HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 201-250

 

**

BU KOCALIKTA İHTİYAR BAŞIMA BİR GENÇ SEVDASIDIR DÜŞTÜ. GÖNLÜMDE GİZLEDİĞİM SIR AÇIĞA ÇIKTI.

 

201 .

Bu kocalıkta ihtiyar başıma bir genç sevdasıdır düştü. Gönlümde gizlediğim sır açığa çıktı.

Gönül kuşum, nazar yolundan uçtu, havalandı. Ey göz, bir bak, acaba kimin tuzağına düştü ki?

Eyvah, o kara gözlü, misk kokulu ahu yüzünden ciğerime nafe gibi nice gönül kanlan damladı!

Seher yelinin eline düşen miskler, hep civarındaki topraklara uğradığından.

Sevgili, kirpiklerin cihanı zapteden kılıcını çekti mi nice gönlü uyanık şehitler, birbirinin üstüne düşmekte, birbirinin üstüne yığılmakta!

Çok tecrübe ettik: Her işin karşılığını veren bu ibadet yurdunda kim dertlilerle uğraşır, onları incitirse nihayet yıkılır, helak olur gider.

Kara taş, can verse bile yine lâl olamaz. Ne yapsın? Yaratılışı kötü bir kere.

Hafız’ın elini, güzellerin zülfü tutmuş, götürüp dururken ne şaşılacak şey ki şimdi tepesi üstü yıkıla kaldı!

Pirâne serem ışk-ı cuvâni beser uftâd
Van râz-ki der dil binuhuftem beder uftâd

110‏

 

پيرانه سرم عشق جوانی به سر افتاد

وان راز که در دل بنهفتم به درافتاد

 

از راه نظر مرغ دلم گشت هواگير

ای ديده نگه کن که به دام که درافتاد

دردا که از آن آهوی مشکين سيه چشم

چون نافه بسی خون دلم در جگر افتاد

از رهگذر خاک سر کوی شما بود

هر نافه که در دست نسيم سحر افتاد

 

مژگان تو تا تيغ جهان گير برآورد

بس کشته دل زنده که بر يک دگر افتاد

 

بس تجربه کرديم در اين دير مکافات

با دردکشان هر که درافتاد برافتاد

 

گر جان بدهد سنگ سيه لعل نگردد

با طينت اصلی چه کند بدگهر افتاد

حافظ که سر زلف بتان دست کشش بود

بس طرفه حريفيست کش اکنون به سر افتاد

 

**

BEN, MESCİTTEN MEYHANEYE KENDİLİĞİMDEN DÜŞMEDİM YA., BU İŞ, EZELDEN TAKDİR EDİLMİŞ, EZELDEN NASİBİM BUYMUŞ!

 

 

202.

Yüzün, kadeh aynasına aksedeli arif, şarabın gülmesine kapıldı da ham tamaha düştük

Yüzünün güzelliği, aynada bir kere cilvelenir cilvelenmez bütün bu nakışlar, bu suretler, evham aynasında zuhur ediverdi!

Şu şarabın aksi, görünen şu güzellikler,, şu suretler yok mu., sâkinin yüzünün kadehe bir aksinden meydana gelme!

Aşk gayreti, bütün ileri gelenlerin dilini kesti, hepsi sükûta vardılar., öyle olduğu halde sevgilinin gamına ait sır, bilmem ki nerden halkın ağzına düştü?

Ben, mescitten meyhaneye kendiliğimden düşmedim ya., bu iş, ezelden takdir edilmiş, ezelden nasibim buymuş!

Bu dönen âlemin dairesine düşen kişi, pergel gibi devrana uymasın da ne yapsın?

Sevgilinin gam kılıcına oynaya oynaya gitmek gerek. Çünkü onun şehidi olanın çok güzel, çok hayırlı bir akibeti vardır.

Gönül, çene çukurundan çıktı, zülfünün büklümüne asıldı. Ah, kuyudan kurtuldu da tuzağa düştü!

Hocam, beni artık ibadet yurdunda göremezsin. işimiz sâkinin yüzüyle kadehin dudağına kaldı!

Sofilerin hepsi şarap içer, hepsi güzel sever. Fakat ne yapalım ki aralarında yalnız yüreği yanık Hafız’ın adı kötüye çıktı! 

Aks-i ruy-i tu çu der ayine-i cam uftad
Arif ez hande-i mey der tama-ı hâm uftâd

111‏

 

عکس روی تو چو در آينه جام افتاد

عارف از خنده می در طمع خام افتاد

حسن روی تو به يک جلوه که در آينه کرد

اين همه نقش در آيينه اوهام افتاد

 

اين همه عکس می و نقش نگارين که نمود

يک فروغ رخ ساقيست که در جام افتاد

 

غيرت عشق زبان همه خاصان ببريد

کز کجا سر غمش در دهن عام افتاد

 

من ز مسجد به خرابات نه خود افتادم

اينم از عهد ازل حاصل فرجام افتاد

 

چه کند کز پی دوران نرود چون پرگار

هر که در دايره گردش ايام افتاد

 

در خم زلف تو آويخت دل از چاه زنخ

آه کز چاه برون آمد و در دام افتاد

 

آن شد ای خواجه که در صومعه بازم بينی

کار ما با رخ ساقی و لب جام افتاد

زير شمشير غمش رقص کنان بايد رفت

کان که شد کشته او نيک سرانجام افتاد

 

هر دمش با من دلسوخته لطفی دگر است

اين گدا بين که چه شايسته انعام افتاد

 

صوفيان جمله حريفند و نظرباز ولی

زين ميان حافظ دلسوخته بدنام افتاد

 

**

AŞK BİLGİSİ DEFTERE SIĞMAZ!

 

203.

Gül, hoş geldi, safalar getirdi. Bu mevsimde elimde kadehten başka bir şey olmasın. Bundan daha hoş bir iş olamaz.

Gönül hoşluğunu elde et, gönül hoşluğunu.. sedefte daima inci olmaz ki.

Bu mevsimi ganimet bil de gül bahçesinde şarap içmeye bak. Gül, öbür haftaya kalmaz, bu mevsim çabucak geçer!

Ey altınlarla bezenmiş kadehi lâl şarapla dolduran, onu altını olmayana sun!

Ey şeyh, gel, bizim meyhanemizden cennette bile bulunmayan şarabı iç!

Bizimle ders arkadaşıysan şu sayfalan yıka, sil. Aşk bilgisi deftere sığmaz!

Bu sözü benden duy:   Öyle bir güzele gönül ver ki güzelliği süsle, bezenmekle olmasın.

Yarabbi, bana sersemlik vermeyen bir şarap sun., onu içeyim ve hiç başım ağrımasın.

Ancak yaratılışında hiç bir letafet olmayan kişi, Hafız’ın şiirinde hata bulur, beğenmez.

Ben, candan Sultan Üveys’in kuluyum. O, isterse beni hatırlamasın.

Âlemi bezeyen tâcına andolsun, güneş bile o taç kadar güzel değil!

Hoş amed gul vezan hoşter nebâşed
Ki der destet be cuz sâğer nebâşed

162‏

 

خوش آمد گل وز آن خوشتر نباشد

که در دستت بجز ساغر نباشد

 

زمان خوشدلی درياب و در ياب

که دايم در صدف گوهر نباشد

 

غنيمت دان و می خور در گلستان

که گل تا هفته ديگر نباشد

 

ايا پرلعل کرده جام زرين

ببخشا بر کسی کش زر نباشد

بيا ای شيخ و از خمخانه ما

شرابی خور که در کوثر نباشد

بشوی اوراق اگر همدرس مايی

که علم عشق در دفتر نباشد

 

ز من بنيوش و دل در شاهدی بند

که حسنش بسته زيور نباشد

 

شرابی بی خمارم بخش يا رب

که با وی هيچ درد سر نباشد

 

من از جان بنده سلطان اويسم

اگر چه يادش از چاکر نباشد

 

به تاج عالم آرايش که خورشيد

چنين زيبنده افسر نباشد

 

کسی گيرد خطا بر نظم حافظ

که هيچش لطف در گوهر نباشد

 

 

**

PÎR-İ MUGANIN KULUYUM, O BENİ BİLGİSİZLİKTEN KURTARDI. PİRİMİZ NE YAPARSA HOŞTUR, İNAYETİN TA KENDİSİDİR.

 

 

204.

Ben şarap içmeyeyim ha… bu ne masal, bu ne olmayacak şey? Galiba benim birazcık aklım, bu kadarcık tedbirim var!

Ben, geceleri takva yolunu defle, kopuzla vururken şimdi mi yola geleceğim, bu ne uydurma hikâye?

Zahit, tuttuğu yolu bırakıp rindolamazsa mazur gör. Aşk, öyle bir iş ki hidayete bağlı.

Pîr-i Muganın kuluyum, o beni bilgisizlikten kurtardı. Pirimiz ne yaparsa hoştur, inayetin ta kendisidir.

Şimdiye kadar meyhane yolunu bilmiyordum. Yoksa gizlenişim bu zamana kadar sürer miydi?

Zahide gururlanma ve namaz kılma verildi, bana sarhoşluk ve niyaz etme. Bakalım sen ikimizden hangisine inayet edecek, hangimizin amelini kabul eyleyeceksin?

Dün gece bu dertle uyuyamamıştım. Bir yoldaş diyordu ki:  

Hafız da sarhoş olursa şikâyete hakkımız var doğrusu!

Men-u inkâr-ı şerâbin çi hikâyet bâşed
Galiba in kaderem ‘akl-u kifayet bâşed

158‏

 

من و انکار شراب اين چه حکايت باشد

غالبا اين قدرم عقل و کفايت باشد

 

تا به غايت ره ميخانه نمی‌دانستم

ور نه مستوری ما تا به چه غايت باشد

زاهد و عجب و نماز و من و مستی و نياز

تا تو را خود ز ميان با که عنايت باشد

 

زاهد ار راه به رندی نبرد معذور است

عشق کاريست که موقوف هدايت باشد

 

من که شب‌ها ره تقوا زده‌ام با دف و چنگ

اين زمان سر به ره آرم چه حکايت باشد

 

بنده پير مغانم که ز جهلم برهاند

پير ما هر چه کند عين عنايت باشد

 

دوش از اين غصه نخفتم که رفيقی می‌گفت

حافظ ار مست بود جای شکايت باشد

**

SOFİNİN HALİ, TAMAMIYLA SAF, TAMAMIYLA RİYASIZ DEĞİLDİR. NİCE HIRKALAR VAR Kİ ATEŞE LÂYIKTIR.

 

 

205.

Sofinin hali, tamamıyla saf, tamamıyla riyasız değildir. Nice hırkalar var ki ateşe lâyıktır.

Bir tecrübe mehengi olsa da içi dışına uymayan mürailerin hep yüzleri kararsa., nehoş olurdu!

Sofimiz seher virdinden mest oluyor ya.. bir de geceleyin bak, nasıl sarhoş olmakta!

Nazla, nimetle yetişen sevgiliye yol bulamaz. Âşıklık, belâ çeken rintlerin harcıdır.

Aşağılık dünyanın gamını niceye bir çekeceksin? Şarap çek. Bilgili gönül de teşvişe düşerse yazık doğrusu!

Sâkinin yüzündeki tüyler, su gibi saf yüzünü böyle nakşeder durursa nice yüzler, kanlı göz yaşlarıyle nakışlanır!

Şarap satan, şarabı, ay gibi sâkinin eliyle sunarsa Hafız’ın hırkasını da alır, seccadesini de!

Nakd-i sofî ne heme sâfi-i biğaş bâşed
Ey besâ hırka ki mustovcib-i âteş bâşed

159‏

 

نقد صوفی نه همه صافی بی‌غش باشد

ای بسا خرقه که مستوجب آتش باشد

 

صوفی ما که ز ورد سحری مست شدی

شامگاهش نگران باش که سرخوش باشد

 

خوش بود گر محک تجربه آيد به ميان

تا سيه روی شود هر که در او غش باشد

خط ساقی گر از اين گونه زند نقش بر آب

ای بسا رخ که به خونابه منقش باشد

ناز پرورد تنعم نبرد راه به دوست

عاشقی شيوه رندان بلاکش باشد

 

غم دنيی دنی چند خوری باده بخور

حيف باشد دل دانا که مشوش باشد

 

دلق و سجاده حافظ ببرد باده فروش

گر شرابش ز کف ساقی مه وش باشد

**

ZAMAN ZAMAN İFRİTİN ELİNE GEÇTİKTEN SONRA BEN, ÖYLE SÜLEYMAN MÜHRÜNÜ BİR PULA BİLE ALMAM.

 

206.

Sevgili, bana yar olursa halvet hoş. Fakat ben yanar dururum da o, ağyar meclisine çırağ olursa hoş değil doğrusu!

Zaman zaman ifritin eline geçtikten sonra ben, öyle Süleyman mührünü bir pula bile almam.

Yarabbi, rakip, vuslat bezmine mahrem olsun da benim nasibim mahrumiyet olsun., lâyık görme bunu!

Devlet kuşuna söyle: Dudunun çaylaktan değersiz sayıldığı bir ülkeye asla yücelik gölgesi salmasın!

iştiyakımı arza ne hacet var? Sözümdeki yanıştan gönlümün ateşi anlaşılıp durmakta.

Senin civarının havası, bir türlü başımdan gitmiyor., evet, garibin gönlü daima vatandadır.

Hafız’ın, süsen gibi on dili olsa yine huzurunda gonca gibi ağzı mühürlü!

Hoşest halvet eğer yâr yar-ı men bâşed
Ne men bisüzem-u ö şem’-i encümen bâşed

160‏

 

خوش است خلوت اگر يار يار من باشد

نه من بسوزم و او شمع انجمن باشد

 

من آن نگين سليمان به هيچ نستانم

که گاه گاه بر او دست اهرمن باشد

 

روا مدار خدايا که در حريم وصال

رقيب محرم و حرمان نصيب من باشد

 

همای گو مفکن سايه شرف هرگز

در آن ديار که طوطی کم از زغن باشد

بيان شوق چه حاجت که سوز آتش دل

توان شناخت ز سوزی که در سخن باشد

هوای کوی تو از سر نمی‌رود آری

غريب را دل سرگشته با وطن باشد

 

به سان سوسن اگر ده زبان شود حافظ

چو غنچه پيش تواش مهر بر دهن باشد

 

**

ŞARAP SÜRAHİSİNİ GİZLİCE TAŞIYORUM, HALK KİTAP SANIYOR. BU RİYA ATEŞİ DEFTERİ, KİTABI YAKMAZSA ŞAŞARIM DOĞRUSU!

 

 

207.

Gönlüm, güneş yüzlü güzellerin sevgisinden başka bir şey kabul etmiyor. Her yoldan nasihat veriyorum ama nafile, tesiri yok!

Ey öğütçü, Tanrı hakkiyçin kadehten, şaraptan bahset. Hayalimize bundan daha güzel bir nakış gelmiyor ki!

* Gül yüzlü sâki, gel., şu kızıl şarabı sun. Gönlümüzde bundan daha iyi bir fikir yok!

Şarap sürahisini gizlice taşıyorum, halk kitap sanıyor. Bu riya ateşi defteri, kitabı yakmazsa şaşarım doğrusu!

Bu şaraba bulanmış yamalı hırkayı bir gün yakacağım ya., şarap satanların Pîri, bu hırkaya bir kadeh şarap bile vermiyor!

Dostlar, lâl renkli şaraba benzeyen dudağından safa bulmakta. Çünkü o cevher, doğruluktan başka bir nakış kabul etmemekte.

* Bu kadar güzel bir yüz, bu kadar güzel bir göz., sonra da ona bakma, gözünü yum diyorsun ha. Hadi be vaiz, manasız, vaiz, bizim, kafamıza girmez.

Rintlere nasihat eden ve Tanrı’nın takdiriyle savaşın öğütçünün gönlünü pek dar, pek sıkıntılı görmekteyim; zavallının galiba şarap kadehi yok.

Bu mecliste mum gibi ağlarken gülmekteyim.. ateş gibi bir dilim var ama sözüm geçmiyor ki!

Bir gün İskender gibi şarap kadehi aynasını elime alayım da isterse bu ateş bir zaman beni yaksın, sarhoş etsin, isterse yakmasın, ayık kalayım., ne olursa olsun!

Sarhoş gözlerine kurban olayım, gönlümü ne güzel de avladı. Hiç kimse vahşî kuşları bundan daha iyi bir tarzda avlayamaz.

Söz, bizim ihtiyacımızla sevgilinin istiğnasında, gönül sihirbazlık neye yarar sevgiliye tesir etmedikten sonra!

Devletli, Tanrı hakkiyçin kapından başka bir kapı, yolundan başka bir yol bilmeyen yoksuluna merhamet et!

Padişahlar padişahına şaşıyorum; bu kadar güzel ve tatlı şiir söylediği halde Hafız’ı neden baştan ayağa kadar altınlara gark etmiyor?

Dilem cuz mihr i meh-rüyan tariki bernemigired
Zi her der midehem pendeş ve liykin bernemigired

149‏

 

دلم جز مهر مه رويان طريقی بر نمی‌گيرد

ز هر در می‌دهم پندش وليکن در نمی‌گيرد

خدا را ای نصيحتگو حديث ساغر و می گو

که نقشی در خيال ما از اين خوشتر نمی‌گيرد

بيا ای ساقی گلرخ بياور باده رنگين

که فکری در درون ما از اين بهتر نمی‌گيرد

صراحی می‌کشم پنهان و مردم دفتر انگارند

عجب گر آتش اين زرق در دفتر نمی‌گيرد

من اين دلق مرقع را بخواهم سوختن روزی

که پير می فروشانش به جامی بر نمی‌گيرد

از آن رو هست ياران را صفاها با می لعلش

که غير از راستی نقشی در آن جوهر نمی‌گيرد

سر و چشمی چنين دلکش تو گويی چشم از او بردوز

برو کاين وعظ بی‌معنی مرا در سر نمی‌گيرد

نصيحتگوی رندان را که با حکم قضا جنگ است

دلش بس تنگ می‌بينم مگر ساغر نمی‌گيرد

ميان گريه می‌خندم که چون شمع اندر اين مجلس

زبان آتشينم هست ليکن در نمی‌گيرد

چه خوش صيد دلم کردی بنازم چشم مستت را

که کس مرغان وحشی را از اين خوشتر نمی‌گيرد

سخن در احتياج ما و استغنای معشوق است

چه سود افسونگری ای دل که در دلبر نمی‌گيرد

من آن آيينه را روزی به دست آرم سکندروار

اگر می‌گيرد اين آتش زمانی ور نمی‌گيرد

خدا را رحمی ای منعم که درويش سر کويت

دری ديگر نمی‌داند رهی ديگر نمی‌گيرد

بدين شعر تر شيرين ز شاهنشه عجب دارم

که سر تا پای حافظ را چرا در زر نمی‌گيرد

**

BİR BÜLBÜL, GÖNÜL KANLARI YUTTU DA BİR GÜL ELDE ETTİ AMA KISKANÇLIK RÜZGÂRI, GÖNLÜNÜ YÜZLERCE DİKENLE PERİŞAN BİR HALE GETİRDİ.

 

208.

Bir bülbül, gönül kanları yuttu da bir gül elde etti ama kıskançlık rüzgârı, gönlünü yüzlerce dikenle perişan bir hale getirdi.

Dudunun, şeker hayaliyle gönlü hoştu, onu elde ederim diye avunuyordu. Ansızın yokluk seli gelip emel nakşını bozuverdi!

Acısını unutmayayım, o gönül meyvası gözümün nuru sevgili, ne kolay, ne çabuk geçip gitti. Fakat bizim işimizi ne müşkül bir hale soktu!

Kervan başı, yüküm düştü; Tanrı için yardım et. Senin kerem ümidin, beni bu kervana yoldaş etti.

Toprak yüzümle göz yaşımı hor görme. Çünkü yeşil renkli felek, neşe evini bu samanlı balçıktan kurdu! 

Hafız, şahruhu sürmedin, fırsatı kaçırdın. Ne yapayım? Zamanın oyunu beni gafil avladı!

Bulbuli hün-ı dili hord-u guli hasıl kerd
Bâd-ı gayret be şedeş hâr perişan-dil kerd

134‏

 

بلبلی خون دلی خورد و گلی حاصل کرد

باد غيرت به صدش خار پريشان دل کرد

 

طوطی ای را به خيال شکری دل خوش بود

ناگهش سيل فنا نقش امل باطل کرد

 

قره العين من آن ميوه دل يادش باد

که چه آسان بشد و کار مرا مشکل کرد

 

ساروان بار من افتاد خدا را مددی

که اميد کرمم همره اين محمل کرد

 

روی خاکی و نم چشم مرا خوار مدار‏

چرخ فيروزه طربخانه از اين کهگل کرد

 

آه و فرياد که از چشم حسود مه چرخ

در لحد ماه کمان ابروی من منزل کرد

نزدی شاه رخ و فوت شد امکان حافظ

چه کنم بازی ايام مرا غافل کرد

**

ARİFİN BİRİ, SEHER ÇAĞI MEYHANEYİ ZİYARET EDEREK SÂF ŞARAPLA APTES ALDI, ARINIP TEMİZLENDİ.

 

209.

Arifin biri, seher çağı meyhaneyi ziyaret ederek sâf şarapla aptes aldı, arınıp temizlendi.

Güneşin altın kadehi gizlenince bayram hilâli, kadehin dönmesini emretti.

Dertlere düşüp göz yaşıyla, ciğer kanıyla yıkanan, temizlenen kişinin ne hoştur namazı, niyazı!

İmam, o anda namaza durmak niyetindeydi ama hırkasını üzüm kızının kanıyla yıkadı, bu yüzden namaza duramadı!

Gönlüm, zülfünün halkasına can verdi de fitneler satın aldı. Fakat bilmem ki ne kâr gördü de bu alışverişe girişti!

Eğer cemaat bugün İmamı beklerse Hafız, haber ver: Şarapla yıkandı; nafile beklemesinler!

Be âb-ı ruşen-i mey arifi lehâret kerd
Alessabâh ki meyhânerâ ziyâret kerd

132‏

 

به آب روشن می عارفی طهارت کرد

علی الصباح که ميخانه را زيارت کرد

همين که ساغر زرين خور نهان گرديد

هلال عيد به دور قدح اشارت کرد

 

خوشا نماز و نياز کسی که از سر درد

به آب ديده و خون جگر طهارت کرد

 

امام خواجه که بودش سر نماز دراز

به خون دختر رز خرقه را قصارت کرد

 

دلم ز حلقه زلفش به جان خريد آشوب

چه سود ديد ندانم که اين تجارت کرد

 

اگر امام جماعت طلب کند امروز

خبر دهيد که حافظ به می طهارت کرد

**

GÖNÜL, SANA BELKİ ULAŞIR, İŞİTİRSİN DİYE BU DAĞDA ÖYLE FERYATLAR ETTİ Kİ FERHAT BİLE BU DERECE FERYAT ETMEMİŞTİR.

 

210.

Giderken bizi anmadığını, gamlı gönlümüzü bir vedâlar olsun şâd etmediğini unutmayacağız.

O talihi yaver sevgili hayır işten, makbul amelden bahseder dururdu. Fakat bu yaşlı kulunu neden azat etmedi bilmem ki?

Halimi arzetmek, çektiklerimi anlatmak için giydiğim kâğıt elbiseyi gönlümün kanıyla yıkayayım. Çünkü felek, adalet sancağının altına varmamıza yol vermedi.

Gönül, sana belki ulaşır, işitirsin diye bu dağda öyle feryatlar etti ki Ferhat bile bu derece feryat etmemiştir.

Seher çağlarında feryat eden bülbül bile, gülistan gölgen eksileli şimşadın perçemlerine yuva kurmaz oldu.

Sabah rüzgârı çavuşu senden sanat öğrense yeri var. Çünkü o bile senin kadar acele •etmemiştir.

Tanrı’nın sanat meşşâtası, sevgilimizdeki ‘bu Tanrı vergisi güzelliği ikrar etmeyenin muradına kalem yürütmemiştir.

Ey çalgıcı, perdeyi değiştir de Irak yoluna gir., çünkü sevgili, bu yola gitti de bizi anmadı bile!

Hafız’ın nağmeleri, Irâkî’nin gazelleridir. Kim, bu gönüller yakan nağmeleri duydu da feryat etmedi? 

Yad bad an ki zi mâ vakt-i sefer yad nekerd
Be vedâ’i dil-i gamdide-i mâ şâd nekerd

138‏

 

ياد باد آن که ز ما وقت سفر ياد نکرد

به وداعی دل غمديده ما شاد نکرد

آن جوان بخت که می‌زد رقم خير و قبول

بنده پير ندانم ز چه آزاد نکرد

 

کاغذين جامه به خوناب بشويم که فلک

رهنمونيم به پای علم داد نکرد

دل به اميد صدايی که مگر در تو رسد

ناله‌ها کرد در اين کوه که فرهاد نکرد

 

سايه تا بازگرفتی ز چمن مرغ سحر

آشيان در شکن طره شمشاد نکرد

 

شايد ار پيک صبا از تو بياموزد کار

زان که چالاکتر از اين حرکت باد نکرد

 

کلک مشاطه صنعش نکشد نقش مراد

هر که اقرار بدين حسن خداداد نکرد

 

مطربا پرده بگردان و بزن راه عراق

که بدين راه بشد يار و ز ما ياد نکرد

 

غزليات عراقيست سرود حافظ

که شنيد اين ره دلسوز که فرياد نکرد

 

 

**

AYAĞININ UCUNDA MUM GİBİ ÖLMEK İSTİYORUM. HALBUKİ O SEHER YELİ GİBİ SEMTİMİZE BİLE UĞRAMADI.

 

211.

Yüzümü yoluna koydum da bana uğramadı bile. Yüz türlü lûtfunu gözetip durdum da bana bakmadı bile!

Gözyaşı sellerimiz gönlüne yol bulamadı. Yağmur taneleri mermer taşa tesir etmedi gitti.

Yarabbi, o yiğit genci sen koru., halvettekilerin, münzevi âşıkların ah oklarından hiç çekinmiyor.

Dün gece feryadımdan balık da uyuyamadı, kuş da., öyle olduğu halde o şuh göze bak ki uykudan başını bile kaldırmadı.

Ayağının ucunda mum gibi ölmek istiyorum. Halbuki o seher yeli gibi semtimize bile uğramadı.

Sevgili, senin kılıcına karşı canını siper etmeyen hangi taş yürekli, hangi kabiliyetsizdir?

Hafız’ın, dili kesik kalemi, başını terk etmedikçe meclistekilerden kimseye senin sırrını söylemedi!

Rü berreheş nihâdem-u bermen guzer nekerd.
Sad lütf-i çeşm dâştem-u yek nazar nekerd

139‏

 

رو بر رهش نهادم و بر من گذر نکرد

صد لطف چشم داشتم و يک نظر نکرد

 

سيل سرشک ما ز دلش کين به درنبرد

در سنگ خاره قطره باران اثر نکرد

 

يا رب تو آن جوان دلاور نگاه دار

کز تير آه گوشه نشينان حذر نکرد

 

ماهی و مرغ دوش ز افغان من نخفت

وان شوخ ديده بين که سر از خواب برنکرد

 

می‌خواستم که ميرمش اندر قدم چو شمع

او خود گذر به ما چو نسيم سحر نکرد

 

جانا کدام سنگ‌دل بی‌کفايتيست

کو پيش زخم تيغ تو جان را سپر نکرد

 

کلک زبان بريده حافظ در انجمن

با کس نگفت راز تو تا ترک سر نکرد

 

 

**

AĞLAMAKLA GÖNLÜNÜ YUMUŞATIR, ONU MERHAMETE GETİRİRİM., NE GEZER?

 

212.

Sevgili gitti de âşıklara haber bile vermedi. Ne şehirdeki dostunu andı, ne seferdeki yoldaşını.

Ya benim bahtım dostluk yolunu bıraktı, yahut sevgili, bu yola, bu yordama uğramadı gitti.

Dedim ki:

Ağlamakla gönlünü yumuşatır, onu merhamete getiririm., ne gezer? Yağmur damlalarının kara taşa tesir etmediği gibi ağlayışım o taş yüreğe eser bile etmedi

Lâtifeyi bırak. Kararsız gönül kuşu, âşıklık tuzağım bir türlü terketmedi vesselam.

Yüzünü kim gördüyse geldi, gözlerimi öptü. Gözüm, yaptığı işi basiretsiz yapmaz ki.

Ben, mum gibi canımı da feda etmeye kalktım da o, seher yeli gibi bile olsun., bize uğramadı!

Dilber bireft-u dilşudeganrâ haber nekerd
Yâd-ı harif-i şehr-u refik-i sefer nekerd

140‏

 

دلبر برفت و دلشدگان را خبر نکرد

ياد حريف شهر و رفيق سفر نکرد

 

يا بخت من طريق مروت فروگذاشت

يا او به شاهراه طريقت گذر نکرد

 

گفتم مگر به گريه دلش مهربان کنم

چون سخت بود در دل سنگش اثر نکرد

 

شوخی مکن که مرغ دل بی‌قرار من

سودای دام عاشقی از سر به درنکرد

هر کس که ديد روی تو بوسيد چشم من

کاری که کرد ديده من بی نظر نکرد

من ايستاده تا کنمش جان فدا چو شمع

او خود گذر به ما چو نسيم سحر نکرد

 

 

**

SÂKİNİN GAMZESİ, İSLÂM YOLUNU ÖYLE BİR VURDU Kİ ŞARAPTAN ÇEKİNMEK İÇİN ANCAK ŞUAYB OLMAK LÂZIM.

 

213.

O boşboğaz, benim rintliğimi, âşıklığımı ayıplıyor. Fakat gayp bilgisi sırlarına itiraz etmekte.

Muhabbet sırrının kemaline bak, günahımdan meydana gelen noksana değil. Hünersiz kişi ayba bakar. 

Meyhanemizin toprağı, güzel koku yerine koyma, koltuğa sürülse o zaman cennet hurilerinin kokuları duyulur.

Sâkinin gamzesi, İslâm yolunu öyle bir vurdu ki şaraptan çekinmek için ancak Şuayb olmak lâzım.

Kimse bunda şüpheye, tereddüte düşmesin. Kutluluk hâzinesinin anahtarı, gönül ehline makbul olmaktan ibarettir.

Eymen vadisinin çobanı, yıllarca Şuayb’e canla başla hizmet eder de sonra muradına kavuşur.

Hafız, gençlik çağıyla ihtiyarlık demini andı mı efsanesi, gözlerden kanlar damlatır.

Mera be rindiy-i ‘ışk an fuzül ayb kuned
Ki i’tirâz beresrâr-ı ilm-i ğayb kuned

188‏

 

مرا به رندی و عشق آن فضول عيب کند

که اعتراض بر اسرار علم غيب کند

 

کمال سر محبت ببين نه نقص گناه

که هر که بی‌هنر افتد نظر به عيب کند

ز عطر حور بهشت آن نفس برآيد بوی

که خاک ميکده ما عبير جيب کند

 

چنان زند ره اسلام غمزه ساقی

که اجتناب ز صهبا مگر صهيب کند

 

کليد گنج سعادت قبول اهل دل است

مباد آن که در اين نکته شک و ريب کند

 

شبان وادی ايمن گهی رسد به مراد

که چند سال به جان خدمت شعيب کند

 

ز ديده خون بچکاند فسانه حافظ

چو ياد وقت زمان شباب و شيب کند

 

**

CANIMI ISTIRAPLARA DÜŞÜRECEK SEVGİLİDEN BİR MURAT ALMADIM.. FAKAT ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEYE GELMEZ. BELKİ GÖNLÜMÜ ELE ALIR, OLUR YA!

 

214.

Bana kerem ederek vefakârlıkta bulunacak, benim gibi kötülük eden birisine bir dem iyilik edecek kim var?

Önce kopuz ve ney sesiyle gönüle ondan haber verecek, sonra da bir kadeh şarapla bana vefakârlık edecek kim?

Canımı ıstıraplara düşürecek sevgiliden bir murat almadım.. Fakat ümitsizliğe düşmeye gelmez. Belki gönlümü ele alır, olur ya!

Dedim ki;

Ben, ben olalı o saçların bir düğümünü bile çözmedim.

Dedi ki:

Sana öyle cevretmesini ben söyledim.

Kaba huylu, hırka giymiş sofî, aşktan bir koku bile almamış. Bir gün, ona aşk sarhoşluğunu anlat da ayıklığı terketsin.

Benim gibi namı nişanı olmayan yoksulun öyle bir sevgiliye âşık olması pek müşkül bir iş. Padişah, pazarlarda parmakla gösterilen bir rintle nasıl olur da gizlice işret eder?

O kıvrım kıvrım, o büklüm büklüm saçlardan sitem görürsem çok değil. Ayyarlık edene bağdan, zincirden ne gam!

Hafız, onun hilelerle dolu gözlerine bak da visaline yeltenme. Çünkü onun o gece rengindeki saçları, pek çok hilekârlıklarda bulunur, pek çok!

An kist kez rûy-ı kerem bâ mâ vefâdâri kuned
Ber cây-ı bed-kâri çu men yek dem nikükârı kuned

191‏

 

آن کيست کز روی کرم با ما وفاداری کند

بر جای بدکاری چو من يک دم نکوکاری کند

اول به بانگ نای و نی آرد به دل پيغام وی

وان گه به يک پيمانه می با من وفاداری کند

دلبر که جان فرسود از او کام دلم نگشود از او

نوميد نتوان بود از او باشد که دلداری کند

گفتم گره نگشوده‌ام زان طره تا من بوده‌ام

گفتا منش فرموده‌ام تا با تو طراری کند

پشمينه پوش تندخو از عشق نشنيده‌است بو

از مستيش رمزی بگو تا ترک هشياری کند

چون من گدای بی‌نشان مشکل بود ياری چنان

سلطان کجا عيش نهان با رند بازاری کند

زان طره پرپيچ و خم سهل است اگر بينم ستم

از بند و زنجيرش چه غم هر کس که عياری کند

شد لشکر غم بی عدد از بخت می‌خواهم مدد

تا فخر دين عبدالصمد باشد که غمخواری کند

با چشم پرنيرنگ او حافظ مکن آهنگ او

کان طره شبرنگ او بسيار طراری کند

**

GÖNÜL, YAN, YAKIL, SENİN YANIP YAKILMAN NE İŞLER EDER. GECE YARISINDAKİ BİR NİYAZ, YÜZLERCE BELÂYI DEFEDER.

 

215.

Gönül, yan, yakıl, senin yanıp yakılman ne işler eder. Gece yarısındaki bir niyaz, yüzlerce belâyı defeder.

Peri çehreli sevgilinin azarını âşıkcasına çek. Çünkü kaşla, gözle bir işaret, yüzlerce cefaya değer. 

Cihanı gösteren kadehe hizmet eden kişiye mülk âleminden melekût âlemine kadar bütün hicapları kaldırırlar.

Aşk doktoru, İsa nefeslidir, esirgeyicidir. Fakat sende dert görmezse kimi tedavi etsin?

İşini Tanrı’ya bırak da gönlünü hoş tut. Davacı acımazsa Tanrı acır.

Uyumuş bahtımdan usanmışım. Olur da belki bir uyanık can, tanyeri ağarırken bana bir dua eder.

Hafız, yandı gitti de sevgilinin zülfünden bir koku bile almadı. Meğer ki onu bu devlete sabah rüzgârı eriştirsin!

Dilâ bisüz ki süz-ı tu karha bikuned
Niyâz-ı nim şebi def -i şed belâ bikuned

187‏

 

دلا بسوز که سوز تو کارها بکند

نياز نيم شبی دفع صد بلا بکند

عتاب يار پری چهره عاشقانه بکش

که يک کرشمه تلافی صد جفا بکند

ز ملک تا ملکوتش حجاب بردارند

هر آن که خدمت جام جهان نما بکند

 

طبيب عشق مسيحادم است و مشفق ليک

چو درد در تو نبيند که را دوا بکند

 

تو با خدای خود انداز کار و دل خوش دار

که رحم اگر نکند مدعی خدا بکند

ز بخت خفته ملولم بود که بيداری

به وقت فاتحه صبح يک دعا بکند

 

بسوخت حافظ و بويی به زلف يار نبرد

مگر دلالت اين دولتش صبا بکند

**

DÜN GECE DEDİM Kİ:              LAL DUDAĞI ACABA BANA BİR ÇARE BULUR MU Kİ? GAYB HATİFİ SESLENDİ.

EVET BULUR!

 

216.

Devlet kuşu yine gelir. Yine başımıza konarsa sevgili, geri gelir, bizimle hemdem olur, vuslatına erişiriz.

Gözde, onun kudumuna saçacak inci ve mücevher kalmadı ama kanlar yutar da yine mücevherler saçmaya çalışır!

Dün gece dedim ki:     Lal dudağı acaba bana bir çare bulur mu ki? Gayb hatifi seslendi.

Evet bulur!

Kimse ona derdimizden bahsedemez. Meğer ki sabah rüzgârı geçerken kulağına fısıldasın.

Alıcı bir doğan olan bakışımı bir sülün sevgiliye uçurdum. Belki bahtım yardım eder de onu geriye çağırır., belki o da sülünü avlar da bana getirir!

Şehir, âşıklardan hali, belki bir yandan birisi çıkar da bir iş görür.

Nerde bu kerem sahibi ki bir dertli, onun neşe meclisinden bir yudumcuk şarap içerek sersemliğini gidersin?

Ya sevgili vefakârlıkta bulunsun, ya vuslat haberi gelsin, yahut da rakibin ölümünü duyayım. Acaba felek bu iki üç işten birisini yapar mı?

Hafız, onun kapısından ayrılmazsan elbette bir gün bir köşeden zuhur eder.

Tâyir-i devlet eğer bâz guzâri bikuned
Yâr bâz âmed-u bâ vaşl karâri bikuned

189‏

 

طاير دولت اگر باز گذاری بکند

يار بازآيد و با وصل قراری بکند

ديده را دستگه در و گهر گر چه نماند

بخورد خونی و تدبير نثاری بکند

دوش گفتم بکند لعل لبش چاره من

هاتف غيب ندا داد که آری بکند

کس نيارد بر او دم زند از قصه ما

مگرش باد صبا گوش گذاری بکند

داده‌ام باز نظر را به تذروی پرواز

بازخواند مگرش نقش و شکاری بکند

شهر خاليست ز عشاق بود کز طرفی

مردی از خويش برون آيد و کاری بکند

کو کريمی که ز بزم طربش غمزده‌ای

جرعه‌ای درکشد و دفع خماری بکند

يا وفا يا خبر وصل تو يا مرگ رقيب

بود آيا که فلک زين دو سه کاری بکند

 

حافظا گر نروی از در او هم روزی

گذری بر سرت از گوشه کناری بکند

**

MİSKLER KOKAN KALEMİNİN BİZİ ANDIĞI GÜN İKİ YÜZ KUL AZAT ETMİŞ KADAR ECRE NAİL OLURSUN.

 

217.

Miskler kokan kaleminin bizi andığı gün iki yüz kul azat etmiş kadar ecre nail olursun.

Allah selametler versin, Selma’nın habercisi o sevgiliden bize bir selamet haberi getirirse ne olur?

Bir sına da bak, benim gibi bir harap kişiyi Lutfunla mamur edersen sana ne kadar murat hazinesi verirler !

Yarabbi, o şirin padişahın gönlüne bir ilham ver de merhamet etsin, Ferhad’a bir uğrasın.

Padişaha, ömrünün bir anında adalette bulunmak, yüzyıl ibadet etmekten yeğdir.

Nazındaki işve, beni benden aldı; bundan sonra bakalım daha ne hakimane tedbirlerde bulunacak, daha neler yapacak ?

Senin temiz yaratılışını övmemize hacet yok. Gelini bezeyen, Tanrı vergisi güzelliğe ne ilâve edebilir ki?

Şîraz’da maksadımıza erişemedik. Hafız’ın Bağdad’a hareket edeceği gün, ne kutlu bir gün olacak!

Kilk-i muşkin-i tu rüzi ki zimâ yâd kuned
Bibered ecr-u duşed bende ki âzâd kuned

190‏

 

کلک مشکين تو روزی که ز ما ياد کند

ببرد اجر دو صد بنده که آزاد کند

 

قاصد منزل سلمی که سلامت بادش

چه شود گر به سلامی دل ما شاد کند

امتحان کن که بسی گنج مرادت بدهند

گر خرابی چو مرا لطف تو آباد کند

 

يا رب اندر دل آن خسرو شيرين انداز

که به رحمت گذری بر سر فرهاد کند

شاه را به بود از طاعت صدساله و زهد

قدر يک ساعته عمری که در او داد کند

حاليا عشوه ناز تو ز بنيادم برد

تا دگرباره حکيمانه چه بنياد کند

 

گوهر پاک تو از مدحت ما مستغنيست

فکر مشاطه چه با حسن خداداد کند

 

ره نبرديم به مقصود خود اندر شيراز

خرم آن روز که حافظ ره بغداد کند

 

**

SEVGİLİYE “AĞZIN, DUDAĞIN BENİ NE VAKİT MURADIMA NAİL EDECEK?” DEDİM.

 

218. *

Sevgiliye “ağzın, dudağın beni ne vakit muradıma nail edecek?” dedim.

“Baş üstüne., sen ne dersen öyle olsun” dedi.

Dedim ki:

Dudağın Mısır haracını istemekte.

Dedi ki:

Bu alışverişte bulunanlar, ziyan etmezler.

Dedim ki:

Ağzın bir noktadan ibaret, bu noktanın sırrını kim bildi?

Dedi ki:

Bu öyle bir hikâye ki ancak nükte bilenlerle konuşulabilir.

Dedim ki:

Puta tapma, Tanrı’yle düş kalk.

Dedi ki:          

Aşk yurdunda bunu da yaparlar, onu da.

Dedim ki:       

Meyhane sevdası, gönülden gamı da giderir, gussayı da.

Dedi ki: Bu gönül yapanlara ne mutlu.

Dedim ki:

Şarap içmek ve hırka giymek birbirine zıt. Sofilik yolunda şarap içilmez. ‘

Dedi ki:

Bunu Pîr-i Mugânın mezhebinde hoş görürler.

Dedim ki:       

Tatlı dudaklı dilberlerin lâl dudaklarından ihtiyar kişiye ne fayda!

Dedi ki: Şeker gibi bir öpücük verirlerse adamı gençleştirirler.

Dedim ki:

Hace ne vakit gerdeğe girecek?

Dedi ki:

Müşteri ile ay kıran edince.

Dedim ki:       

Senin devletine dua etmek Hafız’ın virdi.

 Dedi ki:

Bu duayı yedi kat gökteki melekler de edip dururlar!

Güftem kiyem dehân-u lebet kâmran kuned
Guftâ beçeşm her çi tu güyi çunan kuned

غزل  198‏

 

گفتم کی ام دهان و لبت کامران کنند‏

گفتا به چشم هر چه تو گويی چنان کنند

گفتم خراج مصر طلب می‌کند لبت

گفتا در اين معامله کمتر زيان کنند

 

گفتم به نقطه دهنت خود که برد راه

گفت اين حکايتيست که با نکته دان کنند

 

گفتم صنم پرست مشو با صمد نشين

گفتا به کوی عشق هم اين و هم آن کنند

گفتم هوای ميکده غم می‌برد ز دل

گفتا خوش آن کسان که دلی شادمان کنند

گفتم شراب و خرقه نه آيين مذهب است

گفت اين عمل به مذهب پير مغان کنند

 

گفتم ز لعل نوش لبان پير را چه سود

گفتا به بوسه شکرينش جوان کنند

 

گفتم که خواجه کی به سر حجله می‌رود

گفت آن زمان که مشتری و مه قران کنند‏

 

گفتم دعای دولت او ورد حافظ است

گفت اين دعا ملايک هفت آسمان کنند

**

SEN İSTER HOŞ GÖR, İSTER KINA, BİZ KENDİNİ BEĞENEN ŞEYHE İNANMAYIZ VESSELÂM!

 

219.

Ey fıstığa benzeyen ağzı, şekere ait sözlere gülen, o sözlerle istihza eden sevgili. Tanrı hakkıyçin bir kerecik tatlı tatlı gül., müştakim o gülmeye.

Tuba’nın ne haddi var ki boyundan bahsetsin! Bu sözü geçiyorum, çünkü lâf uzar gider. 

Gözlerinden kanlı ırmaklar akmamasını istiyorsan el oğlanlarının sohbetinden vefa umma, bu vefaya gönül verme!

Sen ister hoş gör, ister kına, biz kendini beğenen şeyhe inanmayız vesselâm!

Gönlü, bu bağla bağlanmayan, nasıl olur da benim halimdeki perişanlığı anlar?

İştiyak ateşi kızıştı, nerde o selvi boylu güzel? Gelsin de canımı yüzündeki ateşe üzerlik tohumu gibi atıvereyim!

Sevgilimiz şeker gibi gülerek söze başlayınca sen kim oluyorsun a fıstık? Tanrı için olsun âlemi kendine güldürme, kendini rüsvay etme!

Hafız, güzellerin göz ucıyle bakışlarından bir türlü geçemiyorsun. Yurdun neresi, biliyor musun? Harezm mi Hucend mi?

Ey piste-i tu hande zede berhadis-i kand
Muştâkem ezberây-ı Huda yek şeker bihand

180‏

 

ای پسته تو خنده زده بر حديث قند

مشتاقم از برای خدا يک شکر بخند

طوبی ز قامت تو نيارد که دم زند

زين قصه بگذرم که سخن می‌شود بلند

خواهی که برنخيزدت از ديده رود خون

دل در وفای صحبت رود کسان مبند

گر جلوه می‌نمايی و گر طعنه می‌زنی

ما نيستيم معتقد شيخ خودپسند

 

ز آشفتگی حال من آگاه کی شود

آن را که دل نگشت گرفتار اين کمند

 

بازار شوق گرم شد آن سروقد کجاست

تا جان خود بر آتش رويش کنم سپند

 

جايی که يار ما به شکرخنده دم زند

ای پسته کيستی تو خدا را به خود مخند

حافظ چو ترک غمزه ترکان نمی‌کنی

دانی کجاست جای تو خوارزم يا خجند

**

AŞK HARİMİNİN EŞİĞİ AKILDAN ÇOK ÜSTÜNDÜR. O EŞİĞİ, CANINI ELİNE ALAN KİŞİ ÖPEBİLİR

 

220 •

Hatırı perişan olmayan ve nazlı bir sevgiliye malik bulunan kişiye kutluluk hemdemdir, devlet yar.

Aşk hariminin eşiği akıldan çok üstündür. O eşiği, canını eline alan kişi öpebilir.

Tatlı ve küçücük ağzı, olsa olsa Süleyman mührü olacak, lâl mührünün nakşıyle bütün cihanı hükmü altına almış.

Lal dudak ve misk gibi bıyık. Güzellerde o varsa bu yoktur, bu varsa o yok. Kurban olayım sevgilime, güzelliği noksansız, o da var bu da.

Ey devletli, arık ve yoksul kişileri hor görme. Yollarda düşüp kalkan yoksul, işret meclisinin baş köşesinde oturur.

Yeryüzünde oldukça, kudret ve kuvveti fırsat bil. Devranın, yer altında nice kudretsizlikleri, nice acizleri var:

Dertlilerin duaları candan da belâyı giderir, tenden de. Başak toplayandan ar eden harmanın kim hayırını gördü ki?

Seher yeli, yüzlerce Cemşit ve Keyhusrev’i aşağılık bir kul olarak kullanan o güzeller padişahına aşkımdan bir bahset.

Eğer ben Hafız gibi müflis âşık istemem derse de ki:

Sultanların yoksullarla düşüp kalkması âdettir!

Her an kö hâtır-ı mecmü’-u yâr-ı nazenin dâred
Sa’âdet hemdem-i o keşt-u devlet hemnişin dâred

121‏

 

هر آن کو خاطر مجموع و يار نازنين دارد

سعادت همدم او گشت و دولت همنشين دارد

 

حريم عشق را درگه بسی بالاتر از عقل است

کسی آن آستان بوسد که جان در آستين دارد

دهان تنگ شيرينش مگر ملک سليمان است

که نقش خاتم لعلش جهان زير نگين دارد

 

لب لعل و خط مشکين چو آنش هست و اينش هست

بنازم دلبر خود را که حسنش آن و اين دارد

 

به خواری منگر ای منعم ضعيفان و نحيفان را

که صدر مجلس عشرت گدای رهنشين دارد

چو بر روی زمين باشی توانايی غنيمت دان

که دوران ناتوانی‌ها بسی زير زمين دارد

بلاگردان جان و تن دعای مستمندان است

که بيند خير از آن خرمن که ننگ از خوشه چين دارد

 

صبا از عشق من رمزی بگو با آن شه خوبان

که صد جمشيد و کيخسرو غلام کمترين دارد

 

و گر گويد نمی‌خواهم چو حافظ عاشق مفلس

بگوييدش که سلطانی گدايی همنشين دارد

**

EŞİK GİBİ BAŞI, DAİMA BU KAPIDA OLAN AYAĞINI ÖPMEK DEVLETİNE ERİŞİR.

 

221.

Sevgilinin güzelliğini, başını, gözünü daima seyreden kişi, muhakkak görgüsünden faydalanır, nasibini alır.

Kalem gibi itaat başımızı fermanına koyduk, hükmünden baş kaldırmayız. Meğer ki kılıçla başımızı uçura.

Mum gibi kılıcınızı altında daima bir başka başı olan, bir başı kesildikçe öbür başım kılıcının altına koyan kişi, vuslatının fermanını elde eder elbet.

Eşik gibi başı, daima bu kapıda olan ayağını öpmek devletine erişir.

Kuru zabitlikten usandım artık, Nerde saf şarap? Dimağım, daima şarap kokusuyla ter ü taze bir hale gelir.

Şaraptan hiç bir fayda elde edemediysen hiç olmazsa bir an olsun seni akıl vesvesesinden de habersiz bir hale getirmiyor mu ve bu kâfi değil mi ki?

Takva yolundan bir adım bile çıkmayan kişi, bundan böyle meyhaneye varmak üzere sefere düştü:

Hafız’ın ciğerinde, lâle gibi bir sevgi dağı var. Bu dağ, nihayet onun kırık gönlünü toprağa götürecektir:

Kesi ki husn-u hattı dost der nazar dâred
Muhakkakest ki o hâsıl-ı basar dâred

116‏

 

کسی که حسن و خط دوست در نظر دارد

محقق است که او حاصل بصر دارد

 

چو خامه در ره فرمان او سر طاعت

نهاده‌ايم مگر او به تيغ بردارد

 

کسی به وصل تو چون شمع يافت پروانه

که زير تيغ تو هر دم سری دگر دارد

به پای بوس تو دست کسی رسيد که او

چو آستانه بدين در هميشه سر دارد

 

ز زهد خشک ملولم کجاست باده ناب

که بوی باده مدامم دماغ تر دارد

ز باده هيچت اگر نيست اين نه بس که تو را

دمی ز وسوسه عقل بی‌خبر دارد

کسی که از ره تقوا قدم برون ننهاد

به عزم ميکده اکنون ره سفر دارد

 

دل شکسته حافظ به خاک خواهد برد

چو لاله داغ هوايی که بر جگر دارد

**

MİSK ITIR BİLE SÜMBÜL SAÇLARINA HASET EDEN SEVGİLİ, YİNE ÂŞIKLARA NAZLANMAKTA, ONLARI AZARLAMAKTA.

 

222 •

Misk ıtır bile sümbül saçlarına haset eden sevgili, yine âşıklara nazlanmakta, onları azarlamakta.

Şehidinin başucundan yel gibi geçip gitmekte. Ne çare? O, bir ömür., elbette çabucak gelip gidecek.

Zülfünün ardından ay ve güneş gibi görünen yüzü, bulut altındaki güneş.

O usul boylu selviye benzeyen boyuna tazeden tazeye su versin diye gözüm, göz yaşlarını her yana akıttı.

Şuh bakışın, hata ederek kanımı dökmekte.. fırsatı elden kaçırmasın; tam doğru bir fikre sahip:

Abıhayat, sevgilinin dudağındaki bu neşeyse bu feyizse Hızır’ın elde ettiği, apaşikâr ki bir seraptan ibaretmiş.

Mahmur gözün, gönlümden ciğerimi istemekte, sarhoş bir Türk.. Galiba canı kebap istiyor.

Hasta canımda öyle bir liyakat yok ki gelip halini, hatırını sorasın. Ne hoş hastadır o hasta ki sevgili, o dilemeden gelir, hatırını sorar, onunla konuşup görüşür:

Sarhoş gözünün her bucakta bir harap sarhoşu varken hiç Hafız’ın hasta gönlüne bakar mı? Ne gezer?

An ki ez sunbul-i o ğâliye tâbi dâred
Bâz bâdilşudegan nâz-u itâbi dâred

124‏

 

آن که از سنبل او غاليه تابی دارد

باز با دلشدگان ناز و عتابی دارد

از سر کشته خود می‌گذری همچون باد

چه توان کرد که عمر است و شتابی دارد

ماه خورشيد نمايش ز پس پرده زلف

آفتابيست که در پيش سحابی دارد

چشم من کرد به هر گوشه روان سيل سرشک

تا سهی سرو تو را تازه‌تر آبی دارد

غمزه شوخ تو خونم به خطا می‌ريزد

فرصتش باد که خوش فکر صوابی دارد

آب حيوان اگر اين است که دارد لب دوست

روشن است اين که خضر بهره سرابی دارد

 

چشم مخمور تو دارد ز دلم قصد جگر

ترک مست است مگر ميل کبابی دارد

جان بيمار مرا نيست ز تو روی سال

ای خوش آن خسته که از دوست جوابی دارد

کی کند سوی دل خسته حافظ نظری

چشم مستش که به هر گوشه خرابی دارد

**

TORTULU ŞARAP İÇEN PÎRİMİZİN NE ALTINI VAR, NE GÜCÜ, KUVVETİ. FAKAT İHSAN SAHİBİ, SUÇLARI ÖRTÜCÜ BİR TANRI’SI VAR YA.

 

223.

Âlemden âşıkların feryadı eksik olmasın. Onların feryadında güzel bir ahenk, ferah verici tur hava var.

Tortulu şarap içen Pîrimizin ne altını var, ne gücü, kuvveti. Fakat ihsan sahibi, suçları örtücü bir Tanrı’sı var ya.

Gönlümü hoş tut. Bu şekere tapan sinek, senin sevgine düşeli hüma kudretini kazandı!

Padişahın yoksul bir komşusu olsa da onun halini, hatırını sorsa bu adalete sığmaz bir şey değil ki.

Doktorlara kanlı gözyaşlarımı gösterdim.

Dediler ki:

Aşk derdi, ciğerler yakan bir devası var.

Gamzeden cefa etmeyi öğrenme. Çünkü aşk mezhebinde her amelin bir ecri, her işin bir karşılığı vardır.

O şaraba tapan gâvur oğlanı ne güzel de dedi:

Safalı, neşeli kişinin cemali şevkine iç!

Padişahım, kapında oturan Hafız Fatiha okudu, senin de bir “Amin” demeni istiyor.

Mutrıb-ı ışk ‘aceb sâz-u nevâyi dâred
Nakş-ı her nagme-ki zed rah becâyi dâred

123‏

 

مطرب عشق عجب ساز و نوايی دارد

نقش هر نغمه که زد راه به جايی دارد

عالم از ناله عشاق مبادا خالی

که خوش آهنگ و فرح بخش هوايی دارد

پير دردی کش ما گر چه ندارد زر و زور

خوش عطابخش و خطاپوش خدايی دارد

محترم دار دلم کاين مگس قندپرست

تا هواخواه تو شد فر همايی دارد

از عدالت نبود دور گرش پرسد حال

پادشاهی که به همسايه گدايی دارد

اشک خونين بنمودم به طبيبان گفتند

درد عشق است و جگرسوز دوايی دارد

ستم از غمزه مياموز که در مذهب عشق

هر عمل اجری و هر کرده جزايی دارد

نغز گفت آن بت ترسابچه باده پرست

شادی روی کسی خور که صفايی دارد

خسروا حافظ درگاه نشين فاتحه خواند

و از زبان تو تمنای دعايی دارد

**

HIZIR’IN HAYAT BULDUĞU SUYU MEYHANEDE ARA, O SU, KADEHTEDİR.

 

224•

Kimin elinde kadeh varsa Cem saltanatına daima sahiptir.

Hızır’ın hayat bulduğu suyu meyhanede ara, o su, kadehtedir.

Şaraba canını bile değiş, ömrün düzeni, ancak şarapladır.

Biz şaraba düşkünüz, zahitler takvaya., bakalım sevgili, hangisine meyledecek, onca hangisi makbul olacak?

Sâki, zemanede dudağından başka muradına erişmiş kimse yok.

Nergis, bütün bu sarhoşluk şivelerini senin güzel gözünden ödünç almada.

Gönlümün sabah, akşam virdi, yanağını, zülfünü anmak.

Lâl dudağın, dertlilerin yarasına tuz ekip durmakta.

Ey can, güzelliğinin, çene çukurunda Hafız gibi yüzlerce kulu, kölesi var!

An kes ki be dest cam dâred

Sultâni-i Cem mudâm dâred

118‏

 

آن کس که به دست جام دارد

سلطانی جم مدام دارد

آبی که خضر حيات از او يافت

در ميکده جو که جام دارد

 

سررشته جان به جام بگذار

کاين رشته از او نظام دارد

ما و می و زاهدان و تقوا

تا يار سر کدام دارد

 

بيرون ز لب تو ساقيا نيست

در دور کسی که کام دارد

نرگس همه شيوه‌های مستی

از چشم خوشت به وام دارد

 

ذکر رخ و زلف تو دلم را

ورديست که صبح و شام دارد

 

بر سينه ريش دردمندان

لعلت نمکی تمام دارد

در چاه ذقن چو حافظ ای جان

حسن تو دو صد غلام دارد

**

AŞKININ ATEŞİNDEN KORKTUM, YANMASIN DİYE KANLI GÖNLÜMÜ SALIVERDİM. FAKAT YARALI GÖNÜL, KANLAR SAÇA SAÇA YİNE O YOLA YÖNELDİ, YİNE O İZİ İZLEDİ.

 

225. •

Seher çağında sabah rüzgârı, sevgilinin zülfünden bir koku getirmekte: Getirdiği o koku ile divane gönlümüzü yeniden aşka salmaktaydı,

Ben o selviyi göz bahçesinden kopardım, görmek istemem artık! Çünkü gamiyle açılan her çiçek, gönüle ancak mihnet vermekteydi. 

Köşkünün damından baktım, apaçık gördüm. Ay ışığı bile o güneşin güzelliğinden utanıyor, yüzünü duvara çeviriyordu.

Aşkının ateşinden korktum, yanmasın diye kanlı gönlümü salıverdim. Fakat yaralı gönül, kanlar saça saça yine o yola yöneldi, yine o izi izledi.

Çalgıcının ve sâkinin sözüne uyup vakitli vakitsiz dışarı çıkıyor, sevgiliden gelecek bir müjdeci gözlüyordum. Çünkü bu aşılmaz yoldan pek güç haber gelmekteydi.

Sevgilinin vergisi, baştan başa lütuf, baştan başa ihsan, ister tespih çekmemi buyursun ister bana zünnar versin!

Tanrı yarlıgasın, kaş çatışı, beni halsiz bıraktı ama işvelerle de bu hastanın baş ucuna gelip müjdelerde bulundu.

Dün gece Hafız’ı şarapla, kadehle gördüm de şaşırdım. Fakat menedemedim., çünkü sofi gibi o da gizlice içiyordu.

Sabâ vakt-i seher büyi zi zulf-i yâr miâverd
Dil-i şüride-i mârâ bebü der kâr miyârd

146‏

 

صبا وقت سحر بويی ز زلف يار می‌آورد

دل شوريده ما را به بو در کار می‌آورد

من آن شکل صنوبر را ز باغ ديده برکندم

که هر گل کز غمش بشکفت محنت بار می‌آورد

فروغ ماه می‌ديدم ز بام قصر او روشن

که رو از شرم آن خورشيد در ديوار می‌آورد

ز بيم غارت عشقش دل پرخون رها کردم

ولی می‌ريخت خون و ره بدان هنجار می‌آورد

به قول مطرب و ساقی برون رفتم گه و بی‌گه

کز آن راه گران قاصد خبر دشوار می‌آورد

سراسر بخشش جانان طريق لطف و احسان بود

اگر تسبيح می‌فرمود اگر زنار می‌آورد

عفاالله چين ابرويش اگر چه ناتوانم کرد

به عشوه هم پيامی بر سر بيمار می‌آورد

عجب می‌داشتم ديشب ز حافظ جام و پيمانه

ولی منعش نمی‌کردم که صوفی وار می‌آورد

**

GEL GEL, SEN CENNET HURİSİSİN VE RIDVAN, SENİ BU KULUN GÖNLÜ İÇİN BU DÜNYAYA GETİRDİ.

 

226. *

Seher yeli, dün gece mihnet ve gam günlerinin artık geçmek üzere bulunduğunu bildirdi, beni âgâh etti.

Seher yelinin bu müjdesine karşılık sabah şarabı içenlere yeni, yakası yırtılmış elbisemizi verelim!

Gel gel, sen cennet hurisisin ve Rıdvan, seni bu kulun gönlü için bu dünyaya getirdi.

Şiraz’a bahtımızın inayetiyle yoldaş olup gidelim. Bahtımızın bize verdiği bu yoldaş ne güzel yoldaş!

Hatırımızı yapmaya bak. Çünkü bu yumuşak keçe külah, nice Padişah taçlarını kırdı geçirdi!

O göçebe ve aya benzer güzelin yanağım hatırlayınca gönül, ay otağına ne feryatlar saldı bilsen!

Hafız, o Padişahlar padişahının eşiğine sığınalı sancağını, gök kubbeye yüceltti.

Nesim-i bâd-ı sabâ döşem âgehi âverd
Ki rüz-ı mihnet-u ğam rü bekûtehi âverd

147‏

 

نسيم باد صبا دوشم آگهی آورد

که روز محنت و غم رو به کوتهی آورد

به مطربان صبوحی دهيم جامه چاک

بدين نويد که باد سحرگهی آورد

بيا بيا که تو حور بهشت را رضوان

در اين جهان ز برای دل رهی آورد

همی‌رويم به شيراز با عنايت بخت

زهی رفيق که بختم به همرهی آورد

به جبر خاطر ما کوش کاين کلاه نمد

بسا شکست که با افسر شهی آورد

چه ناله‌ها که رسيد از دلم به خرمن ماه

چو ياد عارض آن ماه خرگهی آورد

رساند رايت منصور بر فلک حافظ

که التجا به جناب شهنشهی آورد

**

SEVGİLİNİN ZÜLFÜNE AİT ŞU SONU GELMEYEN SÖZLER YOK MU? BİNLERCE SIR İÇİNDE SÖZE DÜŞEBİLEN, SÖYLENEBİLEN ANCAK BİR HARFTEN İBARET!

 

227. •

Dün gece vezirden muştucu geldi: Süleyman’dan işret etmeye ferman çıktı.

Vücudumuzun toprağını göz yaşıyle balçık haline getir., yıkık gönül sarayını tamir etmek zamanı gelip çattı.

Sevgilinin zülfüne ait şu sonu gelmeyen sözler yok mu? Binlerce sır içinde söze düşebilen, söylenebilen ancak bir harften ibaret!

Aman ey şaraba bulanmış hırkam, ayıbımı ört, o eteği temiz sevgili ziyarete geldi. 

Meclisi aydınlatan sevgili, başköşeye geçip kuruldu. Bugün artık güzellerin hepsinin değeri, hepsinin yeri belli olur, meydana çıkar.

Himmete bak! Bir karıncacık, horluğuna, hakirliğine bakmadan tacı, gökyüzünün yüceliği olan Cem’in tahtına geldi, Süleyman’la konuşup görüştü.

Gönül, sevgilinin şuh gözlerinden imanını koru. Çünkü o okçu sihirbaz yağma için geldi.

Hafız, sen yoksulluğa bulanmışsın, Padişahtan bir feyz iste. Çünkü o cömertlik unsuru herkesi yokluktan yoksulluktan ayırtmak için geldi.

Padişahın meclisi denizdir. Fırsatı ganimet bil. Ey ziyanlara gark olan, aklını başına al, ticaret zamanı erişti.

Döş ez cenâb-ı Asaf peyk-i beşaret âmed
Kez hazret-i Süleyman ‘işret işâret âmed

171‏

 

دوش از جناب آصف پيک بشارت آمد

کز حضرت سليمان عشرت اشارت آمد

 

خاک وجود ما را از آب ديده گل کن

ويرانسرای دل را گاه عمارت آمد

اين شرح بی‌نهايت کز زلف يار گفتند

حرفيست از هزاران کاندر عبارت آمد

 

عيبم بپوش زنهار ای خرقه می آلود

کان پاک پاکدامن بهر زيارت آمد

 

امروز جای هر کس پيدا شود ز خوبان

کان ماه مجلس افروز اندر صدارت آمد

 

بر تخت جم که تاجش معراج آسمان است

همت نگر که موری با آن حقارت آمد

از چشم شوخش ای دل ايمان خود نگه دار

کان جادوی کمانکش بر عزم غارت آمد

آلوده‌ای تو حافظ فيضی ز شاه درخواه

کان عنصر سماحت بهر طهارت آمد

 

درياست مجلس او درياب وقت و در ياب

هان ای زيان رسيده وقت تجارت آمد

**

NERDE BİR ÂRİF Kİ SÜSENİN DİLİNİ ANLASIN DA SORSUN: NİÇİN GİTTİ, MADEM Kİ GİTTİ, SONRA NEYE GELDİ?

 

228. •

Müjde ey gönül, yine sabah rüzgârı geldi. Hoş haberler getiren Hüdhüd, Sebâ’dan erişti.

Ey bülbül, yine Davut nağmelerine başla… Süleyman’a benzeyen gül yine havadan gelip yetişti.

Nerde bir ârif ki süsenin dilini anlasın da sorsun:

Niçin gitti, madem ki gitti, sonra neye geldi?

Tanrı ihsanı olan şu bahtımın lûtfuna bak. Adamlık etti, keremler eyledi de o ay yüzlü güzelim, vefakârlık ederek yine geldi.

Lâle, bülbülden tatlı şarap kokusu aldı, gönlü dağıldı, deva ümidiyle gelip şaraba sarıldı.

Kulağıma çan sesleri gelinceye kadar gözüm, bu kafilenin yoluna dikilmiş, kalmıştı.

Hafız eziyet kapısını çaldı, ahdinden döndü; fakat sevgilinin lûtfuna bak; o, yine kerem etti, kapımızdan girdi!

Müjde ey dil ki diğer bâd ı sabâ bâz âmed
Hudhud-i hoşhaber ez tarf-ı Sebâ bâz âmed

174‏

 

مژده ای دل که دگر باد صبا بازآمد

هدهد خوش خبر از طرف سبا بازآمد

 

برکش ای مرغ سحر نغمه داوودی باز

که سليمان گل از باد هوا بازآمد

 

عارفی کو که کند فهم زبان سوسن

تا بپرسد که چرا رفت و چرا بازآمد

 

مردمی کرد و کرم لطف خداداد به من

کان بت ماه رخ از راه وفا بازآمد

 

لاله بوی می نوشين بشنيد از دم صبح

داغ دل بود به اميد دوا بازآمد

 

چشم من در ره اين قافله راه بماند

تا به گوش دلم آواز درا بازآمد

 

گر چه حافظ در رنجش زد و پيمان بشکست

لطف او بين که به لطف از در ما بازآمد **

**

TENİN, DOKTORLARIN NAZINA NİYAZ ETMESİN, DOKTORLARA MUHTAÇ OLMASIN… NAZİK VÜCUDUN HASTALIKLARDAN İNCİNMESİN.

 

229. *

Tenin, doktorların nazına niyaz etmesin, doktorlara muhtaç olmasın… nazik vücudun hastalıklardan incinmesin.

Bütün âlemin selâmeti, senin selâmetinledir. Hiç bir rahatsızlığa düşme, hiç bir suretle dertlenme.

Suret güzelliği de sıhhatine bağlı, mana güzelliği de. Zâhirin solmasın, bâtının kaygı nedir, bilmesin.

Güz mevsimi, bu bahçeye yağmaya gelince dilerim, senin uzun boylu selviye benzer uzun boyuna yol bulmasın.

Bir yerde güzelliğin cilvelenmeye başladı mı kem gözlülerde, kötülük isteyen kişilerde kınama kudreti kalmasın.

Ay gibi yüzüne kim kem nazarla bakarsa canı, gam ateşine üzerlik olsun, cayır cayır yansın!

Şifa, Hafız’ın şeker saçan sözlerindedir. O sözlerde şifa ara da gül suyu ile şekere muhtaç olma.

Tenet be nâz-ı tabibân niyâzmend mebâd
Vucüd-i nâzuket azurde-i gezend mebâd

106‏

 

تنت به ناز طبيبان نيازمند مباد

وجود نازکت آزرده گزند مباد

 

سلامت همه آفاق در سلامت توست

به هيچ عارضه شخص تو دردمند مباد

 

جمال صورت و معنی ز امن صحت توست

که ظاهرت دژم و باطنت نژند مباد

 

در اين چمن چو درآيد خزان به يغمايی

رهش به سرو سهی قامت بلند مباد

در آن بساط که حسن تو جلوه آغازد

مجال طعنه بدبين و بدپسند مباد

 

هر آن که روی چو ماهت به چشم بد بيند

بر آتش تو بجز جان او سپند مباد

 

شفا ز گفته شکرفشان حافظ جوی

که حاجتت به علاج گلاب و قند مباد

 

**

SEVGİLİNİN YÜZÜ OLMADIKÇA GÜL NEYE YARAR? ŞARAPSIZ BAHAR HOŞ DEĞİLDİR.

 

230. •

Sevgilinin yüzü olmadıkça gül neye yarar? Şarapsız bahar hoş değildir.

Lâle yanaklı bir dilber yoksa çayır, çimen, bağ, bahçe hiç bir şeye yaramaz.

Bülbülün sesi olmadıkça selvinin raksı, gülün alımı nedir ki?

Şeker dudaklı, gül endamlı sevgili de öpülüp koçulmadıkça hoşça gitmez.

Aklın eli, sevgilinin nakşından başka ne nakış yaparsa yapsın, hiçtir.

Hafız, can hor, hakir bir akçeden ibarettir. Sevgiliye saçmaya yaramaz bile!

Gul bı ruh-ı yâr hoş nebâşed
Bı bade behâr hoş nebâşed

163‏

 

گل بی رخ يار خوش نباشد

بی باده بهار خوش نباشد

طرف چمن و طواف بستان

بی لاله عذار خوش نباشد

رقصيدن سرو و حالت گل

بی صوت هزار خوش نباشد

با يار شکرلب گل اندام

بی بوس و کنار خوش نباشد

هر نقش که دست عقل بندد

جز نقش نگار خوش نباشد

 

جان نقد محقر است حافظ

از بهر نثار خوش نباشد

**

ŞARAP İÇ, GÖNÜL DERDİNİ HATIRDAN ÇIKAR.

 

231. •

Dün, Allah hayrını versin,’ şarap satan Pîr dedi ki:

Şarap iç, gönül derdini hatırdan çıkar.

Şarap, adımı sanımı yele veriyor dedim.

Dedi ki:

Sen, benim sözümü tut; ne olursa olsun!

Kâr da elden çıkacak, zarar da, sermaye de, bu alışveriş için kederlenme, boş ver!

Süleyman tahtının bile yele gittiği bir yerde sen bir hiçe gönül korsan eline yel geçer, yel!

Hafız, eğer hâkimlerin öğütünden usandıysan hikâyeyi kısa keselim, ömrün uzun olsun, eyvallah!

Di Pîr-i mey-furüş ki zikreş be hayr bâd
Guftâ şerâb nuş-u ğam-ı dil biber ziyâd

100‏

 

دی پير می فروش که ذکرش به خير باد

گفتا شراب نوش و غم دل ببر ز ياد

 

گفتم به باد می‌دهدم باده نام و ننگ

گفتا قبول کن سخن و هر چه باد باد

 

سود و زيان و مايه چو خواهد شدن ز دست

از بهر اين معامله غمگين مباش و شاد

 

بادت به دست باشد اگر دل نهی به هيچ

در معرضی که تخت سليمان رود به باد

حافظ گرت ز پند حکيمان ملالت است

کوته کنيم قصه که عمرت دراز باد

**

NİCE ZAMAN OLDU, SEVGİLİ, BİR HABER BİLE GÖNDERMEDİ, BİR ŞEY YAZMADI, NE SELÂMI GELDİR NE KELÂMI VAR!

 

232. •

Nice zaman oldu, sevgili, bir haber bile göndermedi, bir şey yazmadı, ne selâmı geldir ne kelâmı var!

Yüz mektup yolladım. O gençler padişahı ne bir haberci koşturdu, ne bir selâm yolladı!

Vahşilere dönmüşüm, aklım kaçıp gitmiş, öyle olduğu halde bu âşıkına keklik gibi salınan bir muştucu bile yollamadı gitti. 

Gönül kuşumun elden çıkacağını bildi de o müselsel yazısıyle bir tuzak olsun göndermedi.

Ah o sarhoş ve şeker dudaklı sâki, mahmurluğumu bildi de bir kadeh bile lütfetmedi.

O kadar kerametlerden, makamlardan bahsedip durdum da hiç bir makamdan bana bir haber göndermedi, hiç bir suretle sözüme aldırış etmedi!

Hafız, edebini takın. Padişah, kölesine haber göndermezse neden göndermedi, niçin böyle yaptı denemez ki!

Diyrest ki dildâr peyâmi nefurustâd
Nenvişt selâmiyy-u kelâmi nefurustâd

**

109‏

 

دير است که دلدار پيامی نفرستاد

ننوشت سلامی و کلامی نفرستاد

صد نامه فرستادم و آن شاه سواران

پيکی ندوانيد و سلامی نفرستاد

سوی من وحشی صفت عقل رميده

آهوروشی کبک خرامی نفرستاد

دانست که خواهد شدنم مرغ دل از دست

و از آن خط چون سلسله دامی نفرستاد

فرياد که آن ساقی شکرلب سرمست

دانست که مخمورم و جامی نفرستاد

چندان که زدم لاف کرامات و مقامات

هيچم خبر از هيچ مقامی نفرستاد

حافظ به ادب باش که واخواست نباشد

گر شاه پيامی به غلامی نفرستاد

EY PADİŞAHLAR PADİŞAHI! YALNIZ HAYVANAT, NEBATAT, CEMADAT DEĞİL.., EMR ÂLEMİNDE NE VARSA HEPSİ FERMANINA MUTİ OLSUN!

 

233. *

Ey padişahlar padişahı, felek topu, çevgânına râm olsun. Salındığın meydan, kevnü mekân fezası olsun, bütün âlem, hükmüne girsin,

Zafer hatununun zülfü, tuğunun perçemine aşık olsun, ebedi fütuhat gözü, senin salınıp yürümene gönül versin!

Utaridin inşası, şevketinin sıfatıdır, ey ulu padişah, Aldı kül, divanının turakeşine kul olsun!

Selvi boyunu gören Tuba hasetlenmekte., ebedi cennet de bağına, bahçene gıptalar etsin! 

Yalnız hayvanat, nebatat, cemadat değil.., Emr âleminde ne varsa hepsi fermanına muti olsun!

Husrevâ küy-ı felek der ham-i çevgân-ı tu bad
Sahat-i kevn-u mekân arsa-i meydân-ı tu bâd.

 

غزل  108‏

 

خسروا گوی فلک در خم چوگان تو باد

ساحت کون و مکان عرصه ميدان تو باد

 

زلف خاتون ظفر شيفته پرچم توست

ديده فتح ابد عاشق جولان تو باد

 

ای که انشا عطارد صفت شوکت توست

عقل کل چاکر طغراکش ديوان تو باد

 

طيره جلوه طوبی قد چون سرو تو شد

غيرت خلد برين ساحت بستان تو باد

 

نه به تنها حيوانات و نباتات و جماد

هر چه در عالم امر است به فرمان تو باد

**

SEVGİLİ, YANIMDAN GEÇTİ DE RAKİPLERE DEDİ Kİ: YAZIK, YOKSUL HAFIZ, NE YAMAN DA CAN VERDİ!

 

234. *

Dün gece menekşe güle güzel bir nişane verdi de dedi ki: Saçımın büklümleri, cihanda filan güzelin saçlarını andırıyor.

Gönlüm, sır hazinesiydi; kaza eli kapısını kapadı, anahtarını da bir güzele teslim etti.

Sinik bir halde kapına geldim. Doktor,, ilâç olarak lûtfunun mumyasını tavsiye etti.

Kudreti olup bedeni sağ esen, gönlü neşeli olan ve bir kudretsize yardım eden kişinin gönlü neşeli, hatırı hoş olsun!

Yürü ey öğütçü, sen kendini tedavi et. Şarap ve dilber kime ziyan verdi ki ?

Sevgili, yanımdan geçti de rakiplere dedi ki:  Yazık, yoksul Hafız, ne yaman da can verdi!

Benefşe düş be gül guft-u hoş nişani dad
Ki tab-ı men be cihan turra-i fulani dad

113‏

 

بنفشه دوش به گل گفت و خوش نشانی داد

که تاب من به جهان طره فلانی داد

دلم خزانه اسرار بود و دست قضا

درش ببست و کليدش به دلستانی داد

شکسته وار به درگاهت آمدم که طبيب

به موميايی لطف توام نشانی داد

تنش درست و دلش شاد باد و خاطر خوش

که دست دادش و ياری ناتوانی داد

برو معالجه خود کن ای نصيحتگو

شراب و شاهد شيرين که را زيانی داد

گذشت بر من مسکين و با رقيبان گفت

دريغ حافظ مسکين من چه جانی داد

**

BU KAPIDAN AYRILMAMA İMKÂN YOK. O YÜCE KÖŞKÜN KENARINI NERDEN ÖPECEĞİM?

 

235. *

Bundan böyle, o salına salına yürüyüşüyle beni kökümden çekip çıkaran yüce boylu selvinin eteğine yapışacağım, el benim, etek onun gayri!

Çalgıya, şaraba hacet yok; yüzünü aç ta cemalinin ateşi, beni üzerlik gibi çıtırdaya çıtırdaya raksa getirsin!

Sevgilinin atının tırnağıyle yerlere yıkılıp toza, toprağa bulanmayan yüz, baht ve gelin odasının aynası olamaz.

Gamının sırlarını söyleyecek, ortalığa yayacağım; ne olursa olsun, daha fazla sabrım yok, ne yapayım? Ne vakte dek ve ne kadar sabredeyim ?

Avcı, o miskler kokan ahumu öldürme sakın., o kara gözlerden utan, kementle bağlama onu!

Bu kapıdan ayrılmama imkân yok. O yüce köşkün kenarını nerden öpeceğim?

Hafız, o misk kokulu ahudan vazgeçme. Divanenin bağlı kalması daha doğru!

Ba’d ezin dest-i men-u dâmen-i an serv-i bulend
Ki be bâlâ-yı çeman ez bun-u bihem berkend

181‏

 

بعد از اين دست من و دامن آن سرو بلند

که به بالای چمان از بن و بيخم برکند

حاجت مطرب و می نيست تو برقع بگشا

که به رقص آوردم آتش رويت چو سپند

 

هيچ رويی نشود آينه حجله بخت

مگر آن روی که مالند در آن سم سمند

گفتم اسرار غمت هر چه بود گو می‌باش

صبر از اين بيش ندارم چه کنم تا کی و چند

مکش آن آهوی مشکين مرا ای صياد

شرم از آن چشم سيه دار و مبندش به کمند

 

من خاکی که از اين در نتوانم برخاست

از کجا بوسه زنم بر لب آن قصر بلند

 

باز مستان دل از آن گيسوی مشکين حافظ

زان که ديوانه همان به که بود اندر بند

 

**

GÜZELLİĞİNİN YÂDI, GÖNLÜMDEN, CANIMDAN ASLA ÇIKMAMAKTA. O SALINA SALINA YÜRÜYEN SELVİ BOYLU KATİYEN HATIRIMDAN GİTMEMEKTE.

 

236. *

Güzelliğinin yâdı, gönlümden, canımdan asla çıkmamakta. O salına salına yürüyen selvi boylu katiyen hatırımdan gitmemekte.

Ağzının hayali, feleğin cefasıyle, zamanın derdiyle bu başı dönen âşıkın aklından gitmiyor ki.

Gönlüm ezelde zülfünle bağdaştı, ebede kadar bu ahitten dönmez.

Senin gam yükünden başka ne varsa bu yoksul âşıkın gönlünden çıkıyor da, o bir türlü çıkmıyor!

Sevgin, gönülde, canda öyle bir yer tuttu ki başım gitse bu sevgi gitmeyecek.

Gönlüm, güzellerin ardından giderse mazurdur. Ne yapsın? Dertli, elbette derman ardından koşar.

Hafız gibi serseri olmak istemeyen, güzellere gönül vermesin, onların peşinden koşmasın.

Hergizem nakş-ı tu ez levh-i dil-u can nereved
Hergiz ezyâd-ı men an serv-i hırâman nereved

223‏

 

هرگزم نقش تو از لوح دل و جان نرود

هرگز از ياد من آن سرو خرامان نرود

 

از دماغ من سرگشته خيال دهنت

به جفای فلک و غصه دوران نرود

 

در ازل بست دلم با سر زلفت پيوند

تا ابد سر نکشد و از سر پيمان نرود

 

هر چه جز بار غمت بر دل مسکين من است

برود از دل من و از دل من آن نرود

 

آن چنان مهر توام در دل و جان جای گرفت

که اگر سر برود از دل و از جان نرود

 

گر رود از پی خوبان دل من معذور است

درد دارد چه کند کز پی درمان نرود

هر که خواهد که چو حافظ نشود سرگردان

دل به خوبان ندهد و از پی ايشان نرود

**

DECCAL İŞLERİNİ İŞLEYEN MÜLHİT SOFİ NEREDE? SÖYLE ONA!
YAN, YAKIL, DİNE PENAH OLAN MEHDİ ZUHUR ETTİ!

 

237. *

Gel, Mansur Padişahın sancağı erişti; fetih ve muştuluk haberi, güneşle aya kadar vardı.

Baht cemali zafer yüzünden nikabı kaldırdı; adaletin kemali, imdat isteyenin feryadına yetişti.

Felek, şimdi güzelce dönecek., ay doğdu. Cihan, şimdi gönlün istediği gibi. Padişah geldi.

Gönül ve bilgi kervanları yol kesicilerden artık emin olabilirler, yol eri erişti.

Mısır azizi, kıskanç kardeşlerinin rağmine kuyudan çıktı, yüce aya kadar yüceldi.

Deccal işlerini işleyen mülhit sofi nerede? Söyle ona!

Yan, yakıl, dine penah olan Mehdi zuhur etti!

Seher yeli, bu aşk gamıyle yanıp yakılan gönülle ah dumanından başıma neler geldi? Sen söyle!

Padişahım, ateş otlara ne yaparsa iştiyakın da bana onu yaptı, başıma o geldi!

Hafız, uykuya varma. Tanrı’nın kabul tapısına erişenler, gece yansındaki virtle sabah çağındaki evratla eriştiler.

Biyâ ki ruyet-i Mansûr-ı Pâdşâh resid
Nuvid-i feth-u beşaret bemihr-u mâh resid

242‏

 

بيا که رايت منصور پادشاه رسيد

نويد فتح و بشارت به مهر و ماه رسيد

 

جمال بخت ز روی ظفر نقاب انداخت

کمال عدل به فرياد دادخواه رسيد

 

سپهر دور خوش اکنون کند که ماه آمد

جهان به کام دل اکنون رسد که شاه رسيد

 

ز قاطعان طريق اين زمان شوند ايمن

قوافل دل و دانش که مرد راه رسيد

 

عزيز مصر به رغم برادران غيور

ز قعر چاه برآمد به اوج ماه رسيد

 

کجاست صوفی دجال فعل ملحدشکل

بگو بسوز که مهدی دين پناه رسيد

صبا بگو که چه‌ها بر سرم در اين غم عشق

ز آتش دل سوزان و دود آه رسيد

 

ز شوق روی تو شاها بدين اسير فراق

همان رسيد کز آتش به برگ کاه رسيد

 

مرو به خواب که حافظ به بارگاه قبول

ز ورد نيم شب و درس صبحگاه رسيد

 

 

**

SEVGİLİ, OLTASIYLE AVLASIN DİYE BALIK GİBİ DENİZLERE DÜŞTÜM.

 

238. •

Sevgilim, kadehi eline alınca güzellerin revnakını giderir, alışverişlerine kesat verir.

Onun gözünü kim gördüyse dedi ki: Nerde muhtesip? Tutsun şu sarhoşu!

Sevgili, oltasıyle avlasın diye balık gibi denizlere düştüm.

Ağlaya, ağlaya ayaklarına kapandım, elimden tutar mı ki?

Hafız gibi Elest şarahından bir kadehe malik ninnin ne mutlu gönlüne!

Yarem çu kadeh be dest gired
Bâzâr-ı bütan şikest gired

148‏

 

يارم چو قدح به دست گيرد

بازار بتان شکست گيرد

 

هر کس که بديد چشم او گفت

کو محتسبی که مست گيرد

در بحر فتاده‌ام چو ماهی

تا يار مرا به شست گيرد

 

در پاش فتاده‌ام به زاری

آيا بود آن که دست گيرد

 

خرم دل آن که همچو حافظ

جامی ز می الست گيرد

**

ÂLEMDE DAHA NE ÇENK VARDI, NE REBAP. NE GÜL VARDI, NE ŞARAP!
BENİM VÜCUDUMUN BALÇIĞIYSA GÜL SUYU İLE VE ŞARAPLA YOĞURULMUŞTU.

 

239. *

Cihan, bayram kaşına hilâlden rastık çekti; bayram hilâli göründü.. sevgilinin kaşlarına bakmak gerek!

Sevgilim, yay kaşlarına rastık çekince boyumu hilâl gibi büktü.

Sabah çağında yüzünde terleyen bıyık ve sakallarının rüzgârı bahçeden geçmiş olmalı ki gül, kokumu duydu da sabah gibi üstündeki elbiseyi yırttı, açıldı.

Âlemde daha ne çenk vardı, ne rebap. Ne gül vardı, ne şarap! Benim vücudumun balçığıysa gül suyu ile ve şarapla yoğurulmuştu.

Gel de gönül derdini söyleyeyim. Çünkü sensiz ne söylemeye kudretim var, ne dinlemeye!

Vuslatının karşılığı can bile olsa satın almaya razıyım. Gözü açık tacir, ne bulursa’ alır.

Akşama benzeyen zülfünün çevresinde ay yüzünü görünce gecem aydınlandı, gündüze döndü.

Canım ağzıma geldi de hâlâ muradıma erişemedim. Ümidim bitti de hâlâ istek bitmedi

Hafız, yüzünün iştiyakiyle birkaç kelimecik yazdı. Şiirini oku da inci gibi kulağına küpe yap!

Cihan ber ebru-yi îyd ez hilâl vesme keşid
Hilâl-ı ‘îyd der ebrü-yi yâr bâyeddir

238‏

 

جهان بر ابروی عيد از هلال وسمه کشيد

هلال عيد در ابروی يار بايد ديد

شکسته گشت چو پشت هلال قامت من

کمان ابروی يارم چو وسمه بازکشيد

مگر نسيم خطت صبح در چمن بگذشت

که گل به بوی تو بر تن چو صبح جامه دريد

نبود چنگ و رباب و نبيد و عود که بود

گل وجود من آغشته گلاب و نبيد

 

بيا که با تو بگويم غم ملالت دل

چرا که بی تو ندارم مجال گفت و شنيد

بهای وصل تو گر جان بود خريدارم

که جنس خوب مبصر به هر چه ديد خريد

 

چو ماه روی تو در شام زلف می‌ديدم

شبم به روی تو روشن چو روز می‌گرديد

به لب رسيد مرا جان و برنيامد کام

به سر رسيد اميد و طلب به سر نرسيد

 

ز شوق روی تو حافظ نوشت حرفی چند

بخوان ز نظمش و در گوش کن چو مرواريد

**

ONUN EĞRİ ÇEVGÂNINA TOP OLMAZSA BAŞIMA, BAŞ DEMEM. ZATEN DE BAŞKA NE İŞE YARAR BU BAŞ?

 

240. *

Sevgilinin seferden geleceği zaman, dertlilerin muradına uyup o dertdaşın geleceği dem, ne mutlu bir zamandır, ne hoş bir demdir!

O tek binici yine gelir diye hayalinin önüne göz atını çektim..

Onun eğri çevgânına top olmazsa başıma, baş demem. Zaten de başka ne işe yarar bu baş?

Bu tarafa yine gelir hevesiyle toz gibi yolunun üstüne oturup kaldım.

Onun iki zülfüyle bir karara bağlanan, o zülüfle bağdaşan gönül, bir daha karar bulmaz, ondan sabır ve karar umma!

Yine ilkbahar gelir ümidiyle bülbüller,, kıştan ne sitemler çektiler!

Takdir nakkaşından ümidim var Hafız, selvi boylu güzel yine elime girer elbette!

Zihi huceste zemâni ki yâr bâz âyed
Be kâm-ı ğamzedegan ğamgusâr bâz âyed

235‏

 

زهی خجسته زمانی که يار بازآيد

به کام غمزدگان غمگسار بازآيد

 

به پيش خيل خيالش کشيدم ابلق چشم

بدان اميد که آن شهسوار بازآيد

 

اگر نه در خم چوگان او رود سر من

ز سر نگويم و سر خود چه کار بازآيد

 

مقيم بر سر راهش نشسته‌ام چون گرد

بدان هوس که بدين رهگذار بازآيد

 

دلی که با سر زلفين او قراری داد

گمان مبر که بدان دل قرار بازآيد

 

چه جورها که کشيدند بلبلان از دی

به بوی آن که دگر نوبهار بازآيد

ز نقش بند قضا هست اميد آن حافظ

که همچو سرو به دستم نگار بازآيد

**

CANIM DUDAĞIMA GELDİ DE HÂLÂ GÖNLÜM TAHASSÜRLERLE DOLU. DUDAKLARINDAN BİR MURAT ALMADIM. CAN BEDENDEN ÇIKMAK ÜZERE!

 

241. •

Muradıma eriyinceye kadar aramaktan el çekmem., ya ten sevgiliye ulaşır, ya can tenden çıkar!

Ölümümden sonra mezarımı aç da gör; gönlümün ateşinden dumanlar tüter!

Yüzünü göster de halk kendinden geçsin, hayran olup kalsın. Dudağını aç da erkek, kadın.. herkes, feryada gelsin!

Canım dudağıma geldi de hâlâ gönlüm tahassürlerle dolu. Dudaklarından bir murat almadım. Can bedenden çıkmak üzere!

Ağzının hasretiyle canım daraldı. Esasen o küçücük ağızdan eli  dar âşıklar, nerden murat alacaklar?

Hangi mecliste Hafız’ın adı anılırsa âşıklar, Allah ona hayırlar versin diye dua ile anıyorlar.

Dest ez taleb nedârem tâ kâm-ı men berâyed
Yâ ten resed be cânan yâ can zi ten berâyed

233‏

 

دست از طلب ندارم تا کام من برآيد

يا تن رسد به جانان يا جان ز تن برآيد

 

بگشای تربتم را بعد از وفات و بنگر

کز آتش درونم دود از کفن برآيد

 

بنمای رخ که خلقی واله شوند و حيران

بگشای لب که فرياد از مرد و زن برآيد

جان بر لب است و حسرت در دل که از لبانش

نگرفته هيچ کامی جان از بدن برآيد

از حسرت دهانش آمد به تنگ جانم

خود کام تنگدستان کی زان دهن برآيد

گويند ذکر خيرش در خيل عشقبازان

هر جا که نام حافظ در انجمن برآيد

**

NE MUTLU O SARHOŞA Kİ SEVGİLİNİN AYAĞINA BAŞINI MI, SARIĞINI MI ATACAĞINI BİLMEZ!

 

242.

Sâki, bu ellerle kadehe şarap koyarsa bütün âriflere gece gündüz şarap içirir, hepsini içkiye düşkün bir hale kor.

Zülfünün büklümü altında bu taneye benzeyen ben varken nice akıl kuşu tuzağa düşer. 

Ne mutlu o sarhoşa ki sevgilinin ayağına başını mı, sarığını mı atacağını bilmez!

Ham zahit şarabı inkâr eder ama ham şaraba bir düşse öyle bir pişer ki!

Gündüzün hüner kazanmaya çalış., gündüz şarap içmek, ayna gibi olan gönüle karanlıklar pası verir.

Gece, ufuk otağının etrafına akşam perdesini saldı mı., işte o zaman sabah gibi aydın olan şarabı içme vakti gelmiş demektir.

Şarabı, şehir muhtesibiyle içme sakın., şarabım içer de kadehe taş atar!

Hafız, bahtın o tolunaya kur’a isabet ettirirse, o sevgilinin vuslatına erişirsen külahını çıkar, başını güneşe yücelt, külahın güneş olsun!

Sâki ez bade ezin dest becan endazed
‘Arıfanrâ heme der şurb-i mudâm endazed

150‏

 

ساقی ار باده از اين دست به جام اندازد

عارفان را همه در شرب مدام اندازد

 

ور چنين زير خم زلف نهد دانه خال

ای بسا مرغ خرد را که به دام اندازد

ای خوشا دولت آن مست که در پای حريف

سر و دستار نداند که کدام اندازد

 

زاهد خام که انکار می و جام کند

پخته گردد چو نظر بر می خام اندازد

روز در کسب هنر کوش که می خوردن روز

دل چون آينه در زنگ ظلام اندازد

 

آن زمان وقت می صبح فروغ است که شب

گرد خرگاه افق پرده شام اندازد

 

باده با محتسب شهر ننوشی زنهار

بخورد باده‌ات و سنگ به جام اندازد

 

حافظا سر ز کله گوشه خورشيد برآر

بختت ار قرعه بدان ماه تمام اندازد

 

**

HAFIZ, GETİR ŞARABI., BİZ, DAİMA SUÇLAN ÖRTEN TANRI’NIN YARLIGAMASINA, BAĞIŞLAMASINA GÜVENMİŞİZDİR, GÜVENECEĞİZ DE.

 

243. *

Bu bahar çağında gül, yokluktan varlık diyarına geldi. Menekşe, gülün ayağına baş koyup secdeye vardı.

Sen de def ve çenk feryadıyle sabah şarabını içmeye başla; ney ve ut nağmeleriyle sâkinin çenesinin altını öp!

Gül devrinde şarapsız, güzelsiz ve kopuzsuz durma. Çünkü gülün çağı da zaman gibi sayılı bir haftacıktan ibarettir.

Yeryüzü kutlu bir yıldızın, mesut bir talihin tesiriyle burçlar gibi sıralanan fesleğenlerin açılması yüzünden gök gibi aydınlandı.

Sen de lâtif yanaklı, İsa nefesli güzelin elinden şarap iç, Âd ve Semud masalını bırak!

Cihan, süsen ve gül zamanı cennete döndü, fakat ne fayda ki ebedîliğine imkân yok!

Lâle Nemrut ateşini alevlendirdi., sen de bahçede Zertüşt dininin ayinini tazele!

Gül, Süleyman gibi havava binince bülbül, seher çağı Davut nağmesiyle feryada koyulunca,

Devrinin Âsafını, Süleyman mülkünün Veziri, Dinin İmadı Mahmud’u hatırlayıp şarap iste!

Hafız, getir şarabı., biz, daima suçlan örten Tanrı’nın yarlıgamasına, bağışlamasına güvenmişizdir, güveneceğiz de.

Kanun ki der çemen âmed gul ez adem bevucüd Benefşe der kadem-i o nihâd ser be sucüd

219‏

 

کنون که در چمن آمد گل از عدم به وجود

بنفشه در قدم او نهاد سر به سجود

 

بنوش جام صبوحی به ناله دف و چنگ

ببوس غبغب ساقی به نغمه نی و عود

به دور گل منشين بی شراب و شاهد و چنگ

که همچو روز بقا هفته‌ای بود معدود

شد از خروج رياحين چو آسمان روشن

زمين به اختر ميمون و طالع مسعود

 

ز دست شاهد نازک عذار عيسی دم

شراب نوش و رها کن حديث عاد و ثمود

 

جهان چو خلد برين شد به دور سوسن و گل

ولی چه سود که در وی نه ممکن است خلود

چو گل سوار شود بر هوا سليمان وار

سحر که مرغ درآيد به نغمه داوود

 

به باغ تازه کن آيين دين زردشتی

کنون که لاله برافروخت آتش نمرود

 

بخواه جام صبوحی به ياد آصف عهد

وزير ملک سليمان عماد دين محمود

 

بود که مجلس حافظ به يمن تربيتش

هر آن چه می‌طلبد جمله باشدش موجود

**

HAFIZ, TEKKE SAHİBİ SOFİLER GİBİ DAİMA DOĞRU VE SAĞLAM BİR YÜREKLE VE ZEVKU SAFALARLA MEYHANEYE GİTMEKTE!

 

244. •

Gönül kanımız, gözlerimizden yüzümüze akıp durmada. Gözümüzden yüzümüze neler gidiyor, neler çekmekteyiz; ne diyeyim?

Göğsümüzde öyle bir hava gizlemişiz ki gönlümüz yele giderse ancak, o vakit o havadan kurtulur.

Benim ay yüzlü merhametli sevgilim, güzelim elbiselerini giydi mi doğu güneşi bile hasedinden elbisesini yırtar.

Yüzümüzü, sevgilinin yolundaki topraklara koyduk. Âşinâ sevgili, yüzümüze bassa, yeridir.

Gözyaşımız öyle bir sel ki kim rastlayıp halimizi görse yüreği taş bile olsa erir, halimize acır, merhamete gelir.

Gece gündüz gözyaşlarımla savaşımız var; neden onun civarına gidiyor?

Hafız, tekke sahibi sofiler gibi daima doğru ve sağlam bir yürekle ve zevku safalarla meyhaneye gitmekte!

Ez dide hün-ı dil heme berrüy-ı mâ reved
Berrüy-ı mâ zi dide çi güyem çihâ reved

220‏

 

از ديده خون دل همه بر روی ما رود

بر روی ما ز ديده چه گويم چه‌ها رود

 

ما در درون سينه هوايی نهفته‌ايم

بر باد اگر رود دل ما زان هوا رود

 

خورشيد خاوری کند از رشک جامه چاک

گر ماه مهرپرور من در قبا رود

 

بر خاک راه يار نهاديم روی خويش

بر روی ما رواست اگر آشنا رود

سيل است آب ديده و هر کس که بگذرد

گر خود دلش ز سنگ بود هم ز جا رود

 

ما را به آب ديده شب و روز ماجراست

زان رهگذر که بر سر کويش چرا رود

 

حافظ به کوی ميکده دايم به صدق دل

چون صوفيان صومعه دار از صفا رود

 

 

**

SEHER RÜZGÂRINA SÖYLENECEK ÇOK HİKÂYELERİM VAR AMA BAHTIMA BU GECE BİR TÜRLÜ SEHER DE OLMUYOR.

245. •

Nefes tükendi, ömür bitti de senden emelime nail olamadım. Ne yazık, bahtım bir türlü, uykudan uyanmıyor.

Sabah rüzgârı gözüme mahallenden öylebir toprak serpti ki hayat bile gözü me görünmemekte.

Senin sülün boyunu sarmadıkça dilek ağacım meyva vermeyecek vesselam!

İşimiz ancak sevgilinin gönül alan yüzüyle. Toksa başka bir veçhile işimiz bitmez.

Gönül zülfünde konak tuttu, orasının hoş ve mamur bir ülke olduğunu gördü de o belâlar çeken garipten gayri bir haber bile gelmiyor.

Doğruluk jestinden binlerce dua oku attım, ne fayda ki birisi bile hedefe varmadı.

Seher rüzgârına söylenecek çok hikâyelerim var ama bahtıma bu gece bir türlü seher de olmuyor.

Bu hayalle ömrümün çağı sona erdi, hâlâ kara zülfünün belâsı sona ermedi.

Hayli zamandır Hafız’ın gönlü herkesten ürkmüştür. Onun için şimdi sevgilinin zülfündeki halkadan dışarı çıkmamakta.

Nefes berâmed-u kâr ez tu bernemiyâyed
Fiğan ki baht-ı men ezfyab dernemıyâyed

237‏

 

نفس برآمد و کام از تو بر نمی‌آيد

فغان که بخت من از خواب در نمی‌آيد

صبا به چشم من انداخت خاکی از کويش

که آب زندگيم در نظر نمی‌آيد

قد بلند تو را تا به بر نمی‌گيرم

درخت کام و مرادم به بر نمی‌آيد

مگر به روی دلارای يار ما ور نی

به هيچ وجه دگر کار بر نمی‌آيد

مقيم زلف تو شد دل که خوش سوادی ديد

وز آن غريب بلاکش خبر نمی‌آيد

ز شست صدق گشادم هزار تير دعا

ولی چه سود يکی کارگر نمی‌آيد

بسم حکايت دل هست با نسيم سحر

ولی به بخت من امشب سحر نمی‌آيد

در اين خيال به سر شد زمان عمر و هنوز

بلای زلف سياهت به سر نمی‌آيد

ز بس که شد دل حافظ رميده از همه کس

کنون ز حلقه زلفت به در نمی‌آيد

**

MEZARIMDAN LÂLE GİBİ KALKINCA YİNE SÜVEYDAMDA SENİN SEVDA DAĞIN OLACAKTIR.

 

246. •

Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz.

Mezarımdan lâle gibi kalkınca yine süveydamda senin sevda dağın olacaktır.

Ey misli bulunmaz inci, sen nerdesin, ne âlemdesin? Derdinden halkın göz yaşları deniz haline geldi! 

Her kirpiğimden bir ırmak akmakla ırmak kıyısını görmek, seyir seyran etmek istiyorsan gel!

Gül ve şarap gibi bir an olsun perdeden çık da gel., çünkü bir kere daha görüşemeyeceğiz galiba.

Büklüm büklüm zülfünün uzayıp giden gölgesi başımdan eksik olmasın. Şeyda gönül, ancak bu sayede karar ediyor.

Gözün naz edip Hafız’a meyletmiyor. Evet., ağır başlılık; bu da güzel nergisin bir vasfıdır, hakkı var!

Her kirâ bâ hatt-ı sebzet ser-i sevda bâşed
Pây ezin dâire birun nekunem tâ bâşed

157‏

 

هر که را با خط سبزت سر سودا باشد

پای از اين دايره بيرون ننهد تا باشد

من چو از خاک لحد لاله صفت برخيزم

داغ سودای توام سر سويدا باشد

تو خود ای گوهر يک دانه کجايی آخر

کز غمت ديده مردم همه دريا باشد

 

از بن هر مژه‌ام آب روان است بيا

اگرت ميل لب جوی و تماشا باشد

 

چون گل و می دمی از پرده برون آی و درآ

که دگرباره ملاقات نه پيدا باشد

 

ظل ممدود خم زلف توام بر سر باد

کاندر اين سايه قرار دل شيدا باشد

 

چشمت از ناز به حافظ نکند ميل آری

سرگرانی صفت نرگس رعنا باشد

**

— R —

GÖNÜL, YOKLUK SELİ VARLIK YAPISINI KÖKÜNDEN YIKIP GÖTÜRSE BİLE MADEMKİ KAPTANIN NUH’TUR, TUFANDAN GAM YEME!

 

247.

Kaybolmuş gitmiş Yusuf, Kenan eline yine gelir, Külbe-i ahzan bir gün olur yine gülistan kesilir., gam yeme!

Ey gamlar çeken gönül, dertlenme., halin düzene girer., gönlünü bozma, bu perişan baş yine bir hale yola girer.

Felek, iki gün muradımızça dönmediyse devran hep bir türlü dönmezse., gam çekme!

Hemen sağlık olsun., ömrünün bahan bitmezse, ecelin gelmezse, ey güzel nağmeli bülbül, yine çimen tahtında gül Şemsiyesini bağına tutarsın!

••Gönül, yokluk seli varlık yapısını kökünden yıkıp götürse bile mademki kaptanın Nuh’tur, tufandan gam yeme!

Kendine gel., gayp sırlarını bilmezsin sen, ümidini kesme., elemlenme, perde ardında gizli oyunlar var!

Kâbe’ye varmak iştiyakiyle yürürken çölde ayağına mugaylan dikenleri batarsa aldırış etme!

2070. Konak pek korkulu, maksat da çok uzak ama gam yeme. Hiç bir yol yoktur ki sonu olmasın!

Gam yeme, insanı halden hale sokan Tanrı, sevgilinin ayrılığındaki halimizi de tamamıyle bilir, rakibin verdiği zahmetleri de!

Hafız, yoksulluk bucağında karanlık gecelerde virdin, dua ve Kur’an oldukça gam yeme!

Yusuf-ı gum-keşte bâz âyed be Ken’an ğam mehor
Kulbe-i ahzan şeved tüzî gülistan ğam mehor

255‏

 

يوسف گمگشته بازآيد به کنعان غم مخور

کلبه احزان شود روزی گلستان غم مخور

 

ای دل غمديده حالت به شود دل بد مکن

وين سر شوريده بازآيد به سامان غم مخور

 

گر بهار عمر باشد باز بر تخت چمن

چتر گل در سر کشی ای مرغ خوشخوان غم مخور

دور گردون گر دو روزی بر مراد ما نرفت

دايما يک سان نباشد حال دوران غم مخور

 

هان مشو نوميد چون واقف نه‌ای از سر غيب

باشد اندر پرده بازی‌های پنهان غم مخور

ای دل ار سيل فنا بنياد هستی برکند

چون تو را نوح است کشتيبان ز طوفان غم مخور

 

در بيابان گر به شوق کعبه خواهی زد قدم

سرزنش‌ها گر کند خار مغيلان غم مخور

 

گر چه منزل بس خطرناک است و مقصد بس بعيد

هيچ راهی نيست کان را نيست پايان غم مخور

 

حال ما در فرقت جانان و ابرام رقيب

جمله می‌داند خدای حال گردان غم مخور

حافظا در کنج فقر و خلوت شب‌های تار

تا بود وردت دعا و درس قرآن غم مخور

**

HAFIZ, ORUÇ ZAMANI GEÇTİ, GÜL MEVSİMİ DE GEÇİYOR. ÇARE YOK, HEMEN ŞARAP İÇMEYE KOYUL, İŞ İŞTEN GEÇTİ GAYRİ!

 

248.

Bayram, gül mevsiminin sonu… dostlar tekliyorlar; sâki, yeni ay görünce Padişahın yüzüne bak da bana şarap sun!

Ramazan geldi, gül mevsimindeki işretten ümidimi kesmiştim… Fakat oruç tutan temiz erlerin himmeti yardım etti de gül, ramazandan sonra da bir müddetçik kaldı!

Cihana gönül verme; bir sarhoşa kadehin feyzini ve muradına erişmiş Cemşid’in hikâyesini sor!

Elimde can nakdinden başka bir şeyim yok, şarap nerde? Getir de onu da sâkinin bir göz, kaş işaretine vereyim.

Kutlu bir devlet, kerem sahibi bir padişah… Yarabbi, zamanın kem gözünden sen koru!

Bu kulun şiirleriyle şarap iç. Senin murassa kadehin bu padişahlara lâyık iri inciyle bir başka türlü bezenir.

* Sahur zamanı geçtiyse ne çıkar? Sabah şarabı var ya. Sevgilinin âşıkları şarapla iftihar etsinler artık!

Sen kerem sahibisin, affın ayıpları örter… bizim kalp akçemize de acı, ayarı düşük bir akçe zaten!

Korkarım ki mahşer günü, şeyhin tespihiyle şarap içen rindin hırkası at başı beraber gider, ikisinin de bir değeri olmaz.

Hafız, oruç zamanı geçti, gül mevsimi de geçiyor. Çare yok, hemen şarap içmeye koyul, iş işten geçti gayri!

‘lydest-u âhır-ı gul-u yaran der intizar
Sâkı berüy-ı şah bibin mâh-u mey biyâr

246‏

 

عيد است و آخر گل و ياران در انتظار

ساقی به روی شاه ببين ماه و می بيار

دل برگرفته بودم از ايام گل ولی

کاری بکرد همت پاکان روزه دار

دل در جهان مبند و به مستی سال کن

از فيض جام و قصه جمشيد کامگار

 

جز نقد جان به دست ندارم شراب کو

کان نيز بر کرشمه ساقی کنم نثار

خوش دولتيست خرم و خوش خسروی کريم

يا رب ز چشم زخم زمانش نگاه دار

 

می خور به شعر بنده که زيبی دگر دهد

جام مرصع تو بدين در شاهوار

 

گر فوت شد سحور چه نقصان صبوح هست

از می کنند روزه گشا طالبان يار

زان جا که پرده پوشی عفو کريم توست

بر قلب ما ببخش که نقديست کم عيار

 

ترسم که روز حشر عنان بر عنان رود

تسبيح شيخ و خرقه رند شرابخوار

 

حافظ چو رفت روزه و گل نيز می‌رود

ناچار باده نوش که از دست رفت کار

 

**

HAFIZ’IN HIRKASI NEYE YARAR Kİ? ŞARAPLA BOYA DA SONRA HAFIZ’I ÇARŞININ BAŞINDAN SARHOŞ VE HARAP BİR HALDE SÜRÜKLE, GETİR!

 

249.

Ey sabah yeli, sevgilinin yolundaki topraktan bana bir koku getir., gönlümün derdini al git. Sevgiliden müjde ver!

Sevgilinin ağzından, cana can katan bir nükte söyle., esrar âleminden, içinde hoş haberler bulunan bir koku getir!

Sevgilinin nefesleri nefhalarından bir şemmecik getir de dimağımı lûtfunla güzel kokularla kokulu bir hale getireyim.

Ey rüzgâr, vefakârlığın için olsun o aziz sevgilinin yolundan, ağyardan tozmayan bir toprak getir.

*          Hamlık, bönlük, canlarıyle oynayanların âdeti değildir. Bizim onlarla işimiz yok, sen bize o ayyar sevgiliden bir haber ver!

*          Bülbül, sen zevku safa içindesin. Buna şükrane olarak kafeste mahpus bulunan kuşlara gül bahçesinden haber getir!

Nice demir gönül, maksat yüzünü görmedi. Sâki, o aynaya benzer kadehi sun!

Sevgiliden ayrı geçirdiğim demlerdeki sabrım, gönlümün damağını acıttı. O şekerler yağdıran tatlı dudaktan bir işve getir!

Hafız’ın hırkası neye yarar ki? Şarapla boya da sonra Hafız’ı çarşının başından sarhoş ve harap bir halde sürükle, getir!

Ey saba nükheti ez hak-i reh-î yar biyar
Biber endüh-ı dil-u mujde-i dildar biyâr

249‏

 

ای صبا نکهتی از خاک ره يار بيار

ببر اندوه دل و مژده دلدار بيار

 

نکته‌ای روح فزا از دهن دوست بگو

نامه‌ای خوش خبر از عالم اسرار بيار

تا معطر کنم از لطف نسيم تو مشام

شمه‌ای از نفحات نفس يار بيار

به وفای تو که خاک ره آن يار عزيز

بی غباری که پديد آيد از اغيار بيار

گردی از رهگذر دوست به کوری رقيب

بهر آسايش اين ديده خونبار بيار

 

خامی و ساده دلی شيوه جانبازان نيست

خبری از بر آن دلبر عيار بيار

شکر آن را که تو در عشرتی ای مرغ چمن

به اسيران قفس مژده گلزار بيار

 

کام جان تلخ شد از صبر که کردم بی دوست

عشوه‌ای زان لب شيرين شکربار بيار

روزگاريست که دل چهره مقصود نديد

ساقيا آن قدح آينه کردار بيار

 

دلق حافظ به چه ارزد به می‌اش رنگين کن

وان گهش مست و خراب از سر بازار بيار

 

 

**

NAZAR PUSUSUNDA GÖNLÜMLE SAVAŞIM VAR. SEVGİLİNİN KAŞIYLE BAŞINDAN BİR YAY, BİR OK VER BANA!

 

250.

Ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir. Gam hastasıyım, canıma bir huzur, bir istirahat ver!

Geçmez, hiç bir işe yaramaz akçemize murat iksirini kat; yani sevgilinin kapısındaki topraktan bana bir nişane ver!

Nazar pususunda gönlümle savaşım var. Sevgilinin kaşıyle başından bir yay, bir ok ver bana!

Gurbetle, ayrılıkla, günün derdiyle ihtiyarladım artık., taze bir civanın eliyle bana şarap sun!

Bu şaraptan aşkı inkâr edenlere de iki fıçı kadeh tattır., fakat almadılar mı, durma, hemen bana ver!

Sâki, ya bu günün işretini yarına bırakma, yahut kaza ve kader divanından bana bir aman fermanı göster!

Hafız, dün gece ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir deyince gönlüm elden gitti, kendimden geçiverdim!

Ey saba nükheti ez küy-ı fulanî bemen âr
Zar-u bimar-ı ğamem rahat-ı cani bemen âr

248‏

 

ای صبا نکهتی از کوی فلانی به من آر

زار و بيمار غمم راحت جانی به من آر

قلب بی‌حاصل ما را بزن اکسير مراد

يعنی از خاک در دوست نشانی به من آر

در کمينگاه نظر با دل خويشم جنگ است

ز ابرو و غمزه او تير و کمانی به من آر

در غريبی و فراق و غم دل پير شدم

ساغر می ز کف تازه جوانی به من آر

منکران را هم از اين می دو سه ساغر بچشان

وگر ايشان نستانند روانی به من آر

ساقيا عشرت امروز به فردا مفکن

يا ز ديوان قضا خط امانی به من آر

دلم از دست بشد دوش چو حافظ می‌گفت

کای صبا نکهتی از کوی فلانی به من آر

**

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s