğini biliyor.” Ayrıca ona göre kimi yönetmenler de kendi görüşlerini söylemek istiyorlar ama her şeyi gerçekmiş gibi gösterip kendi öznel görüşlerini nesnellik altında saklıyorlar. Başka bir deyişle yalan söylüyorlar. Ben izleyicinin yalnızca ne düşündüğümü anlamasını sağlayacak bir tarz seçiyorum. Bu benim kendi görüşüm. İzleyici bir an bile filmi geçmişte olanların tam tamına bir sunumu diye düşünmemeli.”

 

Jancsó’ya göre izleyici tek bir uzun çekim içinde birbiriyle uyuşmayan bir yığın hareket, bir yığın eylem görüyor. Bunların gerçekte olamayacağını anlaması, bunun doğru olmadığını, bir fantezi olduğunu kavraması gerekir. Filmde gördüklerinin gerçek olmadığını anlayınca da filmin ne anlatmak istediğini düşünmeye başlamalıdır.

**

 

Filmden

– Git söyle onlara.

 – Emredersiniz!

  Binbaşı sizinle konuşmak istiyor. Ancak hepimiz olursak.

 –  Birlikte.

 – Birlikte.

 – Birlikte.

 – Birlikte.

” Dostlar, birlikte şarkı söyleyelim ”

 “Hüzünlü şarkı ve taçlanmış emek ”

 “Sadece varsıl insanların anavatanı vardır ”

 “Vadi ve toprak onlara ait ”

 “İnsanlara hak!

  İnsanlara hak!

  Seninle konuşmam lazım. 

Yoldaşlar!

   Macaristan’ı sarsan hareketleri yakından izledim.

  Her yerde olduğu gibi burada da sermaye ulusal üretimi tekeli altına alıyor.

  Yeni sanayi kolları oluşturuyor ama tarımı esir ediyor.

  Çiftçilerin süregelen bağımsızlığını yok ediyor.

 Size daha da yaklaşmama izin verir misiniz?

   Okuduğunuzu duymak istiyorum.

 Zirai üretim, büyük toprak sahipleri kapitalist çiftçi uşakları ve topraksız proleter ayaktakımı arasında paylaştırılmış.

  Bu kapitalist devrimi atlatmak zorundayız.

  İnsanların çoğu için tarif edilemez bir acı demek bu.

  Ama yeni bir toplumsal sistemi oluşturacak ortamı yalnız bu yaratıyor.

  Yeni ve daha iyi bir sosyal düzeninin gerçekleşmesi için arzusu ve gücü olacak erkekler ve kadınlar yaratıyor.

  Saygılarımla,
Friedrich Engels.

 Bundan bir şey anladın mı?

  Anladım. Anlıyorum, ama bir şey anladın mı?

  Dur bakayım!

  Bunu sizinle tartışmak istiyorum.

“Biz işçiyiz, özgürlüğümüz yok “

 “Çünkü şans yerine bize şanssızlık isabet etmiş “

 “Boş ver!

  Boş ver!  “

 “İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa!  ”

 “İşçi toplumu çok yaşa!  ”

 “O büyük patronun boynuzunu kıracağız ”

 “Fakir işçilere emir veremeyecek ”

 “Boş ver!  “

 “İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa!  “

 “İşçi toplumu çok yaşa!  “

 “Mutlu bir şekilde yaşayamayız “

 “Bizi yerimizden edecekler “

 “Boş ver!  “

 “İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa!  “

 “İşçi toplumu çok yaşa!  “

 “Benden daha iyi biliyorsunuz ki insan sadece duayla yaşayamaz. İşte size yiyecek. Sabrımız tükenmek üzere. Eyleminiz ulusa karşı nimete karşı ciddi bir suçtur. Yine de, çiftçi uşaklarından aldığım yetkiyle, teklifi tekrar ediyorum. Kendi ülkemizde adetten olanı veriyoruz. Bunu benden daha iyi biliyorsunuz. Otuz iki kile buğday. Nakit otuz iki gulden. On altı kilo tuz. Bir inek beslemeye izin. Yarım dönüm mısır tarlası. Kenevir tarlası. İki inek ve yıllık yavruları. Böyle olmazsa, hiç olmasın!

  Size yardım etmeye ve sizinle konuşmaya çalışmadığım için beni suçlayamazsınız.

Bırakın bizi; biz yemin ettik. Silahlarınızı bırakın!

  Korkaklar, köpekler, haydutlar!

  Jandarmalar!

  Size aş verdik!

  – Defolun!

  – Size söyledim, bırakın!

  Buraya gelin, Binbaşı!

  Hey siz!

  Durun!

  Yardım edin!

  Bağır!

  Doldur!

  Ateş et!

  Aranızda bağımsız bir adam var mı?

  Başkasına hizmet etmeyen biri var?

  – Kendi kaderinin efendisi kim?

  – Kimse değil.

Ateş!

  Ateş!

  Ateş!

  Pek çok insan bağımsız değil.

 Halk kitlesi, sefalet ve zulüm altında doğar ve aynı yoksunlukta ölür.

 Ebeveynlerimiz gibi biz de cahiliz.

 Kendi hastalıklarından değil, başkalarının hastalıklarından ölüyorlar.

 Çünkü ebeveynlerimizin cahilliğini almışız ve bunu kendi çocuklarımıza aktarıyoruz.

 Çünkü ayrıcalıklı olanların boyunduruğu altındayız.

 Çünkü zulme katlanıyoruz!

  Sosyalist olan bizler Tanrı’ya yemin ediyoruz: Hayatımız boyunca sadık bir şekilde hizmet edeceğiz.

 Yoldaşlarımızın tek kuruşunu dahi istemeyeceğiz.

 Yoldaşlarımıza ve kardeşlerimize saygıda kusur etmeyeceğiz ve gerekirse onlar için canımızı vereceğiz.

 Tanrım, bize yardım et!

 ” Eşkıyanın planı bu ”

 “Eşkıyanın planı bu ”

 “Bizi boğmak ve mahvetmek
Top patladı, bum-bum Top “Buraya gel, buraya gel” dedi ”

 “Top patladı, bum-bum Top “Buraya gel, buraya gel” dedi ”

 “Dans edelim ve bizi kurtaran topu kutlayalım ”

 “Sevgilimin horozu ”

 “Çitten uçtu, çitten ”

 “Ötüyor, ötüyor ”

 “Sevgilim bir fahişe, bir fahişe ”

 “Sevgilim dilediğin gibi yap, dilediğin gibi ”

 “Ben horoz; sen tavuk, tavuk ”

 “Subay adayı!

  Subay adayı!

  Silahın!

” Kedinin dört ayağı vardır ”

 “Beşincisi kuyruğudur ”

 “Moldovya’ya gidiyoruz Moldovya topraklarına ”

 “Kedinin dört ayağı vardır Beşincisi kuyruğudur ”

 “Dostlar, birlikte şarkı söyleyelim ”

 “Hüzünlü şarkı ve taçlanmış emek ”

 “Sadece varsıl insanların anavatanı vardır ”

 “Vadi ve toprak onlara ait ”

 “Saraylarını biz yaptık ”

 “Bize kim mağrurca hükmediyor?  ”

 “Bize kim mağrurca hükmediyor?  ”

 “Ama bu mücadelelerde bizim için ne var?  ”

 “Hiçbir şey bizimle değil, tek bir şey bile ”

 “Sadece mezarımız ”

 “O da bu zindandan çıktığımızda ”

 “Aç insanlarla ilgileniyoruz!  ”

 “Hepsi isyancı olacak!  ”

 “Ayaklanacaklar!  ”

 “Öldürecekler!  ”

 “Yarın özgür olacağız!  ”

 “Fırtınanın sert öfkesi başımızda ”

 “Cehennemin her laneti başımızda ”

 “Son saldırımızın günü yaklaşıyor ”

 “Kim bilir gelecek ne getirir?  ”

 “Gururlu yüreklerle sabırsızlıkla bekliyoruz ”

 “İşçilerimizin al bayrağını taşıyoruz ”

 

“Çok efendi varken, özgürlük olmaz.

 Çok zengin varken, daha fazla fakir olur.

 Çok fazla şatafat varken, insanlar çalışmaz.

 Çok fazla geçmiş varken, bugün fakirdir.

 Çok fazla cehalet varken, çok sayıda tiran olur.

 İkiyüzlülerin çok olduğu yerde, insanlık az olur.

 

 “Gururlu yüreklerle sabırsızlıkla bekliyoruz ”

 “İşçilerimizin al bayrağını taşıyoruz ”

 “Bizimle birlikte yeryüzünün acı çeken köleleri de geliyorlar ”

 “Daha özgür ve daha iyi bir yurt kazanacağız!  ”

 “Gururlu yüreklerle sabırsızlıkla bekliyoruz ”

 “İşçilerimizin al bayrağını taşıyoruz ”

 “Bizimle birlikte yeryüzünün acı çeken köleleri de geliyorlar ”

 “Daha özgür ve daha iyi bir yurt kazanacağız!  ”

 

“Seni öldürmek için gönderildim.

 

Gelin, vadinin zambaklarıyla taşlanmış güzel bir çiçek ”

 “Gelin benimdir diyen damat mesut ”

 “Gelin incilerden bir çelenk, ancak kalbim hüzünlü ”

 “Gelinin kalbi tümüyle bana ait ”

 “Ağacın tepesi çiçek açmış

Kızın başında bir çelenk ”

 “Çiçeklerin düşmesi gerek

Kızın evlenmesi gerek ”

 “Gel canım gel Çünkü kalbim seni bekliyor ”

 “Seni özlüyor, seni özlüyor Beni öpersen mutlu olurum ”

 “Yanımdaki kız çok güzel Rüzgâr saçlarını okşuyor ”

 “Yine de ertesi güne kadar, acısından habersiz ”

 “Ama çiçek solacak Kızın evlenmesi gerek ”

 “Kederi tadacak, mutluluğu son bulacak ”

 “Araba geldi ve yakında onu alacak ”

 “Ama nişanlı kız asla evlenmeyeceğini söylüyor ”

 “Güzel bir çiçek evlendi Tacı vadinin zambaklarından ”

 “Müstakbel nişanlısı mesut ”

 “Kız bir inci Kalbim mahzun çünkü onu seviyorum ”

 “Gelinin kalbi tümüyle bana ait ”

 “Günaydın, Adam Balog ”

 “Kadife bir kepte ”

 “Günaydın, güzel Barbara ”

 “Dansta çok becerikli ”

 “- Beni hatırladınız mı?

  – Evet, efendim. Sizinle konuşmak istiyorum. Beni dinleyecek misiniz?

İnsanlar!

Beni çok iyi tanırsınız.

Yaraları açmaya değil onları iyileştirmeye geldiğimi biliyorsunuz.

Siz zeki insanlarsınız.

Buradaki durumu benden daha iyi biliyorsunuz.

Ama pek çok açıdan şunu bilmiyorsunuz.

Muhtemelen ekonomi kelimesini duymuşsunuzdur.

Ama ekonominin en önemli temel prensiplerinden arz ve talep arasındaki ilişkiyi biliyor musunuz?

Sadece malın değil aynı zamanda insan emeğinin değerine kim karar veriyor?

Ama bunu reddediyorsunuz.

Buğday fiyatında artış olursa, birkaç işçiye ihtiyacımız olacak.

Fiyatta düşme olursa, tarla işçileri işsiz kalacaklar.

Toprağınız olsa bile bunu çözemezsiniz.

Demir yasa bu.

Bugün olduğu gibi yarın da olacak.

Ne yapabiliriz?

Akla yatkın bir şekilde düşünmemiz gerek.

Çiftçilere, ucuz kiraya, tarıma tüketici kooperatiflere, sakatlar için kaynağa siyaseti karıştırmadan iş bulma bürolarına ihtiyacımız var.

En önemlisi tasarruf.

Macar tarla işçileri önce sermaye sonra da toprak kazanmalı.

Ver şunu bana!

Mevcut sosyal sistemin liderleri işçi sınıfının sefil durumunu iyileştirmek için isteyerek hiçbir şey yapmayacaklar.

İşçi sınıfının sefil durumu.

Organize olmuş işçilerin gücünün gerçek güçle, mevcut otokratik sistemle yer değiştirmesi için insanın her yerde örgütlenmesi lazım.

O halde biz de işçilerin menfaatlerini ve halkın refahını güvence altına alan yeni kanunlar oluştururuz.

Sizi gücendirmek istemem ama bu kadar yeter.

Sizce de önce insanların ayaklanması sonra da hakların verilmesi gerekmez mi?

Üzgünüm.

O öldü!

  Katiller!

  Eşkıyalar!

  Onu öldürdünüz. Onu öldürdünüz!

  Gidin buradan!

Sadece cahiller korkar, sadece eğitimsizler titrer.

Akıllı adam öğrenir.

Doğa, kendisine yaklaşılmasını ve üzerinde çalışılmasını ister.

Yavaş yavaş sırlarını açığa çıkaracak.

Kanunlarını ve sırlarını öğreneceksiniz.

Kâfir olduğunu ve batıl inanç adı altında binlerce insanı yaktığını söyleyen bilgiyi ve algıyı engelleyenler bunun kurtuluşun tek yolu olduğu yalanını söyleyerek bu işten hoşnut olmazlar.

Binlerce yıldır üzerinizdeki egemenliklerinin bitmesinden korktular.

Bugün bile hâlâ bilgiyi ve algıyı engelliyorlar.

Çünkü bu onların en büyük düşmanı.

Çalışın.

Doğayı öğrenin, o size tiranlardan nasıl kurtulacağınızı öğretecek.

İşte ekmek: Bunun için günah işliyorlar ve isyan ediyorlar.

Ama akşama korku üzerlerine çökecek.

Şafak vaktinde ortadan kalkacaklar.

Öfkeli Tanrı önünde tir tir titreyecekler.

İnsanlara hak!

  Balint’e yaklaşma!

  Rahiple misin?

  Artık ne kardeşimizsin ne de kendi kendinin efendisi.

Size söylüyorum yoldaşlar.

Herkesin fikrini duyana dek kimseyi gücendirmeyin.

Sosyalist bir insan her türlü düşünceye açıktır ve tartışmaktan çekinmez.

Seni dinlemiyorum, rahip.

Bir rahiple tartışmaya girmem.

Ben de girmem, ben de girmem.

Ekselansları Csanad Psikoposu Louis’in yoldan çıkmış cemaatine gönderdiği mektup.

İnsanlar ayaklanmaya başladıklarında yeryüzünün hüzünlü kalbi atmaya başlar.

Nankör kayaları bırakır ve kendi ruhunda evsiz kalır.

Tanrı’nın sözleri, ülke, kral ve özgürlük bağrında ölür.

Halkım, bir de insanları soyanlar var.

Kafirler, putperestler, Yahudiler ve diğerleri.

Ama siz, cemaatim, yüzünüzü suçlulara değil tüm topluma döndünüz.

Karnı aç olanlar, tok olanlardan nefret eder.

Karnı tok ve sırtında güzel elbise olanları bir düşman olarak görürler.

 

” Hadi, bıçaklayın ve kesin

Köylünün saldırısına öncülük edin!  ”

 “Hadi, bıçaklayın ve kesin

Köylünün saldırısına öncülük edin!  ”

“Bizi yetim bırakma Tanrım!

Bizi kurtar Tanrım!

Bizi eşsiz bırakma Tanrım!

Bizi sürgüne mahkûm etme!

Şekerpancarına mahkûm etme!

Bizi kurtar Tanrım!

Etsiz lahanadan!

Bizi kurtar Tanrım!

Açlıktan!

Bizi kurtar Tanrım!

Çizmemizdeki deliklerden. Bizi kurtar Tanrım!

Delik çizmeden!

Bizi kurtar Tanrım!

Onu sırtımızda taşımaktan. Bizi kurtar Tanrım!

Esaretten!

Bizi kurtar Tanrım!

 

Silahın var mı yaşlı adam?

  İnsanlara hak.

İşçiler için anavatan!

  Bize ne öğrettiğini hatırlıyor musun?

  İnsanlar, silaha el uzatmayın, komşunuzu öldürmeyin!

  Çünkü İsiah’ın kehanetini gerçekleştirmek istiyoruz.

 Ne demişti hatırlayın: Kılıçları saban demirine dönecek.

 Aslan öküz gibi saman yiyecek.

 İnsanlar arasında şiddet olmayacak.

 Ama şimdi şu baltayı al, bizim için sefaletimiz için.

Ellerim titriyor saygıdeğer yoldaşlar.

Sizden korktuğum için değil, gözlerimden çok yaş aktığı için.

Yalvaran sözlerle size dönüyorum.

İnsanların cahilliğinden dolayı bize neyi dayattığınızı unutmayın.

Aklı başında bir sosyalist yok etmez.

Her ne suçtan acı çektiysek karışıklık yaratmamalıyız.

İşçiler, barışsever partimizi örgütleyelim ve isyan etmeyelim.

Onu yapabileceklerden koruyucu bir yasa isteyelim ama skandal yaratmayalım.

Sosyalist insan bilinçli işçi demektir.

Bu ismi lekelemeyelim.

 “Canımız İsa’nın bayrağı altında ileri dostlarım ”

 “İyilerin yardımı ”

 “Bizi zafere götürür ”

 “Güveninizi kaybetmeyin ”

 “Çünkü İsa gelecek ve kurtarıcımız odur ”

 “Siz kadınlar, her zaman yaptığınız gibi dua edin.

Çünkü onlar büyük bir sefaletten gelmişlerdir.

İsa’nın kanıyla çamaşırlarını temizlemiş ve yıkamışlardır!

Bu yüzden, Tanrı’nın yüce tahtının önünde onlar oturuyorlar.

Gece gündüz kilisede O’na hizmet ediyorlar.

Yüce tahtta oturan örtüsünü başlarının üzerine yayıyor.

Onlar acıkmazlar.

Onlar susamazlar.

Ne güneş ne de başka bir şey onları yakmaz.

Yüce tahtında oturan kulun onları doyurur  ve onları her kötülükten korur.

Tanrı gözlerindeki yaşı siler.

Her şeyin üzerindeki Babamız 

İnsanlara karşı saygı ve sadakat ile kulun kutsansın.

Sosyalizm, krallığın geldi.

Burada ve dünyanın her yerinde.

İnsanlara karşı saygı ve sadakat ile.

Vergiler daha az olmalı.

Ekmek daha fazla ve hayat daha kısa olmalı.

İnsanlar insan haklarını ihlal edenlerden kendinizi kurtarın.

Çünkü kendi elleriyle sebep oldukları cezayı hak ediyorlar.

Hakları ve adaleti bastırdıkları için.

Para, bizi ayartma.

Çünkü senin için pek çoğu ilkelerini satar ve bize zulmedenlerin kölesi olur.

Bu yüce davayı sonuçlandırmak için bilim dünyası beyinlerimizi aydınlatmalı!

Âmin!

 

Bu duayı tamamlamak istiyorum!

Dinleyin, dostlar!

Zaman geldi, bizim zamanımız!

Çalışmayan, alın terimizle ıslanan ekmekten yiyemez!

Toprak kimsenin değildir ama meyve herkesindir.

Yeryüzünün meyvesi herkesindir.

Yeryüzünün meyvesi herkesindir.

Bize bir şey olursa, sonsuza dek kaybolursak bizi bir daha göremezler.

Unutmayın: Toprak onu işleyene aittir.

 

 Çoluk çocuğun arkasında saklanan o korkaklara söyleyin:

Onlardan nefret ediyoruz, çünkü onlar Macar değildir.

 Çünkü Macarlar cesur, dürüst, açık sözlü ve vatanseverdir.

 Deyin ki ben Aladar Petko-Szautner onlara bir mesaj gönderiyorum:

Onlarla savaşmayacağım.

 İstedikleri yere gidebilirler ama şunu unutmasınlar:

Macar toplumu sadece cesur Macar işçileriyle cesur olacak.

 Geri çekilmek için on dakikaları var!

” Bana jandarma demiyorlar ”

 “Yanlış bir şey yapmayacağım ”

 “Kimsenin gardiyanı olmayacağım ”

 “İnsanların derisini yüzmeye yardım etmeyeceğim ”

 “Zavallı bir devlete hizmet etmek için ”

 “Asker olmadım ben ”

 “Kimsenin paralı askeri olmayacağım ”

 “Ülkünün gerçek ve sadık bir savaşçısı olacağım ”

 “Janos Fekete Nagy bize yaklaşıyor musun?

  Yaklaşıyorum. Destekçiler, onu sıkıca tutuyor musunuz?

  Onu sıkıca tutuyoruz. Yakına getirin. Yakına getirdik. Janos Fekete Nagy, kendi isteğinle mi geldin?

  Kendi isteğimle geldim. Daha önce neydin?

  Halk zalimi, efendilerin bir uşağı. Ne olmak istiyorsun?

  Sadık bir ortak.

 Pişmanlık ve itiraf.

Korkaklıktan, açgözlülükten ve cazip bir gelecek vaatlerinden dolayı körü körüne insanlara zulmedenlerin emirlerine uyduğumu itiraf ediyorum.

Hatta utanç verici işlere bulaştım.

Daha iyi bir yaşam için dürüstçe çalıştığım işimden vazgeçtim.

Geldiğim insanları emekçi halkımı kendi annemi bile inkâr ettim.

Pişmanlık ve acı duyuyor musun?

Derin bir pişmanlık ve vicdan azabı.

 Destekçilerimiz 

Tüm işçi toplumun gözü önünde bu adamın yükünü almaya hazır mısınız?

  Hazırız.

Çünkü şans yerine bize şanssızlık isabet etmiş “

 “Boş ver!

  Boş ver!  ”

 “İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa ”

 “İşçi toplumu çok yaşa!  ”

“Biz işçiyiz Özgürlüğümüz yok “

“Çünkü şans yerine bize şanssızlık isabet etmiş “

 “Boş ver!

  Boş ver!  ”

 “İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa ”

 “İşçi toplumu çok yaşa!  ”

 “Beni yere indirin, yoldaşlar ”

“Ben, kendim ve dostlarım “

” zayıf bir insanken başka birini nasıl olur da himaye edebilirim?

Sizi korumam altına nasıl alabilirim?

Ben ve arkadaşlarım çok zayıfız.

Halkın çektiği sefalet ve sıkıntıların tek sebebinin insanlığın ortak malı sayılan topraktan mahrum edilmelerinden kaynaklandığını söyleyebilirim.

İnsanların mutluluğu toprağı alınca geri gelecek.

Halkın patronluğa ihtiyacı değil, bağımsız eyleme ihtiyacı var.

Yoldaşlarım, benim ve dostlarımın ücret ve servet eşitliğini başaracağına inanmayın.

Bu, aydın kimselerle sağlanacak.

 Tüfek dipçikleriyle ”

 “Elle ”

 “Süngüyle ”

 “Ve tabii en başta patatesle ya da fasulyeyle değil”

 

 “Ölümün üç kuralı nedir?  ”

 “Önce kırmızı araba gelir ”

 “Sonrasında yeşil çayır ”

 “En son aptallık, kör inanış ”

 “Janos Szanto öldü ”

 “Janos Baksa öldü ”

 “Hep en başından beri ”

 “Sona kadar ”

 “Son ana kadar ”

 “Gerçek, gerçek olan bu ”

 “Ve sonra ”

 “Taş kaskatı olacak ”

 “Tereyağı yumuşak ”

 “Başka bir şeyin önemi yok ”

 “Başka hiçbir şey önemli değil ”

 “Tanrı’ya yemin olsun ki sosyalist yeminimden pişmanım ve onu geçersiz sayıyorum.

 Geçerli kanunlara ve yasal düzene karşı herhangi bir eyleme asla bulaşmayacağıma ve sessiz kalacağıma yemin ederim.

 Bu yemini her kim bozmaya yeltenirse, onu kanuna bildireceğim.

 Onu kanuna bildireceğim.

 Tanrım bana yardım et!

Yoldaşlar!

Böyle bir yeminden korkmuyorum, çünkü üzerimde hiçbir bağlayıcılığı yok.

Çünkü üzerimde hiçbir bağlayıcılığı yok.

Ama önünüzde dikiliyorken bana dikkatlice bakın.

Gözlerime bakın, içlerinde sadece bir gerçek var.

Bunu da huzurlarınızda onaylıyorum.

Size yalvarıyorum.

Merhametinle yol arkadaşlarımı ve inancımı inkâr edebilmek için bana güç verin.

Cevap vermeseniz bile, beni hiçbir zaman unutmayacağınız iyi bir yol arkadaşı olarak görün.

Dostlar!

Çalışmaya dönebilirim, belki eşim ve çocuklarım hayatta kalır.

***

Yoldaşlar!

Bana pek çok iyi şeyler öğrettiniz!

Ama ülkünün gereksinimlerini anladığımı söylemeliyim.

Kaos, İncil’den alıntı yapıyorum:  Felakete doğru konuşuyoruz.

Yıkım yeryüzünü mahvedecek.

Dünya parçalanacak ve sallanacak.

Sarhoş olanlar gibi, bir tarafa yatan kulübeler gibi.

Suçu onu ezecek.

 “ Düşecek ve bir daha asla kalkmayacak ”

 “Keder için doğan zaman, rüzgâr yapan sis ”

 “Keder için doğan zaman, rüzgâr yapan sis ”

 “Geçtiğimiz yıl ”

 “Geçtiğimiz yıl ”

 “Beni sonuna kadar tüketti ”

 “Bu uzun yıl ”

 “Eğer ”

 “Hangi yoldan gideceğimi bilseydim Hangi yolu tutacağımı bilseydim ”

 “Çalışır çabalardım ”

 “Başından beri ”

 “Sona kadar ”

 “Sona kadar ”

 “Sona kadar ”

 “Kesinlikle ”

 “Ve sonra orada ”

 “Taş kaskatı olacak ”

 “Tereyağı yumuşak ”

 “Başka bir şeyin önemi yok ”

“Meyve bahçesine yaşlı bir adam giriyor bir ceviz buluyor onu alıyor ve bir yere dikiyor.

Meyvesini alamayacağını çok iyi biliyor.

Sadece gelecek kuşaklar alabilecek.

Ben de böyle hissediyorum.

Biliyorum, mücadele verdiğimiz şeyde muvaffak olamayacağız.

Ama gelecekte meyve verecek bir ağaç dikmek istiyoruz.

Yoldaşlar!

Kudretin celladına karşı elimizden hiçbir şey gelmez!

Korkunç eylemlerinin intikamını alamayız.

Terör ve onun tüccarlarının bizi durdurmasına izin vermeyelim!

  Joska’yı tanırım.

 Bir emir aldın ve sana emir verildiyse, babanı bile öldürürsün.

” Biz işçiyiz Özgürlüğümüz yok “

“Çünkü şans yerine bize şanssızlık isabet etmiş “

“Boş ver!

Boş ver!  “

“İşçiler çok yaşa, haklar çok yaşa!  “

“İşçi toplumu çok yaşa!  “

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s