DEMOKRASİLERİN İÇ DÜŞMANLARI

Peyami Safa

Rusya’da Sovyetler idaresinin, İtalya’da faşizmin ve Almanya’da “Nosyonal sosyalizmi” teşekkülün den çok evvel, geçen asrın başından bugüne kadar, demokrasilerin düşmanları kendi hudutları içinde türedi. Bunlar yığın üstünde büyük bir telkin kudretine sahip, otoriteli ve şöhretli fikir adamlarıdır. “Demokrasinin iflâsı”  müellifi, büyük Ingiliz tarihçisi H. G. Wells, bu harbin ilk aylarında bile davanın neticesinden ümidi olmadığını bir Ingiliz mecmuasında neşretmişti. Fransada Barres’lerden, Peguy’lerden sonra Maurras’ın, Leon Daudet’nin, Tardieu’nata ve sağlı sollu birçok ideolojilerin, Alman tanklarından ve ağır loplarından evvel demokrasinin öz prensiplerini yaylam ateş altına aldıkları malûm. Tardieu “Yeniden yapılacak inkılâp” adlı dört ciltlik meşhur eserinin bir fasIında, demokrasilere, karşı seksen senedenberi yapılan hücumların bir hulâsasını yazar. Kendi bildiklerimizi de buna katınca ortaya çıkan liste, bugün uğrunda harbe edilen prensiplerin geçen asırdan beri uğradıkları taarruzları canlı bir fikir panoraması halinde gözönüne koyabilir.

Ondokuzuncu asır Fransasınm Bonald ve J. de Maistre gibi mütefekkirlerine göre hürriyet, “birlik” ve “devam” fikirlerine meydan okumaktır; esasında “bölücü”dür ve tatbik edilince kargaşalık tohumları eker. Alman metafiziği hürriyet fikrine karşı daha merhametsizdir. Hegel demokrasinin bu nevinde hodkâm [Bencil, egoist] bir fertçiliğin ifadesini görür.

Allahı temsil eden devlet müşterek iradeyi ferdin hürriyetine hâkim kılmak içindir.

Marksislere göre, iktisadî esaret altında yaşayan müstahsil sınıfın hürriyeti, onu aldatmak için kurulmuş bir burjuva tuzağıdır. Pozitivist felsefesinden hukuk fikrini bile koğan meşhur Auguste Comte içinde, hürriyet bir anarşi, kaynağı, müsavat bir yalandı.

Leibnitz iki su damlasının bile müsavi olmadığını söylüyordu.

Meşhur hukukçu Duguit insanların gayrimüsavi olduğunu ve farklı muamelelere tâbi, tutulmak lâzım, geldiğini iddia etmişti.

Charles Peguy topyekûn, müsavat kabili edildiği zaman insanlar arasında servet farkından başka bîr şey kalmıyacağını ve  paranın hükümran olacağını anlattı.

Demokrasilerin payandalarından biri de ekseriyet fikridir. Pek eski devirlerdenken bana da hücum edilmiştir.

Pascal soruyordu:

“Niçin, -ekseriyetin peşinde koşuluyor?

Daha haklı, olduğu için mi?

Hayır! Daha kuvvetli olduğu için.”

Tarihte bir-tek haklı adama karşı milyonlarca ekseriyetin aldandığı sık sık görülür.

Meşhur Montesguieu, “Sayının hakimiyeti” kralların Allah namına ileri sürdükleri hakimiyetten farksızdır.” diyordu.

Luais Blanc için de “halk bir sayıdan ibaret değildir.„

Prondhon, 1848 de rey veren 10 milyon Fransız’dan dörtte, üçünün-kara cahil olduğunu ortaya koymuştu.

Stuart-Mill, kendi kendini idareden âciz adamların başkaları üstünde iktidar sahibi olmalarım delilik telâkki ediyordu.

Auguste Comte da, ekseriyete dayanan bir rejimde “zulmün her yerde olduğunu ve meşguliyetin hiç bir yerde olmadığını” yazıyor ve diyordu ki:

“Elime felsefenin kalemini aldığım günden, otuz seneden beri müsavatın bir hile ve ekseriyet davasının en iğrenç bir yalan olduğunu ortaya koydum.”

Herbert Spencer ihtirasların kaynadığı ekseriyet oyunlarında çok defa deliliğin akla, galip geldiğini iddia ediyordu. Carlyle demokrasinin kendi kendini tahrip ettiğine ve neticenin sıfıra sıfır eldevar bir olduğuna kanîdi.

Montalembert demokrasinin ağır ağır, fakat mutlaka öldüren bir zehir olduğunu anlattı.

Balzac da bu fikirdeydi ve Fransanın bu hakikati günün birinde pahalıya satın alarak öğreneceğini, yazıyordu.

Gustave Flaubert’in gözünde demokrasi insan zekâsı için en büyük ayıbdı.

Thiers bir memleket için sayıdan daha büyük tehlike görmüyordu.

Maurice Barres, demokrasinin, küçük yaşından beri şımartılan arsız bir çocuk olduğunu, yirmi yaşına gelince sefahetten ve “zevkti safa” dan başka hiç bir kıymet tanımadığını’ söylemişti.

Ernest Renan demokrasi kuruntusunun tahammül edilmez bir ahlâk sefaletile neticeleneceğini anlatmağa uğraşıyordu.

 Meşhur’ -Alman iktisatçısı ‘ Zombart “Alman sosyalizmi” adlı son eserinde liberal ekbnominin yalnız maddî değil, manevî ve ahlâkı bütün felâketli neticelerini de sayar.

Charles Maurras’ın “Siyasî fikirlerim” adı altında çıkan son kitablarından biribdeki makalelerinin: hepsi demokrasinin üstüne ağır bomoalar yağdırmıştır.     .

İşte, Fransa, yüz senedenberi en büyük filozoflarının, muharrirlerinin, romancılarının kurşunlarıyla delik deşik  edilmiş prensiplerin -müdafaası için harbe girdi. Daha doğrusu halk niçin harbe girdiğini bile iyice anlayamamıştı.

Müthiş bir imân krizi ortasında patlayan bu harpte niçin ölecekti ?

Allah için mi ?

Millet için mi ?

Sınıf için mi ?

Danzig için mi ?

Hürriyet ve müsavat için mi ?

Bilmiyordu.

Fransada bütün bu idealler, yüz senedenberi münakaşa ve rezil edilmişti.

Allaha inananlar sınıfa,

sınıfa inanlar millete,

millete inananlar hürriyete

ve hürriyete inananlar milli birliğe, devlete inanmıyorlardı.

Köylünün bu idiolojilerden haberi, gençliğin de bunlardan hiç biri üstünde fikir ittifakı yoktu.

Harbden birkaç gün evvel bir Paris gazetesinin yaptığı ankette köylüler ‘Danzig için harbetmeyiz” demişlerdi.”

Pis burjuvalar için harb” etmeyiz” ,

“Yahudiler -için harbetmeyiz” ,

“Papa cenahları için karbetmeyiz!„ ilâh,., diyenler de vardı.

Harbin gayeleri için parlamentoda yapılan münakaşalar halkın içindeki iman krizinin meclisteki tecellilerinden başka birşey değildi?

Fransız demokrasisi, dışarıdaki totaliter düşmanlarının taarruzlarından çok evvel, içerideki düşmanlarının hücumuyla çökmeğe başlamıştı. Dört sene içinde, bazan bir kaç gün hükümetsiz kalacak kadar, bir düziye geçirdiği kabine buhranları, bu sayfada yüzlerce yazımla teşhisini koymağa çalıştığım bünye fesadının açık işaretleriydi. Harp kabinesinin içinde bile, ilân edilen demokratik harb gayelerine hiç inanmayana sosyalist’nazırlar vardı.

Fransayı bu felâkete sokan, tanksızlıktan evvel imansızlıktır. Fransızlar millî imanlarını kaybetmemiş olsalardı tank yapmalarına ne mâni vardı?

Fakat marksizm güllaçları içinde yuttukları sulhçuluk afyonu, Fransızlara millî şuurlarını kaybettirmişti.

Sh:109-112

Kaynak: Peyami Safa, Millet Ve İnsan, Halk Basımevi, 1943, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s