HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 1-50

 

AŞK, ÖNCE KOLAY GÖRÜNDÜ AMA

 

1

Sâki, döndür kadehi, herkese sun, bana da ver. Çünkü aşk, önce kolay göründü ama sonradan çok müşküller meydana geldi.

Sabah yeli, misk kokusu almak ümidiyle sevgilinin alnına dökülen saçları açınca o güzel kokulu saçların kıvrımlarından yürekler ne kanlara boyandı!

Pîr-i Mugân, sana “Seccadeyi şaraba boya” derse çekinme, dediğini yap. Çünkü yol ehli, konakların yolundan, yordamından bihaber değildir.

Sevgiliye giden yolun konaklarında nasıl istirahat edebilir, nasıl zevk ve safaya dalabilirim? Çan, yükleri bağlayın diye feryadedip durmakta.

Kapkaranlık bir gece… dalga korkusu ve bu derece dehşetli bir girdap. Sahilde rahat rahat yolculuk edenler, halimizi nerden bilecekler?

Sevgilinin muradını gözetmeden kendi dileğime uyup yaptığım her iş, beni rusvay edip gitti; nihayet adım kötüye çıktı. Zaten meclislerde söylenip duran sır, nasıl olur da gizli kalır ki?

Hafız, daimî bir huzura ermek, sevgiliye vâsıl olmak istiyorsan ondan gafil olma. Sevdiğine ulaşınca da artık dünyayı bırak, âlemi terk et.

Elâ-yâ eyyühesâki edir ke’sen ve nâvilhâ

Ki’ışk asan nemüd evvel veli uftâd müşkilhâ

1‏

 

الا يا ايها الساقی ادر کاسا و ناولها

که عشق آسان نمود اول ولی افتاد مشکل‌ها

به بوی نافه‌ای کاخر صبا زان طره بگشايد

ز تاب جعد مشکينش چه خون افتاد در دل‌ها

 

مرا در منزل جانان چه امن عيش چون هر دم

جرس فرياد می‌دارد که بربنديد محمل‌ها

به می سجاده رنگين کن گرت پير مغان گويد

که سالک بی‌خبر نبود ز راه و رسم منزل‌ها

شب تاريک و بيم موج و گردابی چنين هايل

کجا دانند حال ما سبکباران ساحل‌ها

 

همه کارم ز خود کامی به بدنامی کشيد آخر

نهان کی ماند آن رازی کز او سازند محفل‌ها

حضوری گر همی‌خواهی از او غايب مشو حافظ

متی ما تلق من تهوی دع الدنيا و اهملها

**

EY ŞARAPTAN ALDIĞIMIZ LEZZETTEN HABERİ OLMAYAN!

 

2.

Sâki, kadehimizi şarabın nuruyle parlat. Çalgıcı, sen de çal. Çünkü âlem tam istediğimiz hale geldi, bize uydu.

Ey şaraptan aldığımız lezzetten haberi olmayan! Biz, kadehte sevgilinin yüzünün aksini görmüşüz.

Uzun boylu güzellerin işveleri, nazları, salına salına yürüyen selvi boylumuzun cilvelerle gelişine kadar sürer.

Gönlü aşkla diri olan asla ölmez. Biz de âşıkız, şu halde ebediliğimiz âlem ceridesine kaydedilmiştir.

Korkarım, hesap gününde şeyhin helâl ekmeği, bizim haram suyumuzdan fazla bir işe yaramayacak, ikisi de bir tutulacak!

Ey rüzgâr, yolun dostların bahçesine uğrarsa sevgiliye selâmımızı arz et, sakın unutma ve tarafımızdan

De ki: Adımızı neye anmıyor, neden bizi kasten hatırdan çıkarıyorsun ?

Zaten anılmayacağımız bir zaman gelecek!

Gönlümüzü alan sevgilimizin gözlerine sarhoşluk ne de güzel yaraşıyor. O cihetten bizim de irade ve ihtiyarımızı sarhoşluğa teslim etmişler.

Hafız, gözünden gözyaşı tanelerini saç dur, belki vuslat kuşu tuzağımıza gelip konar, olur ya!

Yeşil felek deniziyle hilâl kayığı bile Hacı Kıvam’ımızın nimetine gark olmuştur.

Sâki benür-ı bade berefrüz câm-ı ma

Mutrib bigü ki kâr-ı cihan şud bekâm-ı ma

10‏

 

ساقی به نور باده برافروز جام ما

مطرب بگو که کار جهان شد به کام ما

 

ما در پياله عکس رخ يار ديده‌ايم

ای بی‌خبر ز لذت شرب مدام ما

هرگز نميرد آن که دلش زنده شد به عشق

ثبت است بر جريده عالم دوام ما

 

چندان بود کرشمه و ناز سهی قدان

کايد به جلوه سرو صنوبرخرام ما

 

ای باد اگر به گلشن احباب بگذری

زنهار عرضه ده بر جانان پيام ما

 

گو نام ما ز ياد به عمدا چه می‌بری

خود آيد آن که ياد نياری ز نام ما

مستی به چشم شاهد دلبند ما خوش است

زان رو سپرده‌اند به مستی زمام ما

ترسم که صرفه‌ای نبرد روز بازخواست

نان حلال شيخ ز آب حرام ما

 

حافظ ز ديده دانه اشکی همی‌فشان

باشد که مرغ وصل کند قصد دام ما

 

دريای اخضر فلک و کشتی هلال

هستند غرق نعمت حاجی قوام ما

**

SOFİ, GEL… KADEHİN AYNASI TERTEMİZ

 

3.

Sofi, gel… kadehin aynası tertemiz. Gel de lâl renkli şarabın anlığını gör, neşesini, zevkini seyret!

Anka kimseye avlanmaz, tuzağını topla. Burada tuzağın eline havadan başka bir şey geçmez.

Eldeki fırsatı ganimet bilmeye çalış. Âdem bile nasibi tükenince cenneti terk etti.

Âlem meclisinde bir iki kadeh çek, sonra yürü, git; yani daimi vuslata tamah etme.

Gönül, gençlik çağı geçti, hayattan bir gül deremedin. Artık kocalıkta bir şey yap bari.

Eşiğinde çok hizmetler ettik, sende hayli hakkımız var. Sen de köleyi, merhamet et de bir gör, gözet!

Perdenin içyüzündeki sırrı sarhoş rintlere sor. Bu hal, makamı yüce zahitte yoktur.

Hafız, şarap kadehinin mürididir, ey seher yeli, bu kulun kulluğunu Câm Şeyhi’ne arz et!

Sufî biyâ ki âyine sâfist câmrâ

Tâ bingeri sefâ-yı mey-i la’l-fâmârâ

7‏

 

صوفی بيا که آينه صافيست جام را

تا بنگری صفای می لعل فام را

راز درون پرده ز رندان مست پرس

کاين حال نيست زاهد عالی مقام را

عنقا شکار کس نشود دام بازچين

کان جا هميشه باد به دست است دام را

 

در بزم دور يک دو قدح درکش و برو

يعنی طمع مدار وصال دوام را

ای دل شباب رفت و نچيدی گلی ز عيش

پيرانه سر مکن هنری ننگ و نام را

در عيش نقد کوش که چون آبخور نماند

آدم بهشت روضه دارالسلام را

 

ما را بر آستان تو بس حق خدمت است

ای خواجه بازبين به ترحم غلام را

حافظ مريد جام می است ای صبا برو

وز بنده بندگی برسان شيخ جام را

**

 GÖNÜL ELDEN GİDİYOR, ALLAH İÇİN YARDIM EDİN.

 

4.

Gönül elden gidiyor, ey gönül sahipleri. Allah için yardım edin. Yazıklar olsun, gizli dert, açığa çıkacak!

Gemimiz oturmuş, hareketten kalmış. Ey muvafık rüzgâr, kalk, es. Belki aşina sevgilinin yüzünü bir daha görürüz.

Dostum, feleğin on günlük sevgisi masaldan, hikâyeden ibarettir. Dostlara iyilik etmek için şu on günlük fırsatı ganimet bil!

Bülbül dün gece gül ve şarap meclisinde “Sarhoşlar, uyanın… sabah şarabını getirin” diye ne güzel de şakıdı…

İskender’in aynası şarap kadehidir. Bir bak da sana Dara saltanatının akıbetini göstersin.

Ey kerem ve ihsan sahibi, selâmettesin, sağ esensin. Buna şükret de yoksul biçareyi bir günceğiz olsun, sor, soruştur!

İki cihanın da istirahati şu iki sözün tefsirinden ibarettir: Dostlara mürüvvet, düşmanlarla geçim!

Bize iyi ad san kazanma civarına yol vermediler. Beğenmiyorsan takdiri değiştir!

Zahidin “kötülüklerin aslı” dediği o üzüm suyu yok mu… bize kızoğlan kızları öpmeden daha hoş, daha tatlı!

Elin daraldığı vakit, yoksulluğa düştüğün zaman içmeye, sarhoş olmaya çalış. Çünkü bu varlık kimyası, yoksulu Karun yapar.

Serkeşliğe kalkışma sakın. Avucunda mermeri bile balmumu gibi eriten sevgili, gayrete gelir, kıskanır da seni mum gibi yakar, yandırır.

Farsça söyleyen güzeller, adamın ömrüne ömür katarlar. Sâki, zahit rintlere müjde ver!

Ey eteği temiz şeyh, bizi mazur gör. Hafız, bu şaraba bulaşmış hırkayı kendiliğinden giymedi ya!

Dil mireved zi destem şâhib-dilan Hudârâ

Derdâ ki derd-i pinhan hânedşud âşikârâ

 

5

 

دل می‌رود ز دستم صاحب دلان خدا را

دردا که راز پنهان خواهد شد آشکارا

 

کشتی شکستگانيم ای باد شرطه برخيز

باشد که بازبينيم ديدار آشنا را

 

ده روزه مهر گردون افسانه است و افسون

نيکی به جای ياران فرصت شمار يارا

 

در حلقه گل و مل خوش خواند دوش بلبل

هات الصبوح هبوا يا ايها السکارا

 

ای صاحب کرامت شکرانه سلامت

روزی تفقدی کن درويش بی‌نوا را

آسايش دو گيتی تفسير اين دو حرف است

با دوستان مروت با دشمنان مدارا

 

در کوی نيک نامی ما را گذر ندادند

گر تو نمی‌پسندی تغيير کن قضا را

آن تلخ وش که صوفی ام الخباثش خواند

اشهی لنا و احلی من قبله العذارا

هنگام تنگدستی در عيش کوش و مستی

کاين کيميای هستی قارون کند گدا را

سرکش مشو که چون شمع از غيرتت بسوزد

دلبر که در کف او موم است سنگ خارا

 

آيينه سکندر جام می است بنگر

تا بر تو عرضه دارد احوال ملک دارا

 

خوبان پارسی گو بخشندگان عمرند

ساقی بده بشارت رندان پارسا را

حافظ به خود نپوشيد اين خرقه می آلود

ای شيخ پاکدامن معذور دار ما را

**

SÂKİ, KALK… KADEHİ DOLDUR, SUN

 

5.

Sâki, kalk… kadehi doldur, sun. Dünya gamının başına toprak saç!

Şarap kadehini elime ver de bu gök renkli hırkayı üstümden atayım.

Sarhoşluk, akıllılara göre kötü bir şöhrettir ama biz şanı, şöhreti zaten istemiyoruz ki.

Şarap sun, ne vakte dek sürecek bu gurur yeli?

İnsanı böyle şeylerle aldatan nefsin toprak başına!

Ağlayıp inleyen gönlümün ahındaki duman bu ham ve donmuş kişileri yaktı, yandırdı.

Deli gönlümün sırrına mahrem olacak ne halktan kimse var, ne ileri gelenlerden!

Yalnız, gönül avutan sevgiliyle hatırım hoş. O, benim gönlümden sabrı, rahatı bir uğurdan aldı, götürdü.

O gümüş endamlı sevgiliyi gören artık çayırdaki selviye bakamaz.

Hafız, nihayet günün birinde mutlaka muradına erişmek istersen gece gündüz şiddetlere, mihnetlere sabret.

Sâkiyâ berhiz-u berdih câmrâ

Hâk ber ser kun ğam-ı eyyâmrâ

8‏

 

ساقيا برخيز و درده جام را

خاک بر سر کن غم ايام را

 

ساغر می بر کفم نه تا ز بر

برکشم اين دلق ازرق فام را

گر چه بدناميست نزد عاقلان

ما نمی‌خواهيم ننگ و نام را

باده درده چند از اين باد غرور

خاک بر سر نفس نافرجام را

 

دود آه سينه نالان من

سوخت اين افسردگان خام را

 

محرم راز دل شيدای خود

کس نمی‌بينم ز خاص و عام را

با دلارامی مرا خاطر خوش است

کز دلم يک باره برد آرام را

 

ننگرد ديگر به سرو اندر چمن

هر که ديد آن سرو سيم اندام را

 

صبر کن حافظ به سختی روز و شب

عاقبت روزی بيابی کام را

**

SON YATACAĞI YER BİR İKİ AVUÇ TOPRAKTAN İBARET OLAN KİŞİYE DE Kİ:

 

6.

Gül bahçesine yine gençlik çağının parlaklığı geldi. Güzel nağmeli bülbüle yine gül müjdesi erişti.

Ey sabah rüzgârı, terütaze yeşilliğe uğrarsan selviye, güle, fesleğene selâmımızı götür.

Şarap satan muğbeçe böyle cilvelenip durursa meyhane kapısını kirpiklerimle süpürürüm.

Amber gibi güzel kokulu, simsiyah ve büklüm büklüm saçlarını ay yüzüne çevgân yapan güzel, zaten hayran olup kalmışım, beni ıstıraba düşürme, başımı büsbütün döndürme.

Korkarım, tortulu şarap içenlere gülen, onlarla alay eden bu kavim, meyhane havasıyle imanını da elden çıkarır.

Tanrı erlerine dost ol. Nuh’un gemisinde öyle bir toprak var ki Tufanı bile bir damlacık su sayar!

Son yatacağı yer bir iki avuç topraktan ibaret olan kişiye de ki: Sarayını, çardağını göklere kadar yüceltmeye ne hacet var?

Feleğin evinden çık, oradan ekmek isteme. Bu zalim, nihayet konuğunu öldürür.

Benim Kenan ayına benzeyen güzelim, Mısır saltanatı eline geçti, artık zindanı terketmenin tam vakti.

Hafız, şarap iç, rintlikte bulun, hoş ol. fakat başkaları gibi Kur’an’ı tezvir tuzağı yapma!

Revnak-ı ‘ahd-ı şebâbest diğer bustanrâ

Miresed müjde-i gul bulbul-i hoş-elhanrâ

9‏

 

رونق عهد شباب است دگر بستان را

می‌رسد مژده گل بلبل خوش الحان را

ای صبا گر به جوانان چمن بازرسی

خدمت ما برسان سرو و گل و ريحان را

 

گر چنين جلوه کند مغبچه باده فروش

خاکروب در ميخانه کنم مژگان را

 

ای که بر مه کشی از عنبر سارا چوگان

مضطرب حال مگردان من سرگردان را

 

ترسم اين قوم که بر دردکشان می‌خندند

در سر کار خرابات کنند ايمان را

 

يار مردان خدا باش که در کشتی نوح

هست خاکی که به آبی نخرد طوفان را

برو از خانه گردون به در و نان مطلب

کان سيه کاسه در آخر بکشد مهمان را

 

هر که را خوابگه آخر مشتی خاک است

گو چه حاجت که به افلاک کشی ايوان را

ماه کنعانی من مسند مصر آن تو شد

وقت آن است که بدرود کنی زندان را

حافظا می خور و رندی کن و خوش باش ولی

دام تزوير مکن چون دگران قرآن را

**

BEN NERDE, NEFSİNİ ISLAH ETMEK NERDE?

 

7.

Ben nerde, nefsini ıslah etmek nerde?

Aradaki aykırılığa bak, yol nerden nereye gidiyor?

Salihlikle takvanın rintlikle ne münasebeti var? Vaiz dinleme nerde, rebap sesini dinleme nerde?

İbadet yerine gitmeden, riya hırkasını giymeden usandım artık. Muğların manastırı nerde, halis ve sâf şarap nerde?

Vuslat zamanı gelip geçti, hatırası kaldı. Allah selâmet versin… nerde kaldı o cilveler, ne oldu o azarlayışlar?

Düşmanların gönlü, sevgilinin yüzünden ne haz duyabilir? Sönmüş mum nerde, güneş nerde ?

Sevgilinin çene çukuruna pek bakma, yolda kuyu var. Gönül, bu aceleyle nereye koşup gidiyorsun ?

Basiretimizin sürmesi eşiğinin toprağıdır. Emret, biz bu kapıdan nereye gidelim?

Sevgili, Hafız’dan karar isteme, uyku bekleme, karar ne demek, sabretme de ne, uyku da nerde ki?

Salâh-ı kar kucâ vu men-i harâb kucâ

Bibin tefâvut-ı reh ez kucâst ta be kucâ

2‏

صلاح کار کجا و من خراب کجا

ببين تفاوت ره کز کجاست تا به کجا

 

دلم ز صومعه بگرفت و خرقه سالوس

کجاست دير مغان و شراب ناب کجا

 

چه نسبت است به رندی صلاح و تقوا را

سماع وعظ کجا نغمه رباب کجا

ز روی دوست دل دشمنان چه دريابد

چراغ مرده کجا شمع آفتاب کجا

 

چو کحل بينش ما خاک آستان شماست

کجا رويم بفرما از اين جناب کجا

 

مبين به سيب زنخدان که چاه در راه است

کجا همی‌روی ای دل بدين شتاب کجا

بشد که ياد خوشش باد روزگار وصال

خود آن کرشمه کجا رفت و آن عتاب کجا

 

قرار و خواب ز حافظ طمع مدار ای دوست

قرار چيست صبوری کدام و خواب کجا

**

O ŞİRAZLI TÜRK GÜZELİNİN, YANAĞINDAKİ KARA BENE..

8.

O Şirazlı Türk güzeli, bize iltifat eder, gönlümüzü alır, aşkımızı kabul eylerse yanağındaki kara bene Semerkand’i de bağışlarız, Buhara’yı da!

Sâki, o kalan şarabı sun. Çünkü cennette ne Rüknâbât suyunun kıyısını bulabilirsin, ne de Gülgeşti Musallâ’yı.

Feryat, feryat… bu şuh, bu cilveli, bu şehri birbirine katan kara kaşlı, kara gözlü güzeller, sabrımızı öyle bir yağmaladılar ki Türkler de hanı yağmayı ancak öyle kapışır, öyle yağmalarlar.

Ben o Yusuf’un günden güne artan güzelliğinden anladım ki aşk, Zelihâ’yı bile ismet perdesinden çıkarır.

Bana kötü söz söyledin, razıyım. Tanrı affetsin, iyi söyledin ama o şekerler çiğneyen lâl renkli dudağa acı söz yaraşıyor mu?

Sevgili, nasihatimi dinle. Saadetli, bahtiyar gençler bilgili ihtiyarın nasihatim dinlerler.

Sevgilinin güzelliği, bizim noksan aşkımızdan müstağnidir. Güzel yüzün düzgüne, allığa, bene, rastığa ne ihtiyacı var?

* Musikiden, şaraptan bahset.  Zamanın sırrına ait münakaşaya pek girişme.  Çünkü bu muammayı,  felsefeyle  kimse halletmedi  de, edemez  de!

Hafız,  gazel söyledin,  inciler deldin.  Gel, şimdi bir de güzelce oku da felek,  Süreyya yıldızını senin  bu  inci  dizine  saçsın,  

Eğer an Turk-i Şirâzi bedest âred dil-i mara

Be hal-i hinduyeş bahşem Semerkand-u Buhârârâ

3‏

 

اگر آن ترک شيرازی به دست آرد دل ما را

به خال هندويش بخشم سمرقند و بخارا را

 

بده ساقی می باقی که در جنت نخواهی يافت

کنار آب رکن آباد و گلگشت مصلا را

 

فغان کاين لوليان شوخ شيرين کار شهرآشوب

چنان بردند صبر از دل که ترکان خوان يغما را

 

ز عشق ناتمام ما جمال يار مستغنی است

به آب و رنگ و خال و خط چه حاجت روی زيبا را

من از آن حسن روزافزون که يوسف داشت دانستم

که عشق از پرده عصمت برون آرد زليخا را

 

اگر دشنام فرمايی و گر نفرين دعا گويم

جواب تلخ می‌زيبد لب لعل شکرخا را

نصيحت گوش کن جانا که از جان دوست‌تر دارند

جوانان سعادتمند پند پير دانا را

 

حديث از مطرب و می گو و راز دهر کمتر جو

که کس نگشود و نگشايد به حکمت اين معما را

 

غزل گفتی و در سفتی بيا و خوش بخوان حافظ‏

که بر نظم تو افشاند فلک عقد ثريا را

**

DUDAĞA GELMİŞ CAN, SENİ GÖRMEK DİLEĞİNDE

9.

 

Sevgili, güzellik ayı, yüzünden ziyalanmakta; güzellik, çene çukurundan şeref bulmakta.

Acaba bizim hiç bir yere dağılmayan, ancak sende olan düşüncemizle senin dağınık zülfün ne vakit bir araya gelecek; ne vakit bu muradımıza erişeceğiz?

Dudağa gelmiş can, seni görmek dileğinde. Geriye mi dönsün, çıksın mı; fermanın nedir ?

Bizim yanımıza uğrayınca eteğini topraktan, kandan sakın. Çünkü bu yolda birçok kurbanların var!

Dostlar, gönül, sırrını faş ediyor. Aman, sevgiliye haber verin, merhamet etsin de ben de kurtulayım, siz de kurtulun!

Gözünün hüküm sürdüğü devirde hiç kimse zâhitlikten faydalanmadı, herkes, o gözlere âşık oldu. Sarhoş gözlerinin de zahitlik satmaması, âşıklara bakması daha iyi.

Uykulara bulanmış bahtımız galiba uyanacak. Çünkü parlak yüzün, bahtımızın gözüne su serpti!

Yanağından sabah rüzgârına bir deste gül yoldaş et de gönder… Belki ayağını bastığın gül bahçesinin toprağından bir koku duyarız.

Ey Cem meclisinin sâkileri, zamanınızda kadehiniz şarapla dolmadı ama yine ömrünüz uzun olsun, muradınıza erişin!

Ey yıldızı yüce padişahlar padişahı, Tanrı için olsun bir himmet et de yıldız gibi ben de sarayının toprağını öpeyim!

Sevgili, Hafız bir dua etmekte, işit ve amin de: Dilerim, şeker saçan dudağın bize kısmet olsun!

*          Ey seher yeli, Yezd’lilere tarafımızdan de ki: Hakkınızı tanımayan, gözetmeyen, kişilerin başı, çevgânınızın topu olsun!

*          Sizden uzağız ama yine padişahınızın kuluyuz, yine sizi övmekteyiz.

Ey furüğ-ı mâh-ı hüsn ez rây-ı rahşân-ı şumâ

Ab-ı rüy-ı hübi ez çâh-ı zenehdân-ı şumâ

12‏

 

ای فروغ ماه حسن از روی رخشان شما

آب روی خوبی از چاه زنخدان شما

عزم ديدار تو دارد جان بر لب آمده

بازگردد يا برآيد چيست فرمان شما

 

کس به دور نرگست طرفی نبست از عافيت

به که نفروشند مستوری به مستان شما

بخت خواب آلود ما بيدار خواهد شد مگر

زان که زد بر ديده آبی روی رخشان شما

با صبا همراه بفرست از رخت گلدسته‌ای

بو که بويی بشنويم از خاک بستان شما

 

عمرتان باد و مراد ای ساقيان بزم جم

گر چه جام ما نشد پرمی به دوران شما

دل خرابی می‌کند دلدار را آگه کنيد

زينهار ای دوستان جان من و جان شما

کی دهد دست اين غرض يا رب که همدستان شوند

خاطر مجموع ما زلف پريشان شما

 

دور دار از خاک و خون دامن چو بر ما بگذری

کاندر اين ره کشته بسيارند قربان شما

 

ای صبا با ساکنان شهر يزد از ما بگو

کای سر حق ناشناسان گوی چوگان شما

گر چه دوريم از بساط قرب همت دور نيست

بنده شاه شماييم و ثناخوان شما

 

ای شهنشاه بلنداختر خدا را همتی

تا ببوسم همچو اختر خاک ايوان شما

 

می‌کند حافظ دعايی بشنو آمينی بگو

روزی ما باد لعل شکرافشان شما

**

NEDEN ŞEYDA BÜLBÜLÜN HALİNİ BİR KERECİK OLSUN SORMUYORSUN?

 

10.

Ey seher yeli, o güzel ceylana mülâyemetle söyle, bizi dağlara, ovalara salan sensin!

Ömrü uzun olasıca şekerci, bilmem ki neden şekerle beslenen duduyu bir arayıp sormaz!

Ey gül, yoksa güzelliğinin verdiği gurur müsaade mi etmiyor, neden şeyda bülbülün halini bir kerecik olsun sormuyorsun?

Nazar ehli; güzel huyla, lütuf la avlanabilir. Akıllı kuşu bağla, tuzakla tutmak imkânı yoktur.

Sevgilinle oturup şarap içtiğin vakitte bari senden nasibi olmayan dostları hatırla!

Bilmem ki neden selvi boylu, kara gözlü, ay yüzlü güzeller kimseye bir aşinalık göstermiyorlar?

Güzelliğinde hiç bir ayıp, hiç bir noksan yok. Ancak şu kadarcık bir şey söylenebilir; Sevgiden anlamıyorsun, vefasızsın!

Gökyüzünde Zühre, Hafız’ın şiirlerini terennüm ederek İsâ’yı bile oynatsa şaşılmaz doğrusu.

Sabâ be lütf bigü an ğazâl-i ra’nârâ

Ki ser be kühu beyaban tu dâdei mârâ

4‏

 

صبا به لطف بگو آن غزال رعنا را

که سر به کوه و بيابان تو داده‌ای ما را

شکرفروش که عمرش دراز باد چرا

تفقدی نکند طوطی شکرخا را

غرور حسنت اجازت مگر نداد ای گل

که پرسشی نکنی عندليب شيدا را

به خلق و لطف توان کرد صيد اهل نظر

به بند و دام نگيرند مرغ دانا را

 

ندانم از چه سبب رنگ آشنايی نيست

سهی قدان سيه چشم ماه سيما را

چو با حبيب نشينی و باده پيمايی

به ياد دار محبان بادپيما را

 

جز اين قدر نتوان گفت در جمال تو عيب

که وضع مهر و وفا نيست روی زيبا را

در آسمان نه عجب گر به گفته حافظ

سرود زهره به رقص آورد مسيحا را

**

YANAĞINI PARLATTIN MI BÜTÜN ÂLEMİN GÖNLÜNÜ YAKIYORSUN.

11

O güzellik padişahının yanında bulunanlara bu dileği kim bildirecek? Padişahlık şükrânesi olarak yoksulu gözden çıkarmasın.

Şeytan huylu engelden Tanrı’ma ağlayıp yalvarmadayım, belki Hakk rızasıyçin o şihap bir yardım eder.

Yanağını parlattın mı bütün âlemin gönlünü yakıyorsun. Fakat bundan sana ne fayda var? Niçin herkesle iyi geçinmiyorsun?

Sevgili, siyah kirpiklerin kanımıza girmeyi emrettiyse onların hilesine kapılıp yanılma, bir düşün, taşın!

Bütün gece şunu ummaktayım: Seher yeli, aşina âşıkı, aşinaların haberini getirerek belki memnun eder.

*          Sevgili, parlayan ay gibi yüzünle, gönül kapan selvi gibi boyunla âşıkların başına kopardığın bu kıyamet ne?

*          Allah için olsun seher vakitlerinde kalkan Hafız’a bir yudumcuk şarap ver de duasını al, seher çağlarındaki dua makbuldür.

Be mulâzimân-ı sultan ki resâned in dü’ârâ

Ki be şukr-i Pâdşâhi zi nazar meran gedârâ

6‏

 

به ملازمان سلطان که رساند اين دعا را

که به شکر پادشاهی ز نظر مران گدا را

ز رقيب ديوسيرت به خدای خود پناهم

مگر آن شهاب ثاقب مددی دهد خدا را

مژه سياهت ار کرد به خون ما اشارت

ز فريب او بينديش و غلط مکن نگارا

 

دل عالمی بسوزی چو عذار برفروزی

تو از اين چه سود داری که نمی‌کنی مدارا

همه شب در اين اميدم که نسيم صبحگاهی

به پيام آشنايان بنوازد آشنا را

 

چه قيامت است جانا که به عاشقان نمودی

دل و جان فدای رويت بنما عذار ما را

به خدا که جرعه‌ای ده تو به حافظ سحرخيز

که دعای صبحگاهی اثری کند شما را

**

 DÜN GECE PİRİMİZ, MESCİTTEN MEYHANEYE GELDİ.

 

12. *

Dün gece pirimiz, mescitten meyhaneye geldi. Yoldaşlar, bundan sonra ne yapalım, ne tedbirde bulunalım ki?

Biz müritleriz. Pirimiz meyhaneye yüz tutunca biz nasıl kıbleye yöneliriz?

Artık biz de muğların harabatına konalım, orayı yurt edinelim; ezelden takdirimiz böyleymiş!

Eğer akıl, zülfüne bağlanan gönlün ne hoş bir halde olduğunu bilse bütün akıllar bizim zincirlerimize düşmeye, divane olmaya çalışırlardı.

Güzel yüzün, bize lütfedip güzellikten bir ayet, bir bürhan gösterdi. O zamandan beri bizim tefsirimizde her söz, güzellikten, letafetten ibaret.

Bütün gece çektiğimiz ateşli ahlarla bütün gece dinmeyen gönül ateşimiz, acaba bir gececik olsun yüreğine tesir eder mi ki?

Hafız, artık sus. Ah okumuz gök kubbesini bile delip geçer. Canına acı, okumuzdan sakın.

Düş ez mescid suy-i meyhane amed Pır-i mâ

Çist yâran-ı tarikat ba’dezin tedbir-i mâ

10‏

 

دوش از مسجد سوی ميخانه آمد پير ما

چيست ياران طريقت بعد از اين تدبير ما

 

ما مريدان روی سوی قبله چون آريم چون

روی سوی خانه خمار دارد پير ما

در خرابات طريقت ما به هم منزل شويم

کاين چنين رفته‌ست در عهد ازل تقدير ما

 

عقل اگر داند که دل دربند زلفش چون خوش است

عاقلان ديوانه گردند از پی زنجير ما

روی خوبت آيتی از لطف بر ما کشف کرد

زان زمان جز لطف و خوبی نيست در تفسير ما

با دل سنگينت آيا هيچ درگيرد شبی

آه آتشناک و سوز سينه شبگير ما

 

تير آه ما ز گردون بگذرد حافظ خموش

رحم کن بر جان خود پرهيز کن از تير ما

 

**

 

— B —

EY GÜZELLER PADİŞAHI, BU GARİBE ACI;

 

13.

Sevgiliye dedim ki; ey güzeller padişahı, bu garibe acı; dedi ki: Yoksul garip, gönül havasına uyar, gönül peşine düşerse yolunu azıtır gider.

Bir an olsun dur, geçip gitme dedim. “Evde yetişen, yabancılarla düşüp kalkmayan bir kişi bu kadar garibin derdine nasıl takat getirebilir?” dedi.

Garip, dikeni döşek edinir, taşı yastık yaparmış. Padişahın üstünde yattığı sincap kürküne yan gelmiş uyumuş olan bir nazeninin umurunda mı?

Ey zincire benzeyen saçları, bunca aşina âşıkın mekânı olan sevgili, kızıl yanağına öyle misk gibi simsiyah ve eşsiz ben ne de güzel yaraşmış.

Sevgili, ay gibi yüzünde şarabın aksi, ağustos gülü üzerinde erguvan yaprağının eşsiz güzelliği gibi görünmekte.

Nigâristanda misk gibi nakışlara şaşılmazsa da senin yanağının etrafında o karınca gibi ince nakışlar pek şaşılacak bir güzellikte!

Alnına dökülen ve gece renginde olan saçları garipler akşamı dilber, bu garip, seher çağlarında ağlayıp inlerse bu ağlayıştan, bu inleyişten çekin, dedim.

Dedi ki: Hafız, aşinalar bile hayret makamındayken senin gibi garibin hasta ve miskin bir hale düşmesinden daha tabiî ne olabilir?

Güftem ey sultân-ı hüban rahm kun ber in ğarib

Guft der dunbâl-i dil reh gum kuned miskin ğarib

14‏

 

گفتم ای سلطان خوبان رحم کن بر اين غريب

گفت در دنبال دل ره گم کند مسکين غريب

 

گفتمش مگذر زمانی گفت معذورم بدار

خانه پروردی چه تاب آرد غم چندين غريب

خفته بر سنجاب شاهی نازنينی را چه غم

گر ز خار و خاره سازد بستر و بالين غريب

 

ای که در زنجير زلفت جای چندين آشناست

خوش فتاد آن خال مشکين بر رخ رنگين غريب

 

می‌نمايد عکس می در رنگ روی مه وشت

همچو برگ ارغوان بر صفحه نسرين غريب

 

بس غريب افتاده است آن مور خط گرد رخت

گر چه نبود در نگارستان خط مشکين غريب

 

گفتم ای شام غريبان طره شبرنگ تو

در سحرگاهان حذر کن چون بنالد اين غريب

 

گفت حافظ آشنايان در مقام حيرتند

دور نبود گر نشيند خسته و مسکين غريب

**

ARKADAŞLAR, ŞARAP GETİRİN, ŞARAP!

 

14.     t

Sabah oluyor, bulut göğe perde çekti hava sünbüli; arkadaşlar, şarap getirin, şarap!

Çiğ tanesi lâlenin yanağına damlamakta. Dostlar, durmayın, getirin şarabı!

Çayırlıktan cennet yeli esiyor. Haydin, her an halis şarap için!

Gül, çimenlikte zümrüt tahtını kurdu. Sen de ateş gibi lâl renginde kızıl şarabı ele al.

Eğer meyhanenin kapısını kapadılarsa ey bağlı kapıları açan Tanrı, lütfet, aç!

* Canımızda ve yanmış, kebab olmuş gönüllerin yaralarında dudaklarının ne kadar tuz hakkı var.

Böyle bir mevsimde meyhaneyi kapatırlarsa şaşılır doğrusu.

* Hafız gibi, peri bedenli sâkinin yüzüne bakarak halis ve berrak şarabı çek gitsin!

Midemed subh-u küleh best sehâb

Es sabüh es sabüh yâ ashâb

13‏

 

می‌دمد صبح و کله بست سحاب

الصبوح الصبوح يا اصحاب

 

می‌چکد ژاله بر رخ لاله

المدام المدام يا احباب

 

می‌وزد از چمن نسيم بهشت

هان بنوشيد دم به دم می ناب

تخت زمرد زده است گل به چمن

راح چون لعل آتشين درياب

در ميخانه بسته‌اند دگر

افتتح يا مفتح الابواب

 

لب و دندانت را حقوق نمک

هست بر جان و سينه‌های کباب

اين چنين موسمی عجب باشد

که ببندند ميکده به شتاب

 

بر رخ ساقی پری پيکر

همچو حافظ بنوش باده ناب

**

SUN ŞARAP KADEHİNİ! EVDE AĞYAR YOK.

 

15      t

Devlet sabahı açılmakta… güneşe benzer kadeh nerde? Ele bundan daha âlâ bir fırsat nerden geçecek? Sun şarap kadehini!

Evde ağyar yok. Sâki yâr, çalgıcı lâtifeler etmekte, işret mevsimi, kadehin döneceği zaman, gençlik çağı…

* Hususî bir halvet, emniyetli bir yer, gönül açan bir seyrangâh… yarabbi, bunları uyanıkken mi görüyorum, yoksa uykuda rüya mı görmekteyim ?

İç açmak, neşeye güzellik vermek için erimiş lâlle altın kadehi mezcetmek pek hoş, pek münasip.

Anlayışlı tabiat bezeyicisi, şarabın letafetini düşündü de gül suyundan daha hoş olduğunu anlayıp gül suyunu ne de hoş bir surette gül yaprağının gönlünde gizledi.

Dilberle sâki el çırpmakta, çalgıcı raks etmekte… Sâkinin bakışı şaraba tapanların gözlerinden uykuyu uçurdu gitti!

O ay, Hafız’ın incilerine müşteri olalı rebap sesi, her an ta Zührenin kulağına kadar varmakta!

*          Dünyaları ihsan eden padişah neşe meclisinde ihamla konuşmakta, lâtifeci ve tatlı sözlü Hafız da hazır cevaplık etmekte, nükteler yapmakta!

Subh-ı devlet midemed ku cam hemçun âftâb

Fursati zin bih kucâ yâbem bidıh cam ı serâb

**

— T —

 

 MECNUN’UN DEVRİ GEÇTİ, ŞİMDİ NÖBET BİZİM.

 

16.

Gönül, onun muhabbetinin haremidir, göz, yüzüne ayna tutmaktadır.

İki cihana da baş eğmediğim halde boynum, onun minnet yükünün altında.

Sen Tûba’yı düşünmedesin, biz sevgilinin boyunu. Herkesin düşüncesi, himmetincedir.

Ben, eteği bulaşmış bir adamsam ona ne ziyanı var? Bütün âlem onun ismetine şahittir.

O haremde ben kim oluyorum ki sabah rüzgârı bile hürmete değer hareminin perdeciliğini yapmakta.

*          Göz penceresi hayalinden hali kalmasın. Çünkü bu bucak, ancak onun halvet yeri.

*          Yeşilliği bezeyen her taze gül, onun sohbetinin renginden, onun dostluğundan kokusundan bir eser. Hepsi rengi, kokuyu ondan kazanmış.

Mecnun’un devri geçti, şimdi nöbet bizim. Bu âlemde herkesin beş günceğiz bir nöbeti var!

Âşıklık saltanatı, neşe hâzinesi… Hulâsa nem varsa hepsi onun himmetiyle.

• Ben ve gönül, yok olacakmışız, varsın olalım, ne korkumuz var? Maksat, bu arada onun selâmeti.

Hafız’ın zahiri yoksulluğunu görme. Gönlü, onun sevgi hâzinesi.

Dil serâ-perde-i mahabbet-i ost

Dide âyinedâr-ı tal’at-i ost

56‏

 

دل سراپرده محبت اوست

ديده آيينه دار طلعت اوست

 

من که سر درنياورم به دو کون

گردنم زير بار منت اوست

 

تو و طوبی و ما و قامت يار

فکر هر کس به قدر همت اوست

 

گر من آلوده دامنم چه عجب

همه عالم گواه عصمت اوست

 

من که باشم در آن حرم که صبا

پرده دار حريم حرمت اوست

 

بی خيالش مباد منظر چشم

زان که اين گوشه جای خلوت اوست

هر گل نو که شد چمن آرای

ز اثر رنگ و بوی صحبت اوست

دور مجنون گذشت و نوبت ماست

هر کسی پنج روز نوبت اوست

ملکت عاشقی و گنج طرب

هر چه دارم ز يمن همت اوست

 

من و دل گر فدا شديم چه باک

غرض اندر ميان سلامت اوست

 

فقر ظاهر مبين که حافظ را

سينه گنجينه محبت اوست

**

BAŞIMIZI SEVGİLİNİN EŞİĞİNE KOYMUŞ, ONUN HER DİLEĞİNE RAZI OLMUŞUZ.

 

17.

*Başımızı sevgilinin eşiğine koymuş, onun her dileğine razı olmuşuz. Başımıza her ne gelirse onun dileğiyle gelir.

Sevgilinin yüzüne karşı aydan, günden aynalar kodum ama benzerini göremedim.

Sabah rüzgârı bizim daralmış gönlümüzü nasıl açabilir? Goncanın kıvrım kıvrım yaprakları gibi birbiri üstüne sarılmış, kat kat!

Bu, rintleri yakıp yandıran ibadet yurduna yalnız ben testi getirmiyorum. Bu yurtta nice başlar var ki eşiğine taş, toprak olmuş!

Amberler saçan saçlarını mı taradın? Rüzgâr, güzel kokular saçarak esmekte, topraktan amber kokuları çıkmakta.

Bahçedeki her gül, yüzüne kurban olsun… ırmak kıyısındaki her selvi fidanı, boyuna feda olsun!

Yüzünü hatırladım, herhalde muradım olacak. Çünkü iyi faldan sonra iyilik zuhur eder.

Neşeyi anlatmada natıkanın bile dili tutulmuş… beyhude yere söylenip duran dili kesik kalem, nerden anlatacak?

Hafız’ın gönlü heves ateşine şimdi düşmedi. Kendi kendine biten lâleler gibi ezelden dağlı!

Ser-i irâdet-i mâ v’âstân-ı hazret-i dost

Ki her çi ber ser-i mâ mireved irâdet-i ost

58‏

 

سر ارادت ما و آستان حضرت دوست

که هر چه بر سر ما می‌رود ارادت اوست

نظير دوست نديدم اگر چه از مه و مهر

نهادم آينه‌ها در مقابل رخ دوست

 

صبا ز حال دل تنگ ما چه شرح دهد

که چون شکنج ورق‌های غنچه تو بر توست

نه من سبوکش اين دير رندسوزم و بس

بسا سرا که در اين کارخانه سنگ و سبوست

مگر تو شانه زدی زلف عنبرافشان را

که باد غاليه سا گشت و خاک عنبربوست

 

نثار روی تو هر برگ گل که در چمن است

فدای قد تو هر سروبن که بر لب جوست

زبان ناطقه در وصف شوق نالان است

چه جای کلک بريده زبان بيهده گوست

رخ تو در دلم آمد مراد خواهم يافت

چرا که حال نکو در قفای فال نکوست

نه اين زمان دل حافظ در آتش هوس است

که داغدار ازل همچو لاله خودروست

**

SEVGİLİM ZAMANIN SÜLEYMANIDIR, HATEM DE ONDADIR

 

18.

O esmer güzeli dünyanın bütün şirinliğine şarap renginde güzel gözlere, gülümseyen dudaklara, neşeli bir gönüle maliktir.

Ağızları tatlı güzeller padişahtır ama sevgilim zamanın Süleymanıdır, hatem de ondadır.

O buğday renkli benizdeki misk gibi kara ben yok mu? Âdem’in yolunu vuran tanenin sırrı tamamıyle o bende!

Dostlar, sevgilim gidiyor. Bu yaralı gönülle ben ne yapacağım? Merhemim de onda.

Güzel yüz, hünerdeki kemal, temiz bir bilgi… Hulâsa iki âlemin de tertemiz erlerinin himmetine mazhar.

Bu nükteyi kime söyleyebilirim: O taş yürekli, İsa nefesine sahip olduğu halde bizi öldürdü!

Hafız, inananlardandır… onu ulu tut. Çünkü nice büyük ruhların ihsanına, feyzine sahip!

An siyeh çerde ki şirini-i â’lem bâ ost

Çeşm i mey-gun leb-i handan dil-i hurrem bâ ost

57‏

 

آن سيه چرده که شيرينی عالم با اوست

چشم ميگون لب خندان دل خرم با اوست

 

گر چه شيرين دهنان پادشهانند ولی

او سليمان زمان است که خاتم با اوست

 

روی خوب است و کمال هنر و دامن پاک

لاجرم همت پاکان دو عالم با اوست

 

خال مشکين که بدان عارض گندمگون است

سر آن دانه که شد رهزن آدم با اوست

 

دلبرم عزم سفر کرد خدا را ياران

چه کنم با دل مجروح که مرهم با اوست

 

با که اين نکته توان گفت که آن سنگين دل

کشت ما را و دم عيسی مريم با اوست

حافظ از معتقدان است گرامی دارش

زان که بخشايش بس روح مکرم با اوست

**

SEVGİLİDEN UTANACAK BİR İŞTE BULUNMADIM

 

19.

Sevgilinin diyarından gelen ve mektup getiren bu güzel haberci, âdeta onun miskler kokan siyah hattından bize bir can hamaili getirdi.

O haberci, sevgilinin ululuğundan, güzelliğinden ne güzel nişaneler vermekte… yüceliğini, vekârını ne hoş anlatmakta.

Ona muştuluk olarak gönlümü verdim ama sevgiliye saçtığım bu kalp akşamdan dolayı da utanıp durmaktayım.

Tanrı’ya şükrolsun, bahtımız uygun geldi de sevgilinin bütün işi gücü, dileğimizce oldu.

Ne feleğin dönüşünde bir irade ve ihtiyar var, ne ayın devrinde. Onlar, sevgilinin iradesiyle dönmekteler.

Fitne yeli, iki âlemi birbirine katsa biz, yine göz ışığımızı sevgiliyi bekleme yolundan ayıramayız.

Ey sabah rüzgârı, bana sevgilinin geçtiği yoldaki iyi bahtlı topraktan bir parçacık getir de gözüme sürme edeyim.

* Niyaz başımızı dostun aşk eşiğine koymuşuz. Sevgilinin kucağında kim tatlı bir uykuya dalabilir?

Düşman, Hafız hakkında kötü söylerse ne korkum var? Tanrı’ya şükürler olsun, sevgiliden utanacak bir işte bulunmadım.

An peyk-i hoş-haber ki resid ez diyâr-ı dost

Âverd hırz-ı can zı hat-ı müşk-bâr-ı dost

    60‏

آن پيک نامور که رسيد از ديار دوست

آورد حرز جان ز خط مشکبار دوست

 

خوش می‌دهد نشان جلال و جمال يار

خوش می‌کند حکايت عز و وقار دوست

دل دادمش به مژده و خجلت همی‌برم

زين نقد قلب خويش که کردم نثار دوست

 

شکر خدا که از مدد بخت کارساز

بر حسب آرزوست همه کار و بار دوست

 

سير سپهر و دور قمر را چه اختيار

در گردشند بر حسب اختيار دوست

 

گر باد فتنه هر دو جهان را به هم زند

ما و چراغ چشم و ره انتظار دوست

 

کحل الجواهری به من آر ای نسيم صبح

زان خاک نيکبخت که شد رهگذار دوست

 

ماييم و آستانه عشق و سر نياز

تا خواب خوش که را برد اندر کنار دوست

 

دشمن به قصد حافظ اگر دم زند چه باک

منت خدای را که نيم شرمسار دوست

**

HOŞ GELDİN EY İŞTİYAK ÇEKENLERE HABER GETİREN

 

20

Hoş geldin ey iştiyak çekenlere haber getiren… sevgiliden bir haber ver de canımı, seve seve onun adına feda edeyim.

Dostun şekerinin, bademinin aşkıyle tabiatımın dudusu, kafese düşmüş bülbül gibi daima hayran, daima perişan bir halde.

Saçı tuzak, beni tane. Ben de bir tane dileğiyle dostun o tuzağına düşmüştüm.

Kim, benim gibi, sevgilinin kadehinden bir yudumcuk şarap içerse öyle sarhoş olur ki başını mahşer sabahına kadar kaldıramaz.

İştiyakımın cüzi bir miktarını bile anlatmamaktayım. Çünkü sevgilinin üstüne bundan fazla düşmek, başını ağrıtır.

Elime fırsat düşerse sevgilinin ayaklarından şeref bulan yolun toprağını tutya gibi gözlerime çekerim.

Ben vuslatına mailim, o ayrılık istemekte. Sevgilinin dileği olsun diye kendi dileğimden geçerim.

Hafız, derdiyle yan, dermansız bir hale düş. O halde kal. Çünkü zaten sevgilinin derman kabul etmez derdine bir deva yok ki!

Merhaba ey peyk-i muştâkan bidih peyğâm-ı dost

Tâ kunem can ez ser-i rağbet feda yı nâm-ı dost

62‏

 

مرحبا ای پيک مشتاقان بده پيغام دوست

تا کنم جان از سر رغبت فدای نام دوست

واله و شيداست دايم همچو بلبل در قفس

طوطی طبعم ز عشق شکر و بادام دوست

زلف او دام است و خالش دانه آن دام و من

بر اميد دانه‌ای افتاده‌ام در دام دوست

سر ز مستی برنگيرد تا به صبح روز حشر

هر که چون من در ازل يک جرعه خورد از جام دوست

 

بس نگويم شمه‌ای از شرح شوق خود از آنک

دردسر باشد نمودن بيش از اين ابرام دوست

 

گر دهد دستم کشم در ديده همچون توتيا

خاک راهی کان مشرف گردد از اقدام دوست

ميل من سوی وصال و قصد او سوی فراق

ترک کام خود گرفتم تا برآيد کام دوست

 

حافظ اندر درد او می‌سوز و بی‌درمان بساز

زان که درمانی ندارد درد بی‌آرام دوست

**

ŞİİRE KABİLİYET VE GÜZEL ŞİİR YAZMA TANRI VERGİSİ.

 

21.

Gel, gel… emel köşkü pek temelsiz. Şarap getir, ömrün yapısı yel üstüne kurulmuş.

Himmetine kulum, himmetine köleyim o kişinin ki gök kubbe altında taalluk rengini kabul eden her şeyden hürdür, bağlanılabilecek her şeyden kurtulmuştur.

Sana ne söyleyeyim? Dün gece sarhoş ve harap bir haldeyken meyhanede gayıp âleminin meleği, bana ne müjdeler verdi:

*Bir ay yüzlüye mi gönül verdin ki? Çünkü gönül, bütün dertlerden onun sevgisiyle kurtulur, şad olur.

Ey makamı Sidre olan yüce bakışlı doğan, durağın mihnetlerle dopdolu olan bu bucak değil.

Sana Arşın korkuluğundan ıslık çalıyorlar. Bilmem ki bu tuzakta ne var? Ne buldun burada da buraya bu kadar yapıştın?

Bir nasihat vereyim, dinle ve tut. Bu sözü tarikat pirimden duydum, ondan hatırımda kaldı.

Dönek tabiatlı dünyadan ahde vefa umma. Çünkü bu kocakarı, binlerce damadın gelinidir.

Dünya gamını yeme. Nasihatim hatırından çıkarma. Bu aşk nüktesini bir yol erinden duyup belledim:

Tanrı tarafından verilen kısmetine razı ol, alnını kırıştırma. İhtiyar kapısını ne sana açtılar, ne bana!

Gülün gülümsemesinde ahde vefa nişanesi yok. Ağla bülbül, ağla ki tam ağlanacak iş, tam feryat edüecek çağ.

Ey düşük, bozuk şiirler yazan. Hafız’a neye hased ediyorsun? Şiire kabiliyet ve güzel şiir yazma tanrı vergisi.

Biyâ ki Kasr-ı “emel sâht sûst bunyâdest

Bıyâr bade ki bunyâd-ı ömr bebâdest

37‏

 

بيا که قصر امل سخت سست بنيادست

بيار باده که بنياد عمر بر بادست

 

غلام همت آنم که زير چرخ کبود

ز هر چه رنگ تعلق پذيرد آزادست

 

چه گويمت که به ميخانه دوش مست و خراب

سروش عالم غيبم چه مژده‌ها دادست

 

که ای بلندنظر شاهباز سدره نشين

نشيمن تو نه اين کنج محنت آبادست

 

تو را ز کنگره عرش می‌زنند صفير

ندانمت که در اين دامگه چه افتادست

 

نصيحتی کنمت ياد گير و در عمل آر

که اين حديث ز پير طريقتم يادست

 

غم جهان مخور و پند من مبر از ياد

که اين لطيفه عشقم ز ره روی يادست

رضا به داده بده وز جبين گره بگشای

که بر من و تو در اختيار نگشادست

 

مجو درستی عهد از جهان سست نهاد

که اين عجوز عروس هزاردامادست

 

نشان عهد و وفا نيست در تبسم گل

بنال بلبل بی دل که جای فريادست

حسد چه می‌بری ای سست نظم بر حافظ

قبول خاطر و لطف سخن خدادادست

**

HAYALİNİ KURDUKÇA ŞARABA İHTİYACIMIZ MI VAR?

 

22.

Hayalini kurdukça şaraba ihtiyacımız mı var? Küpe, başının çaresine bak, de; meyhane yıkıldı, artık oraya gitmemize lüzum yok.

Cennet şarabı da olsa yere dökün. Sevgili olmadıkça içilen her tatlı şey, azabın ta kendisi.

Yazıklar olsun… Sevgili gitti. Ağlayan gözlerimdeki kaşının, gözünün nakşı da ancak su üstüne çizilmiş bir nakıştan ibaret.

Ey göz, uyan. Bu uyku yerinde şu daimî sel oldukça emin olmaya gelmez.

Sevgili, senin yanından apaçık geçip gider, senden gizlenmez. Fakat ağyar görür diye nikap tutunmakta.

Gül, rengin yanağını lâtif bir surette terlemiş görünce haset ateşlerine daldı, gönü! gamiyle gül suyuna gark oldu.

Senin yolun ne yoldur, makamın ne makamdır ki ona nispetle uçsuz bucaksız bir denize benzeyen gök bile serabın ta kendisi.

Aklımın bucağında nasihat girecek bir yer arama. Bu bucak, çenk ve rebap nağmeleriyle dopdolu.

Hafız, âşık ve rintse, güzellere hayransa ne çıkar ki? Birçok tuhaf haller vardır ki gençlik çağının icaplanndandır.

Mârâ zi hayal-i tu çi pervâ-yı şerâbest

Hum gü ser-i hod gir ki humhane herâbest

29‏

 

ما را ز خيال تو چه پروای شراب است

خم گو سر خود گير که خمخانه خراب است

 

گر خمر بهشت است بريزيد که بی دوست

هر شربت عذبم که دهی عين عذاب است

افسوس که شد دلبر و در ديده گريان

تحرير خيال خط او نقش بر آب است

 

بيدار شو ای ديده که ايمن نتوان بود

زين سيل دمادم که در اين منزل خواب است

 

معشوق عيان می‌گذرد بر تو وليکن

اغيار همی‌بيند از آن بسته نقاب است

گل بر رخ رنگين تو تا لطف عرق ديد

در آتش شوق از غم دل غرق گلاب است

 

سبز است در و دشت بيا تا نگذاريم

دست از سر آبی که جهان جمله سراب است

 

در کنج دماغم مطلب جای نصيحت

کاين گوشه پر از زمزمه چنگ و رباب است

 

حافظ چه شد ار عاشق و رند است و نظرباز

بس طور عجب لازم ايام شباب است

PADİŞAH VE SULTAN BİLE DERVİŞLER HUZURUNDA KULDUR.

 

23.

Yüce, güzel ve ebedî cennet bahçesi dervişlerin halvetidir; ululuğun, saadetin sermayesi onlara hizmet etmektir.

Acayip tılsımları olan uzlet hâzinesi, onların rahmet nazarlariyle açılır.

Rıdvan’ın kapıcılık ettiği cennet köşkü, onların zevk ve neşe çimenliğinden bir görünüş, bir numunedir.

Parıltısıyle kapkara kalbi altın haline getiren şey dervişlerin sohbetindeki kimyadır.

*          Güneşin bile ululuk tacını çıkarıp önüne koyduğu ululuk, dervişlerin ululuğudur.

Zevale düşme kaygısı olmayan devlet, ancak dervişlerin devletidir, bunu böyle duy.

Hâlâ başaşağı batıp gitmekte olan Karun hâzinesi, belki okumuşsundur, dervişlerin kahrı yüzünden battı ve hâlâ da batıp gider.

Ey zengin, bu kadar ululanma. Başın da dervişlerin himmetiyle sağdır, paraya da onların sayesinde nail oluyorsun.

Padişahların dualarla diledikleri murat yüzü, dervişlerin ayna gibi olan yüzlerinde görünür.

*          Âlemi bir uçtan bir uca zulüm askeri kaplamıştır. Fakat ezelden ebede kadar fırsat yine dervişlerin elindedir.

Hafız, burada edebini takın. Padişah ve sultan bile dervişler huzurunda kuldur.

* Eğer ezelî abıhayat istersen halvet kapısını bırakma. Çünkü abıhayat kaynağı, dervişlerin halvetlerinin kapısındaki topraktadır.

* Zamanın Âsaf’ının nazarına kulum. Sureti zengin ama sireti dervişlerin sireti.

Ravza-i huld-i berin halvet-i dervişânest

Mâye-i muhteşemi hidmet-i dervişânest

49‏

 

روضه خلد برين خلوت درويشان است

مايه محتشمی خدمت درويشان است

گنج عزلت که طلسمات عجايب دارد

فتح آن در نظر رحمت درويشان است

 

قصر فردوس که رضوانش به دربانی رفت

منظری از چمن نزهت درويشان است

آن چه زر می‌شود از پرتو آن قلب سياه

کيمياييست که در صحبت درويشان است

 

آن که پيشش بنهد تاج تکبر خورشيد

کبرياييست که در حشمت درويشان است

 

دولتی را که نباشد غم از آسيب زوال

بی تکلف بشنو دولت درويشان است

خسروان قبله حاجات جهانند ولی

سببش بندگی حضرت درويشان است

روی مقصود که شاهان به دعا می‌طلبند

مظهرش آينه طلعت درويشان است

 

از کران تا به کران لشکر ظلم است ولی

از ازل تا به ابد فرصت درويشان است

 

ای توانگر مفروش اين همه نخوت که تو را

سر و زر در کنف همت درويشان است

 

گنج قارون که فرو می‌شود از قهر هنوز

خوانده باشی که هم از غيرت درويشان است

من غلام نظر آصف عهدم کو را

صورت خواجگی و سيرت درويشان است

حافظ ار آب حيات ازلی می‌خواهی

منبعش خاک در خلوت درويشان است

**

GURUR ŞARABINDAN ÖYLE SARHOŞ Kİ KİMSEYE İLTİFAT ETMİYOR.

 

24.

Âlemde senin kapından başka bir penahım, bu kapıdan başka başvuracağım yer yok.

Düşman kılıç çekti mi onunla savaşmaz, siperimizi atarız. Çünkü feryattan, ahttan başka kılıcımız yok ki.

Niçin meyhaneden yüz çevireyim? Cihanda bana bundan daha iyi yol yordam olamaz.

Zaman ömrünün harmanına ateş salarsa de ki: Yak, zaten bence ömür harmanının bir saman çöpü kadar bile değeri yok.

O suna boylu selvinin hırsızlama bakan nerkislerine kul olayım. Gurur şarabından öyle sarhoş ki kimseye iltifat etmiyor.

Kimseyi incitme de dilediğini yap. Şeriatımızda bundan başka günah yok.

Ey güzellik ülkesinin padişahı, dizginini kas da at sür; hiç bir yolbaşı yok ki orada senden adalet isteyen birisi olmasın.

Her tarafta bir tuzak görmedeyim, onun zülfünün himayesinden başka bir sığınağım yok.

Hafız’ın gönül hâzinesini zülfe, bene verme. Böyle işler her kara kölenin, her kadir bilmezin harcı değil!

Cuz âstân-ı tuem der cihan penâhi nist

Ser-i mera becuz ez nâlei vu âhi nist

76‏

 

جز آستان توام در جهان پناهی نيست

سر مرا بجز اين در حواله گاهی نيست

عدو چو تيغ کشد من سپر بيندازم

که تيغ ما بجز از ناله‌ای و آهی نيست

چرا ز کوی خرابات روی برتابم

کز اين به هم به جهان هيچ رسم و راهی نيست‏

 

زمانه گر بزند آتشم به خرمن عمر

بگو بسوز که بر من به برگ کاهی نيست

غلام نرگس جماش آن سهی سروم

که از شراب غرورش به کس نگاهی نيست

مباش در پی آزار و هر چه خواهی کن

که در شريعت ما غير از اين گناهی نيست

عنان کشيده رو ای پادشاه کشور حسن

که نيست بر سر راهی که دادخواهی نيست

چنين که از همه سو دام راه می‌بينم

به از حمايت زلفش مرا پناهی نيست

خزينه دل حافظ به زلف و خال مده

که کارهای چنين حد هر سياهی نيست

**

 SOFİ, ŞARABIN PARILTISIYLE GİZLİ SIRLARI BİLDİ.

 

25.

Sofi, şarabın parıltısıyle gizli sırları bildi. Herkesin içyüzünü bu lâl ile bilebilirsin.

Gül mecmuasının kadrini bülbül bilir. Her kitap okuyan, manasını anlamaz ki.

Ey akıl defterinden aşk ayetini öğrenmeye çalışan! Korkarım bu ince meselenin künhüne eremeyeceksin.

iki âlemi de tecrübeli gönüle arzettim; senin aşkından başka her şeyi fâni bildi.

Yemen’den gelen nefesin kadrini bilen kişi nazariyle taşı, toprağı lâl ve akik haline getirir.

Artık halktan pervam kalmadı, çünkü muhtesip de gizli işreti öğrendi, şarabın tadını aldı!

Sevgili, zevk ve huzura erişmemizi şimdilik münasip bulmadı; yoksa gönlümüzün dileğini anlamadı değil.

* Şarap getir, çünkü güz rüzgârının yağmacılığını bilen cihan bahçesindeki güle güvenmez.

Hafız, tabiatı şairanesinden alıp meydana getirdiği bu inci dizisini Âsafı Sânî’nin lûtfu ve mürüvvetinin eseri bildi.

Sûfi ez pertev-i mey râz-ı nihâni dânist

Gevher her kes ezin la’l tevânidânist

48‏

 

صوفی از پرتو می راز نهانی دانست

گوهر هر کس از اين لعل توانی دانست

قدر مجموعه گل مرغ سحر داند و بس

که نه هر کو ورقی خواند معانی دانست

عرضه کردم دو جهان بر دل کارافتاده

بجز از عشق تو باقی همه فانی دانست

آن شد اکنون که ز ابنای عوام انديشم

محتسب نيز در اين عيش نهانی دانست

دلبر آسايش ما مصلحت وقت نديد

ور نه از جانب ما دل نگرانی دانست

سنگ و گل را کند از يمن نظر لعل و عقيق

هر که قدر نفس باد يمانی دانست

ای که از دفتر عقل آيت عشق آموزی

ترسم اين نکته به تحقيق ندانی دانست

می بياور که ننازد به گل باغ جهان

هر که غارتگری باد خزانی دانست

حافظ اين گوهر منظوم که از طبع انگيخت

ز اثر تربيت آصف ثانی دانست

**

“ŞARAP HARAMDIR AMA VAKIF MALINI YEMEDEN EHVEN”

 

26.

Şimdi gülün elinde sâf şarap kadehi var. Bülbül, yüz binlerce dille onu övüp duruyor.

Sen de şiir defterini iste, çayırlığın, çimenliğin yolunu tut. Medresenin zamanı, Keşfin Keşşafın sırası değil.

Halkı bir yana bırak, yalnızlığı ihtiyar et. Anka’dan ibret al, bir köşeye sığınıp gizlenenlerin şöhreti Kaftan Kaf’a bütün âlemi kaplar.

Medrese fakihi dün sarhoştu. “Şarap haramdır ama vakıf malını yemeden ehven” diye fetva verdi.

Tortulu, yahut sâf şarap senin hükmünde değil. Bunu sâki bilir ve sâkimiz ne yaparsa lütfün ta kendisidir.

Şairlik taslayanların lâflarıyle bizimle aynı derecede olan şairlerin şiirleri hasır örenlerle altın sırmalı kumaş dokuyanların hikâyesinin aynıdır.

Hafız, sus ve kızıl altına benzeyen bu nükteleri muhafaza et. Çünkü şehir kalpazanı sarraftır, anlar da çalar ha!

Künun ki her kef-i gul câm-ı bâde-i sâfest

Be sad hezar zeban bulbuleş der evsâfest

44‏

 

کنون که بر کف گل جام باده صاف است

به صد هزار زبان بلبلش در اوصاف است

 

بخواه دفتر اشعار و راه صحرا گير

چه وقت مدرسه و بحث کشف کشاف است

 

فقيه مدرسه دی مست بود و فتوی داد

که می حرام ولی به ز مال اوقاف است

به درد و صاف تو را حکم نيست خوش درکش

که هر چه ساقی ما کرد عين الطاف است

ببر ز خلق و چو عنقا قياس کار بگير

که صيت گوشه نشينان ز قاف تا قاف است

 

حديث مدعيان و خيال همکاران

همان حکايت زردوز و بورياباف است

 

خموش حافظ و اين نکته‌های چون زر سرخ

نگاه دار که قلاب شهر صراف است

**

AŞK GAMI, ANCAK BİR HİKÂYECİK.

 

27.

Bahçeme çam ve selvi dikmeye ne ihtiyacım var? Evimizde yetişen şimşirimiz kimden aşağı ki?

Nazlı yavru, hangi mezhebe girdin ki sence kanımız, ana sütünden daha helâl!

Gamın suretini ta uzaktan gördün mü şarap iste. Tecrübe ettik, anladık, gamın devası şarap.

Piri muganın kapısından neye baş çekeyim ? Devlet o tapıda, işlerin gelişmesi o kapıda.

Dün akşam beni vuslatına nail edeceğine dair söz verdi, fakat sarhoştu. Bugün bilmem ne deyecek, yine başında bilmem ne hava var?

Aşk gamı, ancak bir hikâyecik. Fakat şaşılacak şey şu ki hangi dilden duyarsam duyayım tekrarlanmamış, yepyeni söyleniyor gibi!

Şiraz, Rüknâbâd ırmağı, bu hoş rüzgâr… Kusura bakma, yedi iklimin yanağında bir ben!

Hızır’ın suyu ile bizim suyumuz arasında fark var. Hızır’ın abıhayatı karanlıklar diyarından coşuyor. Bizim Rüknâbâd ırmağımızın kaynağı Allahu Ekber tepesi.

Yoksulluk ve kanaat şerefini terk etmeyiz. Padişaha söyleyin: Rızık mukadderdir.

Hafız, kalemin ne tuhaf bir nebat dalı ki meyvası, gönüle baldan da tatlı geliyor, şekerden de!

Bâğ-ı mera çi hâcet-i serv-u sanovberest

Şimşâd-ı hâne-perver i mâ ez ki kemterest

39‏

 

باغ مرا چه حاجت سرو و صنوبر است

شمشاد خانه پرور ما از که کمتر است

 

ای نازنين پسر تو چه مذهب گرفته‌ای

کت خون ما حلالتر از شير مادر است

 

چون نقش غم ز دور ببينی شراب خواه

تشخيص کرده‌ايم و مداوا مقرر است

 

از آستان پير مغان سر چرا کشيم

دولت در آن سرا و گشايش در آن در است

 

يک قصه بيش نيست غم عشق وين عجب

کز هر زبان که می‌شنوم نامکرر است

دی وعده داد وصلم و در سر شراب داشت

امروز تا چه گويد و بازش چه در سر است

 

شيراز و آب رکنی و اين باد خوش نسيم

عيبش مکن که خال رخ هفت کشور است

 

فرق است از آب خضر که ظلمات جای او است

تا آب ما که منبعش الله اکبر است

 

ما آبروی فقر و قناعت نمی‌بريم

با پادشه بگوی که روزی مقدر است

حافظ چه طرفه شاخ نباتيست کلک تو

کش ميوه دلپذيرتر از شهد و شکر است

**

İKİMİZ DE ÂŞIKIZ, İŞİMİZ AĞLAYIP İNLEME.

 

28.

Ey bülbül, benimle yoldaş olmak niyetindeysen, bana dost olmak hevesini güdüyorsan ağla, inle. İkimiz de âşıkız, işimiz ağlayıp inleme.

Sevgilinin saçlarından esip gelen rüzgârların estiği yerde artık Tatar diyarındaki nafelerden bahsedilir mi?

Şarabı sun da riya elbisesini boyayalım. Çünkü adımız ayık ama gurur kadehinin sarhoşlarıyız.

Zülfüne tutulmayı düşünmek, her ham kişinin harcı değil. Zincirlere bağlanıp yürümek ayyarlık yoludur.

Aşkı meydana getiren, gizli ve lâtif bir şeydir. Onun adı ne lâl dudaktır, ne yeni terlemiş bıyık ve sakal!

Kişinin güzelliği gözle, saçla, yanakla, benle olmaz. Gönül elde etmede binlerce nükte var!

* Hakikat kalenderleri, hünersiz kişinin giydiği atlas kaftanı yarım arpaya bile almazlar!

Eşiğine ulaşmak müşkül. Evet, ululuk göğüne çıkmak güç bir iş!

Seher çağı, gözünün vuslata işaret ettiğini rüyada görüyorduk. Ne güzeldir uyanıklıktan yeğ olan öyle bir uyku!

Hafız, sevgilinin gönlünü ağlayıp inlemenle incitme… yeter artık. Ebedî kurtuluş,, kimseyi incitmemededir.

Binâl bülbül eğer bâ menet ser-i yârist

Ki mâ du âşık-ı zârim-u kâr-ı mâ zârist

 

66‏

 

بنال بلبل اگر با منت سر ياريست

که ما دو عاشق زاريم و کار ما زاريست

 

در آن زمين که نسيمی وزد ز طره دوست

چه جای دم زدن نافه‌های تاتاريست

بيار باده که رنگين کنيم جامه زرق

که مست جام غروريم و نام هشياريست

 

خيال زلف تو پختن نه کار هر خاميست

که زير سلسله رفتن طريق عياريست

 

لطيفه‌ايست نهانی که عشق از او خيزد

که نام آن نه لب لعل و خط زنگاريست

 

جمال شخص نه چشم است و زلف و عارض و خال

هزار نکته در اين کار و بار دلداريست

 

قلندران حقيقت به نيم جو نخرند

قبای اطلس آن کس که از هنر عاريست

 

بر آستان تو مشکل توان رسيد آری

عروج بر فلک سروری به دشواريست

سحر کرشمه چشمت به خواب می‌ديدم

زهی مراتب خوابی که به ز بيداريست

دلش به ناله ميازار و ختم کن حافظ

که رستگاری جاويد در کم آزاريست

**

BU BAHÇEDE KİMSE DİKENSİZ BİR GÜL DERMEDİ.

29.

Gerçi sevgilinin huzurunda hünerini ortaya koymak edepten dışarıdır, dilim hiç bir şey söylememekte: Fakat ağzım Arapça ile dolu!

Peri yüzünü gizlemiş, şeytan güzellik satmakta. Gözüm hayretten yandı, bu ne şaşılacak şey!

Felek neden aşağılık kişilere yâr oluyor diye sebep araştırmaya kalkma. O, birisinin muradını verirse bu husustaki bahanesi, sebepsizlikten ibarettir.

Bu bahçede kimse dikensiz bir gül dermedi. Mustafa’nın mumu bile, Ebuleheb’in kıvılcımıyle bir arada!

Tekkenin, zaviyenin kemerini yarım arpaya bile almam. Çardağım meyhane sofasıdır, konağım küp dibi!

Üzüm kızının güzelliği, galiba gözümüzün nuru. Çünkü o da gözümüzün nuru gibi sırça bir nikap içinde ve üzüm perdesi altında.

* Efendi, benim de binlerce aklım, edebim vardı. Fakat şimdi harap bir sarhoşum, bu halde bana en uyar iş, edeple mukayyet olmamaktır.

** Şimdi derdinin devasını o çini sürahide, o halebî şişede duran ferah verici ilâçta ara.

Getir şarabı. Hafız gibi daima seher çağındaki ağlayışa, gece yarısındaki niyaza güvenmekteyim.

Egerçi arz-ı hüner piş-i yâr bi edebıst

Zeban hamüş ve leykin dehan pur ez ‘Arabist

64‏

 

اگر چه عرض هنر پيش يار بی‌ادبيست

زبان خموش وليکن دهان پر از عربيست

 

پری نهفته رخ و ديو در کرشمه حسن

بسوخت ديده ز حيرت که اين چه بوالعجبيست

 

در اين چمن گل بی خار کس نچيد آری

چراغ مصطفوی با شرار بولهبيست

سبب مپرس که چرخ از چه سفله پرور شد

که کام بخشی او را بهانه بی سببيست

به نيم جو نخرم طاق خانقاه و رباط

مرا که مصطبه ايوان و پای خم طنبيست

جمال دختر رز نور چشم ماست مگر

که در نقاب زجاجی و پرده عنبيست

هزار عقل و ادب داشتم من ای خواجه

کنون که مست خرابم صلاح بی‌ادبيست

بيار می که چو حافظ هزارم استظهار

به گريه سحری و نياز نيم شبيست

**

GÜL YANIMDA, ŞARAP ELİMDE

30.

Gül yanımda, şarap elimde, sevgili mutadımca bana yâr… Cihan sultanı bile böyle bir günüme köle olur.

Söyle, bu meclise mum getirmeyin. Bu gece, meclisimizde sevgilinin tolunay gibi olan cemali kâfi.

Mezhebimizde şarap helaldir amma ey gülfidanı gibi nazik selvi boylu güzel, sen olmazsan haramdır.

Meclisimize güzel koku katma. Çünkü her an senin saçlarının kokusunu almakta, onunla neşelenmekteyiz.

Kulağım, tamamıyle neyin sözünde, çengin nağmesinde. Gözüm, tamamıyle lâl gibi dudakta ve kadehin dönüşünde.

* Şeker lezzetinden, şekerden bahsetme. Muradım, ancak senin tatlı dudağında.

Gam def’ine virane gönülde mukim olalı makamım, daima harabat civarıdır.

Ayıptan, ardan neye bahsediyorsun ki? Şöhretim, ayıpla, arla. Şöhretimi neye soruyorsun ki? Ayıbım, arım şöhretten!

Şarap içmekteyiz, sarhoşuz, rindiz, güzellere bakıyoruz, hayranız, doğru… Fakat bu şehirde hangi adam bizim gibi değil? Onu bir göster!

Ayıbımı muhtesibe söylemeyin. O da bizim gibi durmadan daimî işret aramakta, o da bizimle bir halli!

Hafız, şarapsız, sevgilisiz bir an bile durma. Gül mevsimi, yasemin safası, ramazan bayramı!

Gul der ber-u mey der kef-u ma’şük be kâmest

Sultan-ı cihânem be çunin rüz gulâmest

46‏

 

گل در بر و می در کف و معشوق به کام است

سلطان جهانم به چنين روز غلام است

 

گو شمع مياريد در اين جمع که امشب

در مجلس ما ماه رخ دوست تمام است

 

در مذهب ما باده حلال است وليکن

بی روی تو ای سرو گل اندام حرام است

گوشم همه بر قول نی و نغمه چنگ است

چشمم همه بر لعل لب و گردش جام است

 

در مجلس ما عطر مياميز که ما را

هر لحظه ز گيسوی تو خوش بوی مشام است

از چاشنی قند مگو هيچ و ز شکر

زان رو که مرا از لب شيرين تو کام است

 

تا گنج غمت در دل ويرانه مقيم است

همواره مرا کوی خرابات مقام است

از ننگ چه گويی که مرا نام ز ننگ است

وز نام چه پرسی که مرا ننگ ز نام است

ميخواره و سرگشته و رنديم و نظرباز

وان کس که چو ما نيست در اين شهر کدام است

 

با محتسبم عيب مگوييد که او نيز

پيوسته چو ما در طلب عيش مدام است

 

حافظ منشين بی می و معشوق زمانی

کايام گل و ياسمن و عيد صيام است

**

AĞLA EY BÜLBÜL, GÖNLÜ YARALI ÂŞIKLARIN FERYADI HOŞ OLUR.

 

31.

Bahçe, insana zevk vermekte… dostlarla konuşup görüşme de pek tatlı. Gül selâmette olsun, şarap içenlerin zamanı, onun yüzünden hoş bir hale girdi.

Seher yelinden can dimağımız güzel kokulara gark oluyor. Evet, evet… dostların nefeslerinin güzel kokusu hoş olur.

Gül nikabını açmadan göçmeye hazırlanıyor. Ağla ey bülbül, gönlü yaralı âşıkların feryadı hoş olur.

Güzel sesli ve geceleri uyumayan bülbüle müjdeler olsun. Sevgili, aşk yolunda geceleri uyanık olan âşıkların feryatlarından hoşlanmakta.

Âlem pazarında gönül hoşluğu yoktur ya… fakat varsa bile ayyarların rintliğinden, her şeyi hoş görmelerinden ibaret.

Hür süsenden kulağıma çalındı: Bu köhne kilisede ancak yükü hafif olanların işi iş!

Hafız, dünyayı terkettim demek, gönül hoşluğuna erişmenin yoludur. Sakın cihana mukayyed olan, dünyayı ele geçiren kişilerin halini hoş sanma.

Sahn-ı bustan zevk-bahs-u sohbeti yaran hoşest

Vakt-i gul hoş bâd kez vey vakt-i mey-hâran hoşest

 

43‏

 

صحن بستان ذوق بخش و صحبت ياران خوش است

وقت گل خوش باد کز وی وقت ميخواران خوش است

 

از صبا هر دم مشام جان ما خوش می‌شود

آری آری طيب انفاس هواداران خوش است

ناگشوده گل نقاب آهنگ رحلت ساز کرد

ناله کن بلبل که گلبانگ دل افکاران خوش است

 

مرغ خوشخوان را بشارت باد کاندر راه عشق

دوست را با ناله شب‌های بيداران خوش است

نيست در بازار عالم خوشدلی ور زان که هست

شيوه رندی و خوش باشی عياران خوش است

از زبان سوسن آزاده‌ام آمد به گوش

کاندر اين دير کهن کار سبکباران خوش است

 

حافظا ترک جهان گفتن طريق خوشدليست

تا نپنداری که احوال جهان داران خوش است

**

EY GÜZELLİK PADİŞAHI, YANDIK, ALLAH İÇİN OLSUN BİR KERE SOR

 

32.

Yalnızlığı seçen kişinin âlemi seyre ne ihtiyacı var? Sevgilinin civan varken sahraya ne hacet?

Sevgili, elbette Tanrı’dan bir hacetin var, işte o hacet hakkıyçin ne hacetin var diye bir kerecik olsun da bize sor!

Ey güzellik padişahı, yandık, Allah için olsun bir kere sor: Yoksulun neye ihtiyacı var!

Hacet sahipleriyiz, fakat dilemeye dilimiz varmıyor. Kerem sahibinin kapısında isteğini arz etmenin ne lüzumu var?

Kanımızı dökmek istiyorsan uzun söze, manasız tevillere lüzum yok. Mal mülk zaten senin, yağmaya ihtiyacın mı var?

Sevgilinin aydın gönlü Camı cihannüma’dır. İhtiyacını söylemenin lüzumu var mı?

Artık kaptana minnet etme zamanı geçti, inci ele geçtikten sonra denize ne hacet?

Yoksul âşık, sevgilinin ruh bağışlayan dudağı sana verilecek şeyi bilir, ısrara lüzum yok.

Ey davalara düşen kişi, yürü, seninle işim kalmadı. Dostlar buradayken düşmanlara ihtiyaç olmaz.

Hafız, sözünü kes, uzatma. Hüner zaten meydana çıkar, gizlenemez. Davacı ile savaşa, çekişe düşmeye hacet yok.

Halvet-guzidera betemaşa çi hacetest

Çun kuy-ı dost hest be şehrâ çi hacetest

33‏

خلوت گزيده را به تماشا چه حاجت است

چون کوی دوست هست به صحرا چه حاجت است

جانا به حاجتی که تو را هست با خدا

کخر دمی بپرس که ما را چه حاجت است

ای پادشاه حسن خدا را بسوختيم

آخر سال کن که گدا را چه حاجت است

 

ارباب حاجتيم و زبان سال نيست

در حضرت کريم تمنا چه حاجت است

محتاج قصه نيست گرت قصد خون ماست

چون رخت از آن توست به يغما چه حاجت است

 

جام جهان نماست ضمير منير دوست

اظهار احتياج خود آن جا چه حاجت است

 

آن شد که بار منت ملاح بردمی

گوهر چو دست داد به دريا چه حاجت است

 

ای مدعی برو که مرا با تو کار نيست

احباب حاضرند به اعدا چه حاجت است

ای عاشق گدا چو لب روح بخش يار

می‌داندت وظيفه تقاضا چه حاجت است

حافظ تو ختم کن که هنر خود عيان شود

با مدعی نزاع و محاکا چه حاجت است

**

ZAHİT KEVSER ŞARABINI İSTEDİ, HAFIZ ŞARAP KADEHİNİ, TANRI, BU İKİSİNDEN HANGİSİNİ İSTİYOR?

 

33.

Bahar çağında bahçede işret ve sohbetten daha hoş ne var? Sâki nerde, söyle, bu bekleyişin sebebi ne?

Ele geçen her fırsatı ganimet say. Çünkü işin sonu neye varacak? Kimsenin haberi yok.

Ömrün günleri bir kılla bağlanmıştır. Aklım başına topla, kendi derdine düş. Âlemin derdi de nedir ki?

Abıhayatla İrem Bağı’nın manası, ırmak kıyısıyle lezzetli şaraptan başka bir şey değildir.

Takva ehliyle isyan ehlinin ikisi de bir kabiledendir. Şu halde kimin işvesine gönül verelim, hangisinin yolunu ihtiyar edelim?

Felek, perde ardındaki gizli şeyi ne bilsin. Sus ey davacı, perdeciyle kavgan ne?

* Tanrı indinde kulun suçunun, hatasının bir itibarı yoksa suçlan bağışlayan Tanrı’nın af ve rahmetinin ne manası var?

Zahit Kevser Şarabını istedi, Hafız şarap kadehini, Tanrı, bu ikisinden hangisini istiyor, acaba onca makbul olan hangisi?

Hoşter zi ayş-u sohbet-i bağ-u behar çist

Sâki kucâst gü sebeb-i intizâr çist

65‏

 

خوشتر ز عيش و صحبت و باغ و بهار چيست

ساقی کجاست گو سبب انتظار چيست

هر وقت خوش که دست دهد مغتنم شمار

کس را وقوف نيست که انجام کار چيست

 

پيوند عمر بسته به موييست هوش دار

غمخوار خويش باش غم روزگار چيست

 

معنی آب زندگی و روضه ارم

جز طرف جويبار و می خوشگوار چيست

مستور و مست هر دو چو از يک قبيله‌اند

ما دل به عشوه که دهيم اختيار چيست

 

راز درون پرده چه داند فلک خموش

ای مدعی نزاع تو با پرده دار چيست

سهو و خطای بنده گرش اعتبار نيست

معنی عفو و رحمت آمرزگار چيست

زاهد شراب کوثر و حافظ پياله خواست

تا در ميانه خواسته کردگار چيست

**

AMEL DEFTERİNİN KARALIĞI YÜZÜNDEN BU SARHOŞU KINAMA. KAZA VE KADER KALEMİ BAŞINA NE YAZDI, KİM BİLİR?

 

34.

Şimdi gül bahçesinden güzel kokulu cennet rüzgârı eserken zamanımı ferahlık veren şarap ve huri yaratılıştı sevgiliyle geçiririm.

Yoksul, bugün ne için saltanattan dem vurmasın? Otağ, bulutun gölgesi, meclis yeri de ekin kenarı.

Yeşillik bana nisan ayının feyzini göstermede. Böyle bir zamanda veresiyeyi alıp peşini bırakan akıllı değil.

Şarapla gönül yapmaya bak… bu harap dünya, toprağımızdan kerpiç yapma sevdasında !

Düşmandan vefa umma. Kilise mumunu ibadet yurdunda yaksan da aydınlık vermez.

Amel defterinin karalığı yüzünden bu sarhoşu kınama. Kaza ve kader kalemi başına ne yazdı, kim bilir?

Lütfet, Hafız’ın cenazesine gelmekten çekinme. Gerçi suçlara gark olmuştur ama cennete gitmektedir.

Kunun ki midemed ezbüsitan nesim-i behişt

Men-u şerâb-ı ferah-bahş-u yâr-ı hür-sirışt

 

79‏

 

کنون که می‌دمد از بوستان نسيم بهشت

من و شراب فرح بخش و يار حورسرشت

 

گدا چرا نزند لاف سلطنت امروز

که خيمه سايه ابر است و بزمگه لب کشت

 

چمن حکايت ارديبهشت می‌گويد

نه عاقل است که نسيه خريد و نقد بهشت

 

به می عمارت دل کن که اين جهان خراب

بر آن سر است که از خاک ما بسازد خشت

 

وفا مجوی ز دشمن که پرتوی ندهد

چو شمع صومعه افروزی از چراغ کنشت

مکن به نامه سياهی ملامت من مست

که آگه است که تقدير بر سرش چه نوشت

 

قدم دريغ مدار از جنازه حافظ

که گر چه غرق گناه است می‌رود به بهشت

**

HER YER AŞK YURDUDUR… MESCİT NE… KİLİSE NE?

 

35.

Ey tertemiz yaratılıştı zahit, rintleri ayıplama. Başkalarının günahını sana yazmazlar ki!

Ben ister iyi olayım, ister kötü… sana ne? Sen kendi derdine bak. Nihayet herkes ektiğini biçer.

Herkes sevgiliyi istemekte… ayık kim, sarhoş kim? Her yer aşk yurdudur… mescit ne… kilise ne?

Ben teslim başımı meyhaneler kapısındaki kerpiçe koymuşum, oradan ayrılmama imkân yok. Benimle davaya girişen, sözümü anlamazsa ne yapayım? Ona söyle: Hangi taş pekse başını ona vursun!

Tanrı’nın ezelî lûtfundan beni meyus etme. Perde ardında kim güzeldir, kim çirkin; ne bilirsin?

Takva perdesinden çıkan, o perdeyi yırtan sade ben değilim ya. Atam da ebedî cenneti elinden çıkarmıştı.

Hafız, ecel günü eline bir kadeh alırsan seni sorusuz, hesapsız hemencecik harabattan cennete götürüverirler.

* * Tabiatın hep buysa, yaratılışında bundan başka bir şey yoksa ne güzel yaratılışın, ne pâk tabiatın var!

Ayb-ı rindan mekun ey zâhid-i pâkize-sirişt

Ki gunâh-ı digeran ber tu nehâhend nuvişt

80‏

 

عيب رندان مکن ای زاهد پاکيزه سرشت

که گناه دگران بر تو نخواهند نوشت

 

من اگر نيکم و گر بد تو برو خود را باش

هر کسی آن درود عاقبت کار که کشت

همه کس طالب يارند چه هشيار و چه مست

همه جا خانه عشق است چه مسجد چه کنشت

 

سر تسليم من و خشت در ميکده‌ها

مدعی گر نکند فهم سخن گو سر و خشت

نااميدم مکن از سابقه لطف ازل

تو پس پرده چه دانی که که خوب است و که زشت

نه من از پرده تقوا به درافتادم و بس

پدرم نيز بهشت ابد از دست بهشت

 

حافظا روز اجل گر به کف آری جامی

يک سر از کوی خرابات برندت به بهشت

**

DEVLET ONA DERLER Kİ GÖNÜL KANI DÖKÜLMEDEN ADAMIN KUCAĞINA GELSİN.

 

36.

Bu varlık ve mekân iş yurdunun meydana getirdiği şeyler, hiç bir şey değil. Şarap sun, dünyanın malının, mülkünün hiç bir değeri yok!

Gönülden, candan maksat sevgiliyle sohbetten başka bir şey değil. Yoksa ne gönlün kıymeti var, ne canın!

Bir gölge için ne Sidre’ye minnet et, ne Tûbâ’ya. Selvi boylu sevgili, ibretle bakarsan görürsün, bunların da bir değeri yok!

Devlet ona derler ki gönül kanı dökülmeden adamın kucağına gelsin. Yoksa ibadetle elde edilen cennet bağının ne değeri var?

Bu konakta beş günlük bir mühletin var; bir zamancağız hoş geçinmeye bak, çünkü zamanın bir ehemmiyeti yok.

Sâki, yokluk denizinin kıyısında bekleyip duruyoruz. Fırsatı ganimet bil, şarap sun. Dudaktan ağıza ne mesafe var ki?

Bu yanıp yakılan, bu ağlayıp inleyen kulun dertli halini anlatmak ihtiyacı da lüzumsuz bir şey, meydanda bu!

Zahit, Tanrı’nın mekrinden sakın emin olma. Çünkü ibadet yurduyla muğların kilisesi arasındaki yol, o kadar uzak değil, pek yakın!

Hafız’ın adı iyiye çıktı ama rintlerce kâr ve ziyan yazısına ne itibar?

Hâsılı kârgeh-i kevn-u mekân in heme nist

Bade piş âr ki esbâb-ı cihan in heme nist

74‏

 

حاصل کارگه کون و مکان اين همه نيست

باده پيش آر که اسباب جهان اين همه نيست

 

از دل و جان شرف صحبت جانان غرض است

غرض اين است وگرنه دل و جان اين همه نيست

 

منت سدره و طوبی ز پی سايه مکش

که چو خوش بنگری ای سرو روان اين همه نيست

دولت آن است که بی خون دل آيد به کنار

ور نه با سعی و عمل باغ جنان اين همه نيست

پنج روزی که در اين مرحله مهلت داری

خوش بياسای زمانی که زمان اين همه نيست

بر لب بحر فنا منتظريم ای ساقی

فرصتی دان که ز لب تا به دهان اين همه نيست

زاهد ايمن مشو از بازی غيرت زنهار

که ره از صومعه تا دير مغان اين همه نيست

 

دردمندی من سوخته زار و نزار

ظاهرا حاجت تقرير و بيان اين همه نيست

 

نام حافظ رقم نيک پذيرفت ولی

پيش رندان رقم سود و زيان اين همه نيست

 

**

GARİPLERE BAKMAK, İYİ ADLA ANILMAYA SEBEPTİR.

 

37.

Hiç kimse yok ki o iki kat zülfe düşmüş olmasın. Yolunun uğrağında bir belâ tuzağı bulunmayan kim var?

Yüzün, olsa olsa Tanrı lûtfunun aynası olacak; hem de öyle. Bu sözde de hiç bir riya yok.

* * Zahit, o yüze bakma, o dilbere âşık olma diye bana öğüt vermede. Ama ne yüz? Bakmamaya imkân mı var? Hiç mi Allah’tan utanmaz, hiç mi yüzünden haya etmez?

Tanrı hakkıyçin zülfünü bezeme, seher yelinin eline verme. Hiç bir gece yok ki bu yüzden seher yeliyle yüzlerce kavgamız olmasın!

Ey gönül aydınlatan çırağ, yine gel, yine gel ki sarhoşlar meclisinde senin yüzün olmadıkça ne nurdan eser var, ne safadan eser!

Gariplere bakmak, iyi adla anılmaya sebeptir. Sevgili, yoksa bu âdet sizin şehrinizde yokmu ki?

Sevgili dün gidiyordu. Güzelim, ahdinde dur dedim. Dedi ki: Hocam, yanılmışsın sen, bu ahde vefa olmaz.

Gözün, bir bucağa sığman, halktan kesilen zahitlerin bile gönlünü kapmışken biz ne yapalım; sana uyduksa suç bizde değil ki!

Mürşidim, Pîr-i Mugân olduysa ne var ki? Hiç bir baş yoktur ki onda Tanrı’nın bir sırrı olmasın!

* Âşık, melâmet okuyla oklanmasın da ne yapsın? Hiç bir yiğitin kaza ve kader okuna karşı kalkanı yoktur.

Zahidin ibadet yurdunda da, Hafız’ın halvetinde de kaşından başka dua mihrabı yok!

* Ey elini Hafız’ın kanına batıran dost, yoksa Tanrı gayretini düşünmez misin, Tanrı Kur’an’ını fikretmez misin?

Kes nist ki uftâde-i an zulf-i duta nist

Der rehguzer-i kist ki dâmi zi belâ nist

69‏

کس نيست که افتاده آن زلف دوتا نيست

در رهگذر کيست که دامی ز بلا نيست

چون چشم تو دل می‌برد از گوشه نشينان

همراه تو بودن گنه از جانب ما نيست

 

روی تو مگر آينه لطف الهيست

حقا که چنين است و در اين روی و ريا نيست

نرگس طلبد شيوه چشم تو زهی چشم

مسکين خبرش از سر و در ديده حيا نيست

 

از بهر خدا زلف مپيرای که ما را

شب نيست که صد عربده با باد صبا نيست

 

بازآی که بی روی تو ای شمع دل افروز

در بزم حريفان اثر نور و صفا نيست

 

تيمار غريبان اثر ذکر جميل است

جانا مگر اين قاعده در شهر شما نيست

 

دی می‌شد و گفتم صنما عهد به جای آر

گفتا غلطی خواجه در اين عهد وفا نيست

گر پير مغان مرشد من شد چه تفاوت

در هيچ سری نيست که سری ز خدا نيست

عاشق چه کند گر نکشد بار ملامت

با هيچ دلاور سپر تير قضا نيست

 

در صومعه زاهد و در خلوت صوفی

جز گوشه ابروی تو محراب دعا نيست

ای چنگ فروبرده به خون دل حافظ

فکرت مگر از غيرت قرآن و خدا نيست

**

HIRKALARI GÖZ YAŞIYLE YIKAYIP ŞARAPTAN ARITALIM.

 

38.

Şarap cana ferah vermekte, rüzgâr çiçekleri etrafa saçmakta… fakat çenk nağmesiyle şarap içme, çünkü muhtesip hiddetli.

Eline bir sürahi şarapla bir musahip dost geçerse akıllıca iç, zaman fitnecidir.

Kadehi, yamalı hırkanın yeniyle gizle. Çünkü zamane, sürahinin gözü gibi kan dökücüdür.

Hırkaları göz yaşıyle yıkayıp şaraptan arıtalım. Mevsim takva mevsimi, zaman pehriz zamanı,

Bu yüce felek, öyle bir kan saçıcı elek ki bundan dökülenler Kisra’nın kellesiyle Perviz’in tacı!

Baş aşağı dönmüş feleğin devrinden rahat bir dirlik dileme. Bu küpte saf bile tortulu!

Hafız, güzel şiirlerinle Irak ve Fars ülkelerini zaptettin, gel, şimdi nöbet Bağdat’la Tebriz’e geldi!

Egerçi bade ferah-bahş-u bâd gulbizest

Be bang-i çeng mehor mey ki muhtesib tizset

41‏

 

اگر چه باده فرح بخش و باد گل‌بيز است

به بانگ چنگ مخور می که محتسب تيز است

صراحی ای و حريفی گرت به چنگ افتد

به عقل نوش که ايام فتنه انگيز است

 

در آستين مرقع پياله پنهان کن

که همچو چشم صراحی زمانه خون‌ريز است

به آب ديده بشوييم خرقه‌ها از می

که موسم ورع و روزگار پرهيز است

 

مجوی عيش خوش از دور باژگون سپهر

که صاف اين سر خم جمله دردی آميز است

سپهر برشده پرويزنيست خون افشان

که ريزه‌اش سر کسری و تاج پرويز است‏

 

عراق و فارس گرفتی به شعر خوش حافظ

بيا که نوبت بغداد و وقت تبريز است

 

**

ŞARAP KADEHİNİ TERKETMEM. ZAHİTLER, BENİ MAZUR GÖRÜN, MEZHEBİM BU!

 

 

39.

Halvet ehlinin Kadir Gecesi dedikleri gece yok mu? İşte bu gece. Yarabbi, bu devlet hangi yıldızın tesiriyle meydana geldi ki?

Layık olmayan kişilerin elleri, saçlarına ulaşmasın diye her gönül, o saçların halkalarından birine yapışmış, “Yarabbi, Yarabbi” diye dua etmede.

Yüz binlerce canın gerdanı, çene topağının halkası altında olan, yüz binlerce canı esir etmiş bulunan gamzenin şehidiyim ben,

Ay, eşsiz bir binici olan sevgilime hizmet etmekte, ayna tutmakta. Yüce güneşin tacı da onun binek atının nalına toprak olmuş!

Yanağındaki terin aksine bak! Pek tez  giden güneş bile ömrünce o terin hevesiyle yanmakta.

Sevgilinin lâl dudağıyle şarap kadehini terketmem. Zahitler, beni mazur görün, mezhebim bu!

* Sabah yeline eğer vurup bindikleri zaman Süleyman’la nasıl at koşturabilir, onunla nasıl yarışa girişebilirim ki? Benim bineğim kannca!

Gözüyle gönlüme gizlice ok atan sevgilinin dudak altından gülümsemesi Hafız’m canına can katar, ruhuna gıda verir.

Kuzguna benzeyen kalem, maşaallah, ne de yüksek meşrepli. Belâgat gagasından abıhayat damlatmakta.

An şeb-i kadri ki göyend ehl-i halvet imşebest

Yâ Rab in te’sir-i devlet der kudâmin kevkebest

31‏

 

آن شب قدری که گويند اهل خلوت امشب است

يا رب اين تاثير دولت در کدامين کوکب است

 

تا به گيسوی تو دست ناسزايان کم رسد

هر دلی از حلقه‌ای در ذکر يارب يارب است

کشته چاه زنخدان توام کز هر طرف

صد هزارش گردن جان زير طوق غبغب است

 

شهسوار من که مه آيينه دار روی اوست

تاج خورشيد بلندش خاک نعل مرکب است

 

عکس خوی بر عارضش بين کفتاب گرم رو

در هوای آن عرق تا هست هر روزش تب است

من نخواهم کرد ترک لعل يار و جام می

زاهدان معذور داريدم که اينم مذهب است

 

اندر آن ساعت که بر پشت صبا بندند زين

با سليمان چون برانم من که مورم مرکب است

 

آن که ناوک بر دل من زير چشمی می‌زند

قوت جان حافظش در خنده زير لب است

 

آب حيوانش ز منقار بلاغت می‌چکد

زاغ کلک من به نام ايزد چه عالی مشرب است

**

BİR AY YÜZLÜNÜN SAÇLARINI TUT, OKŞA.

 

40.

Bu zamanda en vefalı arkadaş, halis şarap sürahisiyle gazel cöngünden ibaret.

Hiç bir şeyle alâkadar olma, hür ve serazat yürü… afiyet geçidi dar. Kadehi ele al… aziz ömre değer, hiç bir şey yok!

Cihanda amelsizlikten melûl olan sade ben değilim ya. Âlimlerin kınanması da amelsiz ilimden.

Bu fitnelerle, bu kargaşalıklarla dopdolu geçitte akıl ve basiret gözüyle bakılırsa görülür ki cihanın da sebatı yok, cihandaki işlerin de.

Bir ay yüzlünün saçlarını tut, okşa. Dünyadaki saadetle nuhuset, Zühreyle Zuhalin ıtesirindendir diye masal okumaya kalkışma.

Gönlüm vuslatını pek umuyor… Fakat ecel, ömür yolunda emelleri uğrulamakta!

Hafız, ezel, şarabından öyle sarhoş ki hiç bir zaman onun ayrıldığım görmeye imkân yok.

Der in zemane refiki ki hâli ez halelest

Surâhi-i mey-i nab-u sefine-i ğazelest

45‏

 

در اين زمانه رفيقی که خالی از خلل است

صراحی می ناب و سفينه غزل است

 

جريده رو که گذرگاه عافيت تنگ است

پياله گير که عمر عزيز بی‌بدل است

نه من ز بی عملی در جهان ملولم و بس

ملالت علما هم ز علم بی عمل است

به چشم عقل در اين رهگذار پرآشوب

جهان و کار جهان بی‌ثبات و بی‌محل است

بگير طره مه چهره‌ای و قصه مخوان

که سعد و نحس ز تاثير زهره و زحل است

 

دلم اميد فراوان به وصل روی تو داشت

ولی اجل به ره عمر رهزن امل است

به هيچ دور نخواهند يافت هشيارش

چنين که حافظ ما مست باده ازل است

**

SEN YİNE EDEP YOLUNU GÖZET DE DEKİ: SUÇ BENİM!

 

41.

Ben o kişiyim ki meyhane bucağı tekkem, Pîr-i Mugâna dua da seher çağındaki virdimdir.

Çenk teranesiyle sabah şarabı yoksa ne korkum var? Banim musikim, sabahleyin özür isteyen ahımdır.

Tanrı’ya hamdolsun ki padişahtan da fariğim, yoksuldan da. Sevgilinin kapısındaki yoksul bile benim padişahım.

Mescitten de maksadım vuslatın, meyhaneden de. Tanrı şahittir ki bundan başka bir hayalim yok.

Bu eşiğe yüz koyduğum zamandan beri dayandığım yer, güneş mesnedinden bile üstün.

Devlet kapısından kaçmak, benim yolum, yordamım değil. Meğer ki ecel kılıcı otağımın ipini kessin, otağım yıkılsın.

Hafız, günah işlememek ihtiyatımıza bağlı değilse de sen yine edep yolunu gözet de deki: Suç benim!

Menem ki gûşe-i meyhane hânkâh-ı menest

Du’â-yı pir-i muğan vird-i sûbhgâh-ı menest

 

53‏

 

منم که گوشه ميخانه خانقاه من است

دعای پير مغان ورد صبحگاه من است

گرم ترانه چنگ صبوح نيست چه باک

نوای من به سحر آه عذرخواه من است

ز پادشاه و گدا فارغم بحمدالله

گدای خاک در دوست پادشاه من است

غرض ز مسجد و ميخانه‌ام وصال شماست

جز اين خيال ندارم خدا گواه من است

 

مگر به تيغ اجل خيمه برکنم ور نی

رميدن از در دولت نه رسم و راه من است

 

از آن زمان که بر اين آستان نهادم روی

فراز مسند خورشيد تکيه گاه من است

 

گناه اگر چه نبود اختيار ما حافظ

تو در طريق ادب باش و گو گناه من است

**

NE KADAR AĞLADIM, NE KADAR İNLEDİM… FAKAT BİR TÜRLÜ DUYMADIN.

 

42.

Ey kutsi güzel, nikahını kim açar ? Ey cennet kuşu, sana kim yem ve su verir?

Bu ciğerler yakan düşünce gözüme uykuyu haram itti. Kimin kucağı, istirahat ve uyku konağın oldu ?

Yoksulu hiç sormuyorsun. Korkarım, sende yarlıganma düşüncesi, sevap ümidi yok!

* O mahmur gözler, âşıkların yolunu vurdu. Bundan da anlaşılıyor ki şarabın, öldürücü!

Ey gönlü parlatan köşk, dostluk ve vefa konağısın. Dilerim Rabbimden zamanın âfeti seni harabetmesin.

Ne kadar ağladım, ne kadar inledim… fakat bir türlü duymadın. Herhalde, sevgili, eşiğin, konağın pek yüksek!

Aklını başına al, bu çölde kaynak yok… golyabani, seni serap göstererek aldatmasın.

* Gönül, gençlik çağın yanlış bir yola harcandı gitti. İhtiyarlık yoluna nasıl gideceksin acaba?

Hafız, efendisinden kaçacak kul değil. Benimle barış, yine gel, azarından haraboldum.

Ey şâhed-i kudsi ki keşed bend-i nikâbet

Vey murğ-i behişti ki dehed dâne-vu âbet

15‏

 

ای شاهد قدسی که کشد بند نقابت

و ای مرغ بهشتی که دهد دانه و آبت

خوابم بشد از ديده در اين فکر جگرسوز

کاغوش که شد منزل آسايش و خوابت

 

درويش نمی‌پرسی و ترسم که نباشد

انديشه آمرزش و پروای ثوابت

راه دل عشاق زد آن چشم خماری

پيداست از اين شيوه که مست است شرابت

 

تيری که زدی بر دلم از غمزه خطا رفت

تا باز چه انديشه کند رای صوابت

هر ناله و فرياد که کردم نشنيدی

پيداست نگارا که بلند است جنابت

 

دور است سر آب از اين باديه هش دار

تا غول بيابان نفريبد به سرابت

 

تا در ره پيری به چه آيين روی ای دل

باری به غلط صرف شد ايام شبابت

ای قصر دل افروز که منزلگه انسی

يا رب مکناد آفت ايام خرابت

 

حافظ نه غلاميست که از خواجه گريزد

صلحی کن و بازآ که خرابم ز عتابت

**

AŞK NÜKTESİNİ BİLİYORSAN BU HİKÂYEYİ DİNLE!

 

43.

O gönül okşayan sevgilime şükür mü ediyorum, yoksa ondan sana şikâyette mi bulunuyorum ? Aşk nüktesini biliyorsan bu hikâyeyi dinle!

Ettiğim her kulluk, karşılıksız kaldı, hattâ bir minnet duygusu bile uyandırmadı. Yarabbi, kimse inayetsiz kimseye hizmetkâr olmasın.

Susamış rintlere kimse su vermiyor. Sanki dost tanıyanlar, nimet kadrini bilenler bu vilâyetten çekilip gittiler.

Şerefimi korumadın ama ben yine kapından yüz çevirmem. Yârin cevrü cefası, ağyarın vefasından boş!

Gönül, kement gibi olan zülfüne dolaşma. Orada suçsuz, cinayetsiz kesilmiş nice başlar görürsün.

Gözün, bakışıyle kanımızı içmekte, sen de bunu takdir ediyorsun. Sevgili, kan dökücüyü korumak caiz değildir.

Bu kapkaranlık gecede maksat yolumu kaybettim. Ey hidayet yıldızı, bir köşeden çık, görün!

Ne yana gittiysem vahşetim arttı. Aman bu çölden, feryat bu sonu olmayan yoldan!

* Ey güzeller güneşi, aşktan gönlün kaynamakta. Bir an olsun beni inayet gölgesine al, sığındır!

Bu yola nasıl bir nihayet tasavvur edilebilir? Daha başlangıçta yüz binlerce, hatta daha da fazla menzil var!

Hafız, gibi on dört rivayete göre Kur’an’ı ezbere okusan da faydasız. Feryadına yine ancak aşk erişir, aşk!

Zan yâr-ı dil-nevâzem şukrist fi şikâyet

Ger nükte-dan-ı ışki bişnov tu in hikâyet

94‏

 

زان يار دلنوازم شکريست با شکايت

گر نکته دان عشقی بشنو تو اين حکايت

بی مزد بود و منت هر خدمتی که کردم

يا رب مباد کس را مخدوم بی عنايت

رندان تشنه لب را آبی نمی‌دهد کس

گويی ولی شناسان رفتند از اين ولايت

در زلف چون کمندش ای دل مپيچ کان جا

سرها بريده بينی بی جرم و بی جنايت

چشمت به غمزه ما را خون خورد و می‌پسندی

جانا روا نباشد خون ريز را حمايت

 

در اين شب سياهم گم گشت راه مقصود

از گوشه‌ای برون آی ای کوکب هدايت

از هر طرف که رفتم جز وحشتم نيفزود

زنهار از اين بيابان وين راه بی‌نهايت

ای آفتاب خوبان می‌جوشد اندرونم

يک ساعتم بگنجان در سايه عنايت

 

اين راه را نهايت صورت کجا توان بست

کش صد هزار منزل بيش است در بدايت

 

هر چند بردی آبم روی از درت نتابم

جور از حبيب خوشتر کز مدعی رعايت

عشقت رسد به فرياد ار خود به سان حافظ

قرآن ز بر بخوانی در چارده روايت

**

SEVGİLİNİN YOLUNUN TOPRAĞINI GETİRİN DE CİHANI GÖREN GÖZLERİME SÜRME ÇEKEYİM

 

44.

Yarabbi, bir sebep halk et de sevgilim yine sağ esen dönüp gelsin, beni de bu melâmet pençesinden kurtarsın.

O sefere giden sevgilinin yolunun toprağını getirin de cihanı gören gözlerime sürme çekeyim.

Feryat ki o ben, o hat, o zülüf, o yanak, o yüz ve o boy, altı taraftan da yolumu kesti!

Bugün senin elindeyken acı. Yoksa yarın toprak olursam nadim olup ağlamadan ne fayda!

Ey sözle aşktan dem vuran, ey dille aşkı anlatmaya çalışan, seninle sözümüz yok. Hadi hayra karşı, selâmetle, güle güle!

Ey derviş, dostların kılıcından feryadetme. Bu taife, öyle bir taife ki adamı öldürürler de kolumuz yoruldu diye ölenden kan diyeti alırlar!

Hırkanı ateşe at. Çünkü sâkinin yay gibi kaşları imamet mihrabını yıkar, dağıtır, seni ibadet etmeye bırakmaz.

Haşa… senin çevrinden, cefandan ağlamam. Lâtif kişilerin zulmü de lûtuftan, keremden ibarettir.

Hafız, zülfünden bahsetmeyi kısa kesmez. Bu silsile kıyamet gününe kadar uzayıp gider!

Yâ Rab sebebi saz ki yârem be selâmet

Bâz âyed-u berhândem ezçengi melâmet

89‏

 

يا رب سببی ساز که يارم به سلامت

بازآيد و برهاندم از بند ملامت

 

خاک ره آن يار سفرکرده بياريد

تا چشم جهان بين کنمش جای اقامت

فرياد که از شش جهتم راه ببستند

آن خال و خط و زلف و رخ و عارض و قامت

 

امروز که در دست توام مرحمتی کن

فردا که شوم خاک چه سود اشک ندامت

 

ای آن که به تقرير و بيان دم زنی از عشق

ما با تو نداريم سخن خير و سلامت

 

درويش مکن ناله ز شمشير احبا

کاين طايفه از کشته ستانند غرامت

 

در خرقه زن آتش که خم ابروی ساقی

بر می‌شکند گوشه محراب امامت

حاشا که من از جور و جفای تو بنالم

بيداد لطيفان همه لطف است و کرامت

 

کوته نکند بحث سر زلف تو حافظ

پيوسته شد اين سلسله تا روز قيامت

**

BAŞIM KESİLSE AYAĞINDAN BAŞ  KALDIRMAYACAĞIM BEN.

 

45.

Ne lûtuftur bu ki ansızın kaleminin sızıntısı aramızdaki hukuku keremine arzediverdi.

Kaleminin ucuyle bana bir selâmcağız yazmışsın. Dünyalar durdukça dur, şu dönüp duran iş yurdundan yazın eksik olmasın!

Bu âşıkı yanıldın da andın demiyorum. Akıl bakımından düşünülürse zaten kalemin yanlış bir iş yapmaz.

Ebedî devlet, seni ağırlayıp ululadı. Bu nimetin şükrânesi olarak sen de beni hor tutma!

Gel… zülfünle şöyle bağdaşalım: Başım kesilse ayağından baş kaldırmayacağım ben.

Gönlün ahvalimizi duyar… duyar ama gamından ölenler hâk ile yeksan olur, topraklarından lâleler biter; işte o zaman!

** Seher yeli, her güle, her selviye saçından bahsedip durmada. Rakip, bu gammazı bilmem nasıl oldu da haremine bıraktı!

Sana Cem’in camiyle Hızır’ın abıhayatını sunup duruyorlar… artık gönlü hasta olanlar ne umurunda?

Gönlüm, gamında mukim. Seni Tanrı nasıl hoş tuttuysa sen de onu öyle hoş tut!

Ey sabah rüzgârı İsa’sı, vaktin daima hoş olsun. Hafız’ın hasta gönlü, nefesinle dirildi.

Çi Iutf büd ki nagâh reşhe-i kalemet

Hukuk-ı hidmeti mâ ‘arze kerd ber keramet

93‏

 

چه لطف بود که ناگاه رشحه قلمت

حقوق خدمت ما عرضه کرد بر کرمت

 

به نوک خامه رقم کرده‌ای سلام مرا

که کارخانه دوران مباد بی رقمت

نگويم از من بی‌دل به سهو کردی ياد

که در حساب خرد نيست سهو بر قلمت

 

مرا ذليل مگردان به شکر اين نعمت

که داشت دولت سرمد عزيز و محترمت

 

بيا که با سر زلفت قرار خواهم کرد

که گر سرم برود برندارم از قدمت

 

ز حال ما دلت آگه شود مگر وقتی

که لاله بردمد از خاک کشتگان غمت

 

روان تشنه ما را به جرعه‌ای درياب

چو می‌دهند زلال خضر ز جام جمت

هميشه وقت تو ای عيسی صبا خوش باد

که جان حافظ دلخسته زنده شد به دمت

 

 

**

EY VEFASIZ DOKTOR, HUZURUNDA ÖLMEK İSTİYORUM.

46.

Ey nazardan gaip sevgili, seni Tanrı’ya ısmarlıyorum. Sen, benim canımı yaktın ama ben seni canla, gönülle sevmekteyim.

Kefenimin eteğini toprağın ayağı, altına çekmedikçe elimi eteğinden çekmem; çekeceğimi de umma.

Kaşlarının mihrabını göster de seher çağında ellerimi duaya kaldırayım, boynuna dolayayım… kem göz değmesin.

Sana ulaşmak için Babil kuyusundaki Hârût’un yanına bile gitmem lâzımsa yüz türlü sihirler yapar, seni elde eder, yine sana ulaşırım.

Ey vefasız doktor, huzurunda ölmek istiyorum. Sen de hastanı bir kerecik olsun sor, soruştur. Ben, seni beklemekteyim.

Gönlüme sevgi tohumunu ekmek için etrafında göz yaşlarımdan yüzlerce ırmak akıttım.

*          Ercesine hançer kullanan gamzenden memnunum doğrusu, kanımı döktü de beni ayrılık derdinden kurtardı.

*          Ağlayıp duruyorum, gözyaşlarımdan seller meydana geldi, maksadım da gönlüne muhabbet tohumunu ekmek!

* Yanına gelmeme müsaade et de gönül hararetiyle her an ayağına gözlerimden inciler yağdırayım.

Hafız, şarap içmek, güzel sevmek ve rintlik, senin harcın değil, sen de bunları az çok yapmaktasın ama benim ehemmiyet bile verdiğim yok.

Ey ğâib eznazar be Huda misipâremet

Cânem bisuhti be dil-i dost dâremet

91‏

 

ای غايب از نظر به خدا می‌سپارمت

جانم بسوختی و به دل دوست دارمت

تا دامن کفن نکشم زير پای خاک

باور مکن که دست ز دامن بدارمت

 

محراب ابرويت بنما تا سحرگهی

دست دعا برآرم و در گردن آرمت

 

گر بايدم شدن سوی هاروت بابلی

صد گونه جادويی بکنم تا بيارمت

خواهم که پيش ميرمت ای بی‌وفا طبيب

بيمار بازپرس که در انتظارمت

 

صد جوی آب بسته‌ام از ديده بر کنار

بر بوی تخم مهر که در دل بکارمت

خونم بريخت و از غم عشقم خلاص داد

منت پذير غمزه خنجر گذارمت

 

می‌گريم و مرادم از اين سيل اشکبار

تخم محبت است که در دل بکارمت

 

بارم ده از کرم سوی خود تا به سوز دل

در پای دم به دم گهر از ديده بارمت

حافظ شراب و شاهد و رندی نه وضع توست

فی الجمله می‌کنی و فرو می‌گذارمت

**

KIZIL GÜL AÇILDI, BÜLBÜL SARHOŞ OLDU, FERYADA BAŞLADI.

 

47.

Kızıl gül açıldı, bülbül sarhoş oldu, feryada başladı. Ey şaraba tapan sofiler, sarhoşluğa salâ!

Sağlamlıkta taş gibi görünen tövbeye bir bak, ne tuhaf, sırça -bir kadeh nasıl da onu kırıverdi!

Şarap getir, istiğna makamında padişah,, yoksul… ayık, sarhoş; hepsi birdir.

Mademki bu iki kapılı evden göçmek zaruri; yaşayış çardağı, yeyim kemeri ha yüksek olmuş, ha alçak!

Dünyada zahmetsiz aşk müyesser olmuyor. Evet, Elest ahdini Belâ’ya bağlamışlar.

Vara, yoğa gönül koyup incinme, yüreğini hoş tut. Dünyadaki her kemalin sonu, nihayet yoktur.

Âsaf’ın azameti, yel at, kuş dili… hepsi yele gitti, sahibine hiç bir fayda vermedi.

Kolum, kanadım var diye yoldan çıkma.. Menzil oku da bir zamancık yükselir, havada gider ama sonunda toprağa düşüp kalır.

Hafız, kaleminin dili nasıl şükredebilecek? Sözlerini elden ele gezdirip duruyorlar.

Şukufteşud gul-i hamrâ vu keşt bulbul mest

Salâ-yi serhoşi ey süfiyân-ı bâde-perest

25‏

 

شکفته شد گل حمرا و گشت بلبل مست

صلای سرخوشی ای صوفيان باده پرست

اساس توبه که در محکمی چو سنگ نمود

ببين که جام زجاجی چه طرفه‌اش بشکست

بيار باده که در بارگاه استغنا

چه پاسبان و چه سلطان چه هوشيار و چه مست

 

از اين رباط دودر چون ضرورت است رحيل

رواق و طاق معيشت چه سربلند و چه پست

 

مقام عيش ميسر نمی‌شود بی‌رنج

بلی به حکم بلا بسته‌اند عهد الست

به هست و نيست مرنجان ضمير و خوش می‌باش

که نيستيست سرانجام هر کمال که هست

 

شکوه آصفی و اسب باد و منطق طير

به باد رفت و از او خواجه هيچ طرف نبست

 

به بال و پر مرو از ره که تير پرتابی

هوا گرفت زمانی ولی به خاک نشست

زبان کلک تو حافظ چه شکر آن گويد

که گفته سخنت می‌برند دست به دست

**

KADEHİMİZE NE DÖKTÜYSE İÇTİK,

 

48.

Saçları dağınık, terlemiş, gülümsüyor, sarhoş… gömleği açık, gazel okumakta, elinde bir sürahi.

Nerkis gözü kavga arıyor, dudaklarından teessüfler dökülmekte,,, dün gece tam gece yarısında yastığımın baş ucuna gelip oturdu.

Kulağıma eğildi de hüzünlü bir sesle “Ey eski âşıkım, uykun mu var?” dedi.

Bir ârife böyle bir gece şarabı sunulur da artık şaraba tapmazsa aşk kâfiri olur.

Yürü be zahit, tortulu şarap içenleri kınayıp durma. Bize Elest günü bundan başka bir armağan vermediler ki.

Kadehimize ne döktüyse içtik, ister helâl cennet şarabı olsun, ister haram şarap!

Şarap kadehinin gülümsemesiyle sevgilinin büklüm büklüm saçları, Hafız’ın tövbesi gibi nice tövbeler bozdu..

Zulf aşüfte vu hoy-kerde vu handan-leb u mest

Pirehen çâk-u ğazel-hân-u surâhi derdest

26‏

 

زلف آشفته و خوی کرده و خندان لب و مست

پيرهن چاک و غزل خوان و صراحی در دست

نرگسش عربده جوی و لبش افسوس کنان

نيم شب دوش به بالين من آمد بنشست

 

سر فرا گوش من آورد به آواز حزين

گفت ای عاشق ديرينه من خوابت هست

عاشقی را که چنين باده شبگير دهند

کافر عشق بود گر نشود باده پرست

 

برو ای زاهد و بر دردکشان خرده مگير

که ندادند جز اين تحفه به ما روز الست

 

آن چه او ريخت به پيمانه ما نوشيديم

اگر از خمر بهشت است وگر باده مست

 

خنده جام می و زلف گره گير نگار

ای بسا توبه که چون توبه حافظ بشکست

**

SENİN MUHABBETİNE GÖNÜL VERİNCE BİZİM İŞİMİZDEKİ YÜZLERCE DÜĞÜMÜ DE AÇTI

 

49.

Tanrı, senin gönüller açan yüzünü, kaşım bu kadar güzel yarattı da benim işimin, gücümün açılıp ferahlamasını da o kaşın, gözün işaretlerine bağladı.

Zamane, nerkisi kaftanının kuşağım bağlayınca beni de hayretle yola dikti, selviyi de.

Gonca gibi, senin muhabbetine gönül bağlayanın işi, elbette bir gün senden esip gelen rüzgârla açılır.

Gül bahçesinden esip gelen rüzgâr, senin muhabbetine gönül verince bizim işimizdeki yüzlerce düğümü de açtı, koncanın gönlündeki, düğümü de.

Felek, beni senin kulluğuna verdi ve buna razı da etti ama ne fayda ki yine işi senin rızana bağladı.

Bu hor, hakir kulun gönlüne konca gibi düğümler vurma. Senin düğümler açan zülfüne bağlandı ve oradan ayrılmamaya ahdetti.

Ey vuslat yeli, sen zaten başkasının hayatıydın. Fakat hataya bak ki gönül vefam umdu.

Senin cevrinin yüzünden şehirden gideyim dedim. Güldü de dedi ki: Hadi Hafız, git…. senin ayağını kim bağladı ki

Huda çi sûret-u ebrü-yı dil-guşâ-yı tu best

Guşâd-ı kârı men ender girişmehâ-yı tu best

32‏

 

خدا چو صورت ابروی دلگشای تو بست

گشاد کار من اندر کرشمه‌های تو بست

مرا و سرو چمن را به خاک راه نشاند

زمانه تا قصب نرگس قبای تو بست

ز کار ما و دل غنچه صد گره بگشود

نسيم گل چو دل اندر پی هوای تو بست

مرا به بند تو دوران چرخ راضی کرد

ولی چه سود که سررشته در رضای تو بست

چو نافه بر دل مسکين من گره مفکن

که عهد با سر زلف گره گشای تو بست

تو خود وصال دگر بودی ای نسيم وصال

خطا نگر که دل اميد در وفای تو بست

ز دست جور تو گفتم ز شهر خواهم رفت

به خنده گفت که حافظ برو که پای تو بست

**

GÖNLÜMÜZDEKİ ZAYIFLIĞIN TEDAVİSİNİ DUDAĞINA HAVALE ET.

 

50.

Göz seyrengâhımın çardağı senin yuvandır. Kerem et, gel kon. Ev, senin evin.

Hal ve hattının güzelliğiyle âriflerin gönlünü aldın. Tuzağının, tanenin altında ne şaşılacak lûtufların var.

Ey sabah bülbülü, gönlün gülün vuslatıyle hoş olsun… çimenlikte duyulan ancak senin âşıkane gülbangin.

Gönlümüzdeki zayıflığın tedavisini dudağına havale et. Çünkü bu gönül ferahlatıcı) yakut macunu ancak senin hâzinende.

Bedenimle senin mülâzemetinde değilim ama canım eşiğinin toprağı.

Ben her şuha gönül verecek adam değilim. Gönül hâzinemin kapısında senin mührün, senin nişanın var.

Ey her işi tatlı ve yerli yerinde olan tek binici, sen ne oyunbazsın… felek gibi serkeş bir at bile kamçına râm olmuş!

Ben kim oluyorum? Oyunbaz felek bile, senin bahane dağarcığındaki hileler yüzünden sürçmekte.

Meclisindeki musiki, şimdi feleği bile raksa soktu. Çünkü nağmelerin, tatlı sözlü Hafız’ın şiirleri!

Ruvâk ı manzar ı çeşm-i men âşiyâne-i tust

Kerem nema vu furud â ki hâne hâne-i tust

34‏

 

رواق منظر چشم من آشيانه توست

کرم نما و فرود آ که خانه خانه توست

 

به لطف خال و خط از عارفان ربودی دل

لطيفه‌های عجب زير دام و دانه توست

دلت به وصل گل ای بلبل صبا خوش باد

که در چمن همه گلبانگ عاشقانه توست

 

علاج ضعف دل ما به لب حوالت کن

که اين مفرح ياقوت در خزانه توست

 

به تن مقصرم از دولت ملازمتت

ولی خلاصه جان خاک آستانه توست

من آن نيم که دهم نقد دل به هر شوخی

در خزانه به مهر تو و نشانه توست

 

تو خود چه لعبتی ای شهسوار شيرين کار

که توسنی چو فلک رام تازيانه توست

چه جای من که بلغزد سپهر شعبده باز

از اين حيل که در انبانه بهانه توست

 

سرود مجلست اکنون فلک به رقص آرد

که شعر حافظ شيرين سخن ترانه توست

**

Kaynak: HAFIZ DİVÂNI ŞİRÂZİ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul,

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s