ZİLHİCCE AY’ININ İLK ON GÜNÜ

 

Hzl: ZEYNEP ŞAHİN

Zilhicce ay’ının ilk on günü, hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de hadislerde yer almaktadır. Hz. Peygamber, Kur’ân’da üzerine yemin edilen “on gece”nin[1] Zilhicce’nin ilk on günü olduğunu söylemiştir.[2] Bu durum, bu günlerin Allah katındaki değerini göstermektedir.

1.Zilhicce Ay’ının İlk On Gününün Fazileti

Zilhicce’nin faziletiyle alakalı hadisler, daha ziyade bu ayın ilk on gününü kapsamaktadır. Yılın son ayının bu günlerini faziletli kılan sebeplerin başında, hac ibadetinin bu zaman diliminde eda edilmesi gelmektedir. Ayrıca Zilhicce’nin ilk on günü, işlenecek ameller bakımından Allah katında özel bir değere sahiptir.

Hac Vakti Olması

Hac; senenin belli günlerinde, ihrama girerek Kâbe’nin ve etrafındaki kutsal yerlerin ziyaretiyle gerçekleştirilen bir ibadettir. Kulun Allah’a en yakın olduğu zamanlardan olan ve Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmek için bir araya gelen Müslümanların birlik içerisinde olduğu hac mevsimi, Zilhicce ay’ının ilk on beş gününe rastlamaktadır. Bu durum düşünüldüğünde bu günlerin niçin makbul ve faziletli kabul edildiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Amellerin Allah’a En Sevgili Olduğu Günler Olması

Hac gibi büyük bir ibadetin vakti olan Zilhicce ay’ının ilk on günü yapılan hayır hasenat ve ibadetin sevabı büyüktür. İbn Abbas, Hz. Peygamber’in konu ile ilgili olarak söylediklerini söyle anlatmaktadır: “Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem

“Salih amellerin Allah’a en ziyade sevgili olduğu günler (Zilhiccenin ilk) on günüdür!’

buyurmuştu. Cemaatten

“Allah yolundaki cihaddan da mı?’

diye soran oldu.

“Cihaddan da!

buyurdu,

Ancak bir kimse, canını, malını ortaya atarak çıkar, hiçbir şeyle dönmezse (yani cihad sırasında ölürse) o kimse hariç.”

Bir başka hadis-i şerifte Allah’ın belli zamanları (diğerlerine) tercih ettiği söylenmekte, Allah katında en sevimli ayın Zilhicce ve bu ayın günleri arasında da ilk on günü olduğu ifade edilmektedir.[3] Allah Rasûlü bir hadisinde de

Ayların …kutsallık bakımından en yücesi Zilhicce ay’ıdır.”

buyurmuştur.[4]

2. Zilhicce Ay’ının İlk On Günü Yapılması Tavsiye Edilen İşler

Zilhicce ay’ının Kurban Bayramı’ndan önceki günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiş, bu günlerden birinde oruçlu bulunanların bir senelik oruç sevabı elde edeceği belirtilmiştir. Yine bu ayın ilk on günündeki bir geceyi ihya etmenin sevabı, Kadir Gecesi’ni değerlendirmenin ecrine eşdeğer tutulmuştur.

Oruç Tutmak

Hz. Peygamber, hac ibadeti için hazırlanmadığı müddetçe Kurban Bayramı’ndan önceki dokuz günü oruçlu geçirmiştir. Eşlerinden biri

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem Zilhicce’den dokuz gün …oruç tutardı”[5]

demektedir.

Hadislerde Zilhicce ay’ının ilk dokuz gününden her bir gün tutulan orucun sevap cihetiyle bir yıllık oruca denk olduğu ifade edilmektedir. Bunlardan birinde

“…Ondaki her bir günün orucu bir yıllık oruca (sevapça) eşittir…”

buyrulmaktadır.[6]

Gece İbadeti

Rasûlullah, Zilhicce ayında oruç tutmanın faziletinden söz ettiği hadisin devamında, bu günlerde gece namazı kılmanın sevabına da vurgu yapmıştır:

“Ondaki bir gecenin kıyamı (ibadetle ihya edilmesi) Kadir Gecesi’nin kıyamına (ihyasına) eşittir.”

Umre

Hz. Âişe, Allah Rasûlü’nün Zilhicce ayı dışında umre yapmadığını söylemiştir.[7] Hac ibadetinin vakti olan bu ayda umreye de niyet edilmesi faziletli görülmüştür. Bir hadis-i şerifte

“Hac ve umreyi ard arda yapınız. Çünkü hac ve umre; körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder.”

buyrulmuştur.[8]

Tesbih, Tehlil, Tekbir ve Tahmidde Bulunmak

Amellerin Allah’a en sevgili olduğu günlerin Zilhicce ay’ının ilk on günü olduğunu belirten Hz. Peygamber,

“.Öyleyse bu günlerde teşbih, tehlil, tekbir ve tahmidi (Sübhanallah, Lâilâheillallah, Allahuekber ve Elhamdülillah demeyi) çoğaltınız.”

buyurmuştur.[9] Böylece Zilhicce’nin dokuzuncu gününden (Arefe günü) itibaren getirilmesi vacip kabul edilen tekbirlerin haricinde, bu ayın başlangıcından Kurban bayramına kadar olan günlerinde, Allah’ı anarak tesbih etmenin sünnet olduğu vurgulanmıştır.

B. Arefe Günü

Hicrî aylardan sonuncusu olan Zilhicce’nin dokuzuncu günü, yani Kurban Bayramı’ndan bir önceki gün Arefe günü olarak isimlendirilmiştir. Hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar bu gün Arafat Dağı’na çıkar, burada bir süre bekler ve dua ederler. Kurban Bayramı’ndan önceki güne verilen “Arefe” isminin bu günde çıkılan Arafat Dağı ile alakası bulunmaktadır.

1. Arefe Gününün Fazileti

Arefe günü, Kurban Bayramı’ndan önceki gün olmasına rağmen, hadislerde bu gün de Müslümanların bayram günü olarak tarif edilmiştir. Bunda, bu gün cehennemden azat edilen insan sayısının fazla olmasının, Allah’ın din olarak İslam’ı seçtiği müjdesinin verilmesinin, şeytanın hilesinin tesirini kaybetmesinin vs. etkili olduğu söylenebilir. Enes b. Mâlik bu günün faziletini anlatırken onun bin güne denk olduğunu belirtmiştir.[10]

Müslümanların Bayramı Olması

İslam dinine göre Arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, farzlardan sonra tekbir getirmek gerekir. Bu tekbirlere “teşrik tekbiri” denmektedir. Hadiste tekbir getirilen günlerin Müslümanların bayramı olduğu belirtilmekte, dolayısıyla Arefe günü de bayram sayılmaktadır.

Allah katında günlerin en hayırlısının Kurban Bayramı’nın ilk günü, daha sonra Arefe günü olduğunu[11] belirten Hz. Peygamber;

“Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri, biz Müslümanların bayramıdır…”

buyurmuştur.[12] Zaten Arefe günü Kurban bayramı gününe, hac ve kurban ibadetine hazırlıkla geçmekte, bayram coşkusu bu günden başlamaktadır.

Cehennemden Azat Günü Olması

Hadislerde Arefe gününün cehennemden kurtuluş günü olduğu ifade edilerek, bu gün Allah’ın rahmetinin ve affediciliğinin genişlediği hatırlatılmaktadır. Öyle ki Allah Rasûlü Arefe günü ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Allah, hiçbir günde, Arefe günündeki kadar çok kulu ateşten azad etmez. Allah mahlükâta (rahmetiyle) yaklaşır, onlarla meleklere karşı iftihar eder ve “Bunlar ne istiyorlar?” der “[13]

Hz. Peygamber, Arefe günü kalbinde zerre kadar iman bulunup da Allah tarafından bağışlanmayan bir tek kimse kalmayacağını belirtmiştir. “İnsanların hepsi mi (affedilir)?’ diye tekrar sorulması üzerine Hz. Peygamber, “Evet tüm insanlar cevabını vermiştir.[14]

el-Yevmü’l-meşhûd Olması

el-Yevmü’l-meşhûd, “şâhitlik edilen gün” anlamına gelmektedir. Hadislerde Burûc Sûresi’nin ilk âyetlerinde geçen bu ifade ile Arefe gününün kastedilmiş olduğu söylenmiştir:

“İçlerinde burçları bulunan semâya, va’d edilen güne, şâhitlik edene ve şâhitlik edilene and olsun. 29 âyetlerinde geçen…”‘şâhitlik edilen gün”den maksat Arefe günüdür…’

Bazı rivâyetlerde de âyetteki eş-şahid’in (şahitlik edenin) Arefe günü olduğu belirtilmiştir.[15] Arefe gününe niçin bu ismin verildiği hadis kaynaklarında net bir şekilde açıklanmamıştır.

İslam Dininin Tamamlandığı Gün Olması

Mâide Sûresi’nin 3. âyetinde

…Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim…”

buyrulmaktadır. Bu âyetin nâzil olduğu gün hakkında Hz. Ömer ile bir Yahudi arasında geçen şu konuşma dikkat çekicidir:

Yahudi, Hz. Ömer’e;

“Siz bir âyet okuyorsunuz ki o, şâyet bize inseydi o günü bayram kabul eder (her yıl kutlardık).”

demiştir. Hz. Ömer;

“Ben onun indiği anı ve yeri, indiği sırada Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem bulunduğu noktayı biliyorum. Arefe günü inmişti. O zaman ben de Arafat’ta idim ve bir Cuma günüydü”

demiştir.[16]

Şeytanın Hilesinin En Zayıf, Öfkesinin En Kuvvetli Olduğu Gün Olması

Arefe günü, Müslümanların İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadetini gerçekleştirdikleri ve kurban gibi Allah’a yakınlaşma adına önemli bir ibadete hazırlandıkları gündür. Elbette ki böyle bir günde şeytanın öfkesi her zamankinden daha şiddetli olacaktır. Ancak şeytan insanları aldatma konusunda başarılı olamayacaktır.

Hz. Peygamber;

“Şeytan hiçbir günde Arefe günündeki kadar aciz, zelil, hilesi zayıf ve aynı zamanda öfkesi kuvvetli olduğu halde görülmemiştir…”

buyurmuştur.[17]

2. Arefe Günü Yapılması Tavsiye Edilen İşler

Arefe gününün fazileti ile ilgili hadislerden çıkarılacak sonuç, bu günü iyi değerlendirmenin gerekliliğidir. Bu günde yapılması tavsiye edilen işler; oruç tutmak, dua etmek, haramlardan uzak durmak, tevbe etmek ve gusûldür.

Arefe günü tutulan oruç ile ilgili hadisler iki kısma ayrılmaktadır. Bunların ilkinde Arefe günü oruç tutmanın mükâfatına işaret edilerek bu günün oruçlu geçirilmesi teşvik edilmekte, ikinci grup rivâyetlerde ise Hz. Peygamber’in Arefe günü oruç tutmadığı belirtilmektedir.

Allah Rasûlü, bu günü oruçlu geçirmenin ecrini belirtmek için;

 “Arefe günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefâret olacağına Allah’ın rahmetinden ümidim var.”

buyurmuştur.[18] Kaynaklarda ayrıca

“Arefe günü orucu bin günlük bir oruç gibidir”[19]

şeklinde bir hadis de bulunmaktadır.

Arefe orucunu yasaklayan hadisler ise bu günün Müslümanların bayramı olduğunu belirten rivâyete dayanmaktadır. Buna göre bayramlar yeme içme günleri olduğundan bu günde oruç tutmak da hoş karşılanmayacaktır. Arefe orucu hakkında;

“Arefe günü …biz Müslümanların bayramıdır. Bu gün yeme-içme günüdür.”

buyrulmuştur.[20] Sahabeden Ümmü’l-Fadl, insanların Allah Rasûlü’nün Arefe günü oruç tutup tutmadığından şüphe ettiklerini, bunu anlamak için Ona bir içecek (bazı rivâyetlerde süt) gönderdiğini ve Hz. Peygamber’in onu içtiğini söylemiştir.[21]

Arefe günü oruç tutmanın yasaklanması bir kısım hadislerde hac ibadetine bağlanmıştır. Hac görevini yerine getirecek bir Müslümanın Arefe günü Arafat Dağı’na çıkarak vakfe yapması gerekir. Haccın farzlarından sayılan vakfe, oruçlu bir kimse tarafından zorlukla yerine getirilecektir. Yani nafile bir ibadet (oruç) için farz olan bir ibadet zorlanarak yapılmış olacaktır.[22] Nitekim Arefe orucunu yasaklarken “Arafat’ta” diye kayıt altına alınan rivâyetler şöyledir:

Said b. Cübeyr, Arefe günü Arafat’ta İbn Abbas’ı nar yerken görmüş, bunun üzerine İbn Abbas şu açıklamayı yapmıştır:

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem Arefe günü oruç tutmamıştır.”[23]

Ebû Hureyre de Allah Rasûlü’nün Arefe günü Arafât’ta oruç tutmayı yasakladığını söylemiştir.[24]

Arefe günü orucundan hoşlanmadığı rivâyet edilen[25] İbn Ömer, hac esnasında oruç tutmamanın önde gelen sahabilerin de uygulaması olduğunu şu cümlelerle anlatmaktadır:

“Nebi (salla’llâhu aleyhi ve sellem) iie birlikte hac yaptım, Arefe günü oruç tutmadı; Hz. Ebû Bekir ile birlikte hac yaptım, o da Arefe günü oruç tutmadı. Hz. Ömer ve Osman ile hac yaptım, onlar da bu günü oruçsuz geçirdi Bu sebeple ben de bugün oruç tutmuyorum, ancak bunu ne tavsiye ediyorum ne de yasaklıyorum,’’[26]

Yılın günlerinden oruç tutma konusunda kendisine Arefe gününden daha sevimli gelen bir gün olmadığını belirten[27] Hz. Âişe, hac ibadetini yaparken Arefe gününü oruçlu geçirmiştir. Bu durum Hz. Âişe’nin bu gücü kendisinde gördüğü ve bu günün orucunun sevabından mahrum kalmak istememesi şeklinde düşünülebilir. Kâsım b. Muhammed konuyla alakalı olarak şunları söylemektedir:

“Hz. Âişe (radıya’llâhu anha) Arefe günü oruç tutardı. Ben Arefe akşamı imamın (hac emirinin, Müzdelife’ye gitmek üzere) hareket ettiği sırada Hz. Âişe’nin yerinde kalarak, halkla kendi arasında bir mesafe açılana kadar bekleyip sonra içecek bir şeyler isteyerek iftar ettiğini gördüm”[28]

Arefe orucu ile ilgili bilinmesi gereken diğer bir nokta, bu orucun mutlak bir sûrette emredilmemesi, yani farz veya vacip olmayışıdır. İkrime’ye Arefe orucu hakkında sorulmuş, O;

“Kişinin Ramazan dışında bir orucu kendisine vâcip sayması doğru değildir. ”

demiştir.[29]

Sonuç olarak, Arefe orucu dinimizde kesin bir şekilde emredilen bir ibadet olmamakla beraber, faziletinden ötürü teşvik edilmiştir. Arefe günü hac için Arafat’ta bulunmayan Müslümanların bu günü oruçlu geçirmeye özen göstermeleri yararlı olacaktır. Hac farizasını yerine getiren insanlar ise kendilerinde oruç tutacak gücü buldukları takdirde bu günün ecrinden mahrum olmamalı, fakat hac ibadetinde zorlanacaklarsa bu orucu terk etmelidirler.

Hz. Peygamber’in Arefe günü dua etmeyi artırdığı bilgisi kaynaklarda yer almaktadır.[30] O, Arefe günü dua etmeyi teşvik ederken kendisinin ve kendisinden önceki peygamberlerin yaptığı duayı da öğretmektedir:

“Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, “Lâ ilâhe illallahu vahdehu iâ şerike leh. Lehu’l- mülkü ve lehu’l-hamdu ve hüve aiâ külli şeyin kadir. (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, her şeye kâdirdir)” sözüdür.”261

Sahabeden Said b. Cübeyr de

“(Arefe günü) duaya devam edin.”[31]

diyerek bu mübarek günün Allah’a niyaz ile değerlendirilmesinin önemine işaret etmiştir.

Tekbir Getirmek

Arefe günü sabah namazından başlayıp Kurban bayramının son günü ikindi namazına kadar devam etmek üzere farz namazların ardından tekbir getirilir. Bu tekbirlere teşrik tekbiri adı verilir. Teşrik tekbiri

“Allahu ekber, AHahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber velillahi’l-hamd’

şeklinde söylenir.

Hz. Peygamber’in Arefe gününden başlayarak Kurban Bayramı’nın son gününün ikindi namazına kadar (her namazdan sonra) teşrik tekbirleri getirdiği bildirilmiştir.[32] İbn Abbas da

“Arefe günü tekbir günüdür.”

demiştir.[33]

Haramlardan Kaçınmak

Allah’ın affının her yanı kuşattığı özel günlerden biri olan Arefe gününde bağışlanabilmek için birtakım şartlar belirtilmiştir. Bu genel affı kaçırmak istemeyenlerin haramlardan uzak durmaları ve bundan sonra haram işlememe konusunda kararlı olmaları gerekmektedir.

Allah Rasûlü Arefe günü hakkında şöyle buyurmuştur:

“Bu gün dilini ve gözünü (haramdan) koruyan kişi (Allah tarafından) bağışlanır.”

Hadisin diğer bir rivâyetinde bir Arefe gününden diğerine kadar olan, yani bir yıllık günahlarının bağışlanacağı söylenmiştir.[34]

Hadis metninde geçen “dili haramdan korumak”tan maksat yalan, gıybet, iftira gibi sözlerden kaçınmak; “gözü haramdan korumak”tan maksat ise zinaya yaklaşmamak olabilir.

Tevbe Etmek

Tüm vücudunu haramlardan uzak tutan insan bir de geçmişte işlediği günahlardan dolayı Allah’a tevbe ederek O’ndan affını talep etmelidir. Cehennemden azat günü sayılan ve şeytanın aciz ve zayıf olduğu Arefe günü, günahlardan arınmak için iyi bir fırsattır. Kul olarak nefis muhasebesi yaparak, hata ve eksiklikleri gözden geçirmekle bu özel gün istenilen ölçüde değerlendirilmiş olacaktır.

Boy Abdesti Almak

Arefe gününde yıkanmak veya boy abdesti almak sünnet davranışlardandır. Böylece Kurban bayramı günü yıkanmaya fırsat bulunamaması halinde bayrama temiz girilmiş olacaktır.

Fakih b. Sa’d, Hz. Peygamber’in Ramazan ve Kurban Bayramı günleri ile Arefe gününde yıkandığını belirterek kendisinin de o günlerde yıkanmalarını aile halkına emrettiğini söylemiştir.[35]

KURBAN BAYRAMI GÜNLERİ

Hz. Peygamber, hicretten sonra Medinelilerin iki bayramlarının olduğunu, bu günlerde oynayıp eğlendiklerini görmüş ve bunların yerine Müslümanlara ilahi kaynaklı iki bayram getirmiştir.[36]

Böylece asr-ı saadetten beri tüm İslam âleminde yılda iki defa bayram kutlanmaktadır. Bunlardan ikincisi, hicri ayların sonuncusu olan Zilhicce’nin onuncu günü kutlanmaya başlanan Kurban Bayramı’dır.

Kurban Bayramı günleri, Allah katında günlerin en üstünü kabul edilmiştir. Hz. Peygamber, Kurban Bayramı’nın ilk ve ikinci günü ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

Allah katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramı günüdür, bunu fazilette Nahr (teşrik günlerinin ikinci) günü takip eder “[37]

 Kurban Bayramında Yapılması Tavsiye Edilen İşler

Ramazan bayramında yapılması tavsiye edilen gece ibadeti, sadaka, dua gibi ibadetler ile temiz giyinmek, koku sürünmek, bayram namazına giderken ve dönüşte farklı yolları kullanmak gibi işlerin bu bayramda da yapılması hoş görülmüştür.[38] Hz. Peygamber, Kurban Bayramı’nda imkânı elverenlerin kurban kesmesi gerektiğini belirtmiştir. Teşrik tekbirleri getirmek bu bayramda yapılması istenen diğer bir iştir. Bu gün Ramazan Bayramı’ndan farklı olarak kurban kesilinceye kadar yemek yenmemesi ve gusledilmesi tavsiye edilmektedir.

Kurban Kesmek

Kurban, Allah’a yaklaşmak maksadıyla belirli şatları taşıyan hayvanı belirli bir vakitte kesmektir. Tanımdaki belirli vakitten maksat, Kurban Bayramı’nın ilk üç günüdür. Vacip olan kurbanın, en geç bayramın üçüncü gününe kadar kesilmesi gerektiği ifade edilmiştir. İbn Ömer’in yaptığı açıklama şöyledir:

“Kurban günleri, yevm-i nahr’dan (Kurban Bayramı’nın ilk gününden) sonra iki gündür.”

İbn Abbas’tan konu ile alakalı farkı bir rivâyet nakledilmekte; o, kurbanın bayramın ilk gününden sonraki üç gün içinde kesilebileceğini söylemektedir.[39]

Kurbanın ne zaman kesilmeye başlanacağına gelince, Hz. Peygamber, Kurban Bayramı günü hutbe verirken et kokusu duymuş ve Müslümanları bayram namazından önce kurban kesmekten alıkoyarak;

“Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki, kestiği kurban değildir, ailesine et takdim etmiştir), yeniden kessin!

buyurmuştur.[40]

Hür, yolculuk halinde bulunmayan, Müslüman ve dini ölçüye göre zengin sayılan kişiler kurban kesmekle mükelleftirler. Allah Rasûlü, kendisine kurban ibadeti vacip olduğu halde bu sorumluluğu yerine getirmeyenleri

“Hali vakti yerinde olduğu halde kurban kesmeyen, namazgâhımıza yaklaşmasın.”

buyurarak sert bir biçimde ikaz etmiştir.[41]

Kurban kesmenin mükâfatıyla alakalı olarak bir hadis-i şerifte;

“Hiçbir kul kurban günü Allah katında kurban kanı akıtmaktan daha sevimii bir iş yapmamıştır. Zira kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlarıyla, kıllarıyla, tırnaklarıyla gelecektir. Kesilen kurbanın kanı yere akmadan Allah katında yüce bir mevkiye ulaşır. Öyleyse gönül hoşnutluğu ile kurbanlarınızı kesin.”

buyrulmuştur.[42]

Kurban ibadeti, birey ve toplum açısından çok sayıda kazanç sağlamaktadır. Evvela kurban kesen kişi Allah’a daha yakın olmakta, O’na karşı teslimiyet duygusu gelişmektedir. Bu kişi ayrıca verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükür borcunu yerine getirmiş olmaktadır. Kurban, zengini vermeye alıştırıp dünya malına tutkunluktan kurtarmaktadır.

Kurban ibadeti sayesinde toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma, fedakârlık gibi duygular gelişir. Sosyal adalet sağlanmış olur. Fakirler de zengin kullar vasıtasıyla Allah’a şükreder ve ihtiyaçlarını gidermek için helal olmayan yollara başvurmaz. Böylece toplumda huzur ve güven ortamı oluşturulmuş olur.

Teşrik Tekbirleri

“Teşrik günleri, …Allah’ı zikretme günleridir.”[43]

buyuran Hz. Peygamber’in Arefe günü sabah namazından Kurban Bayramının son gününün ikindi namazına kadar (her namazdan sonra) teşrik tekbirleri getirdiği bildirilmiştir.[44] Başka bir rivâyette Arefe günü öğle namazından itibaren teşrik tekbirlerine başladığı söylenmiştir.[45] Vacip sayılan bu tekbirlerin kazası da mümkün değildir.

Boy Abdesti Almak

Allah Rasûlü özellikle Kurban Bayramı’nda yapılacak temizliğin kurban kesemeyenler için sevap cihetiyle bu ibadete denk tutulacağını ifade etmiştir.

“Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır buyurunca bir adam kendisine; “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben emaneten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?”

diye sormuştur. Hz. Peygamber;

“Hayır, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, traşını olursun. Bu da sana Allah katında bir kurban yerine geçer.”

buyurmuştur.[46]

Yemeği Bayram Namazından Sonra Yemek

Hz. Peygamber’in, Kurban Bayramı günü, Ramazan Bayramı’nın aksine, bayram namazından sonra yemek yediği anlatılmaktadır.[47] Hadisin bazı rivâyetlerinde

“Dönünce kurban etinden yerdi”

ziyadesi bulunmaktadır.[48] Diğer bir kısım rivâyetlerde ise

“Kurban kesinceye kadar yemezdi.”

denilmektedir.[49] Henüz kanı yere akmadan Allah’a ulaşan ve kul ile Allah arasında yakınlığa vesile olan kurban etinden yiyerek güne başlamak elbette ki arzu edilen bir şeydir.

 

Kaynak: ZEYNEP ŞAHİN, Günler İle İlgili Hadisler, TC. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Hadis Bilim Dalı,  İstanbul, 2007



[1]        el-Fecr 89/2.

[2]        Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 327.

[3]        Beyhakî, Şuabu’i-îmân, III, 350.

[4]        Beyhakî, a.g.e, III, 355.

[5] Ebû Dâvûd, Sıyâm 61; Nesâî, Sıyâm 83.

[6] Mâlik b. Enes, Muvatta, Hacc 62; Tirmizî, Savm 52.

[7]        Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 143.

[8] Tirmizî, Hacc 2; Nesâî, Menâsik 6.

[9]        Abd b. Humeyd, Müsned, I, 257.

[10]       Beyhakî, Şuabu’i-îmân, III, 358.

[11]      Tahâvî, ŞerhumeânU-âsâr, III, 50.

[12]      Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 152; Ebû Dâvûd, Sıyâm 49; Tirmizî, Savm 59; Nesâî, Menâsik 195.

[13]      Müslim, Hacc 436; İbn Mâce, Menâsik 56; Nesâî, Menâsik 194.

[14]      Abd b. Humeyd, Müsned, I, 265.

[15]       Beyhakî, Sünen, III, 170.

[16] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 28; Buhârî, İmân 33, Meğâzi 77, Tefsir Mâide 2, l’tisâm Giriş; Müslim, Tefsir 3; Nesâî, İmân 18, Hacc 194.

[17] Mâlik b. Enes, Muvatta, Hacc 81; Abdurrezzak b. Hemmâm, Musannef, IV, 378.

[18]       Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 295; Müslim, Sıyâm 196; İbn Mâce, Sıyâm 40; Ebû Dâvûd, Sıyâm 54; Tirmizî, Savm 46.

[19]       Beyhakî, Şuabu’i-îmân, III, 357.

[20]       Ebû Dâvûd, Sıyâm 49; Tirmizî, Savm 59; Nesâî, Menâsik 195.

[21]       Mâlik b. Enes, Muvatta, Hacc 43; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., I, 344; Buhârî, Savm 84; Müslim, Sıyâm 18; Ebû Dâvûd, Sıyâm 63.

[22] Hacıların zayıf düşerek asıl görevlerini aksatmalarına yol açacağı için Arefe günü oruç tutmaları mekruh, hacca gitmeyenlerin aynı gün oruç tutması ise müstehap kabul edilmiştir.

Şevkânî, Neylü’l-evtâr, IV, 267-269.

Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 349.

[24]      Ahmed b. Hanbel, a.g.e, II, 304; İbn Mâce, Sıyâm 40; Ebû Dâvûd, Sıyâm 63.

[25]      Abdurrezzak b. Hemmâm, Musannef, IV, 285.

[26]      Ahmed b. Hanbel, a.g.e, II, 47; Dârimî, Sünen, II, 38; Tirmizî, Savm 47; Nesâî, Sıyâm 102.

[27]      Humeydî, Müsned, I, 89; İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 341; Beyhakî, Şuabu’l-îmân, III, 357.

[28]      Mâlik b. Enes, Muvatta, Hacc 133.

[29]      İbn Ebî Şeybe, a.g.e, II, 312.

[30]       Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 210; Beyhakî, Şuabu’l-îmân, III, 358.

[31]       İbn Ebî Şeybe, Musannef, III, 196.

[32]       Hâkim en-Nîsâbûrî, Müstedrek, I, 439; Beyhakî, Sünen, III, 315.

[33] Abdurrezzak b. Hemmâm, Musannef, IV, 283.

[34]Beyhakî, Şuabui-îmân, III, 358.

[35] Ahmed b. Hanbel, a.g.e., IV, 78; İbn Mâce, İkâmet 169.

[36] Ahmed b. Hanbel, a.g.e., III, 103; Ebû Dâvûd, Salât 245; Nesâî, Iydeyn 1.

[37]      Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 350; Ebû Dâvûd, Menâsik 19.

[38]      Her iki bayramda yapılması tavsiye edilen ve yasaklanan işler ile bayram namazında okunması tavsiye edilen sûreler için Bkz. s. 109-115.

[39]      Beyhakî, Sünen, IX, 296.

[40]      Müslim, Edâhi 1.

[41]      Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321; İbn Mâce, Edâhi 2.

[42]      İbn Mâce, Edâhi 3; Tirmizî, Edâhi 1.

[43]      Müslim, Sıyâm 144; İbn Mâce, Edâhî 16; Ebû Dâvûd, Edâhî 10.

[44]      Hâkim en-Nîsâbûrî, Müstedrek, I, 439; Beyhakî, Sünen, III, 315.

[45]      İbn Ebî Şeybe, Musannef, I, 489.

[46]      Ebû Dâvûd, Edâhî 1; Nesâî, Dahâyâ 2. Bu fetva sadece bahsi geçen kişi için geçerlidir.

[47]      Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 352; İbn Mâce, Sıyâm 49; Tirmizî, İydeyn 390.

[48]      Ahmed b. Hanbel, a.g.y.; Beyhakî, Sünen, III, 283.

[49]      Ahmed b. Hanbel, a.g.e, V, 360.

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s