FUTÛHÂT-I MEKKİYYE’DEN KURBAN YORUMU

Kurban eden kişi, kendi (hayvanı) hayatını kurban etmiş gibidir. Allah Teâlâ yoluna nefsi kurban etmek ise, kurbanların en üstünüdür.

Allah Teâlâ yolundaki şehitleri görmez misin?

Onlar, Allah Teâlâ düşmanlarıyla savaşırken canlarını Allah Teâlâ’ya kurban olarak verdiklerinde, sürekli bir ha­yat, sürekli bir rızık ve Allah Teâlâ’nın kendilerine verdiği şeyler karşılığında sevince sahip olmuşlardır. Bu nedenle, şehitler hakkında ‘ölü’ denile­mez. Çünkü Allah Teâlâ böyle demeyi yasaklamıştır. Allah Teâlâ yaratıkların gözle­rini şehitlerin canlılığını algılamaktan engellediği gibi melekleri ve cin­leri algılamaktan da engellemiştir. Bununla beraber, onların bizimle be­raber olduğunu biliriz ve şehitlerin ölmediğine inanırız. Çünkü Allah Teâlâ, ‘Allah Teâlâ yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz, onlar diridir buyuruyor. Allah Teâlâ’nın haberi doğrudur. Şehitler canlarını Allah Teâlâ’ya kurban etmek iradesi­ni ortaya koyunca, hayat sahibi olmuşlardır.

Erdemli bir gençten şöyle bir olay anlatılır:

Kurban bayramında Mina’da bulunuyormuş. Bu genç fakir, bekâr ve dünyalık hiçbir şeye sahip olmayan birisiymiş. İnsanların Allah Teâlâ’ya deve, inek, koyun ya da sa­hip oldukları hayvanları keserek yaklaşmaya çalıştıklarını görmüş. Bu­nun üzerine şöyle demiş:

‘Allah Teâlâ’m! İnsanlar bu günde kendilerine ver­diğin nimetlerden sahip olduklarıyla sana yaklaşmaya çalışıyor.

Bu yoksul-çaresiz kulunun ise, sana kurban olarak canından başka verebileceği hiçbir şeyi yok, bari onu kabul et!’

Sözünü bitirir bitirmez, vefat etmiş. Allah Teâlâ da onu kendi uğruna öldürülen şehitler gibi kabul etmiştir.

Bu konuda şöyle bir beytimiz vardır:

Kurban olarak ayıplı bir nefis sunuyorum

Ayıplı şeyleri kurban eden kimse görülmüş müdür?

Bir şair buna benzer şeyler söylemiştir: Mina’da bu gencin gördü­ğünü görmüş ve şöyle demiştir:

Kurbanlar sunuluyor. Ben ise, kanımı ve canımı sunuyorum..      

Sh: Futûhât-ı Mekkiyye, Kırkbirinci Kısımı;  Türkçesi: c:IV, sh.41-43

HACCIN İLK EYLEMİ OLARAK İHRAM VE BATINΠYORUMU VE KURBANIN SIRRI

İhram (elbisesi, bâtını yorumuyla insanın kendine yasak koyması), bu ibadete başlarken giyilen ille şeydir.

Şibli’nin konuyla ilgili hikâyesi şöyledir: Şibli’nin bir arkadaşı -hikâye onunla Şibli arasında geçer- şöyle aktarır: Şibli bana şöyle sordu:

Hacca niyetlendin demek!

Ben de:

‘Evet’ dedim.

Bunun üzerine bana şöyle sordu:

Bu sözleşmenle yaratıldığın günden beri buna aykırı olarak yaptığın bütün sözleri geçersiz yaptın mı?

Ben:

‘Hayır’ dedim.                                                                       ,

Şibli:

‘Öyleyse sen sözleşme yapmadın’ dedi.

Bana:

‘Elbiseni çıkardın mı?’ dedi. Ben ise ‘evet dedim.

 Şibli ‘Demek her şeyden soyutlandın?’ dedi. Ben ‘hayır’ diye karşılık verince, Şibli ‘Elbiseni çıkarmamışsın’ dedi.

Şibli, ‘Temizlendin mi’ diye sordu. Ben ‘Evet’ dedim.

Şibli ‘Bu temizlikle her türlü hastalık gitmiş olmalıdır’ dedi. Ben ‘Hayır’ deyince, Şibli ‘Öyleyse temizlenmedin’ dedi.

Şibli ‘Lebbeyk’ (Allah Teâlâ’ım emrindeyim) dedin mi diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli, ‘senin söylediğin gibi Lebbeyk diyen bir cevap aldın mı?’ diye sordu. Ben ‘hayır’ dedim.

‘O zaman Lebbeyk demedin’ diye cevap verdi.

Sonra ‘Harem’e girdin mi?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Oraya girerken yasaklanmış her şeyi bıraktın mı?’ dedi. Ben ‘hayır’ dedim.

‘Öyleyse girmedin’ dedi.

Sonra bana ‘Mekke’de bulundun mu?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Mekke’ye girerken Haktan sana bir şeref geldi mi?’ diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim.

‘Öyleyse oraya girmedin’ diye cevap verdi.

Sonra ‘Mescide girdin mi?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Mescide girerken bildiğin yönden Hakka yaklaştın mı?’ diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim.

‘Öyleyse girmedin’ dedi.

‘Kabe’yi gördün mü?’ diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim.

Şibli ‘Öyleyse neye yöneldiğini görmüş olmalısın’ dedi. Ben ‘hayır’ dedim.

 Şibli ‘O zaman Kâbe’ye girmedin’ diye karşılık verdi.

Sonra, ‘üç kez koştun mu ve dört adım yürüdün mü?’ dedi. ‘Evet’ dedim.

Şibli ‘Dünyadan sanki kendisinden ayrılır ve koparcasına kaçmış; bu dört yürüyüş ile kaçtığın dünyadan güvene kavuşmuş ve bundan dolayı Allah Teâlâ’ya şükrün artmış olmalıdır’ dedi. Ben ‘hayır’ dedim.

Şibli ‘Öyleyse bunu yapmadın’ dedi. Sonra ‘Hacer’e (Hacer-i esved’e) el sürüp onu öptün mü?’ diye sordu. Ben de ‘evet dedim.

Bir feryat atıp şöyle dedi: ‘Yazık sana! Hacer’e el süren kimse, hiç kuşkusuz, Hak ile tokalaşmış demektir. Hak ile tokalaşan kimse ise, emniyete ve güvene kavuşmuştur. Allah Teâlâ senin üzerinde güven ve emniyet eserini ortaya çıkarttı mı?’ ‘Hayır’ dedim.

Şibli ‘Öyleyse Kâbe’ye el sürmedin’ diye karşılık verdi.

Sonra, ‘Makam’ın önünde durup iki rekât namaz kıldın mı?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Rabbinin mertebesindeki mekânda durduğuna göre sana niyetin gösterilmiş olmalıdır’ dedi. Ben ‘hayır’ dedim.

 Şibli ‘O zaman namaz kılmadın’ diye karşılık verdi.

Sonra, şöyle sordu: ‘Safa’ya çıkıp orada durdun mu?’ Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Ne yaptın?’ diye sordu: Ben de ‘Yedi kez tekbir getirip orada durdum ve Allah Teâlâ’dan (ibadetimi) kabul etmesini niyaz ettim’ dedi.

Bunun üzerine ‘Meleklerin tekbirini getirmiş ve o yerin hakikatini idrak etmiş olmalısın’ dedi. Ben de ‘hayır’ dedim.

Şibli ‘Öyleyse tekbir getirmedin’ dedi. Sonra ‘Safa’dan indin mi?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Bütün hastalıkların ortadan kalkıp safa (duruluk ve afiyet) buldun mu?’ diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim.

Şibli ‘Ne Safa’ya çıkmışsın ne oradan inmişsin’ dedi.

Sonra ‘Hervele (Safa Merve arasında koşmak) yaptın mı?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘O’na kaçtın mı ve kaçmaktan kurtuldun mu? Varlığına ulaştın mı?’ diye sordu. Ben de ‘hayır’ dedim. ‘Öyleyse hervele yapmamışsın’ dedi.

Sonra ‘Merve’ye ulaştın mı?’ diye sordu. ‘Evet5 dedim.

 Şibli, ‘(Merve kelimesiyle mürüvvet arasındaki ilişkiye dikkat çekerek) Mertlik üzere dinginliği bulup onu aldın mı?’ dedi. ‘Hayır’ dedim.

Şibli, ‘Öyleyse Merve’ye ulaşmamışsın’ dedi.

Sonra ‘Mina’ya çıktın mı?’ diye sordu.

 Şibli ‘Allah Teâlâ’dan kendisine isyankâr olduğundan başka bir hal temenni etmiş olmalısın?’ dedi. Ben ‘hayır’ deyince,

Şibli ‘O zaman Mina’ya çıkmamışsın’ dedi.

Sonra, ‘Havf mescidine girdin mi?’ diye sorunca ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Girerken ve çıkarken korkmuş ve sadece orada bulabildiğin bir korku duymuş olmalısın’ dedi. ‘Hayır’ diye karşılık verdim.

Şibli ‘O zaman oraya girmemişsin’ dedi. Sonra ‘Arafat’a gittin mi?’ dedi. Ben ‘Evet1 diye cevap verdim.

Şibli ‘Orada vakfe yaptın mı? (durdun mu)’ dedi. ‘Evet’ dedim.

Şibli ‘Uğruna yaratıldığın hali anlamış ve istediğin hali öğrenmişsindir. Bu halle sana tanıtan kimseyi de öğrendiğin gibi işaretlerin kendisini gösterdiği mekânı da öğrenmiş olmasın. Çünkü O, her durumda nefesleri yenileyendir.’ Ben ‘hayır’ deyince

Şibli, ‘O zaman Arafat’ta vakfe yapmamışsın’ diye karşılık verdi.

Sonra ‘Müzdelife’ye kaçtın mı?’ diye sordu. ‘Evet’ diye karşılık verdim.

Şibli ‘Meş’ar-i haram’ı gördün mü?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Allah Teâlâ’yı başka her şeyi sana unutturup kendisiyle ilgileneceğin tarzda O’nu zikrettin mi?’ diye sordu. ‘Hayır’ diye cevap verdim.

‘Öyleyse sen Müzdelife’de vakfe yapmamışsın’ dedi.

Sonra, ‘Mina’ya girdin mi?’ diye sordu. Ben ‘evet’ dedim.

 Şibli, ‘Kurban kestin mi?’ diye sordu. Ben ‘evet diye karşılık verdim.

Şibli ‘Nefsini değil mi!’ dedi. ‘Hayır’ diye cevap verdim.

Şibli ‘Öyleyse kurban kesmemişsin’ dedi.

Sonra bana taş attın mı diye sordu. Ben evet dedim.

Şibli ‘Senin üzerinde ortaya çıkan bilgini artışıyla bilgisizliğini kendinden uzaklaştırdın mı diye sordu. ‘Hayır’ dedim.

Şibli ‘O zaman atmamışsın’ dedi. ‘Saçını kestin mi’ diye sordu. Ben ‘evet’ dedim.

Şibli ‘Arzuların azaldı mı?’ diye sordu. ‘Hayır’ dedim. O zaman ‘Saçını kesmemişsin’ dedi.

Sonra ‘Ziyaret etini mi?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim.

Bunun üzerine şöyle sordu: ‘Sana hakikatlerden bir şey gösterildi mi? Ya da bu ziyaret nedeniyle Allah Teâlâ’nın sana olan ikramlarını gördün mü? Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurur: ‘Hac veya umre yapanlar, Allah Teâlâ’nın ziyaretçileridir. Ziyaret edilen, ziyaretçisine ikramda bulunur.’ ‘Hayır’ diye cevap verdim.

Şibli ‘Öyleyse ziyaret etmemişsin’ diye karşılık verdi.

Sonra ‘İhramdan çıktın mı?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim.

Şibli ‘Helal yemeye niyetlendin mi?’ diye sordu. ‘Hayır’ dedim.

 Şibli ‘O zaman ihramdan çıkmamışsın’ dedi.

Sonra ‘Veda (haccı) ettin mi?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim.

Şibli ‘Peki bütünüyle nefsinden ve ruhundan çıktın mı?’ diye sordu. ‘Hayır’ dedim.

Şibli şöyle karşılık verdi: ‘Öyleyse veda etmiş değilsin, bu yükümlülük sende kalmıştır. Artık nasıl hac yapacağına bak! Kuşkusuz sana haccı anlattım. Hac yaparken, betimlediğim şekilde davranmaya çalış.’

Allah Teâlâ seni desteklesin bilmelisin ki, bu öyküyü anlatmamın nedeni, Allah Teâlâ ehlinin yönteminin bu şekilde olduğuna dikkatini çekip bunu hatırlatmak ve bildirmektir. Onlar, böyle hareket ederdi.

 Şibli de, haccı böyle algılamıştı, çünkü o, sadece kendi tecrübesinden (zevk) soru sormuştu. Başka bir insan onu yaşamış mıdır, yaşamamış mıdır? Gerçekte, bir başkası onu idrak edebilir. Bazen, daha üstün veya daha düşük bir şeyi de idrak edebilir. Öyleyse, herkesin belli bir makamı vardır.

Bu ibadetlerin bâtını yorumlarında bizden önce kimsenin bilmediği bir yöntem takip etmiş değiliz. Şu var ki, Allah Teâlâ’nın bu konuda kuluna olan inayet ve ihsanına göre zevkler değişir.

Sh: Futûhât-ı Mekkiyye, Altmış ikinci Kısımı;  Türkçesi: c. V, Sh:275-278

 

 

Kaynaklar:

Muhyiddin İbn  Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye

Futûhât-ı Mekkiyye Tercümesi, hzl: Ekrem Demirli, 2011,İstanbul

 

 

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s