HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER-151-200

 

BİR ZAMANLAR, VEFAKÂRLARIN GAMINA ALDIRIŞ BİLE ETMEZDİNİZ. ŞİMDİ ZAMANENİN VEFASIZLIĞINI, GÖRÜN DE ONLARI DA HATIRLAYIN!

 

 

151.

Dostlar, geceki sohbeti ve sohbet ettiğimiz sevgiliyi… içten gelen kulluk haklarını anın:

Sarhoş olunca âşıkların feryadını çenk ve çegane sesleriyle hatırlayın!

Şarabın letafeti, sâkinin yüzünde cilvelenmeye başlayınca siz de nağmelere başlayın, âşıkları hatırınıza getirin!

Ümit elini maksat beline dolayınca bizim sohbetimizi de derhatır edin, bizi de unutmayın!

* Devlet atı serkeşçe gider ama yoldaşları da anın, onların atlarını da kamçılayın!

Bir zamanlar, vefakârların gamına aldırış bile etmezdiniz. Şimdi zamanenin vefasızlığını, görün de onları da hatırlayın!

Ey ululuk köşesine kurulanlar, merhamet edin de Hafız’ın yüzünü ve bu eski eşiği anın!

Mu’âşiran zi harif-i şebâne yâd ârid

Hukuk-ı bendegi-i muhlisâne yâd ârid

241‏

معاشران ز حريف شبانه ياد آريد

حقوق بندگی مخلصانه ياد آريد

به وقت سرخوشی از آه و ناله عشاق

به صوت و نغمه چنگ و چغانه ياد آريد

چو لطف باده کند جلوه در رخ ساقی

ز عاشقان به سرود و ترانه ياد آريد

چو در ميان مراد آوريد دست اميد

ز عهد صحبت ما در ميانه ياد آريد

سمند دولت اگر چند سرکشيده رود

ز همرهان به سر تازيانه ياد آريد

نمی‌خوريد زمانی غم وفاداران

ز بی‌وفايی دور زمانه ياد آريد

به وجه مرحمت ای ساکنان صدر جلال

ز روی حافظ و اين آستانه ياد آريد

 

**

ÖYLE YAŞA Kİ ÖLÜP TOPRAK BİLE OLSAN ÜSTÜNE UĞRAYANIN HATIRINA SENDEN BİR TOZ BİLE KONMASIN.

 

152.

Güzellikte, ahlâkta, vefada hiç kimse bizim sevgilimizle boy ölçüşemez. Sen de bu sözümüzü inkâr edemezsin.

Güzellik taslayanlar cilvelendiler ama güzellikte, alımda hiç biri, sevgilimize çıkışamaz.

Bunca zamanlık sohbet hakkıyçin hiç bir sırdaş, bizim hak gözetir dostumuza erişemez.

Kâinat pazarına binlerce para, pul gelir. Fakat bir tanesi bile bizim ayyar dostumuzun parası gibi değil!

Kudret kaleminden binlerce suret zuhur eder ama hiç biri, sevgilimizin gönüller alan nakşına, suretine benzemez.

Yazık… ömür kervanı öyle bir gidiş gitti ki diyarımızın havasına tozu bile gelmiyor artık!

Gönül, hasetçilerin eziyetinden incinme, Tanrı’ya dayan. Bizim ümidini kesmeyen hatırımıza kötülük gelmez.

Öyle yaşa ki ölüp toprak bile olsan üstüne uğrayanın hatırına senden bir toz bile konmasın.

Hafız yandı, yakıldı. Fakat korkuyorum, muradına erişmiş padişahımız, hikâyesini bile duymayacak!

Be husn-ı hulk-u vefa kes beyâr-ı mâ neresed

Tur fi derin suhan inkâr-ı kâr-ı mâ neresed

156‏

به حسن و خلق و وفا کس به يار ما نرسد

تو را در اين سخن انکار کار ما نرسد

اگر چه حسن فروشان به جلوه آمده‌اند

کسی به حسن و ملاحت به يار ما نرسد

به حق صحبت ديرين که هيچ محرم راز

به يار يک جهت حق گزار ما نرسد

هزار نقش برآيد ز کلک صنع و يکی

به دلپذيری نقش نگار ما نرسد

هزار نقد به بازار کانات آرند

يکی به سکه صاحب عيار ما نرسد

دريغ قافله عمر کان چنان رفتند

که گردشان به هوای ديار ما نرسد

دلا ز رنج حسودان مرنج و واثق باش

که بد به خاطر اميدوار ما نرسد

چنان بزی که اگر خاک ره شوی کس را

غبار خاطری از ره گذار ما نرسد

بسوخت حافظ و ترسم که شرح قصه او

به سمع پادشه کامگار ما نرسد

 

**

ŞARAP KADEHİYLE GÖNÜL KANININ HER BİRİNİ BİR ADAMA VERDİLER.

 

153.

İnsanın hatırı hüzünlü olursa nasıl olur da güzel bir şiir yazabilir, buna imkân mı var? öyle olduğu halde, biz, bir güzel şiir söyledik ki olursa da bu kadar olur.

Lâl dudaklarından aman yüzüğüne nail olursam yüzlerce Süleyman mülkü, yüzük kaşımın hükmüne girer.

Gönül, hasetçinin taanından gamlanmamak gerek… dikkat et, belki hayrın bundadır.

Bu hayaller yaratan kalemden bir şey anlamayan adamın nakşını bir pula almam, isterse Nakkaş Mani olsun!

Şarap kadehiyle gönül kanının her birini bir adama verdiler. Kısmet dairesinde hal böyledir işte!

Tanrı’nın takdiri bu… gül suyunu, pazarlarda salınan bir güzel yaptı, gülü de perde altında oturan bir dilber!

Hafız’ın rintliği terketmesi, hatırından çıkarması imkânsız. Bu ezelî bir takdir; ebetle kadar da böyle gider!

Key şi’r-i hoş engized hatır ki hazin bâşed

Yek nükte ezin macni guftim-u hemin bâşed

161‏

کی شعر تر انگيزد خاطر که حزين باشد

يک نکته از اين معنی گفتيم و همين باشد

از لعل تو گر يابم انگشتری زنهار

صد ملک سليمانم در زير نگين باشد

غمناک نبايد بود از طعن حسود ای دل

شايد که چو وابينی خير تو در اين باشد

هر کو نکند فهمی زين کلک خيال انگيز

نقشش به حرام ار خود صورتگر چين باشد

جام می و خون دل هر يک به کسی دادند

در دايره قسمت اوضاع چنين باشد

در کار گلاب و گل حکم ازلی اين بود

کاين شاهد بازاری وان پرده نشين باشد

آن نيست که حافظ را رندی بشد از خاطر

کاين سابقه پيشين تا روز پسين باشد

 

**

ŞAHAPTAN TÖVBE ETMEK İSTEDİĞİM AN DEDİM Kİ: İYİ AMA BU AĞAÇ SONUNDA PİŞMANLIK MEYVASI VERECEK!

 

154.

Kime ezelden devlet feyzi nasip olmuşsa ebede kadar murat kadehi, canına hemdem olur.

Şahaptan tövbe etmek istediğim an dedim ki: İyi ama bu ağaç sonunda pişmanlık meyvası verecek!

Süsen gibi seccademi omuzuma alıp zahit olmaya özendim… fakat gül gibi şarap rengine bulanmış hırka., bırak sen de, böyle müslümanlık mı olur ki?

Kadeh çırağı olmadıkça halvette oturamıyorum. Gönül ehlinin bucağı nuranî olmalı!

Yüce himmetli olmaya çalış, murassâ kadeh olmazsa olmasın. Şarap, rindin nar renkli yakutudur!

İşimiz düzensiz görünüyor ama hor bakma. Bu ülkede yoksulluk, padişahlığın bile hasedini celbeder!

* Gönül, iyi adlı olmak istiyorsan kötülerle düşüp kalkma. Canım, efendim, kendini beğenmek nadanlık alâmetidir.

*Üns ve işret meclisi, bahar… meclisteki sohbet de şiir sohbeti… böyle bir âlemde sevgiliden şarap kadehini almamak ağır canlılıktır doğrusu!

Dün bir aziz dedi k: Hafız gizlice şarap içiyor. A azizim, ayıbın gizli yapılması daha iyi değil mi ki?

Der ezel her ko be feyz-i devlet erzâni buved

Tâ ebed câm-ı murâdeş hemdem-i cani buved

218‏

در ازل هر کو به فيض دولت ارزانی بود

تا ابد جام مرادش همدم جانی بود

من همان ساعت که از می خواستم شد توبه کار

گفتم اين شاخ ار دهد باری پشيمانی بود

خود گرفتم کافکنم سجاده چون سوسن به دوش

همچو گل بر خرقه رنگ می مسلمانی بود

بی چراغ جام در خلوت نمی‌يارم نشست

زان که کنج اهل دل بايد که نورانی بود

همت عالی طلب جام مرصع گو مباش

رند را آب عنب ياقوت رمانی بود

گر چه بی‌سامان نمايد کار ما سهلش مبين

کاندر اين کشور گدايی رشک سلطانی بود

نيک نامی خواهی ای دل با بدان صحبت مدار

خودپسندی جان من برهان نادانی بود

مجلس انس و بهار و بحث شعر اندر ميان

نستدن جام می از جانان گران جانی بود

دی عزيزی گفت حافظ می‌خورد پنهان شراب

ای عزيز من نه عيب آن به که پنهانی بود

**

GAYP SIRRINI KİMSE BİLMEZ, SÖZÜ UZATMA, HİKÂYEYİ KISA KES. HANGİ MAHREM GÖNÜL, BU HAREME YOL BULDU Kİ?

 

155.

Gaybı gören ve Cem kadehine malik olan gönülden Süleyman’ın yüzüğü bir müddetçik kaybolursa ne gam!

Gönül hazînesini yoksulların kaşına, gözüne, benine güzelliğine verme. Kadrini bilen padişah gibi birisine teslim et.

Her ağaç, gönlümüzün cefasına tahammül edemez. Selvinin himmetine köle olayım; onda bu sadakat, onda bu sebat var.

Kimin altı kuruşu varsa sarhoş nergis gibi, neşesinden kadehin dibine koyacağı mevsim gelip çattı.

Şimdi altını şaraptan esirgeme, gül gibi sen de paranı sarf et de Akl-ı Kül, seni yüzlerce ayıpla töhmet altına almasın.

Gayp sırrını kimse bilmez, sözü uzatma, hikâyeyi kısa kes. Hangi mahrem gönül, bu hareme yol buldu ki?

*          Gönlüm tecerrütten dem vururdu ama şimdi zülfünün kokusuna düştü de seher yeliyle yüzlerce işi var.

*          Gönül muradını kimden sorayım, kimden arayayım? Bir sevgili yok ki güzelliğiyle beraber kereme de sahip olsun.

Hafız’ın hırkasının yeninden, yakasından ne fayda? Biz Tanrı istiyorduk, onda put gizli!

Dili ki ğayb-nemâyest-u Câm-ı Cem dâred

Zi hâtemi ki demi gun şved çi ğam dâred

119‏

دلی که غيب نمای است و جام جم دارد

ز خاتمی که دمی گم شود چه غم دارد

به خط و خال گدايان مده خزينه دل

به دست شاهوشی ده که محترم دارد

نه هر درخت تحمل کند جفای خزان

غلام همت سروم که اين قدم دارد

رسيد موسم آن کز طرب چو نرگس مست

نهد به پای قدح هر که شش درم دارد

زر از بهای می اکنون چو گل دريغ مدار

که عقل کل به صدت عيب متهم دارد

ز سر غيب کس آگاه نيست قصه مخوان

کدام محرم دل ره در اين حرم دارد

دلم که لاف تجرد زدی کنون صد شغل

به بوی زلف تو با باد صبحدم دارد

مراد دل ز که پرسم که نيست دلداری

که جلوه نظر و شيوه کرم دارد

ز جيب خرقه حافظ چه طرف بتوان بست

که ما صمد طلبيديم و او صنم دارد

 

**

GÖNÜL, İŞRET YOLU, KARGAŞALIKLARLA, FİTNELERLE DOPDOLUDUR. BU YOLDA ACELE GİDEN DÜŞER!

 

156.

Zülfüne el atsam incinir, kızar. Uzlaşmak istesem darılır, azarlar.

Yeni ay gibi, zavallı âşıklara kaşının ucunu gösterir; gizleniverir!

İşret gecesi uyumaz, beni harap eder.. Gündüzün şikâyet etsem gözlerini kapar, uykuya dalar!

Gönül, işret yolu, kargaşalıklarla, fitnelerle dopdoludur. Bu yolda acele giden düşer!

Habbelerin başlarına ululuk yeli girse bile hükmü yoktur. Saltanatları, şarap havasıyle geçip gidiverir!

Sevgilinin kapısında yoksul olmayı saltanata bile değişme, kim bu kapının gölgesini bırakıp da güneş altına gider?

** Gönül ihtiyarladın mı artık güzellik, naziklik satmaya kalkışma. Bu alışveriş, gençlik çağında yürür!

Kara saçların müsveddesi tamamlandı, saçağarmaya başladı mı ak saçları yüzlerce defa yolmaya kalkış… azalmaz ki!

Hafız, yolunun hicabı sensin, sen, aradan kalk! Ne mutlu o kişiye ki bu yolu hicapsız yürür gider.

Çu dest ber ser-i zulfeş zenem be tâb reved

Ver aşti talebem ber ser-i itâb reved

221‏

چو دست بر سر زلفش زنم به تاب رود

ور آشتی طلبم با سر عتاب رود

چو ماه نو ره بيچارگان نظاره

زند به گوشه ابرو و در نقاب رود

شب شراب خرابم کند به بيداری

وگر به روز شکايت کنم به خواب رود

طريق عشق پرآشوب و فتنه است ای دل

بيفتد آن که در اين راه با شتاب رود

گدايی در جانان به سلطنت مفروش

کسی ز سايه اين در به آفتاب رود

سواد نامه موی سياه چون طی شد

بياض کم نشود گر صد انتخاب رود

حباب را چو فتد باد نخوت اندر سر

کلاه داريش اندر سر شراب رود

حجاب راه تويی حافظ از ميان برخيز

خوشا کسی که در اين راه بی‌حجاب رود

**

ŞİİR YOLUNDAKİ TAYYI MEKÂNA BAK, TAYYI ZAMANI GÖR. BU BİR GECELİK ÇOCUK, BU BİR GECE İÇİNDE MEYDANA GELEN ŞİİR, TAM YÜZ YILLIK YOL ALIYOR.

 

157.

Sâki, selvi, gül ve lâle bahsi başladı, bahar geldi. Fakat bu bahis, ancak üç kadeh şarapla yürür.

Şarap sun… yeşillik gelini güzelleşti, bezendi. Artık gelin bezeyene hacet yok.

Tâ Bingâle’ye kadar varacak olan bu Fars şekeri, bu farsça şiir yüzünden, bütün Hint dudular;, bütün Hintli şairler, şekere düşer, bu şiiri okur, beğenirler.

Şiir yolundaki tayyı mekâna bak, tayyı zamanı gör. Bu bir gecelik çocuk, bu bir gece içinde meydana gelen şiir, tam yüz yıllık yol alıyor.

Kendisini ibadete vermiş olanları bile aldatan ceylân gözlere bak! Sihir kervanı bile, o gözlerin ardından gitmekte.

Dünyanın işvesine kapılıp yoldan çıkma. Bu kocakarı, hilelerle oturur, düzenlerle kalkar; işi gücü hileden, düzenden ibarettir.

Padişahın bahçesinden bahar yeli esiyor, lâle kadehine çiğ tanelerinden şarap dolmada.

Hafız, Sultan Celâleddin (Gıyaseddin) in meclisine olan iştiyaktan vazgeçme; bu tahassürle feryat et… senin işin, ancak feryatla yola girer.

Sakı hadis-i serv-u gul-u lale mireved

Vin bâhs bâ selâse-i ğessâle mireved

225‏

ساقی حديث سرو و گل و لاله می‌رود

وين بحث با ثلاثه غساله می‌رود

می ده که نوعروس چمن حد حسن يافت

کار اين زمان ز صنعت دلاله می‌رود

شکرشکن شوند همه طوطيان هند

زين قند پارسی که به بنگاله می‌رود

طی مکان ببين و زمان در سلوک شعر

کاين طفل يک شبه ره يک ساله می‌رود

آن چشم جادوانه عابدفريب بين

کش کاروان سحر ز دنباله می‌رود

از ره مرو به عشوه دنيا که اين عجوز

مکاره می‌نشيند و محتاله می‌رود

باد بهار می‌وزد از گلستان شاه

و از ژاله باده در قدح لاله می‌رود

حافظ ز شوق مجلس سلطان غياث دين

غافل مشو که کار تو از ناله می‌رود

**

RİNTLİKTE ETEĞİM YIRTILIRSA NE ZARAR; BİR ELBİSEYİ DE İYİ ATLILIKLA PARALARIZ!

 

158.

Mart ayının bulutu göründü, nevruz rüzgârı esti. Şarap ve çalgı parası istiyorum. Kim, “İşte buyur” diyecek?

Güzeller cilvelenmekte… bense kesemden utanıyorum. Aşk ve müflislik, pek ağır bir yük; fakat çekmek gerek!

Cömertlik kıtlığı var, yüz suyunu satmaya değmez. Hırkayı satıp şaraba, güle harcamalı!

Galiba devletim uyanacak… bahtım açılacak; dün gece dua ediyordum, tanyeri ağarmaya başladı.

Gül, bahçeye bir duvakla, fakat yüz binlerce gülüşle geldi… sanki bir bucakta bir kerem sahibinin kokusunu duydu!

Rintlikte eteğim yırtılırsa ne zarar; bir elbiseyi de iyi atlılıkla paralarız!

Lâl dudaklarına ait bu söylediğim sözleri kim söyledi; zülfünden gördüğüm bu zulmü kim gördü?

Bilmem Hafız’ın gönlüne bu âşık öldüren oku kim attı? Bildiğim şu kadar: Lâtif şiirinden kan damlamaktaydı!

Padişahın adaleti, aşk mazlumlarının halini sormazsa bucaktakiler gayri huzur ve istirahatten tamahlarını kessinler!

Ebr-i âzari berâmed bad-ı nevrüzi vezıd

Vech-i mey mihihem-u mutrib ki miguyed reşid

240‏

ابر آذاری برآمد باد نوروزی وزيد

وجه می می‌خواهم و مطرب که می‌گويد رسيد

شاهدان در جلوه و من شرمسار کيسه‌ام

بار عشق و مفلسی صعب است می‌بايد کشيد

قحط جود است آبروی خود نمی‌بايد فروخت

باده و گل از بهای خرقه می‌بايد خريد

گوييا خواهد گشود از دولتم کاری که دوش

من همی‌کردم دعا و صبح صادق می‌دميد

با لبی و صد هزاران خنده آمد گل به باغ

از کريمی گوييا در گوشه‌ای بويی شنيد

دامنی گر چاک شد در عالم رندی چه باک

جامه‌ای در نيک نامی نيز می‌بايد دريد

اين لطايف کز لب لعل تو من گفتم که گفت

وين تطاول کز سر زلف تو من ديدم که ديد

عدل سلطان گر نپرسد حال مظلومان عشق

گوشه گيران را ز آسايش طمع بايد بريد

تير عاشق کش ندانم بر دل حافظ که زد

اين قدر دانم که از شعر ترش خون می‌چکيد

**

**

MEYHANEYE GİDEN, KENDİSİNİ KAYBEDER, HABERSİZ BİR HALDE GERİ GELİR.

 

159.

Şu fikirdeyim; elimden geline bir işe sanlayım ki gam, gussa sona ersin.

Gönül seyrangâhı, zıt şeylerin buluşup görüşeceği yer değil. Bir yerden şeytan çıkarsa melek, o vakit oraya girer.

Zulmeden hâkimlerle konuşmak, en uzun kış gecelerine benzer. Sen nuru güneşten iste, güneşten., belki zuhur eder.

Ev sahibi, acaba ne vakit dışarıya çıkacak diye dünyadaki mürüvvetsiz kişilerin kapısında ne vakta kadar oturup duracaksın?

Yoksulluğu bırakma, rastladığın yolcudan feyz iste de hâzineye sahip ol.

İyi kişi de matahını gösterdi, kötü kişi de. Acaba hangisi makbule geçecek dersin?

Âşık bülbül, sen hemen yaşamayı iste, sağlık olsun., bağ yine yeşerir, gül yine goncalanır!

Bu küçücük yurtta Hafız’ın gafletine şaşılmaz. Meyhaneye giden, kendisini kaybeder, habersiz bir halde geri gelir.

Ber ser-i ânem ki ger zi dest bnrâyed

Dest be kâri zenem ki ğussa derâyed

232‏

بر سر آنم که گر ز دست برآيد

دست به کاری زنم که غصه سر آيد

خلوت دل نيست جای صحبت اضداد

ديو چو بيرون رود فرشته درآيد

صحبت حکام ظلمت شب يلداست

نور ز خورشيد جوی بو که برآيد

بر در ارباب بی‌مروت دنيا

چند نشينی که خواجه کی به درآيد

ترک گدايی مکن که گنج بيابی

از نظر ره روی که در گذر آيد

صالح و طالح متاع خويش نمودند

تا که قبول افتد و که در نظر آيد

بلبل عاشق تو عمر خواه که آخر

باغ شود سبز و شاخ گل به بر آيد

غفلت حافظ در اين سراچه عجب نيست

هر که به ميخانه رفت بی‌خبر آيد

**

YÜZLERCE DERT ÇEKİLMEDEN BİR NİMET ELDE EDİLSİN., YAĞMA MI VAR ? BUNU, BAŞ AŞAĞI DÖNMÜŞ FELEĞİN SOFRASINDAN UMMA!

 

 

160.

Şarap güneşi, kadeh doğusundan doğunca sâkinin yanağında binlerce lâleler açar,

Yeşillikten o perçemin kokusu geldi mi rüzgâr, sümbülün kokusunu gülün başına çalar.

Ayrılık gecesinin hikâyesi, öyle hemencecik anlatılıverecek bir hikâye değil., zerresinden yüzlerce risaleler meydana gelir.

Yüzlerce dert çekilmeden bir nimet elde edilsin., yağma mı var ? Bunu, baş aşağı dönmüş feleğin sofrasından umma!

Nuh Peygamber gibi tufan derdine sabrın varsa belâ savuşur, bin yıllık murat, nihayet elde edilir.

Maksat incisi, çalışmakla ele girmez. Takdire havale etmeksizin buna nail olmayı ummak, bir hayalden ibarettir.

Zülfünden esip gelen rüzgâr, Hafız’ın mezarına uğrarsa bedeninin toprağından yüz binlerce feryat yücelir.

Çu âftâb-ı mey ez meşrık-ı piyâle berayed

Zi bâğ-ı ‘arız ı sâkî hezâr lâle berâyed

234‏

چو آفتاب می از مشرق پياله برآيد

ز باغ عارض ساقی هزار لاله برآيد

نسيم در سر گل بشکند کلاله سنبل

چو از ميان چمن بوی آن کلاله برآيد

حکايت شب هجران نه آن حکايت حاليست

که شمه‌ای ز بيانش به صد رساله برآيد

ز گرد خوان نگون فلک طمع نتوان داشت

که بی ملالت صد غصه يک نواله برآيد

به سعی خود نتوان برد پی به گوهر مقصود

خيال باشد کاين کار بی حواله برآيد

گرت چو نوح نبی صبر هست در غم طوفان

بلا بگردد و کام هزارساله برآيد

نسيم زلف تو چون بگذرد به تربت حافظ

ز خاک کالبدش صد هزار لاله برآيد

**

BÜTÜN ÂLEM HALKI, BENİ AŞKTAN MENETSE FAYDASIZ… YİNE BEN, TANRI’NIN EMRİNİ, TANRI’NIN TAKDİRİNİ İŞLERİM.

 

161.

Gönlüm, misket üzümünden çekilmiş şarabı çekerse yeri var. Çünkü zahitlikten de hayır kokusu gelmiyor, riyadan da!

Bütün âlem halkı, beni aşktan menetse faydasız… yine ben, Tanrı’nın emrini, Tanrı’nın takdirini işlerim.

Kerem feyzinden ümit kesme, kerim olan elbette günahları affeder, âşıkları bağışlar!

Gönül, sevgilinin zülfünden bir örgü gözerim ümidine düştü de bu yüzden zikir halkasına girdi.

Senin güzelliğin Tanrı vergisi, bu güzellikle bahtın gelin odasına oturmuşsun, gelin bezeyenin bezemesine ne ihtiyacın var!

Yeşillik hoş, hava lâtif, şarap halis., şimdi hoş bir gönülden başka hiç bir şeye lüzum yok!

Cihan gelini güzeldir ama aklım başına topla… bu açılmadık kız, hiç kimsenin nikâhına girmez.

Sevgiliye latife yollu dedim ki:           

Ey ayyüzlü, ne olur bir öpücük versen de senin o şeker gibi öpücüğünle gönlü hasta birisi, huzura erse…

Güldü de dedi ki: Hafız, Allah için olsun öpüşünle ayın yüzünü bulaştırma, bunu reva görme!

Eğer be bâde-i muşkin keşed dilem şâved

Ki buy-ı hayr zi zuhd-u riya nemiyâyed

230‏

اگر به باده مشکين دلم کشد شايد

که بوی خير ز زهد ريا نمی‌آيد‏

جهانيان همه گر منع من کنند از عشق

من آن کنم که خداوندگار فرمايد

طمع ز فيض کرامت مبر که خلق کريم

گنه ببخشد و بر عاشقان ببخشايد

مقيم حلقه ذکر است دل بدان اميد

که حلقه‌ای ز سر زلف يار بگشايد

تو را که حسن خداداده هست و حجله بخت

چه حاجت است که مشاطه‌ات بيارايد

چمن خوش است و هوا دلکش است و می بی‌غش

کنون بجز دل خوش هيچ در نمی‌بايد

جميله‌ايست عروس جهان ولی هش دار

که اين مخدره در عقد کس نمی‌آيد

به لابه گفتمش ای ماه رخ چه باشد اگر

به يک شکر ز تو دلخسته‌ای بياسايد

به خنده گفت که حافظ خدای را مپسند

که بوسه تو رخ ماه را بيالايد

**

YOLCU, HİDAYET NURUYLA YOL ALIR, SEVGİLİYE VARIR. SAPIKLIKLA YOLA DÜŞERSE HİÇ BİR YERE VARAMAZ.

 

 

162.

Civarından, usanıp seni terk ederek giden kişinin işi ileri gelmez; sonunda utanır, pişman olur.

Yolcu, hidayet nuruyla yol alır, sevgiliye varır. Sapıklıkla yola düşerse hiç bir yere varamaz.

Ömrünün sonunda olsun şaraptan, sevgiliden faydalan. Baştan başa boş geçen vakte yazık!

Ey yolunu azıtan gönlün delili, Tanrı için olsun bir yardım et. Garip, yol alamazsa delille gider.

Ayıklık, sarhoşluk, hepsi son nefeste belli olur. Kimse, öbür dünyaya ne halde gideceğini bilmez.

Kılavuzu Tanrı lütfu olan kervan, şevketle konar, azametle göçer!

Hafız, hikmet çeşmesinden bir kadeh elde etmeye bak. Belki bu suretle gönlünden bilgisizlik nakşı arınır.

Ez ser-i kuy-ı tu her ko be melâlet bireved

Nereved kâreş-u âhır be hacâlet bireved

222‏

از سر کوی تو هر کو به ملالت برود

نرود کارش و آخر به خجالت برود

کاروانی که بود بدرقه‌اش حفظ خدا

به تجمل بنشيند به جلالت برود

سالک از نور هدايت ببرد راه به دوست

که به جايی نرسد گر به ضلالت برود

کام خود آخر عمر از می و معشوق بگير

حيف اوقات که يک سر به بطالت برود

ای دليل دل گمگشته خدا را مددی

که غريب ار نبرد ره به دلالت ببرد

حکم مستوری و مستی همه بر خاتم تست

کس ندانست که آخر به چه حالت برود

حافظ از چشمه حکمت به کف آور جامی

بو که از لوح دلت نقش جهالت برود

 

**

NE MUTLU HER GÖRDÜĞÜNÜN ARDINA DÜŞMEYEN, HER ÇAĞIRILDIĞI KAPIYA HABERSİZCE VARMAYAN GÖNÜLE.

 

163.

Ne mutlu her gördüğünün ardına düşmeyen, her çağırıldığı kapıya habersizce varmayan gönüle.

O şirin dudağa tamah etmemem daha doğru ama sinek nasıl olur da şekere gitmez?

* Gamlar görmüş, kederler geçirmiş olan gözümün karasını gözyaşıyle yıkamaya kalkışma. Yüzünün güzelliği, gözümden asla gitmez, buna imkân yok!

Gönül, böylece, abes yerlerde dolaşıp durma, hercailik etme. Bu huylarla hiç bir iş göremezsin.

Kendimden daha günahkâr, amel defteri benden daha siyah kimseyi göremiyorum. Bu hal ile nasıl olur da gönlümün dumanı, kalem gibi başımdan tütmez?

Ben sarhoşum; suçumu, yarlıgama eteğiyle ört. Şeriatın yüz suyu, bu kadarcık bir günahla hemen gidivermez ya!

Yoksulunum ama kemerine ancak altınla, gümüşle el urulabilecek bir selvi boylunun havasına düştüm!

Sen, huylarının güzelliği bakımından başka bir âlemdesin, bana vefa edeceğine dair söz vermiş, ahdetmişsin, onu da unutmazsın, değil mi?

Hüthüt tacıyle beni aldatmaya kalkışma, yoldan çıkarmaya uğraşma. Akdoğan, padişaha benzer, her bayağı avın peşine düşmez.

Şarabı önce Hafız’a sun, fakat bir şartla: Meclisteki söz, dışarıya sızmasın!

Hoşa dili-ki mudâm ez peyi nazar nereved

Beher dereş ki bihânend bihaber nereved

224‏

خوشا دلی که مدام از پی نظر نرود

به هر درش که بخوانند بی‌خبر نرود

طمع در آن لب شيرين نکردنم اولی

ولی چگونه مگس از پی شکر نرود

سواد ديده غمديده‌ام به اشک مشوی

که نقش خال توام هرگز از نظر نرود

ز من چو باد صبا بوی خود دريغ مدار

چرا که بی سر زلف توام به سر نرود

دلا مباش چنين هرزه گرد و هرجايی

که هيچ کار ز پيشت بدين هنر نرود

مکن به چشم حقارت نگاه در من مست

که آبروی شريعت بدين قدر نرود

من گدا هوس سروقامتی دارم

که دست در کمرش جز به سيم و زر نرود

تو کز مکارم اخلاق عالمی دگری

وفای عهد من از خاطرت به درنرود

سياه نامه‌تر از خود کسی نمی‌بينم

چگونه چون قلمم دود دل به سر نرود

به تاج هدهدم از ره مبر که باز سفيد

چو باشه در پی هر صيد مختصر نرود

بيار باده و اول به دست حافظ ده

به شرط آن که ز مجلس سخن به درنرود

**

BİR ÖPÜŞ İÇİN CAN VERİP DURMAKTAYIM. FAKAT NE BUNU ALIYOR, NE ONU VERİYOR.

 

164.

Baht, sevgilinin ağzından bana bir nişan bile vermemekte., devlet, gizli sırdan bana bir haber bile duyurmamakta.

Bir öpüş için can verip durmaktayım. Fakat ne bunu alıyor, ne onu veriyor.

Öldüm bu ayrılıktan, bir türlü o perdeye yol bulamıyorum, oraya varmama imkân yok., yahut da imkân var, fakat perdeci yol göstermemekte !

Zülfünü seher yeli çekiyor. Şu aşağılık feleğe bak, orada, bana, esen rüzgâr kadar olsun bir değer vermiyor.

Pergel gibi etrafında dönüp dolaşıyorum da devran, nokta gibi etrafına yol vermemekte, muradıma ulaştırmamakta.

Sabırla şeker elde edilir. Edilir ama zamanenin kötülüğüne bak ki bana sabredecek kudret bile vermiyor!

Dedim ki uyuyayım da sevgilinin yüzünü göreyim., fakat ey Hafız, feryad ü figan aman vermiyor, uyuyamıyorum ki!

Baht ez dehân-ı dost nişanem nemidehed

Devlet haber zi râz-ı nihânem nemidehed

229‏

بخت از دهان دوست نشانم نمی‌دهد

دولت خبر ز راز نهانم نمی‌دهد

از بهر بوسه‌ای ز لبش جان همی‌دهم

اينم همی‌ستاند و آنم نمی‌دهد

مردم در اين فراق و در آن پرده راه نيست

يا هست و پرده دار نشانم نمی‌دهد

زلفش کشيد باد صبا چرخ سفله بين

کان جا مجال بادوزانم نمی‌دهد

چندان که بر کنار چو پرگار می‌شدم

دوران چو نقطه ره به ميانم نمی‌دهد

شکر به صبر دست دهد عاقبت ولی

بدعهدی زمانه زمانم نمی‌دهد

گفتم روم به خواب و ببينم جمال دوست

حافظ ز آه و ناله امانم نمی‌دهد

**

PİRİMİZ DEDİ Kİ: TAKDİR KALEMİNDE HATA YOKTUR. HATALARI ÖRTEN TEMİZ NAZARINA AFERİN!

 

165.

Sofi, şarabı itidal üzere içerse afiyetler olsun. Haddini aşırırsa bu işi unutsun, bu işe yeltenmesin.

Bir yudum şarap vermeye kadir olup da ihsanda bulunanın eli, maksat, güzelini sarıp dursun.

Pirimiz dedi ki: Takdir kaleminde hata yoktur. Hataları örten temiz nazarına aferin!

Türklerin padişahı, yabancıların sözünü dinliyor. Siyavuş’un kanına girdi, bu zulümden utansın!

Gözüm, yüzüne ayna tutanlardan, o güzel yüzden bir an bile ayrılmıyor. Dudaklarım da göğsünden, omuzundan öpücükler alsın bari.

Kibrinden bu yoksula bir söz bile söylemedi ama canım, o sükût eden fıstığa kurban olsun!

İnsanlara iltifat eden, hatıralarını hoş tutan sarhoş nergisi, âşıkın kanını kadehe kor da içerse ballar, şekerler olsun!

Hafız, cihanda senin kulluğunla şöhret buldu. Kulağı, zülfünün kulluk halkasından hali kalmasın!

Sofi er bade beendâze hored nüşeş bâd

Verne endişe-i in kâr ferâmüşeş bâd

105‏

صوفی ار باده به اندازه خورد نوشش باد

ور نه انديشه اين کار فراموشش باد

آن که يک جرعه می از دست تواند دادن

دست با شاهد مقصود در آغوشش باد

پير ما گفت خطا بر قلم صنع نرفت

آفرين بر نظر پاک خطاپوشش باد

شاه ترکان سخن مدعيان می‌شنود

شرمی از مظلمه خون سياووشش باد

گر چه از کبر سخن با من درويش نگفت

جان فدای شکرين پسته خاموشش باد

چشمم از آينه داران خط و خالش گشت

لبم از بوسه ربايان بر و دوشش باد

نرگس مست نوازش کن مردم دارش

خون عاشق به قدح گر بخورد نوشش باد

به غلامی تو مشهور جهان شد حافظ

حلقه بندگی زلف تو در گوشش باد

**

ZAMAN HIRSIZI UYUMUYOR, EMİN OLMA. SANA BUGÜN GELİP ÇATMADIYSA YARIN GELİR ÇATAR.

 

166.

Bu şehirde gönlümüzü alacak bir güzel yok. Bahtım yâr olursa buradan pilimi pırtımı alıp gideceğim ben.

Nerde bir sarhoş er ki gönlü yanmış âşık, keremini görsünde muradım dile getirsin?

Bağcı, sana bakıyorum da görüyorum ki güzden hiç haberin yok. Ah bir gün gülü rananı rüzgâr savuruverirse!

Zaman hırsızı uyumuyor, emin olma. Sana bugün gelip çatmadıysa yarın gelir çatar.

Belki bir nazar sahibi gelir, seyreder diye heveslenip hayalimde bunca oyunlar düzmekte, bunca sanatlar koşmaktayım.

Kırk yılda sahip olduğum bilgiyi, fazileti, korkuyorum, o sarhoş gözler bir anda yağma ediverecek!

Sihir mucizeyle boy ölçüşemez, emin ol. Sâmirî, kim oluyor ki yedi beyzaya galebe çalabilsin ?

Şarabın gök renkli kadehi, gönül darlığına settir; elden bırakma., yoksa gam seli, seni siler süpürür,

* Aşk yolu, okçuların pusu kurdukları yerdir ama bilerek, tedbirlice giden düşmandan kurtulur, hasmına galebe eder.

Hafız, can, sevgilinin sarhoş gamzesini isterse evden başkalarını çıkar, o vakit gelir, canı da alıp götürür.

Nist der şehr nigâri ki dil-i mâ bibered

Bahtem er yâr şeved rahtem ez incâ bibered

128‏

نيست در شهر نگاری که دل ما ببرد

بختم ار يار شود رختم از اين جا ببرد

کو حريفی کش سرمست که پيش کرمش

عاشق سوخته دل نام تمنا ببرد

باغبانا ز خزان بی‌خبرت می‌بينم

آه از آن روز که بادت گل رعنا ببرد

رهزن دهر نخفته‌ست مشو ايمن از او

اگر امروز نبرده‌ست که فردا ببرد

در خيال اين همه لعبت به هوس می‌بازم

بو که صاحب نظری نام تماشا ببرد

علم و فضلی که به چل سال دلم جمع آورد

ترسم آن نرگس مستانه به يغما ببرد

بانگ گاوی چه صدا بازدهد عشوه مخر

سامری کيست که دست از يد بيضا ببرد

جام مينايی می سد ره تنگ دليست

منه از دست که سيل غمت از جا ببرد

راه عشق ار چه کمينگاه کمانداران است

هر که دانسته رود صرفه ز اعدا ببرد

حافظ ار جان طلبد غمزه مستانه يار

خانه از غير بپرداز و بهل تا ببرد

**

ŞARAP  OLSUN  DA  GİZLİCE  İÇİLSİN..  BU  NE DEMEK? BU, TEMELSİZ BİR İŞ. RİNTLER SAFINA KATILDIK GİTTİ, NE OLURSA OLSUN!

 

167.

Şarap  olsun  da  gizlice  içilsin..  bu  ne demek? Bu, temelsiz bir iş. Rintler safına katıldık gitti, ne olursa olsun!

Gönlümü sıkma, feleği anıp durma. Hiç bir mühendisin fikri, bu ukdeyi çözemedi!

Zamanenin inkılâbına şaşma, felek, bu efsaneden milyonlarcasını hatırlar.

Kadehi edep şartlarına riayetle ele al; çünkü Cemşid’in, Behmen’in ve Kubad’ın kafa taslarından terkip edilmiştir.

Kim bilir ki Kâvus’la Key nereye gittiler? Kim vakıftır ki Cem’in tahtı yel üstünde nasıl yürüdü, nasıl geçip gitti?

Görüyorum, hâlâ lâleler, Ferhad’ın, Şirin’e çektiği hasret yüzünden döktüğü kanlı göz yaşlarından bitiyor.

Lâle, zamanın vefasızlığını anlamış o İm ah ki doğdu öldü de şarap kadehini elinden bırakmadı.

Gel gel de bir zaman şarapla harap olalım. Belki bu harabatta bir defineye rastlarız.

Musallâ’nın lâtif rüzgârıyle Rüknâbâd ırmağı, bana bir yere gitmek için müsaade etmiyor.

Hafız gibi kadehi hemen ele alma. Ancak kopuz nalesiyle işret et. Çünkü neşeli gönlü, musiki ibrişimine bağlamışlardır.

Şerâb-u ayş ı nihan çist kâr-ı bîbunyâd

Zedim ber şaf-ı rindin herçi bâdâbâd

غزل    101‏

شراب و عيش نهان چيست کار بی‌بنياد

زديم بر صف رندان و هر چه بادا باد

گره ز دل بگشا و از سپهر ياد مکن

که فکر هيچ مهندس چنين گره نگشاد

ز انقلاب زمانه عجب مدار که چرخ

از اين فسانه هزاران هزار دارد ياد

قدح به شرط ادب گير زان که ترکيبش

ز کاسه سر جمشيد و بهمن است و قباد

که آگه است که کاووس و کی کجا رفتند

که واقف است که چون رفت تخت جم بر باد

ز حسرت لب شيرين هنوز می‌بينم

که لاله می‌دمد از خون ديده فرهاد

مگر که لاله بدانست بی‌وفايی دهر

که تا بزاد و بشد جام می ز کف ننهاد

بيا بيا که زمانی ز می خراب شويم

مگر رسيم به گنجی در اين خراب آباد

نمی‌دهند اجازت مرا به سير و سفر

نسيم باد مصلا و آب رکن آباد

قدح مگير چو حافظ مگر به ناله چنگ

که بسته‌اند بر ابريشم طرب دل شاد

 

**

EYVAH., TELEK, HERKESLE GİZLİCE VE BAŞKA BİR TARZDA OYUN OYNADI. FAKAT BU HİLEBAZA GALİP GELEN KİMSE YOK:

 

168.

Şarap da, gönül derdini hatırımızdan çıkarmasa hadiseler, bizi kökümüzden söküp atacak.

Akıl, sarhoşluğa demir atmasa bu gemiyi şu belâ girdabından kurtarmaya imkân mı var?

Eyvah., telek, herkesle gizlice ve başka bir tarzda oyun oynadı. Fakat bu hilebaza galip gelen kimse yok:

Yolumuz, karanlıklar diyarına düştü., nerde bir yol gösteren Hızır? Mahrumiyet ateşi, suyumuzu, selimizi kurutacak.

Zayıf gönlüm, aheste esen hasta seher yeli, canıma can katar, yeniden hayat bulurum ümidiyle çayırlığa, çimenliğe meyletmekte.

Hafız yandı, yakıldı da kimsecikler, halini sevgiliye söylemedi gitti. Allah rızasıyçin rüzgâr, bir haber götürürse götürecek!

Aşk doktoru benim, şarap sun! Bu macun, gönle huzur verir, yanlış düşünceleri giderir!

Eğer bade ğam-ı dil zi yâd-ı mâ bibered

Nehib-i hâdise bunyâd-ı mâ zicâ bibered

129‏

اگر نه باده غم دل ز ياد ما ببرد

نهيب حادثه بنياد ما ز جا ببرد

اگر نه عقل به مستی فروکشد لنگر

چگونه کشتی از اين ورطه بلا ببرد

فغان که با همه کس غايبانه باخت فلک

که کس نبود که دستی از اين دغا ببرد

گذار بر ظلمات است خضر راهی کو

مباد کتش محرومی آب ما ببرد

دل ضعيفم از آن می‌کشد به طرف چمن‏

که جان ز مرگ به بيماری صبا ببرد

طبيب عشق منم باده ده که اين معجون

فراغت آرد و انديشه خطا ببرد

بسوخت حافظ و کس حال او به يار نگفت

مگر نسيم پيامی خدای را ببرد

**

SANA MEFTUN OLMAYAN GÖZ, GÖZ YAŞI İNCİLERİ GİBİ KANA GARKOLSUN!

 

169.

Güzelliğin daima artıp dursun., yüzün, her yıl lâle gibi kıpkırmızı olsun!

Başımızdaki aşkının hayali, gün geçtikçe artsın!

Âlemdeki bütün güzellerin boylan, senin boyuna karşı eğilsin, bükülsün!

Yeşillikte bitip alabildiğine boy atan selvi, senin elif gibi düzgün boyuna karşı nun gibi eğilsin!

Sana meftun olmayan göz, göz yaşı incileri gibi kana garkolsun!

Gözüm, gönül alıcılıkta türlü türlü sihirlere üstat kesilsin!

Nerde bir kabiliyetli gönül varsa gamına düşsün, sabrı, kararı kalmasın!

Aşkından hali olan gönül, vuslatının halkasından çıksın!

Hafız’ın cam olan o lâl dudakların, aşağılık adamların dudaklarından uzak olsun!

Husn-i tu hemişe der fuzun bâd

Rüyet heme sâle lâlegun bâd

107‏

حسن تو هميشه در فزون باد

رويت همه ساله لاله گون باد

اندر سر ما خيال عشقت

هر روز که باد در فزون باد

هر سرو که در چمن درآيد

در خدمت قامتت نگون باد

چشمی که نه فتنه تو باشد

چون گوهر اشک غرق خون باد

چشم تو ز بهر دلربايی

در کردن سحر ذوفنون باد

هر جا که دليست در غم تو

بی صبر و قرار و بی سکون باد

قد همه دلبران عالم

پيش الف قدت چو نون باد

هر دل که ز عشق توست خالی

از حلقه وصل تو برون باد

لعل تو که هست جان حافظ

دور از لب مردمان دون باد **

**

HER AN, SANA YENİDEN YENİYE ÂŞIK OLUYORUM, AŞKIM, HER AN TAZELENİP DURUYOR. SENİN DE HER AN GÜZELLİĞİN ARTSIN!

 

 

170.

Cemali, her göze güneş kesilsin., güzel yüzü, güzellikten de daha güzel bir hale gelsin!

Zülfüne bağlanmayan, dilerim Tanrı’dan, zülfü gibi karmakarışık, altüst olsun!

Âlem padişahlarının gönülleri, şahin kanatlı bir hüma olan zülfünün kanadı altına girsin!

Cemaline âşık olmayan gönül, daima ciğer kanına garkolsun!

Güzelim, gamzen ok atmaya başladı mı hedefi, mecruh gönlüm olsun, o oklar, benim gönlüme gelsin, sancılsın!

Şeker gibi lâl dudakların öpücük verirse can damağım, o öpücüklerle şekerlensin!

Her an, sana yeniden yeniye âşık oluyorum, aşkım, her an tazelenip duruyor. Senini de her an güzelliğin artsın!

Hafız, yüzüne candan müştak. Sen de lütfet de müştakların haline bir bak!

Cemâlet âftâb-ı her nazar bâd

Zi hübi rüy-ı hiş-i hübter bâd

104‏

جمالت آفتاب هر نظر باد

ز خوبی روی خوبت خوبتر باد

همای زلف شاهين شهپرت را

دل شاهان عالم زير پر باد

کسی کو بسته زلفت نباشد

چو زلفت درهم و زير و زبر باد

دلی کو عاشق رويت نباشد

هميشه غرقه در خون جگر باد

بتا چون غمزه‌ات ناوک فشاند

دل مجروح من پيشش سپر باد

چو لعل شکرينت بوسه بخشد

مذاق جان من ز او پرشکر باد

مرا از توست هر دم تازه عشقی

تو را هر ساعتی حسنی دگر باد

به جان مشتاق روی توست حافظ

تو را در حال مشتاقان نظر باد

**

DOSTLAR, BENİ ANMIYORLAR, HATIRLARINA BİLE GETİRMİYORLAR. FAKAT BENDEN BUNLARA BİNLERCE SELÂM!

 

171.

Hatırlansın dostların vuslat günü, anılsın o zamanlar!

Damağım, gam acılığından zehre döndü. Hatıra gelsin şarap içenlere “Afiyetler, şekerler olsun” sesi!

Dostlar, beni anmıyorlar, hatırlarına bile getirmiyorlar. Fakat benden bunlara binlerce selâm!

Bu bağda, bu belâya tutuldum bir kere. Bana hakkı geçenlere Tanrı selâmetler versin!

Gözümde her an yüzlerce ırmak var ama bağcıların Zinderud’u yine hatırımda!

Hafız’ın sırrı, artık söylenmeyip kaldı demektir. Yazıklar olsun., sırdaşları anıp duruyorum şimdi!

Ruz-ı vasl-ı dostdâran yâd bâd

Yâd bâd an rüzgâran yâd bâd

103‏

روز وصل دوستداران ياد باد

ياد باد آن روزگاران ياد باد

کامم از تلخی غم چون زهر گشت

بانگ نوش شادخواران ياد باد

گر چه ياران فارغند از ياد من

از من ايشان را هزاران ياد باد

مبتلا گشتم در اين بند و بلا

کوشش آن حق گزاران ياد باد

گر چه صد رود است در چشمم مدام

زنده رود باغ کاران ياد باد

راز حافظ بعد از اين ناگفته ماند

ای دريغا رازداران ياد باد

**

RÜZGÂR, DÜN GECE SEFERE GİDEN SEVGİLİYİ HATIRLATTI. BEN DE NE OLURSA OLSUN ARIK GÖNLÜMÜ YELE VERECEĞİM!

 

172.

Rüzgâr, dün gece sefere giden sevgiliyi hatırlattı. Ben de ne olursa olsun arık gönlümü yele vereceğim!

İşim bir yere vardı ki gayri her akşam, parlayan ah ateşini hemdem edinecek, her sabah rüzgârla dertleşeceğim!

Gayretsiz gönlüm, saçlarının büklümünü yurt edineli vatanını anmıyor bile!

Azizlerin, öğütlerinin kadri bugün anlaşıldı. Yarabbi, bize öğüt verenlerin ruhlarını şâdet !

Rüzgâr, bahçede gül goncasının elbiselerindeki düğmeleri gözerken seni andım da yüreğim kan kesildi.

Zayıf vücudüm elden gitmişti artık… sabah çağında rüzgâr, vuslatından bir koku getirdi de yine can buldum.

Hafız, senin iyi tabiatin, nihayet seni maksadına ulaştırır. Tabiati iyi olan adama canlar feda!

Duş âgehı zi yar-ı sefer-kerde dâd bâd

Men niz dil bebâd dehem her çi bâd bâd

غزل    102‏

دوش آگهی ز يار سفرکرده داد باد

من نيز دل به باد دهم هر چه باد باد

کارم بدان رسيد که همراز خود کنم

هر شام برق لامع و هر بامداد باد

در چين طره تو دل بی حفاظ من

هرگز نگفت مسکن مالوف ياد باد

امروز قدر پند عزيزان شناختم

يا رب روان ناصح ما از تو شاد باد

خون شد دلم به ياد تو هر گه که در چمن

بند قبای غنچه گل می‌گشاد باد

از دست رفته بود وجود ضعيف من

صبحم به بوی وصل تو جان بازداد باد

حافظ نهاد نيک تو کامت برآورد

جان‌ها فدای مردم نيکونهاد باد

**

AŞK SAHRASININ YOKUŞU DA TUZAK, İNİŞİ DE.. NERDE BİR ARSLAN YÜREKLİ YİĞİT Kİ BELÂDAN KAÇINMASIN ?

 

173.

Ardına düşsem fitneler koparır, aramayıp otursam kinlenir, küser, öç almaya kalkışır.

Bir yol uğrağında vefakârlık ederek bir zamancağız peşine düşsem benden yel gibi kaçar.

Tamaha düşüp bir yarım öpücük istesem hokka gibi ağzından şeker gibi yüzlerce alay, yüzlerce lâtife dökülmeye başlar, benimle eğlenmeye koyulur.

Nergis gözlerinden gördüğüm o hile yok mu? Nice yüz suyunu toprağa döker, nice adamlar aldatır!

Aşk sahrasının yokuşu da tuzak, inişi de.. Nerde bir arslan yürekli yiğit ki belâdan kaçınmasın ?

Sen hemen ömürle sabır dile., oyuncu felek, bundan daha şaşılacak binlerce oyun oynar, görürsün!

Hafız, teslim eşiğine baş koy. Çünkü sen inada kalkıştın mı, felek de inada kalkışır, onunla başa çıkamaz ki!

Eğer revem zi peyeş fitnehâ berengizd

Ver ez taleb binişlnem be kine berhized

155‏

اگر روم ز پی اش فتنه‌ها برانگيزد

ور از طلب بنشينم به کينه برخيزد

و گر به رهگذری يک دم از وفاداری

چو گرد در پی اش افتم چو باد بگريزد

و گر کنم طلب نيم بوسه صد افسوس

ز حقه دهنش چون شکر فروريزد

من آن فريب که در نرگس تو می‌بينم

بس آب روی که با خاک ره برآميزد

فراز و شيب بيابان عشق دام بلاست

کجاست شيردلی کز بلا نپرهيزد

تو عمر خواه و صبوری که چرخ شعبده باز

هزار بازی از اين طرفه‌تر برانگيزد

بر آستانه تسليم سر بنه حافظ

که گر ستيزه کنی روزگار بستيزد

**

CİHAN, GÖRÜNÜŞTE GÜZEL BİR GELİN… FAKAT O GELİNİ ALAN, ÖMRÜNÜ NİKÂH PARASI OLARAK VERİR!

 

174.

Yanağına gül ve nesrin rengi veren Tanrı, bu yoksula da sabır ve karar vermeye kadirdir.

Saçlarına zulüm öğreten Yaratıcı’nın keremi adalet de öğretir. O saçlar bana lütuf ta da bulunur elbet.

Ben daha gönlünün iradesini Şirin’in dudağına verdiği gün Ferhat’tan ümit kesmiştim.

Altın hâzinesi yoksa kanaat hâzinesi var ya. Padişahlara onu ihsan eden, yoksullara da bunu vermiş!

Cihan, görünüşte güzel bir gelin… fakat o gelini alan, ömrünü nikâh parası olarak verir!

Bundan böyle elim selvinin eteğinde, ırmağın dudağındadır. Hele şimdi, sabah yeli, ilkbahar müjdesini de vermekte.

Hafız’ın gönlü, zamane gamının elinde kan oldu. Ey Hacı Kıvameddin, feryat ayrılığından!

An ki ruhsar-ı tura reng-i gul-u nesrin dâd

Sabr-u ârâm tevâned be men-i miskin dâd

112‏

آن که رخسار تو را رنگ گل و نسرين داد

صبر و آرام تواند به من مسکين داد

وان که گيسوی تو را رسم تطاول آموخت

هم تواند کرمش داد من غمگين داد

من همان روز ز فرهاد طمع ببريدم

که عنان دل شيدا به لب شيرين داد

گنج زر گر نبود کنج قناعت باقيست

آن که آن داد به شاهان به گدايان اين داد

خوش عروسيست جهان از ره صورت ليکن

هر که پيوست بدو عمر خودش کاوين داد

بعد از اين دست من و دامن سرو و لب جوی

خاصه اکنون که صبا مژده فروردين داد

در کف غصه دوران دل حافظ خون شد

از فراق رخت ای خواجه قوام الدين داد

**

YÜZÜNE RENK VE LETAFET VERMEK İÇİN NE CANLAR FEDA ETTİK, NE KANLAR YUTTUK DA O, MURADINA ERİŞİR ERİŞMEZ CAN VERENLERE KASTETTİ, ONLARI KENDİSİNDEN UZAKLAŞTIRDI

 

175.

Seher çağında doğu padişahı, bayrağını dağlara dikince sevgilim, kendisini özleyen, gelişini umup duran âşıkların kapısını, merhamet eliyle çaldı.

Sabah feleğin muhabbetinin ne olduğunu apaydın anladı da murada erişenlerin gururuna bir hoşça güldü.

Sevgilim, dün gece mecliste raksa kalktı. Zülfünün örgüsünü çözdü, fakat dostların gönüllerini zülfüne bağladı!

Şarap içen gözleri, ayıklan da şarap meclisine çağırmıştı ya… işte ben, daha o zaman elimi gönlümün kanıyla yıkamış, oldu olanlar demiş, her şeyden ümidimi kesmiştim.

Ona bu ayyarlığı bilmem ki hangi taş yürekli öğretti? Dışarı çıkar çıkmaz ilk işi, geceleri ibadetle meşgul olanların yollarını vurmak oldu!

Yüzüne renk ve letafet vermek için ne canlar feda ettik, ne kanlar yuttuk da o, muradına erişir erişmez can verenlere kastetti, onları kendisinden uzaklaştırdı.       :

Ben, bu yün hırkayla onu nasıl avlayabilirim, imkân mı var? Öyle bir zırhlı er ki kirpikleri, hançerli erlerin bile yolunu vurmakta!

Padişahın, muvaffakiyet kur’asını çekmesine, devletinin kutluluğuna himmet         etmekteyiz. Hafız’ın gönlündeki muradı ver, sana bahtiyarlar falını açtı!

* O mansur padişah, öyle bir kudreti galip padişahlar padişahı, öyle bir din ülkesinin eridir ki kimseden esirgemediği cömertliği, bahar bulutlarına güler; o, onlardan da vergilidir!

Seher çun husrev-i hâver ‘alem ber kûhsâran zed

Be dest-i merhamet yâreni der-i ümmidvâran zed

153‏

سحر چون خسرو خاور علم بر کوهساران زد

به دست مرحمت يارم در اميدواران زد

چو پيش صبح روشن شد که حال مهر گردون چيست

برآمد خنده خوش بر غرور کامگاران زد

نگارم دوش در مجلس به عزم رقص چون برخاست

گره بگشود از ابرو و بر دل‌های ياران زد

من از رنگ صلاح آن دم به خون دل بشستم دست

که چشم باده پيمايش صلا بر هوشياران زد

کدام آهن دلش آموخت اين آيين عياری

کز اول چون برون آمد ره شب زنده داران زد

خيال شهسواری پخت و شد ناگه دل مسکين

خداوندا نگه دارش که بر قلب سواران زد

در آب و رنگ رخسارش چه جان داديم و خون خورديم

چو نقشش دست داد اول رقم بر جان سپاران زد

منش با خرقه پشمين کجا اندر کمند آرم

زره مويی که مژگانش ره خنجرگزاران زد

شهنشاه مظفر فر شجاع ملک و دين منصور

که جود بی‌دريغش خنده بر ابر بهاران زد

از آن ساعت که جام می به دست او مشرف شد

زمانه ساغر شادی به ياد ميگساران زد

ز شمشير سرافشانش ظفر آن روز بدرخشيد

که چون خورشيد انجم سوز تنها بر هزاران زد

دوام عمر و ملک او بخواه از لطف حق ای دل

که چرخ اين سکه دولت به دور روزگاران زد

نظر بر قرعه توفيق و يمن دولت شاه است

بده کام دل حافظ که فال بختياران زد

**

GÜZELLİĞİN, EZELDE TECELLİ EDİNCE AŞK MEYDANA GELDİ, BÜTÜN ÂLEMİ ATEŞLERE YAKTI.

 

176.

Güzelliğin, ezelde tecelli edince aşk meydana geldi, bütün âlemi ateşlere yaktı.

Yüzün bir cilve etti, fakat meleklerde aşka kabiliyet görmeyince gayrete geldi, ateşin ta kendisi oldu, insanları tutuşturdu!

Akıl da o şuleden çırağ uyandırmak istedi ama şimşeği parladı, cihanı birbirine kattı, akü mahrum kaldı gitti!

Başkaları huzur ve istirahat kur’asını çektiler, kısmetleri buymuş, bizim gamlı gönlümüz de gam ve cefa kur’asını çekti!

Kadri yüce can, çene çukurundaki kuyuya heveslendi de o büklüm büklüm saçlara yapıştı!

Hafız, neşeli gönlünün neşe ve huzur sebeplerini kalemiyle çizdiği gün, senin aşkınla şadolmak ümidinden de vazgeçti!

Der  ezel pertev-i  husnet  zi  tecelli dem  zed

Işk  peyda  şud-u  ateş  be  heme  âlem  zed

152‏

در ازل پرتو حسنت ز تجلی دم زد

عشق پيدا شد و آتش به همه عالم زد

جلوه‌ای کرد رخت ديد ملک عشق نداشت

عين آتش شد از اين غيرت و بر آدم زد

عقل می‌خواست کز آن شعله چراغ افروزد

برق غيرت بدرخشيد و جهان برهم زد

مدعی خواست که آيد به تماشاگه راز

دست غيب آمد و بر سينه نامحرم زد

ديگران قرعه قسمت همه بر عيش زدند

دل غمديده ما بود که هم بر غم زد

جان علوی هوس چاه زنخدان تو داشت

دست در حلقه آن زلف خم اندر خم زد

حافظ آن روز طربنامه عشق تو نوشت

که قلم بر سر اسباب دل خرم زد

 

**

EY BÜLBÜL, GÜL, YÜZÜNE GÜLERSE SAKIN ALDANMA. CİHANIN BÜTÜN GÜZELLİĞİNE SAHİP OLSA YİNE GÜLE İNANMAK DOĞRU DEĞİL!

 

177.

Bir güzelim var ki gül gibi yüzünün çevresinde sümbül gibi gölgeliği var., bahara benzeyen yanağında erguvanın kanıyla yazılmış bir ferman mevcut.

Yeni biten sakalı, güneş yüzünü kapladı, örttü. Yarabbi, ebedî bir güzelliği var, ona ebedî ömürler ver!

Âşık olunca maksat incisini buldum dedim. Bu denizin ne kanlar saçan dalgaları varmış, bilmedim!

Gözünden canımı kurtarmaya imkân mı var? Görüp duruyorum, Yayına okunu kurmuş, her bucakta pusuda!

Gözümü, gönül alıcı selvi boyundan mahrum etme. O boyu posu bu kaynağa dik; bak, ne güzel akar suyu var!

Beni terkiye bağlayacaksan Allah aşkına bağla, hemencecik de avla., vakit geçirme; çünkü bir işi geciktirmede âfetler vardır, sonra maksadına ulaşmak isteyen ziyana düşer!

Zülfünün tuzağını âşıkların gönüllerine yayarken gammaz sabah rüzgârına “Sırrımızı git tut” der.

Ey bülbül, gül, yüzüne gülerse sakın aldanma. Cihanın bütün güzelliğine sahip olsa yine güle inanmak doğru değil!

Tanrı’nın, seni kem gözden saklamasını dilersen bana ayrılık korkusuyla emniyet verme, beni kendinden ayırma.

Başkalarıyla şarap içiyor da bana cefa etmekte. Ey meclis şahnesi, Tanrı hakkıyçin ondan öcümü al benim!

Bahtıma ne özürler getireyim? Hafız’ı öldüren, yayından oku eksik olmayan ve şehri birbirine katan o güzel!

Buti dârem ki gerd-i gul zi sunbul sâyeban dâred

Behâr-i ârızeş hatti behün-ı ergavan dâred

120‏

بتی دارم که گرد گل ز سنبل سايه بان دارد

بهار عارضش خطی به خون ارغوان دارد

غبار خط بپوشانيد خورشيد رخش يا رب

بقای جاودانش ده که حسن جاودان دارد

چو عاشق می‌شدم گفتم که بردم گوهر مقصود

ندانستم که اين دريا چه موج خون فشان دارد

ز چشمت جان نشايد برد کز هر سو که می‌بينم

کمين از گوشه‌ای کرده‌ست و تير اندر کمان دارد

چو دام طره افشاند ز گرد خاطر عشاق

به غماز صبا گويد که راز ما نهان دارد

بيفشان جرعه‌ای بر خاک و حال اهل دل بشنو

که از جمشيد و کيخسرو فراوان داستان دارد

چو در رويت بخندد گل مشو در دامش ای بلبل

که بر گل اعتمادی نيست گر حسن جهان دارد

خدا را داد من بستان از او ای شحنه مجلس

که می با ديگری خورده‌ست و با من سر گران دارد

به فتراک ار همی‌بندی خدا را زود صيدم کن

که آفت‌هاست در تاخير و طالب را زيان دارد

ز سروقد دلجويت مکن محروم چشمم را

بدين سرچشمه‌اش بنشان که خوش آبی روان دارد

ز خوف هجرم ايمن کن اگر اميد آن داری

که از چشم بدانديشان خدايت در امان دارد

چه عذر بخت خود گويم که آن عيار شهرآشوب

به تلخی کشت حافظ را و شکر در دهان دارد

**

BAŞIMIZ, KİMSENİN YAYINA EĞİLMEZ; İNZİVA EHLİNİN GÖNLÜNDE DÜNYA YOKTUR.

 

 

178.

Gönlümüz, yüzüne hayrandır; çayıra, çimene hiç bir meyli yok. Zaten selvi gibi ayağı bağlı, lâle gibi yüreği dağlı!

Başımız, kimsenin yayına eğilmez; inziva ehlinin gönlünde dünya yoktur.

Kapkaranlık gece, çöl., nereye gidebilirim ki? Meğer senin çırağa benzeyen yüzün, yoluma ışık salsın!

Menekşeden ıstıraba düştüm doğrusu., zülfünden bahsetmekte, ona benzediğini söylemekte. Hele şu aşağılık kara köleye bak, başında ne sevdalar var!

Ben ve sabah çağındaki mum., beraberce şöyle desek yeri var: Yandık yakıldık da sevgilimiz bize ehemmiyet bile vermiyor.

* Bu yeşillikte kış bulutu gibi ağlasam yaraşır; bülbülün neşe yuvasına bak, kuzgunlara yurt olmuş.

Hafız’ın dertli gönlü, aşk dersi sevdasında.. hatırında ne seyir var, ne bağ, bahçe havası.

Bahçeye gel de taht üstünde oturan güle bak. Lâle de eline bir kadeh almış, âdeta padişah nedimine benziyor.

Dil-i mâ be devr-i ruyet zi çemen ferağ dâred

Ki çu sevr pây-bendest-u çu lâle dağ dâred

117‏

دل ما به دور رويت ز چمن فراغ دارد

که چو سرو پايبند است و چو لاله داغ دارد

سر ما فرونيايد به کمان ابروی کس

که درون گوشه گيران ز جهان فراغ دارد

ز بنفشه تاب دارم که ز زلف او زند دم

تو سياه کم بها بين که چه در دماغ دارد

به چمن خرام و بنگر بر تخت گل که لاله

به نديم شاه ماند که به کف اياغ دارد

شب ظلمت و بيابان به کجا توان رسيدن

مگر آن که شمع رويت به رهم چراغ دارد

من و شمع صبحگاهی سزد ار به هم بگرييم

که بسوختيم و از ما بت ما فراغ دارد

سزدم چو ابر بهمن که بر اين چمن بگريم

طرب آشيان بلبل بنگر که زاغ دارد

سر درس عشق دارد دل دردمند حافظ

که نه خاطر تماشا نه هوای باغ دارد

 

**

GEÇTİĞİN YOLUN TOZU NERDE Kİ HAFIZ, SABAH YELİNDEN YADİGÂR DİYE ALSIN, SAKLASIN!

 

179.

Vefakâr âşıkların hatırına riayet edenleri Tanrı, her hususta, herhalde belâlardan korur.

Sevgilinin, ahdim bozmamasını dilersen dikkat et, senden sevgi bağını çözmesin,

Sevgilinin sözünü ancak sevgiliye söylerim. Çünkü âşinâ sözüne âşinâ olan riayet eder.

•          Günün öyle geçsin, öyle yaşa ki ayağın sürçerse melek bile iki elini açsın da sana dua etsin.        

Ey seher yeli, eğer sevgilinin zülfüne uğrar da orada gönlü görürsen lütfet, de ki:

Yerini bırakmasın, oradan hiç bir yere kıpırdamasın.

•          Gönlümü hoş tut dedim. Ne dedi, bilir misin? Kulun elinden ne gelir? Tanrı hoş tutsun!

•          Sevgi sohbetiyle vefayı terketmeyen sevgiliye başım da feda olsun, malım da., canım da kurban olsun, gönlüm de!

Geçtiğin yolun tozu nerde ki Hafız, sabah yelinden yadigâr diye alsın, saklasın!

Her an ki canib-i ehl-i vefa nigeh dâred

Hudâş der heme hâl ez belâ nigeh dâred

122‏

هر آن که جانب اهل خدا نگه دارد

خداش در همه حال از بلا نگه دارد

حديث دوست نگويم مگر به حضرت دوست

که آشنا سخن آشنا نگه دارد

دلا معاش چنان کن که گر بلغزد پای

فرشته‌ات به دو دست دعا نگه دارد

گرت هواست که معشوق نگسلد پيمان

نگاه دار سر رشته تا نگه دارد

صبا بر آن سر زلف ار دل مرا بينی

ز روی لطف بگويش که جا نگه دارد

چو گفتمش که دلم را نگاه دار چه گفت

ز دست بنده چه خيزد خدا نگه دارد

سر و زر و دل و جانم فدای آن ياری

که حق صحبت مهر و وفا نگه دارد

غبار راه راهگذارت کجاست تا حافظ

به يادگار نسيم صبا نگه دارد

**

SEVGİLİSİ OLMAYANIN CANI DA YOKTUR!

 

180.

Can, yüzünü görmezse cihana meyletmez, dünyayı istemez. Sevgilisi olmayanın canı da yoktur!

Hiç kimsede o sevgilinin nişanesini görmedim. Ya benim haberim yok, ya sevgilinin nişanesi!

Bu yolda her çiğ tanesi yüzlerce ateş denizi. Fakat ne yazık ki bu muammayı anlatmak, söylemek de mümkün değil!

Feragat konağım bırakmaya imkân yok. Kervan başı, dur. Zaten bu yolun ucu, sonu yok ki!

**Pek öyle bir zevki yok sevgilisiz yaşamanın.. sevgilisiz yaşamanın pek öyle bir zevki yok!

Beli bükülmüş çenk seni işrete çağırmakta. Kabul et, ihtiyarların nasihati, sana hiç bir ziyan vermez.

Karun hâzinesini zaman, yele verdi. Bu ahvali, gönüle gizlice söyle de o da altım saklamasın.

* Gönül, rintlik usulünü muhtesipten öğren. Sarhoş ama bak, kimse onu sarhoş sanmıyor.

* Engel mum bile olsa yine ondan sırlarını gizle. Çünkü o başı kesilmiş mumun dili pek değil :

Dünyada kimsenin Hafız gibi kulu yok., çünkü dünyada kimsenin senin gibi padişahı yok!

Can bi cemâl-i rüyet meyl-i cihan nedâred

Her kes ki in nedâred hakka ki an nedâred

126‏

جان بی جمال جانان ميل جهان ندارد

هر کس که اين ندارد حقا که آن ندارد

با هيچ کس نشانی زان دلستان نديدم

يا من خبر ندارم يا او نشان ندارد

هر شبنمی در اين ره صد بحر آتشين است

دردا که اين معما شرح و بيان ندارد

سرمنزل فراغت نتوان ز دست دادن

ای ساروان فروکش کاين ره کران ندارد

چنگ خميده قامت می‌خواندت به عشرت

بشنو که پند پيران هيچت زيان ندارد

ای دل طريق رندی از محتسب بياموز

مست است و در حق او کس اين گمان ندارد

احوال گنج قارون کايام داد بر باد

در گوش دل فروخوان تا زر نهان ندارد

گر خود رقيب شمع است اسرار از او بپوشان

کان شوخ سربريده بند زبان ندارد

کس در جهان ندارد يک بنده همچو حافظ

زيرا که چون تو شاهی کس در جهان ندارد

**

AŞK  YOLUNDA  KİMSE,  YAKIYNEN  SIRRA  MAHREM OLAMADI. HERKES, FİKRİNCE BİR VEHME KAPILDI, BİR ŞÜPHEYE DÜŞTÜ.

 

181.

Her kaşı, gözü, yanı, beli olan güzel değildir. Sen, alımı olanın yüzüne kul ol!

Huriyle perinin şivesi de lâtiftir ama asıl güzellik, adını söylemek istemediğim sevgilimdeki güzellik.

Ey güler gül, benim gözümün kaynağını bul. Gelirsin diye bak, ne hoş sular akmakta!

Eğri kaşların, ok atıcılıkta kimin elinde yay varsa aldı.

Senden güzellik topunu kim kapabilir? O sahada güneş bile dizgini elinde, ihtiyarına malik bir süvari değil!

Sence makbul olalı sözüm gönüllere tesir eder oldu. Evet, evet., aşk sözünde başka bir tesir, başka bir alâmet vardır.

Aşk  yolunda  kimse,  yakıynen  sırra  mahrem olamadı. Herkes, fikrince bir vehme kapıldı, bir şüpheye düştü.

Harabatta oturanlara kerametten dem vurma. Her sözün bir vakti var, her nüktenin bir yeri!

* Akıllı, bir kuş, sonunda gözü olan bir baharın çimenliğinde otağ kurmaz!

Davacıya de ki: Hafız’a nükte satma, bizim kalemimizin de dili var, sözü var!

Şâhed an nist ki mûyi vu miyâni dâred

Bende-i tal’at-ı o baş ki ani dâred

125‏

شاهد آن نيست که مويی و ميانی دارد

بنده طلعت آن باش که آنی دارد

شيوه حور و پری گر چه لطيف است ولی

خوبی آن است و لطافت که فلانی دارد

چشمه چشم مرا ای گل خندان درياب

که به اميد تو خوش آب روانی دارد

گوی خوبی که برد از تو که خورشيد آن جا

نه سواريست که در دست عنانی دارد

دل نشان شد سخنم تا تو قبولش کردی

آری آری سخن عشق نشانی دارد

خم ابروی تو در صنعت تيراندازی

برده از دست هر آن کس که کمانی دارد

در ره عشق نشد کس به يقين محرم راز

هر کسی بر حسب فکر گمانی دارد

با خرابات نشينان ز کرامات ملاف

هر سخن وقتی و هر نکته مکانی دارد

مرغ زيرک نزند در چمنش پرده سرای

هر بهاری که به دنباله خزانی دارد

مدعی گو لغز و نکته به حافظ مفروش

کلک ما نيز زبانی و بيانی دارد

**

HAFIZ, SANA SECDE ETTİYSE AYIPLAMA. EY PUT GİBİ GÜZEL SEVGİLİ, AŞK KÂFİRİNİN GÜNAHI YOKTUR Kİ:

 

182.

Yüzünün aydınlığı ayda bile yok. Sana nispetle gül, bir ot letafetini bile haiz değildi.

Can konağım, kaşının ucu… padişahın bile bundan güzel bir bucağı yok.

*          Hele bir bak da gör, gönlümün dumanı yüzüne neler edecek? Bilirsin ya, aynanın aha tahammülü yok.

*          Nergisin küstahlığına bak, sana karşı açıldı. O yırık gözlü, edebe riayet etmiyor ki!

Gördüm, o kara yürekli gözün, âşinaya hiç bakmamakta.

Ey harabat müridi, hanikahı olmayan şeyhin neşesi şerefine bana o koca kadehi sun!

Kan iç de sükût et. Çünkü o nazik gönül, medet isteyenlerin ahına, feryadına tahammül etmiyor.

Zülfünün zulmünü çeken sade ben değilim ki. O zenci hâkimin dağı, kimin yüreğinde yok?

Bu kapıya yol bulamayan kişiye de ki: Yürü, elini, bileğini ciğer kanıyla yıka da gel!

Hafız, sana secde ettiyse ayıplama. Ey put gibi güzel sevgili, aşk kâfirinin günahı yoktur ki:

Ruşeni-i tal’at-ı tu mâh nedâred

Piş i tu gul revnak-ı kiyâh nedâred

127‏

روشنی طلعت تو ماه ندارد

پيش تو گل رونق گياه ندارد

گوشه ابروی توست منزل جانم

خوشتر از اين گوشه پادشاه ندارد

تا چه کند با رخ تو دود دل من

آينه دانی که تاب آه ندارد

شوخی نرگس نگر که پيش تو بشکفت

چشم دريده ادب نگاه ندارد

ديدم و آن چشم دل سيه که تو داری

جانب هيچ آشنا نگاه ندارد

رطل گرانم ده ای مريد خرابات

شادی شيخی که خانقاه ندارد

خون خور و خامش نشين که آن دل نازک

طاقت فرياد دادخواه ندارد

گو برو و آستين به خون جگر شوی

هر که در اين آستانه راه ندارد

نی من تنها کشم تطاول زلفت

کيست که او داغ آن سياه ندارد

حافظ اگر سجده تو کرد مکن عيب

کافر عشق ای صنم گناه ندارد

**

YARABBİ, LEYLÂ’NIN DEVESİNİ ÇEKEN VE AY BEŞİĞİNİ BİLE HÜKMÜNDE TUTAN DEVECİNİN GÖNLÜNE BİR İLHAM VER DE MECNUN’A DA BİR UĞRASIN!

 

183.

Dostluk ağacını dik de gönlündeki maksat, meyvalansın, düşmanlık fidanım sök. O fidan, sayısız zahmetler meydana getirir.

Mademki meyhaneye konuksun, rintleri ağırla, onlara hürmet et. Çünkü bu sarhoşluktan ayıldın mı baş ağrısına uğrar, musibetlere düşersin.

Sohbet gecesini ganimet bil. Çünkü zamanımızdan sonra felek çok döner… nice geceler, nice gündüzler gelip geçer!

Yarabbi, Leylâ’nın devesini çeken ve ay beşiğini bile hükmünde tutan devecinin gönlüne bir ilham ver de Mecnun’a da bir uğrasın!

Gönül, sen ömrün baharını iste. Yoksa bu yeşillik, her yıl nesrin gibi yüzlerce gül yetiştirir, bülbül gibi binlerce âşık meydana çıkarır!

Yaralı gönlüm, zülfünde karar kıldı, oraya bağlandı. Tanrı için olsun, tatlı dudağına emret de onu tez bir karara koşun, zülfün gibi kararsız ve perişan bırakmasın.

Hafız, ihtiyarlık çağında Tanrı’dan bir kere daha bu bağda bir ırmak kıyısında oturmak, bu selviyi kucaklamak istiyor,

** Gönül, yüzlerce batmanlık gam yükü yüklenmişsin, fakat taşıyamıyorsun. Yürü, birer batman, birer batman yüklen da taşı bari!

Dıraht-ı dosti binşan ki kâm ı dil bebâr âred

Nihâl-i düşmeni berken ki renc-i bişumar âred

115‏

درخت دوستی بنشان که کام دل به بار آرد

نهال دشمنی برکن که رنج بی‌شمار آرد

چو مهمان خراباتی به عزت باش با رندان

که درد سر کشی جانا گرت مستی خمار آرد

شب صحبت غنيمت دان که بعد از روزگار ما

بسی گردش کند گردون بسی ليل و نهار آرد

عماری دار ليلی را که مهد ماه در حکم است

خدا را در دل اندازش که بر مجنون گذار آرد

بهار عمر خواه ای دل وگرنه اين چمن هر سال

چو نسرين صد گل آرد بار و چون بلبل هزار آرد

خدا را چون دل ريشم قراری بست با زلفت

بفرما لعل نوشين را که زودش باقرار آرد

در اين باغ از خدا خواهد دگر پيرانه سر حافظ

نشيند بر لب جويی و سروی در کنار آرد

**

BÜKÜLMÜŞ BOYUMUZ, SANA EHEMMİYETSİZ GÖRÜNÜYOR AMA DÜŞMANLARIN GÖZÜNE, BU YAYLA OK ATILABİLİR.

 

 

184.

Sazı bir perdeden çal ki o nağmeyle ah etmek imkânı bulunsun, öyle bir şür oku ki o şiirle koca şarap kadehi çekilebilsin!

Sevgilinin kapısına baş koymak imkânı ele geçerse yücelik gülbangini göklere salmak mümkün.

Bükülmüş boyumuz, sana ehemmiyetsiz görünüyor ama düşmanların gözüne, bu yayla ok atılabilir.

Âşıklık sırları hanikaha sığmaz. Mugların kadehi yine muglarla içilebilir.

Yoksulda padişah sarayının eşyası ne gezer? Bizim ancak ateşlere atılabilecek bir eski hırkamız var!

Nazar ehli, iki âlemi de bir bakışta oynar, kaybeder; iki cihandan da bir anda geçer. Buna aşk derler. Burada ilk ortaya konulan şey, can nakdidir.

Sevgilinin vuslatı devleti, bir kapı açmak diliyorsa bu hayalle şimdiden eşiğine başlar koyalım.

Aşk; gençlik, rintlik… bu üçü murat ve maksat mecmuasıdır. Bunlar, kimde varsa o adam, muradına erişmiştir. Manalar bir araya geldi mi beyan topunu çelmek mümkündür.

Zülfün, selâmet yolunu kesti… fakat şaşılacak şey değil ki. Yol kesici, sen olduktan sonra yüzlerce kervan soyulabilir.

Hafız, Kur’an hakkıyçin riyayı bırak. Belki ihlâs sahipleriyle devlet topunu vurur, kutluluğa erişirsin.

Râhi bizen ki âhi bersâz-ı an tevanzed

Şi’ri bihan ki bâ o rıt -ı giran tevanzed

154‏

راهی بزن که آهی بر ساز آن توان زد

شعری بخوان که با او رطل گران توان زد

بر آستان جانان گر سر توان نهادن

گلبانگ سربلندی بر آسمان توان زد

قد خميده ما سهلت نمايد اما

بر چشم دشمنان تير از اين کمان توان زد

در خانقه نگنجد اسرار عشقبازی

جام می مغانه هم با مغان توان زد

درويش را نباشد برگ سرای سلطان

ماييم و کهنه دلقی کتش در آن توان زد

اهل نظر دو عالم در يک نظر ببازند

عشق است و داو اول بر نقد جان توان زد

گر دولت وصالت خواهد دری گشودن

سرها بدين تخيل بر آستان توان زد

عشق و شباب و رندی مجموعه مراد است

چون جمع شد معانی گوی بيان توان زد

شد رهزن سلامت زلف تو وين عجب نيست

گر راه زن تو باشی صد کاروان توان زد

حافظ به حق قرآن کز شيد و زرق بازآی

باشد که گوی عيشی در اين جهان توان زد

**

TAKVA SECCADESİ NE ACAYİP BİR SECCADE. ŞARAP SATANLARIN MAHALLESİNDE ONU BİR KADEH ŞARABA BİLE ALMIYORLAR; BİR KADEH ŞARABA BİLE DEĞMİYOR!

 

185.

Bir  anı  bile  gamla  geçirmek,  bütün cihan saltanatına  değmez.  Hırkamızı  şaraba  sat   (gamdan kurtulalım) ; zaten bundan daha iyi bir pahanı da bulunamaz ki

Takva seccadesi ne acayip bir seccade. Şarap satanların mahallesinde onu bir kadeh şaraba bile almıyorlar; bir kadeh şaraba bile değmiyor!

Rakip, bu kapıdan yüz çevir diye Dana serzenişlerde bulundu… başımıza neler geldi, ki onun sevgilinin kapısındaki toprak kadar bile değeri kalmamış!

Padişahlık tacının heybetinde can korkusu gizli. Alımlı bir külâh ama baş vermeye değmez ki!

Kâr kazanma sevdasıyle denizin derdini çekmek, önce kolay göründü. Fakat yanılmışım; bu tufan, yüzlerce inciye bile değmez.

Hafız gibi kanaat sahibi olmaya çalış. Alçak dünyadan vazgeç. Çünkü alçaklara bir arpa kadar bile minnet etmek, iki yüz batman altına değmez.

Sevgili, yüzünü, sana iştiyak çekenlerden gizlersen daha hoş olur. Çünkü bütün âlemi zaptetmek sevinci, bir ordunun derdini çekmeye değmez ki.

Demi bâ gam be ser burden cihan yekser nemierzed

 Be mey bifrüş delk-i mâ bezin bihter nemierzed

151‏

دمی با غم به سر بردن جهان يک سر نمی‌ارزد

به می بفروش دلق ما کز اين بهتر نمی‌ارزد

به کوی می فروشانش به جامی بر نمی‌گيرند

زهی سجاده تقوا که يک ساغر نمی‌ارزد

رقيبم سرزنش‌ها کرد کز اين به آب رخ برتاب

چه افتاد اين سر ما را که خاک در نمی‌ارزد

شکوه تاج سلطانی که بيم جان در او درج است

کلاهی دلکش است اما به ترک سر نمی‌ارزد

چه آسان می‌نمود اول غم دريا به بوی سود

غلط کردم که اين طوفان به صد گوهر نمی‌ارزد

تو را آن به که روی خود ز مشتاقان بپوشانی

که شادی جهان گيری غم لشکر نمی‌ارزد

چو حافظ در قناعت کوش و از دنيی دون بگذر

که يک جو منت دونان دو صد من زر نمی‌ارزد

**

CANIMI, MİSK KOKULU ŞARAPLA TEDAVİ EDİYOR, HOŞ BİR HALE GETİRİYORUM. ÇÜNKÜ İBADET YURDUNDA HIRKA GİYMİŞ SOFİDEN RİYA KOKUSU DUYMUŞ BUNALMIŞTI.

 

 

186.

Kim, senin güzel kokunu sabah rüzgârından işittiyse âşinâ bir dosttan âşinâ bir söz işitmiş demektir.

Gönlümün sende hakkı vardı. Cam ortağından hiç de lâyık olmayan söz duyması yaraşmazdı doğrusu!

Yarabbi, sırra mahrem nerde ki bir zamanede gönül ne dedi, neler işitti, anlatayım.

Ey güzellik padişahı. Yoksula da bir bak, yoksulu da bir gör ki bu kulak, nice şah ve yoksul hikâyesi işitmiştir!

Canımı, misk kokulu şarapla tedavi ediyor, hoş bir hale getiriyorum. Çünkü ibadet yurdunda hırka giymiş sofiden riya kokusu duymuş bunalmıştı.

Şarabı hırka altında gizlice sade bugün içmiyorduk ki. Meyhane Pîri, bu macerayı yüzlerce defa işitti.

Çenk sesiyle şarap içişimiz bugüne mahsus değil. Felek kubbesi, bunu duyalı nice zaman oldu.

Arif yolcu, Tanrı sırrını kimseciklere söylemedi. Böyle olduğu halde şaşıyorum, şarap satan bunu nerden duydu?

Sâki gel… aşk yüksek sesle seslenmekte, hikâyemizi söyleyen de yine o hikâyeyi bizden duymuştur.

Civarından mahrum oldum da ne oldu? Zemane gülşeninden kim vefa kokusu almıştır ki?

Hakimin nasihati, doğrunun, hayrın ta kendisi… onu kabul edene ne mutlu!

Hafız, vazifen ancak dua etmek… duydu mu, duymadı mı diye kayıtlanma!

Buy-i hoş-i tu her ki zi bad-ı saba şinid

Ez yâr-ı âşinâ suhan-i âşinâ şinid

243‏

بوی خوش تو هر که ز باد صبا شنيد

از يار آشنا سخن آشنا شنيد

ای شاه حسن چشم به حال گدا فکن

کاين گوش بس حکايت شاه و گدا شنيد

خوش می‌کنم به باده مشکين مشام جان

کز دلق پوش صومعه بوی ريا شنيد

سر خدا که عارف سالک به کس نگفت

در حيرتم که باده فروش از کجا شنيد

يا رب کجاست محرم رازی که يک زمان

دل شرح آن دهد که چه گفت و چه‌ها شنيد

اينش سزا نبود دل حق گزار من

کز غمگسار خود سخن ناسزا شنيد

محروم اگر شدم ز سر کوی او چه شد

از گلشن زمانه که بوی وفا شنيد

ساقی بيا که عشق ندا می‌کند بلند

کان کس که گفت قصه ما هم ز ما شنيد

ما باده زير خرقه نه امروز می‌خوريم

صد بار پير ميکده اين ماجرا شنيد

ما می به بانگ چنگ نه امروز می‌کشيم

بس دور شد که گنبد چرخ اين صدا شنيد

پند حکيم محض صواب است و عين خير

فرخنده آن کسی که به سمع رضا شنيد

حافظ وظيفه تو دعا گفتن است و بس

دربند آن مباش که نشنيد يا شنيد

 

**

TANRI’DAN DİLERİM, AYAĞININ BASTIĞI TOPRAK, BAŞIMIN TACI OLAN SEVGİLİ YİNE GELSE, YİNE BAŞIMA O DEVLET TACI KONAR!

 

 

187.

O kutsi kuş, yine kapımdan girerse geçmiş ömrüm, bu ihtiyarlıkta bile geri gelir, gençleşirim.

Ümidim var; bu yağmur gibi göz yaşlarım tesir eder de gözümden kaybolan devlet şimşeği tekrar çakar.

O yüce sevgilinin ayaklarına saçmayayım da ne yapayım? Can incisi, bundan başka ne işe yarar ki?

Tanrı’dan dilerim, ayağının bastığı toprak, başımın tacı olan sevgili yine gelse, yine başıma o devlet tacı konar!

Sefere giden yeni ayımı tekrar görürsem kutluluk damına çıkar da yeni devlete ulaşanların davulunu çalarım!

*  Ardından gitmek istiyorum, aziz dostlara bir gün gelip ulaşamazsam bile haberim olsun gelir ya!

Çenk sesiyle tatlı sabah uykusu mani oluyor herhalde. Yoksa seher çağlarındaki ahimi duysa elbette gelirdi!

Ay yüzlü padişahınım cemalini arzuladım..

Hafız, bir himmet et, selâmetle yine kapımdan girsin!

Eğer an tâir-i kudsi zi derem bâz âyed    

Ömr-i bigzeşte be pîrâne serem bâz âyed

236‏

اگر آن طاير قدسی ز درم بازآيد

عمر بگذشته به پيرانه سرم بازآيد

دارم اميد بر اين اشک چو باران که دگر

برق دولت که برفت از نظرم بازآيد

آن که تاج سر من خاک کف پايش بود

از خدا می‌طلبم تا به سرم بازآيد

خواهم اندر عقبش رفت به ياران عزيز

شخصم ار بازنيايد خبرم بازآيد

گر نثار قدم يار گرامی نکنم

گوهر جان به چه کار دگرم بازآيد

کوس نودولتی از بام سعادت بزنم

گر ببينم که مه نوسفرم بازآيد

مانعش غلغل چنگ است و شکرخواب صبوح

ور نه گر بشنود آه سحرم بازآيد

آرزومند رخ شاه چو ماهم حافظ

همتی تا به سلامت ز درم بازآيد

**

EYMEN VADİSİNİN ATEŞİNE SEVİNEN YALNIZ BEN DEĞİLİM. MUSÂ BİLE ORAYA BİR PARÇACIK ATEŞ ALMAK ÜMİDİYLE GELİYORDU.

 

 

188.

Gönül, müjde… öyle bir Mesih nefesli gelmekte ki güzel nefeslerinden birinin kokusu duyulmakta.

Ayrılık derdinden ağlama… dün gece fala baktım, bir feryada erişen geliyor.

Eymen vadisinin ateşine sevinen yalnız ben değilim. Musâ bile oraya bir parçacık ateş almak ümidiyle geliyordu.

Hiç bir kimse yok ki civarında bir işi olmasın. Oraya herkes bir hevesle gelmekte.

Sevgilinin konağı nerde ? Kimse bilmedi gitti Şu kadar var ki bir çan sesidir, duyulmakta.

* Bir yudum şarap sun. Herkes; kerem erbabının meyhanesine bir şey istemek için gelir.

Sevgili, gam hastasının halini sormaya meylederse de ki: Henüz bir nefestir gelmekte.. işte o kadar!

Bu bağın bülbülünün halini sorun. Bir kafesten gelen bir feryat duyuyorum, galiba tutulmuş, kafese girmiş!

Dostlar, sevgili, Hafız’ın gönlünü avlamak istiyor ha. Hiç bir büyük doğan bir sineği avlamaya gelir mi?

Müjde ey dil ki mesihâ nefesi miyâyed

Ki ez enfâs-ı hoşeş büy-ı keşi miyâyed

 

**

BEN, BU GÜL GİBİ ŞARAPLARA BULANMIŞ HIRKAYI YAKACAĞIM ARTIK. ŞARAP SATAN İHTİYAR, BİR YUDUMCUK ŞARABA BİLE ALMIYOR

 

189.

Müjde geldi: Bahar oldu, çimenler bitti. Elimize bir para düğerse güle, şaraba harcamak gerek.

Kuşlar ötüşmeye başladılar, şarap badyası nerde? Bülbül şakımaya koyuldu, gülün nikahını kim açtı ki?

Sâkinin işvesi, gönlümü öyle bir alış aldı ki artık, ondan başka hiç bir kimseyle konuşmaya mecalim yok.

Ben, bu gül gibi şaraplara bulanmış hırkayı yakacağım artık. Şarap satan ihtiyar, bir yudumcuk şaraba bile almıyor.

** Yoldaş, aşk yolunun şaşılacak şeyleri çoktur. Bu çöldeki ceylândan erkek arslan bile korkup önüne katılarak kaçmıştır!

Aşk yurduna varmak için delilsiz adım atma. Bu yolda rehbersiz yürüyen kayboldu gitti.

Dertten şikâyet etme… edep yolunda zahmet çekmeyen rahata kavuşmaz.

Güzellerin elmaya benzeyen yanaklarını ısırmayan kişi, cennet meyvalarından ne zevk alır ki?

Ey harem yolunun delili, Allah hakkiyçin bir medet. Aşk çölünün ne ucu var, ne bucağı!

Hafız, dilek bağından bir gül bile deremedi. Yoksa buralara mürüvvet rüzgârı esmedimi ki?

Resid müjde ki amed behâr-u sebze demid

Vazife ger biresed masrifeş gulest-u nebid

239‏

رسيد مژده که آمد بهار و سبزه دميد

وظيفه گر برسد مصرفش گل است و نبيد

صفير مرغ برآمد بط شراب کجاست

فغان فتاد به بلبل نقاب گل که کشيد

ز ميوه‌های بهشتی چه ذوق دريابد

هر آن که سيب زنخدان شاهدی نگزيد

مکن ز غصه شکايت که در طريق طلب

به راحتی نرسيد آن که زحمتی نکشيد

ز روی ساقی مه وش گلی بچين امروز

که گرد عارض بستان خط بنفشه دميد

چنان کرشمه ساقی دلم ز دست ببرد

که با کسی دگرم نيست برگ گفت و شنيد

من اين مرقع رنگين چو گل بخواهم سوخت

که پير باده فروشش به جرعه‌ای نخريد

بهار می‌گذرد دادگسترا درياب

که رفت موسم و حافظ هنوز می‌نچشيد

**

HER YANA DUA OKLARI ATTIM… BELKİ BİR TANESİ OLSUN HEDEFE VARIR!

 

190.

Korkuyorum, bu gama sabr edemeyip ağlıyoruz; göz yaşlarımız, perdemizi yırtacak, gizlediğimiz sır, âlemlere yayılacak, dillere destan olacak!

Sabırla taş, lâl olur derler. Doğru, doğru ama ciğer kanıyla olur!

Her yana dua okları attım… belki bir tanesi olsun hedefe varır!

Meyhaneye ağlayarak, medet isteyerek gideceğim. Belki orada gamdan kurtulurum!

Ey can, halimizi sevgiliye söyle. Ama sabah rüzgârına duyurma, gizli söyle.

Rakibin gururuna şaşıyorum, hatta canım bile sıkılıyor. Yarabbi, dilenci itibar sahibi olmasın, yüce mesnetlere ulaşmasın!

De ki: Senin sevginin kimyasıyle toprak, altına döndü. Evet lûtfunuzun bereketiyle toprak, altın kesilir;

Birisinin nazar sahiplerince makbul olması için onda güzellikten başka daha çok şeyler bulunması lâzım;

Senin yüce selviye benzeyen başında öyle bir serkeşlik var ki… başlar o eşiğin kapışma toprak olsun;

Hafız, sevgilinin misk gibi saçlan dindeyken sus… Yoksa seher yeli haber alına görürsün.

Tersem ki eşk der ğam-ı mâ perde derşeved

 Vin râz ser bemihr be’âlem semer şeved

**

226‏

ترسم که اشک در غم ما پرده در شود

وين راز سر به مهر به عالم سمر شود

گويند سنگ لعل شود در مقام صبر

آری شود وليک به خون جگر شود

خواهم شدن به ميکده گريان و دادخواه

کز دست غم خلاص من آن جا مگر شود

از هر کرانه تير دعا کرده‌ام روان

باشد کز آن ميانه يکی کارگر شود

ای جان حديث ما بر دلدار بازگو

ليکن چنان مگو که صبا را خبر شود

از کيميای مهر تو زر گشت روی من

آری به يمن لطف شما خاک زر شود

در تنگنای حيرتم از نخوت رقيب

يا رب مباد آن که گدا معتبر شود

بس نکته غير حسن ببايد که تا کسی

مقبول طبع مردم صاحب نظر شود

اين سرکشی که کنگره کاخ وصل راست

سرها بر آستانه او خاک در شود

حافظ چو نافه سر زلفش به دست توست

دم درکش ار نه باد صبا را خبر شود

**

ŞEHİRDEKİ VAİZ, PADİŞAHLA ŞAHNENİN SEVGİSİNİ İHTİYAR ETTİ. BEN DE BİR GÜZELİN SEVGİSİNİ SEÇERSEM AYIP MI?

 

191.

Bahçeden bir meyva koparsam… çırağınla ayağımın basacağı yeri görsem ne olur ki?

Yarabbi, o yüce selvinin gölgesinde bu yanık âşık, bir an otursa ne çıkar ki?

Ey eserleri kutlu Süleyman mührü, aksin, yüzük kaşıma vursa ne var?

Şehirdeki vaiz, padişahla şahnenin sevgisini ihtiyar etti. Ben de bir güzelin sevgisini seçersem ayıp mı?

Aklım başımdan gitti. Eğer şarap dediğin buysa ben önceden gördüm. Daha dinin başına da neler gelecek, neler?

Değerli ömrüm sevgiliyle şaraba harç oldu gitti. Bakalım… sevgiliden başıma neler gelecek, şarap beni ne hallere sokacak?

Vezir, âşıklığımı duydu da hiç bir şey demedi, tınmadı bile. Hafız da ne halde olduğumu bilirse ne çıkar ki?

Ger men ez bâğ-ı tu yek meyve biçinem çi şeved

Piş-i pâyi beçerâğ-ı tu bibinem çi şeved

228‏

گر من از باغ تو يک ميوه بچينم چه شود

پيش پايی به چراغ تو ببينم چه شود

يا رب اندر کنف سايه آن سرو بلند

گر من سوخته يک دم بنشينم چه شود

آخر ای خاتم جمشيد همايون آثار

گر فتد عکس تو بر نقش نگينم چه شود

واعظ شهر چو مهر ملک و شحنه گزيد

من اگر مهر نگاری بگزينم چه شود

عقلم از خانه به دررفت و گر می اين است

ديدم از پيش که در خانه دينم چه شود

صرف شد عمر گران مايه به معشوقه و می

تا از آنم چه به پيش آيد از اينم چه شود

خواجه دانست که من عاشقم و هيچ نگفت

حافظ ار نيز بداند که چنينم چه شود

 

**

KÖR OLSUN O GÖZ Kİ AŞKA DÜŞMEMİŞTİR, AĞLAMAKTAN SUYU BİTMEMEKTEDİR. KARARSIN O GÖNÜL Kİ SEVGİ ÇIRAĞINDAN MAHRUMDUR:

 

192.

Hastalar seni istiyor, fakat kudretleri yok ki… sen de onlara zulüm edersen bu iş, mürüvvete lâyık değildir.

Biz senden cefa görmedik… zaten sen de yol erlerinin mezhebinde olmayan şeyi beğenmez, yapmazsın ki.

Kör olsun o göz ki aşka düşmemiştir, ağlamaktan suyu bitmemektedir. Kararsın o gönül ki sevgi çırağından mahrumdur:

Devleti, devlet kuşundan, onun gölgesinden dile. Ne gezer kuzgunla çaylakta devlet kanadı?

Meyhaneden himmet istediğimi ayıplama. Şeyhimiz dedi ki: İbadet yurdunda himmet yoktur.

Temizlik olmadıktan sonra Kâbe de bir, puthane de; bir yurtta temizlik yok mu, hayrı yok orasının;

Hafız, bilgiye, edebe çalış. Edebi olmayan, padişah meclisindeki sohbete lâyık değildir.

Hastegânrâ çu taleb bâşed-u kuvvet nebuved

Er tu bidâd kuni şart-ı mürüvvet nebuved

208‏

خستگان را چو طلب باشد و قوت نبود

گر تو بيداد کنی شرط مروت نبود

ما جفا از تو نديديم و تو خود نپسندی

آن چه در مذهب ارباب طريقت نبود

خيره آن ديده که آبش نبرد گريه عشق

تيره آن دل که در او شمع محبت نبود

دولت از مرغ همايون طلب و سايه او

زان که با زاغ و زغن شهپر دولت نبود

گر مدد خواستم از پير مغان عيب مکن

شيخ ما گفت که در صومعه همت نبود

چون طهارت نبود کعبه و بتخانه يکيست

نبود خير در آن خانه که عصمت نبود

حافظا علم و ادب ورز که در مجلس شاه

هر که را نيست ادب لايق صحبت نبود

**

DEDİM Kİ:      LÂL DUDAĞINI ÖPME ARZUSU BENİ ÖLDÜRDÜ.

DEDİ Kİ: SEN KULLUK ET, SEVGİLİ ELBETTE KULUNU GÖRÜR, GÖZETİR.

 

 

193.

Dedim ki:

Sevgili, senin derdine düştüm, dertliyim.

Dedi ki:

Derdin bir gün nihayete erer.

Dedim ki:

Bana ay ol, beni ışıklandır.

Dedi ki:

Talihin varsa pekâlâ:

Dedim ki:

Merhametlilerden vefa âdetini öğren.

Dedi ki:

Güzeller pek az vefakâr olurlar.

Dedim ki:

Hayaline göz yumacağım, gönlüme, hayalini getirmeyeceğim.

Dedi ki:

Hayalim geceleri yürür, başka yoldan girer:

Dedim ki:

Zülfünün kokusu âlem içinde yolumu kaybettirdi.

Dedi ki:

Bilirsen sana yol gösteren yine odur:

Dedim ki:

Seher yelinden gelen hava ne güzel hava.

Dedi ki:

Sevgilinin civarından gelen rüzgâr ne kutlu rüzgâr:

Dedim ki:       

Lâl dudağını öpme arzusu beni öldürdü.

Dedi ki:

Sen kulluk et, sevgili elbette kulunu görür, gözetir.

Dedim ki:

Merhametli gönlün, benimle ne vakit uzlaşacak?

 Dedi ki:

Vakti gelinceye kadar bunu kimseye söyleme sakın. 

Dedim ki:

Gördün ya, işret zamanı sona erdi.

Dedi ki:

Sus Hafız, bu derdin de sonu gelecek elbet.

Güftem ğam-ı tu dârem guftâ ğamet serâyed

Güftem ki mah-ı men şov guftâ eğer berâyed

231‏

گفتم غم تو دارم گفتا غمت سر آيد

گفتم که ماه من شو گفتا اگر برآيد

گفتم ز مهرورزان رسم وفا بياموز

گفتا ز خوبرويان اين کار کمتر آيد

گفتم که بر خيالت راه نظر ببندم

گفتا که شب رو است او از راه ديگر آيد

گفتم که بوی زلفت گمراه عالمم کرد

گفتا اگر بدانی هم اوت رهبر آيد

گفتم خوشا هوايی کز باد صبح خيزد

گفتا خنک نسيمی کز کوی دلبر آيد

گفتم که نوش لعلت ما را به آرزو کشت

گفتا تو بندگی کن کو بنده پرور آيد

گفتم دل رحيمت کی عزم صلح دارد

گفتا مگوی با کس تا وقت آن درآيد

گفتم زمان عشرت ديدی که چون سر آمد

گفتا خموش حافظ کاين غصه هم سر آيد

 

**

UZUN GECELERDE O PERİŞANLIK, O GÖNÜL DERDİ… HEPSİ, SEVGİLİNİN SAÇLARI SAYESİNDE BİTTİ GİTTİ.

 

194.

Hicran gündüzüyle sevgilinin ayrılık gecesi sona erdi. Fala baktım, yıldız muvafık düştü; iş sona vardı.

Güz mevsiminin o nazlanışı, o zulmü, bahar rüzgârının kudumiyle nihayete erdi.

Şükürler olsun Tanrı’ya gül, ikbal külâhını gösterdi. Kış rüzgârının kibri, dikenin ululuğu bitti.

Ümit sabahı, gayp perdesinin ardına gizlenmiş, itikâfa çekilmişti. Ona de ki: Gel artık karanlık gece sona erdi.

Uzun gecelerde o perişanlık, o gönül derdi… Hepsi, sevgilinin saçları sayesinde bitti gitti.

Sevgilinin devleti sayesinde dert hikâyesi bitti ya… Fakat ben hâlâ zamanenin ‘vefasızlığı yüzünden inanamıyorum buna.

Sâki, lûtuflar ettin… Kadehin şarapla dolsun, senin tedbirinle sersemlikten kurtuldum.

Kimse Hafız’ı hesaba almaz amma şükürler olsun, o sonsuz, hesapsız mihnetler gelip geçti artık.

Ruz-ı hicran-u şeb-i fikat-ı yar ahır şud

Zedem in fâl-u guzeşt ahter-u kâr âhır şud

166‏

روز هجران و شب فرقت يار آخر شد

زدم اين فال و گذشت اختر و کار آخر شد

آن همه ناز و تنعم که خزان می‌فرمود

عاقبت در قدم باد بهار آخر شد

شکر ايزد که به اقبال کله گوشه گل

نخوت باد دی و شوکت خار آخر شد

صبح اميد که بد معتکف پرده غيب

گو برون آی که کار شب تار آخر شد

آن پريشانی شب‌های دراز و غم دل

همه در سايه گيسوی نگار آخر شد

باورم نيست ز بدعهدی ايام هنوز

قصه غصه که در دولت يار آخر شد

ساقيا لطف نمودی قدحت پرمی باد

که به تدبير تو تشويش خمار آخر شد

در شمار ار چه نياورد کسی حافظ را

شکر کان محنت بی‌حد و شمار آخر شد

**

KİMSEDE DOSTLUK ESERİ GÖRMÜYORUM. DOSTLAR NE OLDULAR ? DOSTLUK NE ZAMAN BİTTİ, SEVENLER NERDE KALDILAR?

 

195.

Kimsede dostluk eseri görmüyorum. Dostlar ne oldular ? Dostluk ne zaman bitti, sevenler nerde kaldılar?

Abıhayat bulandı; kademi kutlu Hızır nerde? Gül dalından kan damlamakta, ne oldu bahar rüzgârları?

Hiç kimse, bir dostda dostluk hukukunu güdüyor dememekte; hukuk gözetenler ne hale düştüler, sevgililer ne oldular ki?

Bu diyarda şehriyarlar vardı; bu diyar, merhametli, muhabbetli kişilerin yurduydu. Merhamet ne vakit sona erdi, şehriyarlar ne oldular?

Yıllardır mürüvvet madeninden bir lâl bile meydana gelmemekte. Ne oldu güneşin ziyasına; ne oldu yelin, yağmurun geyretine?

Kerem ve muvaffakiyet topunu ortaya attılar da kimse meydana çıkmıyor. Nereye gitti o süvariler?

Yüz binlerce gül açıldı, bir bülbül sesi bile yükselmiyor. Bülbüller neye uğradılar, ne haldeler?

Zühre hoş bir nağme çalmamakta, çengi mi yandı ki? Kimsede sarhoşluk zevki yok, ne oldu şarap içenlere? 

Hafız, Tanrı sırrını kimse bilmez. Sus devir ne halde, zemane ne oldu diye kime soruyorsun ki?

Dosti der kes nemibinim yâranrâ çi şud

Dosti key âhır âmed döstdâranrâ çi şud

**

169‏

ياری اندر کس نمی‌بينيم ياران را چه شد

دوستی کی آخر آمد دوستداران را چه شد

آب حيوان تيره گون شد خضر فرخ پی کجاست

خون چکيد از شاخ گل باد بهاران را چه شد

کس نمی‌گويد که ياری داشت حق دوستی

حق شناسان را چه حال افتاد ياران را چه شد

لعلی از کان مروت برنيامد سال‌هاست

تابش خورشيد و سعی باد و باران را چه شد

شهر ياران بود و خاک مهربانان اين ديار

مهربانی کی سر آمد شهرياران را چه شد

گوی توفيق و کرامت در ميان افکنده‌اند

کس به ميدان در نمی‌آيد سواران را چه شد

صد هزاران گل شکفت و بانگ مرغی برنخاست

عندليبان را چه پيش آمد هزاران را چه شد

زهره سازی خوش نمی‌سازد مگر عودش بسوخت

کس ندارد ذوق مستی ميگساران را چه شد

حافظ اسرار الهی کس نمی‌داند خموش

از که می‌پرسی که دور روزگاران را چه شد

**

MESCİTTEN ÇIKIP MEYHANEYE GİTTİYSEM HOŞ GÖR. VAİZ UZUN SÜRDÜ, BAKTIM, ZAMAN GEÇECEK!

 

196.

Seher yelinin nefesi miskler saçacak … ihtiyar âlem, yeni baştan gençleşecek.

Erguvan, akik renkli kadehi yasemine sunacak. Nergis şakayıkı seyredecek.

Bülbül, ayrılık derdinden bu zulmü çekti ya… artık ta gülün otağına kadar naralar atarak gidecek.

Mescitten çıkıp meyhaneye gittiysem hoş gör. Vaiz uzun sürdü, baktım, zaman geçecek!

Gönül, bugünün işretini yarına bırakırsan yarın sağ kalacağına kim kefil oluyor ki?

Şaban ayında kadehi elden bırakma. Çünkü bu güneş ta ramazan bayramı gecesine kadar gözlerden gizlenecek.

Gül, pek azizdir… sohbetini fırsat bilin. Bağa bu yoldan geldi, o yoldan gidiverecek.

* Çalgıcı, mahrem bir meclis… gazel oku, çalgı çal. Ne vakte kadar böyle oldu, şöyle olacak deyip durursun?

Hafız, varlık ülkesine senin için geldi. Bir ayak at da vedaına gel, çünkü nerdeyse gidecek! 

Nefes-i bad-ı saba muşk-feşan hahedşud

‘Âlem-ı Pîr diğer bâre cuvan hâhedşud

164‏

نفس باد صبا مشک فشان خواهد شد

عالم پير دگرباره جوان خواهد شد

ارغوان جام عقيقی به سمن خواهد داد

چشم نرگس به شقايق نگران خواهد شد

اين تطاول که کشيد از غم هجران بلبل

تا سراپرده گل نعره زنان خواهد شد

گر ز مسجد به خرابات شدم خرده مگير

مجلس وعظ دراز است و زمان خواهد شد

ای دل ار عشرت امروز به فردا فکنی

مايه نقد بقا را که ضمان خواهد شد

ماه شعبان منه از دست قدح کاين خورشيد

از نظر تا شب عيد رمضان خواهد شد

گل عزيز است غنيمت شمريدش صحبت

که به باغ آمد از اين راه و از آن خواهد شد

مطربا مجلس انس است غزل خوان و سرود

چند گويی که چنين رفت و چنان خواهد شد

حافظ از بهر تو آمد سوی اقليم وجود

قدمی نه به وداعش که روان خواهد شد

**

ALLAH İÇİN OLSUN DUDAĞINDAKİ ŞARAP SIZINTISINI SİL. KİMİNLE İÇTİ ACABA DİYE HATIRIMA BİNLERCE VESVESE GELMEKTE.

 

 

197.

Bir yıldız parladı, meclise ay kesildi. Bizim ürkmüş, kaçmış gönlümüze yoldaş oldu.

Güzelim, mektebe gitmediği, yazı yazmadığı halde göz ucuyle yüzlerce müderrise ders öğretmekte!

Onun kokusuyla hasta âşıkların gönülleri, sabah rüzgârı gibi nesrinin yanağıyle nergisin gözüne feda oldu gitti:

Sevgili, beni bugün garipler meclisinin baş köşesine oturttu. Şehir yoksuluna bak, meclise bey kesildi:

Sevgi neşe yurdu, artık mamur olur. Çünkü sevgilimin kemere benzeyen kaşları, oraya mühendis oldu:

Allah için olsun dudağındaki şarap sızıntısını sil. Kiminle içti acaba diye hatırıma binlerce vesvese gelmekte.

işven, âşıklara öyle bir şarap içirdi ki bilgi hayırsız bir hale geldi, akıl duygusuz:

* Dostlar meyhane yolundan dizgin çevirdiler, neden mi? Çünkü Hafız, bu yola gitti de müflis oldu.

Hafız, Sultan Ebülfevâris’in meclisinde bir yudum şarap içti de Hızır’ın Abıhayatına da nail oldu, İskender’in kadehine de!

Şiirim, altın gibi pek değerli., evet, devletlilere makbul oluşu, bu bakıra kimya tesirini gösterdi.

Sitârei bidirahşid-u mâh-ı meclis şud

Dil-i remide-i mârâ refik-u munis şud

167‏

ستاره‌ای بدرخشيد و ماه مجلس شد

دل رميده ما را رفيق و مونس شد

نگار من که به مکتب نرفت و خط ننوشت

به غمزه مسله آموز صد مدرس شد

به بوی او دل بيمار عاشقان چو صبا

فدای عارض نسرين و چشم نرگس شد

به صدر مصطبه‌ام می‌نشاند اکنون دوست

گدای شهر نگه کن که مير مجلس شد

خيال آب خضر بست و جام اسکندر

به جرعه نوشی سلطان ابوالفوارس شد

طربسرای محبت کنون شود معمور

که طاق ابروی يار منش مهندس شد

لب از ترشح می پاک کن برای خدا

که خاطرم به هزاران گنه موسوس شد

کرشمه تو شرابی به عاشقان پيمود

که علم بی‌خبر افتاد و عقل بی‌حس شد

چو زر عزيز وجود است نظم من آری

قبول دولتيان کيميای اين مس شد

ز راه ميکده ياران عنان بگردانيد

چرا که حافظ از اين راه رفت و مفلس شد

**

HALVETTE OTURMAKTA OLAN HAFIZ, DUN GECE MEYHANEYE GELDİ. AHD Ü PEYMANINDAN VAZGEÇTİ, KADEH SEVDASINA DÜŞTÜ.

 

198.

Halvette oturmakta olan Hafız, dun gece meyhaneye geldi. Ahd ü peymanından vazgeçti, kadeh sevdasına düştü.

* Dün sürahiyi, kadehi kıran deli sofi, yine bir yudumcuk şarapla uslandı, akıllandı.

Güzelim gençlik çağı, dün gece rüyada göründü de yine bu kocalık halinde bizi aşka düşürdü, divane etti

Din yolunu vuran mugbeçe geçerken gönül, o aşinanın ardına düştü, herkese bigâne oldu.

Gülün yanağındaki ateş bülbülün harmanını yaktı. Mumun gülümseyen çehresi pervaneye âfet kesildi.

Gece gündüz ağlamam, Tanrı’ya şükrolsun, zayi olmadı. Yağmurlarımızın katranı tek bir inci haline geldi.

Sâkinin gözleri afsun âyeti okudu. Evrat halkamız efsane meclisi oldu.

Şimdi Hafız’ın konağı, artık padişah otağıdır. Gönül sevgiliye gitti, can da cananına ulaştı.

Hafiz-i halvet-nişîn duş bemeyhane şud

Ezser-i peyman bireft bâser-i peymane şud

170‏

زاهد خلوت نشين دوش به ميخانه شد

از سر پيمان برفت با سر پيمانه شد

صوفی مجلس که دی جام و قدح می‌شکست

باز به يک جرعه می عاقل و فرزانه شد

شاهد عهد شباب آمده بودش به خواب

باز به پيرانه سر عاشق و ديوانه شد

مغبچه‌ای می‌گذشت راه زن دين و دل

در پی آن آشنا از همه بيگانه شد

آتش رخسار گل خرمن بلبل بسوخت

چهره خندان شمع آفت پروانه شد

گريه شام و سحر شکر که ضايع نگشت

قطره باران ما گوهر يک دانه شد

نرگس ساقی بخواند آيت افسونگری

حلقه اوراد ما مجلس افسانه شد

منزل حافظ کنون بارگه پادشاست

دل بر دلدار رفت جان بر جانانه شد

 

**

KARA GÖZLÜ GÜZELLERİN SEVDASINDAN GEÇMEME İMKÂN YOK. BU, TANRI’NIN TAKDİRİ… BAŞKA TÜRLÜ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL.

 

199.

Kara gözlü güzellerin sevdasından geçmeme imkân yok. Bu, Tanrı’nın takdiri… başka türlü olması mümkün değil.

Rakip öyle işler yaptı, bizi öyle incitti ki, uzlaşmaya yer bırakmadı. Onca seher çağlarında uyanık âşıkların ahları göğe çıkmaz mı ki?

Ezel günü, bize rindlikten başka bir şey takdir etmediler. O zaman takdir edilenden fazla bir şey olacak değü ya!

Muhtesib, Allah için olsun, bizi def ve ney feryadına bağışla. Şeriat sazı, bu efsaneden kanunsuz bir hale girmez.

Lâl renkli şarap, emin bir yer, merhametli sevgili de sâkilik etmekte, gönül, işin şimdi düzelmezse ne vakit düzelecek?

Kudretim, ancak şuna yetişiyor: Gizlice aşkıyle uğraşıp durayım. Kucaklamak, öpmek ve sevmekten bahse hacet bile yok., zaten bunlara imkân yok ki.

Ey göz, Hafız’ın göğsü levhinden gam nakşının rengi yıkamakla çıkmaz zaten.

Mera mihr-i siyeh-çeşman zi ser bîruu nehâhedşud

Kazâ-yı asmânest in-u digergun nehâhedşud 

165‏

مرا مهر سيه چشمان ز سر بيرون نخواهد شد

قضای آسمان است اين و ديگرگون نخواهد شد

رقيب آزارها فرمود و جای آشتی نگذاشت

مگر آه سحرخيزان سوی گردون نخواهد شد

مرا روز ازل کاری بجز رندی نفرمودند

هر آن قسمت که آن جا رفت از آن افزون نخواهد شد

خدا را محتسب ما را به فرياد دف و نی بخش

که ساز شرع از اين افسانه بی‌قانون نخواهد شد

مجال من همين باشد که پنهان عشق او ورزم

کنار و بوس و آغوشش چه گويم چون نخواهد شد

شراب لعل و جای امن و يار مهربان ساقی

دلا کی به شود کارت اگر اکنون نخواهد شد

مشوی ای ديده نقش غم ز لوح سينه حافظ

که زخم تيغ دلدار است و رنگ خون نخواهد شد

 

**

BİR GECE LÂTİFE YOLLU “MECLİSİNE BAŞ OLAYIM” DEDİ. KENDİ İSTEĞİMLE ONA ADÎ BİR KÖLE OLDUM DA O, YİNE MECLİSE GELMEDİ, YİNE EFENDİLİK ETMEDİ!

 

200.

Gönül işi başa varsın diye canım eridi, fakat imkânsız., bu ham istek için yandık, yakıldık, fakat bir türlü olmadı.

Eyvah, maksat definesini elde etmek için gamlara düştüm, cihanda haraboldum da yine bulamadım:

Yazıklar olsun., huzur bucağını aradım, bulmak için dilenci oldum, nice ululara baş urdum., bulamadım gitti!

Bir gece lâtife yollu “Meclisine baş olayım” dedi. Kendi isteğimle ona adî bir köle oldum da o, yine meclise gelmedi, yine efendilik etmedi!

Rintlerle düşüp kalkacağım diye adım rintlikle, sarhoşlukla âleme yayıldı ama rind olamadım gitti.

* Gönül güvercini çırpınıp dursa lâyıktır.. Yolunda sevgilinin büklüm büklüm saçlarının, tuzağını gördü de gidip tutulmadı!

Sarhoşlukla o lâl dudakları öpmek hevesine düştüm. Bu hevesle kadeh gibi, gönlüme ne kadar döküldü de yine müyesser olmadı.

Aşk mahallesine delilsiz ayak atma. Ben delilsiz gitmek için neler yaptım da yine gidemedim.

Hafız, düşünceye dalıp o güzeli râm etmek için binlerce fikir kurdu., fakat imkânı yok.

Gudaht can ki şeved kar-ı dil temam neşud

Bisühtim derin ârzüy-ı hâm neşud

168‏

گداخت جان که شود کار دل تمام و نشد

بسوختيم در اين آرزوی خام و نشد

به لابه گفت شبی مير مجلس تو شوم

شدم به رغبت خويشش کمين غلام و نشد

پيام داد که خواهم نشست با رندان

بشد به رندی و دردی کشيم نام و نشد

رواست در بر اگر می‌طپد کبوتر دل

که ديد در ره خود تاب و پيچ دام و نشد

بدان هوس که به مستی ببوسم آن لب لعل

چه خون که در دلم افتاد همچو جام و نشد

به کوی عشق منه بی‌دليل راه قدم

که من به خويش نمودم صد اهتمام و نشد

فغان که در طلب گنج نامه مقصود

شدم خراب جهانی ز غم تمام و نشد

دريغ و درد که در جست و جوی گنج حضور

بسی شدم به گدايی بر کرام و نشد

هزار حيله برانگيخت حافظ از سر فکر

در آن هوس که شود آن نگار رام و نشد

Kaynak. HAFIZ DİVÂNI ŞİRÂZİ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s