Charles BUKOWSKİ ( 1920 – 1994 )

KİTLELERİN DEHASI

 Ortalama insanda

herhangi bir günde herhangi bir orduya

yetecek kadar ihanet,

nefret, şiddet

ve saçmalık vardır.

Ve cinayet konusunda en becerikliler,

cinayet karşıtı vaaz verenlerdir.

Ve nefreti en iyi becerenler,

sevmeyi vaaz edenlerdir.

Ve son olarak;

savaşı en iyi becerenler,

barış vaazı verenlerdir.

 

Tanrı’yı vaaz edenlerin,

Tanrı’ya ihtiyacı var.

Barış vaaz edenlerin,

huzuru yok.

Sevgiyi vaaz edenler,

sevgisizdirler.

Vaaz edenlerden sakının.

Bilmişlerden sakının.

 

Durmadan kitap okuyanlardan sakının.

Yoksulluktan nefret edenlerden,

ya da gurur duyanlardan sakının.

Övgü göstermekte hızlı davrananlardan sakının.

Karşılığında övgü beklerler.

 

Sansürlemekte hızlı davrananlardan sakının.

Bil medikleri şeylerden korkarlar.

 

Sürekli kalabalıkları arayanlardan sakının;

Tek başlarına bir hiçtirler.

 

Ortalama erkekten,

ortalama kadından sakının.

Sevgilerinden sakının.

 

Sevgileri vasattır,

vasatı aranır dururlar.

Ama nefretleri dahiyanedir.

Nefretleri seni beni,

herkesi öldürebilecek kadar dahiyanedir..

 

Yalnızlığı istemezler.

Yalnızlığı anlamazlar.

Kendilerinden farklı herşeyi yoketmeye çalışırlar.

 

Sanat yaratamadıklarından,

sanatı anlayamazlar.

Yaratma başarısızlıklarını,

dünyanın beceriksizliğine yorarlar.

 

Kendileri tam sevemedikleri için,

senin sevginin eksik olduğuna inanırlar.

Ve senden nefret ederler.

 

Ve nefretleri

parlak bir elmas,

bir bıçak,

bir dağ,

bir kaplan,

bir baldıranotu gibi mükemmeldir.

En usta oldukları sanattır nefret!

Charles Bukowski – GÜZEL GÖZLÜ ADAM

 

çocukluğumuzda

bütün pancurları her zaman

kapalı

tuhaf bir ev vardı

ve hiç ses çıkmazdı

o evden

bahçesini sarmaşık

sarmıştı

severdik sarmaşıkla

oynamayı

Tarzan

olduğumuzu hayal ederdik

(her ne kadar bir

Jane olmasa da)

bir de

balık havuzu vardı

büyük bir havuz

ömrünüzde görebileceğiniz

en iri kırmızı balıklar yüzerdi

o havuzda

ve insana alışıktı

balıklar

suyun üstüne

çıkıp

elimizden ekmek

yerlerdi.

 

ebeveynlerimiz bizi uyarmışlardı

‘o evin

önünden bile geçmeyin’

biz de

giderdik tabii ki.

 

o evde birinin

yaşayıp yaşamadığını

merak ederdik

haftalar geçtiği halde

kimseyi görememiştik.

 

sonra bir gün

bir ses

geldi evden

‘Allahın cezası

kaltak!’

 

erkek

sesiydi.

 

sonra evin

ön

kapısı

açıldı ve

bir adam

çıktı

evden.

 

sağ elinde ellilik

bir şişe viski.

otuz yaşlarındaydı.

ağzında

puro vardı ve

sakalı uzamıştı.

saçı karmakarışıktı

yalın ayaktı

üstünde atleti

ile pantolonu vardı.

ama gözleri parlaktı.

pırıl pırıl parlıyorlardı ve

bize bakıp

‘hey, küçük

beyler,

eğleniyorsunuzdur umarım?’

dedi.

 

sonra küçük

bir kahkaha atıp

içeri

girdi.

 

biz ayrıldık,

bizim evin

bahçesine

gidip

gördüklerimizi düşündük.

 

ebeveynlerimizin,

bizi o evden

böyle

harikulade

gözleri

olan, güçlü ve

doğal bir adamı

görmemizi istemedikleri

için uzak tutmaya

çalıştıklarına

karar verdik.

 

ebeveynlerimiz

öyle olmadıkları

için

utanıyorlardı,bu yüzden

istemiyorlardı

o eve

gitmemizi.

 

ama

o eve

sarmaşığa

ve insandan korkmayan

kırmızı balıklara

yine gittik.

haftalar boyunca

bir çok kez

ama o adamı

bir daha ne

duyduk

ne de

gördük.

 

pancurlar her zaman

olduğu gibi

kapalıydı

ve evden

çıt çıkmıyordu.

 

sonra bir gün

okuldan

dönerken

evin önünden

geçtik.

 

yanmıştı,

hiçbir şey kalmamıştı,

dumanı tüten

kararmış

demirler sadece,

havuza baktık

ama su

yoktu içinde

ve şişman

kırmızı balıklar ölüydüler

havuzda,

kuruyorlardı.

 

bizim bahçeye

gidip konuştuk ve

evi

ebeveynlerimizin

yaktığına karar verdik,

onları

ve balıkları

öldürmüşlerdi

çünkü her şey

çok güzeldi,

sarmaşıktan

bile eser

kalmamıştı.

 

korkmuşlardı

güzel

gözlü

adamdan.

 

ve

biz de

hayatımız boyunca

başımıza

böyle bir şeyler

geleceğinden,

o adam

gibi

güçlü

ve güzel

insanları

yaşatmayacaklarından

ve

bir çok

insanın

bu yüzden

öldürüleceğinden

korktuk.

Charles Bukowski-MAVİ KUŞ

 

 

Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan

Ama ben ondan güçlüyüm ,kal,

diyorum ona , kimsenin seni görmesine izin veremem

Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan

Ama viski döküyorum üzerine,sigara dumanına boğuyorum,

Fahişeler ,barmenler ve bakkal çırakları

Hiçbir zaman bilmiyorlar onun orada olduğunu

Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan

Ama ben ondan güçlüyüm, yat lan aşağı ,diyorum ona

Ocağıma incir dikmek mi niyetin ?

Avrupa’daki kitap satışlarını sabote etmek mi?

Bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan

Ama zekiyim ,sadece geceleri izin veriyorum çıkmasına

Herkes yattıktan sonra orada olduğunu biliyorum, derim ona

Kederlenme artık.

Sonra yerine koyarım yine ama hafifçe öter

Tamamen ölmesine de izin vermiyorum ve birlikte uyuyoruz

Gizli antlaşmamızla ve insanı ağlatacak kadar güzel,

Ama ben ağlamam , ya siz ?

 

Yalnızlığına Sımsıkı Sarıl Çünkü O Senin Tek Dostundur

Charles Bukowski -BÖYLE GELDİK, BÖYLE GİDİYORUZ-

 

Böyle geldik,

Böyle gidiyoruz

Tebeşir yüzlü gülüşler gibi

Bayan Ölüm’ün gülüşü gibi

Politik maznzaraların yok oluşu gibi

Kaypak bir balığın,

kaypak bir avını beklemesi gibi

Bizler böyle geldik, böyle gidiyoruz.

Çok masraflı hastanelere gideriz

Oralarda ölüm çok daha ucuza gelir

Çok kazanan avukatlara gideriz

Suçunu kabullenmek daha ucuza gelir

Kodeslerin ağzına kadar dolduğu

Tımarhanelerin kapandığı bir ülkeye

Kitlelerin ahmakları

Zengin kahramanlara

dönüştüğü bir

ülkeye doğru gidiyoruz.

Böyle geldik

Böyle yaşamaktayız

Bu yüzden ölmekteyiz

Kısırlaştırılmış, dışlanmış,

Sırf bu yüzden.

Parmaklar tepkisiz

Tanrı’yı göstermekte

Parmaklar içkiye,

haplara ve tozlara uzanmakta

Bu hazin, ölüdürücü

yerde dünyaya gelmişiz

Sokaklarda gözler önünde işlenen

cinayetler cezasız kalmakta

Sokaklarda silahlarla

başıboş çeteler hüküm sürmekte

Ülke işe yaramaz hale gelmekte

Yiyecekler gittikçe azalmakta

Herkes elinde nükleer

güç bulundurmakta

Patlamalar habire dünyayayı sarsmakta

Radrasyonlu insanlar

radrasyonlu insanları yiyecek

İnsanoğlunun ve

hayvanların çürümüş

bedenlerinin kokusu

rüzgarla yayılacak

Daha önce benzeri görülmemiş

harika bir sessizlik geliyor

İşte böyle bir yere gelmişiz.

Güneş orada bir yerde saklanmış

bir sonraki bölümü bekliyor.

 

Charles Bukowski, HAYAT SENİN HAYATIN

 

hayat senin hayatın

izin verme itilmesine, kederli teslimiyetin içine.

hazır ol beklediğine.

çıkış yolu vardır elbet.

ışık var bir yerde.

belki çok parlak değil ama

defeder karanlığı.

hazır ol beklediğine.

tanrı sana fırsatlar sunacak.

tanı onları ve kullan.

ölümü yenemezsin ama

bazen yok edebilirsin yaşarken ölmeyi

ve sen öğrendikçe bunu yapmayı

daha da aydınlık olacak.

hayat senin hayatın.

tanı onu, ona hala sahipken.

sen muhteşemsin.

tanrı bekler mutlu etmek için seni..

*****

“Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum…
Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz,
Nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok.
Yine de çıkamıyoruz filmin içinden!
Ve film kötü..”

/ Charles Bukowski /

BAŞA DÖN

 

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s