HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 251-300

**

AŞK ERLERİNE ANLAŞILMAZ SÖZLER SÖYLEDİN. YARABBİ, SEN BU MUAMMAYI HALLET.

 

251.

Ey sırlar söyleyen dudu, dilerim gagandan şeker eksik olmasın.

Başın daima yeşil, gönlün ebediyen hoş olsun. Sevgilinin yüzündeki tüylerden ne güzel bir nümune gösterdin bana!

Aşk erlerine anlaşılmaz sözler söyledin. Yarabbi, sen bu muammayı hallet.

Uyanık baht, bir uykuya dalmışız, yüzümüze kadehten gül suyu serp de uyanalım.

Çalgıcının çaldığı bu makam, ne makamdı ki sarhoşla ayık beraber oynamada!

Sâkinin şaraba kattığı bu afyondan içenlerde ne baş kaldı, ne sarık!

Abıhayatı İskender’e vermezler., bu, zorla, parayla olacak iş değil ki!

Gel de manası çok olan bu kısa sözden gönül ehlinin ahvalini duy, anla!

Çin güzeli, düşman, şeyhimiz sarhoş, gönül tuzağa tutulmuş, avcı da gaddar mı gaddar!

Ayıklara sarhoşluk sırlarından bahsetme., can sözünü duvardaki resme söyleme!

Hafız, Şah Mansur’un devleti sayesinde şiir söylemede şöhret buldu.

O Padişah, kullarına efendilik etti. Yarabbi, sen de onu âfetlerden koru!

Ela ey tüti-i güyâ-yı esrar
Mebâdâ hâliyet şekker ziminkar

245‏

 

الا ای طوطی گويای اسرار

مبادا خاليت شکر ز منقار

 

سرت سبز و دلت خوش باد جاويد

که خوش نقشی نمودی از خط يار

سخن سربسته گفتی با حريفان

خدا را زين معما پرده بردار

به روی ما زن از ساغر گلابی

که خواب آلوده‌ايم ای بخت بيدار

چه ره بود اين که زد در پرده مطرب

که می‌رقصند با هم مست و هشيار

از آن افيون که ساقی در می‌افکند

حريفان را نه سر ماند نه دستار

 

سکندر را نمی‌بخشند آبی

به زور و زر ميسر نيست اين کار

 

بيا و حال اهل درد بشنو

به لفظ اندک و معنی بسيار

بت چينی عدوی دين و دل‌هاست

خداوندا دل و دينم نگه دار

 

به مستوران مگو اسرار مستی

حديث جان مگو با نقش ديوار

 

به يمن دولت منصور شاهی

علم شد حافظ اندر نظم اشعار

 

خداوندی به جای بندگان کرد

خداوندا ز آفاتش نگه دار

**

KİMİN ÖMRÜNÜN MEDARI SENİN AĞZININ NOKTASIYSA, KİMİN HAYATI, BİR NOKTA GİBİ MİNİCİK AĞZININ SEVGİSİYLE DEVREDERSE ONA YOKLUK DENİZİNDEN KORKU YOKTUR.

 

252.

Ömür laleliği, yüzünün parıltısıyla neşelenen sevgili, gel., senin ömrünün gülü yokken ömrün bahar çiçekleri dökülüp gitti!

Gözden yağmur taneleri gibi göz yaşlan dökülse yerinde., çünkü gamınla ömrün çağı, şimşek gibi gelip geçti.

Kimin ömrünün medarı senin ağzının noktasıysa, kimin hayatı, bir nokta gibi minicik ağzının sevgisiyle devrederse ona yokluk denizinden korku yoktur.

Ömrüm olmadığı halde yaşamaktayım., buna o kadar şaşma, ayrılık günlerini kim ömürden sayar ki?

Her yanda hâdiseler askerinin bir pususu var. Onun için ömür atlısı dizgini koy vermiş, atını koşturup gider!

Şu bir iki an görüşme imkânı eldeyken işimizi düzene koy, bize lütfet., yarın ömrün ne olacağı belli değil ki!

Ne zamana kadar sabah şarabı içecek, tatlı seher uykusuna dalacaksın? Uyan da kendine gel. Ömrün ihtiyarı elden gitti!

Dün yol uğrağında bize bakmadı bile. Biçare gönül, ömrün geçişini görmedi bile!

Hafız, şiir söyle., cihan sayfasında ömründen yadigâr olarak ancak, kaleminden çıkan bu yazılar kalır.

Ey Hurrem ez furüğ-ı ruhet lâlezar-ı ömr
Bâz â ki rıht bi gul-i ru’yet behâr-ı ömr

253‏

 

ای خرم از فروغ رخت لاله زار عمر

بازآ که ريخت بی گل رويت بهار عمر

از ديده گر سرشک چو باران چکد رواست

کاندر غمت چو برق بشد روزگار عمر

 

اين يک دو دم که مهلت ديدار ممکن است

درياب کار ما که نه پيداست کار عمر

 

تا کی می صبوح و شکرخواب بامداد

هشيار گرد هان که گذشت اختيار عمر

 

دی در گذار بود و نظر سوی ما نکرد

بيچاره دل که هيچ نديد از گذار عمر

 

انديشه از محيط فنا نيست هر که را

بر نقطه دهان تو باشد مدار عمر

 

در هر طرف که ز خيل حوادث کمين‌گهيست

زان رو عنان گسسته دواند سوار عمر

 

بی عمر زنده‌ام من و اين بس عجب مدار

روز فراق را که نهد در شمار عمر

 

حافظ سخن بگوی که بر صفحه جهان

اين نقش ماند از قلمت يادگار عمر

 

**

FAKAT YİNE DİYORUM Kİ BU İŞE YALNIZ HAFIZ MÜPTELÂ DEĞİL YA., DAHA NİCE KİŞİLER BU ÇÖLE DALIP GİTTİLER!

 

253.

Omrüm müsait olursa ve bir kere daha meyhaneye varırsam artık rintlerin hizmetinden başka hiç bir şeyle meşgul olmayayım.

Ağlaya ağlaya gidip bir kere daha meyhane kapısını göz yaşlarımla sulayacağım gün, ne kutlu bir gündür.

Bu kavim adam tanımıyor. Yarabbi, bir sebep halk et de gevherimi başka bir satıcıya arzedeyim!

Sevgili bunca zamandır sohbeti tanımadı, hukuka riayet etmedi, geçip gitti ama haşa., ben başka bir sevgilinin ardına düşmem!

Bu gök kubbenin dairesi fırsat verir, felek yar olursa onu başka bir pergelle, başka bir düzenle yine ele geçiririm ben.

• Şuh gamzesiyle yol kesici zülfü aman verirse gönlüm huzur istiyor artık.

Gizli sırrımıza bak! Her an başka bir pazarbaşında defle, neyle hikâye edilip durmada!

Her an dertten ağlamaktayım. Çünkü felek, her saat başka bir mihnetle yaralı gönlüme kastedip duruyor!

Fakat yine diyorum ki bu işe yalnız Hafız müptelâ değil ya., daha nice kişiler bu çöle dalıp gittiler!

Ger buved ömr be meyhâne revera bâr-ı diğer
Be cuz ez hidmet-i rindan nekunem kar ı diğer

252‏

 

گر بود عمر به ميخانه رسم بار دگر

بجز از خدمت رندان نکنم کار دگر

 

خرم آن روز که با ديده گريان بروم

تا زنم آب در ميکده يک بار دگر

 

معرفت نيست در اين قوم خدا را سببی

تا برم گوهر خود را به خريدار دگر

 

يار اگر رفت و حق صحبت ديرين نشناخت

حاش لله که روم من ز پی يار دگر

گر مساعد شودم دايره چرخ کبود

هم به دست آورمش باز به پرگار دگر

 

عافيت می‌طلبد خاطرم ار بگذارند

غمزه شوخش و آن طره طرار دگر

 

راز سربسته ما بين که به دستان گفتند

هر زمان با دف و نی بر سر بازار دگر

هر دم از درد بنالم که فلک هر ساعت

کندم قصد دل ريش به آزار دگر

 

بازگويم نه در اين واقعه حافظ تنهاست

غرقه گشتند در اين باديه بسيار دگر

**

DÜN GECE UZUN KİRPİKLERİMLE SENİ ÖLDÜRECEĞİM DEMİŞTİ. AMAN, BU NİYETTEN CAYMASIN., YA RABBÎ, HATIRINDA BÖYLE BİR CAYMA NİYETİ, BÖYLE BİR ZULÜM DÜŞÜNCESİ VARSA SEN DEFET!

 

254.

Yüzünü göster de varlığımı hatırından çıkar, beni benden al., yel, yanmış âşıkların varlık harmanını savurup götürsün!

* Gönlümüzü belâ tufanına kaptırdık, gözümüzü de. Gam seline söyle, evi temelinden silip süpürsün!

Ham ambere benzeyen zülfünü kim okşayabilir? Heyhat! Ey ham gönül, bu tamahı hatırından çıkar!

Göğüse söyle, Fars ateşkedesini söndürsün, göze buyur, Bağdat’taki Dicle’nin şöhretini, şerefini gidersin!

* Pîr-i Mugânın devleti bakî olsun yoksa, ondan ötesi kolay. Ondan başka âlemde ne varsa hepsine birden de ki:           

Varın, gidin., benim adımı hatırınızdan çıkarın!

Çalışmazsan bu yolda hiç bir durağa erişemezsin. Bir şey elde etmek istiyorsan üstada itaat et!

Dün gece uzun kirpiklerimle seni öldüreceğim demişti. Aman, bu niyetten caymasın., Ya Rabbî, hatırında böyle bir cayma niyeti, böyle bir zulüm düşüncesi varsa sen defet!

Ölüm günümde bir an görüneceğini vadet, sonra beni hiç bir şeye aldırmaz, hiç bir şeyi kayırmaz bir halde mezarıma kadar götür!

Hafız, sevgilinin batın pek naziktir, sakın.. hem de kapısından git, bu feryad ü figanı terket!

Ray binmây-u vucüd-ı hodem ez yâd biber
Hırmen-i suhteganrâ heme gü bâd biber

250‏

 

روی بنمای و وجود خودم از ياد ببر

خرمن سوختگان را همه گو باد ببر

 

ما چو داديم دل و ديده به طوفان بلا

گو بيا سيل غم و خانه ز بنياد ببر

 

زلف چون عنبر خامش که ببويد هيهات

ای دل خام طمع اين سخن از ياد ببر

سينه گو شعله آتشکده فارس بکش

ديده گو آب رخ دجله بغداد ببر

 

دولت پير مغان باد که باقی سهل است

ديگری گو برو و نام من از ياد ببر

سعی نابرده در اين راه به جايی نرسی

مزد اگر می‌طلبی طاعت استاد ببر

روز مرگم نفسی وعده ديدار بده

وان گهم تا به لحد فارغ و آزاد ببر

 

دوش می‌گفت به مژگان درازت بکشم

يا رب از خاطرش انديشه بيداد ببر

 

حافظ انديشه کن از نازکی خاطر يار

برو از درگهش اين ناله و فرياد ببر

 

**

GÖNÜL, ÂŞIKLIKTA AYAK DİRE., ÇÜNKÜ BU YOLDA ÜCRETSİZ İŞ YOK.

 

255.

Bu gece Kadir gecesi; ayrılık mektubu dürüldü. Bu gece, tanyeri ağarıncayadek esenlik ve kutluluk!

Gönül, âşıklıkta ayak dire., çünkü bu yolda ücretsiz iş yok.

Bana ayrılıkla da eziyet etsen, beni zorla da incitsen faydasız. Rintlikten tövbe etmeyeceğim!

* Ey gönlü aydın sabah, Tanrı hakkıyçin bir doğ., görüyorum ki ayrılık gecesi derin karanlıklara dalmış!

Gönlüm elden gitti de sevgilinin yüzünü görmedim., feryat bu zulümden, ah bu takatsizlikten!

Hafız, vefa istiyorsan cefa çek. Çünkü kâr da ticarettedir, ziyan da!

Şeb-i vaşlest-u tay şud name-i hecr
Selamun hiye hattâ matla’-il fecr

251‏

 

شب وصل است و طی شد نامه هجر

سلام فيه حتی مطلع الفجر

دلا در عاشقی ثابت قدم باش

که در اين ره نباشد کار بی اجر

من از رندی نخواهم کرد توبه

و لو آذيتنی بالهجر و الحجر

برآی ای صبح روشن دل خدا را

که بس تاريک می‌بينم شب هجر

دلم رفت و نديدم روی دلدار

فغان از اين تطاول آه از اين زجر

 

وفا خواهی جفاکش باش حافظ

فان الربح و الخسران فی التجر

**

SEMAA GİR; HIRKANI ÇIKAR, OYNA. YOK… EĞER BUNLARI YAPAMAYACAKSAN BİR BUCAĞA GİT, HIRKANI BAŞINA ÇEK, OTUR!

 

256.

Yüzünü göster de bana, “canından geç” de. Muma benzeyen yalınlı yüzüne karşı âşıkın gönlü bir pervaneye benziyor, ateşe buyur, pervaneyi yakanı, yandırsın!

Susuz dudağımızı gör de bizden suyu esirgeme. Öldürdüğü âşıkın baş ucuna gel de onu tozdan topraktan kaldır!

Yoksulu terketme.. gümüşü, altını yak ama derdinle ağlıyor ya., göz yaşlarım gümüş say, yüzünü altın farzet;

Çenk çal… Ut yoksa ne zararı var? Tut ki ateşim aşk, gönlüm öd ağacı, bedenim de buhurdan!

Semaa gir; Hırkanı çıkar, oyna. Yok… eğer bunları yapamayacaksan bir bucağa git, hırkanı başına çek, otur!

Sofi hırkanı başından çek, bürünme o hırkaya… Sâf şarap çekmeye bak., param, pulunu ver, altınlar sarfederek bir gümüş bedenli dilberi ağuşuna al!

Sevgiliye sen benimle yâr ol da, iki cihana da benimle düşman olun, ne çıkar de. Bahta de ki; Bana arkanı dönme… Sonra bütün yeryüzünü asker farz et, ne zarar olabilir?

Sevgili, gitmeye niyetlenme, bir an bizimle kal. Irmak kıyısında neşe ara, kadehi eline al!

Kendini yanından gitmiş, benden ayrılmış say. O vakit gönüldeki ateşten benzimi sapsan, dudağımı kupkuru, gönlümün ve gözümün ateşinden kucağımı sulara gark olmuş farz et? Sensiz işte bu hale gelirim ben de!

Hafız, meclisi beze de vaize söyle; gel, meclisimizi gör de mimberi bırak artık!

Ruy binmâ vu mera gü ki zi can dil bergir
Piş-i şem’ âteş-i pervane be can gü dergir

257‏

 

روی بنما و مرا گو که ز جان دل برگير

پيش شمع آتش پروا نه به جان گو درگير

 

در لب تشنه ما بين و مدار آب دريغ

بر سر کشته خويش آی و ز خاکش برگير

ترک درويش مگير ار نبود سيم و زرش

در غمت سيم شمار اشک و رخش را زر گير

 

چنگ بنواز و بساز ار نبود عود چه باک

آتشم عشق و دلم عود و تنم مجمر گير

 

در سماع آی و ز سر خرقه برانداز و برقص

ور نه با گوشه رو و خرقه ما در سر گير

 

صوف برکش ز سر و باده صافی درکش

سيم درباز و به زر سيمبری در بر گير

دوست گو يار شو و هر دو جهان دشمن باش

بخت گو پشت مکن روی زمين لشکر گير

ميل رفتن مکن ای دوست دمی با ما باش

بر لب جوی طرب جوی و به کف ساغر گير

رفته گير از برم وز آتش و آب دل و چشم

گونه‌ام زرد و لبم خشک و کنارم تر گير

 

حافظ آراسته کن بزم و بگو واعظ را

که ببين مجلسم و ترک سر منبر گير

 

**

SEN DAHA YENİ AYKEN BEN SANA ÂŞIKTIM, ŞİMDİ TOPLAN AY OLDUN, BANA GÖRÜNMEDEN ÇEKİNME !

 

257.

Seher yeli, ne olur… Sevgilinin durağına uğramaktan çekinme, bir uğra da âşıka oradan bir habercik ver, bu lûtfu esirgeme!

Ey gül, bahtınca açıldın; şükrane olarak vuslat yelini bülbülden esirgeme bari!

*          Sen daha yeni ayken ben sana âşıktım, şimdi toplan ay oldun, bana görünmeden çekinme !

Cihan da ehemmiyetsiz bir şey, cihandakiler de .. artık sen de marifet ehlinden bu ehemmiyetsiz şeyi kıskanma!

Tatlı dudağın şeker kaynağıyken söz söyle, dududan şekeri diriğ etme!

*          Güzel huylarını dünyaya yayan, ancak şairdir. Şairden caizeyi, azığı esirgeme!

Adının iyilikle anılmasını istiyorsan söz budur. Söze karşılık gümüşü, altını kıskanma!

Gam tozu yatışır, hal düzelir Hafız… yalnız sen, bu yoldan göz yaşını eksik etmeye gör!

Sabâ zi menzil-i canan guzer diriğ medar
Vezo be ‘âşık-ı bidil haber diriğ medar

247‏

 

صبا ز منزل جانان گذر دريغ مدار

وز او به عاشق بی‌دل خبر دريغ مدار

به شکر آن که شکفتی به کام بخت ای گل

نسيم وصل ز مرغ سحر دريغ مدار

 

حريف عشق تو بودم چو ماه نو بودی

کنون که ماه تمامی نظر دريغ مدار

جهان و هر چه در او هست سهل و مختصر است

ز اهل معرفت اين مختصر دريغ مدار

 

کنون که چشمه قند است لعل نوشينت

سخن بگوی و ز طوطی شکر دريغ مدار

مکارم تو به آفاق می‌برد شاعر

از او وظيفه و زاد سفر دريغ مدار

 

چو ذکر خير طلب می‌کنی سخن اين است

که در بهای سخن سيم و زر دريغ مدار

غبار غم برود حال خوش شود حافظ

تو آب ديده از اين رهگذر دريغ مدار

 

**

EZELDEKİ TAKSİMİ BİZ YOKKEN YAPTILAR. AZ BİR MİKTAR DİLEĞİNE UYGUN DÜŞMEDİYSE NE YAPALIM, HOŞ GÖR, DAHİ ETME!

 

258. •

Sana bir öğüt vereyim: Dinle, bahane bulup kulak asmazlık etme! Seni esirgeyen öğütçü ne derse kabul et!

Gençlerin yüzlerini seyret, zevk al. Çünkü ihtiyar âlemin hilesi, ömür pususuna yatmıştır, fırsat gözlemektedir.

iki cihanın zevk ve lezzeti âşıklara göre ancak bir arpa değerindedir. Hattâ iki cihanın lezzeti değersiz bir matahlarda bu bir arpa ona nispetle pek çok bir fiyattır.

İyi bir dostla düzenli bir saz istiyorum… bu suretle zir ve bem naleleriyle derdimi söyleyeceğim.

Şarap içmemek, günah etmemek niyetindeyim amma eğer takdir, tedbirime uygun düşerse!

Ezeldeki taksimi biz yokken yaptılar. Az bir miktar dileğine uygun düşmediyse ne yapalım, hoş gör, dahi etme!

Sâki, misket şarabını lâle gibi benim de kadehime dök de sevgin hatırımdan çıkmasın!

Sâki, o parlak şarap kadehini sun., hasetciye de de ki: Vezirin keremini gör de öl, geber!

Tövbe etmek azmiyle kadehi yüz kere elimden bıraktım! Fakat sâkinin göz ucuyla

bakışı tesir etmiyor, beni tevbemde sebat etmeye bırakmıyor ki!

İki yıllık şarapla on dört yaşındaki sevgili.. bana bunlar kâfi! Ne yapacağım bunlardan başka büyükle, küçükle düşüp kalkmayı!

Bizim ürküp kaçan gönlümüzü kim zaptedebilir? Zincirden boşanmış Mecnundan haber verin!

Hafız, bu mecliste tövbeden dem urma… sonra seni yay kaşlı sâkiler oklarlar.

Nasihati kunemet bişnev-u behâne megir
Her ançi nâsıh-ı müşfik bigüyedet bipezir

256‏

 

نصيحتی کنمت بشنو و بهانه مگير

هر آن چه ناصح مشفق بگويدت بپذير

 

ز وصل روی جوانان تمتعی بردار

که در کمينگه عمر است مکر عالم پير

 

نعيم هر دو جهان پيش عاشقان بجوی

که اين متاع قليل است و آن عطای کثير

معاشری خوش و رودی بساز می‌خواهم

که درد خويش بگويم به ناله بم و زير

 

بر آن سرم که ننوشم می و گنه نکنم

اگر موافق تدبير من شود تقدير

 

چو قسمت ازلی بی حضور ما کردند

گر اندکی نه به وفق رضاست خرده مگير

چو لاله در قدحم ريز ساقيا می و مشک

که نقش خال نگارم نمی‌رود ز ضمير

بيار ساغر در خوشاب ای ساقی

حسود گو کرم آصفی ببين و بمير

به عزم توبه نهادم قدح ز کف صد بار

ولی کرشمه ساقی نمی‌کند تقصير

می دوساله و محبوب چارده ساله

همين بس است مرا صحبت صغير و کبير

 

دل رميده ما را که پيش می‌گيرد

خبر دهيد به مجنون خسته از زنجير

 

حديث توبه در اين بزمگه مگو حافظ

که ساقيان کمان ابرويت زنند به تير

**

EY GÜL, SEN GÜZELLİK PADİŞAHISIN., BUNA ŞÜKRET DE ŞEYDA VE ÂŞIK BÜLBÜLLERE GURUR GÖSTERME!

 

259. *

Yine usul boylu selvinin dalında sabırlı bülbül şakıdı: Kem göz, gülün yüzünden ırak olsun!

Ey gül, sen güzellik padişahısın., buna şükret de şeyda ve âşık bülbüllere gurur gösterme!

Ayrılığından şikâyet etmiyorum., çünkü ayrılık olmasa vuslatın bir lezzeti kalmaz.

Başkaları işretle, zevkle neşelenirler. Bizim neşemizse sevgilinin gamı.

Zahit hurilerle köşklere ümitlenmekte. Bizim köşklerimiz meyhane, hurimiz de sevgili!

Çenk nağmeleriyle şarap iç, gam yeme. Biri sana şarap içme derse de ki: Tanrı, yargılayıcıdır. 

Hafız, ayrılık derdinden neye şikâyet ediyorsun? Ayrılıkta vuslat vardır, karanlıkta nur!

Diğer zişâh-ı serv-i sehi bulbul-i sabur
Gulbâng zed ki çeşm-i bed ez rüy-ı gul bedur

254‏

 

ديگر ز شاخ سرو سهی بلبل صبور

گلبانگ زد که چشم بد از روی گل به دور

ای گلبشکر آن که تويی پادشاه حسن

با بلبلان بی‌دل شيدا مکن غرور

از دست غيبت تو شکايت نمی‌کنم

تا نيست غيبتی نبود لذت حضور

گر ديگران به عيش و طرب خرمند و شاد

ما را غم نگار بود مايه سرور

 

زاهد اگر به حور و قصور است اميدوار

ما را شرابخانه قصور است و يار حور

 

می خور به بانگ چنگ و مخور غصه ور کسی

گويد تو را که باده مخور گو هوالغفور

 

حافظ شکايت از غم هجران چه می‌کنی

در هجر وصل باشد و در ظلمت است نور

**

— Z —

DAHA İLK GÜNÜ SAÇLARININ AŞKIYLE DİNİM ELDEN GİTTİ. BU SEVDA İLE SONUM NEYE VARACAK? BİLMEM!

 

 

260.

Dudağını isteyip durmaktayım, fakat henüz muradıma erişmedim. Lâl dudaklarının kadehinden içerim ümidiyle hâlâ şarap içip duruyorum.

Daha ilk günü saçlarının aşkıyle dinim elden gitti. Bu sevda ile sonum neye varacak? Bilmem!

* Sâki o ateş renkli sudan bir yudum sun. Çünkü aşkıyle pişmiş erler arasında ben henüz hamım.

Bir gece yanıldım da zülfüne Hutem miski dedim. O vakittenberi her an vücudumdaki kıllar, bana ayrı ayrı kılıç urmada

Bir gün sevgili, nasılsa yanılmış da adımı anmış. O gündenberi adımdan gönül ehlince can kokusu geliyor.

Güneş, havletimde senin yüzünün ziyasını göreli gölge gibi kapıma, damıma uhup durmada.

Lâl dudaklarının sâkisi, ezel günü bana öyle bir yudum şarap sundu ki hâlâ o kadehin sarhoşuyum, ayılamadım gitti.

Ey bana canım ver de rahatlaş diyen, canımı sevgilinin dertlerine verdim ama hâlâ huzurum, rahatım yok!

Hafız, lâl dudaklarının hikâyesini kaleme alalı her an kaleminden Abıhayat akmada!

Berneyâmed eztemennâ-yı lebet karnem henüz
Ber umid-i câm-ı la’let durdi âşâmem henüz

265‏

 

برنيامد از تمنای لبت کامم هنوز

بر اميد جام لعلت دردی آشامم هنوز

 

روز اول رفت دينم در سر زلفين تو

تا چه خواهد شد در اين سودا سرانجامم هنوز

 

ساقيا يک جرعه‌ای زان آب آتشگون که من

در ميان پختگان عشق او خامم هنوز

 

از خطا گفتم شبی زلف تو را مشک ختن

می‌زند هر لحظه تيغی مو بر اندامم هنوز

پرتو روی تو تا در خلوتم ديد آفتاب

می‌رود چون سايه هر دم بر در و بامم هنوز

نام من رفته‌ست روزی بر لب جانان به سهو

اهل دل را بوی جان می‌آيد از نامم هنوز

در ازل داده‌ست ما را ساقی لعل لبت

جرعه جامی که من مدهوش آن جامم هنوز

ای که گفتی جان بده تا باشدت آرام جان

جان به غم‌هايش سپردم نيست آرامم هنوز

 

در قلم آورد حافظ قصه لعل لبش

آب حيوان می‌رود هر دم ز اقلامم هنوز

**

PERVANENİN GÖNLÜ ÇIRAĞLA YANAR. FAKAT BENİM GÖNLÜM, SENİN YÜZÜNÜN ÇIRAĞI OLMAYINCA YANIYOR.

 

261.

Ey nazlı güzellik selvisi, ne güzel naz ederek gidiyorsun. Âşıklar, her an senin bir nazına karşı binlerce niyaz etmekte.

Güzel yüzün kutlu olsun., naz elbisesini ezelden tam boyuna göre seçmişler!

Amber zülfünün kokusunu dileyene söyle: ödağacı gibi sevda ateşinde yansın, yakılsın!

Pervanenin gönlü çırağla yanar. Fakat benim gönlüm, senin yüzünün çırağı olmayınca yanıyor.

Mehengim rakibin kmamasıyle bozulmaz, hattâ beni altın gibi makasla parça parça etseler bile!

Civarının kâbesinde vakfeye duran gönül, o harimin neşesiyle Hicaz’ı bile anmıyor.

Madem ki kaşlarının mihrabı yok ve olmadıkça da namaz kılmam caiz değil; her an gönül kanıyla abdest almaya ne hacet?

Sofi, dün sen yokken, şarap içmeye tövbe etmişti. Fakat bugün meyhane kapışım açık görünce tövbesini bozuverdi!

Hafız; dün gece sâkinin dudağından bir sır duydu da yine şarap gibi ellerini çırpa çırpa küp dibine gitti!

Ey serv-i naz-ı husn ki hoş mırevi benâz
Uşşâkrâ benâz-ı tu her lahza sad niyaz

260‏

 

ای سرو ناز حسن که خوش می‌روی به ناز

عشاق را به ناز تو هر لحظه صد نياز

 

فرخنده باد طلعت خوبت که در ازل

ببريده‌اند بر قد سروت قبای ناز

آن را که بوی عنبر زلف تو آرزوست

چون عود گو بر آتش سودا بسوز و ساز

 

پروانه را ز شمع بود سوز دل ولی

بی شمع عارض تو دلم را بود گداز

صوفی که بی تو توبه ز می کرده بود دوش

بشکست عهد چون در ميخانه ديد باز

 

از طعنه رقيب نگردد عيار من

چون زر اگر برند مرا در دهان گاز

 

دل کز طواف کعبه کويت وقوف يافت

از شوق آن حريم ندارد سر حجاز

 

هر دم به خون ديده چه حاجت وضو چو نيست

بی طاق ابروی تو نماز مرا جواز

چون باده باز بر سر خم رفت کف زنان

حافظ که دوش از لب ساقی شنيد راز **

**

ÂŞIK CİĞER KANIYLA TEMİZLENMEZSE, AŞK MÜFTÜSÜNÜN FETVASINA GÖRE, NAMAZI SAHİH OLMAZ.

 

262.

Gözümü sevgilinin yüzüne açtım… Ey kulların işini düzene koyan. Ey kullara lütuf eden Tanrı, sana nasıl şükredeyim?

Belâya düşmüş muhtaç bir kula de: Yüzünü tozdan; topraktan temizleme. Niyaz civarının toprağı murat kimyasıdır.

** Ey göz, bir iki katra gözyaşı saçtın ama karşılık olarak ne devlet elde ettin. Gel de bu devlete karşı nazlan; işvelen artık!

Âşık ciğer kanıyla temizlenmezse, aşk müftüsünün fetvasına göre, namazı sahih olmaz.

** Maksat aşk cilvesinden ibaret; yoksa Mahmud’un devlet yüzü, Eyaz’ın zülfüne muhtaç değil ki!

Gönül, yol müşküllerinden yüz çevirme. Yol eri, yokuşu, inişi düşünmez.

Bu geçici durakta eline kadehten başka bir şey alma., bu oyun saraycağızında aşktan başka bir şeyle oynama.

Seher rüzgârına ne inanayım, ona sırrımı nasıl söyleyeyim? Bu bahçede usul boylu selvi gibi sırra mahrem değil ki!

Güzelliğin, başkalarının sana âşık olmasına muhtaç değil., hepsinden müstağni, müstağni ama ben bu aşktan dönecek, vazgeçecek adam değilim!

Gönlümün yanışından neler çekiyorum, sana ne söyleyeyim? Ben gammaz değilim, bunu gözyaşlarımdan sor!

* Yarım öpüşle gönül ehlinden bir dua al da düşmanının hilesini canından da defetsin, teninden de!

Hafız, bir yerde gazel okumaya başladı mı orada zührenin gazel okuması kaale bile alınmaz; o kadar ehemmiyetsiz kalır!

Menem ki dide bedidâr-ı dost kerdem bâz
Çi şukr güyemet ey kâr-sâz-ı bende-nevâz

259‏

 

منم که ديده به ديدار دوست کردم باز

چه شکر گويمت ای کارساز بنده نواز

نيازمند بلا گو رخ از غبار مشوی

که کيميای مراد است خاک کوی نياز

ز مشکلات طريقت عنان متاب ای دل

که مرد راه نينديشد از نشيب و فراز

 

طهارت ار نه به خون جگر کند عاشق

به قول مفتی عشقش درست نيست نماز

 

در اين مقام مجازی بجز پياله مگير

در اين سراچه بازيچه غير عشق مباز

 

به نيم بوسه دعايی بخر ز اهل دلی

که کيد دشمنت از جان و جسم دارد باز

 

فکند زمزمه عشق در حجاز و عراق

نوای بانگ غزل‌های حافظ از شيراز

**

YOL ERLERİ, BELÂ YOLUNA ÇEKİNMEDEN GİDERLER. YOL ERİNE İNİŞTEN, YOKUŞTAN NE GAM!

 

263.

Binlerce şükür olsun, seni dilediğim gibi ihlâsla gönlüme hemdem olmuş gördüm.

Yol erleri, belâ yoluna çekinmeden giderler. Yol erine inişten, yokuştan ne gam!

Sevgilinin derdini rakibin ağzına düşürmeyip gizlemek daha iyi. Çünkü kin güdenlerin gönlü, sırra mahrem olamaz.

Kaza ve kader bezeyicisinin kopardığı bu fitne ne fitneydi? Sevgilinin mest nerkisleri nâz sürmesiyle sürmelendi!

Meclis, sevgilinin yüzüyle aydın ya, buna şükret de eğer bir cefa çırağı gelirse çekinme; yan, yakıl!

Hafız’ın gazellerinin şöhreti Şiraz’ı aştı, Hicaz’la Irak’a aşk zemzemesi saldı!

Hezâr şukr ki didem bekâm-ı hişet bâz
Zi rüy-ı şıdk-u şafâ keşte bâdilem demsâz

 

غزل  258‏

 

هزار شکر که ديدم به کام خويشت باز

ز روی صدق و صفا گشته با دلم دمساز

روندگان طريقت ره بلا سپرند

رفيق عشق چه غم دارد از نشيب و فراز

 

غم حبيب نهان به ز گفت و گوی رقيب

که نيست سينه ارباب کينه محرم راز

 

اگر چه حسن تو از عشق غير مستغنيست

من آن نيم که از اين عشقبازی آيم باز

چه گويمت که ز سوز درون چه می‌بينم

ز اشک پرس حکايت که من نيم غماز

 

چه فتنه بود که مشاطه قضا انگيخت

که کرد نرگس مستش سيه به سرمه ناز

 

بدين سپاس که مجلس منور است به دوست

گرت چو شمع جفايی رسد بسوز و بساز

غرض کرشمه حسن است ور نه حاجت نيست

جمال دولت محمود را به زلف اياز

 

غزل سرايی ناهيد صرفه‌ای نبرد

در آن مقام که حافظ برآورد آواز

 

**

SEVGİLİYE KÖTÜ NAZARLA BAKMAK DOĞRU DEĞİLDİR. YÜZÜNE TEMİZ BİR AYNADAN BAK!

 

264.

Kalk, kafatası toprakla dolup toprağı dökülmeden şarap kadehine neşeli şarabı doldur.

Madem ki son konağımız, sükût edenlerin vadisidir… Şimdi feleklerin kubbesine nağralar at!

Ey selvi boylu, terütaze başın için, ben toprak olunca nâzı bırak da bu toprağa bir gölge sal!

Sevgiliye kötü nazarla bakmak doğru değildir. Yüzüne temiz bir aynadan bak!

Yılana benzer zülfünden zehirlenen gönlümüzü dudağınla tedavi et, bir panzehir ver!

Bu tarlanın tapusu, bilirsin ki kimseye kalmaz, sebatı da yoktur… sen de bütün bu varlığa kadehin ciğerinden bir ateş sal!

* Gözyaşımla yıkandım, çünkü yol ehli olanlar, önce temizlen de o tertemiz güzele sonra bak derler.

Yarabbi, o kendini gören zahit, ayıptan başka bir şey görmemekte., onun idrâk aynasına bir ah buğusu ver!

Hafız, sevgilinin kokusuyla elbiseni gül gibi yırt, o can ve ten libasını da o çevik ve usul boylu güzelin yoluna at!

Hiz-ı u der kâse-i rez âb-ı tarabnâk endâz
Pişter zan ki şeved kâse-i ser hâk endâz

264‏

 

خيز و در کاسه زر آب طربناک انداز

پيشتر زان که شود کاسه سر خاک انداز

 

عاقبت منزل ما وادی خاموشان است

حاليا غلغله در گنبد افلاک انداز

 

چشم آلوده نظر از رخ جانان دور است

بر رخ او نظر از آينه پاک انداز

به سر سبز تو ای سرو که گر خاک شوم

ناز از سر بنه و سايه بر اين خاک انداز

 

دل ما را که ز مار سر زلف تو بخست

از لب خود به شفاخانه ترياک انداز

 

ملک اين مزرعه دانی که ثباتی ندهد

آتشی از جگر جام در املاک انداز

غسل در اشک زدم کاهل طريقت گويند

پاک شو اول و پس ديده بر آن پاک انداز

 

يا رب آن زاهد خودبين که بجز عيب نديد

دود آهيش در آيينه ادراک انداز

 

چون گل از نکهت او جامه قبا کن حافظ

وين قبا در ره آن قامت چالاک انداز

 

**

ŞARAP KÜPÜNDE OTURAN EFLÂTUN’DAN BAŞKA BİZE HİKMET SIRLARINI KİM AÇABİLİR Kİ?

 

265.

Gönülleri kana bulananların halini kim söyler, felekten şarap küpünün kanını kim arar, sorar?

Eğer yine sarhoş nergis biter, açılırsa şaraba tapanların gözlerinden utansın!

Lâle gibi kadeh dolandıran, daima şarap içen artık bu cefadan dolayı yüzünü kanla yıkasın!

Çengin perde ardında söz söylemesi kâfi. Saçını kesin de artık ağlayıp inlemesin.

Şarap küpünde oturan Eflâtun’dan başka bize hikmet sırlarını kim açabilir ki?

Dudağından bir kadeh koklamazsa gönlüm, konceler gibi açılmaz vesselâm!

Hafız ölmez, sağ kalırsa küp kâbesinin etrafında canla başla döner, tavafta bulunur.

Hal-i hunin-dilan ki guyed baz
Vez felek hün-ı hum ki cûyed baz

262‏

 

حال خونين دلان که گويد باز

و از فلک خون خم که جويد باز

 

شرمش از چشم می پرستان باد

نرگس مست اگر برويد باز

 

جز فلاطون خم نشين شراب

سر حکمت به ما که گويد باز

 

هر که چون لاله کاسه گردان شد

زين جفا رخ به خون بشويد باز

 

نگشايد دلم چو غنچه اگر

ساغری از لبش نبويد باز

بس که در پرده چنگ گفت سخن

ببرش موی تا نمويد باز

گرد بيت الحرام خم حافظ

گر نميرد به سر بپويد باز

 

**

GÖNLÜM, KAVGACI, VADİNDE DURMAZ, KAN DÖKÜCÜ, HİLEBAZ BİR ESMER GÜZELİNE KAPILDI.

 

266.

Gönlüm, kavgacı, vadinde durmaz, kan dökücü, hilebaz bir esmer güzeline kapıldı.

Güzeller, gömleklerinin önlerini açtılar da göğüslerini gösterdiler mi bu hale binlerce takva elbisesi, binlerce zahitlik hırkası feda olsun!

Sâki, melek, aşk nedir bilmez ki., sen bir kadeh iste de âdemin toprağına şaraptan gül suyu dök!

** Aşk ateşini artıran sözlere kul olayım… o sözler, yalımlı ateşe soğuk su serpen sözler değildir.

Yoksul, yorgun bir halde kapma geldim; merhamet et. Sevginden başka bir armağanım da yok!

** Savaşta kolunun kuvvetine mağrur olma. Çünkü binlerce düzen, padişahın hükmüyle ehemmiyetsiz kalır.

Gel gel. dün akşam meyhane hatifi bana dedi ki: Rıza makamında ol, kazadan kaçma!

Kefenime bir kadeh bağla da mahşer sabahı şarapla kıyamet korkusunu gönlümden atayım!

• Beninin hayalini kendimle mezara götüreceğim; toprağım beninden amberlere bulansın!

Âşıkla maşuk arasında hiç bir hail yoktur. Sen, perdesin… Hafız, aradan kalk!

Dilem remide-i lüliveşest şürengiz
Durüg-va’de vu kattâl-vaz’-u reng-âmiz

266‏

 

دلم رميده لولی‌وشيست شورانگيز

دروغ وعده و قتال وضع و رنگ آميز

 

فدای پيرهن چاک ماه رويان باد

هزار جامه تقوا و خرقه پرهيز

 

خيال خال تو با خود به خاک خواهم برد

که تا ز خال تو خاکم شود عبيرآميز

فرشته عشق نداند که چيست ای ساقی

بخواه جام و گلابی به خاک آدم ريز

پياله بر کفنم بند تا سحرگه حشر

به می ز دل ببرم هول روز رستاخيز

فقير و خسته به درگاهت آمدم رحمی

که جز ولای توام نيست هيچ دست آويز

بيا که هاتف ميخانه دوش با من گفت

که در مقام رضا باش و از قضا مگريز

 

ميان عاشق و معشوق هيچ حال نيست

تو خود حجاب خودی حافظ از ميان برخيز

**

YANILDIM, MEYHANE YOLUNDAN DÖNDÜM. YİNE KEREM ET, BENİ DOĞRU YOLA GETİR.

 

267. •

Gel, gemimizi şarap ırmağına at., gencin de canına velvele sal, ihtiyarın da!

Sâki, beni şarap gemisine at. Atalar sözüdür, iyilik et de denize at demişler.

Yanıldım, meyhane yolundan döndüm. Yine kerem et, beni doğru yola getir.

Sâki, o gül renkli, misk kokulu şarabı getir. Gül suyunun gönlüne haset kıvılcımı sal.

Gerçi sarhoşum, harabım amma lütfet de bu harap sarhoşun yüzüne bir bak!

Gece yansı güneş istersen gül yüzlü üzüm kızının yüzünden nikabı kaldır.

Ölüm günü, beni toprağa gömmelerine müsaade etme., beni meyhaneye götür, bir şarap küpüne at!

Hafız, feleğin cevrinden gönlün daraldı, cana geldi. Mihnet şeytanlarına şehap oklarını fırlat!

Biya vu keşti-i mi der şat ı şerab endaz
Hurüş-u velvele der cın-ı şeyb-u şib endaz

263‏

 

بيا و کشتی ما در شط شراب انداز

خروش و ولوله در جان شيخ و شاب انداز

 

مرا به کشتی باده درافکن ای ساقی

که گفته‌اند نکويی کن و در آب انداز

ز کوی ميکده برگشته‌ام ز راه خطا

مرا دگر ز کرم با ره صواب انداز

 

بيار زان می گلرنگ مشک بو جامی

شرار رشک و حسد در دل گلاب انداز

 

اگر چه مست و خرابم تو نيز لطفی کن

نظر بر اين دل سرگشته خراب انداز

 

به نيم شب اگرت آفتاب می‌بايد

ز روی دختر گلچهر رز نقاب انداز

مهل که روز وفاتم به خاک بسپارند

مرا به ميکده بر در خم شراب انداز

 

ز جور چرخ چو حافظ به جان رسيد دلت

به سوی ديو محن ناوک شهاب انداز

**

GEL., AYRILIĞIN GÖZÜMÜ ÖYLE BAĞLADI Kİ BELKİ VUSLATININ KAPISI AÇILIRSA GÖZÜM DE AÇILIR.

 

268. •

Gel de basta gönül yine derman bulsun., gel de ölü tene tekrar hayat gelsin.

Gel., ayrılığın gözümü öyle bağladı ki belki vuslatının kapısı açılırsa gözüm de açılır.

Gam, zenci askeri gibi gönül ülkesini zaptetti. Artık bu gönül, ancak senin aydın yüzünle cilâlanır.

Senden ırağ olsun., geceler gebedir sözüne uyuyor da bakalım ne doğacak diye sabaha kadar yıldızlan sayıp duruyorum.

Hafız’ın kabiliyetli tabiat bülbülü, vuslatının gül fidanı kokusuyla yine şakımaya başladı!

Deri ki der dil-i haste tevan derâyed baz
Biyâ ki der ten-i murde revan derâyed bâz

261‏

 

درآ که در دل خسته توان درآيد باز

بيا که در تن مرده روان درآيد باز

 

بيا که فرقت تو چشم من چنان در بست

که فتح باب وصالت مگر گشايد باز

 

غمی که چون سپه زنگ ملک دل بگرفت

ز خيل شادی روم رخت زدايد باز

به پيش آينه دل هر آن چه می‌دارم

بجز خيال جمالت نمی‌نمايد باز

بدان مثل که شب آبستن است روز از تو

ستاره می‌شمرم تا که شب چه زايد باز

بيا که بلبل مطبوع خاطر حافظ

به بوی گلبن وصل تو می‌سرايد باز

 

**

— S —

**

MEYHANENİN BAŞ KÖŞESİNE KURUL, ŞARAP İÇMEYE BAK. CİHANDAN BU KADAR MAL, MEVKİ KAZANMAN YETER!

 

269.

Gönül, sana yoldaş olarak iyi talibin yeter.. yol çavuşu olarak da Şiraz bahçesinin rüzgârı kâfi!

Derviş, artık sevgilinin konağından sefer etme. Manevî seferle hanikah bucağı yeter sana!

Alıştığın yurtla, eski dosta verdiği ahit sefere düşenlere katılmaman için kâfi bir özürdür.

Gönlün bir bucağından bir dert bir keder pusudan çıkarsa Pîr-i Mugân kapısının harimine sığın., bu kâfidir.

Meyhanenin baş köşesine kurul, şarap içmeye bak. Cihandan bu kadar mal, mevki kazanman yeter!

Fazla dileme, işini sarpa sardırma., lâl renkli şarap sürahisiyle ay gibi bir sevgili sana kâfi!

Felek, murat dizginini nadanların eline verir. Sense fazilet ve bilgi ehlisin, muradına erişmemen için bu günah yetişir!

Hafız, başka bir virde hacet yok., gece yarısındaki dua ile sabah evradı sana yeter!

Başkalarının minnetini çekmeyi huy edinme. iki âlemde de Tanrı’nın rızasıyle padişahın İhsanı sana kâfidir.

Dilâ refik-ı sefer baht-ı nikhâhet bes
Nesim-i ravza-i Şirâz peyk-i râhet bes

269‏

 

دلا رفيق سفر بخت نيکخواهت بس

نسيم روضه شيراز پيک راهت بس

 

دگر ز منزل جانان سفر مکن درويش

که سير معنوی و کنج خانقاهت بس

وگر کمين بگشايد غمی ز گوشه دل

حريم درگه پير مغان پناهت بس

 

به صدر مصطبه بنشين و ساغر می‌نوش

که اين قدر ز جهان کسب مال و جاهت بس

 

زيادتی مطلب کار بر خود آسان کن

صراحی می لعل و بتی چو ماهت بس

فلک به مردم نادان دهد زمام مراد

تو اهل فضلی و دانش همين گناهت بس

هوای مسکن ملوف و عهد يار قديم

ز ره روان سفرکرده عذرخواهت بس

 

به منت دگران خو مکن که در دو جهان

رضای ايزد و انعام پادشاهت بس

به هيچ ورد دگر نيست حاجت ای حافظ

دعای نيم شب و درس صبحگاهت بس

**

SEVGİLİ BİZİMLE OLUNCA DAHA FAZLA BİR ŞEY İSTEMEYİZ. O CAN MUNİSİNİN SOHBETİNE NAİL OLMA DEVLETİ KÂFİ!

 

270.

Bize cihan gülüstanında bir gül yanaklı dilber yeter. Bu çayırlıkta, bu çimenlikte o salına salına yürüyen selvi boylunun gölgesi kâfi.

Riya ehlinin sohbetinden uzak olayım, cihandaki ağırlıklardan bize ancak ağır bir kadeh yeter.

Cennet köşkünü amel karşılığı olarak bağışlıyorlar. Biz rindiz, elimizde bir şey yok., bize muğların ibadet bucağı yetişir.

Irmak kenarına otur da ömrün akışına bak! Çünkü bize bu fâni dünyanın geçiciliğine şu işaret kifayet eder.

* Cihan pazarının parasına, puluna bak., bir de cihanın mihnet ve eziyetini gör. Eğer bu kâr ve ziyan sana yetmezse bize yeter!

Sevgili bizimle olunca daha fazla bir şey istemeyiz. O can munisinin sohbetine nail olma devleti kâfi!

Dâhi, beni kapından cennete yollama. Civarın, varlıktan da hoş, mekândan da. Ve o civar yetişir bana.

Hafız, nasipten şikâyet insafsızlıktır. Bize su gibi revan bir tabiatla akıp giden gazeller kâfi.

Gulcizari zi gulistân-ı cihan mârâ bes
Zin çemen sâye-i an serv-i revan mârâ bes

268‏

 

گلعذاری ز گلستان جهان ما را بس

زين چمن سايه آن سرو روان ما را بس

 

من و همصحبتی اهل ريا دورم باد

از گرانان جهان رطل گران ما را بس

 

قصر فردوس به پاداش عمل می‌بخشند

ما که رنديم و گدا دير مغان ما را بس

 

بنشين بر لب جوی و گذر عمر ببين

کاين اشارت ز جهان گذران ما را بس

 

نقد بازار جهان بنگر و آزار جهان

گر شما را نه بس اين سود و زيان ما را بس

 

يار با ماست چه حاجت که زيادت طلبيم

دولت صحبت آن مونس جان ما را بس

 

از در خويش خدا را به بهشتم مفرست

که سر کوی تو از کون و مکان ما را بس

حافظ از مشرب قسمت گله ناانصافيست

طبع چون آب و غزل‌های روان ما را بس

**

SİYAH ZÜLFÜNDEN ÖYLE BİR ŞİKÂYETÇİYİM., ONUN YÜZÜNDEN ÖYLE PERİŞANIM Kİ SORMA!

 

271.

Siyah zülfünden öyle bir şikâyetçiyim., onun yüzünden öyle perişanım ki sorma!

Hiç kimse vefa ümidiyle gönlünü, dinini terketmesin.. ben bunu yaptım, fakat o kadar pişmanım ki sorma.

Sonunda kimsenin incinmesine sebep olmayacak bir yudum şarap elde etmek için nadanlardan öyle zahmet çekmekteyim’ ki., sorma!

** Zahit, bizden uzak geç de selâmette ol. Çünkü bu lâl renkli şarap gönlümde canımı elimden öyle bir alıyor ki sorma artık!

Böyle köşeye çekilip selâmete erişmek hevesindeyim.. fakat o fettan göz öyle bir işvelendi ki hiç sorma!

Bu yolda öyle dedikodular var ki canı mahveder. Bu kavgaya düşenlerden kimseyle mukayyed olma, ne bunu gör, ne onu sor!

Felek topundan nedir bu hal diye sorayım dedim,

Dedi ki:

Sorma çevgândan çektiklerimi !

Dedim ki:       

Zülfünü kimin kiniyle böyle büklüm büklüm bir hale getirdin?

Dedi ki:

Hafız, bu hikâye uzun bir hikâyedir. Kur’an hakkiyçin sorma bunu!

Dârem ez zulf-i siyâheş gile çendan ki mepurs
Ki çunan zo şudeem bi ser-u saman ki mepurs

271‏

 

دارم از زلف سياهش گله چندان که مپرس

که چنان ز او شده‌ام بی سر و سامان که مپرس

کس به اميد وفا ترک دل و دين مکناد

که چنانم من از اين کرده پشيمان که مپرس

 

به يکی جرعه که آزار کسش در پی نيست

زحمتی می‌کشم از مردم نادان که مپرس

زاهد از ما به سلامت بگذر کاين می لعل

دل و دين می‌برد از دست بدان سان که مپرس

گفت‌وگوهاست در اين راه که جان بگدازد

هر کسی عربده‌ای اين که مبين آن که مپرس

پارسايی و سلامت هوسم بود ولی

شيوه‌ای می‌کند آن نرگس فتان که مپرس

گفتم از گوی فلک صورت حالی پرسم

گفت آن می‌کشم اندر خم چوگان که مپرس

گفتمش زلف به خون که شکستی گفتا

حافظ اين قصه دراز است به قرآن که مپرس

 

**

AŞK DERDİ NASILDIR? İSTER MİSİN BUNU APAÇIK ÖĞRENMEYİ? SABAH RÜZGÂRINDAN SORMA; KILIÇTAN SOR!

 

272. t

Sevgili, sana kim dedi, bizim halimizi sorma; yabancı gibi davran, hiç bir bildiğin halini hatırını soruşturma!

Lütfün umumidir, huyun keremdir. Lütfet, kerem eyle de hiç bir suç yapmadığımız halde bizi bağışla, maceramızı sorma!

Aşk derdi nasıldır? İster misin bunu apaçık öğrenmeyi? Sabah rüzgârından sorma; kılıçtan sor!

Sana yoksulun halini sorma diyen kişinin yoksulluk âleminden hiç haberi yokmuş!

İbadet yurdunda hırka giymiş zahitte istek akçası arama… Sorma müftüden kimyayı!

* Âlem doktorunun defterinde aşk derdine ait bir bap (bölüm)  yok. Gönül, derde alış, devanın adını bile sorma!

Biz ne İskender’in hikâyesini okuduk, ne Dara’nın.. bizden sevgi ve vefa hikâyesinden başka bir şey sorma!

Hafız, gül mevsimi erişti, marifet satmaya kalkışma… fırsatı ganimet bil, nasıl oldu, niçin oldu suallerine girişme!

Cânâ tura ki goft ki ahvâl-i mâ mepurs
Bigâne gerd u kıssa-i hiç âşinâ mepurs

**

ÖYLE BİR AŞK DERDİ ÇEKMİŞİM, ÖYLE BİR AYRILIK ZEHRİ TATMIŞIM Kİ SORMA!

 

273. t

Öyle bir aşk derdi çekmişim, öyle bir ayrılık zehri tatmışım ki sorma!

Âlemi gezip dolanmış, sonunda öyle bir dilber seçmiştim ki., sorma!

Sorma, kapısının toprağı havasıyle gözyaşlarım nasıl akmakta!

Sorma dün gece ağzından çıkan ve kulaklarımla duyduğum sözleri!

Yine bana bakıp söyleme diye dudağını ısırıyorsun? Ben, öyle bir lâl dudak ısırmışım ki sorma!

Sensiz yoksulluk kulübemde öyle eziyetler çektim ki sorma!

Sorma Hafız gibi aşk yolunda gurbete düşüp ne makama eriştiğimizi!

Derd-i ışki keşideem ki mepurs
Zehr-i hecri çeşideem ki mepurs

270‏

 

درد عشقی کشيده‌ام که مپرس

زهر هجری چشيده‌ام که مپرس

گشته‌ام در جهان و آخر کار

دلبری برگزيده‌ام که مپرس

آن چنان در هوای خاک درش

می‌رود آب ديده‌ام که مپرس

من به گوش خود از دهانش دوش

سخنانی شنيده‌ام که مپرس

سوی من لب چه می‌گزی که مگوی

لب لعلی گزيده‌ام که مپرس

بی تو در کلبه گدايی خويش

رنج‌هايی کشيده‌ام که مپرس

همچو حافظ غريب در ره عشق

به مقامی رسيده‌ام که مپرس

**

AŞKLA OYNAMA. OYUNCAK DEĞİL Kİ. GÖNÜL, BAŞINLA OYNA. ÇÜNKÜ AŞK TOPU, HEVES ÇEVGÂNIYLE ÇELİNEMEZ.

 

274. t

Ey sabah rüzgârı, Aras ırmağı kıyısına uğrarsan o vadinin toprağım öp, nefesini misk haline getir.

Selma konağına bizden her an yüzlerce selâm olsun. Orasını samanların sesleriyle, çan sadalarıyle dopdolu görürsün.

Sevgilinin mahmelini öp de sonra benden arz et.

Yandım ayrılığından, ey merhametli dost, feryadıma yetiş!

Ben, nasihatçıların sözlerine kulak asmaz, öğütlerini rebap dinler gibi dinlerim. Ayrılık, kulağımı öyle bir burdu ki bu nasihat kâfi bana artık!

Gece sabaha kadar şarap iç, aşk yolundaki gece yolcularının asesbaşıyle âşinalıkları vardır.

Aşkla oynama. Oyuncak değil ki. gönül, başınla oyna. Çünkü aşk topu, heves çevgânıyle çelinemez.

Aklı başında olanlar, ihtiyarlarını kimseye vermezler ama gönül, isteğiyle sevgilinin sarhoş gözüne can vermekte!

Dudular, şekeristanda muratlarına eriştiler, zevk edip durmaktalar. Zavallı sinekse tahassüründen başına vurmakta!

Sevgilinin kalemine Hafız’ın adı gelirse., yok mu? Şahımın tapısının eşiğinden bu istek de bana kâfi!

Ey sabâ ger bigzeri ber sâhil-i Rod-ı Eres
Buse zen ber hâk-i an vadi vu muşkin kun nefes

267‏

 

ای صبا گر بگذری بر ساحل رود ارس

بوسه زن بر خاک آن وادی و مشکين کن نفس

منزل سلمی که بادش هر دم از ما صد سلام

پرصدای ساربانان بينی و بانگ جرس

محمل جانان ببوس آن گه به زاری عرضه دار

کز فراقت سوختم ای مهربان فرياد رس

من که قول ناصحان را خواندمی قول رباب

گوشمالی ديدم از هجران که اينم پند بس

عشرت شبگير کن می نوش کاندر راه عشق

شب روان را آشنايی‌هاست با مير عسس

عشقبازی کار بازی نيست ای دل سر بباز

زان که گوی عشق نتوان زد به چوگان هوس

دل به رغبت می‌سپارد جان به چشم مست يار

گر چه هشياران ندادند اختيار خود به کس

 

طوطيان در شکرستان کامرانی می‌کنند

و از تحسر دست بر سر می‌زند مسکين مگس

نام حافظ گر برآيد بر زبان کلک دوست

از جناب حضرت شاهم بس است اين ملتمس

**

— S —

 SEVGİLİM GÜZEL VE ÇOCUK. BİR OYNARKEN BENİ ÖLDÜRÜRSE ŞERİATTA GÜNAHI DA OLMAZ.

 

275.

Ay gibi yüzünde bütün güzellikler, letafetler. Yalnız merhameti, vefası yok. Sen bunları da ver Yarabbi!

Sevgilim güzel ve çocuk. Bir oynarken beni öldürürse şeriatta günahı da olmaz.

İyisi mi gönlümü ona tamamıyle vermeyeyim. Çünkü iyiyi, kötüyü görmemiş; onu da hor tutar, görüp gözetmez.

Siyah gözlerinden kanlar damlıyor ama şeker gibi dudaklarından süt kokusu gelmekte; ağzı süt kokmakta.

On dört yaşında şuh ve şirin bir güzelim var. Ayın on dördü bile ona kulağı küpeli’ bir köle!

O yeni yetişmiş gülün ardına düşüp nerelere gitti yarabbi? Nice demdir gönlümüzü göremiyoruz.

* Gönlümü alan sevgilim, böyle kalb kırıp durursa padişah, pek yakında onu cellâtlığına tayin eder!

O inci, Hafız’ın sedef göğsüne düşer, orada karar kılarsa canımı şükrane olarak sarf ederim!

Mecma‘-i hübi vu lutfest cizar-ı çu meheş
Leykineş mihr-u vefa nist Hudâyâ bidiheş

289‏

 

مجمع خوبی و لطف است عذار چو مهش

ليکنش مهر و وفا نيست خدايا بدهش

 

دلبرم شاهد و طفل است و به بازی روزی

بکشد زارم و در شرع نباشد گنهش

 

من همان به که از او نيک نگه دارم دل

که بد و نيک نديده‌ست و ندارد نگهش

 

بوی شير از لب همچون شکرش می‌آيد

گر چه خون می‌چکد از شيوه چشم سيهش

چارده ساله بتی چابک شيرين دارم

که به جان حلقه به گوش است مه چاردهش

 

از پی آن گل نورسته دل ما يا رب

خود کجا شد که نديديم در اين چند گهش

 

يار دلدار من ار قلب بدين سان شکند

ببرد زود به جانداری خود پادشهش

 

جان به شکرانه کنم صرف گر آن دانه در

صدف سينه حافظ بود آرامگهش

**

YARABBİ, BANA İHSAN ETTİĞİN BU GÜLÜMSEYEN TAZE GÜLÜ SANA ISMARLIYORUM. ÇAYIRIN, ÇİMENİN HASETÇI GÖZÜNDEN SEN SAKLA, BEKLE!

 

276.

Yarabbi, bana ihsan ettiğin bu gülümseyen taze gülü sana ısmarlıyorum. Çayırın, çimenin hasetçı gözünden sen sakla, bekle!

Vefa diyarından yüzlerce konak uzak ama yine feleğin âfetleri canından da ırak olsun, teninden de.

Ey seher yeli, Selma’nın menziline varırsan bana bir selâm getir. Senden bunu umuyor, bunu gözlüyorum.

O siyah zülüfleri edeble aç da bir misk kokusu getir., fakat o zülüf, aziz gönüllerin bulunduğu yerdir, sakın hoyratça oynama!

Ona tarafımdan de ki: Gönlümün kaşınla, gözünle, hattınla, yüzünle hukuku var. Gönlüm, o amberi bile kesada veren saçlarda; aziz tut onu! 

Sevgilinin dudağı anılarak şarap içilen yerde kendisinden geçmeyen sarhoş, alçak bir kişidir.

Meyhane kapısında ne şeref kazandır, ne mal. Orası kazanç yeri değil! Kim bu suyu içerse varını, yoğunu denize fırlatır, atar.

Elemden korkana aşk kederi helâl değildir. İster başımız ayağında olsun, ister dudağımız ağzında, bizce ikisi de bir!

Hafız’ın şiirinin her beyiti, bir beytülgazeldir. Aferin gönüller çeken nefesine, aferin lâtif sözlerine!

Yârab in nov-gul-i handan ki supurdi bemeneş Misipârem betu ez çeşm-i hasüd-i çemene;

281‏

 

يا رب اين نوگل خندان که سپردی به منش

می‌سپارم به تو از چشم حسود چمنش

گر چه از کوی وفا گشت به صد مرحله دور

دور باد آفت دور فلک از جان و تنش

 

گر به سرمنزل سلمی رسی ای باد صبا

چشم دارم که سلامی برسانی ز منش

به ادب نافه گشايی کن از آن زلف سياه

جای دل‌های عزيز است به هم برمزنش

 

گو دلم حق وفا با خط و خالت دارد

محترم دار در آن طره عنبرشکنش

 

در مقامی که به ياد لب او می نوشند

سفله آن مست که باشد خبر از خويشتنش

 

عرض و مال از در ميخانه نشايد اندوخت

هر که اين آب خورد رخت به دريا فکنش

 

هر که ترسد ز ملال انده عشقش نه حلال

سر ما و قدمش يا لب ما و دهنش

 

شعر حافظ همه بيت الغزل معرفت است

آفرين بر نفس دلکش و لطف سخنش

**

HAFIZ, ÖMÜR GAFLETLE GEÇTİ GİTTİ. GEL BİZİMLE MEYHANEYE DE GÜZEL DİLBERLER SANA İYİ BİR İŞ ÖĞRETSİNLER BARİ!

 

277.

Irmak kıyısı, söğüt gölgesi, şiire kabiliyetli bir tabiat, güzel bir sevgili., şirin ve şuh bir dilber, gül yanaklı nazenin bir sâki…

Ey başımıza doğmuş talih, ey uyanmış baht! Bu zamanın kıymetini bilirsen bu işret, bu zevku safa helâl olsun sana., kendine gel, ne hoş bir zamandasın!

Bir dilberin aşkına düşüp de gamlanan, kederlenen kişiye söyle:      Çok hoş bir işte, güçtesin… Nazar değmesin, ateşe çöreotu at da tütsülen!

Şairlik tabiatımın gelinini bakir fikirlerimle bezemekteyim. Belki bu suretle bir müddet sonra elime güzel bir dost düşer!

Sohbet gecesini fırsat bil, muradınca neşelen.. gönülleri aydınlatan ne güzel bir mehtap.. ne hoş bir lalelik!

Sâkinin gözünde öyle bir şarap var ki aklı bile sarhoş etmekte, akla bile sarhoşluktan sonra sersemlik vermekte. Aferin, aferin.

Hafız, ömür gafletle geçti gitti. Gel bizimle meyhaneye de güzel dilberler sana iyi bir iş öğretsinler bari!

Kenar-ı ab-u pay-ı bid u tab’ ı şi’r-u yari hoş
Mu’aşir dilberi şirin-u sâki ğul-‘izâri hoş

288‏

 

کنار آب و پای بيد و طبع شعر و ياری خوش

معاشر دلبری شيرين و ساقی گلعذاری خوش

الا ای دولتی طالع که قدر وقت می‌دانی

گوارا بادت اين عشرت که داری روزگاری خوش

هر آن کس را که در خاطر ز عشق دلبری باريست

سپندی گو بر آتش نه که دارد کار و باری خوش

عروس طبع را زيور ز فکر بکر می‌بندم

بود کز دست ايامم به دست افتد نگاری خوش

شب صحبت غنيمت دان و داد خوشدلی بستان

که مهتابی دل افروز است و طرف لاله زاری خوش

می‌ای در کاسه چشم است ساقی را بناميزد

که مستی می‌کند با عقل و می‌بخشد خماری خوش

به غفلت عمر شد حافظ بيا با ما به ميخانه

که شنگولان خوش باشت بياموزند کاری خوش

**

AŞK YOLUNDA YOKLUK SELİNDEN BİR GEÇİT BULUNAMAZ Kİ. FAKAT BEN SENİ SEYREDER, ONUNLA EĞLENİRİM.

 

278.

Sevgili, senin her halin lâtif, her şeyin hoş. Gönlüm, şekerler çiğneyen o yakut dudakların işvelerinden ne güzel bir zevk içinde.

Şiven nazlı edaların şirin; yüzündeki, tüyler ve ben alımlı. Kaşın, gözün güzel, boyun, posun hoş.

Hayalimin gülistanı bezensin… gönlümün dimağını yaseminin revacına kesat veren zülfünün kokusu bürümüş!

Aşk yolunda yokluk selinden bir geçit bulunamaz ki. Fakat ben seni seyreder, onunla eğlenirim.

Gözüne nasıl şükredeyim, bilmem ki! Hasta olduğu halde yine lütfeder de güzel yüzünle derdime derman olur!

Yokluk çölünün her yanında bir tehlike var ama âşık Hafız senin sevginle yola düşmüş, ne hoş bir surette gitmekte!

Ey heme şekl-i tu matbu’-u heme cây-ı tu hoş
Dilem ez cişve-i yâküt-ı şeker-hây-ı tu hoş

غزل  287‏

 

ای همه شکل تو مطبوع و همه جای تو خوش

دلم از عشوه شيرين شکرخای تو خوش

همچو گلبرگ طری هست وجود تو لطيف

همچو سرو چمن خلد سراپای تو خوش

شيوه و ناز تو شيرين خط و خال تو مليح

چشم و ابروی تو زيبا قد و بالای تو خوش

هم گلستان خيالم ز تو پرنقش و نگار

هم مشام دلم از زلف سمن سای تو خوش

در ره عشق که از سيل بلا نيست گذار

کرده‌ام خاطر خود را به تمنای تو خوش

شکر چشم تو چه گويم که بدان بيماری

می کند درد مرا از رخ زيبای تو خوش

در بيابان طلب گر چه ز هر سو خطريست

می‌رود حافظ بی‌دل به تولای تو خوش

**

SOFİ, GÜL DEVŞİR, YAMALI HIRKAYI DİKENE BAĞIŞLA. BU ACI ZAHİTLİĞİ TATLI ŞARABA BAHŞET.

 

279.

Sofi, gül devşir, yamalı hırkayı dikene bağışla. Bu acı zahitliği tatlı şaraba bahşet.

Sofiyane herzeleri, akla sığmaz saçmalıkları, çenk ahenginin yoluna koy. Tespihi, taylasanı şaraba ve sarhoşluğa ver!

Güzelle sâkinin satın almaya tenezzül etmedikleri şu ağır zahitliği yeşillik halkasında bahar rüzgârına terket.

Ey âşıklar beyi, yolumu lâl renkli şarap vurdu. Fakat kanımı ondan isteme, öc almaya kalkışma. Sevgilinin derin çene çukuruna bağışla!

Yarabbi, gül mevsiminde kulun suçunu affet, bu macerayı selviye ve ırmak kıyısına bağışla!

Ey maksat kaynağına yol bulan, muradına erişen, bu toprak kula da şu denizden bir katrecik ver.

Gözün, güzelleri görmedi, âşık olmadın. Bunun şükranesi olarak bizi Tanrı’nın affına, lûtfuna terk et!

Sâki, sevgili sabah şarabı içerse de ki: Geceleri uyumayan Hafız’a da bir altın kadeh sun!

Sofi guli biçin-u murakka’ behâr bahş
Vin zuhd-i telhrâ bemey-i hoşguvâr bahş

275‏

 

صوفی گلی بچين و مرقع به خار بخش

وين زهد خشک را به می خوشگوار بخش

طامات و شطح در ره آهنگ چنگ نه

تسبيح و طيلسان به می و ميگسار بخش

زهد گران که شاهد و ساقی نمی‌خرند

در حلقه چمن به نسيم بهار بخش

 

راهم شراب لعل زد ای مير عاشقان

خون مرا به چاه زنخدان يار بخش

 

يا رب به وقت گل گنه بنده عفو کن

وين ماجرا به سرو لب جويبار بخش

 

ای آن که ره به مشرب مقصود برده‌ای

زين بحر قطره‌ای به من خاکسار بخش

شکرانه را که چشم تو روی بتان نديد

ما را به عفو و لطف خداوندگار بخش

 

ساقی چو شاه نوش کند باده صبوح

گو جام زر به حافظ شب زنده دار بخش

**

TARİKATTE TAKVAYA DAYANMAK, BİLGİYE GÜVENMEK KÂFİRLİKTİR.

 

280.

Bağcıya beş günlük gül sohbeti lâzımsa ayrılık dikenine sabretmesi gerek.

Gönül, zülfünün bağında perişanlıktan ağlayıp inleme. Akıllı kuş tuzağa düştü mü tahammül etmeli

Böyle bir zülüf, böyle bir yüz varken yaseminin yüzüne, sümbülün kıvırcık saçlarına bakıp dalana bu zülfü, bu yüzü görmek haram olsun!

Âlemi yakıp yandıran rindin mülk işleriyle ne işi var? idare işlerinde tedbir ve düşünce lâzım.

Tarikatte takvaya dayanmak, bilgiye güvenmek kâfirliktir. Yol erinin yüz türlü hüneri bile olsa yine ona tevekkül gerek!

Bu perişan gönüle kıvırcık ve sümbül gibi saçlar lâzımsa onları elde etmek için o zalim nergislerin nazım çekmesi icap eder.

Sâki, neye kadehi döndürmüyorsun. Bu gecikme ne vakte dek sürecek? Devir âşıklara |     dönünce teselsül gerek.

Hafız, saz olmadıkça şarap içmeyen kim? ;    Yoksul âşık için bu kadar çekiye düzene ne lüzum var?

Bağban ger penç rüzi şohbet-i gul bâyedeş
Bercefâ-yı hâr-ı hicran şabr-ı bülbül bâyedeş

276‏

 

باغبان گر پنج روزی صحبت گل بايدش

بر جفای خار هجران صبر بلبل بايدش

ای دل اندربند زلفش از پريشانی منال

مرغ زيرک چون به دام افتد تحمل بايدش

 

رند عالم سوز را با مصلحت بينی چه کار

کار ملک است آن که تدبير و تامل بايدش

 

تکيه بر تقوا و دانش در طريقت کافريست

راهرو گر صد هنر دارد توکل بايدش

 

با چنين زلف و رخش بادا نظربازی حرام

هر که روی ياسمين و جعد سنبل بايدش

نازها زان نرگس مستانه‌اش بايد کشيد

اين دل شوريده تا آن جعد و کاکل بايدش

 

ساقيا در گردش ساغر تعلل تا به چند

دور چون با عاشقان افتد تسلسل بايدش

 

کيست حافظ تا ننوشد باده بی آواز رود

عاشق مسکين چرا چندين تجمل بايدش

 

**

İSTER MİSİN, ÂLEMİN İYİSİ, KÖTÜSÜ SANA DOKUNMASIN… KÖTÜ AHİTLERİ BIRAK, SERT SÖZLERİ TERKET.

 

281.

Şehirde bahtımızı denedik. Helâk vadisinden pılımızı pırtımızı çekip gitmeliyiz.

Nice demdir elimi ısırıp ah etmekten parça parça olmuş tenimi, gül gibi ateşlere yaktım, yandırdım.

Dün gece duydum, bir bülbül ne güzel şakımaktaydı; gül de dalında kulağını açmış, dinliyordu.

Bülbül diyordu ki:

Ey gönül, şadol. Huyu sert olan sevgili, talihi, mazhariyeti yüzünden çok elemlere düşer, ıstıraplar çeker.

İster misin, âlemin iyisi, kötüsü sana dokunmasın… kötü ahitleri bırak, sert sözleri terket.

* Sevgili, ayrılığından ve gönlümdeki yanıştan bütün malımı, canımı ateşlere atmanın tam zamanı!

Hafız, eğer insan daima muradına erişse ve elindekini kaybetmeseydi Cemşid de tahtından dur olmazdı.

Mâ âzmüdeim derin şehr baht-ı hış
Birun keşidbâyed ezin varta raht-ı hış

291‏

 

ما آزموده‌ايم در اين شهر بخت خويش

بيرون کشيد بايد از اين ورطه رخت خويش

 

از بس که دست می‌گزم و آه می‌کشم

آتش زدم چو گل به تن لخت لخت خويش

 

دوشم ز بلبلی چه خوش آمد که می‌سرود

گل گوش پهن کرده ز شاخ درخت خويش

 

کای دل تو شاد باش که آن يار تندخو

بسيار تندروی نشيند ز بخت خويش

خواهی که سخت و سست جهان بر تو بگذرد

بگذر ز عهد سست و سخن‌های سخت خويش

وقت است کز فراق تو وز سوز اندرون

آتش درافکنم به همه رخت و پخت خويش

 

ای حافظ ار مراد ميسر شدی مدام

جمشيد نيز دور نماندی ز تخت خويش

**

SENİ AŞK YOLUNA GÖTÜREN PÎR, ŞARAP İÇ DER, SENİ ŞARABA HAVALE EDERSE İÇ, TANRI’NIN RAHMETİNİ BEKLE!

 

282.

Lâle mevsimi kadehi eline al, riyayı bırak. Gül ümidiyle bir an sabah rüzgârına hemdem ol!

Sana bütün yıl şarap iç, şaraba tap demedim ya., üç ay iç, dokuz ay zahitlik et!

Seni aşk yoluna götüren Pîr, şarap iç der, seni şaraba havale ederse iç, Tanrı’nın rahmetini bekle!

Cem gibi gayb sırrına erişmek istersen gel de dünyayı gösteren kadehle hemdemlik et.

Dünyanın işi, gönce gibi yumulup açılmamaktır. Fakat sen bahar yeli gibi düğümleri açıcı ol.

Kimseden vefa umma. Yok, eğer söz dinlemiyorsan var abes yere sîmurgla kimyayı ara dur!

Hafız, yabancıların itaatine talip olma. Aşina rintlerle düş, kalk.

Bedevr-i lâle kadeh gir-u biriyâ mibâş
Bebüy-ı gul nefesi hemdem-i sabâ mibâş

274‏

 

به دور لاله قدح گير و بی‌ريا می‌باش

به بوی گل نفسی همدم صبا می‌باش

نگويمت که همه ساله می پرستی کن

سه ماه می خور و نه ماه پارسا می‌باش

چو پير سالک عشقت به می حواله کند

بنوش و منتظر رحمت خدا می‌باش

گرت هواست که چون جم به سر غيب رسی

بيا و همدم جام جهان نما می‌باش

چو غنچه گر چه فروبستگيست کار جهان

تو همچو باد بهاری گره گشا می‌باش

وفا مجوی ز کس ور سخن نمی‌شنوی

به هرزه طالب سيمرغ و کيميا می‌باش

مريد طاعت بيگانگان مشو حافظ

ولی معاشر رندان پارسا می‌باش

**

GÖĞSÜYLE OMUZU YOK MU, GÖĞSÜYLE OMUZU… GÖNLÜMÜ DE ALDI, DİNİMİ DE, GÖNLÜMÜ DE KAPTI, DİNİMİ DE!

 

283.

Dudağı tatlı bir güzel, kulak memeleri yasemin gibi lâtif bir dilber kararımı da aldı, aklımı da, takatimi de!

Peri gibi güzel, çevik, şuh bir nazenin… güzel elbiseler giyinmiş ay gibi parlak ve nazlı bir dilber…

Ama nasıl güzel, bir bilsen… sevdasının ateşindeki hararetle tencere gibi kaynayıp durmaktayım.

Elbise gibi ben de onu bir kucaklayabilsem gömlek gibi huzura erer, rahata kavuşurum.

Kemiklerim bile çürüse sevgili yine gönlümde kalacaktır.

Göğsüyle omuzu yok mu, göğsüyle omuzu… gönlümü de aldı, dinimi de, gönlümü de kaptı, dinimi de!

Hafız, senin derdinin dermanı, senin derdinin dermanı, sevdiğinin bal gibi dudağı, bal gibi dudağı, bal gibi dudağı vesselâm!

Biburd ez men karâr-u tâkat-u huş
But-i şirin lebi simin binâguş

282‏

 

ببرد از من قرار و طاقت و هوش

بت سنگين دل سيمين بناگوش

 

نگاری چابکی شنگی کلهدار

ظريفی مه وشی ترکی قباپوش

ز تاب آتش سودای عشقش

به سان ديگ دايم می‌زنم جوش

چو پيراهن شوم آسوده خاطر

گرش همچون قبا گيرم در آغوش

 

اگر پوسيده گردد استخوانم

نگردد مهرت از جانم فراموش

 

دل و دينم دل و دينم ببرده‌ست

بر و دوشش بر و دوشش بر و دوش

 

دوای تو دوای توست حافظ

لب نوشش لب نوشش لب نوش

 

**

MEYHANEYE AĞLAYA AĞLAYA BAŞIM ÖNÜMDE GİDİYORUM… ÇÜNKÜ ELİMDE ORAYA LÂYIK BİR ŞEY YOK, UTANIYORUM HALİMDEN.

 

284.

Gönlüm ürküp kaçtı da bu yoksul hâlâ gaflette… o başı dönmüş avcı kuşa ne oldu acaba?  

Gönül, o kâfir mezhepli, o yay kaşlı güzelin eline düştü. İmanımın başına neler gelecek diye söğüt gibi titreyip durmaktayım.

Deniz gibi hiç bir şeyden bulanmamayı ummaktayım, bu hayale kapıldım… heyhat! Hele bak olmayacak düşüncelere kapılan şu katranın başındaki sevdalara!

Meyhaneye ağlaya ağlaya başım önümde gidiyorum… çünkü elimde oraya lâyık bir şey yok, utanıyorum halimden.

O zahitliği, o takvayı öldüren kirpiklere kurban olayım… neşterinden Abıhayat dalgalanmakta!

Muayene için yaralı gönlümün nabzına el ursalar, doktorların yenlerinden binlerce kan katrası damlar.

• Ne Hızır’ın mülkü kalır, ne İskender’in. Ey yoksul, bu alçak dünya için dalaşma!

Hafız, o kemere öyle her yoksulun eli erişemez. Eline Karun hâzinesinden daha fazla bir hazine geçirmeye bak!

Dilem ramide şud u gâfilem men-i derviş
Ki an şikâri-i ser-geşterâ çi âmed piş

290‏

 

دلم رميده شد و غافلم من درويش

که آن شکاری سرگشته را چه آمد پيش

چو بيد بر سر ايمان خويش می‌لرزم

که دل به دست کمان ابروييست کافرکيش

 

خيال حوصله بحر می‌پزد هيهات

چه‌هاست در سر اين قطره محال انديش

 

بنازم آن مژه شوخ عافيت کش را

که موج می‌زندش آب نوش بر سر نيش

ز آستين طبيبان هزار خون بچکد

گرم به تجربه دستی نهند بر دل ريش

به کوی ميکده گريان و سرفکنده روم

چرا که شرم همی‌آيدم ز حاصل خويش

نه عمر خضر بماند نه ملک اسکندر

نزاع بر سر دنيی دون مکن درويش

بدان کمر نرسد دست هر گدا حافظ

خزانه‌ای به کف آور ز گنج قارون بيش

**

DÜN GECE MEYHANE BUCAĞINDAN BİR HATİF SESLENDİ, DEDİ Kİ:           GÜNAHI BAĞIŞLARLAR, ŞARAP İÇMEYE BAK;

 

285.

Dün gece meyhane bucağından bir hatif seslendi, dedi ki:   

Günahı bağışlarlar, şarap içmeye bak;

Tanrı’nın lûtfu, işini işler durur. Melek de rahmet müjdesini getirdi zaten.

Tanrı’nın affı, suçumuzdan fazla. Sen gizli sim ne bilirsin? Sus!

Bu ham aklı meyhaneye götür de lâl renkli şarap biraz kanını kaynatsın, coştursun!

Sevgilinin vuslatını çalışmayla vermezler; doğru… doğru ama gönül, sen yine elinden geldiği kadar çalış, çabala!

Kulağımda sevgilinin saçlarının halkası, yüzüm de meyhanecinin kapısındaki toprakta… işte hep bu böyle!

Hafız’ın rintliği, ayıplan örten padişahın keremine nispetle o kadar güç, o kadar büyük ve o kadar affedilmez bir suç değil.

Din padişahı Şah Şüca’ öyle bir padişah ki Ruh’ul-kudüs bile emrini kulağına halka etmiştir.

Ey arş padişahı Tanrı! Sen onun muradını ver, kem gözden sakla, bekle!

Hatifi ez gûşe i meyhane duş
Guft bibahşend guneh mey binuş

284‏

 

هاتفی از گوشه ميخانه دوش

گفت ببخشند گنه می بنوش

لطف الهی بکند کار خويش

مژده رحمت برساند سروش

 

اين خرد خام به ميخانه بر

تا می لعل آوردش خون به جوش

گر چه وصالش نه به کوشش دهند

هر قدر ای دل که توانی بکوش

لطف خدا بيشتر از جرم ماست

نکته سربسته چه دانی خموش

گوش من و حلقه گيسوی يار

روی من و خاک در می فروش

رندی حافظ نه گناهيست صعب

با کرم پادشه عيب پوش

 

داور دين شاه شجاع آن که کرد

روح قدس حلقه امرش به گوش

 

ای ملک العرش مرادش بده

و از خطر چشم بدش دار گوش

 

**

YARABBİ, BENİ HU UYKUDAN UYANDIRMA. HAYALİYLE NE HOŞ HALVETTEYİM.

 

286.

Ne hoştur Şiraz; ne hoştur o misli bulunmayan şehir. Yarabbi, sen zevalden koru!

Rüknâbâd’ımız daima şen olsun… an doru suyu, Hızır ömrünü bağışlamakta.

Caferâbât’la Musalla arasından esip gelen şimal rüzgârı, seher yelinin kokusuyla karışır da gelir.

* Şîraz’a gel de kemal sahibi adamlarından Ruh’ül-kudus feyzini iste.

Seher yeli, o sarhoş ve şuh esmer güzelden haberin var mı, ne halde acaba?

Yarabbi, beni hu uykudan uyandırma. Hayaliyle ne hoş halvetteyim.

O tatlı dilber kanımı bile dökse, gönül, hoş gör… ana sütü gibi helâl et.

Kim orada Mısır şekerinin adını andı da Şîraz’daki tatlı dilli dilberler, onu utandırmadılar?

Hafız, mademki ayrılıktan korkuyordun, neden vuslat günlerine şükretmedin  ?

Hoşa Şiraz-u vez’-ı bi misâleş
Hudâvendâ nigahdâr ez zevâleş

279‏

 

خوشا شيراز و وضع بی‌مثالش

خداوندا نگه دار از زوالش

 

ز رکن آباد ما صد لوحش الله

که عمر خضر می‌بخشد زلالش

ميان جعفرآباد و مصلا

عبيرآميز می‌آيد شمالش

به شيراز آی و فيض روح قدسی

بجوی از مردم صاحب کمالش

که نام قند مصری برد آن جا

که شيرينان ندادند انفعالش

 

صبا زان لولی شنگول سرمست

چه داری آگهی چون است حالش

گر آن شيرين پسر خونم بريزد

دلا چون شير مادر کن حلالش

 

مکن از خواب بيدارم خدا را

که دارم خلوتی خوش با خيالش

چرا حافظ چو می‌ترسيدی از هجر

نکردی شکر ايام وصالش

**

GÜZELLİK, DAİMA ÂŞIK ÖLDÜRMEKLE OLMAZ. EFENDİ ONA DERLER Kİ KULUNUN DERDİNE DERMAN OLUR.

 

287.

Bülbülün daima düşüncesi, gülün kendisine yâr olmasında., fakat gül de ona nasıl işvelenir, nasıl cefa ederim acaba diye düşüncede.

Güzellik, daima âşık öldürmekle olmaz. Efendi ona derler ki kulunun derdine derman olur.

Kötü bir saksı, lâlin kârına kesat vermekte, onu değerden düşürmekte. Bu ziyan yüzünden lâlin gönlü kan denizi olsa da dalgalansa yeri.

Bülbül, gülün feyziyle söz öğrendi. Yoksa bütün bu sözler, bu gazeller, gagasında hazır değildi ya!

Ey sevgilimizin sokağından geçen, sakın… bu mahallenin duvarı başlar yarar!

Yarabbi, o sefere çıkmış sevgiliyi, her neredeyse sen koru… yüzlerce gönül kafilesi, onun yoldaşı.

Gönül, zahitlik sohbeti sana hoş geldi ama aşk, daha azizdir, aşkı bırakma.

Sofi, bir iki kadehle külâhını eğdi… iki kadeh daha içerse sarığı da çözülür, karmakarışık olur.

Hafız’ın gönlü sana alışmıştır, vuslat nazıyle yetişmiştir… onu incitmeye kalkışma!

Fikr-i bülbül heme ânest ki gul şud yâreş
Gul der endişe ki çun ‘işve kuned der kâreş

277‏

 

فکر بلبل همه آن است که گل شد يارش

گل در انديشه که چون عشوه کند در کارش

 

دلربايی همه آن نيست که عاشق بکشند

خواجه آن است که باشد غم خدمتگارش

 

جای آن است که خون موج زند در دل لعل

زين تغابن که خزف می‌شکند بازارش

بلبل از فيض گل آموخت سخن ور نه نبود

اين همه قول و غزل تعبيه در منقارش

 

ای که در کوچه معشوقه ما می‌گذری

بر حذر باش که سر می‌شکند ديوارش

آن سفرکرده که صد قافله دل همره اوست

هر کجا هست خدايا به سلامت دارش

 

صحبت عافيتت گر چه خوش افتاد ای دل

جانب عشق عزيز است فرومگذارش

 

صوفی سرخوش از اين دست که کج کرد کلاه

به دو جام دگر آشفته شود دستارش

 

دل حافظ که به ديدار تو خوگر شده بود

نازپرورد وصال است مجو آزارش

 

**

AŞK ZEBURUNU TERENNÜM ETMEK, HER KUŞUN HARCI DEĞİL… SEN GEL DE BU GAZEL OKUYAN BÜLBÜLÜN YENİ AÇILMIŞ GÜLÜ OL.

 

288. t

Şefkat sahibi bir yoldaşsan ahdinde dur… evde de bizimle dost ol. hamamda da, gülistanda da.

Perişan zülüflerinin büklümlerini rüzgârın eline verme; âşıkların gönülleri perişan olursa olsun deme!

Hızır’la düşüp kalkma hevesindeysen Abıhayat gibi İskender’in gözünden gizlen!

Aşk Zeburunu terennüm etmek, her kuşun harcı değil… sen gel de bu gazel okuyan bülbülün yeni açılmış gülü ol.

Hizmet ve kulluk bize düşer… sen sultanlık ededur!

Sakın bir daha Kabe haremindeki hayvanlara kılıç çekme. Gönlümüze neler ettin, pişman ol gayri!

Sen meclisin mumusun, bir dilli, bir gönüllü ol… pervanenin hayaline ve savaşmasına bak da gül.

Dilberliğin, güzelliğin kemali âşıklarladır. Nazar şivesiyle âşıklar kazan da zamanın nadir güzellerinden ol.

Hafız, sus… sevgilinin cevrinden nale etme. Sana kim dedi güzel yüze hayran ol diye?

Eğer refik-i şefiki dürüst peyman baş
Harif-i hâne vu germâbe vu gülistan bâş

273‏

 

اگر رفيق شفيقی درست پيمان باش

حريف خانه و گرمابه و گلستان باش

 

شکنج زلف پريشان به دست باد مده

مگو که خاطر عشاق گو پريشان باش

 

گرت هواست که با خضر همنشين باشی

نهان ز چشم سکندر چو آب حيوان باش

 

زبور عشق نوازی نه کار هر مرغيست

بيا و نوگل اين بلبل غزل خوان باش

 

طريق خدمت و آيين بندگی کردن

خدای را که رها کن به ما و سلطان باش

دگر به صيد حرم تيغ برمکش زنهار

و از آن که با دل ما کرده‌ای پشيمان باش

تو شمع انجمنی يک زبان و يک دل شو

خيال و کوشش پروانه بين و خندان باش

 

کمال دلبری و حسن در نظربازيست

به شيوه نظر از نادران دوران باش

 

خموش حافظ و از جور يار ناله مکن

تو را که گفت که در روی خوب حيران باش

**

AŞK MEYHANESİNDE SATILAN ŞARAPTAN BİZE İKİ ÜÇ KADEHÇİK SUN… İSTERSE RAMAZAN OLSUN, NE ÇIKAR?

 

289. t

Sevgili, yine gel de daralmış gönlüme bir can yoldaşı ol… bu yanan âşıkın gizli sırlarına sırdaş kesil!

Aşk meyhanesinde satılan şaraptan bize iki üç kadehçik sun… isterse ramazan olsun, ne çıkar?

Ey sülûk eri arif, madem ki hırkanı ateşlere attın, çalış da âlem dilberlerinin başı ol!

Bir gün o sevgili sana, gönül  seni     gözlemekte derse, sevgiliye “şimdicek           geliyorum, azıcık bekle” de!

O ruh bağışlayan lâlin hasretiyle gönlüm kan kesildi. Ey sevgi hokkası, ey gönül, yine o nişanı koru, cefa yüzünden vefayı terk etme!

Ey gözyaşı seli, gönlüne elemden bir toz konmasın diye mektuoun ardınca sen de koş yürü!

Hafız, cihanı gösteren kadehe heves ediyorsa söyle ona: Cemşid’e Benzeyen Vezirin huzurundan ayrılmasın!

Bâz ây-u dil-i teng-i mera münis-i can baş
Vin sühterâ mahrem-i esrar ı nihan baş

غزل  272‏

 

بازآی و دل تنگ مرا مونس جان باش

وين سوخته را محرم اسرار نهان باش

 

زان باده که در ميکده عشق فروشند

ما را دو سه ساغر بده و گو رمضان باش

 

در خرقه چو آتش زدی ای عارف سالک

جهدی کن و سرحلقه رندان جهان باش

 

دلدار که گفتا به توام دل نگران است

گو می‌رسم اينک به سلامت نگران باش

خون شد دلم از حسرت آن لعل روان بخش

ای درج محبت به همان مهر و نشان باش

تا بر دلش از غصه غباری ننشيند

ای سيل سرشک از عقب نامه روان باش

حافظ که هوس می‌کندش جام جهان بين

گو در نظر آصف جمشيد مکان باش

**

ŞEHRİN İMAMI SIRTINDA SECCADE TAŞIYORDU YA., DÜN GECE MEYHANE SOKAĞINDAN OMUZLAMIŞLAR.. ÖYLE GÖTÜRÜYORLARDI.

 

290. t

Seher vakti gayb hatifinden kulağıma şu müjde çalındı: Zaman, Şah Şucâ’ın zamanı… şarabı pervasızca iç!

Nazar ehlinin ağızlarında bin türlü söz, fakat dudakları yumulmuş bir halde bir bucağa çekildikleri devir, geçti artık!

Gizlemekten gönlümüzün çömlek gibi kaynadığı maceraları artık çenk sesleriyle söyleyip ilân edelim.

Muhtesipten korkup evlere sığınmış olan şarabı, sevgilinin yüzüne bakarak aşikâre ve “Afiyetler olsun” naralarıyle içelim!

Şehrin imamı sırtında seccade taşıyordu ya., dün gece meyhane sokağından omuzlamışlar.. öyle götürüyorlardı.

Gönül, sana kurtuluş yoluna bir delâlet edeyim. Bir hayırda bulunayım, dinle: Günahla övünme. Fakat zahitlik de satma!

Padişahın aydın rey ve tedbiri tecelli nuruna mazhardır. Onun yakınlığını istiyorsan niyetini sağlamlaştır da öyle çalış!

Gönlün, onun ululuğunu övmeden başka bir şeyi vird edinmesin. Çünkü onun gönül kulağı, memleketin harabelerine mahremdir, gönüllerdekini duyar.

Memleketi idare işini padişahlar bilir. Hafız, sen bir bucakta oturan yoksulun birisin…     coşma; kendine gel!    

Seher ki hatif-i ğaybem resıd müjde begüş
Ki devr-i Şah Şucâ’est mey dilîr binüş       *

283‏

 

سحر ز هاتف غيبم رسيد مژده به گوش

که دور شاه شجاع است می دلير بنوش

شد آن که اهل نظر بر کناره می‌رفتند

هزار گونه سخن در دهان و لب خاموش

 

به صوت چنگ بگوييم آن حکايت‌ها

که از نهفتن آن ديگ سينه می‌زد جوش

شراب خانگی ترس محتسب خورده

به روی يار بنوشيم و بانگ نوشانوش

ز کوی ميکده دوشش به دوش می‌بردند

امام شهر که سجاده می‌کشيد به دوش

دلا دلالت خيرت کنم به راه نجات

مکن به فسق مباهات و زهد هم مفروش

 

محل نور تجليست رای انور شاه

چو قرب او طلبی در صفای نيت کوش

بجز ثنای جلالش مساز ورد ضمير

که هست گوش دلش محرم پيام سروش

 

رموز مصلحت ملک خسروان دانند

گدای گوشه نشينی تو حافظا مخروش

**

TABİATINA UYUP İŞE PEK SARILMA, OLURUNA BIRAK., ÇÜNKÜ DÜNYA, BİR İŞE SARILANA ZAHMET VE MEŞAKKAT VERİR.

 

291. t

Dün gece bana iş bilir akıllı bir dost gizlice, “Pîr-i Mugânın sırrını sizden gizlemek doğru değil” diyerek şunları söyledi:

Tabiatına uyup işe pek sarılma, oluruna bırak., çünkü dünya, bir işe sarılana zahmet ve meşakkat verir.  

Ondan sonra da bana bir kadeh sundu ki pırıltısından gökteki zühre raksa geldi de çenk, çalarak “Afiyetler olsun” demeye başladı!

Yavrum, öğüt dinle, dünya için gam yeme. Sana inci gibi bir söz söyledim, mümkünse kulağına küpe yap!

Gönlün kanlara bulansa bile kadeh gibi dudağın gülsün .. halka öyle görün. Sana bir zahm erişince hemen çenk gibi feryada başlama.

Bu perdeye âşinâ olmadıkça, hiç bir remz, hiç bir nükte duyamazsın. Namahrem kişinin kulağı, meleklerin haberlerini işitmez.

Aşk hareminde dedikodudan bahsetmek olmaz, orada bütün azanın göz, kulak kesilmesi lâzım.

Nüktedanlar meclisinde kendini göstermeye kalkışmak münasip değildir. Ey akıllı, ya bildiğini söyle; ya sus!

Sâki, şarap sun… Hafız’ın rintliklerini suç bağışlayan, ayıp örten Sahibkıran Vezir anladı.

Düş bâ men guft pinhan kâr-dâni tiz-hüş
Vez şumâ pinhan neşâyekerd sırr-î meyfurüş

286‏

 

دوش با من گفت پنهان کاردانی تيزهوش

و از شما پنهان نشايد کرد سر می فروش

گفت آسان گير بر خود کارها کز روی طبع

سخت می‌گردد جهان بر مردمان سختکوش

وان گهم درداد جامی کز فروغش بر فلک

زهره در رقص آمد و بربط زنان می‌گفت نوش

با دل خونين لب خندان بياور همچو جام

نی گرت زخمی رسد آيی چو چنگ اندر خروش

تا نگردی آشنا زين پرده رمزی نشنوی

گوش نامحرم نباشد جای پيغام سروش

گوش کن پند ای پسر و از بهر دنيا غم مخور

گفتمت چون در حديثی گر توانی داشت هوش

در حريم عشق نتوان زد دم از گفت و شنيد

زان که آن جا جمله اعضا چشم بايد بود و گوش

 

بر بساط نکته دانان خودفروشی شرط نيست

يا سخن دانسته گو ای مرد عاقل يا خموش

ساقيا می ده که رندی‌های حافظ فهم کرد

آصف صاحب قران جرم بخش عيب پوش

 

**

BEHRAM-I GÛR’UN AVLANDIĞI YAYI AT DA AL ELİNE CEM KADEHİNİ ÇÜNKÜ BEN, BU SAHRAYI ÇOK DÖNDÜM, DOLAŞTIM; ORTADA NE BEHRAM VAR, NE MEZARI!

 

292. t

Öyle sert bir şarap isterim ki kuvveti, insanı yıksın, kendinden geçirsin… ben de bu

suretle bir an olsun, dünyayı da unutayım, kötülüklerini de… biraz olsun huzura kavuşayım!

Şarap sun… çenk çalan Zührenin oyunuyla Mirrihin silâhşorluğuna güvenip feleğin lülesinden emin olmaya gelmez. Kimse kaderden kurtulamaz.

Aşağılık kişileri doyurup besleyen zaman sofrasında huzur ve istirahat balı yoktur. Gönül, tamahını, hırsını bu sofranın acısından da kes, tatlısından da.

Behram-ı Gûr’un avlandığı yayı at da al eline Cem kadehini Çünkü ben, bu sahrayı çok döndüm, dolaştım; ortada ne Behram var, ne mezarı!

Yoksulları görüp gözetmek, ululuğa, zarar vermez. Süleyman bile o kadar ululuğıyle beraber karıncaya lûtuflarda bulunur, iltifatlar ederdi.

Gel de saf şarapla sana zamanın sırrını göstereyim, ama bir şartla: O sırrı gönül gözleri kör olan tabiatsızlara göstermeyeceksin.

Sevgilinin yay kaşları Hafız’dan yüz çevirmez ama bu kuvvetsiz kollarını görünce gülümser durur!

Şerâb-ı sus mihadem ki merd-efken şeved züreş
Ki tâ yek dem biyisâyem zi dünyâ vu şer-u şüreş

278‏

 

شراب تلخ می‌خواهم که مردافکن بود زورش

که تا يک دم بياسايم ز دنيا و شر و شورش

 

سماط دهر دون پرور ندارد شهد آسايش

مذاق حرص و آز ای دل بشو از تلخ و از شورش

بياور می که نتوان شد ز مکر آسمان ايمن

به لعب زهره چنگی و مريخ سلحشورش

 

کمند صيد بهرامی بيفکن جام جم بردار

که من پيمودم اين صحرا نه بهرام است و نه گورش

 

بيا تا در می صافيت راز دهر بنمايم

به شرط آن که ننمايی به کج طبعان دل کورش

نظر کردن به درويشان منافی بزرگی نيست

سليمان با چنان حشمت نظرها بود با مورش

 

کمان ابروی جانان نمی‌پيچد سر از حافظ

وليکن خنده می‌آيد بدين بازوی بی زورش

**

SEVGİLİ, HAÇA BENZEYEN ZÜLÜFLERİNİ DAĞITIRSA NİCE MÜSLÜMANLAR ŞARABA DÜŞER, KÂFİR OLUR!

 

293. t

Sarhoş sevgilimin derdinden pek harabım… gamzeleri yaralı gönlüme oklar saplamakta.

Sevgili, haça benzeyen zülüflerini dağıtırsa nice müslümanlar şaraba düşer, kâfir olur!

Sana bağladım, gönlümü başkalarından aldım. Seninle aşina olanın ne yabancıyla işi var, ne bildikle!

Bu âşıka inayetle bir bak. Lütfün yardım etmedikçe hiç bir işi ileri gitmiyor.

Ey güzellik ve alım ülkesinin padişahı, lâl dudağın yaralı gönlüme tuz ekerse ne olur?

Sarhoş gözlerin, önümden, ardımdan pusu kurdu da sabrımın harmanım yele verdi, savurdu!

Âşık, kapı ardında oturup beyhude yere gam yeme. Senin gam yemenle rızık, ne eksilir, ne artar!

• Mademki bu faydasız savaşma bir fayda vermeyecek… Şu halde ey olmayacak düşüncelere dalan, derde düşüp gönlünü incitme!

* Tanrı hakkıyçin ne olur, bu âşık Hafız’ın halini bir sor. Yoksul, hal hatır sorarsa şaşılmaz… fakat padişah sorarsa hiç şaşılmaz!

Men herâbem zi gamı yâr-ı herâbâti-i hış
Mizened gamze i o nâvek-i gam ber dil-i riş

**

SEN UYKUDASIN… YOKSA HAKİKATTA AŞKIN NE UCU VARDIR, NE BUCAĞI.. MAŞAALLAH BU SONU OLMAYAN YOLA!

 

294. *

Seher yeli, sevgilinin amber saçan zülfüne ulaşıp o güzelim saçları eğdi büktü mü gayri esip hangi hasta âşıka dokunsa o âşık taze can bulur.

Nerde bir hemdem ki gönül, sevgiliden ayrı bulunduğu demlerde neler çekiyor, bir iyice anlatayım.

Zemane, gül yapraklarından senin yüzüne bir nazire düzdü ama, o nerde, yüzün nerde? Bunu o da gördü de utancından gonca içine sağladı, gizledi.

Sen uykudasın… yoksa hakikatta aşkın ne ucu vardır, ne bucağı.. Maşaallah bu sonu olmayan yola!

Kabe, âşıklarından özür diler mi, diler… çünkü o yanık gönüllülerin canı, oraya varmak için çöllerde yandı, yakıldı!

Bu Beytülhazen hastasına sevgilinin çene çukuruna düşmüş olan gönül Yusuf’unun namım, nişanını İrim getirir acaba?

O zülfü tutup Veririn eline teslim edeyim Hafız’ın gönlü, onun hilesinden hud’asından  yandı artık!

Çu berşikest saba zulf-i ‘anber – efsaneş
Beher şikeste ki peyvest tize şud caneş

280‏

 

چو برشکست صبا زلف عنبرافشانش

به هر شکسته که پيوست تازه شد جانش

 

کجاست همنفسی تا به شرح عرضه دهم

که دل چه می‌کشد از روزگار هجرانش

زمانه از ورق گل مثال روی تو بست

ولی ز شرم تو در غنچه کرد پنهانش

تو خفته‌ای و نشد عشق را کرانه پديد

تبارک الله از اين ره که نيست پايانش

 

جمال کعبه مگر عذر ره روان خواهد

که جان زنده دلان سوخت در بيابانش

 

بدين شکسته بيت الحزن که می‌آرد

نشان يوسف دل از چه زنخدانش

 

بگيرم آن سر زلف و به دست خواجه دهم

که سوخت حافظ بی‌دل ز مکر و دستانش

 

**

HATALAR BAĞIŞLAYAN, SUÇLAR ÖRTEN PADİŞAH’IN ZAMANINDA HAFIZ, SÜRAHİYLE, ŞARAP İÇMEKTE, MÜFTÜ KADEHLE!

 

295 *

Hatalar bağışlayan, suçlar örten Padişah’ın zamanında Hafız, sürahiyle, şarap içmekte, müftü kadehle!

Sofi, muhtesibi omuzunda şarap testisini götürür görünce tekke bucağından kalkıp geldi, küp dibine oturakodu.

Seher çağı, Pîr-i Mugândan şeyh ve kadının ahvalini, onların Yahudice gizli gizli şarap içişlerini sordum.

Dedi ki: Mahremsin ama bu söz söylenemez. Dilini kıs, sırrı gözet, şarap içmeye bak’

Sâki, bahar geliyor, şarap parası kalmadı. Düşün, taşın, bir çaresini bul… dertten gönlümün kanı coşmakta!

Aşk, müflislik, gençlik ve ilkbahar… artık özrümü kabul et, suçumu kerem eteğiyle ört!

Niceyedek mum gibi dil uzatıp duracak şikâyette bulunacaksın? işte murat pervanesi geldi, çattı; Âşık, sus artık!

Ey suret ve mana Padişahı, senin gibisini ne bir göz görmüştür, ne bir kulak işitmiştir.

Genç bahtın bu ihtiyar feleğin köhne gök hırkasını miras alıncaya kadar sağ ol. Felek yok olsa bile sen yok olma!

Der ahd-ı Padşah-ı hatâbahş-u curm-püş
Hâfız kırâbe-keş şud-u mufti piyâle-nüş

285‏

 

در عهد پادشاه خطابخش جرم پوش

حافظ قرابه کش شد و مفتی پياله نوش

‏         

صوفی ز کنج صومعه با پای خم نشست

تا ديد محتسب که سبو می‌کشد به دوش

احوال شيخ و قاضی و شرب اليهودشان

کردم سال صبحدم از پير می فروش

گفتا نه گفتنيست سخن گر چه محرمی

درکش زبان و پرده نگه دار و می بنوش

ساقی بهار می‌رسد و وجه می‌نماند

فکری بکن که خون دل آمد ز غم به جوش

عشق است و مفلسی و جوانی و نوبهار

عذرم پذير و جرم به ذيل کرم بپوش

 

تا چند همچو شمع زبان آوری کنی

پروانه مراد رسيد ای محب خموش

ای پادشاه صورت و معنی که مثل تو

ناديده هيچ ديده و نشنيده هيچ گوش

 

چندان بمان که خرقه ازرق کند قبول

بخت جوانت از فلک پير ژنده پوش

 

**

‘A

 

SABIR İPLİĞİM GAM MAKASINLA KESİLDİ, ÖYLEYKEN YİNE AŞK ATEŞİNİN İÇİNDE MUM GİBİ GÜLÜP DURMAKTAYIM.

296.

Aşkında vefakârlık göstermede mum gibi güzeller içinde meşhurum. Mum gibi aşk yolunda caniyle, başıyle oynayanların ve rintlerin mahallesinde gecelemekteyim.

* Aydınlığın ateşinde mum gibi ağlayıp duruyorum. Bu yüzden gama tapan gözüme ne gece uyku giriyor, ne gündüz!

Aşkının suyu ve ateşi arasında mum gibi erimeye başlayalı dağa benzeyen sabrım, derdinin eline düştü de mum gibi yumuşadı.

Sabır ipliğim gam makasınla kesildi, öyleyken yine aşk ateşinin içinde mum gibi gülüp durmaktayım.

Kızıl göz yaşlan atım bu kadar hızlı koşmasaydı gizli sırrım, âleme mum gibi apaydın yayılır mıydı?

Mum gibi göz yaşı yağmurları yağdıran bu zayıf ve perişan gönlüm, su ile ateş arasında yine senin hararetli bir âşıkındır,

Âlemi bezeyen yüzün olmadıkça gündüzüm gece gibidir. Aşkım kemalde olduğu halde yine mum gibi noksanın tam içindeyim, günden güne eriyip gidiyorum!

Ey nazenin sevgili, bir gece vaslında beni devlete ulaştır da yurdum, cemalinle mum gibi aydınlansın.

Sabah çağına erişmiş mum gibi senin vuslatına ermek ümidiyle yandım, yakıldım bir nefeslik ömrüm kaldı. Sevgili, yüzünü göster de canımı mum gibi feda edeyim.

Ayrılık gecesi bana bir vuslat habercisi yolla. Yoksa derdinden mum gibi bütün âlemi yakar yandırırım!

Hafız, senin sevgi ateşini öyle bir başına aldı ki… gönül ateşini göz yaşlarımla mum gibi söndürmeme imkân mı var?

Der vefâ-yı ışk-ı hı meşhûr-ı hübânem çu şem’
 Şebnişin-i küy-ı ser-bâzân-u rindanem çu şem’

294‏

 

در وفای عشق تو مشهور خوبانم چو شمع

شب نشين کوی سربازان و رندانم چو شمع

روز و شب خوابم نمی‌آيد به چشم غم پرست

بس که در بيماری هجر تو گريانم چو شمع

رشته صبرم به مقراض غمت ببريده شد

همچنان در آتش مهر تو سوزانم چو شمع

 

گر کميت اشک گلگونم نبودی گرم رو

کی شدی روشن به گيتی راز پنهانم چو شمع

در ميان آب و آتش همچنان سرگرم توست

اين دل زار نزار اشک بارانم چو شمع

 

در شب هجران مرا پروانه وصلی فرست

ور نه از دردت جهانی را بسوزانم چو شمع

بی جمال عالم آرای تو روزم چون شب است

با کمال عشق تو در عين نقصانم چو شمع

 

کوه صبرم نرم شد چون موم در دست غمت

تا در آب و آتش عشقت گدازانم چو شمع

 

همچو صبحم يک نفس باقيست با ديدار تو

چهره بنما دلبرا تا جان برافشانم چو شمع

 

سرفرازم کن شبی از وصل خود ای نازنين

تا منور گردد از ديدارت ايوانم چو شمع

 

آتش مهر تو را حافظ عجب در سر گرفت

آتش دل کی به آب ديده بنشانم چو شمع

**

DÜNYA GÜZELİNİN ZÜLFÜ, BAŞTAN BAŞA TUZAKTIR, BAŞTAN BAŞA HİLE, ÂŞIKLAR, BU İP İÇİN SAVAŞA DÜŞMEZLER.

 

297.

Seher çağı, doğunun mumu, misilsiz yaratılış köşkünün nalvet bucağından görünüp her tarafa şuleler salınca

Felek, ufkun koynundaki aynayı çıkarır.. o aynada kâinatın yüzünü binlerce çeşit olarak gösterir.

Zühre, felek Cemşidinin çalgı odasının köşelerinde ergununa düzen verir, çalmaya başlar.

Çenk, “Şeker nerde, hani?” diye feryada başlar. Kadeh, ‘ Meneden neye gitti, ne oldu?” diye kahkahalarla gülmeye koyulur.

Devranın ahvaline bak da işret kadehini eline al. Çünkü her halde bu durum, durumların en iyisidir.

Dünya güzelinin zülfü, baştan başa tuzaktır, baştan başa hile, Âşıklar, bu ip için savaşa düşmezler.

Cihan faydasını elde etmek ister, âlemde faydalanmak dilersen Padişahın ömrüne dua et. Çünkü o, ihsanlarda bulunan kerem sahibi ve faydalı bir varlıktır.

Ezel lûtfuna mazhar, istek gözünün nura, ilimle ameli bir araya getirmiş olan cihanın cam Şah Şüca’dır.

Bamdâdan ki zi halvet-geh-i kah i ibda’
Şemc-i hâver fukened ber heme etraf şuca’

غزل  293‏

 

بامدادان که ز خلوتگه کاخ ابداع

شمع خاور فکند بر همه اطراف شعاع

 

برکشد آينه از جيب افق چرخ و در آن

بنمايد رخ گيتی به هزاران انواع

در زوايای طربخانه جمشيد فلک

ارغنون ساز کند زهره به آهنگ سماع

 

چنگ در غلغله آيد که کجا شد منکر

جام در قهقهه آيد که کجا شد مناع

 

وضع دوران بنگر ساغر عشرت برگير

که به هر حالتی اين است بهين اوضاع

طره شاهد دنيی همه بند است و فريب

عارفان بر سر اين رشته نجويند نزاع

 

عمر خسرو طلب ار نفع جهان می‌خواهی

که وجوديست عطابخش کريم نفاع

 

مظهر لطف ازل روشنی چشم امل

جامع علم و عمل جان جهان شاه شجاع

**

EVDEKİ ŞARAP BANA YETER, MEYHANE ŞARABIM SUNMA. EY TÖVBE YOLDAŞI, ŞARAP ARKADAŞIM GELDİ. ARTIK SANA ELVEDA!

 

298.t

Şah Şüca’ın ululuğuna, devletine, mevkiine andolsun ki mal ve mevki için kimseyle kavgam, gürültüm yok.

Evdeki şarap bana yeter, meyhane şarabım sunma. Ey tövbe yoldaşı, şarap arkadaşım geldi. Artık sana elveda!

Allah için hırkamı şarapla yıkayın. Çünkü ben bu şahitlikten bir hayır kokusu bile duymuyorum.

Ben muti bir kulum, sen de emrine itaat edilen bir padişah., bu nimete şükrane olarak âşıklara bir bak. Onları bir gör, gözet!

Senin kadehindeki bir yudum şarabın feyzine susamışız, fakat ne küstahlık ediyoruz, ne baş ağrıtıyoruz.

•• Zemane hüneri satın almıyor, ben de de bundan başka bir matah yok. Bu kesat matahla nereye ticarete gideyim?

Taun, Hafız’ın, alnını, yüzünü Şah Şüca’ın ululuk kapısının toprağından ayırmasın!

Kasem be haşmet-u cah-u celal-i Şah Şucâ’
Ki nist bâ kesem ez behr-i mâl-u câh niza’

 

غزل  292‏

 

قسم به حشمت و جاه و جلال شاه شجاع

که نيست با کسم از بهر مال و جاه نزاع

 

شراب خانگيم بس می مغانه بيار

حريف باده رسيد ای رفيق توبه وداع

خدای را به می‌ام شست و شوی خرقه کنيد

که من نمی‌شنوم بوی خير از اين اوضاع

ببين که رقص کنان می‌رود به ناله چنگ

کسی که رخصه نفرمودی استماع سماع

به عاشقان نظری کن به شکر اين نعمت

که من غلام مطيعم تو پادشاه مطاع

 

به فيض جرعه جام تو تشنه‌ايم ولی

نمی‌کنيم دليری نمی‌دهيم صداع

جبين و چهره حافظ خدا جدا مکناد

ز خاک بارگه کبريای شاه شجاع

**

Ğ –

GENÇLİĞİNE, GÜZELLİĞİNE ÖYLE MAĞRURDU Kİ BÜLBÜLÜN GÖNLÜNDEN HABERİ BİLE YOKTU.

 

299.

Seher çağı âşık bülbül gibi dimağıma ilâç bulmak, aklımı tedavi etmek ümidiyle gül bahçesine gittim.

Güzelim gülün cilvesine baktım. Âdeta karanlık gecede apaydın bir çırağa benziyordu.

Gençliğine, güzelliğine öyle mağrurdu ki bülbülün gönlünden haberi bile yoktu.

Güzel nergis hasretle göz yaşlan dökmekte, lâle sevda ile canına, gönlüne yüzlerce dağ vurmaklaydı.

Süsen serzenişle kılıç gibi dilini uzatmış, şekayık gammazlar g:bi ağzını açmıştı.

Gâh şaraba tapanlar gibi eline sürahiyi, gâh sarhoşların sâkisi gibi kadehi alıyordu.

Hafız, neşeli işret âlemini, gençlik çağım gül gibi ganimet bil; elçiye ancak haber vermek düşer!

Seher be buy-ı gülistan demi şudem der bağ
Ki tâ çu bulbul-i bidil kunem ilâc-ı dimağ

295‏

 

سحر به بوی گلستان دمی شدم در باغ

که تا چو بلبل بی‌دل کنم علاج دماغ

به جلوه گل سوری نگاه می‌کردم

که بود در شب تيره به روشنی چو چراغ

چنان به حسن و جوانی خويشتن مغرور

که داشت از دل بلبل هزار گونه فراغ

 

گشاده نرگس رعنا ز حسرت آب از چشم

نهاده لاله ز سودا به جان و دل صد داغ

 

زبان کشيده چو تيغی به سرزنش سوسن

دهان گشاده شقايق چو مردم ايغاغ

 

يکی چو باده پرستان صراحی اندر دست

يکی چو ساقی مستان به کف گرفته اياغ

نشاط و عيش و جوانی چو گل غنيمت دان

که حافظا نبود بر رسول غير بلاغ

**

— F —

ŞİİRLERİM, MACERAMI HER TARAFA GÖTÜRÜR, HER YERDE YAYAR DURUR AMA YİNE BU ÜMİTLERLE DOLU GÖNLÜM, ÂLEMDE KİMSEDEN KEREM ÜMİDİNE DÜŞMEDİ.

 

300.

Talihim yardım eder, sevgiliye ulaşma devletine erer de eteğini elime geçirirsem ne mutlu bana… yok. eğer eteğini vermez de beni öldürürse bu da ne şeref!

Şiirlerim, maceramı her tarafa götürür, her yerde yayar durur ama yine bu ümitlerle dolu gönlüm, âlemde kimseden kerem ümidine düşmedi.

* Sevgilinin kaşı, benim hayalime nasıl olur da meyleder? Kimse bu yayla murat okunu atıp da hedefe eriştirmedi ki.

Taş yürekli güzellerin sevgilisini ne vakte kadar naz u naim ile besleyip durayım? Bu hayırsız oğullar, babalarını anmıyorlar bile.

Ben zahitlik hayaliyle bir bucakta oturmak istiyorum ama şaşılacak şey şu ki her yandan bir muğbece çenk ve defle çıkıp beni benden alıyor.

Kaşlarının büklümünden gönlüme bir açıklık, bir ferah gelmedi gitti. Vah yazıklar olsun, aziz ömür bu eğri hayalle telef oldu!

Zahitlerin hiç bir şeyden haberleri yok; nakış oku, maval okuma. Muhtesib, riya sarhoşudur; şarap sun, korkma!

Şehir sofisine bak, şüpheli lokma yeyip durmada. Bu yemi hoş hayvanın kuskunu sırtından eksik olmasın!-

Hafız, eğer Ehlibeyt yoluna doğrulukla ayak basarsan Necef Şahnesi’nin himmeti, yoluna kılavuz olur.

 

Tâli’ eğer meded dehed dâmeneş âverem bekef
Ver bikeşem zihi tarab ver bikuşed zihi şaref

296‏

 

طالع اگر مدد دهد دامنش آورم به کف

گر بکشم زهی طرب ور بکشد زهی شرف

طرف کرم ز کس نبست اين دل پراميد من

گر چه سخن همی‌برد قصه من به هر طرف

از خم ابروی توام هيچ گشايشی نشد

وه که در اين خيال کج عمر عزيز شد تلف

 

ابروی دوست کی شود دست کش خيال من

کس نزده‌ست از اين کمان تير مراد بر هدف

 

چند به ناز پرورم مهر بتان سنگ دل

ياد پدر نمی‌کنند اين پسران ناخلف

من به خيال زاهدی گوشه نشين و طرفه آنک

مغبچه‌ای ز هر طرف می‌زندم به چنگ و دف

بی خبرند زاهدان نقش بخوان و لا تقل

مست رياست محتسب باده بده و لا تخف

 

صوفی شهر بين که چون لقمه شبهه می‌خورد

پاردمش دراز باد آن حيوان خوش علف

 

حافظ اگر قدم زنی در ره خاندان به صدق

بدرقه رهت شود همت شحنه نجف

 

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s